Canlıların Sınıflandırılması

Konu 'Biyoloji Ders Notları' bölümünde aga20 tarafından paylaşıldı.

  1. aga20

    aga20 Üye

    Katılım:
    11 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0

    CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI

    Dünyamızda yaşamakta olan canlılar incelenirse özelliklerinin çok farklı olduğu gözlenir.Bu farklara rağmen bu canlıları derece derece ve birbirlerine benzeyenleri bir araya toplayarak gruplandırmak mümkündür.Canlıların benzerliklerine göre gruplandırılmasına sınıflandırma (sistematik) denir.Hayvanlar ve bitkiler belirli bir düzen içerisinde sınıflandırılır.

    SINIFLANDIRMA SİSTEMİNİN GELİŞİMİ

    Canlılar; monera, protista, fungi, bitki ve hayvan olmak üzere gözle görülmeyen çok küçük organizmalardan dev ağaçlara ve binalara kadar bir dağılım gösterirler.Bu büyük hayat çeşitliliğini tanıyabilmek için, büyük grupları daha küçük gruplara ayırmak gerekir.Biyologlar dünyadaki canlıları sınıflandırmamış olsalardı, bu kadar çeşitli olan canlılara ulaşmak mümkün olmayacaktı. Sınıflandırmanın amacı, canlıları bir sistematiğe oturtmak ve tabiatı daha kolay anlaşılabilir hale getirmektir.

    İlk sınıflandırmayı Yunan Filozofu Aristoteles (m.ö.383-322) yapmıştır.Aristoteles bitkileri otlar, çalılar, ağaçlar; hayvanları ise yaşadıkları yere göre karada, suda ve havada yaşayanlar şeklinde gruplandırmıştır.Aristoteles’in sınıflandırması canlıların görülebilen ve morfolojik özelliklerine göre yapılmıştır. Günümüzdeki sınıflandırılmada, canlıların bütün özellikleri göz önünde bulundurulur.

    Örneğin yarasanın kanatlarına bakarak onu kuşlar sınıfında incelemek mümkün değildir.Yarasa bütün özellikleri ile bir memeli hayvandır.

    Sınıflandırma, canlıların görülen bir veya birkaç özelliğine göre yapılırsa ‘suni sınıflandırma’ (yapay sınıflandırma) adını alır. Aristo’nun yapmış olduğu sınıflandırma yapay sınıflandırmadır. Buna ampirik sınıflandırma da denir.

    Günümüzde sınıflandırma, canlıların akrabalık ilişkilerine göre yapılır. Sınıflandırılmada canlıların tüm özellikleri göz önünde bulundurulur.Bu çeşit sınıflandırmaya ‘tabii sınıflandırma’ (doğal sınıflandırma) denir.

    Doğal sınıflandırma bilimsel olan sınıflandırılmadır.Buna filogenetik sistematik da denir.

    Bir canlıyı türün evrim sistematiğine geçirdiği gelişmelere filogeni (soy oluş), embriyo döneminde geçirdiği değişmelere ontogeni (birey oluş) denir.

    SINIFLANDIRMA BİRİMLERİ

    Sınıflandırmanın en küçük birimi tür dür.Sınıflandırmada tür kavramını ilk kuran kişi John Ray dır.

    Tür ortak bir atadan gelem,yapı görev bakımından ortak özelliklere sahip olan, kendi aralarında çiftleşerek verimli döller meydana getirebilen bireylerin oluşturduğu topluluktur. Sistematikte her tür iki isimle adlandırılır.Bu iki isimden 1. si canlının cinsini 2. si tanımlayıcı özelliğini belirtir.Her türün iki isimle adlandırılması ilk kez Carolus Linnaeus tarafından kullanılmıştır.

    Türlerden daha büyük topluluklar da vardır.Bunlar sırasıyla cins, familya, takım, sınıf, şube ve alem dir. Birbirlerine çok benzeyen yakın türlerin gruplaşmasıyla cinsler ortaya çıkar.Örneğin kedi, aslan ve kaplan türleri ‘felis’ cins adı altında toplanır.

    Felis domesticus :Kedi
    Felis leo :Aslan
    Felis tigris :Kaplan

    Her tür kendi cinsiyle belirtilir.Bu kural bütün dünyada kullanılır.
    Böylece karışıklık önlenir.Cinslerin ortak karakterlerine göre gruplaşmasına familyalar meydana gelir.Benzer familyalar takımları oluşturur.Benzer takımların gruplaşmasıyla sınıflar ortaya çıkar.

    Sınıfların bir araya gelmesiyle şubeler, şubelerin bir arya gelmesiyle alem meydana gelir.

    Sınıflandırmada birimler büyükten küçüğe doğru gidildikçe, birimin kapsadığı birey sayısı artar, aralarındaki benzerlik azalır.Büyük biriden küçük birime doğru gidildikçe birey sayısı azalır, benzerlik artar.

    BİLİMSEL SINIFLANDIRMANIN DAYANDIGI TEMELLER

    Günümüzde geçerli olan sınıflandırma filogenetik sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmaya göre bütün canlıların ortak bir atası vardır.Bu sınıflandırmanın açıklanabilmesi için akrabalık derecelerinin açıklanması gerekir.Akrabalık derecelerinin belirlenmesinde bazı temel kurallar göz önüne alınır.

    1) Homolog Organlar: Yapıları ve gelişimleri birbirlerine benzeyen fakat farklı görevleri olan organlara homolog organlar denir.Örneğin fok balığının ön yüzgeci, yarasanın kanadı, kedinin pençesi, atın ön bacağı, insanın eli homolog organlardır.bunları her biri yaklaşık olarak aynı sayıda kemik, kas, sinir ve kan damarlarına sahiptir.Aynı plana göre düzenlenmiş ve aynı gelişme biçimine sahiptir.homolog organlar canlıların ortak bir atadan geldiğinin kanıtlarından biri olarak ileri sürülmektedir.

    Bazı organlar aynı kökten gelmedikleri halde, yaptıkları görev aynıdır.

    Bu organlara anolog organlar denir.Kuş ve böcek kanatları analog organlardır.

    2) Embriyolojik Benzerlik: Canlıların embriyo dönemlerinde geçirdikleri evreler ve farklılaşmalar birbirine çok benziyorsa bu canlılar yakın akrabadır.Omurgalı hayvanlarının embriyolarının ilk evreleri çok belirgin bir benzerlik gösterir.İlk evrede balık ve domuz embriyosunu ayırmak çok zordur.

    3)Biyokimyasal Benzerlik: Çeşitli hayvanların plazma proteinleri arasındaki benzerlik derecelerinin antijen-antikor tekniği ile denenir.

    Her hayvan türünün kan içeriği kendine özgün bir protein bileşimine sahiptir.yakın akraba olan canlıların plazma proteinlerinin benzerliği daha fazadır.

    Bütün hayvanlarda hücrenin çalışması ve kalıtım faktörlerinin dölden döle geçmesi kromozomlar tarafından kontrol edilir.Bütün canlılarda kromozomların kimyasal yapısını DNA (deoksiribonükleik asit) meydana getirir.Akrabalık derecesi yakın olan canlıların DNA’larının baz dizilimlerinin benzerliği de artmaktadır.

    Hayvanlar, protein metabolizması sonucu oluşan azotlu artıkları üre, ürik asit ve amonyak şeklinde idrarla vicuttan uzaklaştırılabilir.
    Sınıflandırılmada canlıların idrarlarının bileşimi de dikkate alınır.

    Memeli canlılarının çoğunda sindirim için aynı veya benzer enzimler kullanılır.Bu olaylar canlıların ortak bir kökten geldiğinin kanıtlarından biri olarak gösterilmektedir.

    Bunlar başka yumurta tiplerinin benzerliği, organizmaların simetri şekilleri anatomik yapılarındaki benzerlikler gibi özellikler de doğal sınıflandırma yapılırken dikkate alınır.
    deniz_07, Rockanday, *jimjime~ ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  2. Şeker Betül

    Şeker Betül Üye

    Katılım:
    3 Ocak 2011
    Mesajlar:
    22
    Beğenileri:
    17
    Ödül Puanları:
    0
    Canlıların SınıflandırmasıTarih: Mayıs - 14 - 2010
    Eşyaları ve diğer varlıkları gruplandırmak, insanlarda eskiden beri bulunan bir eğilimdir. Bundan dolayı canlılar da insanlar tarafından, her asırda, bilinen bazı özelliklerine göre sınıflandırılmışlardır.

    Aristo kendi döneminde canlıları önce bitkiler ve hayvanlar diye ayırmış, sonra bitkileri kendi arasında; Otlar, Çalılar ve Ağaçlar olarak; hayvanları da kendi arasında Suda Yaşayanlar ve Karada Yaşayanlar olarak gruplandırmıştır. Bu ve benzeri sınıflandırmalar gelişerek günümüzde kullanılan son şeklini almıştır.

    Sınıflandırma Yapmanın Faydası

    Biyologlar canlıları gruplara ayırırken, onları daha iyi inceleyebilmeyi, incelenmemiş canlı çeşidi bırakmamayı hedeflemektedirler. Çünkü, gezegenimizde en az 2 milyon canlı türünün yaşadığı bilinmektedir. Bu kadar çok çeşidin tek tek incelenmesi mümkün değildir. O halde canlılardan, benzer özellik gösterenleri gruplara ayırarak, elde edilen bir bilgiyi o grubun tamamı için geçerli saymak en akıllı yol olmalıdır. Böyle yapılmasına rağmen, bugün, yine de bilinmeyen veya yeni yeni tanınan canlı türleri mevcuttur. Ayrıca; bugünkü sınıflandırma yöntemi ile canlı türlerine verilen latince adlar dünyanın her tarafında genellikle aynı şekilde kullanıldığından, bilim adamları arasında bir iletişim birliği sağlanmaktadır. Bir canlı çeşidi üzerindeki araştırma ve buluşlar diğer bilim adamları tarafından öğrenilerek aynı konuda tekrar çalışılmasına gerek kalmamaktadır. Bu da zaman israfını aza indirmiş olmaktadır. Canlıların sınıflandırılması konusundaki çalışmalar suni ve tabii sınıflandırma olarak iki ana grupta toplanabilir.

    a) Suni (Amprik) Sınıflandırma

    Daha çok 18. yüzyıla kadar yapılan sınıflandırmaları kapsamaktadır. Canlılar en çok dış görünüşlerine (morfolojik benzerlik) veya bir-iki özelliğine göre gruplandırılmıştır. Organların yapı ve köken benzerliği yerine görev benzerliği dikkate alınmıştır. Yarasa, Kuş ve Sinek bu yönteme göre aynı gruba koyulmuştur. Çünkü, üçü de kanatlarıyla uçmaktadır. Halbuki her üç canlının kanatlarının yapısı ve oluşumları ayrı ayrıdır. Ve bugünkü sınıflandırmaya göre bu canlılar ayrı gruplara yerleştirilmişlerdir. Suni sınıflandırmada kullanılan, organların bu şekildeki görev benzerliğine Anoloji, bu organlara da Anolog Organlar denir. Yine denilebilir ki; suni sınıflandırma dış görünüşü dikkate aldığı için, nitel gözlemlere dayalı bir sınıflandırmadır.

    b) Tabii (Filogenetik) Sınıflandırma

    Bugün kullandığımız, en gelişmiş sistematik biçimi olup, ilk defa 18. yüzyılda Karl LİNNE tarafından geliştirilmiştir. Bu sınıflandırmaya göre en küçük canlı grubuna TÜR adı verilir.

    Tür: Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından birbirlerine fevkalade benzeyen, tabiatta yalnız kendi aralarında verimli döller verebilen fertler topluluğudur.

    Filogenetik sınıflandırma canlıların yalnız birkaç özelliğinin benzerliğini değil, birçok özelliğin benzerliğini dikkate alır. Bu benzerliklerin en önemlileri; Kalıtsal benzerlik, Protein yapısının benzerliği, Embriyonik benzerlik, Biyokimyasal benzerlik, Fizyolojik benzerlik, Anotomik benzerlik, vs.’dir. Suni sınıflandırmadan farklı olarak nitel gözlemlere değil, nicel gözlemlere dayanır. Organların görev bakımından benzerliği yerine, köken bakımından benzerliğini esas olarak kabul eder. Böyle organlara Homolog Organlar, bu benzerliğe de Homoloji denir. Yarasanın kanadı, balığın yüzgeci, insanın eli ve kuşun ayakları homolog organlardır.


    Filogenetik sınıflandırmaya göre, canlılar 7 ana GRUPta toplanmıştır. Bunların en büyüğü ALEM, en küçüğü TÜR‘dür. Etrafımızda gördüğümüz her canlı mutlaka bir tür içerisinde yer alır. Sistematik gruplar büyükten küçüğe doğru; “Alem-Şube-Sınıf-Takım-Aile-Cins-Tür” olarak dizilir. (Hatta bugün bilim adamları, her grubun alt gruplarını oluşturarak, bunları da kullanmaktadırlar. Türlün at grubu olarak Varyete ve Irk söylenebilir. insanlar bir türün fertleri olduğu halde birçok IRK’ı vardır).

    Alem den Tür’e doğru gidildikçe benzer özellikler ve akrabalık artar. Çeşitlilik, tür sayısı, karakter sayısı ve fert sayısı azalır. Türden Alem’e doğru gidildikçe ise; benzerlik, ortak özellikler ve akrabalık azalır. Çeşitlilik, tür sayısı ve karakter sayısı artar.

    Canlıların bu grupları isimlendirilirken Tür’ler iki kelimeyle, diğer birimler bir kelimeyle adlandırılır. Tür ismindeki ilk kelime cinsin adını, ikinci kelime ise türün özelliğini belirtir. Benzerlik 1. kelimeye göredir. 2. kelimenin benzer olması o türlerin akraba olduğunu göstermez. Ayrıca, bir cins içinde yer alan bütün türlerin 1. isimleri aynı olmak zorunda da değildir.

    ÖRNEK: Morus: Dut, Populus: Kavak demektir. Her iki cinsin de ak ve kara olarak adlandırılan türleri vardır.

    I. Populus alba (ak kavak)
    II. Populus nigra (kara kavak)
    III. Morus alba (ak dut)
    IV. Morus nigra (kara dut)

    Buradaki dört tür için 2. kelimelerin benzerliği dikkate alınırsa, dut ve kavak akraba kabul edilmiş olur. Bu ise yanlıştır. Ancak 1. kelimelerin benzerliği dikkate alınırsa yanlışlık yapılmamış olur.

    Bir türü meydana getiren fertlerin tamamı, aynı kromozom sayısına sahiptir. (Bütün insanlar 46 kromozomlu olup, Homo sapiens türünü oluştururlar). Ancak aynı kromozom sayısına sahip bütün canlılar aynı tür içinde yer almazlar. Kromozom sayısının benzerliği, azlığı veya çokluğu sistematikte fazla önemli değildir. Önemli olan kromozomlar üzerindeki DNA şifrelerinin benzerliğidir. Farklı türlerin çaprazlanması tabii veya yapay olarak gerçekleşebilir., Bu şekilde oluşan yeni bireyler tür melezleri adını alır, yeni türler değildir. Çünkü bunlar genellikle kısırdırlar veya oluşturdukları yeni bireylerde ata canlılara ayrışırlar. Katır ve Kurt köpeği bu şekilde oluşmuş melez hayvanlardır. Bugün yediğimiz birçok çekirdeksiz meyveler de bu şekilde oluşturulmuşlardır.
  3. Rockanday

    Rockanday Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Makale paylaşımınız için teşekkürlerimi sunarım. Bu bilgiler çok işime yaradı. Saygılar...

Sayfayı Paylaş