dede korkut hikayeleri

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    DEDE KORKUT
    Türklerin masalcı dedesi! Türk'ün geleneklerini, göreneklerini, âdetlerini, inançlarını, başka uluslardan farklarını velhasıl sosyal karakterini masallarına işleyen, onu günümüze kadar güzel bir üslup içinde yaşatarak getiren büyük sanatçı!..

    Ne doğduğu yıl bellidir, ne de öldüğü yıl... Hatta yaşadığı yüzyıl bile tartışmalıdır. Masallara karışmış bir masalcıdır Dede Korkut... Ama canlıdır. Nesre benzeyen şiiri, şiire benzeyen nesriyle bezeli hikâyeleri, günümüzde yazılanlardan bile daha diri, daha hayata yakındır.

    KESİN OLARAK NE ZAMAN YAŞADIĞI BİLİNMEMEKTEDİR

    Bazı araştırmacılar, Hz. Peygamberin çağında yaşadığını söylerler ve eserleri içinde, bu fikirlerini destekleyen bölümler gösterirler. Bazı araştırmacılar, Uzun Hasan döneminde yaşadığını savunurlar ve eserlerinde, Uzun Hasan'ın yaptığı savaşları ve savaştığı kavimleri düşüncelerine kanıt olarak gösterirler. Bazı araştırmacılar da Oğuz Türklerinin masalcı ve destancısı olduğuna inanır. Bu düşüncede olanlar, bugün elimizde mevcut 12 destan-hikâyesinden, kendi fikirlerini ispat edecek belgeyi bol bol bulurlar.

    Eğer bir sanat eseri, her çağın insanlarının hayatlarına, düşüncelerine denk düşüyorsa, ölümsüz demektir. Dede Korkut destan-masalları, böylece gerçek bir sanat eseri olduklarını çağımıza kadar tazeliğini yitirmeden gelmeleriyle ispatlamışlardır.

    Pertev Naili Boratav, Dede Korkut Masalları için İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı makalede, bu masalların 15. yüzyıla kadar sözlü aktarmalarla geldiğini ve 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlular tarafından yazıya geçirildiğini hatırlattıktan sonra, elimizde mevcut metinlerde iki ayrı dönemin olayları bulunduğunu işaret ediyor.

    DEDE KORKUT MASALLARINI BİR AKKOYUNLU OZAN ELE ALMIŞTIR

    Oğuz Türklerinin Sir-Derya kuzeyindeki (vatanlarında 9.-11. yüzyıllar arasında ge-çirdikleri hayatları, bu masal - destanlara yansımıştır. Birde bu masal - destanlar, yazıya geçirildikleri 15. yüzyılın Akkoyunlu beyliğinde oluşmuş olayları kapsamaktadır. Dede Korkut masallarının temeli, Oğuz Türklerinin hayatları üzerine oturtulmuştur ve bu dönemin örf, adet, gelenek ve yaşayış biçimlerini yansıtır ama aynı gelenek ve görenekleri yaşayışlarında sürdüren Akkoyunlular, masalları yazılı biçime sokarken, bazı hikâyeleri, o günlerin olayları üzerine oturtarak adapte etmişlerdir.

    Dede Korkut masallarını kaleme alan Akkoyunlu Ozan, herhalde yüksek bir edebî bilgiye ve maharete sahipti. Belki kendi düşüncelerini de bu masallara katarak onları zenginleştirmiş, âdeta yeniden hayata kavuşturmuştur. Vatikan Kitaplığı’ndaki en eski nüshasında "Korkut Ata Ağzından, Ozan Aydur" kaydının bulunması bunun kanıtıdır.

    Dede Korkut'un hayatı üzerinde kurulmuş bir efsaneye göre, Dede Korkut, Afrika taraflarında doğmuş, yaşamış ve günün birinde kendisine bir mezar kazıldığını görmüştür. Ö-lümden kim korkmaz! Dede Korkut da bu mezardan ve mezar kazıcılarından kurtulmak için diyar diyar kaçmış, her gittiği yerde mezarını ve kazıcılarını kendisini bekler görünce daha da uzaklara gitmiş ve sonunda Sir-Derya nehrinin ağzına yakın bir yere gelip hırkasını suya yatırmış ve burada tam yüz yıl yaşamış.

    Bazı önsözlerde, Dede Korkut'un Peygambere elçi gönderildiği yazılıdır. Bu eklemelerin, Türklerin İslâmiyet’i kabul ettikleri yıllarda yapıldığı sanılıyor.

    DEDE KORKUT'UN GÜNÜMÜZE KADAR 12 HİKAYESİ GELMİŞTİR

    Dede Korkut, Oğuz Türklerinin "bilicisi" olarak tanınır. Nitekim kendisi: "Oğuz halkının başına hayır gelesini, şer gelesini dedim..." diyerek, söylediği hikmetlerle Oğuz Türklerine yol gösterdiğini açıklıyor ve bir Şaman olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Şamanlar, aynı zamanda ozan oluyorlar, geçmiş zamanların hikâyelerini anlatıyorlar, gelecekten haber veriyorlardı.
  2. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Derse Han oğlu Boğaç

    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.

    Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında
    Aklı karalı seçilen çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca


    Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han'ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han'ın yiğitleri Dirse Han'ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. Bayındır Han'dan buyruk böyledir hanım, dediler. Dirse Han der: Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü. soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara otağa kondurdu dedi. Dediler: Hanım, bugün Bayındır Han'dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir dediler.Dirse Han yerinden kalktı, der: Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi.

    Dirse Han evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim ne söyler:
    Deyiş Der:

    Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
    Evden çıkıp yürüyünce servi boylum
    Topuğunda sarmaşınca kara saçlım
    Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
    Çift badem sığmayan dar ağızlım
    Kavunum yemişim düvleğim
    Görüyor musun neler oldu


    Kalkarak Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, onun ki oğlu kızı olmaya Tanrı Taala ona beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiş. Ben varınca gelerek karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bil dediler: Senden midir, benden midir, Tanrı Taala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi, söyledi:

    Der:

    Han kızı yerimden kalkayım mı
    Yakan ile boğazından tutayım mı
    Kaba ökçemin altına atayım mı
    Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
    Öz gövdenden başını keseyim mi
    Can tatlılığını sana bildireyim mi
    Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi
    Han kızı sebebi nedir söyle bana
    Müthiş gazap ederim şimdi sana


    dedi.

    Dirse Han'ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş. Der: Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme, yerinden kalk, alaca çadırını yer yüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç keş, İç Oğuz'un Dış Oğuz'un beylerini basma topla, aç görsen doyur, çıklak görsen donat, borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir, dedi.

    Dirse Han dişi ehlinin sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini basma topladı. Aç görse doyurdu. Çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı. Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allah Taala bir çocuk verdi. Hatunu hamile oldu. Bir nice müddetten sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığım dadılara verdi, baktırdı.

    At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasma girdi. Oğlanın babası Bayındır Han'ın ordusuna karıştı.

    Meğer hanım. Bayındır Han'ın bir boğası var idi, bir de erkek devesi var idi. O boğa sert tasa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile erkek deveyi savaştırırlardı. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri île temaşa ederdi. seyreder eğlenirdi.

    Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir île boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Han'ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler; oğlancıklara koç dediler.

    O üç oğlan kaçtı. Dirse Han'ın oğlancığı kaçmadı. ok meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu île sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın basma çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler. İki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan sövüldü. Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yikıldı Oğlan bıçağına el attı. boğanın basını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basma toplandılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik
    istesin, taht alı versin dediler.

    Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
    Taht ver erdemlidir
    Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana
    Biner olsun hünerlidir
    Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
    Etlik olsun hünerlidir
    Develerden kızıl deve ver bu oğlana
    Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
    Altın başlı otağ ver bu oğlana
    Gölge olsun erdemlidir
    Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana.
    Giyer olsun hünerlidir.


    Bayındır Han'ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin dedi. Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi. Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu. O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler : Gelin oğlanı babasına çekiştirelim. olur ki öldürür, gene bizim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur dediler. Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana. yirmisi de bir yana oldu.
    Önce yirmisi vardı, Dirse Han'a şu haberi getirdi, der: Görüyor musun Dirse Han neler oldu, murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuz'un üstüne yürüyüş etti, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütunu çekti,
    akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha iyi olur. Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmaktan olmamak daha iyidir, öldürsene dediler. Dirse Han varın getirin, öldüreyim, dedi.

    Böyle deyince hanım, o namertlerin yirmisi daha çıka geldi ve bir dedikodu onlar da getirdiler. Der: Kalkarak Dirse Han senin oğlun yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı, sen var iken av avladı kuş kuşladı, anasının yanma alıp geldi, al şarabın keskininden aldı içti. anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemişşey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Han'ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene dediler. Dirse Han der: Varın getirin öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez, dedi. Dirse Han'ın hizmetkarları der: Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez, kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avlayıp oğlunu oklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldürmezsen bir türlü daha öldüremezsin, belli bil dediler.

    Deyiş

    Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Büyük cins atlar sahibim görüp homurdandığında
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Aklı karalı seçilen çağda
    Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
    Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda

    sabahın ilk aydınlığında Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidi beraberine aldı, ava çıktı.

    Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir kaçı oğlanın yanına geldi, der: Baban dedi geyikleri kovalasın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi, dediler. Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, getiriyordu. babasının önünde vuruyordu. Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu. O kırk namertler derler: Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeğe bak dediler.

    Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han Korkut sinirli sert yayını eline aldı. Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı, oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok isabet etti, alca kanı fışkırdı koynu doldu, büyük cins atının boynunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki
    oğlancığının üstüne gürleyip düştü. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginim döndürdü, yurduna gelir oldu.

    Dirse Han'ın hatunu oğlancığınım ilk avıdır diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Han'a karşı vardı. Başını kaldırdı Dirse Han'ın yüzüne baktı. Sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını görmedi. Kara bağrı
    sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Çağırıp Dirse Han'a söyler, görelim hanım ne söyler:

    Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
    Han babamın güveyisi
    Kadın anamın sevgisi
    Babamın anamın verdiği
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    A Dirse Han
    Kalkarak yerinden doğruldun
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
    İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
    Karanlık gecede bulduğun oğul hani
    Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor
    Keşlisin oğlanın emdiği süt damarım yaman sızlıyor
    San yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
    Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
    Kuru kuru çaylara su saldım
    Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
    Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
    Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
    Dilek ile bir oğul zorla buldum
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
    Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
    Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
    Kara giyimli azgın dinli kafirlere bir oğul aldırdınsa söyle
    bana
    Han babamın katına ben varayım
    Ağır hazine bol asker alayım
    Azgın dinli kafire ben varayım
    Paralanıp cins atımdan inmeyince
    Yenim ile alca kanımı silmeyince
    Kol but olup yer üstüne düşmeyince
    Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    dedi. feryat figan eyledi ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi, der: Oğlun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sar****ur cevap veremez dediler.

    Dirse Han'ın hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı. büyük cins ata binip oğlancığım aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılı Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar. Büyük cins atını ökçeledi, o
    tarata yürüdü.

    Meğer sultanım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğîzi var idi. kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. üç defa yarasını eli île sıvazladı, sana bu yaradan korkma oğlan ölüm yoktur, dağ çiçeği *****n sütü ile senin yarana merhemdir dedi, kayboldu.

    Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Kara süzme gözlerim uyku bürümüş aç artık
    On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık
    Tanrının verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık
    Öz gövdende canın var ise oğul haber bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Akar senin suların Kazılık Dağı
    Akar iken akmaz olsun
    Biter senin otların Kazılık Dağı
    Biter iken bitmez olsun
    Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
    Koşar iken koşmaz olsun taş keşlisin
    Ne bileyim oğul arslandan mı oldu
    Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
    Bu kazalar sana nereden geldi
    O gövdende canın var ise oğul haber bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Ağız diden bir kaç kelime haber bana

    dedi. Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
    Ak bürçekli izzetli canım ana
    Akanlardan sularına beddua etme
    Kazılık Dağının günahı yoktur
    Bitenlerden otlarına. beddua etme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    Koşan geyiklerine beddua etme
    Kazlık Dağının günahı yoktur
    Arslan ile kaplanma beddua etme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    Beddua edersen babama et
    Bu suç bu günah babamdandır


    dedi. Oğlan yine der: Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kerre yaramı sıvazladı, bu yaradan sana **üm yoktur, dağ çiçeği, *****n sütü sana merhemdir dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesin! bir sıktı sütü gelmedi. iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, sıktı süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yaraşma sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han'dan sakladılar. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu. Oğlan ata biner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse Han'ın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor.

    O kırk namertler bunu duydular, ne eyleyelim diye konuştular. Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür dediler. Gelin Dirse Han'ı tutalım, ok ellerini ardınabağlayalım, kıl sicim ok boynuna takalım, alıp kafir ellerine yönelelim diyerek. Dirse Han'ı tuttular. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim boynuna taktılar, ok etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Han'ın esir olduğundan Oğuz beylerinin haberi yok.

    Meğer sultanım, Dirse Han'ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Görüyor musun ay oğul neler oldu
    Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu


    yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namertler babanın arkadaşları baban; tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim ek boynuna taktılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalkarak yerinden doğrul, kırk yiğidim beraberine al, babanı o kırk namertten kurtar. yürü oğul. baban sona kıydı ise sen babana kıyma, dedi. Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı, kora çelik öz kılıcını beline kuşandı, ok kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, büyük cins atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberine aldı, babasının ardınca koşturup gitti.

    O namertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han sürüp yetişti. O kırk namert de bunu gördüler. Dediler: Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kafire yetiştirelim dediler. Dirse Han der:

    Kırk yoldaşım aman
    Tanrının birliğine oktur güman


    benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim, ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin dedi. Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi. Söyle, görelim hanım ne söyler :

    Der:

    Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider
    Senin de içinde bineğin var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
    Senin de içinde etliğin var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Develerden kızıl deve gider ise benim gider
    Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Altın başlı otağlar gider ise benim gider
    Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
    Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider
    Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
    Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm
    Yiğit sana günahı yok dön geri

    dedi. Oğlan burada babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:.

    Boynu uzun büyük cins atlar senin gider
    Benim de içinde bineğim var
    Bırakmam12 yok kırk namerde
    Develerde kızıl deve senin gider
    Benim de içinde yük taşıyıcım var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ağıllarda on bin koyun senin gider
    Benim de içinde etliğim var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise
    Benim de içinde nişanlım var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Altın başlı otağlar senin gider ise
    Benim de içinde odam var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ak sakallı ihtiyarlar senin gider ise
    Benim de içinde bir aklı şaşmış şuuru yitmiş ihtiyar babam var
    Bırakmam yok kırk namerde

    dedi. Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atım oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır
    oğlana beylik verdi, taht verdi, dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi:

    Onlar da bu dünyaya geldi geçti
    Kervan gibi kondu göçtü
    Onları da ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya yine kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya


    Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlanın uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli *****n yeri cennet olsun. Aksakallı babanın yeri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin hanım hey!...
    __________________
  3. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Salur kazan’ın evinin yağmalandığı destanı beyan eder

    --------------------------------------------------------------------------------

    Bir gün Ulaş oğlu, yırtıcı kuşun yavrusu, zavallının biçarenin ümidi, Amıt suyunun aslanı, Karacuğun kaplanı, yağız al atın sahibi, Han Uruz’un babası, Bayındır Han’ın güveyisi, kudretli Oğuz’un devleti, kalmış yiğit arkası Kazan yerinden kalkmıştı. Doksan başlı otağlarını kara yerin üzerine diktirmişti. Doksan yerde alaca halı, ipek döşemişti. Seksen yerde büyük kaplar kurulmuştu. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti. Dokuz kara gözlü, güzel yüzlü, saçı ardına örülü, göğsü kızıl düğmeli, elleri bileğinden kınalı, parmakları süslü dilber kâfir kızları Kudretli Oğuz beylerine kadeh sunup, içiyorlardı. İçip içip Ulaş oğlu Salur Kazan’ın alnına şarabın keskini çıktı. (Şarap başına tesir etti.) Kaba dizi üzerine çöktü (kalktı, doğruldu.) dedi: “Ünümü anlayın beyler, sözümü dinleyin beyler, yata yata yanımız ağrıdı, dura dura belimiz kurudu, yürüyelim beyler, av avlayalım, kuş kuşlayalım, yabani geyik yıkalım, dönelim otağımıza inelim, yiyelim içelim hoş geçelim.” Kıyan Selçük oğlu **** Dundar der: “Evet Han Kazan uygundur.” Kara Göne oğlu Kara Budak der: “Ağam Kazan uygundur.” Onlar öyle diyince at ağızlı Aruz Koca iki dizinin üzerine çöktü, der: “Ağam Kazan pis dinli Gürcistan ağzında oturuyorsun, yurdunun üstüne kimi bırakıyorsun?” Kazan der: “Üç yüz yiğit ile oğlum Uruz benim evimin üstünde dursun” dedi.

    Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Alnı beyaz aygırına Dundar bindi. Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atını çektirdi, Bayındır Han’ın düşmanı yenen Şìr Şemseddin bindi. Parasarın Bayburt Hisarı’ndan fırlayıp uçan Beyrek boz aygırına bindi. Yağız al atlı Kazan’a keşiş diyen Bey Yigene doru aygırına bindi. Saymağa kalksam tükense olmaz, kudretli Oğuz beyleri bindi, Ala Dağa alaca asker ava çıktı.

    Kâfirin casusu casusladı, vardı kâfirler azgını Şökli Melik’e haber verdi. Yedi bin kaftanının ardı yırtmaçlı, yarısından kara saçlı, pis dinli, din düşmanı alaca atlı kâfir bindi, dört nala hücum etti, gece yarısında Kazan Bey’in yurduna geldi. Altın otağlarını kâfirler yıktılar. Kaza benzer kızı gelini feryat ettirdiler. Tavla tavla koç atlarına bindiler. Katar katar kızıl develerini yedekte çektiler. Ağır hazinesini, bol akçesini yağmaladılar. Kırık ince belli kız ile boyu uzun Burla Hatun esir gitti. Kazan Bey’in ihtiyarcık olmuş anası kara deve boynunda asılı gitti. Han Kazan’ın oğlu Uruz Bey üç yüz yiğit ile eli bağlı, boynu bağlı gitti. Eylik Koca Oğlu Sarı Kumlaş, Kazan Bey’in evi üzerine şehit oldu. Kazan’ın bu işlerden haberi yok.

    Kâfir der: “Beyler, Kazan’ın tavla tavla koç atlarına binmişiz, altın akçasını yağmalamışız, kırk yiğit ile oğlu Uruz’u esir etmişiz, katar katar develerini yedekte çekmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan’ın helâllisini tutmuşuz, bu darbeleri biz Kazan’a vurmuşuz” dedi. Kâfirin biri der: “Kazan Bey’de bir öcümüz kaldı.” Şökli Melik der: “Bre asilzade ne öcümüz kaldı?” Kâfir der: “Kazan’ın Kapulu Derbendi’nde on bin koyunu vardır, şu koyunları da getirsek Kazan’a büyük darbe vurmuş olurduk” dedi. Şökli Melik der: “Altı yüz kâfir varsın, koyunu getirsin” dedi.

    Altı yüz kâfir atlandı, koyunun üzerine dört nala gitti.

    Gece yatarken Karacık Çoban kara kaygılı rüya gördü. Rüyasından sıçradı ayağa kalktı. Kıyan Gücü, Demir Gücü bu iki kardeşi yanına aldı. ağılın kapısını berkitti. Üç yerde tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı.

    Ansızın Karacık çobanın üzerine altı yüz kâfir yüklendi. Kâfir der:

    Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Sütü peyniri bol kaymaklı çoban


    Kazan Bey’in penceresi altın otağlarını biz yıkmışız, tavla tavla koç atlarına biz binmişiz, katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz, ihtiyarcık anasını biz getirmişiz, ağır hazine bol akçasını biz yağmalamışız, kaza benzer kızı gelini biz esir etmişiz, kırk yiğidi ile Kazan’ın oğlunu biz getirmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan’ın helâllisini biz getirmişiz, bre çoban uzağından yakınından beri gel, baş indirip bağır, bas, biz kâfire selâm ver, öldürmeyelim, Şökli Melik’e seni iletelim, sana beylik at verelim.

    Çoban der:

    Lâkırdı söyleme bre itim kâfir
    İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir
    Altındaki alaca atını ne översin
    Alaca başlı keçim kadar gelmez bana
    Başındaki tulganı ne översin bre kâfir
    Başımdaki börküm kadar gelmez bana
    Altmış tutam mızrağını ne översin murdar kâfir
    Kızılcık değeneğim kadar gelmez bana
    Kılıcını ne översin bre kâfir
    Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana
    Okluğunda doksan okunu ne översin bre kâfir
    Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana
    Uzağından yakınından beri gel
    Yiğitlerin darbesini gör öyle geç

    dedi. Derhal kâfirler at teptiler, ok serptiler. Yiğitler ejderhası Karacık Çoban sapanının ayasına taş koydu attı. Birini atınca ikisini üçünü yıktı, ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kâfirlerin gözüne korku düştü. Karacık Çoban kâfirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çobanın taşı tükendi, koyun demez keçi demez, sapanının ayasına koyar atar, kâfiri yıkar. Kâfirin gözü korktu. Dünya âlem kâfirin başına karanlık oldu, der: “Murada, maksuda ermesin, bu çoban bizim hepimizi öldürür mü, öldürür” dediler, ve durmayıp kaçtılar.

    Çoban şehit olan kardeşlerini Hakka teslim etti, kâfirlerin leşinden bir büyük tepe yığdı, çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden isli kül yapıp yarasına bastı, yolun kenarına geçip oturdu, ağladı sızladı. Der: “Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur” dedi.

    Meğer hanım o gece kudretli Oğuz’un devleti, Bayındır Han’ın güveyisi, Ulaş oğlu Salur Kazan kara kaygılı rüya gördü. Sıçradı ayağa kalktı, der: “Biliyor musun kardeşim Kara Göne, rüyamda ne göründü, kara kaygılı rüya gördüm, yumruğumda çırpınan benim şâhin kuşumu ölüyor gördüm, gökten yıldırım ak otağımın üzerine çakıyor gördüm, kapkara duman yurdumun üzerine dökülüyor gördüm, kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm, kargı gibi kara saçımı uzanıyor gördüm, uzanarak gözümü örtüyor gördüm, bileğimden on parmağımı kanda gördüm, ne vakit ki bu rüyayı gördüm, ondan beri aklımı fikrimi toplayamıyorum, hanım kardeş benim bu rüyamı yor bana” dedi. Kara Göne der: “Kara bulut dediğin senin devletindir, kar ile yağmur dediğin senin askerindir, saç kaygıdır, kan karadır, geri kalanını yoramam, Allah yorsun” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Benim avımı bozma, askerimi dağıtma, ben bugün yağız al atı ökçelerim, üç günlük yolu bir günde alırım, öğle olmadan yurdumun üstüne varırım, eğer sağdır esendir, akşam olmadan gene ben bana gelirim, yurdum sağ esen değilse başınızın çaresine bakın, ben artık gittim” dedi.

    Yağız al atını mahmuzladı Kazan Bey yola gitti. Gele gele yurdunun üzerine geldi. Gördü ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış. Kazan Bey burada yurt ile haberleşmiş, görelim hanım ne haberleşmiş:

    Kazan der:

    Kavim kabile benim ortak yurdum
    Yaban eşeği ile yabani geyiğe komşu yurdum
    Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum
    Ak otağlar dikilince yurdu kalmış
    İhtiyarcık anam oturunca yeri kalmış
    Oğlum Uruz ok atınca hedef kalmış
    Oğuz beyleri at sürünce meydan kalmış
    Kara mutfak dikilince ocak kalmış

    Bu halleri gördüğünde Kazan’ın kara süzme gözleri kan yaş doldu, kan damarları kaynadı, kara bağrı sarsıldı. Yağız al atını ökçeledi, kâfirin geçtiği yola düştü gitti.

    Kazan’ın önüne bir su geldi. Kazan der: “Su Hak yüzünü görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim” dedi. Görelim hanım nice haberleşti:

    Kazan der:

    Çağıl çağıl kayalardan çıkan su
    Ağaç gemileri oynatan su
    Hasan ile Hüseyin’in hasreti su
    Bağ ve bostanın ziyneti su
    Âyişe ile Fâtıma’nın bakışı su
    Koç atların gelip içtiği su
    Kızıl develerin gelip geçtiği su
    Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana
    Kara başım kurban olsun suyum sana

    dedi. Su nasıl haber versin. Sudan geçti, bu sefer bir kurda rastladı. “Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim” dedi. Görelim hanım ne haberleşti:

    Kazan der:

    Karanlık akşam olunca günü doğan
    Kar ile yağmur yağınca er gibi duran
    Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren
    Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran
    Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan
    Arkasını vurup berk ağılın ardını söken
    Karma öğeçin’ semizini alıp tutan
    Kanlı kuyruk yüzüp çap çap yutan
    Avazı kalın köpeklere kavga salan
    Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana
    Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek

    dedi. Kurt nasıl haber versin. Kurttan da geçti. Karaca Çoban’ın kara köpeği Kazan’ın karşısına geldi. Kazan, kara köpek ile haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Der:

    Karanlık akşam olunca vaf vaf üren
    Acı ayran dökülünce çap çap içen
    Gece gelen hırsızları korkutan
    Korkutarak şamatasıyla ürküten
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana
    Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek

    dedi. Köpek nasıl haber versin. Köpek Kazan’ın atının ayağına çap çap düşer, sin sin sinler. Kazan bir sopa ile köpeği vurdu, köpek çekildi geldiği yola gitti. Kazan köpeği takip ederek Karaca Çoban’ın üzerine geldi. Çobanı gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Kazan der:

    Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Ünümü anla sözümü dinle
    Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana
    Kara başım kurban olsun çoban sana
    dedi. Çoban der:

    **müş müydün yitmiş miydin a Kazan
    Nerde geziyordun neredeydin a Kazan

    Dün değil evvelki gün evin buradan geçti. İhtiyarcık anan kara deve boynunda asılı geçti. Kırk ince belli kızı ile helâllin boyu uzun Burla Hatun ağlayarak şurdan geçti. Kırk yiğit ile oğlun Uruz başı açık yalın ayak kâfirlerin yanınca esir gitti. Tavla tavla koç atlarına kâfirler binmiş. Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş. Altın ökçe, bol hazineni kâfir almış.

    Çoban böyle deyince Kazan âh etti, aklı başından gitti, dünya âlem gözüne karanlık oldu. Der: “Ağzın kurusun çoban, dilin çürüsün çoban, Kadir senin alnına belâ yazsın çoban” dedi. Kazan Bey böyle söyleyince çoban der:

    Ne kızıyorsun bana ağam Kazan
    Yoksa göğsünde yok mudur iman

    Altı yüz kâfir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu, üç yüz kâfir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kâfirlere vermedim, üç yerden yaralandım, kara başım bunaldı, yalnız kaldım, suçum bu mudur” dedi. Çoban der:

    Yağız al atını ver bana
    Altmış tutam mızrağını ver bana
    Ap alaca kalkanını ver bana
    Kara çelik öz kılıcını ver bana
    Okluğunda seksen okunu ver bana
    Ak kirişli sert yayını ver bana
    Kâfire ben varayım
    Yeniden doğanını öldüreyim
    Yenim ile alnımın kanını ben sileyim
    **ürsem senin uğruna ben öleyim
    Allah Taâla kor ise evini ben kurtarayım

    dedi.

    Çoban böyle diyince Kazan’a kahır geldi, tuttu yürüyü verdi. Çoban da Kazan’ın ardından yetişti. Kazan döndü baktı, “oğul çoban nereye gidiyorsun” dedi. Çoban der: “Ağam Kazan sen evini almağa gidiyorsan, ben de kardeşimin kanını almağa gidiyorum” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Oğul çoban karnım açtır, bir şeyin var mıdır yemeğe” dedi. Çoban der: “Evet ağam Kazan, geceden bir kuzu pişirmişimdir, gel bu ağaç dibinde inelim yiyelim” dedi. İndiler, çoban dağarcığı çıkardı, yediler.

    Kazan fikreyledi, der: “Eğer çoban ile varacak olursam kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç kakarlar, çoban beraber olmasa Kazan kâfiri yenemezdi derler” dedi. Kazan’a gayret geldi. Çobanı bir ağaca sara sara muhkem bağladı, kalktı yürüyü verdi. Çobana der: “Bre çoban karnın acıkmamışken, gözün kararmamışken bu ağacı koparmağa bak, yoksa seni burada kurtlar kuşlar yer” dedi. Karaca Çoban zorladı, koca ağacı yeri ile yurdu ile kopardı, arkasına aldı, Kazan’ın ardına düştü. Kazan baktı gördü çoban ağacı arkasına almış geliyor. Kazan der: “Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır?” Çoban der: “Ağam Kazan bu ağaç o ağaçtır ki sen kâfiri tepelersin, karnın acıkır, ben sana bu ağaç ile yemek pişiririm” dedi. Kazan’a bu söz hoş geldi. Atından indi, çobanın ellerini çözdü, alnından bir öptü. Der: “Allah benim evimi kurtaracak olursa seni tavlacı başı eyleyeyim” dedi. İkisi yola girdi.

    Beri yanda Şökli Melik kâfirlerle şen şandıman yiyip içip oturuyordu. Der: “Beyler biliyor musunuz Kazan’a nasıl gadreylemek gerek, boyu uzun Burla Hatun’unu getirip kadeh sundurmak gerek” dedi.

    Boyu uzun Burla Hatun bunu işitti, yüreği ile canına ateşler düştü. Kırk ince belli kızın içine girdi, öğüt verdi. Der: “Hanginize yapışırlarsa Kazan’ın hatunu hanginizdir diye, kırk yerden ses veresiniz” dedi.

    Şökli Melik’ten adam geldi. “Kazan Bey’in hatunu hangisidir” dedi. Kırk yerden ses geldi, hangisidir bilmediler.

    Kâfire haber verdiler, “birine yapıştık, kırk yerden ses geldi, bilmedik hangisidir” dediler. Kâfir de: “Bre varın Kazan’ın oğlu Uruz’u çekin çengele asın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma pişirip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi odur, alın gelin kadeh sunsun” dedi. Boyu uzun Burla Hatun oğlunun yamacına geldi, çağırıp oğluna söyler, görelim hanım ne söyler.

    Der:

    Oğul oğul ay oğul
    Biliyor musun neler oldu
    Söyleştiler fısıl fısıl
    Kâfirin fiilini duydum
    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Oğul oğul ay oğul
    Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
    On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul
    Dolaması altın beşikte belediğim oğul


    Kâfirler ters konuşmuşlar: Kazan oğlu Uruz’u hapisten çıkarın, boğazından urgan ile asın, iki küreğinden çengele takın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma edip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi o Kazan’ın hatunudur, çekin döşeğimize getirelim, kadeh sunduralım demişler. Senin etinden oğul yiyeyim mi, yoksa pis dinli kâfirin döşeğine gireyim mi, baban Kazan’ın namusunu lekeleteyim mi, nice deyim oğul hey” dedi. Uruz der: “Ağzın kurusun ana, dilin çürüsün ana, ana hakkı Tanrı hakkı almamış olsaydı kalkarak yerimden doğrulaydım, yakan ile boğazından tutaydım, kaba ökçem altına ataydım, ak yüzünü kara yere tepeydim, ağzın ile burnundan kan fışkırtaydım, can tatlılığını sana göstereydim, bu nasıl sözdür, sakın kadın ana benim üzerime gelmeyesin, benim için ağlamayasın, bırak beni kadın ana çengele vursunlar, bırak etimden çeksinler kara kavurma etsinler kırk bey kızının önüne iletsinler, onlar bir yediğinde sen iki ye, seni kâfirler bilmesinler duymasınlar, ta ki pis dinli kâfirin döşeğine varmayasın, kadehini sunmayasın, babam Kazan’ın namusunu lekelemeyesin, sakın” dedi. Oğlan böyle diyince boncuk boncuk gözünün yaşı revan oldu. Boyu uzun beli ince Burla Hatun boynu ile kulağını tuttu, güz elması gibi al yanağını çekti yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, "oğul oğul" diyerek feryat figan etti, ağladı.

    Uruz der:

    Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun
    Ne bağırıyorsun ne ağlıyorsun
    Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun
    Geçmiş benim günümü ne andırıyorsun
    Hey ana arap atlar olan yerde
    Bir tayı olmaz mı olur
    Kızıl develer olan yerde
    Bir deve yavrusu olmaz mı olur
    Akça koyunlar olan yerde
    Bir kuzucağı olmaz mı olur
    Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun
    Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur

    dedi. Böyle diyince anasının kararı kalmadı, yürüyü verdi, kırk ince belli kızın içine girdi.

    Kâfirler Uruz’u alıp kesim için çengelin dibine getirdiler. Uruz der:

    Bre kâfir aman
    Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe)

    bırakın beni, bu ağaç ile söyleşeyim” dedi. Çağırıp ağaca söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç
    Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç
    Musa Kelimin asası ağaç
    Büyük büyük suların köprüsü ağaç
    Kara kara denizlerin gemisi ağaç
    Erlerin şahı Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç
    Zülfikarın kını ile kabzası ağaç
    Şah Hasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç
    Eğer erdir eğer avrattır (erkek olsun, kadın olsun) korkusu ağaç
    Başına doğru bakar olsam başsız ağaç
    Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç
    Beni sana asarlar çekme ağaç
    Çekecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç
    Bizim elde olmalıydın ağaç
    Kara hindû kullarıma buyuraydım
    Seni para para doğrayalardı ağaç

    Sonra dedi:

    Tavla tavla bağlanırken atıma yazık
    Kardeş diye beslerken arkadaşıma yazık
    Yumruğumda çırpınırken şâhin kuşuma yazık
    Yetişmesi ile tutarken tazıma yazık
    Yiğitlikten usanmadan canıma yazık

    dedi, tane tane gözyaşı döküp ağladı, yanık ciğerciğini dağladı.

    Bu sırada sultanım, Salur Kazan ile Karaca Çoban dört nala yetişti. Çobanın üç yaşında dana derisinden sapanının ayası idi, üç keçi tüyünden sapanının kolları idi, bir keçi tüyünden çatlayıcı idi. Her atınca on iki batman (8 kg, 8x12=96 kg) taş atardı. Attığı taş yere düşmezdi, yere dahi düşse toz gibi savrulurdu, ocak gibi oyulurdu. Üç yıla kadar taşı düştüğü yerin otu bitmezdi. Semiz koyun zayıf toklu bayırda kalsa, kurt gelip yemezdi sapanının korkusundan. Öyle olunca sultanım, Karaca Çoban sapan çatlattı, dünya âlem kâfirin gözüne karanlık oldu. Kazan der: “Karacık Çoban anamı kâfirden dileyeyim, at ayağı altında kalmasın.” dedi. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan kâfire çağırıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bre Şökli Melik
    Penceresi altın otağlarımı getirmişsin
    Sana gölge olsun
    Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin
    Sana harçlık olsun
    Kırk ince belli kız ile Burla Hatun’u getirmişsin
    Sana esir olsun
    Kırk yiğit ile oğlum Uruz’u getirmişsin
    Kulun olsun
    Tavla tavla koç atlarımı getirmişsin
    Sana binek olsun
    Katar katar develerimi getirmişsin
    Sana yük taşıyıcı olsun
    İhtiyarcık anamı getirmişsin
    Bre kâfir anamı ver bana
    Savaşmadan vuruşmadan çekileyim
    Geri döneyim gideyim belli bil

    dedi. Kâfir der:

    Bre Kazan
    Penceresi altın otağını getirmişiz
    Bizimdir
    Kırk ince belli kız ile
    Boyu uzun Burla Hatun’u getirmişiz
    Bizimdir
    Kırk yiğit ile oğlun Uruz’u getirmişiz
    Bizimdir
    Tavla tavla koç atlarını
    Katar katar develerini getirmişiz
    Bizimdir
    İhtiyarcık ***** getirmişiz
    Bizimdir

    Sana vermeyiz, Yayhan Keşiş oğluna veririz, Yayhan Keşiş oğlundan oğlu doğar, biz onu sana hasım koruz” dediler. Çoban hiddetlendi, dudakları kabardı. Çoban der:

    Bre dini yok akılsız kâfir
    Aklı yok derneksiz kâfir
    Karşı yatan karlı dağlar ihtiyarlamıştır otu bitmez
    Kanlı kanlı ırmakları ihtiyarlamıştır suyu gelmez
    Yiğit yiğit atlar ihtiyarlamıştır tay vermez
    Kızıl kızıl develer ihtiyarlamıştır yavru vermez
    Bre kâfir Kazan’ın anası ihtiyarlamıştır oğul vermez

    Dölünü almaktan sefan var ise Şökli Melik, kara gözlü kızın var ise, getir Kazan’a ver, bre kâfir senin kızından oğlu doğsun, siz onu Kazan Beğe hasım koyasınız” dedi.

    Bu sırada kudretli Oğuz beyleri yetişti. Hanım görelim kimler yetişti. Kara Dere ağzında Kadir veren, kara boğa derisinden beşiğinin örtüsü olan, hiddeti tutunca kara taşı kül eyleyen, bıyığını ensesinde yedi yerde düğümleyen, yiğitler ejderhası, Kazan Bey’in kardeşi Kara Göne dört nala yetişti. “Çal kılıcını kardeş Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Demir Kapı Derbendi’ndeki demir kapıyı tepip alan, altmış tutam alaca mızrağının ucunda er böğürten, Kıyan Selçük oğlu **** Dundar dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca hanım görelim kimler yetişti: Hemid ile Merdin kalesini tepip yıkan, demir yaylı Kapçak Melik’e kan kusturan, gelerek Kazan’ın kızını erlik ile alan, Oğuz’un ak sakallı ihtiyarlarının görünce o yiğidi takdir ettiği, al ipekli şalvarlı, atı deniz ördeği püsküllü, Kara Göne oğlu Kara Budak dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Destursuzca Bayıdır Han’ın düşmanını bastıran, altmış bin kâfire kan kusturan, ak boz atının yelesi üstünde kar durduran, Gaflet Koca oğlu Şîr Şemseddin dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Parasarın Bayburt Hisarı’ndan fıkrayıp uçan, ap alaca gerdeğine karşı gelen, yedi kızın ümidi, kudretli Oğuz’un imrenileni, Kazan Bey’in inançlısı ( aslı inak, maiyetteki en inanılan kimse, bir maiyet ünvanı), boz aygırlı Beyrek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardında hanım görelim kimler yetişti: Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli, süslü eklem kuşaklı, kulağı altın küpeli, kudretli Oğuz beylerini bir bir atından yıkıcı, Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: altmış ögeç derisinden kürk eylese topuklarını örtmeyen, altı ögeç derisinden külâh etse kulaklarını örtmeyen, kolu budu irice, uzun baldırları ince, Kazan Bey’in dayısı, at ağızlı Aruz Koca dört nala yetişti. “Çal kılıcını beyim Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Giderek Peygamber’in yüzünü gören, gelerek Oğuz’da sahabesi olan, hiddeti tutunca bıyıklarından kan çıkan, bıyığı kanlı Büğdüz Emen dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Kâfirleri it ardına bırakıp horlayan, yurttan çıkıp Aygır Gözler suyundan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan, Ak Melik Çeşme kızına nikâh eden, Sofı Sandal Melik’e kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuz yedi kale beyinin dilber kızlarını çalıp bir bir boynunu kucaklayan, yüzünden dudağından öpen, Eylik Koca oğlu Alp Eren, dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

    Sayılmakla Oğuz beyleri tükense olmaz, hep yetiştiler. Arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekât namaz kıldılar Adı güzel Muhammed’e salâvat getirdiler, derhâl kâfire at saldılar, kılıç çaldılar. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün ciğerinde olan er yiğitler belirdi. O gün nâmertler sapa yer gözetti. O gün bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Başlar kesildi top gibi. Yiğit yiğit atlar koştu, nalı düştü. Alaca alaca mızraklar saplandı. Kara çelik öz kılıçlar çalındı, ağzı düştü. Üç kanatlı kayın oklar atıldı, temreni düştü. Kıyametin bir günü o gün oldu. Bey hizmetkârından, hizmetkâr beyinden ayrıldı.

    Dış Oğuz beyleri ile **** Dundar sağdan tepti. İç Oğuz beyleri ile Kazan merkeze tepti, Şökli Melik’e havale oldu, Şökli Melik’i böğürderek attan yere düşürdü, derhal kara başını tutup kesti, parçalayarak alaca kanını yer yüzüne döktü. Sağ tarafta Kara Tüken Melik’e Kıyan Selçükoğlu **** Dundar karşı geldi, sağ yanını kılıçladı, yere düşürdü. Sol tarafta Buğacık Melik’e Kara Göne oğlu **** Budak karşı geldi, altı dilimli gürz ile tepesine şiddetle tutup vurdu, dünya âlem gözüne karanlık oldu, at boynunu kucakladı, yere düştü. Kazan Bey’in kardeşi kâfirin tuğu ile sancağını kılıçladı yere düşürdü. Derelerde tepelerde kâfire kırgın girdi, leşine kuzgun üşüştü. On iki bin kâfir kılıçtan geçti. Beş yüz Oğuz yiğitleri şehit oldu. Kaçanını Kazan Bey kovalamadı, aman diyenini öldürmedi. Kudretli Oğuz beyleri ganimet aldı.

    Kazan Bey ordusunu, çoluğunu çocuğunu, hazinesini aldı geri döndü. Altın tahtında yine evini dikti. Karacık Çoban’ı tavlacıbaşı eyledi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk tane kul, kırk cariye oğlu Uruz’un başına âzât eyledi. Kahraman koç yiğitlere çok ülke verdi, şalvar, cübbe, çuha verdi. Dedem Korkut gelerek destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuzname’yi düzdü koştu, böyle dedi.

    Hani dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fâni dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Ahir son ucu ölümlü dünya
    Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesinTaşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağınufanmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Âmin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...
  4. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Duha koca oğlu **** dumrul

    --------------------------------------------------------------------------------

    Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu **** Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki “Benden ****, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın” der iki, “Benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın.” der idi.

    Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah’ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

    Ansızın **** Dumrul dört nala yetişti. Der: “Bre *****lar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz “ dedi. Dediler: “Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz.” dediler. **** Dumrul der: “Bre yiğidinizi kim öldürdü?” Dediler: “Vallah bey yiğit, Allah Taâla’dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı.” **** Dumrul der: “Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, yâ Kadir Allah , birliğin varlığın hakkı için Azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın.” dedi. Çekildi döndü **** Dumrul evine geldi.

    Hak Taâla’ya Dumrul’un sözü hoş gelmedi. “Bak bak, bre ***** benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergâhımda (eşiğimde, huzurumda) gezsin benlik eylesin.” dedi. Azrail’e buyruk eyledi “kim yâ Azrail, var ve o **** *****ın gözüne görün, benzini sarart.” dedi. “Canını hırıldat al.” dedi.

    **** Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka geldi. Azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. **** Dumrul’un gören gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya âlem **** Dumrul’un gözüne karanlık oldu. Çağırıp **** Dumrul söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:
    Bre ne heybetli ihtiyarsın
    Kapıcılar seni görmedi
    Çavuşlar seni duymadı
    Benim görür gözlerim görmez oldu
    Tutar benim ellerim tutmaz oldu
    Titredi benim canım cûşa geldi
    Altın kadehim elimden yere düştü
    Ağzımın içi buz gibi
    Kemiklerim tuz gibi oldu
    Bre sakalcığı akça ihtiyar
    Gözceğizi fersiz ihtiyar
    Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
    Kazam belâm dokunur bugün sana

    dedi. Böyle diyince Azrail’in hiddeti tuttu, der:

    Bre **** *****
    Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
    Gözü güzel kızların gelinlerin canını çok almışım
    Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
    Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canını çok almışım
    Sakalımın ağarmasının mânası budur

    dedi. “Bre **** ***** övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre **** geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin?” dedi. **** Dumrul der: “Bre, al kanatlı Azrail sen misin?” dedi. “Evet benim” dedi. “Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun?” dedi. “Evet ben alıyorum.” dedi. “Bre Azrail ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi?” dedi. “Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım.” dedi.

    Kara kılıcını sıyırdı eline aldı. Azrail’e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu, pencereden uçtu gitti. İnsan oğlunun ejderhası **** Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. Der: “Yiğitlerim Azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, madem ki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca.” dedi.

    Kalktı atına bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü, **** Dumrul’u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

    Der:

    Bre Azrail aman
    Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe)
    Ben seni böyle bilmezdim
    Hırsız gibi can aldığını duymazdım
    Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
    O dağlarımızda bağlarımız olur
    O bağların kara salkımlı üzümü olur
    O üzümü sıkarlar al şarabı olur
    O şaraptan içen sarhoş olur
    Şaraplıydım duymadım
    Ne söyledim bilmedim
    Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
    Canımı alma Azrail medet

    dedi. Azrail der: “Bre **** ***** bana ne yalvarıyorsun, Allah Taâla’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum.” dedi. **** Dumrul der: “Peki ya can veren can alan Allah Taâla mıdır?” “Evet odur.” dedi. Döndü Azrail’e “Peki ya sen ne eylemekli belâsın, sen aradan çık, ben Allah Taâla ile haberleşeyim.” dedi. **** Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Güzel Tanrı
    Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
    Sen bizzat müminlerin gönlündesin
    Dâim duran cebbar Tanrı
    Baki kalan settar Tanrı
    Benim canımı alacaksan sen al
    Azaril’e almağa bırakma

    dedi. Allah Taâla’ya **** Dumrul’un burada sözü hoş geldi. Azrail’e nidâ eyledi (seslendi) ki “Madem **** ***** benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, yâ Azrail, **** Dumrul can yerine can bulsun, onun canı âzât olsun.” der. Azrail der: “Bre **** Dumrul Allah Taâla’nın emri böyle oldu ki **** Dumrul canı yerine can bulsun, onun canı âzât olsun.” dedi. **** Dumrul der: “Ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam ver, gel gi****m, ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak.” dedi.

    **** Dumrul sürdü babasının yanına geldi. Babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Ak sakallı aziz izzetli canım baba
    Biliyor musun neler oldu
    Küfür söz söyledim
    Hak Taâlaya hoş gelmedi
    Gök üzerinde al kanatlı Azraile emreyledi
    Uçup geldi
    Benim akça göğsümü bastırıp kondu
    Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
    Baba senden can dilerim verir misin
    Yoksa oğul **** Dumrul diye ağlar mısın

    Babası der:

    Oğul oğul ay oğul
    Canımın parçası oğul
    Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Karşı yatan kara dağım gerek ise
    Söyle gelsin Azrailin yaylası olsun
    Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
    Ona içme olsun
    Tavla tavla koç atların gerek ise
    Ona binek olsun
    Katar katar develerim gerek ise
    Ona yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda akça koyunum gerek ise
    Kara mutfak altında onun şöleni olsun
    Altın gümüş para gerek ise
    Ona harçlık olsun
    Dünya tatlı can aziz
    Canımı kıyamam belli bil
    Benden aziz benden sevgili anandır
    Oğul anana var

    dedi. **** Dumrul babasından yüz bulamayıp sürdü anasına geldi. Der:

    Ana biliyor musun neler oldu
    Gök üzerinde al kanatlı Azrail uçup geldi
    Benim akça göğsümü bastırıp kondu
    Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
    Babamdan can diledim ana vermedi
    Senden can dilerim ana
    Canını bana verir misin
    Yoksa oğul **** Dumrul diye ağlar mısın
    Acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
    Kargı gibi kara saçını yolar mısın ana

    dedi. Anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Anası der:

    Oğul oğul ay oğul
    Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
    On ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul (aslında bu iki mısranın yeri değişiktir)
    Dolma beşiklerle belediğim oğul
    Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
    Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
    Pis dinli kâfir elinde esir olaydın oğul
    Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
    Yaman yere varmışsın varamam
    Dünya tatlı can aziz
    Canımı kıyamam belli bil

    dedi, anası da canını vermedi. Böyle diyince Azrail geldi **** Dumrul’un canını almağa. **** Dumrul der:

    Bre Azrail aman
    Tanrı’nın birliğine yoktur güman (şüphe)

    Azrail der: “Bre **** ***** daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli *****n yanına vardın can vermedi, daha kim verecek.” dedi. **** Dumrul der: “Hasretlim vardır, buluşayım.” dedi. Azrail der: “Bre **** hasretlin kimdir?” Der: “El kızı helâllim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın.” dedi.

    Sürdü helâllisinin yanına geldi, der:

    Biliyor musun neler oldu
    Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi
    Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
    Benim tatlı canımı alır oldu
    Babama ver dedim can vermedi
    Anama vardım can vermedi
    Dünya şirin can tatlı dediler
    Şimdi
    Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
    Soğuk soğuk sularım sana içme olsun
    Tavla tavla koç atlarım sana binek olsun
    Penceresi altın otağım sana gölge olsun
    Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
    Gözün kimi tutarsa
    Sen ona var
    İki oğlancığı öksüz koyma

    Der:

    Ne diyorsun ne söylüyorsun
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    Koç yiğidim şah yiğidim
    Tatlı damak verip öpüştüğüm
    Bir yastıkta baş koyup emiştiğim
    Karşı yatan kara dağları
    Senden sonra ben neylerim
    Yaylar olsam benim mezarım olsun
    Soğuk soğuk sularını
    İçer olsam benim kanım olsun
    Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
    Tavla tavla koç atını
    Biner olsam benim tabutum olsun
    Senden sonra bir yiğidi
    Sevip varsam beraber yatsam
    Alaca yılan olup beni soksun
    Senin o nâmert anan baban
    Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
    Arş şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
    Yer şahit olsun gök şahit olsun
    Kadir Tanrı şahit olsun
    Benim canım senin canına kurban olsun

    dedi. Razı oldu.

    Azrail hatunun canını almağa geldi. İnsan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Allah Taâla’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

    Der:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Güzel Tanrı
    Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
    Sen bizzat müminlerin gönlündesin
    Dâim duran cebbar Tanrı
    Ulu yollar üzerine
    İmaretler yapayım senin için
    Aç görsem donatayım senin için
    Alırsan ikimizin canını beraber al
    Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
    Keremi çok kadir Tanrı

    dedi. Hak Taâlaya **** Dumrul’un sözü hoş geldi. Azrail’e emreyledi: “**** Dumrul’un babasının anasının canını al, o iki helâlliye yüz kırk yıl ömür verdim.” dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. **** Dumrul Yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi deyiş dedi. “Bu destan **** Dumrul’un olsun, benden sonra alıp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin.” dedi.
    Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!...
  5. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Kazılık koca oğlu yigenek destanı

    --------------------------------------------------------------------------------

    KAM Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.

    Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han'ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü, Bayındır Han'dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. “Nereye istersen git” dedi.

    Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar, adamdı. İşe yarar yaşlıları yanına topladı, teçhizat ve levazımı ile yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi'ne geldi. Karadeniz kenarında idi. Ona erişip kondular.

    O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kâfirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kâfirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kâfire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca'ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca'yı yakalayıp tutup kaleye koydular. Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı.

    Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi.

    Günlerden bir gün Yigenek oturup beylerle sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar. Budak der: “Burada boş laf edip ne yapıyorsun, madem ki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir” dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı, Bayındır Han'ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der:

    Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağlı
    Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli
    Tavla tavla çekilince yiğit atlı
    Çağırıp yardım isteyince bol çavuşlu
    Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli
    Darda kalmış yiğidin arkası
    Zavallının biçarenin ümidi
    Türkistan’ın direği
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Amıt suyunun aslanı
    Karacuğun kaplanı
    Devletli han medet

    Bana asker ver, beni. babamın esir olduğu kaleye gönder” dedi.

    Bayındır Han buyurdu, “Yirmi dört sancak beyi gelsin” dedi. “Önce Demirpakı Derbendi’nde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu **** Dundar seninle beraber varsın” dedi. “Aygır Gözler Suyu'ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın” dedi. “Çift burçtan kayın oku durmadan gecen Yağrıncı oğlu İlalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın” dedi. “Ejderhalar ağzından adam alan **** Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir ucundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın.” Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz. Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar.

    Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi:

    Der: “Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Elâ gözümü açıp dünya gördüm. Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut'tan öğüt aldım. Alaca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz'e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu ile o ere baktım. Dayım Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selâm verdim, Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yigenek nereye gidiyorsun dedi, söyledi. Ben dedim: Düzmürd Kalesi’ne gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi:

    Der:

    Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum
    Yedi bayırn kurduna benzerdi yiğitlerim
    Yedi kişiyle kurulurdu benim yayım
    Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum
    Yel esti yağmur yağdı yükü koptu
    Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm.
    Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön

    dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulduğunda
    Elâ gözlü bey yiğitleri yanına olmadın
    Adı belli beylerle sen at koşturmadın
    Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin
    Onun için o kaleyi sen alamadın

    Demiş. Yigenek yine der:

    Kese kese yemeğe yahni güzel
    Kesme gününde kumandan hızlı güzel
    Daim geldiğinde dursa devlet güzel
    Bildiğini unutmasa akıl güzel
    Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel

    dedi.

    Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikâye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesi’ne yetişince etrafını çevirip gittiler kondular.

    Kâfirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür'e haber verdiler. O mel'un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçük oğlu **** Dundar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp “O kâfiri karşısından mızraklayayım” dedi, mızraklayamadı. Kâfir Tekür yakalayıp zorladı, mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dundar'ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kâfire şiddetle vurdu, yenemedi. Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür'ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah'a sığındı, ölümsüz mâbudu övdü, der:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Aziz Tanrı
    Sen anadan doğmadın
    Sen babadan olmadın
    Kimsenin rızkını yemedin
    Kimseye güç etmedin (zor göstermedin)
    Bütün yerlerde birsin
    Sen dâim ve baki olan Allahsın
    Ademe sen taç giydirdin
    Şeytana lânet kıldın
    Bir suçtan ötürü. huzurundan sürdün
    Nemrud göğe ok attı
    Karnı yarık balığı karşı tuttun
    Ululuğuna haddin yok
    Senin boyun kaddin (boyun) yok
    Veya cism ile ceddin yok
    Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı
    Bastığını belirtmeyen belli Tanrı
    Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı
    Kızdığını kahreden kahhar Tanrı
    Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı
    Medet senden
    Kara elbiseli kâfire at tepiyorum.
    İşimi sen yoluna koy

    dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kâfirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü, askerin yanına geldi.

    Esir olan Kazılık Koca'yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. “Hay bey yiğitler kâfiri kim öldürdü” diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Develerin dişisini gebe koydum
    Erkek midir dişi midir onu bilsem
    Kara elimin koyununu gebe koydum
    Koç mudur koyun mudur onu bilsem
    Elâ gözlü güzel helâlimi hamile koydum
    Erkek midir kız mıdır onu bilsem
    Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına

    dedi. Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu
    Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu
    Elâ gözlü güzel helâlini hamile koydun aslan oldu

    dedi. Yigenek babası ile görüştü. Ondan sonra geri kalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar.

    Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular, Tanrı'ya şükürler kıldılar.

    Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanını, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı işlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han'a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. “Bu Oğuznâme Yigeneğin olsun” dedi.

    “Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli *****n yeri cennet olsun. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adı güzel Muhammed Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...”
    __________________
  6. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Kanglı koca oğlu kan turalı destanı

    --------------------------------------------------------------------------------

    Oğuz zamanında Kanglı Koca derlerdi bir gürbüz er var idi. Yetişmiş bir yiğit oğlu var idi, adına Kan Turalı derlerdi.

    Kanglı koca der: “Dostlar, babam öldü ben kaldım, yerini yurdunu tuttum, yarınki gün ben öleceğim oğlum kalacak, bundan daha iyisi yoktur ki (en iyisi) gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim.” dedi. Oğlan der: “Baba madem ki beni evlendireyim diyorsun, bana lâyık kız nasıl olur?” Kan Turalı der: “Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kâfir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı.” dedi. Kanglı Koca der: “Oğul sen kız istemezmişsin, bir yiğit bahadır istermişsin, onun arkasında yiyesin içesin hoş geçesin (gününü gün edesin).” Der: “Evet canım baba öyle isterim, ya varasın cici bici Türkmen kızını alasın, birdenbire kayayım üzerine düşeyim, karnı yırtılsın.” dedi. Kanglı Koca der: “Oğul kız görmek senden, mal rızk vermek benden.” dedi.

    Böyle diyince yiğitler ejderhası Kan Turalı yerinden kalktı. Kırk yiğidini yanına aldı. İç Oğuz’u gördü, kız bulamadı. Çekildi geri döndü, evlerine geldi. Babası der: “Oğul kız buldun mu?” Kan Turalı der: “Yıkılsın Oğuz elleri, bana yarar kız bulamadım baba.” dedi. Babası der: “Hey oğul kız dileyip varan böyle varmaz.” Kan Turalı der: “Ya nasıl varır baba?” dedi. Kanglı Koca der: “Oğul sabah varıp öğlen gelmek olmaz, öğlen varıp akşam gelmek olmaz, oğul sen mala dört elle sarıl, yığ, ben sana kız aramağa gideyim.” dedi.

    Kanglı Koca sevine kıvana kalktı. Ak sakallı çok yaşlı (pir) ihtiyarları yanına aldı. İç Oğuz’a girdi, kız bulamadı. Dolandı Dış Oğuz’a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzan’a geldi.

    Meğer Tırabuzan tekürünün (melikinin, kâfir beyinin, tekfurunun)bir fevkalâde güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı (başlığı, çeyizliği) var idi. “Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm” diye vâd eylemişti. Bastıramasa başını keserdi. Böylelikle otuz iki kâfir beyinin oğlunun başı burç bedeninde kesilip asılmıştı. O üç canavarın biri kükremiş aslan idi, biri kara boğa idi, biri de kara erkek deve idi. Bunların her birisi bir ejderha idi. Bu otuz iki baş ki burçta asılmıştı, kükremiş aslan ile kara erkek devenin yüzünü görmemişlerdi, ancak boğa boynuzunda helâk olmuşlardı.

    Kanglı Koca bu başları ve bu canavarları gördü, başında olan bit ayağına toplandı (korkudan ve hayretten dona kaldı). Der: “Varayım oğluma doğru haber vereyim, hüneri var ise gelsin alsın, yoksa evdeki kıza razı olsun.” dedi.

    At ayağı çabuk (yel gibi), ozan dili çevik olur. Kanglı koca giderek geldi Oğuz’a çıktı. Kan Turalı’ya haber oldu, “Baban geldi.” dediler. Kırk yiğit ile babasına karşı vardı. Elini öptü, der: “Canım baba bana yarar kız buldun mu?” Der: “Buldum oğul hünerin var ise.” dedi. Kan Turalı der: “Altın akçe mi ister, katır deve mi ister?” Babası der: “Oğul hüner gerek hüner.” dedi. Kan Turalı der: “Baba yelesi kara cins atıma eyer vurayım, kanlı kâfir eline akın edeyim, baş keseyim, kan dökeyim, kâfire kan kusturayım, kul hizmetçi getireyim, hüner göstereyim.” Kanglı Koca der: “Hay canım oğul hüner dediğim o değil. O kız için üç canavar beslemişler. Kim ki o üç canavarı bastırır, o kızı ona verirler. Bastırıp öldürmese onun başını keserler burca asarlar.” Kan Turalı der: “Baba bu sözü sen bana dememeliydin, madem ki dedin, elbette varmalıyım, başıma kakınç, yüzüme dokunç (yüze vurulan), olmasın, kadın ana bey baba esen kalın.” dedi. Kanglı koca der: “Gördün mü ben bana nettim, oğlana korkunç haberler vereyim, belki gitmez döner.” dedi. Kanglı koca burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:
    Oğul senin varacağın yerin
    Dolamaç dolamaç yolları olur
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığı olur
    Alaca yılan sökemez onun ormanı olur
    Gök ile boy ölçüşen onun kalesi olur
    Göz kakarak gönül alan onun güzeli olur
    Hay demeden baş getiren cellâdı olur
    Sırtında kalkan oynar yayası olur
    Yaman yerlere yeltendin geri dön
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık olmuş ***** ağlatma

    dedi. Kan Turalı kızdı, der:

    Ne söylüyorsun ne diyorsun canım baba
    Bu kadar işten korkan yiğit mi olur
    Alp ere korku vermek ayıp olur
    Dolamaç dolamaç yollarını
    Kadir kor ise geceleyin at sürüp geçeyim
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığına kumlar döşeyeyim
    Alaca yılan sökemez ormanını
    Çakmak çakıp ateşe vereyim
    Gök ile boy ölçüşen kalelerini
    Kadir kor ise yapayım yıkayım
    Göz kakarak gönül alan güzelinin boynunu öpeyim
    Sırtında kalkan oynar yayasının
    Kadir kor ise başını keseyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim
    Ya kara erkek devenin göğsü altında kalayım
    Ya boğanın boynuzuna ilişeyim
    Ya kükremiş aslanın pençesinde didileyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim
    Yine görünceye kadar bey baba hatun ana esen kalın

    dedi. Gördüler ki namus için durmuyor, dediler: “Oğul uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin.” dediler. Babasının anasının ellerini öptü.

    Kırk yiğidini yanına aldı. Yedi gün yedi gece at koşturdular. Kâfirin hudut boyuna eriştiler, çadır diktiler. Koşucu atını koşturup Kan Turalı gürzünü göğe atıyor, inip yere düşmeden kavrıyor, tutuyor,

    Kırk eşim kırk arkadaşım
    Yüğrük (koşucu) olsa yarışsam
    Hak Taâla inayet eylese
    Üç canavarı öldürsem
    Güzeller sultanı sarı elbiseli Selcen Hatunu alsam
    Babamın anamın evine dönsem
    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Kırkınıza kurban olsun benim başım

    diye söylüyordu.

    Bunlar bu sözde iken meğer hanım teküre haber vardı. “Oğuz’dan Kan Turalı derler bir yiğit var imiş, kızını istemeğe geliyor.” dediler. Kâfirler yedi ağaç yer karşı geldiler, “Neye geldiniz bey yiğitler?” dediler. “Karşılıklı vermeğe almağa geldik.” dediler. İzzet hürmet eylediler. Ak çadır diktiler, alaca halı düşediler, ak koyun kestiler, yedi yıllık al şarap içirdiler. Alıp bunları teküre getirdiler.
    Tekür taht üzerinde oturmuştu. Yüz kâfir gizlice giyimini (zırhını) giyinmişti. Yedi kat meydanı dolandı geldi. Meğer kız meydanda bir köşk yaptırmıştı. Bütün yanında olan kızlar al giymişlerdi, kendisi sarı giymişti, yukarıdan temâşa ediyordu. Kan Turalı geldi, kara şaykalı (şavka denilen bir cins kumaştı) teküre selâm verdi. Tekür selâm aldı. Alaca halı döşediler, oturdu. Tekür der: “Yiğit nereden geliyorsun?” Kan Turalı yerinden kalkı verdi, sallana sallana yürüdü, ak alnını açtı, ak bileklerini sıvadı, dedi ki:

    Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim
    Akıntılı suyunu geçmeğe gelmişim
    Dar eteğine geniş koltuğuna sığınmaya gelmişim
    Tanrı buyruğu ile Peygamber kavli ile
    Kızını almağa gelmişim

    dedi. Tekür der: “Bu yiğidin sözü hızlı, eğer elinde hüneri var ise.” Tekür der: “Bu yiğidi anadan doğma soyundurun.”

    Soyundurdular. Kan Turalı altınlı ince keten bezini beline sardı. Kan Turalı’yı alıp meydana getirdiler. Kan Turalı cemâl (yüz güzelliği) ve kemal sahibi idi. Oğuz’da dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ve oğlu Kırk Kınak ve boz aygırlı Beyrek. Kan turalı yüz örtüsünü sıyırdı açtı. Kız köşkten bakıyordu, eli ayağı gevşedi, kedisi miyavladı, avsıl (bir sığır hastalığı, buna yakalanan hayvanın ağzından su akar) olmuş dana gibi ağzının suyu aktı. Yanındaki kızlara der: “Hak Taâla babamın gönlüne merhamet lütfetse de başlık kesip beni o yiğide verse, bunun gibi yiğit yazık olur ki canavarlar elinde helâk olsun.” dedi.

    Bu sırada demir zincirle boğayı getirdiler. Boğa dizini çöktü, boynuzu ile mermer taşı yuğurdu peynir gibi ditti. Kâfirler der: “Şimdi yiğidi atar, yıkar, yere serer, ****k deşik eder, yıkılsın Oğuz elleri, kırk yiğit bir bey oğlu ile bir kızdan ötürü ölmek ne oluyor.” dediler. Bunu işitince kırk yiğit ağlaştılar. Kan turalı sağına baktı kırk yiğidini ağlar gördü, soluna baktı öyle gördü. Der: “Hey kırk eşim kırk arkadaşım, niye ağlıyorsunuz, kolca kopuzumu getirin övün beni.” dedi. Burada kırk yiğit Kan Turalı’yı övmüşler, görelim hanım nasıl övmüşler:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Kalkarak yerinden doğrulmadın mı
    Yelesi kara cins atına binmedin mi
    Arku Beli Ala Dağı
    Avlayarak kuşlayarak aşmadın mı
    Babanın ak otağının eşiğinde
    Hizmetçiler inek sağar görmedin mi
    Boğa boğa dedikleri
    Kara inek buzağısı değil midir
    Alp yiğitler hasmından kaygılanır mı olur
    Sarı elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hû (Hû diye seslenmek Allah!.. derviş selâmı)

    dedi.

    “Bre boğanızı koyu verin gelsin.” dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalı’nın üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salâvat getirdi, boğanın alnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turalı yener. Küt küt boğa solumağa başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: “Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim.” dedi. Adı güzel Muhammed’e salâvat getirdi, boğanın önünden savruldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaldırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkarıp derisini yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekür’ün önüne getirip der: “Yarın sabah kızını bana veresin.” dedi. Tekür der: “Bre kızı verin, şehirden sürün, çıksın gitsin.” dedi. Tekür’ün kardeşi oğlu var idi, der: “Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim.” dedi.

    Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: “Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun” dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: “Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi” dedi. Arkadaşları burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Akça sazlar içinde sarı deriler görüp taylar basan
    Kara çelik öz kılıçtan dönmeyen
    Ak kirişli katı yaydan korkmayan
    Ak tüylü ****ci oktan çekinmeyen
    Canavarlar sultanı kükremiş aslan kıran (büyük, en büyük, heybetli)
    Alaca köpek yavrusuna kendisini dalatır mı
    Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı

    dediler.

    Sarı elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hû

    dedi.

    Kan Turalı, “Bre kâfir aslanını koyu ver gelsin.” dedi. “Kara çelik öz kılıcım yok ki kapıştığı zaman iki biçeydim, sana sığındım cömertler cömerdi gâni Tanrı, medet.” dedi. Aslanı koyu verdiler, sürdü geldi. Kan turalı bir çoban keçesini eline doladı, aslanın pençesine sunu verdi. Adı güzel Muhammed’e salâvat getirdi, aslanın alnını gözetip öyle bir vurdu ki, yumruk çenesine dokundu ufattı. Ensesinden tuttu belini yüzdü, sonra kaldırıp yere vurdu, hurdahaş oldu. Tekür’ün önüne geldi, dedi: “Dost, kızını bana ver .” dedi. Tekür der: “Kızı getirin verin, bu yiğidi gözüm gördü, gönlüm sevdi, ister dursun ister gitsin.” dedi. Yine kardeşi oğlu der: “Canavarların başı devedir, onunla da oyununu oynasın.” dedi. “Ondan sonra kızı verelim.” dedi.
    Tanrı’dan inayet olunca beyin paşanın himmeti Kan Turalı’nın oldu. Tekür “Devenin ağzını yedi yerden bağlayın.” dedi. Hasut kâfirler bağladılar, yularını sıyırıp salı verdiler. Kan Turalı fırlar devenin koltuğundan girer, fırlar çıkar. Sarhoş yiğit hem iki canavarla savaşmıştı, kaydı düştü. Altı cellât ensesine geldiler, yalın kılıç tuttular. Burada arkadaşlar söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kalkarak Kan Turalı yerinden doğruluverdin
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Elâ gözlü yiğitlerini yanına aldın
    Arku Beli Ala Dağı geceleyin aştın
    Akıntılı güzel suyunu geceleyin geçtin
    Kanlı kâfir eline geceleyin girdin
    Kara boğa geldiğinde hurdahaş eyledin
    Kükremiş aslan geldiğinde belini büktün
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçtin (kendinden geçtin)
    Kara kara dağlardan haber aşar
    Kanlı kanlı sulardan haber geçer
    Kudretli Oğuz eline haber varır
    Kanglı koca oğlu Kan Turalı netmiş derler
    Kara boğa geldiğinde kıpırdatmamış
    Kükremiş aslan geldiğinde belini bükmüş
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçmiş derler
    Büyük küçük kalmaz söz eder
    Yaşlı kadın erkek dedikodu eder
    Ak sakallı baban dertli olur
    İhtiyarcık olmuş anan kan yaş döker
    Hanım kalkarak yerinden doğrulmazsan
    Altı cellât ensende yalın kılıç tutar
    Birdenbire güzel başını keser
    Aşağıdan yukarı bakmaz mısın
    Karşına alaca kaz geldi şahinini atmaz mısın
    Sarı elbiseli Selcen Hatun işaret eder görmez misin
    Seni deve burnundan perişan olur dediler bilmez misin
    Sarı elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hû

    dedi. Kan Turalı ayağa kalktı. Der: “Bre ben bu devenin burnuna yapışınca o kız sözü ile yapıştı derler, yarın Oğuz eline haber varır, deve elinde kalmıştı kız kurtardı derler, bre kolca kopuzumu çalın övün beni, yaradan kadir Tanrı’ya sığındım, bir erkek deveden döneyim mi, inşallah bunun da başını keseyim.” dedi. Yiğitleri Kan Turalı’yı övüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kapkayalar başında yuva tutan
    Kadir ulu Tanrı’ya yakın uçan
    Mancınığı ağır taştan vızıldayıp müthiş inen
    Arı gölün ördeğini şakıyıp alan
    Koca üveyik dipte yürürken çekip yüzen
    Karıncığı aç olsa kalkıp uçan
    Cümle kuşlar sultanı kartal kuşu
    Kanadıyle saksağana kendisini bağırtır mı (şakıtır mı)
    Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı

    dediler.

    Sarı elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hû

    dedi.

    Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salâvat getirdi, deveye bir tekme vurdu. Deve bağırdı. Bir daha vurdu, deve ayağı üzerinde duramadı yıkıldı. Basıp iki yerden boğazladı. Arkasından iki kayış çıkardı, tekürün önüne bıraktı, der: “Akıncıların okluğunun bağı, üzengisinin kayışı kopar, dikmek için lâzım olur.” dedi. Tekür der: “Vallah bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi.” dedi.

    Kırk yerde otağ diktirdi. Kırk yerde kızıl alaca gelin odası diktirdi. Kan Turalı ile kızı getirip gelin odasına koydular. Ozan geldi coşturucu havalar çaldı. Oğuz yiğidinin yüreği kabardı. Kılıcını çıkardı, yere çaldı, kertti, dedi ki: “Yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın, bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gelin odasına girersem.” dedi. Evini çözdü, devesini bağırttı, kara koç atını kişnetti, geceyi gündüze kattı, göçtü.

    Yedi gün yedi gece at koşturdu. Oğuz’un hudut boyuna çıktı, çadır dikti. Kan Turalı der:
    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Kurban olsun size benim başım

    Hak Taâla yol verdi vardım, o üç canavarı öldürdüm, sarı elbiseli Selcen Hatun’u aldım geldim, haber eyleyin babam bana karşı gelsin.” dedi.

    Kan Turalı baktı gördü bu konduğu yerde kuğu kuşları, turnalar, sülünler, keklikler uçuyorlar. Soğuk soğuk sular, çayırlar, çimenler… Selcen Hatun bu yeri güzel gördü, beğendi. İndiler yeme içme ile meşgul oldular. Yediler içtiler.

    O zaman da Oğuz yiğitlerine ne kaza gelse uykudan gelirdi. Kan Turalı’nın uykusu geldi, uyudu. Uyurken kız der: “Benim aşıklarım çoktur, ansızın dört nala gelmesin, tutup yiğidimi öldürmesinler, akça yüzlü ben gelini tutup babamın anamın evine iletmesinler.” dedi. Kan Turalı’nın atının giyimini sessizce tuttu giydirdi. Kendisi de giyimini sessizce tuttu giyindi. Mızrağını eline aldı, bir yüksek yere çıktı, bekledi.

    Meğer hanım Tekür pişman oldu. “Üç canavar öldürdüğü için bir kızcağızımı aldı gitti.” dedi. Gizlice kara elbiseli, mavi demirli altı yüz kâfir seçti. Gece gündüz at koşturdular. Ansızın yetiştiler.

    Kız hazır idi. Baktı gördü dört nala yetiştiler, atını oynattı, Kan Turalı’nın üzerine geldi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Gafil olma kara başını kaldır yiğit
    Elâ süzme güzel gözünü aç yiğit
    Pazularından ak ellerin bağlanmadan
    Ak alnın kara yere tepilmeden
    Birdenbire güzel başın kesilmeden
    Alca kanın yer yüzüne dökülmeden
    Hasım yetişti düşman erişti
    Ne yatıyorsun kalk yiğit
    Kapkayalar oynamadan yer oyuldu
    Yaşlı beyler ölmeden el boşaldı
    Kaynaşarak uğraşarak dağdan indi
    Tertiplenip üzerine düşman geldi
    Yatacak yer mi buldun yurt mu buldun
    Noldu sana

    diye seslendi. Kan Turalı sıçradı uyandı, ayağa kalktı, der: “Ne söylüyorsun güzelim.” dedi. Der: “Yiğidim, üzerine düşman geldi, uyandırmak benden, savaşıp hüner göstermek senden.” dedi. Kan Turalı gözünü açtı, göz kapaklarını kaldırdı. Gördü gelen at üzerinde, giyimini giyinmiş, mızrağı elinde. Yeri öptü, der: “Amennâ ve saddakna (iman ettik ve tasdik ettik, inandık), maksudumuz Hak Taâla katında hasıl oldu.” diyip arı sudan abdest aldı. Ak atına bindi, adı güzel Muhammed’e salâvat getirdi, kara elbiseli kâfire at sürdü, karşı vardı. Selcen Hatun at oynattı Kan turalı’nın önüne geçti. Kan Turalı der: “Güzelim nereye gidiyorsun” dedi. Der: “Bre yiğit, baş esen olsa börk bulunmaz mı olur, bu gelen kâfir çok kâfirdir, savaşalım, dövüşelim, ölenimiz ölsün, sağ kalanımız otağa gelsin.” dedi.

    Burada Selcen Hatun at sürdü. Hasmını bastırdı. Kaçanını kovalamadı, aman diyeni öldürmedi. Öyle sandı ki düşman bastırıldı. Kılıcının kabzası kan içinde otağa geldi, Kan Turalı’yı bulamadı. O sırada Kan Turalı’nın babası anası çıka geldi. Gördüler ki bu gelen kişinin kılıcının kabzası kanlı, oğlu görünmez. Haber sordular, görelim nasıl sordular:
    Anası der:

    Anam kişi kızım kişi
    Sabah erken yerinden kaklı verdin
    Oğlu tutturdun mu
    Birdenbire güzel başını kestirdin mi
    Kadın ana bey baba diye bağırttın mı
    Sen geliyorsun bir beyim görünmüyor bağrım yanıyor
    Ağız dilden birkaç kelime haber bana
    Kara başım kurban olsun gelin sana

    dedi. Kız bildi ki kaynanası kayın babasıdır. Kamçı ile işaret kılıp: “Otağa inin, nerede iner karışır toz var ise ve nerede karga kuzgun oynuyorsa orada arayalım” dedi. Atına mahmuz vurdu, bir yüksek yere çıktı, gözetledi.

    Gördü ki bir derenin içinde toz kâh toplanıyor kâh dağılıyor. Üzerine geldi. Gördü ki Kan Turalı’nın atını oklamışlar, yüzüne kan bürümüş, durmadan kanını siliyor, kâfirler üşüşüyor, kılıcını yalın eyliyor kâfiri önüne katıp kovalıyor. Selcen Hatun bunu böyle gördü, içine ateş düştü. Bir bölük kaza şahin girmiş gibi kâfire at sürdü. Bir ucundan kırıp kafiri öbür ucuna çıktı.

    Kan Turalı baktı gördü ki bir kimse düşmanı önüne katmış kovalıyor. Selcen olduğunu bilmedi. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin
    Yelesi kara cins atına binen yiğit ne yiğitsin
    Birdenbire başlar kesen
    Destursuzca benim düşmanıma giren yiğit ne yiğitsin
    Destursuzca düşmana girmek bizim elde ayıp olur
    Bre yürü
    Doğan kuş olarak uçayım mı
    Sakalınla boğazından tutayım mı
    Ansızın senin başını ben keseyim mi
    Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi
    Kara başını terkiye (atın arkasına, eyerin arkasına) asayım mı
    Bre belâsı gelmiş yiğit ne yiğitsin
    Çekilip dön

    dedi. Selcen Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Hey yiğidim bey yiğidim
    Develer yavrusundan döner mi olur
    Kara koçta cins atlar
    Taycığını teper mi olur
    Ağıllarda akça koyun
    Kuzucağını süser mi olur
    Alp yiğitler bey yiğitler
    Sevgilisine kıyar mı olur
    Yiğidim bey yiğidim
    Bu düşmanın bir ucu ban bir ucu sana

    dedi. Kan Turalı bildi ki bu düşmanı basıp dağıtan Selcen Hatun’dur. Bir tarafına da kendisi girdi. Kılıç çekip yürüdü, kâfir başını kesti. Hasım bastırıldı, düşman kırıldı.

    Selcen Hatun Kan Turalı’yı at arkasına aldı çıktı. Giderken Kan Turalı’nın fikrine geldi ki:

    Kalkıp ey selcen Hatun doğrulduğunda
    Yelesi kara cins atına bindiğinde
    Babamın ak otağının eşiğine indiğinde
    Oğuz’un elâ gözlü kızı gelini destan anlattığında
    Herkes sözünü söylediğinde
    Sen orada durasın övünesin
    Kan Turalı perişan oldu
    At arkasına aldım çıktım diyesin
    Gözüm döndü gönlüm gitti
    **dürürüm seni

    dedi. Selcen Hatun durumun ne olduğunu bilip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bey yiğit
    Övünürse erkek övünsün aslandır
    Övünmekle kadın erkek olmaz
    Alacak yorgan içinde seninle sarmaşmadım
    Tatlı damak tutarak emişmedim
    Al duvağımın altından söyleşmedim
    Tez sevdin tez usandın ***** oğlu *****
    Kadir Allah bilir ben sana
    Mûnisim yârım kıyma bana

    dedi. Kan Turalı der: “Yok, elbette öldürmem gerektir” dedi. Kız hiddetlendi, der: “Bre ***** oğlu *****, ben aşağı kulpa yapışıyorum, sen yukarı kulpa yapışıyorsun, bre ***** oğlu, okunla mı, kılıcınla mı, gel beri konuşalım” dedi.

    Atını tepti, bir yüksek yere çıktı. Okluğundan doksan okunu yere döktü. İki okun temrenini çıkardı. Birini yaya taktı, birini eline aldı. Temrenli ok ile atmaya kıyamadı. Der: “Yiğit at okunu.” Kan Turalı der: “Kızların yolu evveldir, önce sen at” dedi. Kız bir oku Kan Turalı’ya attı. Şöyle ki başında olan bit ayağına indi. İleri gelip Selcen Hatun’u kucaklayıp barışmışlar, emişmişler. Kan Turalı burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim
    Yere basmayıp yürüyen servi boylum
    Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım
    Çift badem sığmayan dar ağızlım
    Ressamların (veya kâtiplerin) çizdiği kara kaşlım
    Kurumsu (yanan kumaşın isli külü) kırk tutam kara saçlım
    Aslan soyu sultan kızı
    **dürmeğe ben seni kıyar mıydım
    Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam
    Ben seni deniyordum

    dedi. Selcen Hatun da burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkarak yerimden doğrulurdum
    Yelesi kara cins atıma binerdim
    Babamın ak otağından çıkardım
    Arku Bedi Ala Dağı avlardım
    Alaca geyik yabani geyik kovalardım
    Çekince bir ok ile vururdum
    Temrensiz ok ile yiğit seni deniyordum
    **dürmeğe yiğidim ben seni kıyar mıydım

    dedi. Irağından yakınından geliştiler, gizli yaka tutarak koklaştılar, tatlı damak vererel emiştiler, ak boz atlara binerek koşuştular, bey babasının yanına eriştiler.

    Babası oğlancığını gördü Allah’a şükürler eyledi. Oğlu ile, gelini ile Kanglı Koca Oğuz’a girdi. Yeşil, alaca, güzel çimene çadır dikti. attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Düğün etti, Kudretli Oğuz beylerini ağırladı. Altınlıca gölgeliğini dikip Kan Turalı gelin odasına girip muradına maksuduna erişti.

    Dedem Korkut gelerek neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi. gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.

    Şimdi hani dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fâni dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya

    Ecel geldiğinde arı imandan ayırmasın. Kadir seni nâmerde muhtaç etmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Âmin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa’ya bağışlasın hanım hey!...
  7. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Begil oğlu imrenin destanı

    --------------------------------------------------------------------------------

    KAM Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Ak otağını kara yerin üzerine diktirmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri toplanmıştı.

    Dokuz Tümen Gürcistan'ın haracı geldi. Bir at, bir kılıç, bir çomak70 getirdiler. Bayındır Han çok müteessir oldu. Dedem Korkut geldi neşeli havalar çaldı, hanım niye müteessir oluyorsun dedi. Der: Nasıl müteessir olmayayım, her yıl altın akçe gelirdi, yiğide beye verirdik, hatırları hoş olurdu, şimdi bunu kime verelim ki hatırı hoş olsun dedi. Dede Korkut der: Hanım bunun üçünü de bir yiğide verelim dedi. Oğuz iline karakol olsun dedi. Han Bayındır kime verelim dedi. Sağına soluna baktı, kimse razı olmadı. Begil derlerdi bir yiğit var idi, ona baktı, der: Sen ne dersin? Begil razı oldu. Kalktı yeri öptü Dedem Korkut himmet kılıcını beline bağladı, çomağı omzuna koydu, yayı koluna geçirdi.

    Koç aygırı çektirdi bu da bindi. Hasımını akrabasını ayırdı, evini çözdü, Oğuz'dan göç eyledi. Berdeye, Genceye varıp vatan tuttu. Dokuz Tümen Gürcistan ağzına varıp kondu, karakolluk eyledi. Yabancı, kafir gelse başını Oğuz'a armağan gönderirdi. Yılda bir kerre Bayındır Han'ın divanına varırdı.
    Yine Bayındır Han'dan adam geldi acele gelesin diyerek. Sonra Begil geldi, peşkeşini çekti. Bayındır Han'ın elini öptü. Han da

    Bir cenk aleti, demir topuzlu sopa
    Begil’i misafir etti, güzel at, güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de Begil’i av şikar71 etiyle misafir e****m beyler dedi. Av ilan ettiler.
    Vakfa ki av hazırlığı oldu, kimi atını över, kimi kılıcını, kimi çekip ok atmasını över. Salur Kazan ne atını övdü, ne kendisini övdü, amma Begil’in hünerini söyledi.

    Üç yüz altmış altı alp ava binse, kanlı geyik üzerine yürüyüş olsa, Begil ne yay kurardı, ne ok atardı, hemen yayı bileğinden çıkarırdı boğanın yabani geyiğin boynuna atardı, çekip durdururdu. Zayıf ise kulağını delerdi avda belli olsun diye, amma semiz olsa boğazlardı. Eğer beyler geyik avlasa, kulağı ****k olsa, Begil sevincidir diye Begil'e gönderirlerdi.

    Kazan Bey der: Bu hüner atın mıdır, erin midir? Hanım, erindir dediler. Han der: Yok, at işlemese er övünmez, hüner atındır dedi. Bu söz Begil'e hoş gelmedi. Begil der: Alplar içinde bizi kuskunumuzdan72 balçığa batırdın dedi. Bayındır Han'ın bahşişini önüne döktü, hana küstü, divandan çıktı. Atını çektiler, ela gözlü yiğitlerini alıp evine geldi.

    Oğlancıkları karşı geldi, okşamadı. Ak yüzlü hatunu île konuşmadı. Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Altın tahtımın sahibi beyim yiğit
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verim sevdiğim
    Kalkıp yerinden doğrulu verdin
    Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştın
    Akıntılı güzel sudan geceleyin geçtin
    Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin vardın
    Ela gözlü beyler ile yedin içtin
    Kavimli kavmi ile atıştı mı
    Garip başın kavgada kaldı mı
    Hani hanım altında güzel atın yok
    Üstünde altın miğfer cübbesi yok
    Ela gözlü beylerini! okşamazsın
    Akça yüzlü güzelinle söyleşmezsin
    Eyeri kuyruk altına bağlayan bağ, eyer kayışı.

    Nedir halin

    dedi. Begil söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerimden doğrulu verdim
    Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştım
    Ak alınlı Bayındırın divanına dört nala vardım
    Ela gözlü beyler ile yedim içtim
    Kavimliyi kavmi ile iyi gördüm
    Hanımın nazarı bizden dönmüş gördüm
    Eli günü terk ederek Dokuz Tümen Gürcistana gi****m
    Oğuza asi oldum belli bilin

    dedi. Hatun

    der:

    Yiğidim bey yiğidim, padişahlar Tanrı’nın gölgesidir, padişahına asi olanın işi rast gelmez, arı gönülde pas olsa şarap acar, sen gi**** hanım çapraz yatan alaca dağların avlanmamıştır, ava bin gönlün açıtsın dedi. Begil baktı hatun kişinin aklı, sözü iyidir. Cins atını çektirip sıçradı bindi, ava gitti.
    Av avlayarak gezerken önünden bir pareli geyik çıktı. Begil buna at sürdü. Boğanın ardından erişti, yay kirişini boynuna attı. Boğanın canı acımıştı, kendisini bir yüksek yerden attı. Begit atın gemini yenemedi, beraber uçtu. Sağ oyluğu kayaya dokundu kırıldı.
    Begjl kalktı, ağladı, der: Büyük oğlum, büyük kardeşim yok. Hemen okluğundan gez çıkarıp atının eyerinin arkasındaki kayışları çekti kopardı. Kaftanının altından ayağını sımsıkı sardı. Var kuvvetiyle atının yelesine düştü. Avcılardan ayrı, tülbendi boğazına geçti, yurdunun ucuna geldi.
    Oğlancığı İmren Yiğit babasına karşı geldi. Gördü benzi sararmış, tülbendi boğazına geçmiş.
    Arkadaşlarını sorup oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kalkıp yerinden doğrulu verdin
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Çapraz yatan ala dağlar eteğine ava vardın
    Kara elbiseli kafirlere rastladın mı
    Ela gözlü yiğitlerini kırdırdın mı
    Ağız dilden bir kaç kelime haber bana
    Kara başım kurban olsun babam sana

    dedi. Begil oğluna söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Dedi:

    Oğul oğul ay oğul
    Kalkıp yerinden doğrulu verdim
    Kara dağlar önüne ava bindim
    Kara elbiseli kafirlere rastlamadım
    Ela gözlü yiğitlerimi kırdırmadım
    Sağdır esendir yiğitlerim oğul kaygılanma
    Üç gündür keyfim yok73 oğul
    At üzerinden beni tut döşeğime çıkar
    dedi. Aslan yavrusu yine aslandır, babasını at üzerinden kavradı tuttu, yatağına çıkardı. Cübbesini üzerine bürüdü, kapısını örttü.
    Beri yandan yiğit beyler gördüler ki av bozulmuş, her biri evli evine geldi.
    Begil beş gün oldu divana çıkmadı. Ayağının kırıldığını kimseye söylemedi.
    Bir gece yatağında acı acı inledi, ah etti. Hatunu dedi: Bey yiğidim, kalabalık düşman gelse dönmezdin, butuna alaca ok saplansa inlemezdin, insan koynunda yatan helallisine sırrını söylemez mi olur, nedir halin dedi Begil der: Güzelim attan düştüm, ayağım kırıldı dedi.
    Kadın elini eline çaldı hizmetçiye söyledi. Hizmetçi çıkıp kapıcıya söyledi. Otuz iki dişten çıkan bütün yurda yayıldı, Begil attan düşmüş ayağı kırılmış diye.
    Meğer kafirin casusu var idi. Bu haberi işitip vardı Tekür'e haber verdi. Tekür der: Kalkarak yerinizden doğrulun, yattığı yerde Bey Begil'i tutun, ak ellerini pazusundan bağlayın, ansızın güzel basını kesin, alca kanını yer yüzüne dokun, etini gününü yağmalayın, kızını gelinini esir edin dedi.
    Meğer Begil'in de orada casusu hazırdı. Begil'e haber gönderdi, der: Başınızın çaresine bakın, üzerinize düşman geliyor dedi. Begil yukarı baktı, gök ırak yer katı dedi. Oğlancığını yanı na getirip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:


    Der:

    Oğul oğul ay oğul
    Karanlıklı gözlerimin aydını oğul
    Güçlü belimin kuvveti oğul
    Gör Ahir neler oldu
    Neler koptu benim başıma
    dedi.
    Kalkıp oğul yerimden doğrulu verdim
    Boynu kırılsın al aygıra sıçrayıp bindim
    Av avlayıp kuş kuşlayıp gezer iken
    Bunaldı sürçtü beni yere çaldı
    Sağ oyluğum kırıldı
    Benim kara başıma neler geldi
    Kara kara dağlardan haber aşmış
    Kanlı kanlı sulardan haber geçmiş
    Demir Kapı Derbendinden haber varmış
    Alaca atlı Şökli Melik müthiş pusu kurmuş
    Pususundan kara dağlara duman düşmüş
    Yattığı yerde Bey Begili futun demiş
    Pazusundan ak ellerini bağlayın demiş
    Kan alaca yurdunu yağmalayın demiş
    Akça yüzlü kızını gelinini esir edin demiş
    Kalkıp oğul yerinden doğrulu ver
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bin
    Çapraz yatan Ala Dağı geceleyin aş
    Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin var
    Ağız dilden Bayındıra selam ver
    Beyler beyi olan Kazanın elini öp
    Ak sakallı babam darda de
    Elbette ve elbette Kazan Bey bana yetişsin dedi de
    Gelmez isen memleket bozulup harap olur
    Kızım gelinim esir gitti belli bil
    dedi. Burada oğlan babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:


    Der:

    Baba ne söylüyorsun ne diyorsun
    Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun
    Kalkıp yerimden doğrulmam74 yok
    Yelesi kara cins atıma binmem yok
    Arku Beli Ala Dağı anlayarak aşmam yok
    Ak alınlı Bayındırın divanına varmam yok
    Kazan kimdir benim onun elini öpmem yok
    Altındaki al aygırı bana ver
    Kan terletip koşturayım senin için
    Yapışı sağlam demir giyimini bana ver
    Yen yakalar diktireyim senin için
    Kara çelik öz kılıcını bana ver
    Birdenbire başlar keseyim senin için
    Kargı dalı mızrağını bana ver
    Göğsünden er mızraklıyayım senin için
    Ak tüylü ****ci okunu bana ver
    Erden ere geçireyim senin için
    Ela gözlü üç yüz yiğidini bana ver arkadaşlığa
    Muhammed dini yoluna savaşayım senin çin

    dedi. Begil der: **eyim ağzın için oğul, belki de benim geçmiş günümü andırtmazsın dedi. Bre giyimimi getirin oğlum giysin, al aygırımı getirin oğlum binsin, memleket ürkmeden oğlum meydana varsın girsin dedi.

    Oğlanı donattılar. Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü. Üç yüz yiğidi yanına aldı, meydana vardı. Al aygır ne zaman düşman kokusunu alsa ayağını yere döverdi, tozu göğe çıkardı. Kafirler der: Bu at Begil'indir, biz kaçarız. Tekür der: Bre iyi bakın, bu gelen Begil ise sizden önce ben kaçarım dedi. Gözcü gözetledi, gördü ki at Begil'in Begil üzerinde değil, amma bir kuş kadar oğlandır. Gelip teküre haber verdi, der: At, giyim kuşam ve miğfer Begil’in, Begil içinde değil dedi. Tekür der: Yüz adam seçilin, tarraka75 çatlasın oğlanı korkutun, oğlan kuş yürekli olur, meydanı bırakır kaçar dedi.
    Yüz kafir seçilip oğlanın üzerine gelmiş, oğlana kafir söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Oğlan oğlan ey oğlan Haramzade76 oğlan
    Altında al aygırı zayıf oğlan Kara çelik öz kılıcı çentik oğlan Elindeki mızrağı kırık oğlan Ak kirişli yayı kısa oğlan Okluğunda doksan oku seyrek oğlan Yanındaki arkadaşları çıplak oğlan Karanlıklı gözleri fersiz oğlan Şökli Melik şana müthiş pusu kurdu Meydandaki şu oğlanı tutun Pazusundan ak ellerini bağlayın Birdenbire güzel başını kesin Alca kanını yer yüzüne dökün dedi Ak sakallı baban var ise ağlatma Ak bürçekli anan var ise sızlatma Yalnız yiğit alp olmaz Yavşan dibi berk olmaz Belası gelmiş ***** oğlu ***** Çekilip dön buradan
    dedi. Oğlan da burada söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Herze merze söyleme bre itir77 kafir
    Altımda al aygırımı ne beğenmezsin
    Seni gördü oynar
    Üstümdeki demir giyimim omuzumu kısar
    Kara çelik öz kılıcım kınını doğrar
    Kargı dalı mızrağımı ne beğenmezsin
    Göğsünü ****p göğe fırlar
    Akça kirişli katı yayım zarı zarı inler
    Oklukta okum yatağını78 deler

    Yanımda yiğitlerim savaş üüer Alp ere korku vermek ayıp otur Beri gel bre kafir savaşalım
    dedi. Kafir der: Oğuz'un arsızı Türkmen'in ****sine benzer, bak hele şuna dedi.
    Tekür der: Varın sorun oğlan Begil'in nesidir dedi, Kafir gelip oğlana söylemiş, görelim nasıl söylemiş :

    Der:

    Altındaki al aygırı biliriz Begilindir Begil hani Kara çelik öz kılıcın Begilindir Begil hani Üstündeki demir giyimin Begilindir Begil hani Yanındaki yiğitler Begilindir Begil hani Eğer Begil burda imişse Geceye kadar cenk edeydik Akça kirişli katı yaylar çekişeydik Ak tüylü ****ci oklar atışaydık Sen Begilin nesisin oğlan söyle bize
    dedi. Begil oğlu burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bre kafir sen beni bilmez misin
    Ak alınlı Bayındır Han'ın beyler beyisi Solur Kazan, kardeşi Kara Göne, Dönebilmez Dülek Evrren, Düzen oğlu Alp Rüstem, boz atlı Beyrek, Bey Begil’in evinde içiyorlardı, senden casus geldi adındaki al aygıra Begil beni bindirdi, kara çelik öz kılıcını kuvvet verdi, kargı dalı mızrağını himmet verdi, yanındaki üç yüz yiğidini bana arkadaşlığa verdi, ben Begil’n oğluyum bre kafir, beri gel dövüşelim dedi. Kafir Tekür der: Dayan bre ***** oğlu, ben sana varayım dedi.

    Altı kanatlı gürzünü ele aldı, oğlanı üzerine sürdü. Oğlan kalkanını gürze karşı tuttu. Yukarıdan aşağı kafir oğlana müthiş vurdu. Kalkanını ufattı, miğferini ezdi, göz kapaklarını sıyırdı,oğlanı yenemedi. Gürz ite dövüştüler, kara çelik öz kılıçla çekiştiler, sere serpe meydanda kılıçlaştılar, omuzları doğrandı, kılıçları utandı, birbirini yenemediler Kargı daha mızraklarla kırıştılar, meydanda boğa gibi süsüştüler, göğüsleri ****ndi, mızrakları kırıldı, birbirini yenemedler. At üzerinden ikisi kapıştılar, çekiştiler. Kafirin gücü ziyade, oğlan perişan oldu. Allah Taala’ya yalvarıp söylemiş, görelim nasıl söylemiş:

    Der:

    Yücelerden yücesin yüce Tanrı
    Kimse bilmez nicesin güzel Tanrı
    Sen Ademe taç giydirdin
    Şeytana lanet kıldın
    Bir suçtan ötürü dergahtan sürdün
    İbrahimi tutturdun
    Hanım deriye sardın
    Kaldırıp ötece attırdın
    Ateşi gülistan79 kıldın
    Birliğine sığındım
    Aziz Allah hocam bana medet

    dedi. Kafir der: Oğlan yenildinse Tanrı'na mı yalvarıyorsun, senin bir Tanrın var ise benim yetmiş iki puthanem var dedi. Oğlan der: Ya asi mel'un, sen putlarına yalvarıyorsan ben alemleri yoktan var eden Allah'ıma sığındım dedi.
    Hak Taala Cebrail’e buyurdu ki: Ya Cebrail, var, şu kuluma kırk er kadar kuvvet verdim dedi. Oğlan kafiri kaldırdı yere vurdu. Burnundan kanı düdük gibi fışkırdı. Sıçrayıp şahin gibi kafirin boğazını eline aldı. Kafir der: Yiğit aman, sizin dine ne derler, dinine girdim dedi. Parmak kaldırıp, şehadet getirip müslüman oldu. Geri kalan kafirler bilip, meydanı bırakıp kaçtı.

    Akıncılar kafirin elini gününü vurup kızını gelinini esir ettiler. Oğlan babasına müjdeci gönderdi. hasmımı yendim dedi.
    Ak sakallı babası karşı geldi. Oğlunun boynunu kucakladı. Dönüp evlerine geldiler.
    Karşı yatan kara dağdan oğlana yaylak verdi. Kara koçu koşucu attan tavla verdi. Akça yüzlü oğluna akça koyun şölenlik verdi. Ela gözlü oğluna al duvaklı gelin aldı. Ak alınlı Bayındır Han'a hisse çıkardı.

    Oğlunu aldı Bayındır Han'ın divanına vardı. El öptü. Padişah Kazan oğlu Uruz'un sağ yanında ona yer gösterdi. Cübbe, çuha, sırmalı elbise giydirdi. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, bu Oğuznameyi düzdü koştu, Begil oğlu Emre'nin olsun dedi. Gaziler başına ne geldiğini söyledi.
    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Allah'ın verdiği ümidin kesilmesin. Günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!...
  8. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    depegöz

    --------------------------------------------------------------------------------

    MEĞER hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca’nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş. Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu.

    Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi. Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu. Amma oğlanı ne kadar getirdilerse durmadı, geri aslan yatağına vardı. Tekrar tutup getirdiler.

    Dedem Korkut geldi, der: Oğlanım sen insansın, hayvanla arkadaş olma, gel güzel ata bin, güzel yiğitlerle at sür, at koştur dedi. Büyük kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur, senin adın Başat olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin dedi. Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz’un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdî. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban erkeçe kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Tamah edip derhal temasta bulundu. Koyun ürkmeğe başladı. Çoban koyunun önüne koştu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi.

    Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı. Zamanla Oğuz yine yaylaya göçtü. Çoban gene bu pınara geldi. Gene koyun ürktü. Çoban ileri vardı. Gördü ki bir kütle yatıyor, parıl parıl parlıyor. Peri kızı geldi, der: Çoban emanetini gel al, amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çoban bu kütleyi görünce dehşete düştü. Geri döndü, sapan taşına tuttu. Vurdukça büyüdü. Çoban kütleyi bıraktı kaçtı. Koyun ardına düştü. Meğer o sırada Bayındır Han beylerle gezinti için ata binmişlerdi. Bu pınarın üzerine geldiler. Gördüler ki bir alamet şey yatıyor, başı kıçı belirsiz. Etrafına toplandılar. İndi bir yiğit bunu tepti. Teptikçe büyüdü. Bir kaç yiğit daha indiler teptiler. Teptiklerince büyüdü. Aruz Koca da inip tekmeledi. Mahmuzu dokundu, bu kütle yarıldı. İçinden bir oğlan çıktı, gövdesi adam, tepesinde bir gözü var. Aruz aldı bu oğlanı eteğine sardı.

    Der: Hanım bunu bana verin, oğlum Başat ile besleyeyim dedi. Bayındır Han senin olsun dedi. Aruz Tepegözü aldı evine getirdi. Buyurdu, bir dadı geldi. Memesini ağzına verdi. Bîr emdi, olanca sütünü aldı. İki emdi kanını aldı, üç emdi canını aldı. Bir kaç dadı getirdiler, helak etti. Gördüler olmuyor, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan süt yetmiyordu. Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeğe başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikayet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu. Tepegözsün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi, oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağ vardı. Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler, ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban çoluk kalmadı hep yedi. Oğuz’dan dahi adam yemeğe başladı. Oğuz toplanıp üzerine vardı. Tepegöz görüp kızdı, bir ağacı yerinden kopardı, atıp elli altmış adam helak eyledi. Alplar başı Kazan’a darbe vurdu. dünya basma dar oldu. Kazan’ın kardeşi Karo Göne Tepegöz’ün elinde perişan oldu. Düzen oğlu Alp Rüstem şehit oldu. Uşun Koca oğlu gibi pehlivan elinde şehit oldu. Zayıf canından iki kardeşi Tepegöz’ün elinde helak oldu. Demir giyimli Mamak elinde helak oldu. Bıyığı kanlı Bügdüz Emen, elinde perişan oldu. Ak sakallı Aruz Koca’ya kan kusturdu. Oğlu Kıyan Selçuk’un ödü patladı. Oğuz Tepegöz’e kar etmedi, ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti. Oğuz’u bırakmadı, geri yerine kondurdu.
    Velhasıl Oğuz yedi kerre ürktü, Tepegöz önünü kesip yedi kerre yerine getirdi. Oğuz Tepegöz’ün elinde tam perişan oldu. Vardılar Dede Korkut’u çağırdılar, onunla konuştular, gelin kesim keselim dediler. Dedem Korkut’u Tepegöz’e gönderdiler. Geldi selam verdi, der: Oğul Tepegöz, Oğuz elinde perişan oldu, bunaldı, ayağının toprağına beni attılar, sana haraç verelim, derler dedi. Tepegöz der: Günde altmış adam verin yemeğe dedi. Dede Korkut der: Bu şekilde sen adam bırakmaz tüketirsin dedi, amma günde iki adam île beş yüz koyun verelim dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Tepegöz der: Pekala öyle olsun, evet hem bana iki adam verin yemeğimi benim pişirsin, ben yiyeyim dedi.

    Dede Korkut döndü, Oğuz’a geldi. Der: Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Tepegöz’e verin yemeğini pişirsin dedi ve hem günde iki adam ile beş yüz koyun istedi dedi. Bunlar da razı oldu.

    Dört oğlu olan birini verdi, üçü kaldı Üç olan birini verip ikisi kaldı. Kapak Kan derler bir adam var idi. İki oğlu var idi. Bir oğlunu verip biri kalmıştı. Tekrar sıra dönüp dolaşıp ona gelmişti. Anası feryat edip ağladı, figan etti. Meğer hanım, Aruz oğlu Basat gazaya gitmişti, o sırada geldi. Yaşlı kadıncağız der: Basat şimdi akından geldi, varayım, belki bana bir esir verir, oğlancığımı kurtarırım dedi.

    Basat altınlı gölgeliğini dikip otururken gördüler ki bir hatun kişi geliyor. Geldi içeri Basat‘a girdi selam verdi, ağladı, der:

    Avucuna sığmayan karaçalı oğlu
    İri teke boynuzundan katı yaylı
    İç Oğuzda Dış Oğuzda adı belli
    Aruz oğlu hanım Başat bana medet

    dedi. Basat der: Ne istiyorsun? Yaşlı kadıncağız der: Yalancı dünya yüzünde bir er ortaya çıktı, otlağında Oğuz elini kondurmadı, kara çelik öz kılıçlar kesilecek kılını kesmedi, kargı mızrak oynatanlar saplayamadı, kayın oku atanlar kar etmedi, alplar başı Kazan’a bir darbe vurdu, kardeşi Kara Cöne elinde perişan oldu, bıyığı kanlı Bügdüz Emen elinde perişan oldu, ak sakallı baban Aruz’a kan kusturdu, meydan üzerinde kardeşin Kıyan Selçuk ödü patladı can verdi, kudretli Oğuz beylerinin de kimisini perişan edip kimisini şehit eyledi, yedi defa Oğuz’u yerinden sürdü, haraç dedi kesti, günde iki adam beş yüz koyun istedi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı ona hizmetkar verdiler, dört oğlu olan birini verdi, üçü olan birini verdi, ikisi olan birini verdi, iki oğlancığım var idi, birini verdim biri kaldı, döndü sıra tekrar bana geldi, onu da istiyorlar, hanım bana medet dedi. Basanın karanlıklı gözleri yaşla doldu. Kardeşi için söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Kenar yerde dikilmiş otağlarını
    O zalim yıktırdı demek kardeş
    Koşucu olan atlarını tavlasından
    O zalim seçtirdi demek kardeş
    Cins cins develerini katarından
    O zalim ayırdı demek kardeş
    Şöleninde kestiğin koyununu
    O zalim kesti demek kardeş
    Güvencimle getirdiğim gelinciğini
    O zalim senden ayırdı demek kardeş
    Ak sakallı babamı oğul diye ağlattın demek kardeş
    Akçe yüzlü anamı sızlattın demek kardeş
    Karşı yatan kara dağımın yükseği kardeş
    Akıntılı güzel suyumun taşkını kardeş
    Güçlü belimin kuvveti kardeş
    Karanlıklı gözlerimin aydını kardeş
    Kardeşimden ayrıldım

    diye çok ağladı, feryat figan kıldı.

    O hatun kişiye bir esir verdi, var oğlunu kurtar dedi. Hatun aldı, oğlunun yerine verdi. Hem oğlun geldi diye Aruz’a müjdeledi. Aruz sevindi, kudretli Oğuz beyleri ile Basata karşı geldi. Basat babasının elini öptü, ağlaştılar bağrıştılar. Anasının evine geldi. Anası karşı geldi, oğlancığını bağrına bastı. Basat anasının elini öptü, görüştüler ağlaştılar. Oğuz beyleri toplandı. Yemeler içmeler oldu.

    Basat der: Beyler kardeş uğruna Tepegöz île buluşacağım, ne buyurursunuz dedi. Kazan Bey burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Kara ejderha oldu Tepegöz
    Gök yüzünde çevirdim yenemedim Basat
    Kara kaplan oldu Tepegöz
    Kara kara dağlarda çevirdim yenemedim Basat
    Kükremiş aslan oldu Tepegöz
    Kalın sazlarda çevirdim yenemedim Basat
    Er olsan bey olsan da bre
    Ben Kazan gibi olmayasın Basat

    dedi.

    Ak sakallı babam ağlatma
    Ak bürçekli ***** sızlatma

    Basat der: Elbette varırım. Kazan der: Sen bilirsin. Babası ağladı, der: Oğul ocağımı sahipsiz koyma, kerem eyle, varma dedi. Baaat der: Yok ak sakallı aziz baba varırım dedi, dinlemedi. Okluğundan bir tutam ok çıkardı beline soktu, kılıcını omzundan çaprazlama kuşandı, yayını koluna taktı, eteklerini kıvırdı, babasının anasının elini öptü, helalleşti, hoşça kalın dedi.

    Tepegözün bulunduğu Salahana Koyasına geldi. Gördü Tepegöz güneşe karşı yatıyor. Çekti belinden bir oç çıkardı. Tepegöz’ün sırtına bir ok vurdu. Ok geçmedi, parçalandı. Bir daha attı. O da parça parça oldu. Tepegöz ihtiyarlara dedi: Bu yerin sineği bizi usandırdı dedi. Basat bir daha attı. O da parçalandı. Bir parçası Tepegöz’ün önüne düştü. Tepegöz sıçradı baktı. Basat’ı gördü, elini yarıldı, yedi yerden kapı açıldı. Birinden dışarı çıktı. Tepegöz künbede elini soktu, öyle kaçtı ki künbet altüst oldu. Tepegöz der: Oğlan kurtuldun mu? Basat der: Tanrım kurtardı dedi. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş, şu mağarayı gördün mü?

    Basat der: Gördüm. Der: Orda iki kılıç var, biri kınlı biri kınsız, o kınsız keser benim basımı, var getir, benim basımı keş dedi. Basat mağara kapısına vardı. Gördü bir kınsız kılıç durmaz iner çıkar. Basat der: Ben buna hemen tedbirsizce yapışmayayım deyip kendi kılıcını çıkardı tuttu, iki parçaya böldü. Vardı bir ağaç getirdi kılıca tuttu, onu da iki parça eyledi. Sonra yayını eline aldı, ok ile o kılıcın asıldığı zinciri vurdu. Kılıç yere düştü gömüldü. Kendi kılıcını kınına soktu. Sapından o kılıcı sımsıkı tuttu. Geldi, der: Bre Tepegöz nicesin dedi. Tepegöz der: Bre oğlan daha ölmedin mi? Basat der: Tanrım kurtardı. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş dedi. Çağırıp Tepegöz söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Gözüm gözüm yalnız gözüm
    Sen yalnız göz ile
    Ben Oğuzu kırıp geçirmiştim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni
    Öyle ki ben çekerim göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını

    dedi. Tepegöz gene der:

    Memleketten doğum yerinden yiğit yerin neresidir
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Savaş günü önden at tepen alpınız kim
    Ak sakallı babanın adı nedir
    Alp erenin erden adını saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit söyle bana

    dedi. Basat Tepegözce söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Memleketten doğum yerinden yerim güney
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim Allah Tek.
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş oğlu Salur Kazan
    Babamın adını sorar olsan koca ağaç
    Anamın adını dersen kükremiş aslan
    Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basattır

    dedi. Tepegöz der: Şimdi kardeşiz, kıyma bana dedi.

    Basat der:

    Bre ***** ak sakallı babamı ağlatmışsın
    İhtiyarcık ak bürçekli anamı sızlatmışsın
    Kardeşim Kıyanı öldürmüşsün
    Akça yüzlü yengemi dul eylemişsin
    Ela gözlü bebeklerini öksüz koymuşsun
    Bırakır mıyım seni
    Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince
    Tepeli börklü başını kesmeyince
    Alca kanını yer yüzüne dökmeyince
    Kardeşim Kayanın kanını almayınca
    Bırakmam

    dedi. Tepegöz de burada söylemiş, der:

    Kalkıp yerimden doğrulayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleriyle ahdimi bozayım derdim
    Yeniden doğanını öldüreyim derdim
    Bir defa adam etine doyayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleri üzerime toplanıp gelsin derdim
    Kaçıp Salahana Kayasına gireyim derdim
    Ağır mancınığı taşla atayım derdim
    İnip taş başıma düşerek öleyim derdim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni

    dedi. Tepegöz bir daha söylemiş der:

    Ak sakallı yaşlıları çok ağlatmışım
    Ak sakalının bedduası tutmuş olacak gözüm seni
    Ak bürçekli ihtiyarcıkları çok ağlatmışım
    Gözünün yaşı tutmuş olacak gözüm seni
    Bıyıcığı kararmış yiğitcikleri çok yemişim
    Yiğitlikleri tutmuş olacak gözüm seni
    Elceğizi kınalı kızcağızları çok yemişim
    Bedduaları tutmuş olacak gözüm seni
    Öyle ki çekerim ben göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını
    Gözüm gözüm ey gözüm yalnız gözüm

    dedi. Basat kızıp yerinden kalkıverdi. Erkek deve gibi Tepegöz’ü dizi üzerine çökertti. Tepegöz’ün kendi kılıcı ile boynunu vurdu. Deldi, yay kirişini taktı. Sürüye sürüye mağara kapısına geldi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Oğuz’a müjdeci gönderdi.

    Ak boz atlara binerek koşturdular. Kudretli Oğuz ellerine haber geldi. At ağızlı Aruz Koca evine dört nala geldi, anasına Basat’ın sevinç haberini verdi,müjde, oğlun Tepegöz’ü tepeledi dedi.

    Kudretli Oğuz beyleri yetiştiler. Salahana Kayasına geldiler. Tepegöz’ün başını ortaya getirdiler. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyi verdi Hem Basat’a dua verdi:

    Kara dağa seslendiğinde cevap versin
    Kanlı kanlı sulardan geçit versin

    dedi. Erlikle kardeşinin kanını aldın, kudretli Oğuz beylerini yükten kurtardın, kadir Allah yüzünü ak etsin Basat dedi. **ürn vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın.
    __________________
  9. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Uşun Koca Oğlu Segrek Destanı

    --------------------------------------------------------------------------------

    OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, ****, güzel yiğit idi. Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan’ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu.
    Kimseye iltifat eylemezdi. Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Egrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış’ın sözü Egreğe tesir etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı. Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu. Meyhanede beş gün yeme içme oldu.

    Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz’e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı. Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı. Korunun kapısını ufattılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler. Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar. Meğer Kara Tekür’ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: Bre Oğuz’dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufattılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz dedi.


    Altı yüz kara elbiseli kafir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler. Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar. Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca‘nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca oğul oğul diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca’nın küçük oğlu Segrek iyi, cesur, alp, **** yiğit oldu. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı. Kondular, yemek içmek ettiler. Segrek sarhoş oldu. Dışarı ayak yoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. Bre noldunuz diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi’nde esirdir, var onu kurtar dedi. Segrek dedi: Bre kardeşimin adı nedir?

    Dedi: Egrek’tir. şimdi Egreğe Segrek yakışır, kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz’da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş diye ağladı.

    İçeri sohbete girdi müsaade istedi, beyler hoşça kalın dedi. Atını çektiler bindi. Koşturdu anasının evine geldi. Alından indi anasının ağzını aradı. Segrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp ana yerimden doğruldum
    Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
    Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım
    Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım
    Yemek içmek arasında
    Ak boz atlı bir haberci geldi
    Çok zamanmış Egrek derler bir yiğit esirmiş
    Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş
    Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti
    Ana ben de varayım mı ne dersin

    dedi. Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Ağzın için öleyim oğul
    Dilin için öleyim oğul
    Karşı yatan kara dağın
    Yıkılmıştı yüceldi ahir
    Akıntılı güzel suyun
    Çekilmişti çağladı ahir
    Koca ağaçta dal budağın
    Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir
    Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var
    O yiğide yetiştiğinde
    Ak boz atın üzerindin yere in
    El bağlayıp o yiğide selam ver
    Elini öpüp boynunu kucakla
    Kara dağımın yükseği kardeş de
    Ne duruyorsun oğul ****ur

    dedi. Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Ana ağzın kurusun
    Ana dilin çürüsün
    Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz
    Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz
    Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı
    Kara çelik öz kılıcımı çekeydim
    Birdenbire güzel başını keseydim
    Alca kanını yer yüzüne dökeydim
    Ana zalim ana

    dedi. Babası der: Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır, ak sakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ***** sızlatma dedi. Oğlan burada söylemiş :

    Der:

    Üç yüz altmış altı alp ava binse
    Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
    Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
    Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa
    Ağlayarak dört yanına bakar olur
    Ela gözden acı yaşını döker olur
    Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar
    Bey baba hatun ana esen kalın

    dedi. Baba ana yanlış haberdir, gitme oğul dediler. Oğlan der: Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok dedi.

    Baba ana ağlaşıp Kazan’a adam gönderdiler. Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin dediler. Kazan der: Ayağına at kösteğini vurun dedi. Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu. Kız der: Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der: Bre ***** kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem dedi.

    Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı. Der: Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var dedi. Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim
    Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim
    İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim
    Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim
    Altı yol ayrımına çadır dikeyim
    Gelenden gidenden haber sorayım
    Hayır haber getirene at elbise vereyim
    Kaftanlar giydireyim
    Şer haber getirenin başını keseyim
    Erkek sineği üzerime kondurmayayım
    Murat ver murat al öyle git yiğidim

    dedi. Oğlan der: ***** kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok dedi.

    Kız der: Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayasız gelin desinler, kayın babama, kayınanama söyleyeyim dedi. Söylemiş :

    Babamdan daha iyi kayın baba
    Anamdan daha iyi kayın ana
    Develerinin erkeği ürktü gider
    Deveciler önünü kesti döndüremez
    Kara koç aygırın ürktü gider
    At çobanları önünü kesti döndüremez
    Ağıllarının koçları ürktü gider
    Çoban önünü kesti döndüremez
    Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider
    Akça yüzlü gelinin döndüremez
    Size malum olsun

    dedi. Baba ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar oğul gitme diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem dedi. Babası anası sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise dediler.
    Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi. Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam’ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kafirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kafir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu. Meğer kafirin casusu var idi.

    Gelip Tekür’e der: Oğuz’dan bir **** yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu. Tekür der: Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler dedi. Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kafir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi. Atına bindi, kara elbiseli kafire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi. Kafirler, sağ olanları, kaçarak Tekür’e’ geldiler.

    Tekür der: Tu yüz kerre : Altmış kişi bir oğlanı tutamadınız dedi. Bu sefer yüz kafir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kafirler saf bağlamış geliyorlar. Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kafire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi. Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kafirler yine Tekür’e geldiler. Tekür der: Bu defa üç yüz varın dedi.

    Kafirler der: Varmayız, kökümüzü keser, hepîmizi öldürür dediler. Tekür der: Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyini verin dedi. Geldiler Egreğe dediler: Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir **** yiğit yolcunun yola gidenin, çobanın çoluğun ekmeğini alıyor, tut o ****yi oldur, seni bırakı verelim var git dediler. Pekala dedi. Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kafiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler. Üç yüz kafir açıkta durdular.

    Egrek der: Gelin varalım dedi, tutalım. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Kafirler der: Tekür’den buyruk sana oldu, sen var dediler.

    Egrek der: İşte uyuyor, gelin varalım dedi. Kafirler der: Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir dediler. Der: Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz dedi. Sıçradı kafirler arasından çıktı. At şurup bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi.

    Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan
    Akıntılı güzel suyu ****p geçen
    Gurbete gelen yatar mı olur
    Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak
    Domuz damında yatar mı olur
    Ak sakallı babasını ak bürçekli anasını
    Ağlatarak sızlatır mı olur
    Niye yatırıyorsun yiğit
    Gafil olma güzel başını kaldır yiğit
    Ela gözünü aç yiğit
    Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit
    Pazusundan kollarını bağlatma
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık ***** ağlatma
    Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit
    Yaradan hakkı için kalkı ver
    Dört yanını kafir sardı belli bil

    dedi. Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var. Der: Bre kafir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım dedî, eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım dedi. Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için
    Ak boz atlar yormuşum kardeş için
    Kalenizde esir var mıdır kafir söyle bana
    Kara başım kurban olsun kafir sana

    dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir
    Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Kavga günü önden at tepen alpınız kim
    Yiğit senin baban kim
    Alp erin erden adım saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit

    dedi. Bir daha söylemiş, der:

    Develerimi güdünce devecim misin
    Kara koçumu güdünce at çobanım mısın
    Ağıllarımı güdünce çobanım mısın
    Kulağımda çınlayan naibim misin
    Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin
    Yiğit söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    dedi. Segrek burada büyük kardeşine söyledi, der:

    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan
    Babamın adını sorarsan Uşun Koca
    Benim adımı sorar olsan Şegrek
    Kardeşim var imiş adı Egrek

    dedi. Bir daha söyledi, der:

    Develerini güdünce devecinim
    Kara koçunu güdünce at çobanınım
    Beşikte koyup gittiğin kardeşinim

    dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:

    Der:

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş
    Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş

    dedi. İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Egrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Segrek de ağabeyisinin elini öptü. Karşı yakadan kafirler bakışıyorlar. Derler: Güreştiler galiba, belki bizimki yener dediler. Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kafire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kafiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler.

    Geceyi gündüze kattılar, Oğuz’un hudut boyuna yetiştiler. Kanlı kafir elinden kardeşçiğini çekip aldı. Ak sakallı babasına müjdeci gönderde babam bana karşı gelsin dedi. Uşun Koca’ya haberci geldi. Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi dediler. Koca işitip şad oldu. Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü. İyi misiniz, esen misiniz oğullar dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler. Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. **üm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün hanım hey!…
  10. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36
    Salur Kazan Esir Olup Oğlu Uruz’un Çıkardığı Destan

    --------------------------------------------------------------------------------

    Meğer Hanım Tırabuzan tekürü beyler beyi olan Han Kazan’a bir şahin göndermişti. Bir gece yiyip içip otururken şahinci başına der: Bre yarın sabah şahinleri al, tenhaca ava binelim dedi.
    Erkenden bindiler, av yerine vardılar. Gördüler bir sürü kaz oturuyor. Kazan şahini bıraktı. Alamadı81 şahin havalandı. Gözetlediler, şahin Toman’ın Kalesine indi. Kazan gayet müteessir oldu. Şahinin ardına düştü.

    Dere tepe aştı, kafir eline geldi. Giderken Kazan’ın karanlık gözünü uyku bürüdü. Beyler dediler: Hanım dönelim. Kazan der: Biraz daha ileri varalım dedi. Baktı bir kale gördü. Der: Beyler gelin yatalım dedi. Kazan’ı küçücük ölüm tuttu, uyudu. Meğer hanım, Oğuz beyleri yedi gün uyurdu. Onun için küçücük ölüm derlerdi. Meğer o gün Toman’ın Kalesinin tekürü ava binmişti. Casus geldi, der: Bre bölük atlı geldi, içinde beyleri yattı uyudu.

    Tekür adam gönderdi, kim olduğunu anlayın dedi.

    Gelenler bildi ki bunlar Oğuz erenlerindendir. Gelip teküre haber verdiler. Tekür de hemen askerini topladı, bunların üzerine geldi. Kazan’ın beyleri baktılar gördüler ki düşman geliyor. Dediler: Kazan’ı bırakır gidersek evinde bizi kovarlar. en iyisi budur ki burda ölelim dediler. Kafiri karşıladılar, cenk ettiler. Kazan’ın üzerine yirmi beş beyini şehit ettiler. Kazan’ın üzerine düştüler, uyuduğu yerde tuttular, elini ayağını sımsıkı bağladılar, bir arabaya yüklettiler, arabaya muhkem urganla sardılar. Arabayı çektiler, yürüyü verdiler.

    Giderken araba gıcırtısından Kazan uyandı. Gerindi bu elindeki urganları hep kopardı. Arabanın üzerine oturdu, elini eline çaldı, kah kah güldü.

    Kafirler derler: Ne gülüyorsun?

    Kazan der: Bre kafirler, bu arabayı beşiğim sandım, sizi yamrı yumru dadım dayam sandım dedi. Neyse, Kazan’ı getirdiler, Toman’ın Kalesinde bir kuyuya bıraktılar. Kuyunun ağzına bir değirmen taşı koydular. Yemeğini suyunu değirmen taşının ****ğinden veriyorlardı.

    Bir gün tekürün karısı der: Varayım Kazan’ı göreyim, nasıl bir insandır ki bunca adamlara darbe vuruyormuş dedi. Hatun gelip zindancıya kapıyı açtırdı. Seslendi, der: Kazan Bey nedir halin, dirliğin yer altında mı ****ur, yoksa yer üstünde mi ****ur, hem şimdi ne yiyorsun, ne içiyorsun ve neye biniyorsun dedi. Kazan der: **ülerine yemek verdiğin vakit ellerinden alıyorum, hem ölülerinizin yorgasına biniyorum, yaşlılarını yedekte çekiyorum dedi. Tekür’ün karısı der: Dinin için Kazan Bey, yedi yaşında bir kızcağızım ölmüştür, kerem eyle ona binme dedi. Kazan der: **ülerinizde ondan yorga yoktur, hep ona biniyorum dedi. Kadın der: Vay, senin elinden ne yer yüzünde dirimiz ve ne yer altında ölümüz kurtulurmuş dedi. Geldi Tekür’e der: Kerem eyle o tatarı kuyudan çıkar, kızcağızın belini koparıyor yer altında kızcağızıma biniyormuş, diğer ölülerimizi topluyormuş, hem ölülerimiz için verdiğimiz yemeği ellerinden çekip alıp yiyormuş, onun elinden ne ölümüz ne dirimiz kurtulurmuş, dinini aşkına o eri kuyudan çıkar dedi. Tekür beylerini topladı, der: Gelin Kazan’ı kuyudan çıkarın, bizi övsün Oğuz’u yersin, ondan sonra şart eylesin bizim memleketimize düşmanlığa gelmesin dedi. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

    Vardılar Kazan’ı kuyudan çıkarıp getirdiler. Dediler : And iç ki bizim memleketimize düşmanlığa gelmeyesin, hem bizi öv Oğuz’u yer, seni bırakı verelim var git dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyeyim dedi. Dediler : Vallah Kazan iyi and içti dediler. Şimdi Kazan Bey, hadi bizi öv dediler. Kazan der: Ben yer yüzünde adam övmem, bir adam getirin bineyim, sizi öveyim dedi. Vardılar bir er kafir getirdiler. Bir eyer, bir gem dedi, getirdiler. Kafirin arkasına eyer koydu, ağzına gem vurdu, eyer kayışını çekti. Sıçradı arkasına bindi. Ökçesini ökçesine vurdu, kaburgasını karnına yapıştırdı. Gemini çekti, ağzım ayırdı. Kafiri öldürdü, çöktü üzerine oturdu. Der: Bre kafirler kopuzumu getirin, sizi öveyim dedi. Vardılar kopuzu getirdiler.

    Eline alıp burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Bin bin erden düşman gördümse övünüm dedim
    Yirmi bin er düşman gördümse koklamadım
    Otuz bin er düşman gördümse ona saydım
    Kırk bin er düşman gördümse gözümü kısıp baktım
    Elli bin er gördümse el vermedim
    Altmış bin er gördümse söyleşmedim
    Seksen bin er gördümse ürpermedim
    Doksan bin düşman gördümse donanmadım
    Yüz bin er gördümse yüzümü dönmedim
    Yüzü dönmez kılıcımı elime aldım
    Muhammedin dini aşkına kılıç vurdum
    Ak meydanda yumru başı top gibi kestim
    O zaman bile erim beyim diye övünmedim
    Övünen erenleri hoş görmedim
    Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni
    Kara kılıcını çal boynuma kes başımı
    Kılıcından sapacağım yok

    Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok dedi. Bir deyiş daha söylemiş, der:
    Yüksek yüksek kara dağdan taş yuvarlansa
    Kaba ökçemi oyluğumu karşı tutan Kazan er idim
    Firavun şişler yükleyip yerden, çıksa
    Kaba ökçem ile perçin kılan Kazan er idim
    Koca koca beyler oğlu kavga kılsa
    Kamçı vurup dindiren Kazan er idim
    Yüce dağları duman tutsa
    Kapkara sis **** kopsa
    Kara koç atımın kulağı görünmez olsa
    Gayrı eren kılavuzsuz yol şaşırsa
    Kılavuzsuz yol başaran Kazan er idim
    Yedi başlı ejderhaya yetişip vardım
    Heybetinden sol gözüm yaşardı
    Hey gözüm namert gözüm kalleş gözüm
    Bir yılandan ne var ki korktun dedim
    O zaman bile erim beyim diye övünmedim
    Övünen erenleri hoş görmedim
    Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni
    Çal kılıcını kes başımı
    Kılıcından sapacağım yok
    Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok
    Oğuz erenleri dururken seni övmem yok

    dedi. Kazan burada bir daha söylemiş:

    Arkaç Kırda çalkanır umman denizinde
    Sarp yerlerde yapılmış kafir şehri
    Sağa sola çırpıntı vurur yüzgeçleri
    Su dibinde döner bahrileri86
    Tanrı benim diye su dibinde çığrışır asileri
    Önünü koyup tersini okur kızı gelini
    Altın aşık oynar Sancıdanın beyleri
    Altı defa Oğuz vardı alamadı
    O kaleye altı tane erle ben Kazan vardım
    Altı güne koymadım onu aldım
    Kilisesini yıkıp yerine mescit yaptım ezan okuttum
    Kızını gelinini ak göğsümde oynattım
    Beylerini kul ettim
    O zaman bile erim beyim diye övünmedim
    Övünen erenleri hoş görmedim
    Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni
    Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları
    Kılıcından sapacağım yok
    Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok

    dedi. Kazan yine söylemiş, der:

    Arkaç Kırda döndürdüğüm bre kafir senin baban
    Şakağına imrendiğim senin kızın gelinin
    Akça Kale Sürmelide at oynattım
    At ile Karun eline baskın yaptım
    Ak Hisar Kalesinin burcunu yıktım
    Ak akçe getirdiler puldur dedim
    Kızıl altın getirdiler bakırdır dedim
    Ela gözlü kızını gelinini getirdiler aldanmadım
    Kilisesini yıktım mescit yaptım
    Altını gümüşü yağmalattım
    O zaman bile erim beyim diye övünmedim
    Övünenleri hoş görmedim
    Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni
    Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok
    Seni övmem yok

    dedi. Kazan Bey burada bir daha söylemiş, der:

    Ak kayanın kaplanının erkeğinde bir köküm var
    Ortaç Kırda sizin geyiklerinizi durdurmaya
    Ak sazın aslanında bir köküm var
    Kaz alaca kısrağını durdurmaya
    Azman kurt yavrusunun erkeğinde bir köküm var
    Akça yünlü on bin koyununu gezdirmeye
    Ak sungur88 kuşunun erkeğinde bir köküm var
    Alaca ördek kara kazını uçurmaya
    Kudretli Oğuz elinde bir oğlum var Uruz adlı
    Bir kardeşim var Kara Göne adlı
    Yeniden doğanını diriltmeyeler
    Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni
    Kılıcından sapacağım yok
    Kendi aslımı yermem yok

    dedi. Bir daha söylemiş, der:

    İt gibi güv güv eden çerkes hırslı
    Küçücük domuz şölenli
    Bir torba saman döşekli
    Yarım ker*** yastıklı
    Yontma ağaç Tanrılı
    Köpeğim kafir
    Oğuzu görür iken seni övmem yok
    Bundan sonra öldürürsen bre kafir öldür beni
    **dürmezsen Kadir korsa öldüreyim kafir seni

    dedi.

    Kafiler der: Bu bizi övmedi, gelin bunu öldürelim dediler. Kafir beyleri toplandılar geldiler.

    Yine dediler: Bunun oğlu var, kardeşi var, bunu öldürmek olmaz dediler. Getirdiler domuz d***** hapse attılar.

    At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan’ın ölüsünü dirisini kimse bilmedi. Meğer hanım Kazan’ ın bir oğlancığı var idi. Büyüdü yiğitcik oldu. Bir gün ata binip divana gelirken bir kişi der: Sen Han Kazan’ın oğlu değil misin dedi. Uruz kızdı, der: Bre ***** benim babam Bayındır Han değil midir? Dedi. Yok, o *****n babasıdır, senin dedendir. Uruz, bre ya benim babam ölü müdür diri midir dedi. Dedi: Diridir, Toman’ın Kalesinde esirdir dedi. Böyle deyince oğlan ağladı, melül oldu. Atını çevirdi geri döndü. Anasına geldi. Burada anasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bre ana ben Han oğlu değilmişim
    Han Kazan oğlu imişim
    Bre ***** kızı bunu bana niçin söylemiyordun
    Ana hakkı Tanrı hakkı olmamış olsaydı
    Kara, çelik öz kılıcımı çekeydim
    Birdenbire güzel başını keseydim
    Alca kanını yer yüzüne dökeydim

    dedi. Anası ağladı. Der: Oğul baban sağdır, amma söylemeğe korkardım, kafire varırsın, kendini vurursun helak olursun, onun için sana söylemiyordum canım oğul dedi. Amma amcana adam gönder, gelsin, görelim ne der dedi.

    Adam gönderdi amcasını çağırdı. Geldi. Uruz der: Ben babamın esir olduğu kaleye gidiyorum. Birlikte istişare ettiler. Bütün beylere haber oldu. Uruz babasına gidiyor, silah ve teçhizatla gelin dediler. Asker toplandı geldi. Alp Uruz çadırlarını açtırdı, cephanesini yükledi. Kara Göne asker başı oldu. Boru çaldırıp göçtüler, yola girdiler.

    Yol üzerinde kafirin kilisesi var idi. Keşişler beklerdi. Gayet sarp kilise idi. Attan inip tacir elbisesi giydiler. Bezirgan suretinde katır, deve çektiler geldiler. Kafirler gördüler gelenler tacire benzemez, kaçtılar kaleye girdiler, kapılarını sımsıkı kapadılar. Burca çıkıp kimlersiniz dediler. Bunlar cevap verdi: Bezirganlarız dediler. Kafirler yalan söylüyorsunuz diyerek taşa tuttular. Uruz attan indi, der: Hey babamın altın gadehinden şarap içen, beni seven attan insin, bunun kapısına birer gürz vuralım dedi. On altı yiğit sıçrayıp attan indiler. Kalkan tuttular, gürzlerini omuzlarına attılar, kapıya geldiler. Birer gürz vurup kapıyı ufattılar, içeri girdiler. Buldukları kafiri öldürdüler. Ağız açtırmadılar. Malını yağmaladılar. Askerin üzerine geldiler kondular.

    Meğer bir sığırtmaçları var idi. Gördü ki kaleyi aldılar, kaçtı teküre vardı, kilisenin alındığını haber verdi. Ne oturuyorsunuz, üzerinize düşman geldi, başınızın çaresine bakın dedi. Tekür beylerini topladı, bunlarla nasıl uyuşalım dedi. Beyler dediler: Bunun uyuşması odur ki Kazan’ı çıkaralım, onlarla başbaşa bırakalım. Bu sözü uygun gördüler. Vardılar Kazan’ı çıkarıp tekürün önüne getirdiler. Tekür der: Kazan Bey üzerimize düşman geldi, bu düşmanı üzerimizden ayırırsan seni bırakı verelim dediler. Hem haraca itaatkar olalım, sen de and iç ki bu bizim memlekete düşmanlığa gelmeyesin dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyelim dedi. Kafirler Kazan iyi and içti diye sevindiler. Tekür askerini toplayıp meydana geldi, çadır diktirdi. Kafir askeri Kazan’ın etrafına toplandı. Kazan’a giyim getirdiler. Kılıç ve mızrak ve çomak ve sair cenk aletini giydirip donattılar.

    Bu sırada Oğuz erenleri alay alay geldi. Gümbür gümbür davullar çalındı. Kazan gördü ki askerin önünce bir ak boz atlı, ak sancaklı, üzeri sağlam demir giyimli, Oğuz’un önünce geldi, çadırını diktirdi, saf bağladı durdu. Onun ardınca Kara Göne geldi, saf bağladı durdu. Hemen burada Kazan atı meydana sürdü, hasım, diledi. Boz atlı Beyrek at tepti meydana girdi. Kazan burada söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin
    Yapısı sağlam demir giyimini giyen yiğit ne yiğitsin
    Adın nedir yiğit söyle bana

    dedi. Beyrek burada söylemiş, der:

    Bre kafir sen beni bilmez misin
    Parasarın Bayburt Hisarından fırlayıp uçan
    Adaklısını başkaları alırken çekip alan
    Pay Püre Han oğlu Bamsı Beyrek bana derler
    Gel beri bre kafir dövüşelim

    dedi. Kazan burada bir daha söylemiş. Der: Bre yiğit, önünce bu askerin bir ak sancaklı alay çıktı, çadırını başkalarından önce dikti, ak boz ata binen o yiğit ne yiğittir, kimin nesidir, yiğit başın için söyle bana. Beyrek der: Bre kafir kimin nesi olacak, beyimiz Kazan’ın oğludur dedi. Kazan gönlünden der: Elhamdülillah benim oğlancığım büyük er olmuş dedi. Beyrek bre kafir daha ne kadar onu bunu soracaksın bana dedi, Kazan’ın üzerine at sürdü. Altı kanatlı gürzünü eline alıp Kazana vurdu. Kazan kendisini tanıtmadı. Kavradı, Beyreği bileğinden tuttu, çekti çomağını elinden aldı, Beyreğin ensesisine bir çomak vurdu. Beyrek atın boynunu kucakladı, çekilip döndü. Kazan der: Ya Beyrek, var beyine söyle gelsin dedi.

    Bunu gördü. Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren meydana girdi.

    Kazan burada söylemiş, der:

    Şafak vakti yerinden kalkan yiğit ne yiğitsin
    Büyük cins atını oynatarak gelen yiğit ne yiğitsin
    Erin erden adını saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit söyle bana

    dedi. Dülek Evren der:

    Bre kafir benim adımı bilmez misin
    Kendi kendisine hor bakan memleketten çıkan
    Elli yedi kalenin kilidini alan
    Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren bana derler

    dedi. Mızrağını eline alıp at sürdü. Kazan’a saplayayım dedi, saplayamadı, öteye geçti. Kazan at tepti, mızrağını çekip elinden aldı, tepesine vurdu, parça parça oldu utandı. O da çekilip döndü. Kazan yine er diledi. Düzen oğlu Alp Rüstem at tepti meydana girdi. Kazan burada gene söyledi, der :

    Kalkıp yerinden doğrulu veren
    Cins atına sıçrayıp binen
    Ne yiğitsin
    Adın nedir söyle bana

    dedi. Alp Rüstem der :

    Kalkıp yerinden doğrulu veren
    İki kardeş bebeğini öldürüp zelil gezen
    Düzen oğlu Alp Rüstem bana derler

    dedi. O da Kazan’a at sürdü. Yeneyim dedi. yenemedi. Kazan Bey buna da bir darbe vurdu. Der: Bre *****, var beyine söyle gelsin dedi. O da döndü.

    Kazan tekrar er diledi. Uruz’un gemini amcası Kara Göne tutmuştu. Çekti ansızın elinden aldı. kılıcı sıyırdı babasının üzerine at sürdü. Davrandırmadı, omuzuna kılıç indirdi. Giyimini kesti, omzuna dört parmak kadar yara açtı. Alca kanı şırıldadı koynuna indi. Uruz gene döndü ki bir daha çalsın. Kazan burada seslenip oğluna söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Kara dağımın yükseği oğul
    Karanlıklı gözlerimin aydını oğul
    Alpım Uruz aslanım Uruz
    Ak sakallı babana kıyma oğul

    dedi. Uruz’un şefkat damarları kaynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Attan yere indi. babasının elini öptü. Kazan da attan atladı yere indi. Oğlunun boynunu öptü. Beyler Kazan ile oğlunun üzerine at sürdüler, etraflarını çevirdiler. Hepsi attan inip Kazan’ın elini öptüler. Yürüyerek kafire at sürdüler, kılıç vurdular. Derelerde tepelerde kafire kırgın girdi. Kaleyi aldılar. Kilisesini yıkıp mescit yaptılar.

    Kanlı kafirin elinden babasını çekip aldı. Kudretli Oğuz eline gelip çıktı. Akça yüzlü anasına müjdeci geldi. Kaza benzer kızı gelini Kazan’a karşı gelip elini öptüler, ayağına kapandılar, Kazan güzel çimene çadır otağ diktirdi. Yedi gün yedi gece toy düğün edip yeme içme oldu. Dedem Korkut geldi kopuz çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.

    Hani övdüğümüz bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya

    **üm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin amin diyenler Tann’nın yüzünü görsün. Günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa hürmetine bağışlasın hanım hey!…
    __________________

Sayfayı Paylaş