canlılık ve çevre

Konu 'Biyoloji Ders Notları' bölümünde hilly tarafından paylaşıldı.

  1. hilly

    hilly Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.548
    Beğenileri:
    1.711
    Ödül Puanları:
    113

    üstüne tıklamanız yeterlidir..

    Ekli Dosyalar:

  2. Şeker Betül

    Şeker Betül Üye

    Katılım:
    3 Ocak 2011
    Mesajlar:
    22
    Beğenileri:
    17
    Ödül Puanları:
    0
    Canlıların SınıflandırmasıTarih: Mayıs - 14 - 2010
    Eşyaları ve diğer varlıkları gruplandırmak, insanlarda eskiden beri bulunan bir eğilimdir. Bundan dolayı canlılar da insanlar tarafından, her asırda, bilinen bazı özelliklerine göre sınıflandırılmışlardır.

    Aristo kendi döneminde canlıları önce bitkiler ve hayvanlar diye ayırmış, sonra bitkileri kendi arasında; Otlar, Çalılar ve Ağaçlar olarak; hayvanları da kendi arasında Suda Yaşayanlar ve Karada Yaşayanlar olarak gruplandırmıştır. Bu ve benzeri sınıflandırmalar gelişerek günümüzde kullanılan son şeklini almıştır.

    Sınıflandırma Yapmanın Faydası

    Biyologlar canlıları gruplara ayırırken, onları daha iyi inceleyebilmeyi, incelenmemiş canlı çeşidi bırakmamayı hedeflemektedirler. Çünkü, gezegenimizde en az 2 milyon canlı türünün yaşadığı bilinmektedir. Bu kadar çok çeşidin tek tek incelenmesi mümkün değildir. O halde canlılardan, benzer özellik gösterenleri gruplara ayırarak, elde edilen bir bilgiyi o grubun tamamı için geçerli saymak en akıllı yol olmalıdır. Böyle yapılmasına rağmen, bugün, yine de bilinmeyen veya yeni yeni tanınan canlı türleri mevcuttur. Ayrıca; bugünkü sınıflandırma yöntemi ile canlı türlerine verilen latince adlar dünyanın her tarafında genellikle aynı şekilde kullanıldığından, bilim adamları arasında bir iletişim birliği sağlanmaktadır. Bir canlı çeşidi üzerindeki araştırma ve buluşlar diğer bilim adamları tarafından öğrenilerek aynı konuda tekrar çalışılmasına gerek kalmamaktadır. Bu da zaman israfını aza indirmiş olmaktadır. Canlıların sınıflandırılması konusundaki çalışmalar suni ve tabii sınıflandırma olarak iki ana grupta toplanabilir.

    a) Suni (Amprik) Sınıflandırma

    Daha çok 18. yüzyıla kadar yapılan sınıflandırmaları kapsamaktadır. Canlılar en çok dış görünüşlerine (morfolojik benzerlik) veya bir-iki özelliğine göre gruplandırılmıştır. Organların yapı ve köken benzerliği yerine görev benzerliği dikkate alınmıştır. Yarasa, Kuş ve Sinek bu yönteme göre aynı gruba koyulmuştur. Çünkü, üçü de kanatlarıyla uçmaktadır. Halbuki her üç canlının kanatlarının yapısı ve oluşumları ayrı ayrıdır. Ve bugünkü sınıflandırmaya göre bu canlılar ayrı gruplara yerleştirilmişlerdir. Suni sınıflandırmada kullanılan, organların bu şekildeki görev benzerliğine Anoloji, bu organlara da Anolog Organlar denir. Yine denilebilir ki; suni sınıflandırma dış görünüşü dikkate aldığı için, nitel gözlemlere dayalı bir sınıflandırmadır.

    b) Tabii (Filogenetik) Sınıflandırma

    Bugün kullandığımız, en gelişmiş sistematik biçimi olup, ilk defa 18. yüzyılda Karl LİNNE tarafından geliştirilmiştir. Bu sınıflandırmaya göre en küçük canlı grubuna TÜR adı verilir.

    Tür: Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından birbirlerine fevkalade benzeyen, tabiatta yalnız kendi aralarında verimli döller verebilen fertler topluluğudur.

    Filogenetik sınıflandırma canlıların yalnız birkaç özelliğinin benzerliğini değil, birçok özelliğin benzerliğini dikkate alır. Bu benzerliklerin en önemlileri; Kalıtsal benzerlik, Protein yapısının benzerliği, Embriyonik benzerlik, Biyokimyasal benzerlik, Fizyolojik benzerlik, Anotomik benzerlik, vs.’dir. Suni sınıflandırmadan farklı olarak nitel gözlemlere değil, nicel gözlemlere dayanır. Organların görev bakımından benzerliği yerine, köken bakımından benzerliğini esas olarak kabul eder. Böyle organlara Homolog Organlar, bu benzerliğe de Homoloji denir. Yarasanın kanadı, balığın yüzgeci, insanın eli ve kuşun ayakları homolog organlardır.


    Filogenetik sınıflandırmaya göre, canlılar 7 ana GRUPta toplanmıştır. Bunların en büyüğü ALEM, en küçüğü TÜR‘dür. Etrafımızda gördüğümüz her canlı mutlaka bir tür içerisinde yer alır. Sistematik gruplar büyükten küçüğe doğru; “Alem-Şube-Sınıf-Takım-Aile-Cins-Tür” olarak dizilir. (Hatta bugün bilim adamları, her grubun alt gruplarını oluşturarak, bunları da kullanmaktadırlar. Türlün at grubu olarak Varyete ve Irk söylenebilir. insanlar bir türün fertleri olduğu halde birçok IRK’ı vardır).

    Alem den Tür’e doğru gidildikçe benzer özellikler ve akrabalık artar. Çeşitlilik, tür sayısı, karakter sayısı ve fert sayısı azalır. Türden Alem’e doğru gidildikçe ise; benzerlik, ortak özellikler ve akrabalık azalır. Çeşitlilik, tür sayısı ve karakter sayısı artar.

    Canlıların bu grupları isimlendirilirken Tür’ler iki kelimeyle, diğer birimler bir kelimeyle adlandırılır. Tür ismindeki ilk kelime cinsin adını, ikinci kelime ise türün özelliğini belirtir. Benzerlik 1. kelimeye göredir. 2. kelimenin benzer olması o türlerin akraba olduğunu göstermez. Ayrıca, bir cins içinde yer alan bütün türlerin 1. isimleri aynı olmak zorunda da değildir.

    ÖRNEK: Morus: Dut, Populus: Kavak demektir. Her iki cinsin de ak ve kara olarak adlandırılan türleri vardır.

    I. Populus alba (ak kavak)
    II. Populus nigra (kara kavak)
    III. Morus alba (ak dut)
    IV. Morus nigra (kara dut)

    Buradaki dört tür için 2. kelimelerin benzerliği dikkate alınırsa, dut ve kavak akraba kabul edilmiş olur. Bu ise yanlıştır. Ancak 1. kelimelerin benzerliği dikkate alınırsa yanlışlık yapılmamış olur.

    Bir türü meydana getiren fertlerin tamamı, aynı kromozom sayısına sahiptir. (Bütün insanlar 46 kromozomlu olup, Homo sapiens türünü oluştururlar). Ancak aynı kromozom sayısına sahip bütün canlılar aynı tür içinde yer almazlar. Kromozom sayısının benzerliği, azlığı veya çokluğu sistematikte fazla önemli değildir. Önemli olan kromozomlar üzerindeki DNA şifrelerinin benzerliğidir. Farklı türlerin çaprazlanması tabii veya yapay olarak gerçekleşebilir., Bu şekilde oluşan yeni bireyler tür melezleri adını alır, yeni türler değildir. Çünkü bunlar genellikle kısırdırlar veya oluşturdukları yeni bireylerde ata canlılara ayrışırlar. Katır ve Kurt köpeği bu şekilde oluşmuş melez hayvanlardır. Bugün yediğimiz birçok çekirdeksiz meyveler de bu şekilde oluşturulmuşlardır.
    teşekkür yeterli

Sayfayı Paylaş