Canlıları Dünyasını Gezelim ,Tanıyalım

Konu 'Fen Bilgisi 5. Sınıf' bölümünde Moderatör Taner tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara


    İnsanın Çevreye Etkileri




    • İnsan etkisi ile çevre hızla değişmektedir.
    • Yakın çevremizde ve ülkemizde pek çok çevre sorunu vardır.
    • Ülkemizde ve Dünya'da insan etkisi ile nesli tükenen veya tükenmekte olan pek çok bitki ve hayvan türü vardır.
    • Yakın çevremizde çevreyi bozan, doğal yaşam alanlarına zarar veren kişileri uyarmalıyız.
    • Besinleri mikroskobik canlıların zararlı etkilerinden korumak ve uzun süre saklayabilmek için çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemlerin başlıcaları tuzlama, konserve yapma, pastörize etme, buzdolabında saklama, dondurma ve yüksek sıcaklıkta pişirmedir.
  2. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Mikroskobik canlılar




    • Çevremizde yaşayan gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar, mikroskop yardımı ile görülebilir. Mikroskopla görülebilen canlılara mikroskobik canlılar adı verilir.
    • Mikroskobik canlılar; toprakta, havada, suda, toprak altında, insan ve çeşitli canlıların vücutlarında yaşayabilir.
    • Hem zararlı hem de faydalı mikroskobik canlılar vardır.
    • Mikroskobik canlılar, besinlerimizin bozulmasına neden olabilir ve çeşitli hastalıklara yol açabilir.
    • Sütün mayalanıp yoğurda ya da peynire dönüşmesini, üzümden sirke oluşmasını sağlayan mikroskobik canlılardır.
    • Toprakta yaşayan bazı mikroskobik canlılar hayvan ve bitki artıklarının çürümesini sağlar.
  3. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Göldeki besin zinciri

    [​IMG]


    Dikkat edilirse oklar su yosunlarına doğru ilerlemekte yani Balıkçıl da dahil olmak üzere dolaylı yollardan su yosununa bağlı. Su yosunu besinini güneş enerjisi yardımıyla fotosentez ile yapar .
  4. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Mantarların genel özellikleri
    • Mantarlar kök, gövde, yaprak ve çiçekleri olmayan canlılardır.
    • Fotosentez yapamazlar, bu nedenle dışarıdan aldıkları besinlerle yaşamlarını sürdürürler.
    • Mantarlar bitki değildir.
    • Doğada, özellikle ormanlık alanlarda değişik türde şapkalı mantarlara rastlamak mümkündür. Bu tür mantarların birçoğu zehirli olabilir.
    • Besin olarak tüketilebilen şapkalı mantarlara kültür mantarı denir. Kültür mantarları, insanlar tarafından seralarda yetiştirilir.
    • Besinlerimizin zamanla bozulup çürümesine yol açan canlılar küf mantarları olarak adlandırılır. Bu mantarlar yüzlerce mikroskobik mantarın bir araya gelmesiyle oluşur.
    • Bazı yiyeceklerin yapımında ihtiyaç duyulan mantarlar maya mantarlarıdır.

    Mantarlar

    Mantarlar, sitoplâzmalarında zarla çevrili bir çekirdeğe sahip olan ökaryot hücreli canlılardır. Mantarlar genellikle çok hücrelidir. Klorofil içermeyen, yaşamları için gerekli olan besini hazır olarak sağlayan heterotrof canlılardır.

    1. Mantarların Genel Özellikleri

    Mantarlar, yüksek yapılı bitkilerdeki kök, gövde ve yaprak gibi organlara sahip değillerdir. Fakat hücrelerinin etrafında belirli bir hücre çeperinin olması, sporla çoğalmaları ve genellikle hareketsiz oluşları nedeniyle bitkilere benzer canlılardır. Şapkalı mantarların çeşitli türleri ülkemizde doğal olarak yetişir, bazı türleri zehirlidir. Şapkalı mantarlar besin ve ilâç yapımında kullanılmak üzere özel olarak da yetiştirilmektedir.

    2. Mantarların Çeşitleri

    Mantarlar maya mantarları, küf mantarları, şapkalı mantarlar ve enfeksiyon yapan mantarlar olarak gruplandırılır.

    Maya mantarları; genellikle tek hücreli organizmalar olup, hücre çeperleri kitinden yapılmıştır. Mayaların en önemli özelliği eşeysiz üremelerinin tomurcuklanma yolu ile olmasıdır. Özellikle şekerli ortamlarda, toprakta, hayvan atıklarında bol miktarda görülür. Hamurun mayalanmasında, bira üretiminde maya mantarlarından yararlanılır.

    Küf mantarları; çürümekte olan böcek, balık, kuş artıkları üzerinde saprofit olarak yaşarlar. Eşeyli ve eşeysiz ürerler. Besinlerin küflenmesine neden olurlar. Mantarların sporları peynir, salça, ekmek, limon ve yemekler üzerinde çoğalarak besinlerin küflenmesine neden olur.

    Şapkalı mantarlar; genellikle ağaç altlarında, çayırlarda yetişen tipik şemsiye şeklinde olan mantarlardır. Bu mantarların zehirli ve zehirsiz türleri vardır. Zehirsiz türlerinin kültürü yapılarak kolayca yetiştirilir. Şapkalı mantarlar; demir, bakır, fosfor, vitamin ve protein açısından zengin olduklarından besin olarak tüketilir.

    Enfeksiyon mantarları; insanda ağız ve boğaz hastalıkları, üreme organları ve deride enfeksiyonlara neden olan mantarlardır. Bebeklerde görülen pamukçuk, saç dökülmesine neden olan saçkıran örnek verilebilir.

    3. Mantarların Biyolojik, Ekonomik Önemi ve İnsan Sağlığı ile İlişkisi

    Mantarların en önemli görevleri yeryüzündeki madde dönüşümünde rol almalarıdır. Mantarlar, ölü bitki ve hayvan kalıntılarının çürüyerek toprağa karışmasında rol oynarlar. Bitkilerin sonbaharda dökülen yaprakları, mantar ve bakteriler tarafından çürütülerek humuslu organik maddelere dönüştürülür. Oluşan fosfat ve nitrat gibi mineraller bitkiler tarafından alınarak yaşam döngüsüne katılır.

    Mantarlar, gıda ve fermantasyon endüstrisi, ilâç sanayii ve çeşitli ürünlerin elde edilmesinde kullanılmaktadır.

    Peynir, alkol, ilâç, ekmek yapımında mantarlardan yararlanılır. Ekmek yapımında hamura katılan maya, kimyasal tepkimeler sonucunda karbon dioksit gazının çıkışına yol açar ve hamur kabarır. Bazı maya mantarları da salgıladıkları enzimlerle, glikozu parçalayarak alkole dönüştürürler. Bira ve şarap gibi alkollü içecekler şekerin fermantasyonu sonucu oluşur.

    Şapkalı mantarlar, eski çağlardan beri tüketilen önemli bir gıdadır. Mantarın besin değeri oldukça yüksektir. Özellikle içerdiği protein, vitamin ve mineral maddeler mantarın beslen medeki önemini arttırmaktadır.

    Mantarda, mineral maddelerden kalsiyum, demir, fosfor, potasyum ve bakır bulunmaktadır.

    Mantarlar, ilâç yapımında da kullanılmaktadır. Çeşitli antibiyotikler, steroit hormonlar, birçok vitamin ler mantarlardan elde edilen ilâçlardır. Son zamanlarda mantarlar kanser tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Penicillium chrysogenum mantarının ürettiği penisilin antibiyotiği, bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

    Doğadaki mantarların zehirli ve zehirsiz cinsleri bulunmaktadır. Bu mantarların ayırt edilememesi sonucu zehirlenmelere çok rastlanmaktadır. Bilinçsizce toplanan zehirli mantarların tüketilmesi insanların ölümüne neden olmaktadır. Bu tehlike kültür mantarlarında görülmez. Bu nedenle kültür mantarlarının tüketilmesi gereklidir. Kültür mantarları lâboratuvar şartlarında kolayca yetiştirilebilir. Nemli ve karanlık ortamlarda, gübre ve saman karışımında kolayca yetiştirilen ve zehirleme tehlikesi olmayan önemli bir besin kaynağıdır.
  5. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Bitkiler, beslenip büyüyebilmek içlin topraktan su ile mineral tuzlarını, havadan da karbondioksiti alıp birleştirerek nişasta yaparlar, işte bitkilere yeşil rengi verin bu maddeye klorofil, oluşan değişime ise fotosentez denir. Bazı bitkiler yardır ki, klorofil istemediklerinden karanlıkta büyüyebilirler. Örneğin, fongüs (bir tür mantar), mağaralarda bile yetişebilir, yer mantarı ise yeraltında büyür. Klorofil üretmedikleri İçin yeşil olmayan bu bitkiler, başka bitkilerin organik maddeleri ile beslenirler, işte mantarın ölü ağaçların kabuk ve köklerinde yaşamasına neden de budur.

    FUNGİ( GERÇEK MANTARLAR)
    Mantarlar Hakkında Genel Bilgi
    Mantarların Fizyolojisi
    Mantarların Metabolizması
    Mantarların Üremesi
    Yapılarına Göre Mantarlar
    Basit Mantarlar
    Yüksek Mantarlar

    Mantarlar; ökoryot hücre tipine sahip hücre sayısı fazla ve hücrelerinde gerçek anlamda zar ile çevrili çekirdek ve birçok

    [​IMG]
    organeli olan(yanda şekilde görüldüğü gibi)( küf mantarla

    Parazittirler; üzerinde yaşadığı diğer bir mantardan yarar görürken, ona yani konağına zarar verir.
    Saprofittirler; besin ihtiyaçlarını artıklarındaki organik maddelerden karşılarlar. Bunlar, organik maddelerin inorganik maddelere dönüşümünü sağlarken çürümeye sebep olurlar. Bu tür mantarların enzim sistemleri çok iyi gelişmiştir. Bu nedenle saprofit mantarlar canlı artıklarıyla beslendiklerinden doğadaki madde dolaşımında ayrıştırıcı olarak önemli bir oynar. Ayrıca oluşturdukları maddeler, üreticiler tarafından hammadde olarak kullanılır.


    Mantarlar,bitkiler âleminin klorofilden yoksun tek veya çok hücreli canlılarıdır.Bir hücreli mantarlar (sporlar ve mayalar) ******lara benzerler, ancak çevrelerinde selüloz zardan oluşan kalınca bir zarın bulunması ile onlardan ayrılırlar.Mantarların bitkisel yapıları tal denilen liflerden oluşmuştur. Üremeleri bazılarında eşeyli sporlarla, bazılarında ise eşeysiz sporlarla olur. Lifleri bölmelere ayrılmamış olan basit yapılı mantarlardan (miksomiçetler, fikomiçetler, zigomiçetler) başka lifleri bölmelere ayrılmış, üreme organları iyi gelişmiş yüksek yapılı mantarlar (basidiomiçetler, askomiçetler, adelomiçetler ve aktinomiçetler) da vardır.
    Mantarların kendilerine özgü bir beslenme tarzları bulunmaktadır. Enerji kaynağı için organik bileşiklere ve biyosentez için de karbonlu kaynaklara gereksinim duyarlar. Mantarlar, genel olarak, heterotrofik organizmalar olarak kabul edilirler.
    Basit organik moleküller (monosakkaridler, amino asitler, organik asitler, vs.) hücre membranlarından kolayca içeri girebilirler. Buna karşın, makromoleküller ise (disakkaridler, polisakkaridler, polipeptid ve proteinler, vs.) dışarıda enzimatik olarak ayrıştırıldıktan ve membrandan geçebilecek bir düzeye indikten sonra içeri girebilirler. Bazı mantarlar da (Myxomycestes) gıdalarını fagositozis veya endositozis ile alabilirler.
    Mantarlar karbon ve enerji kaynaklarını bir çok substratlardan temin edebilirler. Doğada serbest olarak yaşayan mantarların bir çoğu enerji için bitkisel orijinli kaynaklardan yararlanırlar. Mantarların büyük bir ekseriyeti de glikoz, sakkaroz, nişasta, maltozu ayrıştırabilir ve bunlardan yararlanabilir. Bazıları da yağ asitlerini, organik asitleri ve gliserolu da enerji kaynağı olarak ve ayrıca, hekzos ve pentoz
    şekerlerinin derivatlarını da (uronik asit ve şeker alkollerini) kullanabilirler. Bunların hücre membranlarından geçişinde permease enzimlerinin rolü fazladır.


    İnsanlarda parazit olarak bulunan ve hastalık yapan mantarlar veya başka bir deyimle mikozlar, mikroskobik olanlardır. İnsanda a***** yaşayan doksana yakın türde mantar sayılmıştır. Bunların bir kısmı saprofit olarak yaşarlar yani hastalık yapmazlar.
    Mantarların deri, tırnak, kıl ve saçları etkileyerek meydana getirdikleri hastalıklar, yüzeysel mantar hastalıkları genel adı altında toplanırlar (dermatofit, pitriyazis, versikolor, kandida hastalıkları). Bazı mantarlar derialtında toplanıp kronik iltihaplara ve miçetom denilen yalancı mantar urlarına neden olurlar. Bedenin ayak, diz, göğüs, kasık gibi çeşitli bölgelerinde hastalık yaparlar. Bu mantarlardan Madurella myecetomi’nin özellikle ayaklarda meydana getirdiği şişlikler, madura ayağı diye bilinen kronik bir hastalığı meydana getirir. Büyük ölçüde şişmiş ve içi düğümlerle dolu, yüzeyi fistüllerle kaplı madura ayağından tanecikli irin yani cerahat akar. Tedavisi geciken olaylarda ayağı kesmek gerekebilir

    [​IMG]
    MANTARLARIN FİZYOLOJİSİ
    Mantarların hücre duvarlarında kitin ve selüloz karakterinde substansların bulunması, bunların devamlı değişen ve çok değişik olan çevre koşullarına uymalarında büyük yardımcı olurlar. Örn. mantarlar, bakterilerin dayanamayacakları kadar yüksek konsantrasyondaki şeker(%50) solüsyonuna direnç gösterirler. Çünkü, yüksek ozmotik basınca karşı, bakteriler kadar duyarlı değillerdir ve bunu hücre duvarının yapısındaki maddeler sağlarlar. Bu nedenle, reçel ve jöleler mantarlar tarafından kolayca kontamine edilebilirler. Ancak, bazı mantar türlerinin de %15 şeker yoğunluğunda üremelerinde sınırlanma oluşmaktadır.
    Mantarlar genellikle düşük pH derecelerinde bile kolayca üreyebilir ve böyle ortamlara adapte olabilirler. Bu sebeple, mantarların minimal ve maksimal pH-limitleri 2-11 arasında değişebilir. Asit karakterdeki meyveler veya suları (özellikle, domates, portakal, limon, greyfurt, mandalina, vs.) buz dolabı ısısında olsalar bile mantarların üremeleri için iyi bir ortam oluştururlar. Hatta, bazı türler, 1 N asetik asit ve 2 N sülfürik asite dirençlidirler.

    [​IMG]
    MANTARLARIN ÜREMESİMantarlar üzerlerinde taşıdıkları sporlar eşeysiz olarak çoğalırlar.(yanda şekilde görüldüğü gibi ekmek küfü üzeride spor keseleri ve bazı bölümleri belirtilmiştir.
    Ancak çok az bir kısmı eşeyli üreme yeteneğine sahiptirler.

    MANTARLARIN ÜREMESİNDE ETKİLİ OLAN BAZI FAKTÖRLER
    Rutubet, mantarların üremelerinde çok önemli faktörlerden birini oluşturmaktadır. Yüksek orandaki rutubet, genellikle, üreme üzerine olumlu etkide bulunur. Rutubet azaldıkça, mantarların çoğalmaları da sınırlanmaya başlar. Mantarların rutubete olan gereksinmeleri, türler arasında değişiklik gösterir. Bazı mantar türleri relatif rutubeti %10-15 arasında bulunan ortamlarda veya suyu çok azalmış olan kuru danelerde üreme yeteneğine sahiptirler. Patojenik mantarların, özellikle, dermatofitlerin insan veya hayvan vücutlarında yerleşebilmesi ve hatta hastalık oluşturabilmesi için rutubet yine önemli bir faktördür.Eğer deri, su ile ıslanmış ise, mantarların yerleşmesi ve üremesi daha kolay olmaktadır.

    Mantarların üreme ısısı limitleri oldukça geniştir ve türler arasında farklar gösterir. Bu sınırlar, 0° ile 60°C arasında değişebilmektedir. Hifalar maksimal ısı limitinin dışında kolayca ölmelerine karşılık, sporları yüksek ısıya ve değişik çevre koşullarına çok fazla dayanıklılık gösterirler. Sizlerin de bildiği üzere buz dolabı ısısında üreyebilen ve gıdaların bozulmasına neden olan mantarlara her zaman rastlamak mümkündür. Dikkat çekici diğer bir özellik ise, Çok fazla soğuk, mantarların muhafazasında kullanılmaktadır. Sıfırın altında 195°C'de mantarlar uzun süre canlı kalabilirler.
    Mantarlar, genellikle, aerobik karakter taşırlar ve oksijenin bulunduğu ortamlarda gelişirler ve ürerler. Bu nedenle, havada bulunduğu miktar (veya oran) kadar oksijen, üreme için gereklidir. Patojenik mantarlardan, Actinomyces bazı türleri hariç olmak üzere, diğerleri aerobik koşullarda ürerler. Oksijenin azlığı veya mikroaerofilik koşullar üremeyi ve gelişmeyi sınırlar.
    Mantarların üremeleri için ışık, gereksinme duyulan önemli bir faktör değildir. Işık olmadan da kolayca gelişebilirler. Patojenik mantarlar da direkt ışık olmadan üreyebilme yeteneğine sahiptirler. Direkt güneş ışınları, üremeyi ve gelişmeyi sınırlar


    MANTARLARIN METABOLİZMASI
    Mantarların metabolik aktiviteleri alg ve yüksek bitkilerden biraz farklılık gösterir. Fotosentez yetenekleri olmadığından, enerjice zengin karbon kaynaklarına ihtiyaçları vardır. Heterotrofik bir beslenme özelliği gösteren mantarların metabolizmaları oldukça fazladır. Bunu gerçekleştirmek için fazla enerjiye ve dolayısıyla da enerji üretimine gereksinimleri vardır. Mantarlarda da, diğer ökaryotik ve prokaryotiklerde olduğu gibi, adenozin trifosfat ( ATP) merkezi bir role sahiptir.
    Metabolik aktivite sonunda mantar hücreleri içinde birçok depo maddeleri birikebilir. Bunlar arasında lipitler ve karbonhidratlar vardır.
    Mantarlarda sekonder metabolizma olarak tanımlanan ve ancak, normal metabolizmanın sınırlandığı durumlarda aktif hale gelen diğer bir metabolizma olayı da bulunmaktadır. Şimdiye dek 1000 den fazla sekonder metabolit bildirilmiştir. Bu metabolitlerin kimyasal yapıları farklı olup türlere özgü bir karakter taşımaktadırlar. Bazı metabolitlerin ticari değerleri çok fazladır (antibiyotikler, hormonlar, vs.) bazıları da insan ve hayvan için oldukça tok******ler (mikotoksinler gibi). Üremeleri kısıtlanan ve durma dönemine giren mantarlar tarafından sentezlenen bu sekonder metabolitler, bir mantar için hayati önemde olmayıp normal üreme döneminde sentezlenen primer metabolitlerden oldukça farklıdırlar

    YAPILARINA GÖRE MANTARLAR
    BASİT (MUKUS) MANTARLAR:çürükçül (çürümekte olan organik maddelerle beslenen) veya a***** yaşayan mikroskobik türlerdir.(cıvık mantarlar) bunların çoğu, küfleri ya da amipleri andıran oldukça belirsiz biçimli bitkilerdir. Vücut hücrelerinde hücre duvarı bulunmayan, küf mantarlarını içerir. Ancak spor hücrelerinde, gerçek mantarlarda olduğu gibi sert bir hücre duvarı bulunur. Hepsi spor keselerindeki sporlarla çoğalır. Yetiştiği yerler; yerde ve bütün organik maddelerde, bitkilerde ve hayvanlarda, hatta bakterilerde a***** olarak da yaşar

    [​IMG]
    YAPILARINA GÖRE MANTARLAR
    BASİT (MUKUS) MANTARLAR:çürükçül (çürümekte olan organik maddelerle beslenen) veya a***** yaşayan mikroskobik türlerdir.(cıvık mantarlar) bunların çoğu, küfleri ya da amipleri andıran oldukça belirsiz biçimli bitkilerdir. Vücut hücrelerinde hücre duvarı bulunmayan, küf mantarlarını içerir. Ancak spor hücrelerinde, gerçek mantarlarda olduğu gibi sert bir hücre duvarı bulunur. Hepsi spor keselerindeki sporlarla çoğalır. Yetiştiği yerler; yerde ve bütün organik maddelerde, bitkilerde ve hayvanlarda, hatta bakterilerde a***** olarak da yaşar

    [​IMG]
  6. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    YÜKSEK (GERÇEK) MANTARLAR
    çayırlarda ve ormanlarda yetişen, üreme organlarıyla belirgin, asklı mantarlar ve bazitli mantarlardır. Bunlar bitkilerin en geniş ve en karmaşık grubudur. Bitkinin üremesini ve yayılmasını sağlayan sporlar, şapka denilen kısmın üstünde gelişir. Yetiştiği yerler; organik madde bulunan, yeterince nemli bütün bölgeler; humusça zengin toprak, gübre, çürümekte olan ağaç gövdesi.

    [​IMG]
    MAKROMANTARLAR
    Makromantarlar klorofili olmayan, üreme organları ve esas bünyeleri iplik gibi, "hüf" denilen küçük borucuklardan ibaret canlılardır. Belirgin şekilleri ve yaşama modelleri ile bağımsız bir canlı alemidirler. Bu canlılar hem eşeyli hem de eşeysiz olarak, sporlar oluşturarak ürerler. Klorofil ihtiva etmediklerinden, bağımsız olarak şeker, yağ ve nişasta gibi organik maddeler oluşturamazlar. Bu nedenle diğer canlılara ihtiyaç duyarlar. Yani başka canlılardan beslenirler. Bir başka deyişle çürükçül veya a*****tırlar. Mantarın esas bünyesi ince iplik gibi hüfler kitlesidir ki buna misel denir. Bizim toprak üzerinde gördüğümüz ve yararlandığımız kısım, bu misellerin özelleşmesi ile dokunmuş bir eşeyli üreme organıdır. Yukarıda kısaca tanımladığımız, çayırlarda, yol kenarlarında, ormanlarda, ağaç altlarında hemen hemen hepimizin sadece bir bölümünü (şapkasını) gördüğü ve bildiği makromantarlar; çok değişik renk ve şekillerde, bazılarını yediğimiz, bazılarından zehirlendiğimiz enteresan varlıklardır. Öyle ki, mantarlar alemininin tümünü ele alırsak ,olağanüstü yumuşak ve büyük ölçüde saydam bir vücut yapısına sahip olduklarını ve buna rağmen dev bir sarmaşık gibi onlarca metrelik bir alana yayılabildiklerini görürüz. Ellerinden hiçbir şey kurtulmaz; suyu, toprağı, böceklerin, bitkilerin, memelilerin hatta kuşların dokularını bile istila edebilirler. Mantarlar alemi aslında çok karmaşıktır. Burada ele aldığımız makromantarlar, Eumycophtya filumu (gerçek mantarlar) sınıfına dahildir. Bundan başka daha birçok mantar sınıfı mevcuttur. Bunlara örnek olarak; bölünen mantar bitkiler, cıvık mantarlar, algsi mantarlar, keseli mantarlar, çomak mantarlar, ikincil mantarlar gibi sınıflar gösterilebilir


    MAKROMANTARLARIN İNSANLAR İÇİN ÖNEMİ
    Bitkiler aleminin Mycophyta bölümünü oluşturan mantarlar olmasaydı belki de yaşayamazdık. Çünkü dünyanın hayat devrinde mantarların çok önemli fonksiyonları vardır. Bizler için, mantarlar aleminin bir kısmını oluşturan makromantarlar denildiğinde, akla ilk önce zehirli mantarlar, daha sonra yenilebilir mantarlar gelir. Onları güncel kılan da bu özellikleridir. Ancak bu varlıkların doğadaki pozisyonları gözönüne alındığında, onları asıl önemli kılan, ölü veya canlı organik maddeleri parçalamaları ve böylece karbon - azot devrinin sürdürülmesinde çok büyük bir rol oynamalarıdır. Mantarların,zehirlenmelere, cilt ve diğer hastalıklara sebep olarak insana doğrudan zararlı etkileri olabilen bir çok türü vardır. İnsan için faydalı olan bitkiler üzerinde parazit olmalarının sonucu ekonomik kayıplara sebep olmakla dolaylı zararları da vardır. Bazı mantarlar ise insana, mesela mayalama endüstrisinde, çok değerli hizmetler verirler.
    Maya mantarları lüzumlu mayalanmayı sağlamak üzere ekmek yapımında da kullanılmaktadır. Maya mantarlarınının başka türleri meyve sularından şarap imalinde, süt endüstrisinde muhtelif süt ürünlerinin üretiminde kullanılır. Bakterilerden başka, bazı peynirlerin olgunlaştırılmasında Penicillium cinsinden küf mantarları önemli rol oynarlar, bu peynirlerde küf mantarı peynirin içinde gelişir ve boz renkli damarlardan ibaret bir ağ teşekkül ettirir. Bazı peynirlerde bu damarlı oluşum yalnız yüzeyi örter. Bununla beraber en büyük keşif, mantarlardan elde edilen bilhassa "penisilin" adı verilen antibiyotiklerdir. Penisilin, Penicillium notatum dan elde edilmiştir, halen bir çok bulaşıcı hastalığın tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Nihayet su mantarları, kirlenmiş suların yarı temizlenmesinde kısmen yardımcı olurlar.

    MAKROMANTARLARIN GELİŞME MEVSİMLERİ
    Mantarlar büyümek ve üreme organı oluşturmak için, uygun bir yetişme yerine, iklime ve bilhassa rutubet derecesine ihtiyaç gösterirler. Birçok mantar türü bütün bir yıl boyunca görülebilir, fakat ekseriytle lamelli mantarlar ve Boletuslar sonbaharda ortaya çıkar. Ilık hava halleri, üreme organlarının oluşturulması için en iyi şartlardır. Kurak yazlardan sonra mantarlar hiç görünmeyebilir veya rutubetin artmasıyla birlikte Eylülde ortaya çıkabilir.
    İlkbaharda en erken çıkan mantarlar Morchella'lardır. Yaz boyunca Agaricus lar, Russula lar, Boletus lar ve diğer yenilen mantarlar sıra ile ortaya çıkarlar. Bir çok türler yumuşak geçen kışlarda gelişmelerini devam ettirebilirler, böyle kışlarda yemeklik mantar toplanabilir. Ancak yenilebilen bir çok mantar türü kısa bir büyüme mevsimine sahiptir
    [​IMG]
  7. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Omurgasız Hayvanların Özellikleri





    • Omurgasız hayvanların bir bölümü karada, bir bölümü suda yaşar.
    • Çekirge, örümcek, kelebek ve sinek çevremizde gördüğümüz omurgasız hayvanlardır.
    • Ahtapot, yengeç, ıstakoz, midye, denizkestanesi, denizyıldızı, sünger, denizanası suda yaşayan omurgasız hayvanlara örnektir.
  8. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Omurgalı Hayvanların Özellikleri





    Vücutlarında kemik ve kıkırdaktan yapılmış iç iskeletleri bulunur.
    • En gelişmiş canlı grubudur.
    • Doku ve organ gelişimi en yüksek derecede bulunur.
    • Vücutlarında özel görevler yapan sistemler bulunur.
    • Hepsi eşeyli yollarla çoğalırlar. Böbrekleriyle boşaltım yaparlar. Omurgalılar beş ayrı grupta toplanırlar.
    1. Balıklar
    • Tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar.
    • Solungaç solunumu yaparlar.
    • Yüzgeçleriyle hareket ederler.
    • Vücutları koruyucu olan pullarla kaplıdır.
    • Kalpleri bir kulakçık ve bir karıncık olarak iki odacıklıdır.
    • Kalpleri, vücuttaki kirli kanı toplayıp solungaçlara gönderir. Bu nedenle kalpte sadece kirli kan bulunur.
    • Soğuk kanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları suya bağlıdır. Kış uykusuna yatmazlar.
    • Dış döllenme ve dış gelişmeyle yumurta üreterek çoğalırlar. Köpek balığı, Hamsi, Kefal, Alabalık, Palamut bu gruba girer.
    2. Kurbağalar
    • Derileri ince ve nemli olan canlılardan oluşur. Su kenarlarında yaşarlar.
    • Yavruyken solungaç, erginken deri ve akciğer solunumu yaparlar.
    • Arka ayakları uzun olup per****dir. Sıçramasını ve suda yüzmesini sağlar.
    • Dilleri uzun ve yapışkanlıdır. Çoğunlukla böcekleri tutarak beslenirler.
    • Kalpleri iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Vücuttan gelen kirli kan ile akciğerden gelen temiz kan karıncıkta karışır. Vücuda karışık kan gönderilir. Yeterli enerjiyi üretemediği için soğuk kanlıdırlar.
    • Dış döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalırlar.
    • Büyümeleri sırasında larvaları başkalaşım geçirir ve erginleşir.
    • Kuyruklu ve kuyruksuz kurbağa olarak adlandırılan türleri bulunur.
    3. Sürüngenler
    • Gövdelerine oranla kol ve bacakları zayıf olduğu için karınları üzerinde sürünürler.
    • Vücut çevresi pullarla kaplıdır.
    • Akciğerleriyle solunum yaparlar. Kalpleri üç odalı olup iki kulakçık ve bir karıncıktan oluşur. Karıncıkta bulunan yarım perde kirli ve temiz kanın karışmasını azda olsa engeller.
    • Vücutta karışık kan dolaşır ve soğuk kanlı canlılardır.
    • İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurtayla çoğalır. 4 farklı alt grubu bulunur.
    • Kertenkeleler : Bazı türleri uzun ve hareketli olan kuyruklarını düşmanlarından kaçmak için kopartabilirler. Kopan kuyruk zamanla rejenerasyonla onarılır.
    • Yılanlar : Kol ve bacakları yoktur. Kıvrılarak hareket ederler. Zehirli olanlar dişleriyle avlarını etkisiz hale getirirler. Hayvanları yutarak beslenirler. Büyümeleri sırısında derilerini değiştirirler.
    • Kaplumbağalar : Vücut çevresinde bağa denen sert ve kalın bir kabuk korunmasını sağlar.
    • Timsahlar : Ekvatoral kuşakta yaşarlar. Kış uykusuna yatmazlar. Üst çenesini hareket ettiren tek omurgalı grubudur. Kalpleri dört odacıklıdır. Vücutlarında karışık kan dolaşır. Su kenarlarında yaşarlar.
    4. Kuşlar
    • Vücutları tüylerle kaplıdır. Tüyler uçmayı ve vücut sıcaklığının korunmasını sağlar.
    • Akciğer solunumu yaparlar. Ağız uçları gaga şeklindedir. Ağızlarında diş bulunmaz. Dişin görevini sindirim kanalındaki taşlık organı yapar.
    • Kalpleri dört odacıklı olup, sağ tarafta kirli, sol tarafta ise temiz kan bulunur. Vücutta temiz kan ve kirli kan ayrı ayrı dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır.
    • Oluşturdukları yavrularına bakarlar. İç döllenme ve dış gelişme şeklinde yumurta oluşturarak çoğalırlar. Beslenme ve yaşama şekline göre yırtıcı, tırmanıcı, ötücü, uçamayan, suda yüzebilen türleri bulunur.
    5. Memeliler
    Vücutları kıl ve ter bezleriyle kaplı olan canlı grubudur. En gelişmiş canlı grubu olup akciğer solunumunu yaparlar. Yeryüzünde ortam adaptasyonları (uyum yetenekleri) en yüksek olan canlılar olup hemen hemen her yerde bulunabilirler.
    Kalpleri dört odacıklı olup kirli ve temiz kan karışmaz. Vücutlarında temiz kan dolaşır. Sıcak kanlı canlılardır. Kış uykusuna yatmazlar. İç döllenme ve iç gelişme şeklinde yavrularını belli bir hamilelik sürecinden sonra doğurarak çoğalırlar. Doğan yavrularını sütle besleyerek yetiştirirler. Yavruların bakım ve korunmasını sağlarlar. Beslenme ve yaşama şekline göre altı çeşidi bulunur.
    • Otçul memeliler : Besinlerini bitkisel kaynaklardan alırlar. Geviş getirenlerinin mideleri 4 odalıdır ve bağırsakları uzundur. Keçi, koyun, inek gibi.
    • Etçil memeliler : Besinlerini hayvansal kaynaklardan alırlar. Ağız ve ayak yapıları yırtıcı özelliktedir. Aslan, kurt, çakal gibi.
    • Etçil - otçul memeliler : Besin kaynağı olarak et ve ot kullanabilen canlılardır. Ayı, fare, kedi, köpek gibi.
    • Kemirici memeliler : Bitkilerin kök, gövde ve tohumlarını kemirerek beslenirler. Tavşan, sincap, fare gibi.
    • Uçan memeliler : Kollarını gövdeye bağlayan pelerin şeklindeki deriyle uçarlar. Yarasa gibi.
    • Yüzen memeliler : Kol ve bacakları yüzgeç şeklinde olup su ortamında hareket ederler. Balina, yunus, fok gibi.
  9. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Hayvanları Sınıflandıralım




    • Hayvanlar, vücutlarında bir omurga olup olmamasına göre omurgalı ve omurgasız olarak sınıflandırılır.
    • Vücutlarında kemik ya da kıkırdaktan yapılmış bir omurga bulunan hayvanlara omurgalı hayvanlar denir.
    • Omurgasız hayvanların vücutlarında kıkırdak veya kemikten oluşan bir omurga yoktur.
    • Omurgalı hayvanlar; memeliler, kuşlar, sürüngenler, kurbağalar ve balıklar olmak üzere beş gruba ayrılır.
    • Yavrularını doğurarak dünyaya getiren ve onları sütleriyle besleyen hayvanlara memeli havvanlar denir.
    • Kuşların vücutları tüylerle örtülüdür ve kanatlan vardır. Kuşlar yumurta ile çoğalır.
    • Sürüngenlerin vücutları sert pullarla kaplıdır. Sürüngenler, yumurta ile ürer.
    • Kurbağalar hem karada hem suda yaşar. Bu özellikleriyle diğer omurgalılardan ayrılırlar.
    • Balakların vücutları pullarla örtülüdür. Solungaçları yardımıyla solunum yaparlar. Suda hareket etmelerini sağlayan yüzgeçleri vardır. Yumurta ile üreme özelliğine sahiptirler.
    • Aynı sınıfta yer almadıkları hâlde görünüşleri ve hareketleri birbirine benzeyen bazı omurgalı hayvanlar vardır.

    Etrafımızda kedi, köpek, kuş, solucan, sivrisinek, arı gibi hayvanlar vardır. Bu hayvanların hareketlerini gözlemlediğimizde solucanın istediği gibi sağa sola kıvrılarak hareket ettiğini, kedi ve köpeğin solucan gibi hareket edemediğini görürüz. Buna karşın kedi, köpek ve kuş gibi hayvanlar dik durabildikleri hâlde solucan dik duramaz. Bilim insanları hayvanları vücutlarında omurga olup olmamasına göre sınıflandırmışlardır.
    Vücutlarında kemikten veya kıkırdaktan yapılı bir iskelete sahip olan hayvanlara omurgalı hayvanlar, kemikten veya kıkırdaktan yapılı iskelete sahip olmayanlara ise omurgasız hayvanlar denir.
    Omurgalı hayvanlar ise kendi aralarında Memeliler Kuşlar Sürüngenler Kurbağalar Balıklar gibi sınıflandırılır.

    Memeliler: Memeli hayvanların hepsi yavrularını süt bezlerinden salgıladıkları sütle beslerler. Doğurarak çoğalırlar. Suda ve karada yaşayanları vardır. Memelilerin bazıları otla, bazıları etle, bazıları ise hem et hem de ot ile beslenirler. Karada yaşayan memelilerden başka yarasa gibi uçan memelilerle; balina, yunus gibi yüzen memeliler

    Kuşlar: Kuşlar; su kenarlarında, şehirlerde ormanlarda ve bozkırlarda yaşayabilen omurgalılardır. Hepsinin üzeri tüylerle kaplıdır. Vücutlarında dört üye vardır. Ön üyeler uçmaya yarayan kanat, arka üyeler ise yürümeye yarayan ayak hâline gelmiştir. Kuşlar yumurta ile ürer, yumurta ve yavrularıyla ilgilenirler.


    Sürüngenler: Sürüngenler dediğimiz omurgalı canlılar grubu oldukça çeşitlilik gösterir. Kertenkele, timsah, yılan, kaplumbağa bu gruba girer. Vücut yapıları birbirine göre biraz değişiklik gösterir. Derilerinin üzeri pullarla örtülüdür. Kurak yerlere uyum sağlamış hayvanlardır. Çok az suya gereksinim duyarlar. Çoğunlukla karada yaşarlar. Fakat su yılanı, su kaplumbağası sularda, timsah bataklık ve nehirlerde yaşar.


    Kurbağalar Kurbağalar tatlı sularda ve tatlı su kenarlarında yaşarlar. Vücutları yüzmeye ve karada zıplayarak hareket etmeye uygun özellik taşır. Yumurta ile ürerler. Yumurtalardan çıkan yavrular balığa benzer. Bir dizi değişiklikler geçirerek kurbağaya benzer hâle gelir. Bu olaya başkalaşım denir. Erginleşmiş kurbağalar genellikle kuyruksuzdurlar.


    Balıklar: Balıklar; sularda yaşayan bitkilerle, böcekler ve daha küçük balıklarla beslenirler. Yumurta ile çoğalırlar. Vücutları suda yüzmeye en uygun şekli almıştır. Derilerinin üzeri pullarla ve yapışkan, kaygan bir madde ile örtülüdür.
  10. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Ağaçların renk değiştirmesi





    Her sene sonbahar mevsimi ile birlikte ağaçlar, dinlenme dönemlerine girerler.
    Yaprakları tek tek sarı renge bürünüp, kıvrılır, sonra da dökülür. Bundan sonra ağaç, artık bir sonraki ilkbahara dek hiçbir gelişim göstermez. Bu, belki biraz hüzünlüdür ama, yaprakların önce sarı, sonra kahverengi ve kırmızı renge dönüşmeleri çok ilginç bir görünüm ortaya koyar. Bu olayın açıklanması çok kolaydır. Yaşayan birer canlı olarak bitkiler, yaprakların sağladığı organik maddelerden yararlanarak beslenmek zorundadırlar. Aynı zamanda, tıpkı hayvanlar gibi, kutlanmadıkları maddeleri dışarıya atarlar. Hayvanların bu maddeleri hemen dışarı atabilmelerine karşın bitkiler, bu maddeleri sonbahara dek bünyelerinde bulunan bezlerde saklarlar. Yaprak dökme zamanı geldiğinde, ağaç, yapraklarda bulunan tüm yararlı maddeleri özümler ve geriye kalan işe yaramaz maddeleri yaprakları ile beraber döker, işte yaprağa sırası ile sarı, kahverengi ve kırmızı rengi veren de budur.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş