Bir yokluğun bedeli...

Konu 'Bilgi Köşesi' bölümünde ecenaz tarafından paylaşıldı.

  1. ecenaz

    ecenaz Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2008
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    7
    Ödül Puanları:
    0

    BİR YOKLUĞUN BEDELİ


    Çöp kutusunu kendine çekip, içine doğru binbir öfkeyle buruşturup attığı o son kağıdı aramaya başlamıştı. Gözyaşları çenesine ulaşmış, üzerinden geçtiği dudaklarını kaşındırıyordu artık. Yorgun parmaklarıyla yanaklarını temzlerken bile aklı o son kağıttaydı. Farkında olmadan kurtuluşunu gömdüğü bu çöp kutusunun tabanında yeni bir hayat bulmanın telaşı vardı ellerinde. Aklına ilk karşılaştıkları saatler geliyordu, derken gittiği saniyeler...

    Bir an durakladı genç kız! Derin bir nefesle temizledi içini. Gözlerini, rüzgarın dalgalandırdığı perdenin altında unutulan pencereye doğru umutla uzattı. Katlayıp üzerine oturduğu bacaklarının acıdığını yeni hissediyordu. Usulca ayağa kalktı. Pencereye kadar küçük adımlarla ve korkuyla taşıdı cesedini. Kollarını pencerenin iki yanına destekleyip bedenini askıya aldı. Uzaklara bırakmıştı gözlerini. Gördüğü bir hiçti! İnsanlar, binalar, arabalar, sokak lambaları, boş banklar ve içinden sonsuzluğuna doğru uzanan yollar...

    -Allah kahretsin, dedi genç kız. -Sensiz şu hayatın hiçbir anlamı yok, diye mırıldandı kendine. Onu kaybettiği günden bu güne kadar, aklıyla ruhunun yerinde durması için koma halinde tuttuğu kalbi duymamalıydı bunu. Kimse söylememeliydi bunu gönlüne. Her yönüyle eksilen aklı karışmıştı genç kızın. Bir insan bir insanı bu kadar bağlayabilir miydi derdine? Bu kadar onda kalabilir miydi ve bu kadar yabancılaşır mıydı kendine?

    -Sevmek dedi genç kız, -Sevmek oyokken ve gittmişken ve bırakmışken hala neden, hala niye? Aklından geçen cümleler sinirlerini iyicene bozmuştu genç kızın. Sırtını dünyaya dönmenin vakti gelmişti artık. Döndü genç kız. Hızlı adımlarla çöp kutusuna attı cesedini. **ü avuçlarıyla aramaya yeniden başlamıştı. Son kağıdı sıkıcana tuttu ellerinde. Aradığını bulmuştu artık! İçinden geçen hadiseler tüketmişti sözlerinde ve panzehirdi artık dudaktaki kafiyeler... Yanaklarında biriken yaşlara son kez uzanan parmakları ve titredikçe çözülen kelimeler...:

    ---Gittiğinden beri bu kaçıncı karanlık? Anlamıyorum! Ya sabah olmadı, yada güneş doğmadı!... Aydınlığın varda sevgili, bunu ben mi bilmiyorum? Söylesene sevgili; çok mu erken yaşıyorum dersin? Yoksa geç mi kalıyorum? Bak varlığına beş kala yine tükendi umutlar. Bıktım artık sevgili, yanıldım, tükendim, yenildim işte oynamıyorum! Ve ey hayat duy beni, hayat bul beni yeniden! Onda kalsın umutlar, onda kalsın yarınlar... Hayat doğ beni yeniden, hasretinden ölüyorum...

    Gülümsedi genç kız. Ruhundaki yaşlar kurumuştu, titremiyordu artık bedeni. Saçında duran aklar kaldı geriye ve ışıldayan gözleri... Sonra; hasretiyle tutuşmuş bir parça kağıt vardı ellerinde ve yokluğun be****...

Sayfayı Paylaş