Böbrek Sağlığı ve Hastalıkları

Konu 'Sağlıklı Yaşam' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113





    Böbrek Sağlığı ve Hastalıkları

    Böbrekler bel omurunun her iki yanında yer alırlar. Erkeklerdeki ağırlığı 125-170 gr, kadınlarda 115-155 gr arasında değişir. Boyu 11-12 cm, kalınlığı 2,5-3 cm, eni 5-7,5cm'dir.
    Böbreklerin başlıca iki işlevi vardır:
    1- Vücutta metabolizma soncu oluşan zararlı ürünlerin atılmasını sağlar.
    2- Vücut sıvılarının içerdiği maddelerin pek çoğunun yoğunluğunu kontral ederler. Bu sayede vücudun su, tuz, asit, ürela kan yapımı, kemik gelişmesi ve kan basıncının düzenlenmesini sağlarlar. Vücudun tüm organ sistemleri arasında düzenli çalışmasını ayarlarlar.


    Her iki böbrek birlikte yaklaşık olarak 2.400.000 nefron ihtiva ederler. Nefron kanın süzüldüğü glomerül ve devamı olan tüplerden oluşur. Nefronun asıl görevi kanın böbrekerden geçişi esnasında içindeki istenmeyen maddeleri temizlemektir.
    Temizlenmesi gereken maddeler özellikle üre, kreatinin, ürik asit gibi metabolizmanın son ürünleridir. Ayrıca Sodyum, Potasyum, Klor gibi iyonların gerektiğinden fazlası uzaklaştırılır.
    Kan gromerül içinden geçerken önemli bir kısmı nefron tüpleri içine süzülür. Bu süzüntü içinde vücut için gerekli olanlar emilirler (suyun büyük bir kısmı, aminoasitler, glukoz, vitaminler) istenmeyen maddelerin bir kısmıda tüp içine salgılanır. Bu sızıntı, kırmızı kan hücresi ve protein ihtiva etmez. Süzülme, geri emilim ve salgılınım işlemleri sonunda nefronda oluşan idrar toplayıcı kanallara, böbrek papillalarına ve üreterlere boşalır.
    Sağlıklı tek böbrek vücudun tüm gereksinimini karşılayabilir. Kreatinin klerinsi böbrek çalışmasının iyi bir göstergesidir. Günlük idrar miktarı, kreatinin kan ve idrardaki yoğunluğu ölçülerek hesaplanır.



  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Hipertansiyon ve Böbrek Hastalığı







    Hazırlayan: Dr. Şekip Altunkan
    İç Hastalıkları Uzmanı

    Yüksek kan basıncı toplumda önemli bir sağlık sorunudur. Vücutta oluşturduğu tahribat nedeniyle kişi ve toplum için önemli sorunlar oluşturmaktadır. Günümüzde kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden birisidir. Ayrıca kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve beyin kanamalarının nedenlerinin başında gelir. Bu duruma rağmen hastalar yüksek tansiyona pek önem vermezler. Hipertansiyon sinsi bir hastalıktır ve çoğu zaman vücuttaki tahribatını belirti vermeden gerçekleştirir. Tedavisi tüm hayat boyunca devam eder ve yakın takibi gerektirir.
    Kan basıncı, damar içinde dolaşan kanın dağılıp toplanmasını sağlayan bir mekanizmadır ve oluşmasında birçok faktör rol oynar. Kan basıncını, esas itibariyle kanı iten güç (kalp) ve bu gücün karşılaştı~ı direnç oluşturur. Kalbin oluşturduğu atım hacmi sistolik (büyük) tansiyon, direnç ise diyastolik (küçük) tansiyonu meydana getirir.
    Hipertansiyonun tanımlanmasında ve tahribatını derecelendirilmesinde bazı testler yapmak gerekir. Bu testler hemen her laboratuar ve klinikte yapılabilir. Kısaca belirtilirse her hipertarısiyonlu hastaya, kan sayımı sedimarıtasyon, idrar, EKG, akciğer grafisi, açlık kan şekeri, üre, kreatinin, kollesterol, trigliserit, HDL, LDL, ürik asit, potasyum, kalsiyum, ultrasonografi gibi testleri uygulayıp, takibini bu duruma göre planlamak gereklidir.
    BÖBREK VE KAN BASINCI
    Yüksek tansiyonun nedenlerinin en başında böbrek hastalıkları gelir. Bu hastalıklar, ya böbreği ilgilendiren nefrit, kist, tümör, taş vb. olabildiği gibi, damarlardaki bir daralma veya böbrek üstü bezinin hastalıkları ile ilgili olabilir. Her yüksek tansiyonlu hastada yapılabilecek bir idrar tahlili, üre ve kreatinin tayini veya böbrek ultrasonografisi ile bu hastalıkların önemli bir kısmına teşhis konulabilir.
    Hipertansiyonun en önemli hedef organlarından birisi böbreklerdir. Esansiyel olarak adlandırdığımız nedeni belli olmayan yüksek tansiyonlu hastaların, eğer tedavi edilmezlerse, %15'i böbrek yetmezliğinden vefat eder. Ayrıca henüz dializ uygulanmayan kronik böbrek hastalarının tansiyonu kontrol altına alınmazsa; hastalıkları daha hızlı ilerler.
    Bilindiği gibi, böbrek hastalarında koroner kalp hastalığı ihtimali normale göre yüksektir. Kontrolsüz hipertansiyon bu ihtimali daha da arttırır. Yapılan çalışmalar, yüksek kan basıncının kontrolü ile böbrek hastalarında kalp komplikasyonlarının azaldığını göstermiştir.
    TEDAVİ
    Böbrek hastalarında kan basıncındaki hedef 140/90 mmHg'nın altına düşürmektir. Böbrek hastalığı ile birlikte hipertansiyon varsa bunun en önemli nedeni sıvı fazlalığıdır ve hastaların önemli bir kısmında tuz kısıtlaması ve idrar çoğaltıcı ilaçlar verilerek tedavi sağlanabilir. Bazı hastalarda ise kanlarında renin olarak adlandırılan bir hormon hipertansiyonun rıeden olabilir. Bu hastalar tedaviye dirençlidir ve renin seviyesini azaltacak ilaçlar kullanılabilir.
    Tüm tıbbi tedavi ve tuz kısıtlamasına karşın eğer yüksek tansiyon kontrol edilemezse ve böbrek bozukluğu hızla ilerlerse, tedaviye yardımcı olmak amacıyla seyrek olarak hemodialize alınarak hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir.
    Kronik böbrek hastalığında hipertansiyon ve kan yağ oranlarındaki anormallikler damar sertliğine bağlı kalp hastalıklarının en önemli nedenlerindendir. Eğer sigara içiliyorsa bu risk daha da artar. Bu hastalar sigarayı bırakmalı ve kan yağ oranları da normale getirilmelidir.
    Dializ uygulanan böbrek hastalarında su alımındaki fazlalık yüksek tansiyonun en önemli nedenidir. Bu hastalar sıvı alımına çok dikkat etmelidirler. Eğer düzgün dializ uygulanıyor ve hastada su kısıtlamasına dikkat ediyorsa, hipertansiyon önemli bir problem oluşturmaz.
  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Böbrek ve Sigara Hazırlayan : Prof.Dr. Tevfik ECDER
    İstanbul Üniv. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı
    Sigaranın insan sağlığına ne derece zararlı olduğu iyi bilinen bir konudur. Sigaranın karsinojenik özelliklerine ek olarak, ön planda kardiyovasküler sistem ve solunum sistemi üzerine zararlı etkileri vardır. Bu sistemler üzerine olan olumsuz etkileri sonucunda kalp ve damar hastalıklarına, kronik obstrüktif akciğer hastalıklarına ve akciğer karsinomlarına yol açabileceği gösterilmiştir. Sigaranın üriner sistem üzerine de .karsinojenik etkileri vardır. Sigaranın böbrek, böbrek pelvisi, üreter ve mesane karsinomu gelişmesini kolaylaştırıcı etkisi uzun yıllardan beri bilinmektedir. Bunların dışında, son yıllarda, sigaranın böbrek fonksiyonları üzerine olumsuz etkilerinin olduğu ve böbrek hastalarında böbrek yetersizliği gelişmesini hızlandırabileceği anlaşılmıştır.
    Sigaranın Böbrek Üzerine Olan Etkileri
    Sigara içilmesi, normal kişilerde bile böbrek üzerinde akut ve kronik değişikliklerin oluşmasına yol açar. Sigara, sempatik sinir sistemini aktive ederek kan basıncında artışa ve taşikardiye neden olur. Bunun sonucunda koroner dolaşım gibi belirli bölgelerde vazokonstriksiyon oluşabilir. Ritz ve ark. tarafından yapılan bir çalışmaya göre, sigara içilmesinin plazma adrenalin konsantrasyonunu, kan basıncını ve nabız dakika sayısını belirgin derecede artırdığı bildirilmiştir. Aynı çalışmada, sigara içilmesi ile renovasküler direncin % 1 i oranında arttığı, glomerüler filtrasyon hızının % 15 oranında azaldığı ve filtrasyon fraksiyonunun %18 oranında arttığı görülmüştür. Sigaranın kardiyovasküler sisteme olan bu akut etkileri muhtemelen nikotine bağlıdır çünkü nikotin çiğnenmesi ile de benzer bulgular gelişebilir
    Gambaro ve ark. sigara içenlerde renal plazma akımının içmeyenlere göre daha düşük olduğunu bulmuştur. Ayrıca bu kişilerde plazma endotelin konsantrasyonunda artış saptanmıştır. Yapılan bir başka çalışmada, hipertansiyonu ve diabetes mellirosu olmayan kişilerde bile, sigara içimi ile mikroalbuminüri arasında bir ilişki bulunmuştur. Diabetik olmayan 7476 kişide yapılan kesitsel bir sayısı ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır. Sigara içilmesinin yol açtığı hiperfiltrasyon ve proteinüri uzun dönemde glomerüler hasar ile sonuçlanabilir. Diabetik olmayan ve 64 yaşın üzerindeki 4142 kişi üzerinde yapılan retrospektif bir araştırmada içilen sigara sayısı ile serum kreatinin düzeyi arasında bir paralellik bulunmuştur.
    Sigaranın Hipertansiyonu Olan Hastalarda Böbrek Üzerine Olan Olumsuz Etkileri
    Sigara içilmesi, hipertansif hastalarda kan basıncının kontrol altına alınmasını güçleştirir. Ayrıca, sigara içilmesi hipertansif hastalarda hedef organ hasarı riskini artırr. Esansiyel hipertansiyonu olan ve sigara içen hastalarda, sigara içmeyen hipertansiflere göre mikroalbuminüri prevalansı yaklaşık 2 kat daha fazladır. Sol ventrikül hipertrofisi olan hipertansif hastalarda yapılan bir başka çalışmada, günde 20 taneden fazla sigara içen hastalarda mikroalbuminüri prevalansının, hiç içmeyenlere göre 1.6 kat daha fazla, makro albuminüri prevalansının ise 3.7 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir . Hipertansiyonu olan 51 hasta üzerinde yapılan prospektif bir çalışmada kan basıncının kontrol altına alınması durumunda bile sigara içilmesinin böbrek yetersizliği gelişmesinde en güçlü belirleyici faktör olduğu anlaşılmıştır .
    Sigaranın Böbrek Hastalarındaki Olumsuz Etkileri
    Sigara içilmesinin böbrek hastalarındaki olumsuz etkilerini gösteren ilk çalışmalar tip 1 diabetes mellitusu olan hastalarda yapılmıştır . Sigara içen tip 1 diabetik hastalarda, nefropati gelişme riskinin, sigara içmeyenlere göre daha fazla olduğu bu çalışmalarda anlaşılmıştır. Sigara içilmesi, tip 1 diabetes mellitusu olan hastalarda mikroalbuminüri gelişme riskini anlamlı derecede artmr . Aynca, mikroalbuminüri döneminden belirgin nefropati dönemine geçişi hızlandmr . Biesenbach ve ark. hem tip 1, hem de tip 2 diabetes mellituslu hastalardan sigara içenlerde kreatinin klirensindeki azalmanın, içmeyenlere göre daha fazla azalma olduğunu saptamışlardır.
    Sawicki ve ark. 'nın yaptığı bir araştırmada, kan şekeri ve kan basıncının iyi kontrol altına alındığı tip 1 diabetes mellitusu olan hastalardan sigarayı bırakanlarda glomerüler filtrasyon hızındaki azalma hızının, içmeye devam edenlere göre belirgin olarak yavaşladığı bildirilmiştir. Bu bulgu, hastaların diabetik nefropati geliştikten sonra bile sigarayı bırakma ile yarar görebileceğini göstermesi açısından önemlidir.
    Sigara içilmesinin diabetik nefropati dışındaki diğer böbrek hastalıklarında da olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir. Büyük bir epidemiyolojik çalışma olan MRFIT (Multiple Risk Factor Intervention ,Trial) çalışmasında, sigara içenlerde son dönem böbrek yetersizliği riskinin, içmeyenıere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Sigara içilmesinin böbrek yetersizliği gelişme riskini artıncı etkisi kronik glomerulonefrit, polikistik böbrek hastalığı ve lupus nefriti gibi diğer kronik böbrek hastalıklarında da gösterilmiştir. Ayrıca, sigara içilmesi, renal arter ve dallarında aterosklerozu kolaylaştırarak renal arter stenozu ve iskemik nefropati gelişmesini hızlandırabilir.
    Son dönem böbrek yetersizliği nedeniyle diyaliz tedavisine başlanan hastalarda da sigaranın bıraktırılması için gayret edilmelidir. En sık ölüm nedeninin kardiyovasküler hastalıklar olduğu diyaliz hastalarında sigara içilmesi morbidite ve mortaliteyi ciddi derecede artırabilir. Sigara içilmesinin böbrek transplantlı hastalarda da böbrek üzerine olumsuz etkileri vardır. Böbrek transplantlı 645 hasta üzerinde yapılan bir çalışmada sigara içilmesinin graft prognozunu olumsuz yönde etkilediği görülmüştür . Ayrıca, sigara içilmesi, böbrek transplantlı hastalardaki sık morbidite ve mortalite nedeni olan kardiyovasküler hastalık riskini de artırır.
    Sonuç
    Sigaranın, solunum sistemi ve kardiyovasküler sistem üzerine olan olumsuz etkileri dışında, böbrek fonksiyonları üzerine de zararlı etkileri vardır. Sigara içilmesi, kronik böbrek hastalarında böbrek yetersizliği gelişmesi hızlandırır. Ayrıca, bu hastalardaki en sık morbidite ve mortalite nedeni olan kardiyovasküler hastalıkların oluşma riskini artırır. Bu nedenle, sigaranın bırakılması konusunda hekimlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Hekimler, her hastada sigara içimini sorgulamalı ve sigaranın olumsuz etkileri konusunda hastalan eğitmelidir.
  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Böbrek Nakli
    Böbrek Nakli;
    1. Canlı vericiden (Yakın ve uzak akraba, eş)
    2. 2. Kadavradan
    olmak üzere iki kaynaktan yapılır.
    Transplantasyon sonrası böbrek fonksiyonlarının hemen yerine gelmesi nedeniyle tüm fizik ve psikolojik bozukluklar düzelir. Ancak, takılan böbreğin vücutca reddi (Rejeksiyon) gibi ciddi bir sorunu da vardır.
    Gerekli şartlara uyulmazsa rejeksiyon, transplante böbrek için her zaman bir tehlikedir.
    Genel Bilgiler
    Aralarında kan bağı olanlarda yapılan böbrek nakli çok kez alıcıda iyi uyum gösterir. Alıcı ve vericinin çok iyi incelenmesi bu başarıyı artırmaktadır. Bu nedenle canlıdan yapılan nakillerin başarı oranı daha fazladır. Son yıllarda tedaviye eklenen yeni ilaçlar kadavradan yapılan nakillerin de başarı oranını artırmıştır. İlaç tedavisi ile düşmeyen tansiyon, iltihap kaynağı olan böbrekler varsa bunlar transplantasyondan 3 4 hafta önce ameliyatla çıkarılır.
    BÖBREK TRANSPLANTASYONU
    Son evre böbrek yetmezliğinin en uygun tedavi şekli böbrek transplantasyonudur.
    Böbrek transplantasyonunda iki organ kaynağı vardır.
    1. Canlı verici
    2- Kadavra
    Canlı Vericiler
    1. Derecede akrabalar (Anne, baba, kardeş ve çocuklar)
    2. 2. Derecede akrabalar (Hala, amca, dayı, teyze) ve akraba olmayan uygun vericiler (B5 gibi) dir
    Kadavra Verici : Beyin ölümü olan sistemik bir enfeksiyon ve kanser vb. olmayan kişilerdir
    Kadavra ve canlı vericilerde A-B-0 kan grubu uyumu ve doku ila negatif crossmatch (Rh Faktörü önemli değildir) uyumu gerekir.
    Canlı vericilerde, 1 ve 2 antigen uyumsuzluğu (Mismatch) varsa vericiler kabul edilebilir.
    Kadavrada ise HLA B ve DR den birer antigen uyumu ile negatif Crossmatch yeterli uyum sayılır.
    Transplantasyon öncesi alıcı ve vericilerin tüm tetkikleri tamamlanıp, böbrek transplantasyonunun yapılmasına karar verildiğinde alıcı ve verici hastaneye yatırılır Ameliyattan üç gün önce alıcının bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara başlanır ve hasta izole edilir. (Tek başına bir odaya alınır)
    Ameliyatta, böbrek, hastanın kasık bölgesine takılır.
    (Arter, atardamar, Ven-toplardamar) bağlantıları bölgedeki damarlara yapılır, Üreter denen idrar kan ağızlaştırılır
    Ameliyat sonrası tüm yaşam süresince devam edecek bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlarla tedavi devam eder. Hasta ameliyat sonrası 2-3 hafta hastanede yatar, taburcu edildikten sonra periyodik kontrollere gelir.
    BÖBREK NAKLİ YAPILAN HASTALAR İÇİN ACİL SORUNLAR KLAVUZU
    Böbrek nakli olduğunuz üniteyi günün her saatinde arayabilirsiniz. Transplant koordinatörü size yapmanız gereken her şeyi açıklayacaktır.
    r
    1. Ateşiniz yükselirse
    2. İlaçlarınızı karıştırır ve dozlarını unutursanız
    3. Kısa zamanda aşırı kilo alırsanız (Her gün tartılmanız gereklidir. Bu vücudunuzda aşırı sıvı biriktiğini, idrarla atamadığınızı gösterir)
    4. Tansiyonunuz aşırı yükselirse (150/90 ı geçerse)
    5. Nefes almada zorluk, sıkışma hissi, kanlı köpüklü balgam, karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı idrar ve idrar miktarında Azalma olması durumunda derhal ameliyat olduğunuz kliniği arayınız
  5. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Böbrek Nakli Yapılan Hastalara Öneri ve Uyarılar
    Hastaların Evlerinde Yapması Gereken Görevleri

    Hastanede bulunduğunuz süre içinde ateşinizi, tansiyonunuzu, nabzınızı nasıl kontrol edeceğinizi öğreniniz. Bu amaçla bir tansiyon aleti. bir termometre edininiz. Nabzınız, kalbinizin dakikada vuruş sayısıdır. Kilonuzun izlemi de çok önemlidir. Bunun için de bir baskül alma ve her gün aynı tip kıyafetle ve aynı saatte (tercihen sabahleyin) tartılınız. Bu sonuçları bir yere kaydediniz. Gerektiğinde doktorunuza bildiriniz. Büyüme çağında (18 yaş altı) her ay boyunuzu ölçünüz. Bu büyüme çağındaki çocukların prednisolone (Deltacortril) dozunu ayarlamak için gereklidir.
    Kalabalık ailelerde böbrek transplantlı hasta tercihen ayrı odada yatmalıdır, kalabalık içinde maske kullanmalıdır. Ev içindeki kişilerde bir enfeksiyon hastalığı varsa (Boğmaca, kızamık, su çiçeği, kabakulak, tifo, viral veya bakteriel üst solunum yolu enfeksiyonu gibi) böbrek transplantlı hasta izole edilmelidir.
    İlk üc ayda yapılacak isler
    Böbrek transplantasyonunda ilk üç ay kritik süredir. Bundan sonra rejeksiyon olasılığı azalmaya başlar. İlk yıldan sonra daha azalır, iki yıldan sonra ve transplante organ takıldığı vücuda daha adepte olur, komplikasyonların şansı da azalır.
    Vücut ısısı kontrolü
    Vücut ısısı termometre ile günde iki kez ölçülür. Ateşiniz 37 derecenin üzerine çıkarsa transplantasyon kliniğine haber veriniz. Ateş giderek yükseliyor ve halsizlik duyuyorsanız hemen kliniğinize baş vurunuz. Eğer yola çıkma olanağı yok ise veya çok rahatsız iseniz en yakın transplantasyon veya nefroloji kliniğine uğrayın, bizimle onlar temasa geçsin.
    Nabız kontrolü
    Nabzın nasıl sayıldığını hastanede yatarken öğreniniz. Bazı ilaçlar nabız sayısını değiştirir. Örneğin: Digoksin, B blokerler (dideral, visken, tensinor vb.) Ca antagonistleri (Nidilat, kardilat vb.), Hydralazin (Apresolin) Alfa metil dopa (Aldomet) gibi bazı ilaçlar tansiyon düşürücüler Nabzınızın bu ilaçları almadan sayınız.
    Kan basıncı kontrolü
    Kan basıncını (Tansiyon) günde en az iki kez ölçünüz. Sistolik (Büyük) ve Oiyastolik (Küçük) basınçları bir yere kaydediniz. Tansiyonunuzun aşın yükselmesini rejeksiyona ait bir belirti olduğunu daima hatırlayınız.
    Ağırlık kontrolü
    Kilonuzu her sabah kahvaltı öncesi giyinmeden ve tuvalete gittikten sonra ölçünüz ve bu ağırlığı kaydediniz. Kısa süre içinde aşırı kilo almanın vücutta sıvı birikimini gösterdiğini ve bunun da böbrekte fonksiyon bozukluğu anl***** geldiğini daima hatırlayınız.
    Rutin Kontroller
    Rutin kontroller hastanede yapılır. Bunlar içinde idrar tetkiki. lökosit sayımı, kanda BUN, Kreatinin, açlık kan şekeri, elektrolitler, Sandimmun düzeyine bakılması yer almaktadır. Bu kontroller hastaneden çıkınca ilk hafta gün aşırı, ilk 45 günde haftada bir, ilk üç ayda 15 günde bir. Üç aydan sonra 1 yıla kadar ayda bir yapılır. İlk yıl dolunca kontroller iki ayda bire çıkar. Acil durumda her an başvurulacaktır.
    İdrar Kontrolü
    Hastaneden size idrar toplamanız bildirilirse 12 veya 24 saatlik idrarın miktarını toplayıp ölçtükten sonra kaydediniz ve bundan 100 cc. lik bir örneği temiz bir kaba alıp geri kalanı dökünüz. Bundan kreatin klirens denen böbreğin temizleme fonksiyonu ölçülecektir. Bunun yanı sıra günlük idrar miktarınızı her çıktıkça yazıp toplam idrar miktarını bulunuz.
    Ağızdan alınan sıvı kontrolü
    24 saat içinde ağızdan alınan sıvı miktarını kaydediniz. Bunu çıkardığınız idrarla karşılaştırınız. Normalde alınan ve çıkarılan sıvı arasında 1 - 1,5 Lt.lik bir fark olur.
    Kliniğe Gelmeden Önce Yapılacak İşler
    Diyabetik hasta iseniz aksi istenmediği sürece kliniğe gelmeden insülininizi yapınız ve kahvaltınızı ediniz.
    Îlaçlarınızı kontrol ediniz. Bir sonraki kontrole kadar size gerekli ilaçları liste yaparak doktorunuza yazdırınız. Doktorunuza danışmadan rastgele bir ilacı eczaneden alıp kullanmayınız. Göz, diş, eklem ağrıları, nezle, öksürük, uçuk, deri döküntüleri, ameliyat bölgenizde şişlik, ağız kuruması, fazla su içme, idrar yanması gibi problemlerinizi mutlaka doktorunuza an!atınız.
    İlaçlar
    Böbrek transplantasyonu olduktan sonra pek çok ilaç kullanmanız gerekecektir. Bunların bir kısmı Bağışıklık sistemini baskılayan yani organ reddini engelleyen ilaçlar olup yaşam boyu kullanılması gereklidir. Bu ilaçları kesinlikle kendiliğinizden KESMEYINIZ, HERHANGI BIR İLAÇLA DEĞIŞTIRMEYINIZ. ILAÇ DOZLARI DOKTORUNUZCA AYARLANACAKTIR. BU DOZLARI ILAÇ KARTINIZA YAZIN VE BU KARTI ÜZERINİZDE TAŞIYIN.
  6. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Kronik Böbrek Yetmezliğinde Deri Problemleri
    Hazırlayanlar : Dr. Aylin Noyan Düzova
    Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı


    Deri ile ilgili yakınmalar pek çok iç organ hastalıklarının tanısında hekime kolaylık sağlar. Özellikle böbrek hastalıklarında deri bulguları tam anlamıyla bir rehberdir. Kronik böbrek yetmezliği (KBY) olan hastalarda, böbreklerden tam olarak atılamayan zararlı maddeler deride bazı problemlere neden olurlar. Ayrıca bu hastaların tedavilerinde kullanılan ilaçlara bağlı olarak birtakım deri yakınmaları gözlenir.
    Kronik böbrek yetmezliğinde gözlenen deri belirtileri:
    1. Renk değişiklikleri: Solukluk, gri-sarı veya kahverengi renk değişimine çok sık rastlanmaktadır (yaklaşık %70 oranında). Solukluk kansızlığa bağlı olarak ortaya çıkar. Deride sarı renkli bir pigment olan ürokrom birikimine bağlı gri-sarı renk değişikliği izlenebilir. Ayrıca güneş gören bölgelerde derideki koyu renkli bir pigment olan melanin oluşumunu arttıran bir hormonun etkisiyle yaygın kahverengi renk değişikliği olur.
    2. Kaşıntı: KBY; kaşıntının en sık rastlanılan iç organlarla ilgili nedenidir. Bu hastaların %15-49'unda kaşıntı vardır. Diyalize giren hastaların %50-90'lnda tedavi başlangıcından sonra 6 ay içinde kaşıntı ortaya çıkar. Bunların % 65'inde kaşıntı süreklidir. Üremik kaşıntı genellikle yaygın, tedaviye dirençli ve şiddetlidir. Diyalizin kendisine bağlı kaşıntı ise ataklar halindedir, hafif ve bölgesel olabilir (kateter bölgesi, yüz veya bacaklar gibi). Etkili diyaliz her zaman kaşıntıyı düzeltmez. KBY ve üremide kaşıntının birçok sebebi vardır. Kuruluk, ter bezlerinin küçülmesi, sekonder hiperparatiroidizm, artmış serum histamin düzeyleri, hipervitaminoz A, demir eksikliği anemisi, nöropati suçlanmaktadır. Ancak böbrek naklinden sonra kaşıntının kaybolması ve akut böbrek yetmezliğinde görülmeyip kronik yetmezlikte görülmesi, neden olarak atılamayan zararlı maddelerin etkisini düşündürmektedir. Serum üre ve kreatinin düzeyleri ile kaşıntı arasında zayıf bir ilişki vardır.
    Kaşıntının kontrol altına alınmasında sistematik yaklaşım önerilir:
    · Diyaliz en iyi şekilde kullanılmalıdır. Kaşıntıya neden olan maddelerin atılımına bağlı olarak, diyaliz geçici bir rahatlama sağlar.
    · Etilenoksit duyarlılığı olan hastalar belirlenmelidir. D Diyet kısıtlamaları ve fosfat bağlayıcı tedavi kullanımı teşvik edilmelidir.
    · Kansızlık tedavi edilmelidir (eritropoietin tedavisi).
    · Kuruluk varsa birlikte nemlendirici ve yumuşatıcılar kullanılmalıdır.
    · Antihist*****kler veya ketotifen (2mg oral, günde 2 kez) kullanılabilir.
    · Kaşıntı devam ederse UVB (ultraviolet B ışığı) tedavisi fayda sağlayabilir.
    · Dirençli durumlarda; oral aktif kömür, kolestiramin, naloksan, meksiletin, intravenöz lidokain gibi tedavi seçenekleri kullanılabilir.
    · Çok dirençli durumlarda UVB + kolestiramin veya UVB + aktif kömür kombinasyonları denenebilir.
    · Türkiye'de bulunmayan topikal anestezikler (pramoxine) ve topikal capsaicin yararlı olabilir.
    3. Kuruluk: Kronik böbrek yetmezlikli hastaların çoğunda görülür ve çeşitli derecelerdedir. Neden geliştiği tam olarak anlaşılamamıştır. Ter ve yağ bezlerinde küçülmelerin gösterildiği çok, sayıda çalışmalar vardır. Nemlendirici ve yumuşatıcıların kullanımı ile kuruluğa bağlı kaşıntılar azaltılabilir, ancak kuruluğun kendisinin tedavisi zordur.
    4. Kireçlenmeler: Kronik böbrek yetmezlikli hastalarda kalsiyum, deri altında kollajen lifler etrafında ve deri ekleri etrafında birikerek deri altında sertlikler yapar.
    5. Hücresel bağışıklığın bozulmasına bağlı bulgular: Bu bulgular hastalığının kendisine bağlı ortaya çıkabilir. Ancak özellikle transplant alıcılarında (nakil hastalarında) bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanımı enfeksiyon ve kanserlerin oluşumunu tetikler. Bu grupta gelişen enfeksiyonlar tüm alıcılarda tedaviden bağımsız ve izlem süresi boyunca gelişebilir.
    -Bakteriyel enfeksiyonlar: Kıl kökü enfeksiyonları (follikülit, fronkül), fistül çevresinde abseler.
    -Viral enfeksiyonlar: Herpes simpleks (uçuk) , herpes zoster (zona, gece yanığı) , verrüler (siğiller).
    -Mantar enfeksiyonları: Onikomikoz (tırnak mantarı) , Kandidiyazis (maya mantarı enfeksiyonu), tinea versikolor (samyeli)
    6. Deri kanserleri: Özellikle nakil hastalarında deri kanseri gelişme riski oldukça yüksektir. Çok çeşitli deri kanserleri ortaya Çıkabilir. Deride meydana gelen kırmızı-morumsu kabarıklıklar, güneş gören yerlerde ve genital bölgelerde oluşan kırmızı, kepekli yama şeklinde lezyonlar, herhangi bir ben üzerinde oluşan kaşıntı, büyüme, kanama, renk değişikliği ve şekildeki düzensizlik gibi bulgular hekime başvurmayı gerektirir.
    7. Deri eklerinde değişiklikler: 'Tırnak bozuklukları: 'Half and half nail' denilen ve üremi için oldukça özgül olan bu bulguda tırnağın yarısında kırmızı ve kahverengi, basmakla solmayan renk değişikliği olur.
    'Terleme bozuklukları: Ter bezlerinde küçülme nedeniyle kuruluk ve ter içinde yüksek üre miktarının deriye çökmesiyle 'üremik frost' denilen durum ortaya çıkar.
    Saç dökülmesi:Atılamayan zararlı maddelerin etkisi, anemi ve yetersiz beslenme nedeniyle saç dökülmesi ve saçlarda matlaşma görülür. Tedavi nedene yönelik yapılmalıdır. Gerektiğinde vitamin ve demir desteği olumlu sonuç verebilir.
    8. Diğer deri problemleri:
    Temas alleriisi: Nikel (iğne), ve deriye sürülen krem, merhem ve solüsyon gibi maddelere bağlı olarak temas bölgelerinde kızarıklık, kaşıntı ve pullanmalar görülür.
    9. İlaçlara bağlı etkiler: Transplant alıcılarında gözlenen deri problemleri, çoğunlukla bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar ve kortizon tedavileri ile ilişkilidir. Bu ilaçların kullanımına bağlı olarak derinin özellikle üst tabakalarında değişiklikler olur, ayrıca bağışıklık sisteminin baskılanması nedeniyle viral ve bakteriyel enfeksiyonların sıklıkları artar. Klinik değişiklikler, steroid yan etkilerine benzer ve nakil sonrası 10 yıl içinde görülme oranı yüksektir.
    Aydede yüzü, yüzde kızarıklık, 'buffalo hörgücü', deride yırtılmalar, morluklar, deride incelme, deri kuruluğu, sivilce gibi bulgular izlenir. A vit*****n deriye uygulanabilir formu olan topikal retinoik asitler kortikosteroidlerin deride incelme yapıcı etkilerini azaltırlar.
    Siklosporine bağlı kıllanma artışı, saçlarda dökülme, diş etlerinde büyüme, deri renginde koyulaşma görülebilir.
    Azatiopürin ve takrolimus saç dökülmesi yapabilir.
    NE YAPMALI?
    1. Deride kuruluğu artıran ve deriyi tahriş edebilecek faktörlerden sakınmak:
    Çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda bulunmamak.
    Ilık su ile ve kısa süre banyo yapmak.
    Deriyi daha az tahriş eden sabunların kullanılması (Dove, Sebamed, Neutrogena, Eubos gibi).
    Yünlü ve sentetik giysilerin direkt vücuda temas etmemesini sağlamak.

    2. Nemlendirici ve yumuşatıcılar kullanmak (banyo sırasında ve banyo sonrasında) :
    Bu amaçla üreli ve laktik asit içeren nemlendiriciler yararlı olabilir. Özellikle banyo sonrası hafif nemli deriye uygulandıklarında nemi hapsetme özelliğine sahiptirler.
    Bu amaçla kullanılan ve piyasada bulunan bazı ürünler şunlardır:
    -Excipial hydro % 2 emülsiyon
    -Excipiallipo % 2 emülsiyon
    -Nutraplus % 10 losyon
    -Ürederm % 10 lipo emülsiyon
    -Ürederm % 10 hydro emülsiyon -Ürederm % 20 krem
    -Salmandol tıbbi yağ banyosu
    *** ilaçlar hekim denetiminde kullanılmalıdır.
    3. Güneşten korunma: Uygun giysiler ve güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.
    4. Sık kendini muayene: Deride gelişebilecek enfeksiyon, alerjik reaksiyon ve kanserlerin erken tanısı önemlidir. Bu nedenle fark edilen bir problem olduğunda hekime bildirilmelid
  7. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi
    Hazırlayan: Dr. Murat Çolakoğlu
    Nefroloji Uzmanı


    Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi her gün 24 saat boyunca kendi kendinize uygulayabileceğiniz bir dializ yöntemidir. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi tedavisi uyumlu ve kültürlü hastalar için basittir. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi ekibi işlemi en güvenilir bir şekilde öğrenmenize yardımcı olur. Doğru yöntem bir kez öğrenildikten sonra, torba değişimleri günlük yaşantı içinde sıradan bir iş haline gelir. Hastayı Hemodializ makinesine bağımlılıktan kurtarır. Özellikle İngiltere'de Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi yaygın uygulanmaktadır, dializ gereken hastaların yarısı Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi ile tedavi edilmektedir.
    SEKİL 2: Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi amacı ile karın içerisine Tenchff kateteri yerleştirilmesi
    Periton dializinde (PD) periton (karın zarı) yarı geçirgen bir zar görevi görür. Karın içinde plazma elektrolit konsontrasyonuna uygun (K ve fosfor dışında) dializ sıvısı verilir. Böbrekle atılamayıp kanda biriken zararlı artık maddeler periton dializ sıvısına geçer. Bu işlem sürekli tekrarlanarak kanda biriken artık maddeler periton dializ sıvısı yoluyla vücuttan atılır. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi için özel Tenckhoff kateterleri peritona yerleştirilir. Bu kateter yoluyla günde 4 defa plastik torbalardaki 2 Lt' lik özel dializatlar karına verilir. Dializ solüsyonunu değiştirme sırasında karın boşluğundaki dializ solüsyonu dışarı boşaltılır, yerine yeni bir torba dializ solüsyonu doldurulur. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi solüsyonlarının glukoz içeriği % 1.5, 2.3, 4.25 yada % 1.36, 2.27, 3.86 olmak üzere değişir.
    Glukoz yüzdesi daha çok olan dializatla daha fazla sıvı çekimi sağlanır. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi ile vücut sıvı hacmi kontrolü daha kolaydır. Atık maddelerin kan seviyesinde Hemodiyalizdeki gibi dalgalanma olmaz. Şeker hastalarında periton içine insulin verilmesi ile kan şekeri daha kolay ve düzenli kontrol edilebilir. Ayrıca şeker hastalarında daha sık damar yolu problemleri (fistülşant) görülmektedir. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi tedavisinde damar yoluna gerek yoktur.
    Kalp damar hastalığı nedeniyle Hemodiyaliz’ e tahammülsüzlük gösteren hastalar için Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi tercih edilen bir tedavi şeklidir. Ayrıca seyahat gerektiren mesleklerde çalışanlar makine bağımlılığından kurtardığından Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi uygulanabilir.
    En önemli sakıncası Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi uygulayan hastalarda sık peritonit (peritonkarın zarı-iltihabı) olmasıdır. Son yıllarda Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi bağlantı sistemlerinde yapılan değişikliklerle peritonit oranı hasta başına yılda bire indirilebilmiştir. Peritonitin mümkün olduğunca azaltılması için dializ torba değişimlerinin kurallara uygun yapılması gereklidir. Peritonit periton sıvısının bulanıklaşması, karın ağrısı, karında hassasiyet, bulantı, kusma, ateş, titreme ve kanda lökosit artışına neden olabilir. Ayrıca uzun süreli Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi tedavisinde dializatla sıvı ve atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında yetersizlik oluşabilir.
    Bir çok hasta Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi ile 5-10 yıl başarıyla tedavi edilebilir. Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi hastalarının dializatla protein kaybetmeleri nedeniyle daha fazla protein almalarına izin verilir. Hemodiyaliz hastalarının 0,8-1 gr/kg/ gün protein almaları gerekirken Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi hastaları 1-1,2 gr/kg/gün protein alabilir. Ayrıca Ayaktan Devamlı Periton Diyalizi hastaları gıda ile daha fazla su ve tuz alabilir.
    Akut böbrek yetmezliği veya kronik böbrek yetmezliğinin akut ataklarında 48-72 saat süreyle periton dializi uygulanabilir. Bu durumda her saat yeni dializ solüsyonu karına verilir ve alınır.

Sayfayı Paylaş