depremler

Konu 'Coğrafya 10. Sınıf' bölümünde sevecen tarafından paylaşıldı.

  1. sevecen

    sevecen Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    6

    dünyadaki ve türkiyedeki depremlerin genel özelliklerini daha detaylı olarak lütfen emeğinize şimdiden teşekkürler
  2. manic_bjk

    manic_bjk Üye

    Katılım:
    7 Ekim 2008
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYEDE DEPREMLER

    Türkiye, yerkabuğu hareketleri yönünden dünyanın en hareketli, oynak sahaları arasına girmektedir. Günümüzde de bu yerkabuğu hareketleri deprem denilen çok hafif kabuk sarsıntıları halinde devam etmektedir. Türkiye’de oluşan tüm depremler tektonik kökenli olup magmadan kaynaklanmaktadır. Bu da Anadolu kütlesi altındaki magmanın hareketli olduğunu ifade etmektedir.
    Gerçekten, güneybatıda Afrika kütlesi Girit adasının altında magmaya doğru dalmaktadır ve dalan levha kabaca İzmir civarında 200 km kadar derinlikte devam etmektedir. Öte yandan, güneydoğuda Arabistan kütlesi, Anadolu kütlesinde kompresyonlara yol açmaktadır. Özellikle Kuzey Anadolu fayı gibi diri fayların mevcudiyeti, kompresyonun şiddetli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, depremler esnasında bazen yüzlerce km uzunluğunda doğrultu atımlı fayların ve birkaç 10 cm’lik düşey fayların oluşması magmada biriken enerjinin çok fazla ve de kompresyonun şiddetli olduğunu ima etmektedir. İşte magmaya başka bir deyişle üst mantoya dalan levhaların hareketi ve diğer olaylarla mantoda radyoaktif maddelerin zincirleme parçalanması, enerji birikimini sağlamaktadır, biriken bu enerji özellikle kinetik enerji halinde kırık veya zayıf zonlardan yüzeye çıkmakta ve dalgalar halinde merkezden çevreye doğru yayılmaktadır. Bu olay sonucunda da süresi saniye ile ifade edilen sarsıntılar meydana gelmektedir.
    Tarihsel kayıtlar, günümüze nazaran tarihi devrelerde şiddetli, yıkıcı depremlerin oluştuğunu açık-seçik olarak göstermektedir. Nitekim, İlk ve Orta çağda önemli bir kültür merkezi Antakya, 2000 yıllık bir devre zarfında yedi kez harap olmuş ve VI. Asırda meydana gelen bir deprem de ise şehir onarılamayacak derecede tahrip olmuş ve bu suretle eski önemini kaybetmiştir. Pamukkale’deki tarihi Hierapolis şehri, MS II. Yüzyılda meydana gelen bir depremde harap olmuş ve şehir, halk tarafından terk edilmiştir. Yine Ortaçağda Ermenistan Krallığının başkenti olan Ani, 16. asırda depremle geniş ölçüde tahrip olmuştur. Öte yandan Batı Anadolu’daki Milet, Efes, Karacasu, Didim vs. gibi şehirlerdeki eski muhteşem yapılarda sütunların, kaideleri üzerinde dönmüş olması ve çok sağlam saray, şato vs.’nin yıkılması, çok şiddetli depremlerin meydana geldiğini kanıtlamaktadır. Erzincan bile son 900 yıl içerisinde depremler sonucunda dokuz defa tahrip olmuştur.


    TÜRKİYEDEKİ DEPREM B**GELERİ

    Türkiye’deki depremlerin şiddetlerine göre dağılışına bakıldığında, Birinci derecede deprem alanlarını, Kuzey Anadolu Fay zonu, Doğu Anadolu fay zonu ve Ege bölgesinin büyük bir bölümü oluţturmaktadır. İkinci derecede deprem kuşakları, kabaca birinci derecede deprem kuşaklarının bulunduğu alanları çevrelemektedir. Üçüncü ve Dördüncü derecedeki deprem bölgeleri ise daha ziyade İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun güney kesimleridir.
    Ülkemizde şiddetli-yıkıcı depremlerin meydana geldiği alanlar, genel olarak, dağların arasında uzanan havzalar, oluklar, başka bir ifade ile alçak ve düzlük alanlardır. Bu alanlar, yerleşme merkezlerinin özellikle büyük şehirlerimizin yoğun olduğu ve ana karayolu ile demir yollarının geçtiği sahalardır, nüfusumuzun aşağı yukarı % 50’si bu alanlarda barınmaktadır
    Yapısal ve deformasyon özelliklerine bakarak Türkiye, Miyosen’den bu yana (12 my) gelişen üç ana neotektonik (genç tektonik) bölgeye ayrılmıştır.Bu bölgeler:

    1- Doğu Anadolu sıkışma bölgesi
    2- Batı Anadolu açılma bölgesi
    3- Orta Anadolu ovalar bölgesidir.

    1-DOĞU ANADOLU SIKIŞMA B**GESİ

    Avrasya-Arabistan levhalarının çarpışmasından sonra Doğu Anadolu son 10 my’dan bu yana kuzey-güney yönünde ortalama % 40-60 oranında daralmış, yerkabuğu kalınlaşmış ve yükselmiştir. Doğu Anadolu bölgesini batıda Kuzey Anadolu Fayı sınırlamaktadır. Jackson ve McKenzie (1988), bu bölgedeki ve kuzeydeki Kafkaslar’da kuzey-güney yönlü sıkışma hızını 30 mm/yıl olarak bulmuşlar ve buradaki deformasyonun % 10-40’nın depremlerle ilişkisi olduğunu belirtmişlerdir. Deformasyonun önemli bir bölümü bu bölgenin batıdaki Anadolu levhası ile sınırını oluşturan Doğu Anadolu Fayı üzerinden geçmektedir. Sıkışma; bölgede dağlar arası çöküntü havzaları, yanal atımlı faylar, açılma çatlakları, kıvrımlı-bindirmeli alanlar ve Pliyo-Kuvaterner (2 my) yaşlı volkan püskürmeleri oluşmuştur.
    Güney Anadolu bölgesinde bindirme hareketleri ile oluşan ters faylanmaların etkin olduğu görülmektedir. Bindirmeler kuzeyden güneye doğru olmuş, eski kütleler yeniler üzerinde 15-20 km kaymışlar ve sürüklenmişlerdir.
    Jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen gravite, ısı akısı, sismik dispersiyon verileri gibi jeofizik veriler Doğu Anadolu’da yerkabuğu kalınlığının 40-45 km arasında olduğunu göstermektedir.
    Bu bölgenin tarihsel (MS. 1900 öncesi) ve aletsel deprem kayıt dönemlerinde (MS.1900 sonrası) deprem bakımından etkin olduğu anlaşılmaktadır. Çoğunlukla sığ (10-15) derinliklerde oluşan bu bölge depremlerinin büyük olanları, yeryüzünde fay kırıkları oluşturmaktadırlar. Katalog verilerine göre Güneydoğu Anadolu bindirme kuşağı içinde depremlerin sığ olmaları ve bölgedeki geleneksel yapı türünün depreme dayanıklı olmaması nedeniyle büyüklüğü 5.5 olan depremler hasar ve kayıplara neden olmaktadır.
    Doğu Anadolu Fayı dışında bu bölgede rastlanan belli başlı etkin faylar ve tektonik unsurlar şunlardır:
    Narman-Horasan fayı : 110 km uzunluğunda olduğu belirtilen bu fay zonunun kuzey bölümü 30 Ekim 1983 Narman depremini oluşturarak etkinliğinin derecesini ortaya koymuştur. Sol yanlı doğrultu atımlı bir faydır.Yer yer 5 km genişliğe varan kesme kuşaklarının oluştuğu görülür.
    Çaldıran fayı : 1976 Çaldıran depremi ile ortaya çıkan bu fay, sağ yönlü doğrultu atımlıdır. Ortalama 50 km uzunluğunda bir yüzey kırığı oluşmuştur.
    Balıkgölü fayı : Ortalama 90 km’lik bölümü Türkiye sınırları içinde konumlanan bu fay, doğuda İran sınırları içine girmektedir. Balık gölü bölümünde normal faylar içeren kuşak, gölün güneydoğusuna doğru belirgin olarak sağ yönlü doğrultu atımlı fay niteliğini kazanmaktadır. 1840 Ağrı depreminin bu fay ile ilgili olduğu belirtilmiştir.
    Tutak ve Karayazı fayı : Hava fotoğraflarında ve sahada belirgin olarak görülen Tutak fayının 90 km uzunluğunda ve etkin olduğu belirtilmiştir. Karayazı fayı Tutak fayına 15-20 km uzaklıkta koşut olarak konumlanmaktadır. Her iki fay sağ yönlü ve doğrultu atımlıdır.
    Erzurum fayı : Sol yönlü doğrultu atımlı ve yer yer ters faylanma belirtileri gösteren bu fayın etkin olduğu anlaşılmıştır. Kuşak boyunca kesme çatlaklarının kapladığı alanın genişliği 10 km’ye varmaktadır. Bu kuşağın güney bölümünün 1200, 1482 ve 1859 yıllarında Erzurum çevresinde önemli kayıplara neden olan depremleri oluşturduğu belirtilmektedir.

    2- BATI ANADOLU AÇILMA B**GESİ

    Neotektonik dönemin baţlangıcı ile birlikte Batı Anadolu ve özellikle Ege bölgesi yoğun bir kuzey-güney yönlü gerilmeye uğramıştır.. Batı Anadolu ve Ege’deki graben sistemleri Doğu Anadolu Sıkışma bölgesi gibi Avrasya-Arabistan çarpışmasının bir yan ürünüdür ve doğu Anadolu’daki sıkışma hareketinin Kuzey Anadolu Fayı ile batıya taşınması sonucu oluşmuştur. Günümüzde de sürmekte olan açılma ve gerilme hareketleri sonucu batı Anadolu’da birbirine koşut pek çok graben, küçük çaplı havzalar ve yanal atımlı faylar oluşmuştur. Bu bölgedeki büyük çaplı grabenler olarak büyük ve küçük Menderes vadileri, Saros, Edremit, Gökova, Gemlik, İzmit körfezleri, İznik gölü ve Marmara Denizi’nin büyük bir bölümü sayılabilir. Batı Anadolu’da yer kabuğu 25-30 km kalınlıktadır..
    Batı Anadolu ve Ege Bölgesi tarihsel ve aletsel dönemlerde çok etkin bir deprem bölgesi karakterini korumuş, depremler geçmiş birçok uygarlıklarda iz bırakan önemli bir olgu olmuştur. Batı Anadolu’daki büyük depremler genellikle yeryüzünde deprem fay izleri oluşturmuşlardır. Sığ olan Batı Anadolu depremleri, Rodos ve Antalya körfezi açıklarında 90 km derinliklere kadar yer alabilmektedirler. Ege bölgesindeki graben sistemleri çok sayıda küçük deprem kümeleri oluşturmaktadırlar. Ayrıca, jeotermal kaynak alanlarının da bölgede çok sayıda küçük depremi tetiklediği sanılmaktadır.
    Büyük depremlerin odak mekanizması çözümleri ve sismik momentleri kullanılarak yapılan bir çalışmada, güneybatı Anadolu’nun yılda 13.5 mm hızla kuzey-güney yönünde açıldığını ve 0.5 mm/yıl’lık bir hızla inceldiği bulunmuştur. Marmara bölgesi ise daha yavaş olmakla birlikte kuzey-güney yönünde açılmaktadır. İncelemeler Batı Anadolu’da depremlerin yerkabuğunun en üstteki 8-10 km’lik kırılgan bölümde yer aldığını, bunun altında yerkabuğunun daha sünek bir yapıda bulunması olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.
    Marmara bölgesindeki fay kuşakları ve kırıklar Kuzey Anadolu Fayı’nın etkisi altında olup doğrultu atım bileşenleri daha büyüktür. Ancak normal faylanma türü depremlerin yer aldığı bu bölgede (örn. 6.10.1964 Manyas, 18.9.1963 Çınarcık depremi ) düşey hareketlerin de önemli değerde olduğu anlaşılmaktadır. Geçmişte bir çok büyük depremin etkisi altında kalan bu bölgenin fay kuşakları ve kırıklar, genelde doğu-batı doğrultusunda konumlanırlar. Marmara bölgesi depremselliğinin sismik enerji salınması açısından aletsel dönem içinde güneybatı Anadolu bölgesi kadar etkin olduğu bulunmuţtur.
    Batı Anadolu’da belli başlı etkin fay kuşakları ve kırıkları şunlardır : Eskişehir, Sultandağı, Büyük Menderes, Alaşehir, Gediz, Simav, Demirci, Soma-Akhisar ve Kerme fayları ile Aksu bindirmesidir.

    3- ORTA ANADOLU OVA B**GESİ

    Doğu Anadolu Sıkışma bölgesi ile Batı Anadolu Açılma bölgesi arasında kalan Orta Anadolu Ova bölgesi, kuzeyde Kuzey Anadolu Fayı ve güneyde ise Toros sıradağları ile sınırlanır. Bölgenin en belirgin morfolojik yapısını simgeleyen Konya ve Tuz gölü havzalarının batı Anadolu graben sistemine aşamalı olarak geçiş gösterdiği belirtilmiştir. Bölgede belirlenen tipik yapısal unsurlar, bazılarının varlıkları geçen yüzyıldan beri bilinen, kabaca kuzeydoğu-güneybatı ve kuzeybatı-güneydoğu yönlü büyük faylardır.( Örn. Tuz Gölü fayı, Ecemiş fayı). Bu fayların yanal atımlı oldukları belirlenmiştir. Orta Anadolu bölgesinin tarihsel ve aletsel dönemleri incelendiğinde çok sayıda büyük deprem olmadığı görülmektedir.
    Cumhuriyet döneminde kayda geçen az hasar yapıcı depremlerden birkaçı Tuz Gölü yakınlarında olmuştur. Bunun dışında bölgenin deprem tehlikesini arttıracak bir etkinliğe rastlanmamıştır. Ancak, bölgede yakın deprem istasyonlarının olmaması, ufak depremlerle ilgili bilgilerimizin eksik olmasını sonuçlamaktadır.
    Yukarıda tektonik ve depremsellik özellikleri açıklanan üç ana neotektonik bölgeden başka diğer üç ufak neotektonik bölge de Avrasya-Arabistan levhası çarpışması ve yaklaşması sonucu gelişen Karadeniz kıyı bölgesi, Trakya bölgesi ve Adana-Klikya havzası ve Isparta açısı sistemleridir.
    Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzeyinde kalan Karadeniz kıyı bölgesinin deprem etkinliği azdır. Bu bölgenin Kuzey Anadolu Fayı’na yakın olan bölgelerinde oluşan depremler, bu faya bağlantılı ikincil faylanmalarla ilişkili olabilir.(Örn.1968 Bartın Depremi ).
    Trakya bölgesinin neotektonik niteliği bugün için iyi bilinmemektedir. Kalın bir tortul kütleyi barındıran graben ya da ova sistemlerinden hangisine daha yakın olduğu konusu belirgin değildir.
    Adana-Klikya havzası ve Isparta açısı sistemlerinin tarihsel ve aletsel dönemde çeşitli depremlerle etkinlik kazanmış oldukları yapılan çalışmalardan anlaşılmaktadır. Ancak, bugün bile yakın deprem istasyonları olmaması nedeniyle ufak deprem etkinliği özellikleri bilinmemektedir.


    BÜYÜK FAY KUŞAKLARI VE DEPREMSELLİK

    Ege bölgesi ve Doğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde depremler dağınık ve belirli bir alanda kümelenme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bu tür depremler, ya kısa uzanımlı etkin faylar üzerinde ya da bu fayların tavan ve taban bloklarındaki deformasyonlar ile ilgili olmaktadır. Ancak, bazı neotektonik bölgelerin ayrımını sağlayan ve levha parçalarını sınırlayan fay kuşakları vardır ki, bunlar zaman zaman ülke çapında olmakta ve depremlerle ilgili çalışmalarda önemli bir yer tutmaktadır. İşte Türkiye’de bu anlamda ele alınabilcek önemli iki ana fay kuşağı ve bir bindirme kıvrımlı kuşağı bulunmaktadır.

    1- KUZEY ANADOLU FAY KUŞAĞI

    Kuzey Anadolu Fayı ortalama 1500 km uzunlukta ve sağ yönlü yatay hareket gösteren doğrultu atımlı ve diri fay topluluğunu barındıran bir kuşaktır. Kuşak içindeki kırıklar kademeli ya da birbirine az çok koşut olarak sıralanırlar. Bu kırıklar, kuşak boyunca ortalama 500-1000 m , bazı kesimlerde birkaç km, ovalık bölgelerde ise 8-10 km genişlikte yer alırlar. Bu fay kuşağı içerisinde ezik kayaçlardan oluşmuş tepecikler, gölcükler,sırtlar, sıcak su kaynakları, ötelenmiş dere yatakları bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı batıda iki kola ayrılmış olarak yer almaktadır. Bu kollardan biri Biga Yarımadasından başlayarak, Yenice-Gönen –Manyas’tan geçmekte, Bursa ve Yenişehir üzerinden Sakarya nehrine ulaşmaktadır. Kuzeydeki diğer kol ise Saros körfezinden başlayıp Tekirdağ- Mürefte- Şarköy üzerinden Marmara Denizi’nin kuzey bölümünü izleyerek İzmit körfezinden Sakarya nehri çevresinde Kuzey Anadolu Fayı’nın güney Marmara’daki diğer koluna kavuşmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı buradan Mudurnu suyu vadisini izleyerek Abant gölüne varmakta ve daha sonra Bolu yakın güneyinden Gerede içinden, Çerkeş-Ilgaz kuzeyinde Destek boğazına ve oradan Yeşilırmağı izleyerek Niksar yakın güneyinde Kelkit vadisine ulaşmaktadır. Bu vadi boyunca, Reşadiye, Koyulhisar, Suşehri ve Refahiye kuzeyinden geçerek Erzincan ovasına varmakta ve oradan Sansa boğazını ve Fırat’ı keserek güneydoğu doğrultusunda Elmalı deresini izleyerek Karlıova yakın kuzeyinden Üstünkıran-Varto deprem bölgesine ulaşmaktadır.
    Sağ yönlü hareketin baskın olduğu Kuzey Anadolu Fayı üzerinde Miyosenden bu yana 25 ile 120 km’ye kadar değişen büyüklükle yerdeğiştirmeler gözlenmiştir. Kuzey Anadulu Fayı üzerinde bu düzeyde gözlenen yerdeğiştirmenin doğudan batıya doğru gittikçe azaldığı vurgulanmıştır
    Jeolojik gözlemler Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki yerdeğiştirme hızı için 0.5-0.8 cm/yıl düzeyinde değerler verirken, sismolojik incelemeler 1-11 cm/yıl arasında değişen yerdeğiştirme hızı vermektedirler Kuzey Anadolu Fayı’nın Erzincan’ın doğusunda İran’a doğru ilerleyip ilerlemediği konusu tartışmalıdır.

    2- DOĞU ANADOLU FAY KUŞAĞI

    Ortalama 400 km uzunlukta ve Türkiye’nin sayılı fay kuşaklarından biri olan Doğu Anadolu Fayı, Karlıova’dan başlayıp Kahramanmaraş üzerinden Akdeniz’e kadar uzanmakta ve sol yönlü bir hareket göstermektedir. Arab levhası ile Anadolu levhası arasındaki hareketin bir bölümü bu fay üzerinde oluşmaktadır. Uzay fotoğrafları Doğu Anadolu Fayı’nın morfolojisini belirgin biçimde ortaya koymaktadır. Doğu Anadolu Fayı, **ü Deniz Fayı ve Kıbrıs Yayı’nın doğudaki uzantısı arasında karmaşık tektonik ilişkilerin özellikleri günümüzde daha çok incelenmesi gereken bir sorun olarak güncelliğini korumaktadır. Doğu Anadolu Fayı’nın kinematik özellikleri bu iki tektonik kuşak üzerindeki hareketlerle doğrudan ilişkilidir.
    Doğu Anadolu Fay kuşağında fay çizgiselliği zaman zaman dönmeler ve sıçramalar içermekte, fay gölleri ve çöküntü havzaları bulundurmaktadır.
    Jeolojik gözlemler sonucu fay üzerinde Göynük çevresinde 18-22 km, Hazar gölünün güneybatısında Fırat nehrinin yatağında 15 km’lik sağ yönlü yerdeğiştirme saptanmıştır.
    Jeolojik veriler bu fay üzerinde 0.5 cm/yıl düzeyinde bir hareket hızı vermektedir. Ancak bu hız Doğu Anadolu Fayı’nın eşleniği olan Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki hareket hızından iki kat daha azdır. Araştırmalar doğu Anadolu’daki tektonik kinematik nedeniyle Avrasya-Suriye arasındaki hareketin ancak ufak bir bölümünün Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı üzerinden açığa çıktığını ortaya koymuştur.
    Aletsel kayıt dönemi içerisinde Doğu Anadolu Fayı boyunca 6.0 büyüklüğünde ancak birkaç deprem olmuştur. Tarihsel olarak incelendiğinde fay boyunca şiddeti 8.0 olan birkaç deprem görülmektedir. Doğu Anadolu Fayı ve Kuzey Anadolu Fayı’nın her ikisi de MS 100-1700 yılları arasında etkin olmuşlardır. MS 0-500 yılları arasında ise Kuzey Anadolu Fayı etkinken, Doğu Anadolu Fayı sakin görülmektedir. MS 500-1100 yılları arasında etkinlik tam tersine olmuştur. Aletsel dönem içerisinde Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı’na kıyasla daha etkin gözükmektedir. Bu kıyaslama yolu ile yaklaşırsak, Doğu Anadolu Fayı’nın bu yüzyıl içinde daha etkin duruma geçeceği ihtimali ağırlık kazanmaktadır. Bazı bilim adamlarının yaptıkları incelemelerde bazı bölgelerin gelecekte deprem oluşturma potansiyellerinin yüksek olduğunu vurgulamışlardır. Bu bölgeler Genç-Hazar Gölü arası ve Çelikhan’ın doğusudur. Ancak, Doğu Anadolu Fayı’nın Gölbaşı-Türkoğlu arasındaki bölümü aletsel dönemde orta ve büyük depremler açısından çok sakin bir dorumdadır. Bu ise bu bölgeyi gelecekte büyük bir depreme aday yapmaktadır.
    Doğu Anadolu Fay kuşağında 1964-1986 yılları arasında olmuş ve büyüklüğü 5.5 olan dört depremin kaynak parametrelerinin incelenmesi sonucu fayın bu dönem içerisinde 3.4 cm/yıl düzeyinde bir kayma hızı ile hareket ettiği ve bu kuşak üzerindeki büyük depremlerim kayma vektörlerinin Doğu Anadolu Fayı’nın doğrultusu ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, fayın çevresindeki ikincil fayların etkin olduğunu ve hasar yapıcı deprem potansiyeli içerdikleri anlaşılmaktadır.

    3- BİTLİS BİNDİRME VE KIVRIMLI KUŞAĞI

    Orta Miyosen’de Arabistan levhası ile Avrasya levhasının çarpışmasının ürünü olan Bitlis-Zağros Bindirme ve Kıvrımlı Kuşağı’nın Türkiye sınırları içerisinde kalan bölümüdür. Bitlis bindirme kuşağı genellikle Doğu Toros dağlarının güney eteklerini izleyerek doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Maraş ve Adıyaman çevresinden başlayan bu kuşak Çüngüş-Ergani-Lice-Kulp-Sason –Kozluk ve Pervari’den geçerek İran’da Zağros kuşağına birleşir.
    Bölgede deprem istasyonları sayısının çok az olması nedeniyle bu kuşağın güncel deprem etkinliği konusunda ayrıntılı bir sonuca varmak olası değildir. Ancak 6 Eylül 1975 Lice depremi ve bazı saha gözlemleri bindirmenin tarihsel ve aletsel dönemde yer yer etkin olduğunu göstermektedir. 6 Eylül 1975 Lice depreminin önemli bir özelliği, Bitlis Bindirme Kuşağı üzerinde günümüzde ters faylanma mekanizmasının etkin olduğunu göstermesidir. Bindirme hareketine sol yanlı doğrultu atım bileşeninin de eşlik etmesi diğer önemli bir noktadır.
    Bitlis Bindirme Kuşağı’nın güneyini oluşturan kıvrımlı kuşak depremsellik açısından son 80 yıllık dönem içerisinde sakin görülmektedir. Depremler daha çok bindirme çizgisine çok yakın yerlerde ve kuzeydedir.


    alıntı buda;)dunyadakılerı bulamadım geniş anlamda yok:(
  3. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0

Sayfayı Paylaş