Bir Türk Gencinin Ata'ya Hitabesi ..

Konu 'Gençliğin Ata'ya Cevabı' bölümünde `☆мiśśiśєℓℓά☆` tarafından paylaşıldı.

  1. `☆мiśśiśєℓℓά☆`

    `☆мiśśiśєℓℓά☆` Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Eylül 2008
    Mesajlar:
    826
    Beğenileri:
    489
    Ödül Puanları:
    16

    Sevgili atam;
    Sana bu hitabeyi 33 yaşına girmiş, gelecek güzel günlerden çoktan umut kesmiş, temel eğitimini tamamlamış, ve ancak şimdilerde seni tanıyabilmeye başlayan, Türk istikbalinin evlatlarından biri olarak yazıyorum.
    Seni ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlarım.
    İlkokul birdim. Miniciktim.
    Elimde beslenme çantam, önlüğümün cebinde annemin sevgisi, sınıfımda bilim öğrenecektim.
    Karatahtanın dört parmak üzerine ortalanmış çerçevenin içinden bana bakıyordun, bakışların keskindi.
    Abc'den sonra ilk öğrendiğimdin; Mustafa Kemal'din. Çocuktum...
    Bana, bize, tüm dünya çocuklarına bayram armağan etmiştin. Armağanını, uygun adım sol-sağ-sol sol-sağ-sol kutladık...
    Kaçımızın ayağı su toplamıştı, kaçımız bayılmıştık...
    Biz bayramlarda ağlayan çocuklardık.
    (ne zaman salıncakta sallanan fotoğrafını görsem, geçen 23 nisanlara yanarım.)
    Ortaokul ve lisede hep seni anlattılar bana...
    Dünyaya ancak yüz yılda bir gelen dahiydin...
    Şahin bakışların vardı, hürriyete aşıktın...
    En azılı düşmanlarına karşı bile merhametliydin ama savaş meydanlarında karşında kimse duramazdı. Aslandın, kaplandın, kartaldın, panterdin...
    Özgür geleceklere açılan pencereydin.
    Sözün özü benim sevgili Atam;
    Kodumu oturtan milli eğiticiler böyle anlatmışlardı.
    Beni milli bir şekilde eğitenler, failatün, failatün, failatün, failün ölçü sistemini, Niagara Şelalesi'nin yükseklik ve debisini, yes, it is a pencil demesini, **** İbrahim'in küpesini;
    bir bir kafama yerleştirdiler de; bana senin insan yönünü anlatmadılar.
    Sigara tiryakisi olduğunu, rakı içtiğini, aşık olduğunu, evlendiğini, boşandığını, kim bilir kaç geceler savaş meydanlarında cesetlere bakıp, için için ağladığını, özlemlerini, hasretlerini, geleceği kazanmaya dair fikirlerini anlatmadılar.
    Bana, bize, tüm dünya gençlerine bayram armağan etmiştin.
    Armağanını, uygun adım sol-sağ-sol sol-sağ-sol kutladık...
    Kaçımızın ayağı su toplamıştı.
    Kaçımız kıçına yediği sopa yüzünden altına işemiştik.
    Biz bayramlarda bunalan gençlerdik.
    (ne zaman baloda smokinli fotoğrafını görsem, 19 mayıslara yanarım.)
    Bir yandan; heykellerini diktik, dağa-taşa siluetlerini çizdik, her kitaba, her yazıya mutlaka senden alıntılar yerleştirdik.
    Bir yandan; her işin kolayına kaçtık, ticarette kazık attık, üretim yerine kopyaladık, bilim adamlarını sindirdik, aydınları yargıladık, yoktan yere nice vatan hainleri ürettik, çoktan yere nice amaçsız gençler yetiştirdik.
    Zeki, çevik ve aynı zamanda düzenciydik.
    Eğitimi siyasete kurban verdik, ekonomiyi siyasete kurban verdik, aydınlık olması gereken gelecekleri siyasete kurban verdik.
    Varlığımız siyasi emellere armağan oldu...
    Benim biricik Atam;
    Biz Demokles'in kılıcını sapından değil keskin yanından tutmayı marifet bildik.
    Senin ruhunu gıdım gıdım içtik,
    tükettik...
    tükettik...
    tükettik...
    Dedemden babama, babamdan bana politikacı tabiriyle 'enkaz devralmış' bulunmaktayız.
    Bu gidişle biz, çocuklarımıza devredecek enkaz bile bulamayacağız...
    Türk'tük, doğruyduk, çalışkanlığımız şüpheli; birinci vazifemiz; Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek, ülkümüz; yükselmek, ileri gitmekti...
    Uzun bir yoldu...
    Yorucu ve yıpratıcıydı...
    Adidas'larımız eskidi, McDonalds'ta mola verdik. Belki de 'bir Türk dünyaya bedeldir' deyişini biz 'her Türk dünyaya bedeldir' anladığımız için emanetini, 1 milyon beş yüz seksen bin kat küçültmeyi becerdik...
    Verdiğin en önemli görev:
    Bu ahval ve şeriat içinde dahi vazifem Türk istiklalini ve Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir, bilirim. Muhtaç olduğum kudretin, sana güvenimde mevcut olduğunu belirtir, ellerinden hasretle öperim...

    Baştan sonuna kadar okuyanlara teşekkürler sizler gerçek bir Atatürkçüsünüz bence ..

    Yer: Türkiye
    Yıl: 1938
    Saat: 09.05
    Atatürk ölüyor aradan onlarca yıl geçiyor.

    Yıl: 2007
    Atatürk tekrar dünyaya geliyor... Doğruca meclise gidiyor, memleket nasıl yönetiliyor görmek için...
    Meclis kapısında cumhurbaşkanı, başbakan, devlet bakanları karşılıyorlar.
    Salonda en öne oturtuyorlar ve o günkü ülke soruları tartışılıyor...
    Oturum bitiyor, Atatürk’ü meclis lokantasına götürüyorlar, yemekten sonra otele götürüp yatırıyorlar....
    Ertesi sabah otelden almaya gidiyorlar, Atatürk’ün odası bomboş..!!
    Ve masanın üzerinde bir kağıda yazılmış şu sözler var:
    'Efendiler...
    Ben İstanbul’a gidiyorum, oradan bir vapura binip tekrar Samsun’a çıkacağım.
    Çünkü, bu ülkenin bir Kurtuluş Savaşı’na daha ihtiyacı var...'

    .
    .
    .
    .


    Sen bir Türk evladısın...
    ve
    Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur!!!

    Ne mutlu Türk'üm diyene!!!
  2. PisLick..

    PisLick.. Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2009
    Mesajlar:
    77
    Beğenileri:
    50
    Ödül Puanları:
    0
    Harika. Sağol.
  3. mutluprenses

    mutluprenses Üye

    Katılım:
    22 Ekim 2009
    Mesajlar:
    386
    Beğenileri:
    58
    Ödül Puanları:
    0

Sayfayı Paylaş