demokrasi notları !

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi Ders Notları' bölümünde hilmican tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. hilmican

    hilmican Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    24
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    0

    11.sınıf demokrasi kitabi sayfa 20 kadar notlar lasım acil
  2. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    konuları yazarsan yardımcı olurum..
    hilmican bunu beğendi.
  3. hilmican

    hilmican Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    24
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    0
    Konular

    hak,özgürlükler ve eşitlik kavramları
    insan hakları ve temel haklar
    adalet,hukuk ve devlet kavramları

    ders notları lasım olan konular bunlardır.
  4. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0
    Hak: bireyin, diğer insanların kendi hayatlarını yaşama şekline müdahale etmeden, kendi yaş***** yön verme özgürlüğüdür.

    Eşitlik: Ahlâki ve toplumsal bir ideakolalak, insanların birbirleriyle, aynı insan doğasına sahip olmak bakımından, aynı konum ve değerde olmaları hali.

    Özgürlük:Siyasal ve toplumsal alanda özgürlük kavramı daha karmaşık ve çok-anlamlı tanımlar ve tartışmalar getirir beraberinde. Mesela, Liberalizm'de özgürlük ana prensiptir, ancak burda kişisel özgürlükleri öyle bir abartılır hale getirirler ki sonuçta bununda adına özgürlük diyebilirler: Halbuki konu siyasi oldu mu bu tüm toplumu ilgilendirir, dolayısıyla tekil özgürlüğün çoğul özgürlüğü kısıtlamaması ve ona zarar vermemesi gerekir.



    insan hakları ve temel haklar


    İNSAN HAKLARI
    İnsan hakları bireylerin salt insan olmakla kazandıkları haklardır. İnsanların insan olarak taşıdıkları değerin sömürü baskı, kıyım ve her tür lü doğal güç karşısında korunmasına dayanır.Tanımı ve sınırları konu-sunda her zaman tam bir anlaşmaya varılamasa da temel bazı varsa- yımlar üzerinde anlaşılır.İnsan hakları temelde devlet gücünü sınırlar; hem yasal hem de ahlaksal düzenlemelerin kaps***** girer; hem “olanı” hem de “olması gerekeni” dile getirir.Özünde genel ve evrensel nitelik- lidir; bütün insanların hatta bazı durumlarda henüz doğmamış olanların her yerde sahip olması gereken haklardır.Böylece belirli bir durumda bi-reyin ya da grupların benzer haklarının korunabilmesi anl***** gelir. Bütün normatif gelenekler gibi insan hakları da zamanın ürünüdür. Özünü ve biçimini veren tarihsel sürekliliği ve değişim süreçlerini yansı tır. “İnsan Hakları” kavramının, çok eski bir tarihi vardır.Yalnız bu kavram,ancak II. Dünya Savaşı'ndan sonra kesin çizgilerle sınırlandırıl- mış, tarifi yapılabilmiş, fertler için teminata bağlanabilmiştir.Kökenleri Stoacılığın doğal hukuk görüşleri ile yakından ilişkili Eski Yunan ve Ro-ma düşüncesine dayanıyordu. Eski Yunan Stoacılığından etkilenen Roma hukukunda ius naturale (doğal hukuk) sistemine yer verilmiş ve ius getiuma (bütün kavimler için geçerli hukuk) uymak koşuluyla, yurttaşlık haklarını aşan bazı evrensel haklar tanınmıştır. XVIII. yüzyılda aydınlanma ile ileri adımlar atıldı. John Locke ile Montesquie, Voltaire ve Jean-Jocques Rousseau gibi “filozoflar” bu alanda önemli katkılarda bulundular. Locke bazı hakların bireylerin yalnızca insan olmalarından kaynaklandığını çünkü bu hakların, bireylerin toplumsal sözleşmeyle si- vil topluma geçmelerinden önce içinde yaşadıkları doğal durumda var olduğunu ileri sürdü. İnsan haklarının doğallığı görüşü, karşı görüşlere ve tartışmalara yol açtı. Mutlak değişmez, ebedi olarak nitelendirdikleri için birbirleriyle çeliştikleri ileri sürüldü. Bir başka önemli etken de hem ilerici hem de tutucu çevrelerin tepkileri oldu. Doğal hukuka ve doğal haklara karşı XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan bu saldırılar XIX. ve XX. yüzyıl boyunca daha da yaygınlaştı. Friedrich Karl von Savigny, Henry Maine gibi düşünürler hakların, belirli topluluklara özgü kültür
    ve çevre değişkenlerinin türevi olduğunu vurguladılar. John Austin, Thomas Hobbes'un bir deyimini kullanarak tek yasanın “hükümdarın buyruğu” olduğunu, Zudwig Witgenstein da gerçeğe ancak doğrulanabi- lir deneyimlerle ulaşılabileceğini iddia etti. Günümüzde ise hangi kültür çevresinden gelirse gelsin hukukçuların, felsefecilerin ve sosyal bilimci- lerin çok büyük çoğunluğu her insanın bazı temel hakları bulunduğu ko- nusunda birleşir.

    İÇERİĞİ : İnsan hakları bir defada oluşup bitmek yerine günümüze de-ğin başlıca üç aşamada gelişti. Birinci aşama XVII.-XVIII. yüzyılda İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin klasik hak ve özgürlükleri ge-tirmesiydi. Daha çok bireysel nitelikleri olan bu haklar arasında yasal eşitlik, kişi güvenliği, bireysel özgürlük, düşünce ve inanç özgürlüğü, siyasal haklar ve mülkiyet hakkı en önemlileriydi. XIX. yüzyılın 2. yarı- sına doğru yükselmeye başlayan kitle hareketleri bu kez daha çok sosyal eşitlik eksenine yöneldi. Bütün yüzyıl boyunca sosyalist ve reformcu dü-şünceler bu hareketlerle eşlik edip yol gösterdiler. Bunların sonunda yeni bir senteze ulaşıldı; insan hakları listesinin genişlemesi ve devletin tutu- munun değişmesi “sosyal haklar” ve “sosyal devlet” olgularını doğurdu. XX.yüzyılda yasalara, anayasalara daha sonra da uluslararası belgelere giren “ikinci kuşak” insan hakları ekonomik, sosyal ve kültürel nitelik- liydi. Özellikle kapitalizmin baskısı altındaki hakların daha iyi yaşama özlemlerini dile getiren bu yeni haklar, devletin tutum ve işlevinde de de- ğişmeye yol açtı. Devletin artık etkin bir yol oynaması bekleniyor, kapitalizmin getirdiği sosyal eşitsizlikleri giderici müdahalelerde bulunmak, çalışan sınıfları ekonomik, sosyal ve kültürel yönden destekle mek de onun ödevleri arasına giriyordu. Böylece “bekçi devlet” ya da “jandarma devlet” yerini “sosyal devlet”e ve müdahaleciliğe bırakıyordu. “Üçüncü kuşak” insan hakları ise XX. yüzyılın 2. yarısından sonra orta-ya çıkan bir ölçü de 3. dünya ülkelerinin taleplerini yansıtan yeni bir hal-kayı oluşturur. Ulusların siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel gelecekle-rini belirleyebilme hakkının, dile getirildiği bu aşamada ezilen ulusların ve halkların bağımsızlık, dünya nimetlerinden eşit ve hakça yararlanabil- mek için verdikleri mücadelenin izleri açıktır.

    İNSAN HAKLARI

    İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu "temel hak ve özgürlükler". İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

    İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmektedir. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında bir sorumluluk da bulunmaktadır.


    adalet,hukuk ve devlet kavramları


    Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anl***** gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Bu anlamda herhangi bir durumun adil (adaletli) olup olmadığından söz edilebilir. Adalet kavramı temelde hukuk kurallarına uygunluğu içerir. Öte yandan, adalet insanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir.
    Adalet; kısaca haklılık ve hakka uygunluktur. Öznel anlamda adalet, herkesin hakkını tanıma konusunda değişmez ve kesin istektir. Nesnel anlamda adalet, karşıt çıkarlar arasında hakka (hukuka) uygun bir denkliktir, eşitlik düşüncesidir. Adelet 4 tür altında toplanabilir. Bunlar:

    Dağtıcı adalet
    Dekleştirici adalet
    Hakkaniyet
    Sosyal adelet
    Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir. Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Eski Yunanlı düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles’in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. Örneğin, günümüzde kişinin tükettiği herhangi bir maldan alınan katma değer vergisi adil bir vergi değildir. Çünkü kişinin gelir düzeyini dikkate almaz. Buna karşılık, kişinin geliri üzerinden alınan ve gelir düzeyi yükseldikçe vergi oranının da arttığı gelir vergisi daha adil bir uygulamadır.
    18. yüzyılda Aydınlanma Çağı düşünürleri adalet kavramını daha dar biçimde tanımladılar. Onlara göre hukuka ve hukuksal eşitliğe uygunluk adalet için yeterlidir. Ne var ki, hukuk düzeni her zaman adil olmayabilir. Çünkü hukuk yasaların her durumda aynı biçimde uygulanmasını gerektirir. Oysa yargıç herhangi bir olayda yasayı uygularken, durumun özelliklerini de göz önünde bulundurmak zorundadır. Böylece genel bir nitelik taşıyan yasanın eksik yanları uygulamada giderilebilir ve adalete daha çok yaklaşılabilir.
    Günümüzde adalet kavramı sosyal adaleti de kapsamaktadır. Sosyal adalet, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesini, toplumdaki zayıf ve güçsüzlere devletçe yardım edilmesini içerir.


    ------------------------------------------------------------

    Adalet, genel anlamıyla hakka uygunluk, haklı ile haksızın ayırt edilmesi demektir. Bu anlamda hem bir durumu, hem de insanların davranışlarını tanımladığı için ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir. Adalet, bir kavram olarak, insan davranışını ahlak açısından ince*leyen ve eleştiren bir düşünceyi de içermek*tedir.

    Kutsal kitaplarda adil (adaletli) olmaya ve yöneticilerin adil karar vermelerine ilişkin bölümler vardır. Üstelik ilkçağlardan bu yana düşünürlerin en çok ilgilendiği kavramlardan biri de adalet olmuştur. Sözgelimi Platon adaleti en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralı olarak tanımla*mıştır. Aristo da eşitlik kavramından yola çıkarak, bir hukuk düzeninin güçsüzleri koru*duğu ölçüde adaletli olabileceğini ileri sür*müştür. 18. yüzyılın Aydınlanma Çağı düşü*nürleri ise "doğal hukuk" kavr***** yer vererek, hukuka ve hukuksal eşitliğe uygun*luğu adalet için yeterli saymışlardır. Yüzyıllar boyunca top*lumlar değişirken adalet kavramı da değiş*miştir.

    Eskiden olduğu gibi bugün de hukuk düzeni ile adalet kavramı tam anlamıyla örtüşmez. Daha dar bir anlamı olan hukuk adaleti sağlamakla yükümlüdür, ama her za*man adil olmayabilir. Çünkü hukuk düzenini oluşturan yasalar uygulamada esnekliğe yer vermez. Bu durum zaman zaman adaletsizliğe yol açtığı için, yargıç bir olaya yasaları uygu*larken adalete uygunluk ilkesini de gözetir. Böylece, yasaların katılığını uygulamada dü*zeltmeye ve adalete daha çok yaklaşmaya çalışır.

    Örneğin herkesten kazancıyla orantılı ola*rak alınan gelir vergisi adil bir vergidir. Oysa kişinin gelir durumuna bakılmaksızın tüketti*ği herhangi bir maldan (örneğin şekerden) alınan vergi adaletsiz sayılabilir. Çünkü bu vergi karşısında herkes eşit sayıldığı için zengin ile yoksul eşit oranda vergi ödemiş olur.
  5. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    bunlar kitapta var zaten internete yazıncada çıkıyor
  6. hilmican

    hilmican Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    24
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    0
    Cok sağol moderator bi tek sen ilgileniyorsun :D
    Son düzenleyen: Moderatör: 5 Kasım 2009
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş