Czeslaw Milosz hayatı ve şiirleri

Konu 'Şairler' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    Polonya asıllı ABD'li şair, deneme yazarı, eleştirmen Czeslaw Milosz 30 Haziran 1911'de Sateiniai (Litvanya)'da doğdu,14 Ağustos 2004'te Krakov'da öldü. Dünyanın bir felakete sürüklendiği savunan Katastrofistler denilen bir grubun önderiydi. Polonya'nın Naziler tarafından işgal edilmesi üzerine direniş hareketine katıldı. Polonya' da sosyalistler iktidara gelince (1946) Washington D.C.'de kültür ataşeliği ve Paris'te kültür işleri müsteşarlığı yaptı. 1951'de siyasi mülteci olarak Fransa'ya sığındı. 1960'da ABD'ne giderek Kalifornia Üniversitesi Berkeley kampusünde öğretim üyesi oldu; 1970' de ABD vatandaşlığına kabul edildi. 1978'de Uluslar arası Neustadt Ödülü'nü, 1980'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı



    DÜŞÜŞ

    Bir insanın ölümü, güçlü bir ulusun düşmesi gibidir:
    Geçmişte kalmıştır yiğit orduları, kaptanları, yalvaçları,
    Görkemli limanları, denizlerde egemen gemileri,
    Ama artık o ulus, kuşatılmış kentleri kurtaramaz,
    Antlaşma yapamaz başka uluslarla;
    Kentleri boşalmıştır, halkı darmadağın,
    Devedikeni kaplamıştır eskiden ekin dolu topraklarını,
    Ülküsü unutulmuş, dili yitip gitmiştir:
    Bir köy ağzı kalmıştır ta yükseklerde, dağ başlarında.

    --------------------------------------------------------------------------------

    İTHAF

    Seni kurtaramamıştım,
    Sen kulak ver bana.
    Bu yalınkat sözlerimi anlamaya çalış
    Çünkü bir başkası utandırır beni.
    İnan bana, söz sihirbazlığı yok bende.

    Beni güçlendiren, ölüm demekti senin için
    Bir çağa veda ile bir yeni çağın başlangıcını karıştırdın,
    Ve nefretin ilhamı ile şiirsel güzelliği,
    Kaba kuvvetle narin düzeni.

    İşte sığ Polonya ırmaklarının vadisi. Apak sisin içine
    Atılmış upuzun bir köprü. İşte yıkık bir kent.
    Rüzgâr senin mezarına martı çığlıkları serpiyor
    Ben konuşurken seninle.
    Şiir nedir ki kurtarmazsa
    Ulusları, insanları?
    Resmi yalanların suç ortağıdır,
    Az sonra gırtlakları kesilecek ayyaşların şarkısı,
    Liseli kızlara eğlencelik
    Güçlü şiire özlem duydum ya ne olduğunu bilmeden,
    Yararlı amacını geç öğrendim ya.
    Kurtuluşumu işte bunda buldum, yalnız bunda.

    Darı ve haşhaş tohumları dökerlerdi mezarların üstüne
    Kuş biçiminde gelen ölüleri beslemek için.
    Bu kitabı buraya ben senin için koydum.
    Sen eskiden yaşamıştın.
    Bir daha bizi ziyaret etme diye.


    --------------------------------------------------------------------------------

    MUTLU BİR HAYAT

    Bereketli hasatların olduğu yıllara rastladı yaşlılığı.
    Ne depremler vardı, ne kuraklık, ne de sel baskınları.
    Sanki bir düzene girmişti mevsimlerin değişmesi,
    Yıldızlar daha parlak, güneş daha güçlüydü.
    En uzak illerde bile savaşlar sürmüyordu artık.
    Birbirleriyle dost geçinen kuşaklar yetişmişti.
    Alay konusu olmaktan çıkmıştı insanın akılcı yanı.

    Acı geliyordu ona böyle yenilenmiş bir dünyaya veda etmek.
    Utanç ve kıskançlık duyuyordu kuşkusundan,
    Yaralı belleği de kendisiyle yok olacak diye mutluydu.

    **ümünden iki gün sonra bir kasırga kavurdu kıyıları.
    Yüz yıldır sönmüş duran yanardağlardan dumanlar tüttü.
    Lavlar yayıldı ormanlara, bağlara, kasabalara.
    Ve savaş başladı adalardaki bir çatışmayla.

    --------------------------------------------------------------------------------

    YİRMİNCİ YÜZYILIN PORTRESİ

    Kardeşçe bir özen dolu, gülümsemenin ardında,
    Nefret eder, iktidar diyalektiğinin kurbanı gazete okurundan.

    "Demokrasi"ye çağırır hep göz kırparaktan.
    Yalnızca nefret eder insanın bedensel zevklerinden,
    Hiç unutmaz yiyip yiyip çiftleşenleri,
    Tümünün boğazını kesivermektir derdi.
    Genel öfkeyi durdurmak için önerisi: dans ve garden-parti.

    "Kültür!" der "Sanat!" der, ama bunlarda gördüğü
    Bir sirktir, ne fazlası ne eksiği.

    Tamamen tükenmiştir, bitmiştir.

    Uykusunda ya da ameliyat masasında, "Tanrım, ah Tanrım!" der
    Kendisini Mithra ile İsa'ya tapınmayı birleştiren Romalı gibi görür.
    Eski inançlara bağlıdır hâlâ bağlıdır, bazen de kendini şeytanın elinde sanır.
    Geçmişe saldırırsa da istemez tümden yıkılmasını,
    Korkar kafasına başka dayanak bulamamaktan.
    İskambili, satrancı, en çok da kendiyle tartışmayı sever.

    Bir eli Marx'ın yazılarının üstündedir, ama gizlice İncil okur.
    Tükenmiş kilise ayinlerini alaycı gözle izler.
    Dekoru: At eti rengi yıkılmış bir kent.
    Elinde: Ayaklanmada öldürülmüş bir "faşist" oğlanın not defteri.

Sayfayı Paylaş