bulamaddım nerde bu ya

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde NAHUTAB tarafından paylaşıldı.

  1. NAHUTAB

    NAHUTAB Üye

    Katılım:
    10 Aralık 2007
    Mesajlar:
    108
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    16

    :cool:KÖPRÜLÜ FAZIL AHMET PAŞA COK AZ BILGI VAR ELIMDE NE YARDIM CI OLABILIRMISIN:cool:
  2. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0
  3. €m®€¯€dã

    €m®€¯€dã Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    o konu tarih değilmi
  4. MıstqhK

    MıstqhK Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    4 Kasım 2007
    Mesajlar:
    0
    Beğenileri:
    74
    Ödül Puanları:
    0
    Köprülü Fazıl Ahmet Paşa (1635 - 1676)


    Köprülü Fazıl Ahmet Paşa 1635 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Köprülü Mehmet Paşa'nın vasiyeti üzerine, Sultan Dördüncü Mehmed tarafından sadrazamlığa getirildi ve 15 yıl bu görevde kaldı. Çok iyi bir öğrenim gören Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Erzurum ve Şam valiliklerinde bulundu. Sadrazam olduktan sonra ilk iş olarak Avusturya üzerine sefere çıktı. Avusturya'yı barış yapmaya zorlayan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 21 yıldır alınamayan Girit'in fethine yöneldi. Kandiye kalesini alarak, Girit'i Osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra padişahla birlikte Lehistan seferine çıkan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Bucaş Antlaşmasıyla Podolya'yı Osmanlı ülkesine katarak yurda döndü.


    15 yıllık sadrazamlığı sırasında ülkesini eskisinden daha güçlü bir hale getiren bu büyük sadrazam, sefer hazırlığı yaptığı sırada, 1676 yılında Edirne'de vefat etti. İstanbul'da Çemberlitaş karşısında, babası Köprülü Mehmed Paşanın yanına gömüldü.




    Bu Kadar Bulabildim ??
  5. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    KÖPRÜLÜ FAZIL AHMET PAŞA (1635-1676)

    Köprülü Mehmet Paşa’nın büyük oğlu ve halefidir. 1635’de Vezirköprü’de doğdu. Annesi Havza’nın Kayacık çiftliği ahalisinden ve Köprü voyvodası Yusuf Ağa’nın kızı Ayşe hanımdır. Babası Köprülü Mehmet Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsil görememesinin sıkıntısını çektiğinden oğlunun tahsiline önem verdi. Fazıl Ahmet Paşa 7 yaşında iken babası tarafından İstanbul’a getirildi ve devrin belli başlı ilim adamlarından, önce Osman efendiden sonra da Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’den ders aldı.16 yaşında iken evvela hariç (ilk tahsili veren medrese) sonra dahil (orta dereceli medrese) müderrisi tayin edilen Fazıl Ahmet Efendi 1657’de sahn-ı seman (yüksek dereceli medrese)
    müderrisliğine tayin oldu. Kısa bir zaman sonra bu sahayı,biraz da ilim adamları arasındaki dedikodulardan dolayı terk etti, mülki ve idari bir görev aldı. 1659’da vezir oldu. Köprülü Mehmet Paşa’nın büyük oğlu ve halefidir. 1635’de Vezirköprü’de doğdu .Annesi Havza’nın Kayacık çiftliği ahalisinden ve Köprü voyvodası Yusuf Ağa’nın kızı Ayşe hanımdır. Babası Köprülü Mehmet Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsil görememesinin sıkıntısını çektiğinden oğlunun tahsiline önem verdi. Fazıl Ahmet Paşa 7 yaşında iken babası tarafından İstanbul’a getirildi ve devrin belli başlı ilim adamlarından, önce Osman efendiden sonra da Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’den ders aldı. 16 yaşında iken evvela hariç (ilk tahsili veren medrese) sonra dahil (orta dereceli medrese) müderrisi tayin edilen Fazıl Ahmet Efendi 1657’de sahn-ı seman (yüksek dereceli medrese) müderrisliğine tayin olundu.Kısa bir zaman sonra bu sahayı, biraz da ilim adamları arasındaki dedikodulardan dolayı terk etti, mülki ve idari bir görev aldı. 1659’da vezir oldu.Erzurum, Şam, Halep eyaletlerinde beylerbeyi sadaret kaymakamı (başbakan vekili) oldu.

    Babasının ölümü ve vasiyeti üzerine 26 yaşındayken (1661) sadrazamlığa getirildi.Böylece yaklaşık 1000 yıllık Türkiye tarihinin en genç başbakanı oldu.

    Almanya seferine çıktı.Uyvarı alarak Slovakya’yı İmparatorluğa kattı. Uyvar kuşatması sırasında Avrupa’da adeta bir deyim haline gelen “Uyvar önünde bir Türk gibi güçlü” sözünü söyleterek Osmanlı Devleti'nin bu en zor dönemlerinde Türk’ün gücünü bütün dünyaya gösterdi.

    Lehistan seferinde Podolya’yı da Türkiye’ye katarak Osmanlı Devletini Doğu ve Orta Avrupa’nın mutlak hakimi derecesine yükseltti.

    Çeyrek yüzyıldan beri Türklere dayanmakta ve bütün Hristiyan devletleri tarafından kuvvetle desteklenmekte olan Girit’in Kandiye kalesini fethetti, adayı tamamen Tük hakimiyetine kattı.

    Girit’te yıllarca siperlerde yaşadığı için sıhhati bozularak İstanbul’a döndü.Uzun gurbet yıllarında kendisine İstanbul’da eniştesi, medreseden arkadaşı ve akranı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa vekalet ediyordu.

    Fazıl Ahmet Paşa, farklı fikir ve görüşlere değer verir, söz dinler, tecrübeli insanların fikirlerinden yararlanır ve sonra faaliyete geçerdi.
    Türkiye tarihinin en büyük birkaç başbakanından biri olarak tarihe geçti. İktidarı yılları Türkiye için refah, huzur yılları oldu ve adeta Kanuni devri geri geldi.Bilgin, dürüst, vakur, şerefli, ciddi, zeki, ilim ve sanat hamisi, korkusuz asker, dahi bir diplomattı.Zaferlerindeki ganimetlerden elde ettiği serdar-ı Ekrem hissesiyle hayır eserleri yaptırdı.7 yaşında Vezirköprü’den İstanbul’a gelmiş, 22 yaşında İstanbul’u terk etmiş ve 41 yaşında ölümüne kadar bir daha İstanbul’da oturacak zaman bulamamıştır. Türbesi Çemberlitaş’tadır.
    Fazıl Ahmet Paşa çocuk bırakmamış, Köprülüzadeler, kardeşi Fazıl Mustafa Paşa’dan yürümüştür. Fazıl Ahmet Paşa’nın bir çocuğu küçük yaşta ölmüştür.

    Tarihçi Hammer, Fazıl Ahmet Paşa için; “Zulüm ve haksızlığın düşmanı, rüşvet ve hasisliğin o derece karşısında idi ki kendisine hediye vermek işini gördürmemeye sebep olurdu” demektedir.

    Muharebelerde askerin gayretini artırmak için esir getirene 40 kuruş, kelle getirene 20 kuruş bahşiş verirdi; kırk ve yirmi kuruş zamanına göre bir altının yarısı ve dörtte biri olduğundan kendi kesesinden bunları sarf ederdi; hatta bir gün kethüdası (kahya, yardımcı) Şişman İbrahim Ağa Paşa’nın bu bol bahşişinden dolayı: -”Bu ihsana sel gibi akçe gelse vefa etmez” demesi üzerine Fazıl Ahmet Paşa; -”Hazine ne gün içindir, hem bizim akçemiz böyle günlere harc ve infak olunmak içindir; dahi gerekirse ödünç alınıp esirgemeden veririz” cevabını vermiştir.

    Kandiye kalesinin kuşatması sırasında, Venedik elçisi padişah IV.Mehmet’in huzuruna çıkarak, Kandiye kalesi bırakılmak şartı ile her isteneni kabul edeceklerini bildirir.Sultan, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ile haberleşir, Paşa teklifi kabul etmez.Elçi Fazıl Ahmet Paşa ile de görüşmeye gider, külliyetli haraç teklif eder.Fazıl Ahmet Paşa bu teklife karşılık; “Biz buraya bezirganlığa gelmedik, devletimizin paraya ihtiyacı yoktur.Kandiye’yi verirseniz ne hoş ve illa başka türlü olmaz” diyerek Venedik elçisinin teklifini geri çevirir.

    Babasının ölürken kendisine ettiği üç vasiyeti (Anadolu’daki vakıfları unutmaması, Rumeli’de yarım kalmış han, cami gibi hayrat ile İstanbul’da Çemberlitaş’daki tesislerini tamamlaması, emektar adamlarından, o sırada Varad beylerbeyi bulunan Hüseyin Paşa’yı gözetmesi) yerine getiren Fazıl Ahmet Paşa kendisi de ilme verdiği büyük kıymetin bir delili olarak, İstanbul’da Ayasofya civarında, İbşir Paşa’nın eşi Ayşe Sultan’dan aldığı konağın yakınında bir kütüphane kurarak, kitapları ile burasını zenginleştirmiştir.Diğer taraftan Kandiye’de yaptırdığı bir cami ile Uyvar’da ve Kameniçe’de ayrıca birer cami, İzmir’de tamamlanmamış bir hanı vardı ki bu han sonradan tamamlanmıştır.
  6. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    köprülü fazıl ahmet paşa

    Osmanlı devletini yeniden sağlam temeller üzerinde güçlendiren Köprülüler döneminin en parlak devri, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa devridir. Avrupa devletlerine Türk gücü bir kez daha ispatlanmış, içte huzur sağlanmış, sanat ve fikir hareketleri parlatılmış ve yıllar yılı süren Girit adasının fethi tamamlanmıştır. Fazıl Ahmet Paşa, babası gibi devlet işlerinde otoriter bir sadrazamdı. Fakat özel hayatında alçakgönüllü, yumuşak, iyiliksever bir insandı.

    1635 yılında Vezirköprü'de doğdu. Babası, Köprülü Mehmet Paşa'dır. 7 yaşına bastığı yıl babası oğlunu İstanbul'a getirdi. Baba, okul-medrese görmemişti ama, oğlunun okumasını, iyi yetişmesini istiyordu. Oğlunu medreseye yollamakla kalmadı, zamanın ünlü hocalarından ders aldırdı. Hocalar arasında, zamanın ünlü bilginlerinden Osman Efendi ile, tarihçi Karaçelebizade Abdülaziz Efendi vardır. 16 yaşında iken müderris olmuştu. Dersler vermeye başladı, ve dersleri ilgi ile takip ediliyordu.

    Babasının sadrazamlığı sırasında Fazıl Ahmet Paşa, müderrislikte en büyük mertebeye ulaştı. Fakat babası onun, devlet işlerine girmesini istiyordu. Padişahın iznini alarak oğlunu, Erzurum Valiliği'ne tayin etti. Bir yıl sonra, Şam Valiliği'ne getirilen Fazıl Ahmet Paşa, her iki görevde de başarı gösterdi. Vilayetinin yalnız asayiş işlerini değil, imar
    işlerini de yoluna koydu ve hemen herkesin gözüne girdi.

    DEVLET İŞLERİNDE BAĞIŞLAMASIZDI

    Halep Beylerbeyliğine tayin edildiği sırada, babası, yorgun ve hasta idi. Padişahtan, kendisinin yerine oğlunu sadrazam yapmasını rica etti ve kabul olundu. Bunun üzerine Köprülü Mehmet Paşa, padişahla birlikte Edirne'ye giderken, oğlu Fazıl Ahmet Paşa'yı Sadaret Kaymakamlığına getrdi. Babasının ölümünün ertesi günü sadrazam oldu. 26 yaşında idi.

    Padişah Dördüncü Mehmet, devlet işlerinden çok, ava çıkmaktan hoşlanıyor, bu yüzden zamanının büyük kısmını Edirne'de geçiriyordu. Fazıl Ahmet. Paşa, daha serbest hareket edebilmek için, padişahı bu zevkinden yoksun etmedi, belki biraz da teşvik ederek devlet işlerinde serbest hareket etmek imkânını buldu.

    Babasının kurduğu otoriter yönetimi, sürdürdü. Devlet işlerinde bağışlamasız davranıyor, özel hayatında son derece alçakgönüllü, hatır sayar bir tutum gösteriyordu. İmparatorluğun asayişi babası zamanında kurulmuş, huzur sağlanmış olduğundan, Fazıl Ahmet Paşa'nın, babası zamanında başlanmış Erdel meselesinin halli ve Girit adası fethinin tamamlanması işleri vardı.

    UYVAR KALESİ KOMUTANINA GÖNDERDİĞİ MEKTUP ÜNLÜDÜR

    Orduyu kuvvetlendirdi. Avusturya'ya savaş açtı. (1663) Edirne'den hareket eden ordu, üç ayda Budin'e gelmişti. Budin'de , bütün vezirleri, beylerbeylerini, serhat beylerini bir savaş divanında topladı ve fikirlerini dinledi. Harp divanının aldığı karar, Avusturya'ya, bütün Avrupa'nın sesini duyacağı bir tokat atmak, bunun için de müstahkem kalesi olan Uyvar'ı ele geçirmekti.

    Ağustos 1663'de Uyvar kapılarına gelindi. Burada Fazıl Ahmet Paşa'nın Uyvar kalesi komutanına gönderdiği mektup ünlüdür. Serdarı Ekrem mektubunda: Eğer Macarlar kaleyi teslim ederlerse, kimsenin burnunun kanamayacağını, mal ve canlarına ilişilmeyeceğini, direnecek olunursa, bütün kale halkının kılıçtan geçirileceğini haber veriyor ve padişahın, Macar kulları için duyduğu şefkati anlatırken, "Macarlar, padişahımın kendilerine nasıl şefkatle bağlı olduğunu bilseler, uğruna çocuklarını kurban ederlerdi" diyordu.

    Kale komutanı teslim olmayı reddetti, savaş başladı. Avusturyalılar ve öteki Avrupa ülkeleri, kaleye sürekli yardım gönderiyorlardı. Uyvar'da bütün Hıristiyan âleminin savaş verdiği propogandası ile kalenin dayanması sağlanıyordu. Fakat, Türk ordusu öylesine bir yiğitlikle saldırılarını sürdürdü ki, çok kanlı savaşlardan sonra 24. Eylül. 1663'de teslim oldu.

    Avusturya imparatoru Leopold, Papa'ya, Fransa kralına başvurdu. Tehlikenin büyük olduğunu, Türklerin bütün Avrupa'yı ele geçireceklerini söyleyerek gözlerini korkuttu. Papa, Alman ve İspanyolları da bu savaşa sokarak bir yeni ehlisalip ordusu kuruldu ve Feldmareşal Mentekukuli'nin komutasında bu Salip ordusu Sen Gotar'da Türk ordusu ile karşılaştı. (II Ağustos 1664)

    Osmanlı deyimi ile, mübaleğa cenk olundu. Düşman ordusunun en ünlü komutanları savaş meydanında öldüler. Salip, bir kere daha Hilâl'e boyun eğdi. Düşman Vasvar barış antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

    GİRİT’E SERDAR OLDU

    Padişah, muzaffer serdarını Edirne'de karşıladı. Osmanlı ülkesi zafer şenlikleri yaptı. Şimdi sıra, yirmi yıldır süren Girit adası fethinin tamamlanmasına gelmişti. Padişah Dördüncü Mehmet, başta sadrazam Fazıl Ahmet Paşa olmak üzere, devlet ileri gelenlerini huzuruna çağırdı ve yirmi yıldır süren Girit savaşlarını hatırlatarak, hemen bütün adanın Türklerin elinde olduğunu ve sadece Kandiye kalesinin dayandığını ve denizden yardım aldığı için bir türlü düşürülemediğini sayıp döktükten sonra, "Kandiye'nin bir an önce fethi, muradı şerifim olmuştur." dedi ve Fazıl Ahmet Paşa'yı, Girit'e serdar yaptı. (1666)

    Fazıl Ahmet Paşa, Girit'teki kuvvetlerini perkittikten ve silah, cephane ile donattıktan sonra, 3 Kasım 1666 tarihinde Hznya limanına çıktı. Savaş üç yıl sürdü. Sonunda Kandiye düştü. Fetih tamamlanmıştı.

    Fazıl Ahmet Paşa, devletine büyük hizmetler yaptıktan sonra, çok genç yaşta daha 41 yaşında iken öldü. Babasının yaptırdığı türbede gömülüdür.

Sayfayı Paylaş