Can Yücel ~

Konu 'Şairler' bölümünde HaYaT SéRSéRi tarafından paylaşıldı.

  1. HaYaT SéRSéRi

    HaYaT SéRSéRi Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2011
    Mesajlar:
    2.006
    Beğenileri:
    1.061
    Ödül Puanları:
    114
    Yer:
    uçurumun dibi.

    1926’da Istanbul’da dogdu. Milli Egitim eski bakanlarindan Hasan Ali Yücel’in oglu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Cografya Fakültesi’nde Latince-Yunanca okudu. Ögrenimine Ingiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde devam etti. Sair, çevirmen ve radyo görevlisi olarak tanindi. Çesitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yapti. 1958’de Türkiye’ye dödükten sonra bir süre turist rehberi olarak çalisti. Ardindan bagimsiz çevirmen ve sair olarak yas***** sürdürdü. Çevirileriyle de taninan Can Yücel, siir alaninda ilk kitabi YAZINA’dan (1950) sonra uzun bir süre biçim arayislariyla oyalandi. Çesitli edebiyat, kültür ve siyasi dergilerde siirleri, edebiyat ve tiyatro çevirileri ile siyasal konularda yazilari yayinlandi. 12 Mart döneminde Che Guevara’nin "Gerilla Harbi" ve "Insan ve Sosyalizm" kitaplarinin çevirisi nedeniyle 15 yil hapis cezasina çarptirildi. 1974 affiyla özgürlügüne kavustu. 12 Eylül sonrasinda müstehcen oldugu iddiasiyla "Rengahenk" adli kitabi toplatildi. Sairligini, siirin külhanca raconlarindan yararlanarak siyasal inançlariyla yogurdu. 12 Agustos 1999’da Türkiye onu yitirdi.
    --------------------------------------------------------------------------------




    AKİS

    Sen çaldıkça Teodorakis
    Bir mor yağıyor üstüme...
    Dudaklarım öpüşmekten mosmor...
    Bir putum sanki ilahilerle
    denize fırlatılmış
    Ve bir deniz yağıyor üstüme
    Bakma sen sevgili Teodorakis
    Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
    Avluların o en çakırkeyiflisine
    Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
    Mısır danesi değil ki bu adalar
    Ne de biz güverciniz...

    Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
    Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
    Birbirimize
    Ve kendimize
    Bilakis

    Sen çaldıkça Teodorakis
    Bir mor yağıyor üstüme

    --------------------------------------------------------------------------------

    AL BİR UZUN HAVA

    Çekirgeydi Rasko’nun elindeki güvercin
    Rasko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsin!
    Çekmisler istor diye muhribin dumanini
    Böyle ask, böyle baris, Allah belami versin!
    Bugün kitabim verdim tek pedal matbaaya
    Bu yol beni götürür saglam Selimiye’ye
    Agliyorsam gözyasim iki gözüme dursun
    Vermisim ben canimi al-uzun bir havaya

    --------------------------------------------------------------------------------

    ANAYASASI İNSANIN

    Kan yasasi bu insanin:
    Üzümden sarap yapacaksin
    Çakmak tasindan ates
    Ve öpücüklerden insan!
    Can yasasi bu insanin:
    Savaslara yoksulluklara
    Ve binbir belaya karsin
    Ille de yasayacaksin!
    Us yasasi bu insanin:
    Suyu savka döndürüp
    Düsü gerçege çevirip
    Düsmani dost kilacaksin!
    Anayasasi bu insanin
    Emekleyen çocuktan
    Uzayda kosana dek
    Yürürlükte her zaman

    --------------------------------------------------------------------------------

    ARKAMDAN KONUŞMASINLAR DİYE

    Her Donlişotun bir yeldeğirmeni vardır
    Benim ki Heybeli’de
    Yarı yarıya yıkık
    Üstünde
    Kırmızı üstüne beyaz beyaz harflerle
    Kocaman
    TÜRKİYE HALK BANKASI
    Yazılı
    Vallahi billahi de
    Beş kuruş almadım o reklam için

    --------------------------------------------------------------------------------

    ASLANDAN AL HABERİ

    Romalilar aslanlara atarlarmis Hiristiyanlari.
    O Hiristiyanlar ki
    Romalilardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir
    düzene
    inanmaktan baska suçlari yoktu...
    Romalilar oyalamak için issiz yiginlarini
    O zamanin gazetesi
    Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
    Aslanlara atarlarmis sen gibi ben gibi
    Mehmet Turgut gibi insanlari
    O Mehmet Turgut ki
    Issiz olmaktan baska suçu yoktu
    Issiz parasiz evsiz-barksiz
    Ve aslanin kafesine girdigini farketmeyecek
    kadar uykusuz...
    O Mehmet Turgut ki
    Libya’ya gitmek için sira bekleyen bir
    Kunuri Aslaniydi
    Adana’nin Girne yolunda bir lunaparkta
    Buldular parçalanmis vücudunu...
    Sade Adana’nin Girne yolunda degil
    Roma’da da böyle
    Oyalamak için issiz yiginlarini
    Ve belki de azalsin diye issizlerin sayisi
    O zamanin gazetesi
    Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
    Aslanlara atarlardi sen gibi ben gibi
    Mehmet Turgut gibi insanlari...
    Ama Ali adindaki
    O kendi de müebbete mahkum aslan
    Aslanlar akillaniyorlar mi nedir
    Yemedi kardesim yemedi
    Kore Gazisi Mehmet Turgut’un gögsündeki
    Silver Star nisanini!

    --------------------------------------------------------------------------------

    BAYRAMLIK

    Koyunlar keçiler ve koçlar için
    Ne kadar bayramsa Kurban Bayrami
    Bu baris var ya, bu baris
    Cephedekiler için o kadar baris

    --------------------------------------------------------------------------------

    BİR ÖLÜM İLANI

    Zaten hayalet olan
    Gölge yazar Oğuz’un ölümü de
    Herhalde kendinden rivayet

    Oğuz’un cenazesi mi
    Hayret!

    Hem o hiç uyumaz ki
    Belki de ilk kez oradan
    Kendi kendini Türkçeye çevirecek
    Yeni dikilmiş bir kalem selviyle
    Ya da en eski daktilosuyla gecenin
    Yıldızları tuş

    --------------------------------------------------------------------------------

    BULUŞMAK ÜZERE

    Diyelim yagmura tutuldun bir gün
    Bardaktan bosanircasina yagiyor mübarek
    Öbür yanda günes kendi keyfinde
    Ne de olsa yaz yagmuru
    Piril piril düsüyor damlalar
    Eteklerin uça uça bir kosudur kopardin
    Dar attin kendini karsi evin sundurmasina
    Iste o evin kapisinda bulacaksin beni
    Diyelim için çekti bir sabah vakti
    Erkenceden denize gireyim dedin
    Kulaç attikça sen
    Patiska çarsaflar gibi yirtiliyor su ortadan
    Ege denizi bu efendi deniz
    Seslenmiyor
    Derken bi de dibe dalayim diyorsun
    Içine dogdu belki de
    Iste çil çil kosusan baliklar
    Lapinalar gümüsler var ya
    Eylim eylim salinan yosunlar
    Onlarin arasinda bulacaksin beni
    Diyelim sapina kadar sair bir herif çikmis ortaya
    Çakmak çakmak gözleri
    Meydan ya Taksim ya Beyazit meydani
    Herkes orda sen de ordasin
    Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarindan
    Yürüyelim arkadaslar diyor yürüyelim
    Özgürlüge mutluluga dogru
    Her isin basinda sevgi diyor
    Gözlerin yagmurdan sonra yapraklarin yesili
    Bi de basini çeviriyorsun ki
    Yaninda ben varim

    --------------------------------------------------------------------------------

    CİHAT İÇİN CAHİT

    Cahit ki bu hasta düzende saglikli bir kanserdi
    Cahit ki haksizliga karsi üreyen höcrelerdi.
    Yorgun develer gibi çöktügü Dormen sölenlerinde bile
    'Siz paranizi, ben kendi kendimi yerim,' derdi.

    Cahit zaten azalarak yasayanlardan degil
    Çogalarak ölenlerdendi

    --------------------------------------------------------------------------------

    CANKURTARANLA

    Yardin be cancagzim
    Yardin sonunda su Beyoglu trafigini
    Ilkyardim pamuklariyla
    o ölümcül acelenden
    Korna çiçekleri açiyor simdi
    yaralarinin üzerinde
    Ölen yok sen gibi güzel
    Sinifsal ecelinden

    --------------------------------------------------------------------------------

    DEĞİŞİK

    Baska türlü birsey benim istedigim,
    Ne agaca benzer ne de buluta benzer;
    Burasi gibi degil gidecegim memleket,
    Denizi ayri deniz, havasi ayri hava;
    Nerde gördüklerim, nerde o bekledigim kiz
    Rengi baska, tadi baska.

    --------------------------------------------------------------------------------

    DEĞİŞİM

    Ince uzun bir hayvan
    Çarpiyor
    Çarpiyor
    Çarpiyordu kendini taslara.
    Cani mi sikiliyor
    Can mi çekisiyordu yoksa?
    Yok efendim dedi yanimdaki adam
    Gömlek degistiriyor yilan
    Bu hallerden anlariz dedi az çok
    Biz de sinif degismistik bi zaman

    --------------------------------------------------------------------------------

    EPİGRAM

    Marx’in da pek sevdigi bir Latin sözünü animsiyorum
    Nihil humanum mihi alienum est
    Bu sözün altina ben de imzami basiyorum
    Insana iliskin ne varsa kabulüm
    Su hümanistler hariç

    --------------------------------------------------------------------------------

    KÜÇÜK KIZIM SU'YA

    Bir derin uykudaydım ölümün içinden
    Açtım ki gözlerimi
    Bir suyun gölgesi gibi
    Kendisi adeta bir suyun
    Ayakucunda sen oturuyorsun

    Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!

    --------------------------------------------------------------------------------

    MARE NOSTRUM

    En uzun kosuysa elbet Türkiyede de Devrim,
    O, onun en güzel yüz metresini kostu
    En sekmez lüverin namlusundan firlayarak...
    En hizlisiydi hepimizin,
    En önce gögüsledi ipi...
    Aciyorsam sana anam avradim olsun,
    Ama ask olsun sana çocuk, ask olsun!

    --------------------------------------------------------------------------------

    MUHABBET

    Bir fasulye çimleniyordu
    Çiseledikçe yağmur.
    Koştum vardım ki yanına
    Anlasın ne nimet olduğunu
    Sen git yerine! dedi Ayşa Kadın
    Böyle kibar erkeyin ayağ’na
    Ben kendi ayağ’mnan gelirim

    Bu muhabbeti görünce uzaktan
    Kıpkırmızı oldu biberiye

    Bayram nedir ki dedim kendi kendime
    Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye

    --------------------------------------------------------------------------------

    RAMBRANTIN RESMİ ÜZRE

    Karanliklar arasindan bir isin
    Bir kadin vucuduna vuruyor
    Asagidan yukariya
    Yikanmak uzre
    Geceligini kaldirmis
    Bacaklari bütün kadinlarin
    bacaklarindan
    Ama o ezele kalacak
    O bir isin yüzünden
    Aydinlatan yasamimizi
    Aydinlatan yalnizligimizi
    Bir tek isin
    yasasin.

    --------------------------------------------------------------------------------

    SEVGİ DUVARI

    sen miydin o yalnizligim miydi yoksa
    kör karanlikta açardik pasli gözlerimizi
    dilimizde aksamdan kalma bir küfür
    salonlar piyasalar sanat seviciler
    derdim günüm insan içine çikarmakti seni
    yakanda bir amonyak çiçegi
    yalnizligim benim sidikli kontesim
    ne kadar rezil olursak o kadar iyi

    kumkapi meyhanelerine dadandik
    önümüzde altinbas altin zincir fasulye pilakisi
    aramizda görevliler ekipler hizir pasalar
    sabahlari açiklarda bulurlardi lesimi
    öyle sicakti ki çöpçülerin elleri
    çöpçülerin elleriyle oksardin beni
    yalnizligim benim süpürge saçlim
    ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

    baktim gökte bir kirmizi bir uçak
    bol çelik bol yildiz bol insan
    bir gece sevgi duvarini astik
    düstügüm yer öyle açik seçik ki
    basucumda bir sen varsin bir de evre
    saymiyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
    yalnizligim benim çogul türkülerim
    ne kadar yalansiz yasarsak o kadar iyi

    --------------------------------------------------------------------------------

    AKDENİZ YARAŞIYOR SANA

    Akdeniz yaraşıyor sana
    Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
    Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
    Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
    Köpekler havlıyor uzaktan
    Demin bir çocuk havladı
    Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
    Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
    Denizi tokmaklıyor balıkçılar
    Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
    O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
    Hayatta yattık dün gece
    Üstümüzde meltem
    Kekik kokuyor ellerim hala
    Senle yatmadım sanki
    Dağları dolaştım
    Ben senden öğrendim deniz yazmayı
    Elimden düşmüyor mavi kalem
    Bir tirandil çıkar gibi sefere
    Okula gidiyor öğretmenim
    Ben de ardından açılıyorum
    Bir poyraz çizip deftere
    Bir ada var sırf ebabil
    Dönüyor dönüyor başımda
    Senle yaşadığım günler
    Gümüş bir çevre oldu ömrüm
    Değince güneşine
    Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
    Gözlerim kamaşınca senden
    Ölüm belki sularından kaçırdığım
    O loş suda yıkanmaktır
    Durdukça yosundan yeşil
    Kulaç attıkça mavi
    Ben düzde sanırdım yıkıntım
    Örenim alkolik asarım
    Mutun doruğundaymışım meğer
    Senle çıkınca anladım
    Eski Yunan atları var hani
    Yeleleri bükümlü
    Gün inerken de öyle
    Ağaçtan izdüşümleriyle
    Yürüyor Balan tepeleri
    Yürüyor bölük bölük can
    Toplu bir güzelliğe doğru
    Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize


    --------------------------------------------------------------------------------

    AY! AY! AY!

    Şu gökteki ay var ya
    Şu ***tan şu yarım ay
    Bakarsan bakarsan bakarsan
    Bi tek sözüme bakıyor benim
    dolunay olmak için
    O bana bakıyor
    Ben ona.
    O bana bakıyor
    Ben ona,
    Hepimiz ama
    Hepimiz
    Hepimiz
    Bakıyoruz hep birbirimize
    bakıyoruz hep bakıyoruz
    ADAM olmak için hep
    Ay! Ay! Ay!
    O bana bakıyor
    Ben ona.
    O bana bakıyor
    Ben ona
    Canım yanarcasına
    Ne zaman
    Ama ne zaman olacak bu iş?
    Bakıyorum bakıyorum da aya
    Bakıyorum da ayın ayaklarına
    Yatırmışlar yine Ahmed’i falakaya


    --------------------------------------------------------------------------------

    BAHARLA ÖLÜM KONUŞMALARI
    I
    Memelerim koparıyor
    Yüzyıl süren bir yalnızlık
    dile gelmişçesine
    Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
    Ve ağrıya
    ağrıya tabi,
    ağraya
    ağraya ağbi...
    Nakkaş Tepe de ancak
    bezmimize böyle gelmiştir
    Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
    Yerbilimsel bir hapisten sonra

    II
    İçimdeki karanlığı patlatacağım
    Zifiri bir su akacak
    kamışımdan toprağa
    Bir kedi yavrulayacak
    köpek dişli bir kedi
    Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
    Yedikçe
    kendi
    kendini
    mayhoş
    Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
    Mors’un en morundan bir karga
    Konacak karşıki direğin doruğuna
    Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
    Ne kadar taşlasan boş
    oynamıyor yerinden
    Ben kargadan korkmam ama
    bunun gözleri baykuş
    Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
    Ve ötüyor
    ötüyor
    ötecek
    Beni ışığa bağlayan
    (Bağlayın beni ışığa!
    Gerin telleri gerin!)
    beni ışığa bağlayan
    o gelin telleri
    o gelin telleri
    kopuncaya dek...
    Akpembe bahar yelkenleriyle
    Güneşin rüzgarına gerilmiş
    bir badem ağacı gibi...
    İçimdeki karanlığı patlatacağım
    Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
    ağlaya
    ağlaya
    Yepyeni bir insan
    pırıl pırıl bir can
    bitecek toprağa...

    III
    İki çöpçü geliyordu karşıdan.
    Biri
    (Aynen Selahattin-i Eyyubi Haçlılar
    Seferinden, sanırsın, pos bıyıklarıyla
    Tarihin, süpürmeye gelmiş Prens Adalarını )
    Öbürüne
    (Marmara’yı bizim Yaşar Küklopsunun o
    Anavavza gözüyle dünyanın en güzel
    atlarının neredeyse ineceği e biraz
    genişçe bir çakır su gibi görüyordu,
    eminim)
    Eyitti kim:
    Halk Partisi’nin solunda bir parti olsa
    Hiç dinlemez oyumu ona veririm

    IV
    Sevda Tepesinde geçen gün
    Karşıki masanın altında
    İki tane tavuk gördüm
    Toprakla yıkanıyorlardı
    Eşeledikleri çukurda
    İnsanlar için de belki ölüm
    Toprakla bi tür
    Yıkanmaktır diye düşündüm

    V
    Üşüyor mu deniz
    üstüne boşandıkça yağmur?
    Ondan mı dersin
    tüyleri böyle ürperiyor?
    Ben de gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta
    Alı al moru mor bir sandal gibi acaba
    Yıllar sonra yılmayıp yine
    Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine?

    VI
    Buket diye bahçeli bir meyhane vardı Yenişehir’de
    Yıkıldı çoktan GİMA var şimdi yerinde
    Kenarı küpelerle çevrili o küçücük havuzun
    Yamacında bir masa
    Cahit Ağ’beyle otururduk yaz gecelerinde
    Fıskiyenin serpintisiyle sırılsıklamdı muşamba
    Zaten Cahit’in gözleri daim yaşlı
    “Şunu siliver!” derdi garsona
    “Şu muşambayı siliver, mirim!”
    Ne Cahit kaldı, ne Buket, ne fıskiye
    Yine de bu bahar öğlesinde
    Fıskiyenin üstündeki o kırmızı top gibi
    -İsterse kalpten olsun, isterse-
    Hop hop ediyor ya yüreğim bi düziye

    VII
    Ruhum sıkıldıkça, ruhum,
    Mızrapsız bir tambur gibi
    Apayrı bir hava çalıyor vücudum
    Ruhum sıkıldıkça ruhum,
    Senden ayrı, kendimden ve kentten ayrı
    Apayrı bir hava çalıyor vücudum
    Kalk gidelim, kalk gidelim başka yere!
    Başka yere, başka yere, başka yere!
    Ruhum sıkıldıkça, ruhum,
    Cemil Beysiz bir tambur gibi
    Kendi kendini çalıyor vücudum

    VIII
    Yalıların surları boyunca giderken Kanlıca’da
    Duvarda bir gedik ilişti gözüme
    Uydurdum gözümü deliğe:
    Bir bahçe
    Bahçe değil bir havuz
    Havuz değil bir bahçe
    Üstü nilüfer kesmiş silme
    O nefti yapraklarıyla gelmiş
    O aksarı çiçeğiyle
    Ne hevesle gelmiş kim bilir bu güzelliğe!
    İnsanoğlu beni görsün diye mi?
    Bahçede oysa
    Bahçedeki bir havuz
    Bir havuz ki bir bahçe
    Ne in var ne cin ne bey ne ağa
    Surları da çekmişler dört bir yanına
    Bizler de varmayalım diye bu uçmağa
    Sade bir garibim yavru kurbağa
    Serilmiş o ortası çukur
    O sal gibi yaprağa
    Yarı suyun içinde
    Yarı yansımış ışığa
    Pırıla pırıl yeşile yeşil
    Rezil mi rezil
    Başladı birden haykırmağa
    Başladı inin cinin ağanın beyin
    Ne kendi görüp ne kimseye gösterdiği
    Çevresine bizler görmeyelim diye
    Surlar çektiği
    O kimsesiz güzele türkü yakmağa
    Şairim ben
    Benim işte o kurbağa

    IX
    Hep ölümü çalacak değil a Zangoç
    Bu da
    Sema’yla Asaf’ın kızına
    Hoşgeldin demek için
    Oysa
    Ne kadar
    Ne kadar
    Ne kadar yalnız
    Sanıyordum kendimi demin

    X
    Atkestanelerini geçen süvari ışıklar
    Er-erken kaldırmış hanımellerini
    tühallah üşüyecekler!
    Ve zeytinler eski Rum tenteneleriyle
    Esen yel!
    Esen yel!
    Kim gördü böyle gül yiyen horoz
    Tanyeri kokuyor sesi...
    Yuvarlandıkça sanki bayırdan aşağı
    hapiste dolmuş bir şarap şişesi
    Öbür horozlar da ayaklanıyor
    merdiven nakışlı ibikleriyle
    Ve balkonlardan sarkarken
    düşleri bebelerin
    bir albayrak yarışı gibi
    Horozlar nev-icad ediyorlar denizi
    Hırsızlar!
    Hırsızlar!
    Ve deniz
    levent gölgeleriyle Turgut Reis’in
    Bütün bu dizelerden alınıyor
    Bir ala
    bir mora kesiyor yüzü
    Esen yel!
    Esen yel!
    Bu sabah
    bir firardır
    kan-davasından bir çocuk
    Kuşluk vaktine kalmadan önce
    Güneşin kurşunlarıyla vurulacak
    Ve akşamladı mıydı çamlar
    ve karadı mıydı
    Tepelerde
    Tepelerde
    Öyle güzel ki esen yel
    Esen yel!
    Esen yel!
    Bu sabah
    ve bu bahar
    bir firardır
    Baruta koşan bir fitil
    İfil
    İfil
    Öyle güzel ki esen yel!
    Esen yel!
    Esen yel!
    Öyle güzel
    Öyle güzel ki
    Esmese de
    Esmese de
    Güzel

    XI
    İçimden bir his bırakmıyor beni ölmeceye.
    İçimden bir his.
    Bir his ki
    Çapraz oturmuş denizin kıyısına
    Taş
    Taş
    Taş
    Derken bir GÜNEŞ!
    Tıpkı Üsküdarda’ki
    Şemsi Paşa Camisi gibi.
    Sen iskeletlerle değil diyor bana
    Sen iskelelerle kuracaksın cesedini
    Ve öyle köpeksin ki sen
    Öldükten sonra bile
    Yılmaz’ın UMUDundaki
    Paytonların ardından
    Koşacaksın hep
    Geleceğe
    Çın
    Çın
    Çın
    Ve karnımın gevşemesine karşın
    Taş..larımdaki tarçın
    Bırakmıyor beni ölmeceye
    Evet diyemiyorum
    Diyemiyorum ki evet
    O hayırlı
    O hayırlı geceye

    XII
    Ben de
    Boğaziçi de bu bahar
    Mavi sakalına erguvanlar takmış
    Sarhoş bir İskele Babası kadar
    Hem delikanlı
    hem deliler gibi ihtiyar


    --------------------------------------------------------------------------------

    Bİ DAMLACIK



    Duru bir yeşildi ortalık
    Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
    Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
    Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
    Pullarını döküyor üstüme
    Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
    Belki de anmak için
    bi damlacık bir sessizliği



    --------------------------------------------------------------------------------

    GÜLER YÜZÜMLE



    Viran bir rum evi adada oturduğumuz ev
    Serinliğine serin
    Ferah olmasına ferah ya
    Tam bir hakuran kafesi.
    Bu deyimi aslına döndürmek için mi nedir
    Bir çift de kumru gelip
    Yuva yapmış çatısına.
    Öyle usturubunla yerleşmişler ki
    Çürümüş tahtaların arasına
    Dışardan görünmüyorlar hiç.
    Yalnız
    El-ayak çekildikten sonra
    Derinden
    Ve civan demlerle demlenircesine
    Başlıyor dem çekmeleri

    Benim de çökmeye yüz tutmuş
    Şu can kafesimde
    Kadir sevgilim Güler’e sevgim
    ÜSKÜDARA GİDELİM diyor hala
    ÜSKÜDARA GİDELİM



    --------------------------------------------------------------------------------

    KAYIP ÇOCUK
    Birden işitilmez olsun ayak seslerim;
    Gölgem bir başka sokağa sapıversin;
    Unutayım bir anda her şeyi,
    Nerde oturduğumu,
    Bir tuhaf adem olduğumu Can adında.
    Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi,
    Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma;
    Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah,
    İlk defa görmüş gibi dünyayı,
    Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi;
    Hatırlamam artık değil mi, dostlar,
    Hatırlamam artık garipliğimi?


    --------------------------------------------------------------------------------


    MENAPOZ

    Yardımı kesildi ya Amerikan Dostluğunun
    Gençler, kendinize mukayyet olun!
    Kime saldıracağı belli olmaz haaa
    Adetten kesilmiş kibar o...punun.


    --------------------------------------------------------------------------------


    UKTE

    Dünyamın güzeli martılar
    Sizden nasıl da yok yere korkmuşum
    Kaşık Ada’nın orda!
    Dalın üstüme dalın
    Vurun beni, urun
    Denizanası kokan gagalarınızla!
    Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
    Bilmiyordum ki çünkü
    Ben hem balığım hem kuşum
    Ben ama hala anlayamıyorum ki
    Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum

    --------------------------------------------------------------------------------


    VE KOMİSER KOLOMBO


    Haldun Taner’e


    Vay hafiye rüzgar vay!
    Sıcakların nereye taşındığını
    efendice tahkike yanaşmış
    Hafiften zatülcenp muşambasıyla
    Havadan sudan
    dereden tepeden
    hoşbeşti derken
    sabah beri
    Yaprak izlerini alıyor çınarın
    Yandın çavuş yandın!

    Böyle bir sonbahar iptidasında
    Tutuklanmıştı zavallı Amerika’da
    αуѕєgüℓ bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş