Bir Yaşlı Adımın yaşam öyküsü ile ilgili kompozisyon yazarmısınız

Konu 'Dil ve Anlatım 10. Sınıf' bölümünde zaragonda tarafından paylaşıldı.

  1. zaragonda

    zaragonda Üye

    Katılım:
    8 Ocak 2011
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    :confused::confused::confused:Bir Yaşlı Adamın yaşam öyküsü ile ilgili kompozisyon yazarmısınız veya yardımcı olabilirmisiniz şimdiden teşekkürrler :confused::confused::confused:
  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    bunu bulabildim :)
    Adam yaşlı adam (şiirsel deneme gerçek hayat hikayesi)

    Bir adam tanımıştım
    O adam, yaşlımı yaşlı bir adam.
    Üstü başı eskimiş, eskidende eski
    Yani adam,
    Adam gibi bir adam
    ama ihtiyar bir adam.

    Beyoğlu’nun arka sokaklarından birinde
    şimdilerde ismi ıspanak kahve olan.
    O zamanlar koskoca avluda küçük bir cay ocağı,
    Yasef bal oğlunun marangoz hanesi.
    Birde Gobris’ in ayakkabı imalathanesi vardı.

    Çay ocağı servisini genellikle esnafa yapardı;
    Yedi yüz senelik olduğu söylenilen, eskimi eski bir bina
    ve koskoca avlusu.
    İçeri baktığımda;
    İki masa, iki ayrı grup oturmuş sohbet ediyordu.
    Diğer tarafta; yaşlımı yaşlı bir adam,
    Bir şeylerle uğraşıyordu
    Dikkatimi çekti
    Bakınca.
    Mekân sahibi Ali Bey;
    Bu adam yetmiş yaşında
    Ama adam yüz yaşındaki bir adam gibi yaşlı duruyordu.
    Çocukken İstanbul’ a getirilmiş,
    Bir daha da memleketine dönememiş
    Marangozhanede boğaz tokluğuna
    Getir götür işleri.
    Burada yaşayan insanların yardımlarıyla ayakta duruyor.
    Her gün gelirken iki şey yanında olurmuş; bir boş poşet,
    birde sefer tasındaki azığı.
    Poşetiyle her akşam eve odun götürür.
    Ev dediysek kendi evi değil yaşadığı eve
    kardeşinin kızının evi
    Bir tek akrabası o.
    Üstelik hiç evlenmemiş.
    Sahipsiz parasız oluşundan olsa gerek.
    Gözlerinden biri hiç görmüyor, diğeriyse çok az görüyor
    Ve bu adam;
    Bir avuç toprakla uğraşıyordu.
    Dikkatlice bakınca betondaki çatlaktan çıkan bir otun etrafına
    Toprakla set yapıyordu.
    Üç yüz metrekarelik bir alanda iki santimlik bir ot!
    Bunun dışında bir tek bitki dahi yok.
    Çay ocağından getirdiği suyu otun köküne döküyor;
    Düşünün iki santimetrelik bir otu
    O görmeyen gözleriyle nasıl bulmuştu?
    Nasıl görmüştü?
    İki minnacık yaprak incecik bir sap
    üstelik adam çok yaşlı.
    Ağzında dişleri yok,
    Kulakları çok ağır
    Ayrı sılasına toprağına taşına
    iki santimde olsa ot.
    Hasret yaşadı ona.
    O adam,
    Yaşlı adam.
    “ Merhaba amca ne yapıyorsun? ”
    dediğimde
    Başını kaldırıp;
    Garip’ garip bakmaya çalıştı.
    Beni görmek istemişti.
    O az gören gözleri
    Yüzünde çocuksu bir ifade!
    Masumca birazda gururlu ama buruk:
    “ Hiçbir şey ” dedi.
    Bakışları,
    Beton duvarda düğümlenip kalmıştı öylece.
    Çok şeyler bir anda aklından geçmişti, biliyorum.
    Ama hiçbir zaman aklından geçenleri bilemeyecek kimse.
    Yaşamış olduğu acılar sanki yüzünde donup kalmıştı.
    Hep yüzündeydi öyle kalakaldı.
    O adam yaşlı adam;
    Resmetmek isterdim,
    Onun hüznünü,
    Onun sevdasını,
    Onun özlemini,
    Acısını.
    Hep içimde kaldı neden?
    Neden çizemedim bu hüznü, bu gururlu hasreti.
    Çünkü o yaşlı adam gözlerinde, yüzünde, ellerinin üstünde,
    Her yerinde.
    Görmek istemediğim
    Beyoğlu’nun arka sokakları, arka avluları
    Anadolu’nun ön yüzüydü.
    O adam,
    Yaşlı adam.
    Beyoğlu’na her gittiğimde aklıma gelir
    O adam yaşlı adam neler yapıyor
    Nerelerde?
    Yine bir gün o adam yaşlı adam
    “ Nerede? ” diye sorduğumda;
    İsminin Rıfat olduğunu o gün öğrendim.
    O yaşlı adamın
    Bir hafta önce vefat ettiğini söylediler.
    Cenazesini eski patronu ve esnaf komşuları kaldırmış
    Ali bey köy civarında bir mezarlığa götürmüşler.
    O adam,
    Yaşlı adam.
    Sabah kalkmış yine bey oğluna gelmek üzere,
    Kanepenin üstünde bir elinde sefer tası bir elinde boş poşeti;
    Öyle kala kalmış.
    Ağlayan kimsesi de yokmuş mezarı başında
    Öldüğünde yetmişinde saf tertemiz bir adam!
    Onca yaşanılanlara rağmen acısını içine gömmüş.
    Yokluğunu yoksulluğunu kimsesizliğini paylaşmamış
    Veya paylaşmamış.

    O adam,
    Yaşlı adam.
    O adam yeşile,
    O adam ağaca,
    O adam doğaya,
    O adam eşe, dosta, akrabaya,
    Anaya, babaya, kardeşe,
    Aşka hasret.
    O adam,
    Yaşlı adam.
    Sevgiye hasret,
    Sevmeye hasret,
    Yapamadıklarına, yaşayamadıklarına hasret…

    Alirıza Aslan

  3. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    yaşlı adamın aşkı

    Mahkeme salonunda seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışlarını süzüyordu. Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi:

    'Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun?'

    Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı:

    'Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan...'

    Sonra uzunca bir sessizlik hâkim oldu mahkeme salonunda. Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı; kadın neler diyecekti... Herkes onu dinliyordu... Yaşlı kadın gözleri dolu dolu devam etti:

    'Bizim çok sevdiğim bir sedef çiçeğimiz vardı. O bilmez... 50 yıl önceydi. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı; onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla suluyacağım onu diye. İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben suluyayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar. O gece takatim kesilmiş, uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim. Ondan hiçbirşey göremedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederem.'

    Hakim, yaşlı adama dönerek;

    'Diyeceğin bir şey var mı baba?' dedi.

    Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye. O ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi:

    'Askerliğimi, Reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadimemi de orada tanıdım, sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. O çiçeklerle doludur bahçesi. İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi. Hekimi pek
    dinlemedi bizim hatun, lafım geçmedi. O günlerde tesadüf bu, çiçek kurudu. Ben ona 'gece sularsan geçer' dedim. Adak dilettim. Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim. O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece o çiçek ben oldum sanki.' dedi adam, o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle. 'Her gece o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu
    boşalttım. Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey. Geçen gece de yaşlılık ben de uyanamadım. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım. Sesimi çıkartamadım...'

    O an Mahkeme salonunda herşey sustu...

  4. zaragonda

    zaragonda Üye

    Katılım:
    8 Ocak 2011
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    teşekkür edirim arkadaşım işe yaradı a.e.olun

Sayfayı Paylaş