Ders Notları Varmı Acaba 1-58 Arası

Konu 'Coğrafya 10. Sınıf' bölümünde xalfa tarafından paylaşıldı.

  1. xalfa

    xalfa Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2008
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    12
    Ödül Puanları:
    9

    Başlıktaki Gibi Arkadaşlar 1-58 Arası Ders NOtları Varsa Çok sevinirim ...
    Son düzenleyen: Moderatör: 12 Kasım 2008
  2. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    İLK ÜNİTE:

    Yeryüzünün biçimlenmesini özelliklerini inceleyen ve öğreten bilim dalı olan topoğrafya yer kabuğunun yapı malzemesi kayaçlar bütün özellikleriyle inceler .
    İnsan ilk çağlardan beri toprak ve taştan yararlanmıştır.Kesici aletler yaparak kap kacak,üs eşyası, değirmen taşı, yapı taşı, tuğla, kiremit , çimento, kireç vb. amaçlar için kullanmışlardır.

    Püskürük kayaçlar= Püskürük kayaçlar volkanizmanın etkisiyle oluşur.Yerin altındaki kızgın mağmanın yerin çatlaklarından yükselerek soğumasıyla granit, siyenit, diorit, ve gobra gibi sert ve aşınmaya dayanıklı iç püskürük kayaçlar oluşturulur.İç püskürük kayaçlar ise mağmanın volkan patlamalarıyla yeryüzünden çıkması soğuması ve havayla temasıyla ince kristalli camsı,bozol, anlezit, oksijen ve tüp gibi çeşitli sertlikle oluşan kayaçlardır.

    Tortul kayaçlar=Eriyebilen kayaçlar yeraltı ve yerüstü ile kırıntı veya toz şeklinde tortulanmış kayaçlardır. Bazen de balçık veya sıvı şeklinde olabilir.Örneğin: petrol ve kömür organik tortulllardır. Kum taşı, troverten, jips ve kaya tuzu kimyasal tortuldur.

    Başkalaşım kayacı=Bazı kayaç türleri yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğrayarak sertleşir ve özelliklerini değiştirir.Kanker mermere, granit gnaysa, kömür elmasa, kil taşı şiste dönüşmesi için çok yüksek sıcaklık çok yüksek basınç ve çok uzun süre geçmesi gereklidir.



    Volkanalar= Dünyanın iç kısmında akışkan halde bulunan mağmanın yer kabuğundaki çatlak, yarık veya kırık hatlarından yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir.
    Volkanlardan çıkan maddeler katı sıvı ve gaz halindedir. Lavların yeryüzüne çıktığı anda sıcaklıkları 1000-1200c dir.
    Volkanik alanlar TÜrkiye de çok yaygındır.Doğu Anadoluda sönmüş volkanik dağlarımız; büyük ağrı, küçük ağrı, tendürek, süphan, nemrut.İç anadolu bölgesinde; erciyes , hasadağı, melendiz ve karacadağı.
  3. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    İKİNCİ ÜNİTE:

    --------------------------------------------------------------------------------
    LEVHA HAREKETLERİNİN
    ETKİLERİ


    Yerküre’nin üst katmanları, bir bütün halinde olmayıp, sürekli hareket halinde olan levhalardan oluşuyor. Manto’daki ısı akımlarının neden olduğu bu hareketler sırasında levhalar birbirinden uzaklaşır, birbirlerine çarpar veya birbirlerini sıyırırlar. Bu hareketlilik sonucunda, levha sınırlarında, uzun zaman dilimleri ile baktığımızda yeni okyanuslar, yeni kıtalar, sıradağlar ve yanardağlar oluşur. Depremler ve volkanik aktivitelerin nedeni de tüm bu hareketliliktir ve levha sınırlarında oluşmalarına şaşmamak gerekir.


    Levha hareketleri yerkürenin oluşumundan beri sürmektedir. Süperkıta Pangea'nın, bundan 225 milyon yıl önce parçalanmaya başladığı ve bu hareketliliğin sonucunda kıtaların günümüzdeki şekli aldığı düşünülüyor.Günümüzde Litosfer’de 1 ila 15 cm/yıl arasında hızlarla hareket halinde bulunan 7 ana ve birçok küçük levha vardır. Bunların hareketleri çok karmaşıktır ve bu hareketlerin niteliğinin tam olarak saptanması, depremlerin zamanının önceden kestirilmesi için gereklidir.
    Levhaların birbirleriyle etkileşimleri bakımından levha hareketlerini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Uzaklaşma-ayrılma; yakınlaşma-çarpışma; yanal yer değiştirme-sıyırma. Bu hareket türleri, aynı zamanda bu sınırlarda oluşan depremlerin ve volkanik faaliyetlerin niteliklerini de belirler.

    Uzaklaşan-Ayrılan Levhalar

    Birbirinden uzaklaşan levhalar, aralarına astenosferden gelen eriyik kayaçların sızdığı yarıklar oluşturur. Bu eriyik yüzeye çıktıkça katılaşır ve yerkabuğuna eklenir. Astenosfer’den gelen eriyik kuvvet uygulamaya ve böylece levhalar birbirinden ayrılmaya devam eder. Bu ayrılma genelde daha ince olan okyanus tabanında görülür ve Atlas Okyanusu ortasındaki sırt buna çok iyi bir örnektir. Bu ayrılma kıtada meydana gelirse yeni bir okyanus tabanı oluşuyor demektir. Doğu Afrika’daki ayrılma henüz bir deniz oluşması için yeterli değilse de, gidiş o yöndedir. Bu tür ayrılmalar, Astenosfer’den gelen eriyiğin katılaşarak Litosfer’e dönüşmesine ve levhaların büyümesine neden olur.
    Uzaklaşan levhalar arasında Litosfer çok ince olduğu için, buralarda büyük depremlere yol açacak enerji birikimleri olmaz. Buradaki depremlerin odakları çoğu zaman yüzeye yakındır.

    Yakınlaşan-Çarpışan Levhalar


    Levhaların birbirine yaklaşması ve çarpışması ise üç değişik şekilde olabilir:

    Okyanusal ve kıtasal levha karşılaşmalarında, daha yoğun olan okyanusal levha (yoğunluğu 2.8 - 3.0 gr/cm3) , kıtasal levhanın (yoğunluğu 2.7 gr/cm3) altına dalar (subduction). Alta dalan kısım derinlere indiğinde ergimeye başlar ve bu magmanın bir kısmı, kıta tarafında yanardağ kümelerinin oluşumuna neden olur. Güney Amerika Levhası’nın altına dalan Nazca Levhası’nın yol açtığı And Dağları buna bir örnektir.

    İki okyanusal levhanın karşılaşmasında da, yine bir levha diğerinin altına dalar. Yukarıdakine benzer şekilde yüzeye çıkan magma okyanus tabanında yanardağlar oluşturmaya başlar. Eğer bu aktivite devam ederse, yanardağ okyanus yüzeyini aşabilecek yüksekliğe erişir ve adalar oluşur. Filipinler’deki birçok volkanik ada bu şekilde oluşmuştur.

    İki kıtasal levhanın karşılaşmasında ise, genellikle levhalardan hiçbiri diğerinin altına dalmaz. Levhaların arada sıkışan bölümleri yeni dağlar oluşturur. Himalayalar’ın halen süren oluşumu buna iyi bir örnektir.
    Yakınlaşan ve çarpışan levhaların sınırlarında oluşan depremler çok değişik derinliklerde ve büyüklüklerde olabilir. Özellikle bir levhanın diğerinin altına daldığı bölgelerde odakları derinlerde büyük depremler oluşur.

    Yanal Yer Değiştirme-Sıyırma
    İki levhanın birbirini sıyırarak yer değiştirmesi sırasında Litosfer’de artma veya azalma olmaz. İki levha arasındaki sürtünme çok fazla olduğu için harekete belli bir süre direnç gösterirler. Bu bölgede artan gerilim periyodik büyük depremler ile çözülür. Kuzey Anadolu fay hattı ve Kaliforniya’daki San Andreas fay hattında bu tip levha hareketi gözlenir.
    Bu tip levha hareketlerinde oluşan depremlerin odakları çoğunlukla yüzeye yakın veya orta derinliktedir. Sürtünme ve kırılma uzunca bir hat boyunca oluşabileceği için büyük depremler meydana gelebilir

    VOLKANLAR


    Volkanlar, adını İtalya'nın Volcano Adası'ndan alır. Roma mitolojisine göre volkanlar, ateş tanrısı Volcan'a ev sahipliği yaparmış. Dünyayı yüz milyonlarca yıldır bir meşale gibi aydınlatan volkanlar, yer kabuğunun sakladığı sırları da yukarı taşırlar.

    Bir veya birden fazla patlamalarla meydana gelen ve sadece tüflerden oluşan krater biçimli volkanlara maar denir. Meke Gölü (Karapınar-Konya), bu tipin en güzel örneğidir. Gecenin geç saatleri... Birkaç yıl öncesine kadar ağzından ateşler saçan ama artık dinginleşen sönmüş bir volkanın tepesindeyiz. Durduğumuz yer sakin ama karşımızda duran ve tepesinden sürekli duman püskürten Etna hiç de öyle değil. Daha birkaç gün önce yüz metre aşağıdaki vadide bir ateş nehri akıyordu sanki. Artık o görkemli akıştan eser kalmamış ama lavlar hâlâ hareketli. Saatte birkaç santimetrelik bir hızla akıyor. İlk günlerde akıntı hızı saate 5 kilometre civarındaymış. Bu yüzden de lavların aşağıdaki kasaba ve köylere ulaşmasını engellemek için akıntının önüne setler çekilmiş. Engellerle karşılaşan lav akıntısının hızı kesilince, bu kez itfaiye su sıkarak lavların çabuk soğumasını sağlamış. Böylece köyler ve kasabalar bir lav selinin altında kalmaktan kıl payı kurtulmuş.

    DEPREMLER


    Depremler şehirlerde büyük maddi hasara sebep olabilirler. 1906 depreminden sonra San Francisco şehri.


    Deprem, yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayı.


    Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.


    Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "Sismoloji" denir.

    Deprem türleri


    Depremler oluş nedenlerine göre değişik türlerde olabilir. Depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa başka doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "Tektonik" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında oluşurlar. Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "Volkanik" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar. Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin meydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler. Japonya ve İtalya'da oluşan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

    Bir başka tür depremler de "Çöküntü" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşluklara tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.
    Odağı deniz dibinde olan derin deniz depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara "Tsunami" (Japonca: limanda koca dalga) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da tsunami'den 1896 yılında 30.000 kişi ölmüştür.
  4. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    ÜÇÜNCÜ ÜNİTE:

    TOPRAK:

    Toprak taşların parçalanması ve ayrışmasıyla meydana gelen, içerisinde çeşitli canlı kalıntıları, hava ve su bulunan, içerdiği organik madde ve minerallerle bitkilere besin kaynağı olan gevşek yer örtüsüdür. Toprağı oluşturan başlıca unsurlar, kum, kil, kalker, organik maddeler, su ve havadır.

    HUMUS:

    Organik kalıntılar ve özellikle bunları çürümesiyle meydana gelen, mikroorganizmalar açısından zengin olan, organik maddedir.
    HORİZON:

    Toprağı meydana getiren katmanlara horizon adı verilir.



    TAŞLARIN PARÇALANMASI



    Bir veya birden fazla mineralin birleşmesiyle oluşan maddelere kayaç (kaya, taş) adı verilir. Yerkürenin temel malzemesini taşlar meydana getirir.


    1.Kimyasal Çözülme:

    Özellikle sıcak ve nemli iklim bölgelerinde meydana gelir. Genel olarak taşların su tarafından eritilmesidir. Bunun sonucunda taşların kimyasal bileşimlerinde değişme meydana gelir. Kimyasal çözülmede temel etkenler, nem miktarı ve sıcaklıktır. Yağış miktarı ve sıcaklığın artması kimyasal çözülmeyi arttırır. Bu nedenlerle en fazla ekvatoral, muson ve okyanusal iklim alanlarında meydana gelir. Kolay çözünen kalker, jips, dolomit ve kaya tuzu gibi karstik taşların fazla olduğu alanlarda kimyasal çözünme daha fazla ve hızlı gerçekleşir.


    2.Fiziksel (Mekanik ) Çözülme:

    Taşların kimyasal yapılarında herhangi bir değişme meydana gelmeden, bağlarının zayıflaması parçalara ayrılarak ufalanmasıdır. En önemli etken, sıcaklık farklarıdır. Sıcaklık farkının artması mekanik çözülmeyi arttırır. Özellikle, çöl ikliminin egemen olduğu alanlarda ve sıcaklık farkının fazla olduğu karasal iklim bölgelerinde etkili olmaktadır. Donma ve çözülme, buz, tuz ve kök çatlaması, ısınma ve kuruma, taşların büzüşüp genleşmesi mekanik çözülmeyi oluşturan başlıca faktörlerdir.


    3.Biyolojik Çözülme:

    Canlı organizmaların salgıladıkları salgılar, organik asitler ve bitki köklerinin taş aralarındaki çatlaklara girerek büyümeleri ve sonuçta taşı parçalamaları ile meydana gelir. Özellikle bitki örtüsünün, ormanların zengin olduğu sıcak ve nemli sahalarda etkili olur.



    TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER



    1.İklim: Sıcaklık ve yağış toprak oluşumunu etkiler. Sıcaklık taşların ufalanma ve humus oluşum sürecini belirler. Nem, toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler. Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler.



    2.Bitki örtüsü: Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır, toprakta organik madde oluşumunu sağlar, humus bakımından zenginleşme imkânı verir, toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller.



    3.Yer şekilleri: Eğim, yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır. Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir. Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur. Bakı, güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler.



    4.Taşların özelliği(Ana kaya): Toprağı meydana getiren ana kaya, parçalanma sürecini, toprağın rengini, organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler.Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur. Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar, koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir.



    5.Zaman: Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır. Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.

    ::TOPRAK KATMANLARI::
    A Horizonu: En üstte yer alır. Organik maddeler bakımından zengin ve genellikle koyu renklidir. Su ve besin maddelerinin en fazla bulunduğu, bitkilerin yetiştiği ve köklerinin en fazla yayıldığı katmandır.


    B Horizonu: A katı ile birlikte asıl toprak katını meydana getirir. Üstte yıkanan tuz ve kil gibi maddelerin biriktiği kattır. Bu nedenle bu katmana birikim katmanı adı da verilir



    C Horizonu: Ayrışmanın tam olara gerçekleşmediği, ana kayanın özelliklerini taşıyan büyük parçalardan meydana gelir.


    D Horizonu:Ana kayanın yer aldığı bölümdür.






    TOPRAK ÇEŞİTLERİ





    ZONAL (YERLİ TOPRAKLARI)



    Eğimin az olduğu, düz alanlarda, oluştuğu yerde bulunan topraklardır. Oluştuğu alana ait tüm özellikleri taşırlar. İklim, bitki örtüsü, organizmalar, ana kayanın yapısı ve yer şekillerine bağlı olarak oluşurlar. Bu toprakların oluşabilmesi için yer şekillerinin sade veya hafif engebeli olması iyi bir drenaj sisteminin olması gerekir. Bunlara Klimatik topraklar adı da verilir.



    Laterit Topraklar:

    Ekvator ve dönenceler arasındaki sıcak ve nemli iklim bölgelerinde oluşurlar. Fazla yıkanma nedeniyle humus miktarı az verim düşüktür.



    Tundra Toprağı:

    Kutup altı bölgelerinde görülür. Büyük oranda donmuş haldedir. Yaz mevsiminde erimelere bağlı olarak bataklık halini alır, tarıma elverişli topraklar değildirler.



    Podzol Toprağı:

    Tundra kuşağının güneyinde, soğuk ve nemli bölgelerde iğne yapraklı ormanların yaygın olduğu alanlarda oluşmuşlardır. Aşırı yıkanmaya bağlı olarak besin bakımından fakir, verim değeri düşük olan topraklardır.



    Kahverengi Orman Toprağı:

    Orta kuşağın nemli, ılıman ve geniş yapraklı ormanlarla kaplı sahalarında oluşmuş topraklardır. Humusça zengin, verimli topraklardır.



    Terra-Rossa Toprakları:

    Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde, kalkerli araziler üzerinde oluşan topraklardır. Kalkerin içerdiği demir oksit nedeniyle kırmızı renklidirler.



    Çernozyomlar (Kara Topraklar):

    Orta kuşakta, yarı nemli step sahalarında görülür. Esmer renkli, humus bakımından zengin çok verimli topraklardır.



    Kestane ve Kahve Renkli Step Toprakları:

    Orta kuşakta karaların iç kesimlerinde, az yağış alan step sahalarında oluşur. Humus birikimi az, verimi düşüktür. Özellikle tahıl tarımı için uygundur.



    Çöl Toprakları:

    Humus bakımından fakir topraklardır. Kuraklık ve buharlaşma nedeniyle tuz ve kireç toprak yüzeyini kaplamıştır. Verimsiz topraklardır.





    İNTRAZONAL (ANA KAYANIN ETKİLİ OLDUĞU TOPRAKLAR)



    Bu toprakların oluşumunda özellikle yer şekilleri ve ana materyal etkili olmaktadır. Bu topraklarda çoğunlukla sadece A ve C horizonları bulunmaktadır.


    Halomorfik Topraklar:

    Kurak ve yarı kurak bölgelerde yeraltı sularında eriyik halde gelen tuz ve karbonatların, suyun buharlaşması sonucunda birikmesiyle oluşan toraklardır. Yüzeylerinde tuzun meydana getirdiği beyaz bir kabuk bulunur.



    Hidromorfik Topraklar:

    Su akışının olmadığı bataklık ve sazlık alanlarında toprak sürekli olarak su altında kalır. Su altında hidrojen ve iyon yoğunluğu arttığından topraklarda asitleşme meydana gelir.



    Kalsimorfik topraklar:

    Kireçtaşı marn gibi kireçli ana kayanın etkisine bağlı olarak

    oluşmuş olan topraklardır.

    —Vertisoller: Killi ve kireçli, işlenmesi zor ve su tutma kapasitesi yüksek olan topraklardır.

    —Rendzina: Kireç bakımından zengin, koyu renkli ve işlenmesi kolay olan topraklardır.


    AZONAL (TAŞINMIŞ TOPRAKLAR)



    Toprakların, eğimli sahalarda, oluştuğu ana kaya üzerinden, akarsu, rüzgâr, buzullar ve diğer dış kuvvetlerin etkisiyle taşınarak, eğimin azaldığı yerlerde birikmesiyle oluşur. Alüvyon, lös, moren, kolüvyal, litosoller ve regoseller taşınmış topraklardır. Taşınmış topraklar, organik ve mineraller bakımından zengin topraklardır.



    Alüvyon:

    Eğimli sahalardan akarsu ve sel sularının aşındırarak taşıdığı ince malzemelerin akarsuların eğiminin ve taşıma gücünün azaldığı alanlarda birikmesiyle meydana gelirler. Mineral bakımından zengin topraklardır. Geniş tabanlı vadilerde, deltalarda ve ova tabanlarında yaygın olarak bulunurlar. Tarımsal değeri büyüktür. Yurdumuzun en verimli tarım alanları alüvyonların bulunduğu alanlardır.


    Devamlı olarak taşkın ve millenmeye uğrayan delta sahlarında ve taşkın ovarlarımızda bu topraklara sıkça rastlanır. Buralar Çukurova, Asi, Göksu, Köyceğiz, Büyük ve Küçük Menderes, Gediz, Bakırçay, Sakarya, Bafra, Çarşamba, delta ovaları ile Konya ovasının kenarları Muş, Erzurum, Erba ve Niksar ovalarının merkezi kesimlerinde. Alüvyal topraklar akarsular tarafından taşındıkları için ince ve mil boyutundadır. Bu topraklar dikey yönde çok fazla değişiklik gösterirken yatay yönde pek değişiklik göstermezler.



    Lös:

    Rüzgârların taşıdıkları kurak ve yarı kurak bölgelerde bulunan topraklardır.



    Moren:

    Buzulların taşıdığı topraklardır. Yüksek dağlık alanlarda ve kutup bölgelerinde

    bulunan topraklardır. En az bulunan toprak çeşididir.



    Kolüvyal Topraklar:

    Dağlık alanlarda ayrışan materyalin dağ eteklerinde birikmelerine bağlı olarak oluşan topraklardır.

    Dağların eteklerinde ve yamaçlarında taşınan toprakların birikmesiyle oluşurlar. Bu topraklar iri taneli bir görünüme sahiptir. Bu topraklar bağ bahçe tarımına uygundur. Üzerlerinde ormanlar yetişebilir.



    Litosol:

    Kolüvyal alanlarda ince malzemelerin taşınmasıyla geriye kalan taşlı topraklardır.

    Dağlık alanların eğimli yamaçlarında aşınmanın sürekli devam etmesi nedeniyle ana materyalin çözünmesinden oluşmuş topraklardır. Bu topraklar her dağlık alanın eğimli yamaçlarında oluşamaz ancak anakayanın kalker mermer gibi taşarlın olması gerekir. Bu topraklar tarım için elverişli değildir ve üzerlerinde bitki örtüsü yoktur. Ülkemizde bu topraklara Akdeniz bölgesinde Taşeli platosunda Boz dağlarda Bitlis dağlarında İç ve Doğu Anadolu’daki volkanik konilerde rastlanır.





    Regosol:

    Volkanik arazilerde kolüvyal depolar üzerinde oluşan kumlu topraklardır.

    Kumlu depolar üzerinde bulunan topraklardır. Çoğunluğu kum boyutunda olan asitik karakter gösteren volkanik arazilerde oluşmuşlardır. İç ve Doğu Anadolu bölgesindeki volkanik arazilarde bu topraklara rastlanır. Bu topraklar kumlu oldukarı için bünyelerinde su barındıramazlar suyu hemen alt tabakaya geçirirler. Bu sebepten dolayı toprakta humuslaşma meydana gelemez ve bununda sonucu olarak toprak verimsizdir. Bu toprakların kumlu olması yumrulu bitkilerin yetişmesi için elverişlidir...

    YERALTI SULARI ve KAYNAKLAR ::

    Tanımı : Yağış olarak yeryüzüne düşen sularla, kar ve buz sularının bir bölümü yeraltına sızar. Çeşitli derinliklerde çeşitli şekillerde bulunan bu sulara yer altı suyu denir. Yeraltı sularının oluşabilmesi için gerekli olan en önemli olay yüzeysel suların yeraltına sızmasıdır.suların sızması her yerde aynı değildir. Yeraltı sularının miktarını ve beslenmesini etkileyen etkenler şunlardır ;

    a) Yağış Miktarı : Yağış miktarının fazla olması yeraltı sularının miktarını olumlu yönde etkilemektedir. yağış artışına bağlı olarak yeraltı sularının miktarı artmaktadır.

    b) Yüzeyin Eğimi : Eğimli yüzeylerde yüzeysel sular akış halinde olacağı için yeraltına sızmalarda azalmalar olur.

    c) Doğal Bitki Örtüsü : Bitki örtüsünün gür olduğu yerlerde sular bitki kökleri tarafından tutulacağı için sularda bir azalma görülür.

    d) Zeminin geçirimlilik özelliği : Zeminde geçirimli kayaçların yaygın olması yeraltına sızmayı kolaylaştıracağı için yeraltı sularının miktarında artma olmasına neden olur. Kum, kumtaşı , çakıl, konglomera ,,volkan tüfü gibi taşlar üzerindeki suları emerek bir alttaki tabakaya geçirirler. Suları kolay geçirebilen kayaçlardan oluşan tabakalara geçirimli tabakalar ismi verilir.Kiltaşı, miltaşı , şist ve kömür gibi gözenekleri küçük dokulu taşlar suyu bünyelerinden geçirmezler. Suyu bünyesine geçirmeyen taşlardan oluşan tabakalara geçirimsiz tabakalar adı verilir.

    Yer altı sularının özellikleri ise o yerdeki tabaka yada kayaçların cinsine , suyun bulunduğu yerin derinliklerine ve arazinin jeolojik yapısına göre değişir.

    Yeraltı suları, yeraltında depolanma yerine göre üç gruba ayrılır.

    A) Taban Suları :Geçirimli tabakalardan sızan suların altta geçirimsiz bir tabakada birikmesiyle oluşmaktadır. Taban suyunun seviyesi beslenme koşullarına ve geçirimli tabakaların kalınlığına göre değişir. Türkiye taban suyu bakımından oldukça zengindir.

    B) Artezyen Suları : İki geçirimsiz tabaka arasında birikin sulardır. Çanak tabanında açılan bir kuyudan sular yeryüzüne fışkırarak çıkmaktadır. :Beslenme durumlarına göre fışkırmaya devam ederler.

    C) Karstik sular : Karstik yörelerde kalın kalker tabakalar arasında biriken yeraltı sularıdır. suların depolandığı boşlukların birbirine bağlanmasıyla geniş bir yeraltı su şebekesi oluşmaktadır. Akdeniz bölgesinde bu tür yeraltı suları yaygındır.

    KAYNAKLAR

    Tanımı : yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerlere kaynak adı verilir. Yeraltı sularını insanlar tarafından yeryüzüne çıkarıldığı yerlere ise kuyu adı verilir.Kaynaklar yeraltı sularının bulunuş biçimine , yüzeye çıktığı yere ve yeraltı sularının sıcaklığına göre gruplandırılmaktadır.

    B) Vadi Kaynakları :Yeraltı sularının akarsu vadileri boyunca yeryüzüne çıktığı yerlerdir.Genellikle sular akarsu vadisinin iki yakası boyunca çıkmaktadır

    C) Artezyen Kaynakları : İnsanlar tarafından çanak tabanlarında açılan kuyulardan yeraltı sularının çıkarılmasıyla oluşur.
    D) Tabaka Kaynakları : Yeraltı sularının biriktiği tabakaların kesintiye uğradığı dağ yamaçlarında oluşan sulardır.



    E) Karstik Kaynaklar : Karstik sahalarda yeraltında biriken yeraltı sularıdır. Bu kaynakların en önemli özelliklerinden biri de karstlaşmanın etkisiyle suların bünyesinde bolca kireç bulunmasıdır.



    NOT: Yukarıda anlatılan tüm kaynak sularının suları soğuktur , beslendikleri ve depolandıkları alanlar yeryüzüne yakındır.

    F) Fay Kaynakları :Yerkabuğundaki kırık hatları boyunca meydana gelen kaynaklardır. Fay oluşumu sırasında tabakalar yer değiştirerek geçirimli tabakaların önleri geçirimsiz tabakalarca kesilir.Böylece geçirimli tabaka içerisinde biriken sular kırık hatları boyunca yeryüzüne çıkar. Fay kaynaklarının suları yerin derinliklerinden geldiği için genellikle sıcaktır. Ancak su yüzeye yakın tabakalardan çıkıyorsa suları soğuktur. Fay kaynaklarında çıkan sıcak sulara kaplıca,ılıca,çermik ve içmece gibi isimlerde verilir. Türkiye kaplıca açısından çok zengin bir ülkedir.Fay kaynakları boyunca çıkan sulardan biri de maden sularıdır. Maden suları ,insanlara yararlı birçok minerali çözülmüş olarak taşıdıklarından sağlık açısından faydalıdır.

    G) Gayzer Kaynaklar : Volkanik bölgelerde , yerin derinliklerindeki sıcak gazların etkisiyle yeryüzüne büyük bir basınçla su ve buhar halinde çıkan kaynaklardır. Gayzer kaynakları çok farklı amaçlara kullanılmaktadır. Kentlerin ısıtılmasında , fabrikaların su ihtiyaçlarının karşılanmasında ve seracılık faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

    Yer Üstü Suları

    Akarsu, göl ve denizler yerüstü sularını oluştururlar. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmemesini ve çok iyi kullanılmasını gerektirmektedir. Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit tedbirlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz. Bununla birlikte; üç tarafı denizlerle çevrili olan ve çok sayıda yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının bulunduğu ülkemizde sular, evsel ve endüstriyel atıklarla kirlenmektedir. Bu atıkların arıtılmadan su yataklarına verilmesi, katı atıkların düzensiz olarak alıcı ortama bırakılması, ayrıca bilinçsizce yapılan zirai ilaçlama ve gübrelemeden dolayı yerüstü suları kirlenmektedir.

    Sanayinin çevre üzerindeki olumsuz etkisi diğer faktörlerden çok daha fazladır. Sanayi kuruluşlarının; sıvı atıkları ile su kirliliğine, buna bağlı olarak gelişen toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere sebep olduğu ve doğa tahribine yol açtığı bilinmektedir. Ayrıca son yıllarda sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucu köyden kente göç olayı artmış, bu durum hızlı ve düzensiz yapılaşmaya yol açmıştır.

    Zirai mücadele için yapılan ilaçlamalarda, havadaki ilaç zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya tarım ilaçları üretimi yapan fabrikaların atıklarının su kaynaklarına arıtılmadan verilmesi sebebiyle sular kirlenmektedir.

    Diğer yandan kimyasal gübrelerin bilinçsizce ve aşırı kullanımı da zamanla toprağı çoraklaştırmakta, bunun sonucunda hem toprağın verimi düşmekte, hem de yeraltı sularına sızması ve yüzey su akışlarıyla birlikte yerüstü sularına karışması neticesinde su kirliliğine sebep olmaktadır.
    Akarsu Kirliliği:
    Göl Kirliliği:
    Deniz Kirliliği:
  5. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    ......::::::DEVAMI::::::::........



    1-İklimin Etkisi

    a)Yağış Faktörü:

    Yağış bir yerdeki bitki yoğunluğunu yani bitkilerin ot, çalı veya ağaç olmasını ve bunların miktarının az ya da çok olmasını belirler.

    Her bitkinin istediği su miktarı farklıdır. Yağışlı bölgelerde gür bitki toplulukları görülürken kurak bölgelerde bitki örtüsü seyrekleşir, çöllerde kurakçıl ve seyrek bazı otlara ve çalılara rastlanır.



    b)Sıcaklık faktörü:

    Bitkilerin gelişebilmesi için belli bir sıcaklığın olması gerekir. Sıcaklık bir yerdeki bitki türlerini belirler örneğin ağaçların iğne yada geniş yapraklı olmasını belirler. Sıcak orta kuşakta her tür bitki yetişme alanı bulabilirken soğuk kutup bölgelerinde ve yükseklerde düşük sıcaklık şartları nedeniyle bir çok bitkiye rastlanmaz.

    2-Yer Şekillerinin Etkisi

    Dağ sıraları ve dağların uzanışı bitki örtüsünün yayılışını etkiler. Kıyıya paralel uzanan dağlar deniz etkisini iç kesimlere sokmadığı için iç kesimler bitki bakımından fakirleşirken, dağların denize bakan yamaçları daha zengin bitki örtüsüne sahip olur.

    Yükseklere çıkıldıkça sıcaklıklar azaldığı için bitki örtüsü türü ve yoğunluğu azalır. Belli bir yükseltiden sonra artık bitki yetişmez.

    Eğimli yamaçlarda gür bitki örtüsü görülür çünkü düz alanlar insanlar tarafından işgal edilmiştir.

    Bakı bitki örtüsünün yayılışında en önemli faktörlerden birisidir. Güneşe dönük yamaçlar uygun sıcaklık şartları sayesinde hem bitki türü hem de bitki yoğunluğu bakımından daha zengindir.

    3-Toprak Faktörü

    Bitkiler kökleriyle toprakta tutunur ve gıdalarını topraktan alırlar. Bu nedenle yeterli kalınlıkta toprak örtüsü olmayan yerlerde bitkilerde yaşayamaz.

    Toprağın yapısı; Toprağın yapısı, üzerinde yetişen bitki türünü belirleyebilir.

    Toprağın dokusu; Toprağın sık ya da gevşek oluşu bitki oluşumunu etkiler

    4-Biyotik Faktörler

    Tarih boyunca insanlar yaşam faaliyetleri nedeniyle çevrelerindeki bitki örtüsünü sürekli değiştirmişlerdir. İnsanların bitki örtüsü üzerindeki etkileri daha çok olumsuz olmuştur.

    İnsanlar, çeşitli açılardan bitki örtüsü üzerinde etkili olmuştur.

    Olumsuz etkiler

    Savaşlar, Tarım alanı açma, Yakacak ihtiyacı, Orman yangınları, Hayvan otlatma, Yol yapımı, Orman alanlarını imara açma, Sanayileşme

    Olumlu Etkiler

    Bitki türlerinin yayılması, Bitki türlerinin korunması, Bitki türlerinin geliştirilmesi, Çeşitli hayvan türleri bitkilerin farklı yörelere taşınması sayesinde bitki yayılışına etkide bulunur. Bitkilerin tozlaşmasına katkıları vardır (Meyve bahçelerinde arı bulundurulması)


    Yeryüzünde Oluşan Bitki Formasyonları

    Ağaç Formasyonu

    Ormanların temel unsuru ağaçtır. Ağaçların oluşturduğu topluluklara orman denir.

    Yağış, sıcaklık ve toprak şartlarının elverişli, yetişme devresinin uzun olduğu her yerde ağaç yetişir. Yağış azlığı, şiddetli buharlaşma ağaç yetişmesine engel olur. Ormanların temel unsurudur.



    İğne yapraklı Geniş yapraklı
    Başlıca Orman Türleri

    Yaprak biçimine göre: yayvan yapraklı ormanlar, iğne yapraklı ormanlar

    1-Ekvatoral Yağmur Ormanları

    2-Muson Ormanları

    3-Orta Kuşağın Karışık Ormanları

    4-Tayga Ormanları

    Çalı Formasyonu

    Maki, Garig ve Psödomaki


    Maki Garig

    Maki

    Karakteristik özellikleri, kışın yapraklarını dökmemeleri ve yaz kuraklığına dayanıklı olmak için yaprak, gövde ve kök sistemlerinin su kaybını önleyecek yapıda olmalarıdır. Genelde Akdeniz ikliminin hakim olduğu yerlerde ve orman tahribinin yoğun olduğu sahalarda ince göv****, sert, bazen kenarları dikensi, cilalı daimi yeşil yapraklı 2-3 m. boyları olan, çalı görünüşlü ya da ağaççık şeklindeki bitki toplulukları maki formasyonu olarak adlandırılır.

    Başlıca Maki Türleri

    Filarya, Zakkum, Laden, Katırtırnağı, Ardıç Sumak, Harnup (keçi boynuzu), Sandal, Mersin, Kocayemiş, Pırnal Meşesi, Funda, Defne, Menengiç Sakız ağacı, Ilgın, Yabani zeytin,(****, ****ce)

    Garig

    Garig formasyonu, Akdeniz ikliminin hakim olduğu alanlarda ancak toprak şartlarının daha elverişsiz eğimlerin daha fazla ve yağışların daha az olduğu kesimlerde ayrıca makilerin tahrip olduğu sahalarda görülür.. Bunlar son derece kurakçıl bitki topluluklarıdır.

    Başlıca türleri kermez meşesi, akçakesme, kekik, adaçayı,laden, katran ardıçı ve gevendir.

    Psödomaki(Yalancı maki-yalancı çalı)

    Ormanların tahrip edildiği yerlerde oluşan yalancı çalı türleridir. Kışın yapraklarını dökerler.

    Ot Formasyonu

    İklim,toprak ve yer şekilleri gibi şartların ağaç yetişmesine olanak vermediği yerlerde, belirli zamanlarda yağan yağışa veya tamamı toprağın derinliklerine sızmayan suya bağlı olarak yetişen ot cinsinden bitkilerin oluşturduğu topluluktur.


    Çayır Savan Tundra

    Savan

    Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.

    Kurak mevsimin uzun sürdüğü tropikal bölgelerde görülen, tek tük ağaçlar serpili büyük çayırlardan oluşan bitki topluluğu, Güney Afrika'da ve Doğu Afrika'da başlıca bitki topluluğu olan, boyları yer yer iki metreyi bulabilen köksaplı bitkilerden ve buğdaygillerden oluşur.

    Step(Bozkır)

    İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur.

    Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır. Yağışların daha az mevsimler arasındaki sıcaklık farklarının daha fazla olduğu alanlar ot formasyonunun geliştiği sahalardır. Steplerin bir kısmı doğal olurken bir kısmı da ormanların insanlar tarafından tahribi sonucu ortaya çıkmıştır. (Bu şekilde oluşan bozkıra Antropojen Bozkır denir)İç Anadolunun orta bölümü (Konya ve Ereğli havzaları, Tuz gölü çevreleri) asıl step sahasıdır.

    Step formasyonunun gelişme gösterdiği bu bölümde yağışlar 250 mm. altına düşer.

    Bu sahada görülen bitkiler kendilerini kurak şartlara son derece adapte etmişler ve keçe gibi tüylü dikenli, az yapraklıdırlar.

    Çayır

    Çayırlar genellikle düz ve taban suyu yüksek olan taban arazilerde teşekkül etmişlerdir. Toprak uzun süre nemli olduğundan bitki örtüleri sık ve yüksek boyludur.

    Sık ve yüksek boylu olan bitki örtüleri sıkı bir çim kapağı meydana getirerek toprağı sıkıca tutar.Aktif büyüme döneminde yapraklar tüm yüzeyi kapatır.

    Biçilerek değerlendirilen bu alanlardan elde edilen ot kış aylarında hayvanlara verilir.

    Alpin Çayırlar

    Genellikle dağların yüksek kesimlerinde orman örtüsünün üst sınırından sonra ortaya çıkan ot örtüsüdür olarak bilinir. Ülkemizde Alpin çayırlar dağların 2100 m. den sonraki kesimlerde görülmeye başlar.

    İlkbahar ve yaz mevsimlerinde karların erimesi ile ortaya çıkan bu çayırlar rengarenk açan çiçekleri yanında yer yer de 1 m.'yi bulan uzun boyları ile dikkat çekerler.

    Tundra

    Yosun ,ot ve cılız çalılıklardan oluşan bitki örtüsüdür. Tundra, kutba en yakın bitki örtüsüdür.

    Kuzey ülkelerinde rastlanan, yapısına likenlerin de katıldığı bodur ot toplulukları. Tundralar yılın dörtte üçünden uzun bir süre karlarla örtülü kalır. Bunun için kutup bölgesi dışında yetişen bazı ağaçlara burada ancak bodur çalılar halinde rastlanır. Kutup söğüdü ve bodur huş bunlara misal verilebilir.

    Hakim bitki topluluklarını karayosunları ve likenler (Ren geyiği likenleri vs.) meydana getirir.

    Dünya üzerindeki iklim tiplerine bağlı olarak bitki örtüsü ekvatordan kutuplara doğru;

    Geniş yapraklı ormanlar,Savanlar,Kaktüs,Bozkır

    Maki,Orman-çayır,İğne yapraklı ormanlar,Tayga ormanları,Tundra

    Şeklinde sıralanır.

    Her bitkinin kendine has bir iklim özelliği vardır. Başka bir ifadeyle benzer iklim şartlarında benzer bitki türleri görülür.(kutup iklimi hariç)

    Farklı bölgedeki iklimin benzerliği tabii bitki örtüsünün benzerliğini kanıtlar.

    Yer şekillerinin kısa mesafeler dâhilinde değişmesi bitki örtülerinin de kısa mesafeler dâhilinde değişmesini sağlar.

    Bitki örtüleri yeryüzüne dağılışlarında aralıksız kuşaklar oluşturmazlar.

    Enlem farkı arttıkça ve farklı enlemlerden oluştukça bitki örtüsüde çeşitlenir.

    Bitki örtüsü iklimin bir nedeni değil iklimin bir sonucudur.

    YERYÜZÜNDE GÖRÜLEN BİTKİ KUŞAKLARI VE ÖZELLİKLERİ:

    Ekvatoral Yağmur ormanları:

    Sıcaklık ve nem koşullarından dolayı sık ormanlar gelişmiştir ve ormanlar her zaman yeşildir. Orman ağaçları çok gürdür(50–60 m). Balta girmemiş ormanlar olarak adlandırılır.

    İklime uyum sağlamak için terleme yüzeyleri geniş ve gözeneklidir.

    Ağaçlardan düşen dal ve yaprakların sıcak nemli ortamda çürümesi sonucu hoş olmayan bir koku etrafa yayılır.

    Bu ormanların görüldüğü yerler her mevsim yağışlı özellikte ve yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir.

    Bitkiler yayvan yapraklı ve yapraklarını dökmeyen ağaçlardır. Bitki çeşitliliği çok fazladır.

    Orman altı sarmaşık ve otsu bitkilerle(Liyan, Epifit) kaplıdır.Orman altı florası da çok zengindir.



    Yeryüzündeki dağılışı

    Ekvatorun 10 kuzey 10 güney enlemleri arasında 1000m kadar yükseltiye kadar etkilidir.

    Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda ( Brezilya),

    Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,

    Güney Doğu Asya Adaları (Endonezya ) belirgin olarak görüldüğü yerlerdir.

    Malezya, Endonezya, Filipinler, Papua Yeni Gine’de etkilidir.

    Avustralya’nın kuzeyinde görülür

    Muson Ormanları:

    Muson iklim bölgesinde bulunan ormanlardır. Bunlar Ekvatoral ormanlar gibi gür ve sık ormanlardır. Ancak içinde yer alan tür sayısı bakımından ekvatoral ormanlardan fakirdir.

    Yıllık yağış miktarı 2000 mm civarındadır. Yaz ayları yağışlı, kış ayları kurak geçer. Yıllık yağışın % 85 ‘i yaz aylarında olduğu için yazın yeşil, kışın yaprak döken ormanlardır.

    Muson ormanlarının ağacı teak ağacıdır.

    Bitki örtüsü yağışların bol olduğu alanlarda kışın yaprağını döken muson ormanları, etrafında çalılar ve az yağış alan yerlerde ise savanlar yaygındır.



    Yeryüzündeki dağılışı

    Güneydoğu ve Doğu Asya da Hindistan, Japonya, Tayland, Vietnam, Endonezya, Doğu Çin,Kore, Filipinler,Avustralya’nın kuzeybatısı,Güneydoğu Afrika da görülür. Madagaskar’ın doğusunda,Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.

    Orta Kuşağın karışık ormanları:

    Orta kuşak okyanusal İklim bölgesinde görülen bitki örtüsüdür. Bu ormanlar geniş yapraklı ve iğne yapraklı ağaçların bir arada bulunduğu bitkilerdir.

    Yıllık yağış miktarı 1000- 1500 mm civarındadır.

    Ağaç türü, sayısı ve ağaçların büyüklükleri bakımından da ekvatoral ve muson ormanları kadar zengin ve büyük değildirler.



    Yeryüzündeki dağılışı

    Batı Rüzgârları sebebiyle Ilıman Kuşak karalarının batısında görülür. Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,Yurdumuzda ise Karadeniz kıyılarında etkilidir.

    Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında, Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,Avustralya’nın doğusunda, Yeni Zelanda’da,Afrika’nın güneyinde,

    Tayga Ormanları:

    Orta kuşakta karasal iklimin sert özellikte görüldüğü ve yağışın bol olduğu nemli alanlarında görülen ormanlardır.

    Bu iklimde kışlar çok sert geçtiği için ağaçlar soğuğa dayanıklı yaprak dökmeyen iğne yapraklı ağaçlardır.

    Yağışın çoğu yazın düşer. En az yağış kışın düşmektedir ve kar şeklindedir. Kışların aşırı soğuk olması nedeniyle havadaki nem miktarının azalması ve yüksek basıncın etkisi yağışları azaltır.Yaz mevsiminde havanın ısınması nedeniyle oluşan termik kaynaklı alçak basınçlar konveksiyonel karakterde yağışların oluşmasını sağlar.

    Yıllık yağış ortalaması 500–600 mm civarındadır.



    Yeryüzündeki dağılışı:

    Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı görülür.

    Orta ve doğu Avrupa,Asya’nın kuzeyi (Kuzey Çin’de, Mançurya’da, Rusya’da, Orta Sibirya’da görülür.)ABD nin kuzeyinde ve Kanada’da.

    Makiler:

    Makiler yaz kuraklığına dayanıklı kısa boylu bodur ağaç ve çalılardan oluşan ( yabani zeytin, defne,kocayemiş, mersin, keçiboynuzu, sandal, zakkum, akçakesme, kermez meşesi, Süpürge çalısı, taş meşesi, bodur ardıç vb.)

    Akdeniz iklimin doğal bitki örtüsüdür.

    Maki yaz kuraklığına dayanıklı bitkiler olup kış soğuklarına fazla dayanıklı değildir. Yaprakları kalın, güneşe dönük yüzleri parlak, terlemeyi sağlayan stomaları az ve küçük olması ile suyu iktisatlı kullanarak yaz kuraklığına dayanır.

    Makiler genelde kızılçam ormanlarının yok edildiği yerlerde oluşurlar ve genelde kıyıda 500–800 m yukarılara kadar çıkabilir.



    Yeryüzündeki dağılışı:

    Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ( Libya, Mısır ve Lübnan hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.),

    Avustralya’nın güneybatısı,Güney Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi,Şili’nin orta kesimleri,Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir.En geniş anlamıyla 30–40 derece enlemleri arasında kıtaların özellikle batı kıyılarında görülür.

    Savanlar:

    Tropikal iklim bölgesinin bitki örtüsüdür.

    Savanlar uzun süre yeşil kalan, gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır.

    Savan bitki örtüsü içinde ağaçlar ve ağaç kümeleri görülür. Genelde buralarda ki ağaçlar kurakçıl veya kuraklığa dayanıklı türlerdir.Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.



    Galeri Ormanları: Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50–100 m

    genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.Kurak geçen dönemlerde ağaçlar yapraklarını döker.

    Güneş ışınlarının dik geldiği yaz döneminde konveksiyonel yağışlar görülür, Kış aylarında Subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir. Bu nedenle yazı yağışlı kışı kuraktır.Yıllık yağış miktarı 1000–1500 mm arasındadır.

    Yağış grafiği birbirinin tersidir. Yağışlar güneş ışınlarının dik olarak geldiği dönemde daha fazladır KYK de Haziran, GYK de Aralık ayında yağış daha fazladır.

    Yeryüzündeki dağılışı:

    Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10–20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür)Güney ve Orta Afrika, (Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında) Sudan,

    Güney Amerika‘da Brezilya’da, Venezuella, Kolombiya, Peru ve Bolivya’da etkilidir.

    Orta Amerika'da Madagaskar’ın batısında görülür.

    Bozkır ( Step):

    Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step(bozkır) bitki örtüsü denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir.Bozkır bitki örtüsü içinde geven, deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır.Step ikliminde yağış miktarı orman gelişimi için yeterli değildir.Bu iklimin etki alanlarından akarsu boylarında şeritler halinde kavak ve söğütler yaygındır.

    Orta kuşak tipinde kar yağışları ve don olayı görülür nem oranı düşüktür yağış rejimi düzensizdir. İnsanlar tarafından ağaç kesilerek, yakılarak ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara ANTROPOJEN BOZKIR denir. Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından böyle alanlarda yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır.



    Yeryüzündeki dağılışı:

    Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür.

    Orta ve doğu Avrupa Asya’nın kuzeyi(Sibirya) Kanada ve ABD nin kuzeyinde görülür.

    Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum –Kars, İç Anadolu Bölgesinde görülür.

    Gece ile gündüz yaz ile kış arasında büyük sıcaklık farkının görüldüğü kara içlerine gidildikçe bu fark şiddetlenerek artar.

    Çayırlar:

    Orta kuşakta karasal iklim bölgesinin yarı nemli sahalarında ve yüksek dağlarda orman ve ağaç yetişme üst sınırının üstende görülen ve yaz boyu yeşil kalan ve bozkırlardan daha uzun boylu bitki örtülerine çayır denir.

    Yazları serin ve yağışlı geçmesi otların kurumasını önleyerek yeşil kalmalarını ve uzun boylu olmalarını sağlamaktadır.Bunların orman üst sınırından sonra görülenlere dağ çayırları denir.



    Yeryüzündeki dağılışı:

    Bu bitkiler Sıcak ve ılıman bölgelerde yüksek dağlık sahalarda sıcakların ağaç yetişmeye yetmediği yüksek kesimlerinde, Ayrıca yazı yağışlı karasal alanlarda görülmektedir.

    Ayrıca soğuk karasal iklimde yazı yağışlı alanlarda yağışın nispeten az olduğu sahalarda,

    ABD’nin KD. Kanada’da, Kuzey Çin’de, Rusya’da,Orta Sibirya’da görülür.Ülkemizde Doğu Anadolu Bölgesi Erzurum Kars Bölümünde görülür.

    Tundra:

    Yıllık yağış miktarı 200–250 mm civarındadır. Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.

    Toprak kış aylarında donmuş haldedir. Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve oluşan bataklıklarda tundra adı verilen sezonluk ot ve çayır türü bitkiler yetişir.Tundra kutba en yakın bitki örtüsüdür.



    Yeryüzündeki dağılışı:

    Yaklaşık olarak 70–80 enlemleri çevresinde görülür.Asya’da, Sibirya,Avrupa’da, İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde,

    Kuzey Amerika’da Kanada’nın kuzey kısımlarında,Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.

    Güney yarımküredeki etki alanı KYK dekine oranla çok azdır bunun nedeni GYK de okyanusların geniş alan kaplamasıdır.

    Çöl Bitkileri:

    Kum örtüleri altında veya kayalıklardan oluşan bu bölgelerde yıllık yağışlar yok denecek kadar azdır. ( 200mm nin altında) Buralarda bitkiler çok seyrektir. Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl kaktüsler, otlar ve çalılardan oluşur.Bu bölgelerde kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir.

    Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır.

    Ayrıca yeraltı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.



    Yeryüzündeki Dağılışı:

    Afrika’nın kuzeyi (Büyük sahra), Kalahari, Namib çölleri, Afrika’nın güney batısındaki Namib ve Kalahari çölleri,Ortadoğu’da Necef Çölü, Suriye çölü, Arabistan yarım adası, Basra körfezi çevresi,Hindistan’ın kuzeybatısı (Tar çölü),Orta Asya’da Gobi, Taklamakan, Kara kum, Kızıl kum Çölleri,Avustralya’nın iç kısımları ve batısı, Gobbon ve Gibson, Büyük kum, Victoria çölleri Güney Amerika’daki Patagonya Atacama, Peru çölleri K. Amerika’daki Arizona, Gila, Meksika, Sanaron çölleridir.



    Tundra iklim bölgesinde düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardan oluşan bitki topluluğudur.
    Son düzenleyen: Moderatör: 13 Kasım 2008
  6. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    Nüfus ve Nüfus Coğrafyası

    Nüfus,sınırları belirli bir alanda yaşayan insan sayıdır. Bu alan, dünyanın tatmı olabileceği gibi ülke, bölge, il, ilçe, kö veya konut gibi daha dar alan da olabilmektedir. Nüfusu ve çeşitli özetlliklerini saptamak amaçıyla yapılan sayımın işlemine nüfus sayımı denir.

    Nüfus sayımı pek çok ülkede belirli aralıklarla gerçekleştirilir. Sayım sonucu bireylerin doğum tarihi, doğum yeri, yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyleri,meslekleri ve medeni durumları gibi nüfusa ilişkin bilgiler elde edilir.

    Nüfus coğrafyasının yararlandığı verilerin büyük bölümü, nüfus sayımı sonuçlarından elde edilir.Ayrıcı, göç, doğum, ölüm vb. olayların kayıtları ve örnekleme yoluyla yapılan araştırma sonuçlarından da nüfus coğrafyası büyük ölçüde yararlanır. Günümüzdeki ve gelecekteki nüfusun eğitim, sağlık, iş, beslenme ve barınma gibi ihtiyaçlarının ülke yöneticileri tarfından belirlenmesinde ve bunların giderilmesinde nüfus coğrafyasının büyük önemi vardır.

    Nüfusun, doğal çevreyi etkileyebilme ve değiştirebilme gücü üzerinde çeşitli faktörler rol oynar. Bu faktörlerin başlıcaları şunlardır:

    *Nüfus,
    *Nüfusun dağılışı,
    *Nüfusun ekonomik faaliyetlerinin türü ve gelişme düzeyi,
    *Nüfusun kültürel özellikleri,

    Nufüs coğrafyasının ele aldığı başlıca konular şunlardır:

    *Nüfus ve çeşitli özelliklerinin (yaş,eğitim,gelir düzeyi,cinsiyet,medeni durumu vb.) tanıtılması,


    *Nüfusun dağılışı ve nüfus hareketlerinin (nüfus artışı, nüfus azalması, göçler) incelenmesi,

    *Nüfus hareketlerinden kaynaklanan sorunların incelenmesi,


    TÜRKİYE'DE YERLEŞME


    Yerleşme Coğrafyası ve Gelişimi

    İnsan, hangi uygarlık seviyesinde bulunursa bulunsun hemen hemen bütün gereksinimlerini yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarından sağlar. Beslenme, barınma, sosyal ve ekonomik iş birliği bu gereksinimlerin başlıcalarıdır.Bu nedenle, insanın üzerinde yaşadığı toprağa bağlanması, yurt edinmesi, "yerleşmesi" doğal ve beşeri bir olaydır. Geniş anlamı ile yerleşme, insanların yaşadıı ve yararlandığı alandır. İnsanlar, yerleşme yerlerini oluştururken hem doğal çevrenin olanaklarından yararlanmış hem de doğal çevreyi değişikliğe uğratmıştır.

    Birinci dönem: İlk Çağdaş şehirlere ait bilgiler basit biçimde aktarılmıştır.Bu döneme gezgin ve bilginler şehirlerin konumlarını, ülke ve toplumların özelliklerini eserlerinde abartılı tasvirlerle ifade etmişlerdir. Daha sonraki dönemlerde yeryüzü, coğrafi keşifler sayesinde daha fazla incelenmiş, harita çizim teknikleri geliştirilmiştir.

    İkinci dönem: 19.yüzyıl başlarından itibaren bilimsel araştırmalara ve coğrafi gözlemlere ağırlık verilmiştir. Bu dönemde yerleşme birimlerinin sınırları ile nüfus yoğunlukları incelenmiştir. Ayıca, şehir ve köy yerleşmeleri, yerleşme şekillerinin (şehir, köy, toplu veya dağınık yerleşme vb.) özellikleri ile ilgili konular da araştırılmıştır.

    Üçüncü dönem: 20.yüzyıl başlarından itibaren yerleşme coğrafyası konularının araştırılması ve açıklanmasında bilimsel düşünce daha fazla egemen olmaya başlamıştır. İnsan ile fiziki çevre arasındaki ilişkiler, küçük bir mekan içinde ele alınıp incelenmiş, buradan genel bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Fiziki coğrafyanın bir dalı olan şehir coğrafyası, çağımızdaki hızlı kentleşme hareketleri ile büyük bir önem kazanmıştır.

    Yerleşme Alanı ve Yerleşme Alanını Sınırlandıran Faktörler

    Yeryüzünde nüfusun dağılışın etkileyen çeşitli faktörler vardır. Örneğin; kuraklık, karasal iklim şartları, bataklık vb. elverişsiz doğal şartlara sahip olan yerler tenhadır. Buna karşılık, elverişli iklime, tarım koşullarına, ulaşım, sanayi ve ticaretin gelişebilmesi için gerekli olanaklara sahip olan yerlerde nüfus yoğunluğu fazladır.

    1. Beşerî ve ekonomik faktörler: Beşerî ve ekonomik faktörlerin başlıcaları; ulaşım olanakları, ekonomik faaliyetler, nüfusun yapısı ile kültürel özellikleridir.

    2.Fizikî faktörler: Denizler, kutup bölgeleri, yükseklik ve kuraklıktır.

    a) Denizler: Yeryüzünün %71'ini kaplayan denizler, yerleşme alanını sınırlandıran en önemli faktördür. Kara üzerindeki yerleşme kıyıda son bulur. Denizlerin çekilmesi veya ilerlemesi, delta oluşumu, volkanik olaylarla adaların ortaya çıkması gibi coğrafi olaylar, kara ve denizlerin kapladığı alanı sürekli olarak değiştirmektedir.

    b) Kutup bölgeleri: Yeryüzünde yerleşme alanını sınırlandıran faktörlerden biri aşırı soğuk iklim şartlarıdır. Her iki yarım kürede kutup noktaları geniş buzullarla kaplıdır. Kutunp daireleri çevresi, yerleşmelerin çok seyrek veya hiç bulunmadığı yerlerdir. Kuzey Kutup dairesi içinde bulunan Grönland, Alaska, Kanada'nın kuzeyi, Sibirya ve İskandinavya yarımadasının kuzeyi bölgeleri çok tenhadır.

    c) Yükseklik: Yeryüzünde nüfusun büyük bir kızmı ovalardan yaşmaktadır. Dağlık ve yüksek alanlar ise gerek sıcaklığın düşük olması gerekse tarıma uygun alanların azlığı nedeniyle insanların sürekli olarak yerleşmesine elverişli değildir.

    ç) Kuraklık: Karalar üzerinde yerleşme alanını sınırlandıran faktörlerden birisined aşırı kuraklıktır. Sıcak ve kurak alanlar, yüksek sıcaklık, verimsiz toprak tipi ve su kaynaklarının yetersizliği gibi nedenlerle yerleşmeye uygun değildir. Yıllık yağış miktarının 350 mm'nin altına indiği alanlarda, sulamasız ekim ve dikim faaliyetlerini uygulayabilmek mümkün değildir.
  7. buse_1903

    buse_1903 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2008
    Mesajlar:
    78
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    6
    biraz uzun oldu galiba ama detaylı tüm bilgiler var canım
  8. Uğur61

    Uğur61 Üye

    Katılım:
    5 Ekim 2008
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok saol eline sağlık teşekkürler

Sayfayı Paylaş