bireyin Devlet karşısındaki Haklarının Tarihsel Gelişimi

Konu 'Din Kültürü 10. Sınıf' bölümünde By.Ugurcan tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. By.Ugurcan

    By.Ugurcan Üye

    Katılım:
    10 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Bireyin devlet karşısındaki hakların tarihsel gelişimini anlat.

    Bu sorunun cevabını verbilir misiniz , şimdiden teşekkürler .
    Son düzenleyen: Moderatör: 28 Şubat 2009
  2. harunresıt

    harunresıt Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Demokrası kıtabının 12 sayfasında ınsan hakları ve temel haklar baslıgı altında yazıyor...
  3. MaKeaTyTtö!

    MaKeaTyTtö! Üye

    Katılım:
    9 Kasım 2007
    Mesajlar:
    665
    Beğenileri:
    17
    Ödül Puanları:
    16
    İNSAN HAKLARI KAVRAMI VE TARİHSEL GELİŞİMİ

    Mustafa ÖZKAVAK§
    Murat DÖNMEZ§§



    Giriş

    Halk arasında anlatılan güzel bir çömlek hikayesi vardır. Bu hikayeye göre, bir çömlek ustası çırağına bütün hünerlerini öğretmiş, yalnızca çömlekteki havayı çıkarmak için bir ince kamışla “püf” demek (üflemek) gerektiğini öğretmemiş. Ustasından her şeyi öğrendiğini sanan çırak, ustasının dükkanının karşısına kendi dükkanını açmış. Ne var ki fırına sürdüğü bütün çömlekler çatlıyormuş. Bir türlü sağlam çömlek yapamayan çırak iflas ettikten sonra anlamış ki işin püf noktası; çömleği fırına sürmeden önce çömleğin içindeki havanın boşaltılması için “püf” denmesi gerekiyormuş. Bernard Shaw’ın deyimiyle “layık olduğumuzdan daha iyi yönetilemeyeceğimiz garantisi” olan demokrasinin de püf noktası, insan haklarıdır. Zaten demokrasinin gelişimine bakacak olursak insan hakları mücadelelerinin sonucu geliştiğini görürüz. Bu anlamda demokrasi ve insan hakları birbirinin olmazsa olmaz koşullarındandır. Bir başka anlatımla demokrasi çömleği yapmak isteyen her usta bu çömleğin püf noktasının insan hakları olduğunu bilmek zorundadır.

    Soyut Anlamda İnsan Hakları

    İnsan Hakları, hem Anayasa, hem Uluslararası Hukuk kavramlarıdır. İnsan Hakları deyimi geniş kapsamlıdır; bir yandan insanların haklarının devlet organlarına karşı korunmasını, diğer yandan da çok boyutlu olan insan kişiliğinin geliştirilmesini içerir. İnsan deyimi ile kimi kez tüm insanlara tanınması gereken haklar anlatılmak istenir. Buna “Soyut Anlamda İnsan Hakları “da denir. Bu anlamda insan hakları “olanı” değil “olması gerekeni” gösterir

    Hür Ve Demokratik Toplumlarda İnsan Hakları Kavramı

    Hür ve demokratik toplumlarda kişilere tanınan haklar ve hürriyetler çeşitli terimlerle adlandırılmaktadır. Bu konuda “ferdi haklar” (kişi hakları) veya “ferdi hürriyetler” (Kişi hürriyetleri), “insan hakları”, “Temel Haklar” ve “Kamu Hürriyetleri” terimlerinin kullanıldığını görüyoruz.

    İnsan hakları kavramı, insanlığın belli bir gelişme döneminde kurumsal olarak bütün insanlara tanınması gereken haklar listesini belirtir. Bu ideal liste, çeşitli ülkelerde, değişik ölçülerde değer kazanmış ve uygulama alanına girmiş olabilir. Fakat, “İnsan Hakları” denilince, genel olarak, daha çok “olması gereken” alanında kalan veya yalnız platonik bildirilere geçen bir “ulaşılacak hedefler programı” akla gelir.[4] İnsan hakları olgusunda önemli olan konunun kurumsal alanda kendini belli etmesi değil, bir siyasal ve hukuksal örgüt içerisinde gerçekleşme olanağı bulmasıdır. Şahısların sahip oldukları haklar bulunmaktadır. İnsan hakları, insanların doğmadan önce sahip bulunduğu, vazgeçilmeyen ve değerler sisteminde en üst sırada yer alan temel haklardır. Devlet, suçun mağduru ve zanlı hepsi ortada bulunan suç fiilinin ayaklarını oluşturduğunu düşünürsek, hepsinin yetkileri ve hakları dengeli ve orantılı bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Devlet ve onu temsil eden güçlere aşırı yetki verilmesi sakıncalı olur. Sanığa verilecek tek taraflı haklar da yanlış olacaktır. Çünkü mağdurun hakkı böylelikle engellenecek ve korunamaz hale gelecektir.

    İnsan hakları olgusunda önemli olan konunun kurumsal alanda kendini belli etmesi değil, bir siyasal ve hukuksal örgüt içerisinde gerçekleşme olanağı bulmasıdır.

    “Kamu Hürriyetleri” bu ideal programın gerçekleşmiş kısmıdır. Daha açık bir deyişle kamu hürriyetleri, insan haklarının devlet tarafından tanınmış ve pozitif hukuka girmiş olan bölümünü ifade eder. Belli haklar ve hürriyetler, anayasa ve kanunlar tarafından düzenlenmiş, sınırları belirtilmiş ve böylece kişiler pratik olarak kullanılma imkanları sağlanmıştır.

    “Kamu”, bir devletle yaşayan insan topluluğunun bütünüdür. “Kamuya ait” demekle, istisnasız toplumun tamamı ve onunu bütün bireylerine ait olması kastedilir. Kamunun içine, bütün topluluğu yöneten devlet gücü ile onun bireyin sahip olduğu haklar girer.[8] Bunlara “kamu” hürriyetleri denmesi, sadece bir sınıfa veya zümreye değil, fakat istisnasız olarak herkese (kamuya) tanınmış olmasından ve dolayısıyla fert devlet ilişkilerini düzenleyen kamu hukukunun bir kolunu teşkil etmesindendir. Son zamanlarda, “kamu hürriyetleri” karşılığında “Temel Haklar” teriminin de sık sık kullanıldığı görülmektedir.

    Yüce’ye göre, “1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” ile yayılıp yerleşen “insan hakları” bugün özellikle Türk-Alman Anayasa Hukukunda “temel haklar” terimi ile anlatılmaktadır.

    Öğretide “temel haklar” kavramının tanımı üzerinde görüş birliği olmasa da yazarların çoğunca “temel haklar” kavramının pozitif hukuk kaynaklı bir kavram olduğu ifade edilmektedir.

    Tanımlardan da anlaşılacağı gibi insanların sahip olduğu birtakım haklarının bulunduğu ve bu hakların kullanımını hiçbir kimsenin ve gücün engelleyemeyeceğidir.



    Demokrasi İle Genel Olarak İnsan Hakları Ve Özel Olarak Da İnsan Hakları Eğitimi

    Demokrasi ile genel olarak insan hakları ve özel olarak da insan hakları eğitimi, birbirinin “onsuz olmaz” koşulunu oluşturur; birinin gerçekten varlığı ötekine bağlıdır.İnsan hakları eğitimi, demokrasiyi yerleştirmenin, korumanın ve güçlendirerek yaşatmanın, onu her koşulda yaşatma bilinç ve karanlığa erişmiş yurttaşlarla güvenceye almanın ön koşuludur anlatımında bulunur. İnsan Hakları kavramı birbirlerine çok yakın ve genellikle doğrudan bağlantılıdırlar. Bir siyasal rejim olarak demokrasi, insan hakları ise, doktrin olarak demokrasiler çağlar boyunca süregelen ve günümüzde daha ileri aşamada sürdürülen insan hakları düşüncesinin temelleri üzerinde doğmuşlar ve zamanla yükselerek çağımızın ileri rejimleri düzeyine gelmişlerdir. İnsan hakları düşüncesi nasıl ki, demokrasilerin düşünsel temelini oluşturmakta ve genel çerçevesini çizmekte ise, demokrasiler de insana ve insanlığa bağlı temel hakların gerçekleştirildiği ve güvence altına alındığı siyasal düzenleri ve yönetim biçimlerini sergilemektedir.

    Ulusal İnsan Hakları, devlet ile insanlar/vatandaşlar arasında bir sözleşme ya da anlaşmanın parçası olarak görülebilir. Uluslararası insan hakları için üç katmanlı, üç yapılı bir dünya bağlamı gereklidir. Bireyler, devletler ve devlet toplulukları/ örgütleri bu özel toplumsal yapı ortaçağın sona ermesinden sonra yavaş yavaş meydana gelmiştir.

    İnsan Hakları Ve Çeşitli Disiplinler

    İnsan Hakları, çeşitli disiplinler tarafından ele alınmaktadır. Sadece bir hukuk meselesi değildir. Etik, felsefi, sosyolojik, tarihi yaklaşımlar, dini yaklaşımlar İnsan Hakları konusunu ele almaktadır. Ancak bunların içinde hukuki yaklaşım hukuk terimleri kullanılarak yapılan açıklamalar uygulaması olduğu için, mahkemeler bu tür kuralları tatbik ettiği için, çok büyük önem taşımaktadır.

    Sonuç

    İnsan Hakları, bir kez belirlenip herkes tarafından benimsenen, oluşmuş ve bitmiş kavramlarla içeriği değişen ve zenginleşen bir kavramdır. İnsan haklarının gelişim sürecine bakıldığında, bu hakların ilk ortaya atıldığı dönemde, devleti ahlaki bir ilke ile sınırlandırmayı ve bu suretle bireylere, devletin dokunamayacağı özgürlük alanlarına oluşturmayı amaçladığı görülecektir. Günümüzde bir bütün halinde toplumsal yaşamı düzenleyen siyasal rejimlerin ve hukuki düzenlerin meşruluk kaynağı olarak uygulanan insan hakları, insanın sırf insan olması nedeniyle sahip olduğu sorusunun cevabı da aynı kısalıktadır. Her insan bunları içinde hissettiği için bilir. Bu tanım biçimi doğal hukuk yaklaşımıdır. Kim tarafından konulduğu bilinmeyen “doğal” olan, tanım gereği duyulmayan bu haklar “insan kadar eski” sayılır.

    İnsan Hakları kavramının herkes tarafından kabul edilen bir tanımı yoktur. Türkçe kitaplar ‘kamu hürriyetleri’, ‘temel haklar’, ‘vatandaş hakları’ hep aynı anlamda birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Çeşitli tanımlarda ortak noktaları belirten bir tanım verecek olursak; “Kişilerin insan olmakla doğuştan sahip oldukları siyasal iktidar karşısında cins, yaş, inanç ve düşünce farkı gözetilmeksizin eşit oldukları devredilemez haklardır” diyebiliriz. Bu haklar hemen hemen her ülkede bulunan kanun önünde eşitlik, yaşama hakkı, özgürlük hakkı ve mülkiyet hakkı gibi temel haklardır. İnsan hakları öyle kutsal bir kavram ki, neredeyse bütün devletler ve devlet adamları meşruiyetlerini bu kavrama sadakatlerini açıklayarak korumak eğilimindedirler
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş