Cengiz Numanoğlu Şiirleri

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Özel Üye Esra tarafından paylaşıldı.

  1. Özel Üye Esra

    Özel Üye Esra Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.272
    Beğenileri:
    465
    Ödül Puanları:
    83

    Farkında Mısın?
    Beşerin temeli, bir küçük cenin,
    Can vermeye gücü yetmez kimsenin,
    Kâinat denilen, dev değirmenin,
    Suyu nerden gelir, farkında mısın ?


    Yıldızlar bir adım yolundan şaşmaz.
    Dağlar haddin bilir, denizler taşmaz.
    Karıncanın yükü, boyunu aşmaz.
    Bunca dengelerin, farkında mısın ?


    Bu dünya, uzunca bir yolun başı,
    O mezar dediğin, bir sınırtaşı,
    Ömür, iki günlük îman savaşı,
    Her an bitebilir, farkında mısın ?


    Senin sahibin var, yokluğa kanma,
    Sana senden yakın, uzakta sanma,
    O'na tüm kâinat, dar gelir amma,
    Bir gönüle girer, farkında mısın ?


    Cehâlettir, O'nu inkâr nedeni,
    Ne mümkün görmemek, O var edeni,
    Beyin yönetirken, bütün bedeni,
    Beyni kim yönetir, farkında mısın ?


    Etrafına bir bak, gör nicesini,
    Gel de çöz, şu insan bilmecesini,
    Bazen, ömür bile, tek hecesini,
    Çözmeye yetmiyor, farkında mısın ?


    Kimi, kibir denizinde boğulmuş,
    Kimi, minnet ile, kula eğilmiş,
    İnsan olabilmek, kolay değilmiş,
    O kutsal savaşın, farkında mısın ?


    Kimi, servetini, sefâya sermiş,
    Kimi zekâtını, dürüstçe vermiş,
    Kimi, bir lokmanın, şükrüne varmış,
    Gerçek zenginlerin, farkında mısın ?


    Kimi, imân eden, kula çatarken,
    Korkulara düşer, güneş batarken,
    Kimi, ona buna, akıl satarken,
    Kendisi muhtaçtır, farkında mısın ?


    Kimi, şans ve talih peşinden gider,
    Durmadan kadere sitemler eder,
    Böylesi kullara, neylesin kader ?
    Ekmeden biçen yok, farkında mısın ?


    Ömürler, mevsimler gibi dönerler,
    Mumlar, yanar yanar, biter sönerler,
    Yapraklar, sararıp, yere inerler,
    Toprağa dönerler, farkında mısın ?


    ''Aşk'' sözcüğü, günümüzde karmaşa,
    Aşklar var, bir gaflet, bir kara maşa,
    Ama, bir aşk var ki; gelince başa,
    Ölüm kavuşmaktır, farkında mısın ?

    İnsanlar, el ayak, kol, kafa, beden,
    Hiçbiri birine benzemez neden ?
    Bir güç, bir irâde var ki, hükmeden,
    Dört yanını sarmış, farkında mısın ?


    Gece gündüz, boş hayaller kurarsın,
    Kendi gafletine ortak ararsın,
    Çıkmaz sokaklarda, adres sorarsın,
    Oysa, adres sende, farkında mısın ?


    Yaşamak, kalbine korku salarken,
    Ümitsizlik batağına dalarken,
    Teselliyi, kadehlerde ararken,
    Seni Yaradanın, farkında mısın ?


    Nice güzel renkler, dünyayı sarmış,
    Siyahın yanında, beyaz da varmış,
    Parmakların, kalem tutar, yazarmış,
    Elin, kolun varmış, farkında mısın ?


    Pembe beyaz açan bahar dalını,
    Mor dağların, yeşilini, alını,
    O kelebeklerin, ipek şalını,
    Gören gözün varmış, farkında mısın ?

    Sonsuzların bile, ömürleri var,
    Sanma ki, saltanat, kurumaz pınar,
    Mal, canın yongası olsa ne çıkar ?
    Gölgeler fânidir, farkında mısın ?


    Yorgun yüzlerdeki, derin izlerde,
    Sevgiye susamış, muhtaç gözlerde,
    Boğazlara düğümlenen sözlerde,
    Ne feryatlar gizli, farkında mısın ?


    İlaçtan çok, dost gerekir hastaya,
    O dostlar yazılır, yüce listeye,
    Bir gönül köprüsü, kuran ustaya,
    Ücreti kim verir, farkında mısın ?


    Tatlı dil, güçlüdür, demir çelikten,
    Yılan bile duymuş, çıkmış ****kten,
    İnsanlara özgü, bu incelikten,
    Kimler hisse almış, farkında mısın ?


    Namus şeref derler, elle tutulmaz,
    Şan şöhretle, para pulla satılmaz,
    Kumar çöplüğüne, asla atılmaz,
    Atıp satanlar var, farkında mısın ?


    Eğer varsa kulda, vicdan yarası,
    Karışır, servetin akla karası,
    İnsan ömrü, iki nefes arası,
    Kaç adımlık yoldur, farkında mısın ?


    Sen, fakir arkadaş, düşünme derin,
    Bin türlü derdi var, o zenginlerin,
    Darılıp küstüğün, kendi kaderin,
    Sana siper olmuş, farkında mısın ?


    Dinle ki, genç ana, bu sözler sana,
    Böyle yazdım diye, darılma bana,
    O yavrun sevgiden, şevkatten yana,
    Biraz aç görünür, farkında mısın ?


    Aklı tutsak eden, dar sınırları,
    Geç de gör, âlemde nice sırları,
    Yazan, yazmış amma, bu satırları,
    Neden, niçin yazmış, farkında mısın ?
    Cengiz Numanoğlu

    O gün
    Zamanların tükenip, saatlerin durduğu;
    Göklerin, parça parça, düşüp Arz'a vurduğu;
    Milyonlarca güneşin, kararıp kaybolduğu;
    Kıyâmet buyruğunun, indiği gündür O gün...

    Semâların yarılıp, kızgın seller döktüğü;
    Yıldızların savrulup, gökkubbenin çöktüğü;
    Depremlerin, dengeyi temelinden söktüğü;
    Dehşetin, Kâinat'ı sardığı gündür O gün...

    Hallaç yünleri gibi, dağların atıldığı;
    Denizlerin taşarak, birleşip katıldığı;
    Çürüyen her bedenin, baştan yaratıldığı;
    Kur'ân'da vâdedilen, şüphesiz gündür O gün...

    Târifsiz korkuları, yüreklere indiren;
    Çocukları, ak saçlı yaşlılara döndüren;
    Ve Âdem'le başlayan, imtihana son veren;
    En büyük tecellinin, geldiği gündür O gün...

    İsrâfil 'sûr' sesiyle, çınlatırken dört yanı;
    Uyandırır ; o derin uykudan, her yatanı.
    Ne var ki; hiç kimsenin yoktur elden tutanı;
    Herkesin, birbirinden kaçtığı gündür O gün...

    Bir yanda, düşük yapan, bîçâre hâmileler;
    Bir yanda çocuğunu, emzirmeyen anneler...
    Öyle korkuludur ki; o mahşerî sahneler;
    Hiçbir canın cânanı olmayan gündür O gün...

    Ne ana, baba, oğul, ne akraba, ne de eş,
    Yedi kat yabancıdır, orada iki kardeş...
    Kimi gömleği katran, kimi yüzünde ateş,
    Pişmanlığın, geçersiz olduğu gündür O gün...

    Artık, ne kral vardır, hükümranlık kuracak;
    Ne de bir köle vardır, ona boyun kıracak...
    Kaçmak için ne mekân, ne adres var soracak,
    Çârelerin, çâresiz kaldığı gündür O gün...

    Ortaya, mîzân denen, has terâzi kurulur;
    Allah'ın huzurunda, bölük bölük durulur;
    Küçük, büyük, her zulmün, hesapları sorulur,
    Dünyada gizlenenler, yüze vurulur O gün...

    Kimi der ki; ''Ey Rabbim,meğer biz aldanmışız,
    Yüce Kur'ân'a rağmen, kıyâmet yok sanmışız.
    Bir daha fırsat ver de, gör nasıl inanmışız''.
    Oysa.. Bu dilekleri, dinleyen yoktur O gün...

    Kimi; cennet katında, mekânın görmededir;
    O sonsuz mutluluğun, hükmünü sürmededir;
    Kimi; nice şefâat hakkını vermededir...
    Onlar için, târifsiz düğün bayramdır O gün...

    Ey! doğumla bir ölüm arasındaki insan;
    Mahşeri anlatmaya, âcizdir kulda lisan.
    Elbette gelecektir, onun şâhidi Kur'ân;
    Hem de uzakta değil, çok yakındadır O gün...

    Cengiz Numanoğlu

    Ne Kadar Da Sabirlısın Ya Rabbi
    Mal Senin..Mülk Senin..Buyuran Sensin,
    Hükmünü, apaçık duyuran Sensin,
    Yaratan.. Yaşatan.. Doyuran Sensin,
    Yine de kulların, şeytana tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Kur'ân'a cür'et var, göz göre göre,
    Ayaklar altında, örf, âdet, töre,
    ''İslam'' türetmişiz, herkese göre;
    Olmuşuz... Para, pul, putlara tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın Yâ Rabbî...


    Cezâ ve mükâfat, Kur'ân'da çok net,
    Kimsede ne korku.. Ne de bir gayret.
    Sanki.. Bize değil, Cehennem Cennet;
    Olmuşuz.. Fal, büyü, cinlere tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Dünyayı boğarken, zulmün tekeli,
    Terâziyi tutan, eller lekeli.
    Çatıları basmış, cehâlet seli;
    Olmuşuz.. Bir kara vicdâna tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    O ''Kâlû Belâ'' yı unuttuk çoktan,
    İşret soframızda, kuş sütü noksan.
    Kimin umûrunda; ''Mâide doksan'';
    Olmuşuz.. ''Hayyamcı'' fırkaya tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Fakirdik.. Ve lâkin, haddi bilirdik,
    Secdede hamd ile, vecde gelirdik.
    Üç kuruş gördükçe, sanki ****rdik;
    Kıldık.. Her güzeli, çirkine tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    ****k deşik olmuş, âhlak yasası,
    Sülüklerle dolmuş, devrân kasası.
    Mahşermiş... Mîzanmış... Kimin tasası;
    Artık.. Rüşvet bile, rüşvete tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Yüz yüze ikrâmda, sahte bir yarış,
    Dostun arkasından, diller bir karış.
    Lâfta kalmış... Sevgi, saygı ve barış;
    Olmuşuz.. Selâmsız bir nesle tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Bir yanda milyonlar, aç, sefil bekler,
    Bir deri bir kemik, üryân bebekler,
    Bir yanda el bebek, kaniş köpekler;
    Olmuşuz.. Bencil bir tıynete tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Denizler kokuşmuş, dağlar yanmada,
    Bacalar, göklere zehir sunmada,
    Dünya can çekişir; son savunmada;
    Nîmete nâmertçe, açmışız harbi,
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Herşeyi uydurduk, hâşâ Kitaba,
    Haram ve helâli, koyduk bir kaba;
    Çorbamıza bile, karıştı ribâ,
    Sana ve Resûl'e, açmışız harbi,
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Alışmış dilimiz, fitne tadına,
    İslâm zulmedermiş, güyâ kadına.
    Yalan söylüyoruz, Kur'ân adına;
    Yüce Kelâmına, açmışız harbi
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî....


    Nasıl da bastırmış.. Küfrân sisleri,
    Kaybolmuş.. Nebî'nin, nûrlu izleri.
    Bunca belâ.. Uyarmıyor bizleri;
    Olmuşuz.. Kör, sağır bir nefse tâbî;
    Ne kadar da sabırlısın.. Yâ Rabbî...


    Anlatmaya, dilde lisan yetmiyor,
    Utancından, durdu kalem gitmiyor,
    Ne yapsak da, bizde kusur bitmiyor;
    Olmuşuz.. Bir kere isyâna tâbî;
    Kurtar bizi.. Kurtar bizi.. Yâ Rabbî...
    Cengiz Numanoğlu

    Söyleyin Dostlar
    Çok şükür.. Sizler de müslümansınız,
    Azrâil bekleyen, birer cansınız,
    Hâlâ, nasıl böyle kahramansınız (!)?
    Yoksa.. Aldığınız bir müjde mi var?..
    Ne olur.. Bana da söyleyin dostlar!..


    Hergün düğün bayram, siz eğlencede;
    Oysa benim tek eğlencem, secdede.
    Üstelik olmadım, henüz bir dede;
    Yoksa.. Aklımda bir noksanlık mı var?
    Ben bir **** miyim? Söyleyin dostlar!


    Güyâ, ibâdete fena takmışım;
    Bu gidişle bir gün uçacakmışım,
    Hele çağdaşlıktan, çok uzakmışım;
    Yoksa.. Bende biraz yobazlık mı var?
    Lütfen sıkılmayın.. Söyleyin dostlar!


    Dünya, bin bir çeşit meyve dalıymış;
    Mezar dedikleri; üç beş çalıymış.
    İnsan, bu dünyada yaşamalıymış;
    Yoksa.. Benden yana kuşkunuz mu var?
    Ben bir ölü müyüm?.. Söyleyin dostlar.


    Soylu dâvetlerde, adınız başta;
    Kırmızı şarapla, jambon revaçta.
    Ya benim işim ne, umre de hacda?
    Yoksa.. Bende biraz gariplik mi var?
    Lütfen çekinmeyin.. Söyleyin dostlar.


    Oruçlar bitince, her ramazanda;
    Bozulur perhizler, en son ezanda.
    Rakılar buzlukta, etler kazanda;
    Yoksa.. Aldığınız bir ruhsat mı var?
    Varsa saklamayın.. Söyleyin dostlar!


    Ahlâk sırrınıza, ben eremedim;
    Sosyete bağından, gül deremedim,
    Bir kadeh tutmayı beceremedim;
    Yoksa.. Bende biraz ilkellik mi var?
    Ben, bir fosil miyim?.. Söyleyin dostlar.


    Oğlan, ''disko'' dedi, yol veremedim,
    Kız, bikini giydi, hoşgöremedim,
    Şu demokrasiyi (!) , öğrenemedim;
    Yoksa.. Bende biraz zâlimlik mi var?
    Sizler müşfiksiniz, söyleyin dostlar.

    Vardı bir zamanlar, üç kuruş param,
    Dedim ki; fâizle sarılır yaram.
    Orada da çıktı, karşıma haram;
    Yoksa.. Bende biraz korkaklık mı var?
    Sizler cesursunuz, söyleyin dostlar.


    Fetvâ üretmekte, pek yamansınız,
    Elbette, sizler de müslümansınız.
    Bu yüzden kalbimde, hüsnü zansınız.
    Yoksa.. Sizde yeşil pasaport mu var?
    Yolculuk nereye? Söyleyin dostlar!..
    Cengiz Numanoğlu

    Dostlarım
    Neden beni getirip, teneşirde soydunuz ?
    Arkasından yıkayıp, bir tabuta koydunuz ?
    Neden toplandı bugün, burada bunca kişi ?
    Bir yanlışlık olmalı, anlamadım bu işi !..
    Niçin bağlandı çenem?.. Bu kefen neyin nesi ?
    Söyleyin!. Gerçek midir, duyduğum salâ sesi ?
    Ne işim var ki benim, bu musalla taşında ?
    Oysa olmam gerekir, işlerimin başında...
    Yoksa bu yaptığınız; bir oyun , bir şaka mı ?
    Tadında kalsın artık, bırakın şu yakamı.
    Ya sen, hoca efendi!. Oyuna dahil misin ?
    Ben nasıl ölürüm ki; bu kadar cahil misin ?
    Yoksa kim olduğumu, sen de mi bilmiyorsun ?
    Bir özür dileyip de, kendine gelmiyorsun ?
    Haberin var mı benim, şöhretimden, şânımdan ?
    O derin mafyadaki, büyük itibarımdan?..
    Belki merak edersin, ünvanımı rütbemi;
    Ulemâ susta durur, bir giyersem cübbemi.
    Bana yakışıyor mu, burada böyle yatmak ?
    Sanki ölmüşüm gibi, omuzlarda tur atmak ?..
    Lütfen, hoca efendi, sürdürme şu oyunu;
    Benim gibi bir kurda, güldürme şu koyunu..
    Hele, şu cebindeki, telefonu bir ver de;
    Bak nasıl açılacak, kapılar perde perde...
    Şu gördüğün hüzünlü maskelere aldırma;
    Onlara inanıp da, sakın namaz kıldırma.
    Duydum ki; işgüzarlar, mezar bile kazmışlar.
    Görüyorsun ya hocam, bunlar hepten azmışlar...
    Kaldır artık tabutun, kapağını üstümden;
    Sıkılmaya başladım, şu dikişsiz kostümden.
    Aklını kullan hocam!.. Ben sözümü tutarım;
    Seni Ulu Cami'ye imam bile atarım...
    Karar ver de bu işi, tatlıya bağlayalım;
    Maaşına ilâve , bir katkı sağlayalım.
    Bu kadar şaka yeter, beni artık salıver;
    İlk taksitin yerine, şu zarfı da alıver...
    ...................................................................
    Dinle ey âciz mevta!. Bu konuşan hocadır;
    Gördüklerin ne şaka, ne de kandırmacadır.
    Sağlığında ''yobaz'' der, beni hep küçümserdin;
    Şimdi ne oldu sana, hocaya postu serdin ?..
    Uyan artık ey mevta!. Sen öldün.. Sağ değilsin ;
    Çırpınışın boşuna, o dik başın eğilsin!.
    Bu tabutlara daha, ne şöhretler girecek,
    Neler gördü bu hoca, daha neler görecek...
    Bekliyor Münker Nekir, şimdi seni mezarda;
    Rüşvet müşvet geçmiyor, gideceğin pazarda.
    Bu dünyada put yaptın, şan ,şöhreti, parayı;
    Az sonra göreceksin, orda akla karayı.
    Gelecek kulağına, önce şöyle bir hitap;
    ''Duymadın mı dünyada , Kurân diye bir kitap?''
    Duydum desen bir türlü ,duymadım desen yalan
    Kurtarır belki seni, mafyadan arta kalan...
    Gerçekleri bu fakir, böyle getirdi dile,
    Bilirim.. Bu satırlar, anlayana çok bile.
    Uzatıp bozmayalım, şiirin kıvamını;
    Herkes kendi getirsin öykünün devamını...

    Cengiz Numanoğlu

    Mevla Bilir Ya
    Vefâsız dost için, yanma bu kadar;
    Nankörlük, beşerin hamurunda var..
    Gördüğün yarayı, sen yine de sar;
    Kullar bilmese de, Mevlâ bilir ya...
    Gösteriş düşkünü, süzme cehâlet;
    İslâmı etse de, servete âlet,
    Üzülme.. Bu riyâ postunu elbet,
    Kullar görmese de, Mevlâ görür ya...
    El etek öperek, susan dillere;
    Rüşvet kapısında, bükük bellere;
    Zulmü alkışlayan, gizli ellere;
    Kullar yetmese de, Mevlâ yeter ya...
    Benlik sevdâsıyla, kalem tutana,
    Allah'ın hükmüne, hüküm katana,
    İşret sofrasında, makam satana;
    Kullar sormasa da, Mevlâ sorar ya...
    Sen ki; bozmadıkça, niyetlerini,
    Uzatmaz kalbine, şeytan elini...
    Temiz alnındaki, ter be****ni;
    Kullar vermese de, Mevlâ verir ya...
    Bir yudumluk hazdır, çöldeki testi,
    Kaptırma, şu dünya çarkına postu...
    Kim demiş ki olmaz; doğrunun dostu?
    Kullar olmasa da, Mevlâ olur ya...
    Cengiz Numanoğlu

    Bir Gizli Kibir
    Zengin olsan, hayırlarla yarışsan,
    Âlim olsan, ilimlerle barışsan,
    Yiğit olsan, gazalara karışsan,
    Secde yoksa eğer, bil ki bedende,
    Bir gizli kibir var, ille de sende....
    Camiler yaptırsan, köprüler kursan,
    Taşını, altınla tartıya vursan,
    Vakıf kapısında, bir ömür dursan;
    Secde yoksa eğer, bil ki bedende;
    Bir gizli kibir var, ille de sende...
    Kur'ân'ı okuyup, yazsan ezbere,
    Şöhretin tez varsa, gittiğin yere,
    'Kalbim temiz' desen, günde bin kere,
    Secde yoksa eğer, bil ki bedende;
    Bir gizli kibir var, ille de sende...
    Cengiz Numanoğlu

    Bırakma Beni
    'Hevâ'dan kaçmaya, ettim de yemin;
    Olmadım, yine de kendimden emin.
    Ey! Yüce Sahibim, Rabbül Âlemin,
    Nefsimle baş başa, bırakma beni!.
    Son buldu, kibirle büyük savaşım,
    Önünde eğildi, o mağrur başım.
    Gördün.. Beytullah’ta seldi gözyaşım,
    Rahmetinden mahrum, bırakma beni!.
    Kişi gâfil ise, kelâm nâfile,
    Kalpler mutmaindir, zikrullah ile.
    Şu fâni dünyada, bir nefes bile,
    Kur’ân’dan nasipsiz, bırakma beni!.
    İbâdet tahtımdır, hidâyet tâcım,
    Başka hiçbir tâca, yok ihtiyacım,
    Her an, her mekânda Sana muhtâcım,
    Kapında secdesiz, bırakma beni!.

    Artık avutmuyor, ne söz ne beste,
    Emrini bekliyor, ruhum kafeste.
    Vuslat kapısında, o son nefeste,
    Şehâdetten gâfil, bırakma beni!.
    Affın azâbından, bilirim yüce,
    Doksan dokuz ismin, dilimde hece.
    Sorgu sual, başlayınca o gece;
    Kabirde cevapsız, bırakma beni!.

    Yaklaşan bir gün var, şartları yaman;
    Kur’ân der ki; O gün, verilmez aman.
    Ey! Sıfatı Rahmân ve Rahîm olan;
    Mahşerde gölgesiz, bırakma beni!.
    Gerçi söyleyecek, sözüm çoksa da,
    Geçtim her birinden, geldim maksada,
    Son bir dileğim var, yüzüm yoksa da;
    Cemâl’ine hasret, bırakma beni!
    Cengiz Numanoğlu

    Naslı Olur Da Sana Secde Etmez Bir İnsan
    Kaç trilyon hücreden, yaratırsın bedeni,
    Her bedene yüklersin, bir varoluş nedeni.
    Evrendeki her zerre, tesbih ederken seni,
    Baş eğerken emrine, bu kâinat , bu mîzan;
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne,
    Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne.
    Cennetleri vâdettin, hem de Kur'ân üstüne.
    Haykırırken tabutlar, musallada an be an;
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Mûcizeler verirsin; kulak duyar, göz görür,
    Kalp atar, dil konuşur, el tutar, ayak yürür.
    Mal, mülk, evlât verirsin; hepsi de yüz güldürür,
    Sağnak sağnak yağarken, bunca rahmet ve ihsan;
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Fırtınalı denizden, kurtarırsın kulunu,
    Bir şans daha verirsin, ve açarsın yolunu,
    Lâkin; Sana eş koşar, cübbesini, çulunu,
    Bu büyük nankörlüğü, reddederken o vicdan,
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Verdiğin aklı selim, kurtuluşu seçerken,
    Kurtuluşun tek yolu, secdelerden geçerken,
    Yaklaşan kıyâmete, âyetler and içerken,
    Ve beklerken ölümü, yeryüzündeki her can,
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    İçki, zina ve kumar, birer şeytan oltası,
    Dünyaya hükmediyor, cehâletin sultası,
    Din, cahilin elinde, oldu zulüm baltası,
    Peygamber ahlâkını, emrederken o Kur'ân,
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Şeytan ki; unutturur, o mahşer dehşetini,
    Gıybet ile yedirir, ölmüş kardeş etini.
    Cehenneme yol eder, bu dünya servetini;
    Davul zurna çalarak, gelirken bunca hüsran;
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Çok şükür ! Rahmetinin, farkındayım nicedir,
    Sensiz geçen saniye, sabahsız bir gecedir.
    Bilirim.. Senin affın, azâbından yücedir;
    Yetmiyor kudretine, hiçbir söz, hiçbir lisan;
    Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !
    Cengiz Numanoğlu

    Bir Daha Düşün
    Kendin için, bir mahkeme kursan da;
    Nefsinden, ne kadar uzak dursan da;
    Her celseyi, vicdanına sorsan da;
    Hükmünü vermeden, bir daha düşün…

    Ahlâk reddederken, miras reddini,
    İnkar ediyorsan, hala ceddini;
    Aslına duyduğun, bu nefret, kini;
    ‘Ben insanım’ derken, bir daha düşün…

    Elinde mey tası, dilinde nifak;
    Kalbinde şeytanla, binbir ittifak;
    Sökmediyse hâlâ, cehlinde şafak;
    Dalâlet ne demek? bir daha düşün…

    Niyetinde varsa, Kur’an’a cür’et;
    Bir kısmını kabul, bir kısmını red.
    Sana vermiyorsa, ölüm de ibret;
    Mahşer kimliğini, bir daha düşün…

    Hasedin.. Edepten, hayâdan çoksa;
    Kardeşin karnı aç, seninki toksa;
    Hele günlüğünde, namaz da yoksa;
    ‘Müslümanım! ’ derken, bir daha düşün…

    Ne kılıç, ne kalkan, ne zırha güven;
    Mîzan’da kurtulur, nefsini döven.
    Bil ki; seni sana, şeytandır öven;
    “Kalbim temiz” derken, bir daha düşün…

    Kalmamış modanın, iz’ân ölçüsü;
    Ne giysiler gördüm; şehvet dürtüsü.
    İffet değil midir, insanın süsü?
    Çağdaşlık bu mudur? Bir daha düşün…

    Fal, büyü, cin değil, kurtuluş Hakk´ta,
    Aradığın huzur; Nas’ta, Felak’ta.
    Gel şu hezeyanı, artık bırak da;
    ‘Müşrik’ kime denir ? Bir daha düşün…

    Aç kalsan… Dönüp de, hüsrana bakma,
    Ne can, ne canânı, âhirde yakma.
    ‘Kazandım’ deyip de, yediğin lokma;
    Haram mı, helal mİ? Bir daha düşün…

    Nereye akıyor, bu insan seli?
    Gerçeği görmeyen; ya kör, ya ****.
    Dünyada sabırdır, cennet be****;
    Değer mi, değmez mi? Bir daha düşün…

    Akla kara, bir yürekte barınmaz,
    Secde yoksa, kibir kiri arınmaz.
    Hele îmân, kolay kolay korunmaz;
    Bunları bir daha, bir daha düşün…

    Düşmezdin.. Dengeyi, ilimle kursan,
    Kur’ân mihengine, aklını vursan.
    Yoksa.. Her doğruya, ‘ifrat! ’ diyorsan;
    Bir daha.. Bir daha… Bir daha düşün…
    Cengiz Numanoğlu
  2. Özel Üye Esra

    Özel Üye Esra Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.272
    Beğenileri:
    465
    Ödül Puanları:
    83
    Ey Azrail
    Ey Azrail ! Bilirim, bu sözlerim çok yersiz,
    Neden böyle ansızın, geliverdin habersiz ?.
    Ne olurdu üç beş yıl, önce haber verseydin,
    Hiç değilse rüyama, bir kerecik girseydin...
    Aşk, meşk derken dünyadan, bir türlü kopamadım.
    Senden özür dilerim, hazırlık yapamadım....
    Görüyorsun yanımda, ne valiz var, ne bavul,
    Uykum öyle ağır ki; ne zil duydum , ne davul...
    Yaşım yetmiş olsa da, gör ki; fıkır fıkırım,
    Bu cümbüşlü âlemi, ben nasıl bırakırım?..
    Hani bir söz vardır ya ; ''Yaş yetmiş, işi bitmiş.''
    İnan ki; bu bir yalan, bunu diyen halt etmiş...
    Ey Azrail !. Dur biraz, sana yalvarıyorum;
    Yasal haklarım için; bir avukat arıyorum...
    Hayallerim, düşlerim, yarım kalan işlerim.
    Estetik yapılacak, daha burnum, dişlerim...
    Elli yaşımda ancak, voleyi vurabildim,
    Hortumlar sayesinde, holdingi kurabildim...
    Gerçi ucuza verdim, şerefin kilosunu.
    Ama böyle kazandım, şu uçak filosunu...
    Ey Azrail !. Ne olur, bozulmasın pazarım.
    Sana şöyle yüklüce, bir çek bile yazarım...
    Şu masmavi havuzlu, sarayıma baksana,
    O daracık mezarda, yazık olmaz mı bana?.
    Bazen çoluk çocuğa, içimden kızıyorum,
    Ölmemi bekliyorlar, inan ki; seziyorum...
    Arkamdan göstermelik, iki damla gözyaşı,
    Bir de şöyle büyükçe, yaldızlı mezar taşı.
    Tahmin ediyorum ki; mevlid de okuturlar,
    Ortalığı birazcık, gülsuyu kokuturlar.
    Araya reklam konur; bir ilahi aryası,
    Mevlid bitince başlar, dedi-kodu furyası.
    Etlerim, kemiklerim, didik didik edilir,
    Ben az gelirsem eğer, köklerime gidilir...
    Ey Azrail !. İnan ki, hazırlığım yok daha,
    Hele şu din konusu çok karışık bir saha.
    Bazı büyük abiler, köşeleri tuttular,
    İrtica diye diye, beni de korkuttular.
    İlâhiyat adına; ekranda iki kaçık;
    Kimlerin kuklaları oldukları apaçık...
    Alim zalim karıştı, renkleri seçilmiyor,
    Velisiz kaldı sokak; ****den geçilmiyor.
    Bu cinnet kervanına, kocabaşlar dahiller,
    Tuz bozulmuş, ne yapsın bizim gibi cahiller?.
    Henüz daha gündemde, ne oruç var, ne zekat,
    Ne Kur'an'la tanıştım, ne de kıldım bir rekat.
    Gönül desen, henüz genç, daha haccım duruyor,
    Nerde bir taze görsem, kalbim küt küt vuruyor.
    Edemedim bir türlü, şu nefsimi terbiye,
    Ortalıkta ne görse; tutturuyor ver diye.
    Ey Azrail ! Bilirim, gelince beklemezsin,
    Tükenen vadelere, saniye eklemezsin.
    Bu satırlar boş geçen, bir ömrün hikayesi,
    İbret alanlar için, son pişmanlığın sesi...
    Bilmem ki, bir duvarda, bu mütevazi çaba;
    Bir küçücük pencere, açacak mı acaba?
    Cengiz Numanoğlu

    Nefsimmiş Meğer
    Yıllardır kendimi, güyâ tanırdım;
    Sanık ben, yargıç ben, hep aklanırdım.
    Şeytanı, en büyük düşman sanırdım;
    Ondan da beteri.. Nefsimmiş meğer...

    Gönlümü, hevâya kaptıran oymuş,
    Şuûru şehvete saptıran oymuş,
    Tutkuları, putlar yaptıran oymuş,
    En sinsi düşmanım.. Nefsimmiş meğer...

    Övgü dolu sözlerine kanmışım;
    ''Kalbin temiz'' demiş, gerçek sanmışım.
    Hakk'ı ancak, zor günümde anmışım,
    İçimdeki nankör.. Nefsimmiş meğer...

    Öyle sevdirmiş ki,dünyayı bana;
    Saraylar kurmuşum, üç günlük cana.
    Hevâ heves denen, çöplükten yana
    Beni sürükleyen.. Nefsimmiş meğer...

    Meyhâne meyhâne, hayâl kurmuşum,
    Çamurlu yollarda, yalpa vurmuşum,
    Adresi hep, münâfıktan sormuşum;
    Koynumdaki yılan.. Nefsimmiş meğer...

    Dalmışım.. Her akşam cümbüşle meşke,
    Kalmamış dilimde, riyâdan başka.
    Bir kadehlik, ömrü olan bir aşka;
    Beni kul eyleyen.. Nefsimmiş meğer...

    Tutkuya döndükçe, giyim markası,
    Yerde paspas olmuş, hayâ hırkası.
    Kuşatmış kaleyi, şeytan fırkası;
    İçindeki casus.. Nefsimmiş meğer...

    Ne kadar soyarsa, insan bedeni;
    O kadar olurmuş, güyâ medenî.
    Bu afyonu, bir çağdaşlık nedeni,
    Diyerek yutturan.. Nefsimmiş meğer...

    İkbâl korkusuyla, kıstırmış beni,
    Kur'ân kapısına, küstürmüş beni,
    Zulüm karşısında, susturmuş beni;
    Nefsimin zâlimi.. Nefsimmiş meğer...

    Namaza, ''Bayramlık'' fetvâsı veren,
    Kullukta, ''Mevlid''i yeterli gören,
    Farz dururken, nâfileyi gösteren;
    Dalâlet rehberi.. Nefsimmiş meğer...

    Ağzım bağlı, güya oruç tutmuşum,
    Haramları, gözlerimle yutmuşum.
    Seher vakti, yorgan döşek yatmışım;
    Secdeye musallat.. Nefsimmiş meğer...

    Bağ bahçede, hasat vakti gelince;
    Hesaplar yapmışım, inceden ince,
    Lâkin, Allah için zekât denince;
    Elimi bağlayan.. Nefsimmiş meğer...

    Vermişim, ''Ne cömert'' desinler diye;
    Üç beş çürük çarık, güyâ hediye.
    Arkasından, dilenmişim medhiye;
    Bu alkış ****si.. Nefsimmiş meğer...

    Komşuda katık yok, ben tok yatmışım,
    ''Tembel'' demiş, gıyâbında çatmışım,
    Şevkât dersi vermiş, nutuk atmışım;
    Bu sahtekâr maske.. Nefsimmiş meğer...

    Kur'ân ehli görmüş, küçümsemişim,
    Üstelik cür'etle ''Yobaz'' demişim.
    Nice kul hakkını, böyle yemişim;
    Oysa gerçek yobaz.. Nefsimmiş meğer...
    Cengiz Numanoğlu


    De Ki Allah İçin Ne Yaptın Bugün?
    Kalbini bağla ki, Hâkk kemendine,
    Düşme, mahşer günü, yargı derdine,
    Sen, kendi yargıcın, ol da kendine,
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Bir gönül kapısı, bulup çaldın mı ?
    Bir sevgi seline, boyca daldın mı ?
    Bir dosta bedelsiz, selâm saldın mı ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Seher vakti kalkıp, vecde daldın mı ?
    Nûrlar dağılırken, payın aldın mı?
    Hâkk aşkına, kâlbi şâhid kıldın mı ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Bilmediğin, bilenlere sordun mu ?
    İlimle aranda, köprü kurdun mu ?
    Zarar ve kârını, hayra yordun mu ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Ezelî rızkına, râzı oldun mu ?
    Sabır sofrasında, lezzet buldun mu ?
    Îmânla şükredip, huzur doldun mu ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Gafleti, gayretle, yarıştırdın mı ?
    Alnını, secdeyle barıştırdın mı ?
    Bir akraba sorup, soruşturdun mu ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Kibir dağlarından, inip geldin mi ?
    Zorda kalmış, bir kişiyi bildin mi ?
    Sana borcu vardı, onu sildin mi ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Merhamette, Hâkk serveti buldun mu ?
    Komşu kederiyle, ortak oldun mu ?
    Bir yetimin, şevkâtiyle doldun mu ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Acılar görünmez, gözler baksa da,
    Her ateş, düştüğü yeri yaksa da ,
    Hasta, bir dost bekler, ümit yoksa da,
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Gönül gözlerini, açıp baksana,
    Veren, neler vermiş, dünyada sana,
    O'na gönderdin mi, bir hamd ü senâ ?
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..

    Gramla yazılır, yaptığın hasat,
    Bir zerre noksansız, çıkar yedi kat,
    Tükenen her nefes, kaybolan fırsat,
    De ki; Allah için, ne yaptın bugün ?..
    Cengiz Numanoğlu


    İnsan Olmak Bu Kadar Mı Zorlaştı?
    Varmaz oldu, vermeye hiç elimiz,
    Dönmez oldu, bir özüre dilimiz,
    Teşekküre çoktan bitti pilimiz;
    En küçük damlada, sabrımız taştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Bilgisizlik, ne vehimler üretti;
    Önyargılar, vicdanları kör etti.
    Dürüst olmak.. Affedilmez cür'etti,
    Öfkemizden, yüreğimiz korlaştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Çağdaşlığı, maske yaptık yüzlere;
    Bu çifte yüz, yakışmadı bizlere,
    Merhametten, haktan yana sözlere,
    Hoşgörümüz, neden böyle darlaştı?
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Bir tarafta, ilme şaşı bakanlar,
    Bir tarafta at gözlüğü takanlar,
    İrfan desen, bu lisandan kim anlar?
    Gerçek âlim, gözümüzde horlaştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Helâl kazanç, nefsimize az geldi,
    Bankerlere tavuk verdik, kaz geldi,
    O gözyaşı sağnakları, vız geldi;
    Saçlarımız, değirmende kırlaştı,
    İnsan olmak bu kadar mı zorlaştı?..


    Yedik içtik, haram helâl bir tuttuk,
    Dişe göre ne bulursak hep yuttuk,
    Mahşer, Mîzan, Kur'ân, vicdan unuttuk;
    Yollarımız, hep zulümde birleşti,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?


    Paspas oldu; sevgi, saygı, paraya,
    Ahlâk döndü, kanayan bir yaraya,
    Ailede, şeytan girdi araya;
    Karı, koca, kardeş, bacı hırlaştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Evde pişen, bizi tatmin etmedi,
    Beş yıldızlı sofra kurduk yetmedi,
    Şişelerle yarışımız bitmedi;
    Kalp gözümüz, şehvetlerle körleşti;
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Kendimizi, masaya hiç sermedik,
    Başkasına hiç söz hakkı vermedik,
    Sövdük, dövdük..Bunda vahşet görmedik
    Mazlum yüzler, yumruklarla morlaştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Bayramlarda, beş dakika mezarlık,
    Bir senede, iki namaz... Nazarlık,
    Ettik hâşâ Allah ile pazarlık;
    Bir gaflet ki; içimize yerleşti,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Oysa bizler, ihsan için varolduk;
    Meleklerin secdettiği bir kulduk.
    Bu şerefi taşımaktan yorulduk.
    Edep, hayâ, akıl, fikir yozlaştı,
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Dîn.. İslâm dinidir, Allah indinde,
    İlim, irfan, sevgi, barış bu dinde,
    İnsanlık, ne buldu, nefrette kinde ?
    Sağduyumuz, hedefinden çok şaştı;
    İnsan olmak, bu kadar mı zorlaştı?..


    Ey Mübarek akl-ı selîm , nerdesin?
    Sen, ateşle aramızda perdesin,
    Hasreti var, gör ki sana herkesin;
    Cür'etimiz, haddimizi çok aştı;
    İnsan olmak, ne kadar da zorlaştı...
    Cengiz Numanoğlu

    Dinle Beni Ey Kibir!

    Dinle beni ey kibir ! Sen ki, iblisi bile;
    Nasıl baştan çıkardın, Allah'a isyân ile.
    Lânetlendi nihayet, o cüretkâr sözünden,
    Ve Cennetten kovuldu, şeytan senin yüzünden..
    İşte o günden beri, iblisle ortaklaşa;
    Dünyayı kuşattınız, zulümle baştan başa.
    Nifak tohumlarını, beyinlere ektiniz,
    Ahlâkın iplerini, beraberce çektiniz..
    Gör ki; senin yüzünden, ne hâle geldi insan;
    Ne haysiyet, ne şeref, ne merhamet, ne vicdan.
    Duymaz oldu.. Hukukun, adâletin sesini ;
    Sana secde ederken, kaybetti kıblesini..
    Dinle beni ey kibir ! Bütün büyük savaşlar;
    Senden gelen küçücük, bir kıvılcımla başlar.
    Sen olmasaydın eğer, ne Stalin, ne Hitler,
    Ne Firavun olurdu.. Ne bunca parazitler..
    Ne bir fitne kalırdı, bu dünyada ne haset ;
    Ne bu toplu mezarlar, ne yakılmış bir ceset.
    Sönmezdi yeryüzünde, milyarlarca ocaklar,
    Milyarlarca anada, boş kalmazdı kucaklar..
    Ey kibir ! Bilirsin ki; aşağılık duygusu,
    Gururla karışınca, olur en büyük pusu.
    Bu kompleks; insanları, sürüklerken zillete,
    Tarihler mezar oldu, gör ki, nice millete..
    Sen ki; ne Ebreheler.. Ne Kârunlar doğurdun,
    Çağdaş emsallerini, aynı kapta yoğurdun.
    Senden sebep nesiller, temelleri sökmede;
    Bencillik bombasıyla, evlilikler çökmede..
    Dinle beni ey kibir ! Bu savaşım sanadır,
    Gâlibiyet her zaman, düşünenden yanadır.
    Bil ki; tuzaklarına, tuzaklar kuracağım;
    Seni her an, her yerde, Kur'ân'la vuracağım..
    Dökeceğim ortaya, sinsi hesaplarını;
    Ve emrinde çalışan, insan kasaplarını.
    Bütün dünya görecek, senin kirli yüzünü;
    Kan ve kinle beslenen, doyurulmaz özünü..
    Biliyorum.. İşim zor; gaflettedir insanlar,
    Bu nedenle pek çoğu, seni mezarda anlar.
    Kimi şöhret ****si, kimi zil zurna sarhoş;
    Biliyorum.. Onlara, ne söylense hepsi boş..
    Ama sen zannetme ki; bu savaş burda biter,
    Bir kişi de uyansa, bu kazanç bana yeter.
    Dilerim ki; insanlar, gerçekleri görürler;
    Senin girdaplarına, kapılmadan yürürler.
    Dinle beni ey kibir ! Şaka değil sözlerim,
    Bu savaş ancak biter, kapanınca gözlerim.
    Attığın her düğümü, îmanla çözeceğim;
    Ve seni, her secdede, ezdikçe ezeceğim !
    Cengiz Numanoğlu

    Dostlarım!
    Sizlere çoktan beri, mektup göndermemiştim,
    ''Sivrisinek saz gelir, anlayana'' demiştim.
    Yıllarca bu ümitle, beklemiştim sürekli;
    Anladım ki; sizlere, davul-zurna gerekli...
    Ne yazık ki; bizleri, yanlış tanıyorsunuz;
    Bir mezara atılmış, ceset sanıyorsunuz.
    Oysa bizler.. kaç bin yıl, geçse bile aradan;
    Her saniye, dünyayı izliyoruz buradan...
    Akın akın geliyor, her gün yeni ölüler;
    Nice koyun sürüsü, nice çoban sülüler.
    Nice saddam, nice buş, nice zorba züppeler,
    Adâleti katleden, nice kanlı cüppeler...
    Nice medya maymunu, nice ünlü hocalar,
    Eşini pazarlayan, o sosyetik kocalar.
    Nice holding cambazı, nice soysuz soylular,
    Nice kurşun askerler, nice selvi boylular...
    Krallar, diktatörler, dalkavuklar, cellatlar,
    Ruhsatlı eşkiyalar, siyasi piskopatlar,
    Paraya secde etmiş, o tefeci zalimler,
    Zalime fetvâ vermiş, iki yüzlü âlimler...
    Kimi “ilâhiyatçı”, saldırgan ve kibirli,
    Kitapları çok satmış, amel defteri kirli.
    Dünyada alkış için, takla atmış durmadan,
    Bir tek günü geçmemiş, müslümana vurmadan
    Hepsi feryat içinde, îtiraf ediyorlar;
    ''Biz, ölümü bir yokluk sanıyorduk'' diyorlar.
    İnfâzın korkusuyla, titreşen o bedenler,
    Dünyaya dönmek için, rüşvet teklif edenler...
    Gelenleri, röntgene sokuyoruz antrede;
    Çoğunun beyinleri, sıfır kilometrede.
    Akıl ambalajını, daha açmayanlar var;
    Onların, buradaki statüsü hayvanlar...
    Dostlarım! Bilmek için arkanızdan vuranı,
    Ona buna bakmayın, okuyun şu Kur'ân'ı.
    Neden kullanmazsınız, akıl denen cevheri,
    Kur'ân bunu söylüyor, bindörtyüz yıldan beri.
    Hayvansal içgüdünüz, size meydan okuyor,
    Beyinler vıcık vıcık, her yer şehvet kokuyor...
    İnsanı insan yapan, değerlerden kaçmayın,
    Şeytâni davetlere, kalbinizi açmayın.
    Birkaç yobaz görüp de, küsmeyin dîninize,
    Bütün bu fotoğraflar, birer tuzaktır size.
    ''Çağdaş'' yobazları da, dostlarınız sanmayın,
    Dîne ''irticâ'' diyen, fitnelere kanmayın...
    Ne güvenin paraya, ne de köşke saraya,
    Aklınızı kullanın.. Boş gelmeyin buraya.
    Adâletin, hukukun, burada şakası yok;
    Burada hiç kimsenin, kimseye bakası yok...
    Cengiz Numanoğlu


    Ölüden Mektuplar 1
    Dostlarım,
    Dün, oldukça yağmurlu,
    Mezarlık çamurluydu,
    Özür dilerim...
    Hastalığım amansız,
    Ölümüm; size göre
    Erken ve zamansızdı.
    Kara haber
    Tez yayıldı.. Aldınız.
    Cami avlusuna, koşup geldiniz,
    Son bir görev bildiniz...
    Kiminiz,
    Namaz vaktini, iple çektiniz.
    Acele işiniz vardı, gidecektiniz.
    Kiminiz,
    Kaçamak tebessümle,
    Hasretler giderdiniz;
    ''Bir araya gelmek için,
    Ölümler mi gerekirdi?''
    Dediniz...
    O soğuk sandığınız,
    Musalla taşında ben;
    Üşüyüp titremeden,
    Sımsıcak yatıyordum...
    Hepinize bakıyor,
    Aklınızdan geçenleri,
    Birer birer okuyordum...
    Kiminize göre ben;
    Güya bir melekmişim.
    Kiminize göre de;
    Dürüst bir *****mışım...
    Oysa.. Siz, ölüleri,
    Hiçbir şey duymaz sanır,
    Bir kadavra tanırdınız.
    Aklınızdan geçenleri söylesem;
    Utanırdınız...
    Sözlerimi;
    Nankörlüğe vermeyin.
    Namaz vakti, hepiniz;
    Oldukça naziktiniz..
    İmam beni sorunca:
    ''İyi biliriz'' dediniz.
    Beni mahçup ettiniz...
    Bana çiçek gönderen,
    Vefâkar can dostlarım;
    Cemil, Şükrü ve Ahmet,
    Bu ne zahmet efendim,
    Bu ne zahmet...
    Ya.. arkadaşım Sadi;
    Yarım kalan işime,
    Ve dul kalan eşime,
    Göz koyan âdi !..
    Sabırsızlanmayın,
    Nefâset Hanım.
    İşte sıra, size geldi a canım.

    Hani var ya..
    O ilk gece,
    Toplanmıştık ailece,
    Bir şeyler soruyordu,
    Gözlerin hece hece..
    Oysa ben, o bakışın,
    Üstünde hiç durmamış,
    Kötüye yormamıştım..
    Şimdi anladım ki;
    Resmen ihânet...
    Kocan;
    Ağır aksak amma,
    İyi adam Nefâset.
    Ne olur.. Sen de onu,
    Birazcık idare et.
    'Dünya düzeni' böyle,
    Kocana selâm söyle...
    Sayın, belediye başkanım,
    Çocukluk arkadaşım;
    Sarı Seyfettin.
    Cenazeme şeref verdin,
    Hoşgeldin...
    Şu son yıllarda senin,
    Tapudaki sicillerin,
    Kabardıkça kabarmış;
    Üç apartman,
    Altı yazlık,
    Yedi dükkan,
    Rahmetli babandan,
    Miras kalmıştı...
    Bak.. Sevgili dostum
    Sarı Seyfettin,
    Bu türlü masalları,
    Burada anlatan çok..
    Ama, hiç dinleyen yok..
    Hani.. Bir sözün vardı:
    ''Su akarken, küp dolsun.''
    Dolsun ama.. Seyfettin,
    Buralarda küp müp yok,
    Haberin olsun !..
    Hazır, yeri gelmişken;
    Şu senin Eşref'in de,
    Kulağını çekiver...
    ''Geçim sıkıntısı'' deyip,
    Daldı rüşvete;
    Kan kusturdu millete...
    Bu yollardan kaçınsın,
    Maaşıyla geçinsin.
    Ne gerek var, bu kadar,
    Mala, mülke, servete ?
    Allah, zevâl vermesin,
    Hükümete, devlete...
    .......................................
    Gazeteci meslektaşım,
    Ve kader arkadaşım,
    Donkişot Osman.
    Sana ne, elâlemin,
    Üç keçi, beş koyunu?
    Üç yıl mapusta yattın,
    Ölçmedin mi boyunu?
    Sürdürme şu oyunu..
    .......................................
    Biricik oğlum Celâl;
    Cenazede,
    Bayramlık lacivertleri giydin,
    Sanki..Bir şeyleri kutlar gibiydin..
    Çok içmiştin,
    Sar****un.
    Mezar dönüşü hemen,
    Komisyoncuya koştun.
    ''Ölüm hak, miras helâl''
    Acelen neydi Celâl ?
    O, mâsum kalbinde sen,
    Ne sırlar saklarmışsın.
    Meğerse, yıllar yılı,
    Ölmemi beklermişsin...
    Güzel kızım Muallâ,
    Görümcene dikkat et
    Kendini kolla...
    Onu, pek görüştürme
    Kocan Şenol'la...
    Ama.. Kaynanan temiz;
    İyi kalpli bir kadın.
    Ah!.. Şu senin inadın !..
    Ne olur, ara sıra,
    Birazcık alla pulla.
    Bilirim.. Sen gitmezsin
    Bari, kocanı yolla...
    Bu mektupta adını,
    Anmadığım dostlarım.
    Sahte gözyaşlarına,
    Kanmadığım dostlarım..
    Hepiniz birer yumak,
    Açmakla bitmez.
    Sizleri yazmaya
    Kitaplar yetmez...
    .....................................
    Bu dünya böyle döndü,
    Yine böyle dönecek,
    Nefes borcu çaresiz,
    Ölümle ödenecek...
    Mal, mülk, şöhret, ganimet,
    Sanmayın, gerçek nimet...
    Görüyorum ki,hepsi;
    İnsana eziyetmiş...
    Meğer, yaşamak diyet,
    Ölmekse, hürriyetmiş...
    Cengiz Numanoğlu

    Yüreğinde Allah Sevgisi Varsa
    Çilen dağlar olsa, yolun düz gelir,
    Karakışlar, bahar gelir, yaz gelir,
    Dertler sana, ödül gelir, haz gelir,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Kalp gözüne, kara günler, ak gelir,
    İki cihan korkuları, yok gelir,
    Nefsin, aç olsa da, sana tok gelir,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa....
    Vermek sana, zarar değil, kâr gelir,
    Yücelen ruhuna, kafes dar gelir,
    Ölüm sana, kâbus değil, yar gelir,
    Yüreğinde, 'Allah sevgisi' varsa...
    Şer güçleri, irâdenle yarışmaz,
    Ak ellerin, haramlarla barışmaz,
    Ak sofrana, kara lokma karışmaz,
    Yüreğinde, 'Allah sevgisi' varsa...
    Şeytan eli, kapın çalar, duymazsın,
    O şehevî davetlere uymazsın,
    Ömür biter, ibâdete doymazsın,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Barınmaz, ruhunda şüphenin kiri,
    İnkâr sancısının, milyarda biri,
    Paramparça olur, gaflet zinciri,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    İnanç depremleri, kubbeni yıkmaz,
    Yoluna cehâlet ejderi çıkmaz,
    Bâtıl yangınları, zerreni yakmaz,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Adâletin temelidir, îmanın,
    Ahlâk potasında, pişer irfânın,
    Kul hakkının, kölesidir vicdânın,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Nefret kasırgası, durulur diner,
    Sevgi yağmurları, sellere döner,
    Damla gözyaşıyla,cehennem söner,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Her nerede olsan, DOST'u bulursun,
    Uzak diyarları, yakın bilirsin,
    Bir anda, Kâbe'ye gider gelirsin,
    Yüreğinde 'Allah sevgisi' varsa...
    Cengiz Numanoğlu

Sayfayı Paylaş