Dil ve Anlatım(Konu Anlatımları)

Konu 'Dil ve Anlatım 10. Sınıf' bölümünde Moderatör Elif tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0

    Öyküleyici Anlatımın Özellikleri
    1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
    2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
    3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
    4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
    5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
    6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
    7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
    8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
    9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
    10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
    11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
    12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
    13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

    Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs'ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul'un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

    Öyküleyici Anlatım Biçimi
    Bu teknikte yazarın amacı, okuyucuyu bir olay içinde yaşatmaktır. Bu tekniğe hikâye etme de denir. Olay akışı vardır. Olaylar birbiri üzerine gelişir ve zaman durmadan geçer. Genellikle haber kipleriyle çekimlenmiş yüklemler kullanılır. ... geldi, ... anlatmış, ... maviydi v.b.

    Bu teknikle yazılmış bir parçanın en önemli iki özelliği: Zaman akışının olması ve parçanın bir öyküden veya romandan alınmış izlenimi vermesidir.

    Öyküleme yöntemi roman ve öykü gibi olay esaslı türlerde kullanılır. Bu teknik düşünce yazılarında pek görülmez.

    Bir durumdan başka bir duruma geçişi, hareketli bir yaşam kesitini bir olaya bağlı olarak anlatma yöntemidir. Öykülemelerde amaç, okuyucuyu olayların içinde yaşatmaktır. Yani okuru, öykünün kahramanlarından biriyle özdeşleştirerek kendini onun yerine koyarak (empati ile) bir görüşü benimsetmektir.

    Olay, öykünün belirleyici özelliğidir. Olaysız hiçbir anlatım öykü sayılamaz. Olay; insanların başından geçen, az rastlanan, merak öğesi uyandıran giriş, gelişme (düğüm) ve çözüm bölümleri bulunan anlatımlardır. Günlük konuşmalarımızda "Bak ne oldu..." diye başlayan tüm anlatımlar, güldürücü fıkralar, anekdotlar birer öyküdür.

    Öykülerin hemen tamamı konuşmaların arasında anlatılır ve bir örnek niteliği kazanır. Bu nedenle ana düşünce bulunurken: "Bu öykü, hangi iddiayı (savı) inandırıcı kılmaya yarayan örnek olabilir?" sorusuna yanıt aranır.

    Örnek:Dalkavukları Büyük İskender'i: Tanrı'nın oğlu olduğuna inandırmışlar. İskender bir savaşta yaralanmış. Yarasından kan aktığını görünce çağırmış dalkavuklarını: "Bu ne?" demiş. "Mis gibi insan kanı değil mi?"

    Ana düş: Gerçekler gizlenemez. (Mızrak çuvala sığmaz)


    Örnek: Tilki, yol başında durmuş etrafı gözetliyor muş. Karşıdan yaman bir kurtla bir çoban köpeğinin güle oynaya geldiklerini görmüş. Yanlarına gidip dostluklarının gerekçesini sormuş. Köpek: "Dün bu kurt bizim sürüye saldırdı. Birkaç koyunu boğazladı. Arkasından koştum; ama yetişemedim. Çoban da beni evire çevire dövdü. Ben de gidip eski düşmanımla dost oldum... Dostluğumuzun gerekçesi çobandır." demiş.

    Ana düş: Kusursuz dost isteyen dostsuz kalır.

    Örnek: Kartaca-Roma Savaşı'nın sonunda Roma ordusu galip gelir. Roma komutanı büyük bir törenle Kartaca'ya girer. Tam bu sırada bir kadın: "Komutanı görmek istiyorum!" diye bağırır. Muhafızlar onu uzaklaştırmaya çalışırken komutan: "Buraya getirin onu!" diye emir verir. Kadın komutanın yanma getirilir. Komutan kadına isteğini sorar. Kadın, orada bulunan askerlerden birini işaret ederek: "Bu askeriniz savaş sırasında çocuklarımın elindeki son mısır ekmeği dilimini ellerinden alarak yedi ve çocuklarımın ölümüne neden oldu. Bu askerin cezalandırılmasını istiyorum." der. Komutan: "Bak, der, yalan söylüyorsan ölürsün." Kadın iddiasında ısrar edince komutan kılıcını çeker, askerin karnını yarar ve kadına dönüp haklıymışsın." der.

    Ana Düş: Kanıtlamadan kimseyi cezalandırma.

    Örnek: M.O. V.yüzyıl ressamlarından Zeuxis, elinde üzüm tutan bir çocuğun resmini yapmış. Üzümler öylesine gerçeğe benzemiş ki kuşlar gelip yemeğe kalkmışlar. Zeuxis, bundan dolayı övüldüğü zaman, üzülerek: "Çocuğu da gerçeğe uygun yapabilseydim kuşlar ondan korkar üzümleri yemeğe çalışmazlardı." demiş.

    Ana düşünce: Sanatçı için son durak yoktur.

    Örnek: Türkiye'ye gelen sanatçımız, soluğu Kapalıçarşı' da alır. Buradaki esnafla haşır neşir olur. Türkçeyi epey ilerletir. Amacı, Kapalıçarşı'nın yağlıboya resimlerini yapmaktır. Amacına ulaşır. Hatta bu yağlıboyalarını sergilediği üç ayrı sergi açar İstanbul'da. Kapalıçarşı'nın yıllardır oradaki esnafa bile yabancı gelen, gizemli taraflarını tablolaştırır. Bir başka deyişle çarşının yerlileri sanatçının tuvallerinde tanırlar mekânlarını, dükkânlarını.


    Parçada olayların olaylar üzerine gelişmesine, zamanın akışına dikkat etmişseniz öyküleme tekniğini yakalamışsınızdır. Hatta parçayı okuyup bitirince "Eee sonra ne olmuş?" diyeceğimiz geliyor. Bu da bu parçaya bir roman veya öyküden alınmış izlenimi veriyor. Yani öyküleme tekniğini gösteriyor.


    Örnek:Yatağın altında yeşil, tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği hediyeler içinde çıkan kaşağı pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun'un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu. Galiba acıtıyor, dedim. Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca, tekrar denedim. Atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. On adım ilerideki çeşmeye koştum.

    Örnek:Ayakkabıcı, iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Şaşarak eğlenerek seyrediyordu. Tamirci, kartona benzeyen kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyla kesti. Ağzına bir avuç çivi doldurdu. Sonra bunları ağzından çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhladı. Deri parçalarını pis bir suya koyup ıslattı. Mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürdü. Hasan bunların hepsine dikkatle bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.


    Parçayı okurken gördük ki olaylar birbiri üzerine sıralanmıştır. Zaman durmamış, akmıştır. Zaten zamanın geçmesi demek olayların sıralanması demektir. Bunların hepsi öykülemenin özelliklerindendir.


    Örnek: Âdem ile büyük oğlu elektrik ustası Yusuf ellerindeki birer lahmacunun son lokmalarını merdivenleri çıkarken çiğneyip yuttular. Bu sebepten merdiven başına vardıkları zaman biraz nefesleri kesilir gibi oldu. O tıkanıkla ikisi birden Osman Efendi'nin tepesine dikildiler ve ihalenin saatini sordular. Osman Efendi üstten alarak "Bekleyin şurada." dedi.


    Örnek: "...Sabaha karşı bir kumsalda uyandım. Omuzlarım ağrıyordu, bacaklarım uyuşmuştu. Güçlükle ayağa kalktım, rüzgâr çıkmıştı gene. Denize bakındım: Görünürlerde yoktu teknem. Elimi kolumu oynatıp kendime gelmeye çalıştım. İlerilere bakındım sonra. Alabildiğine uzanıyordu kumsal. Yürümeye çalışayım, bir eve varırım belki, dedim. Yürüyemedim. Ayağımdan yakalamış bırakmıyordu beni. Bir adım olsun attırmıyordu artık. O, leş sandığım o. Tüm gücüyle çekiyordu beni kendine."

    Örnek Soru 1: Adalarda oturanlar, akşamüzeri iskeleye çıkıp, gelenleri karşılar, gidenleri uğurlarlar; gençler arkadaşlarıyla buluşur; yaşlılar çay bahçelerinde, aralarında söyleşirler. Saat dokuza gelince, herkes evine dönmüş, sofraya oturmuş olur. Adalara gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseleri göremezsiniz ortalıkta.

    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

    A) Öyküleme B) Tanımlama C)Tartışma D) Açıklama E) Karşılaştırma
    (1993/ÖYS) Yanıt: A


    Örnek Soru 2: Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın almıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen küçük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın altından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bahçenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafa domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cadde tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelleri bulunurdu.

    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerine başvurulmuştur?
    A) Açıklama - öyküleme
    B) Tartışma - betimleme
    C) Öyküleme - betimleme
    D) Açıklama - tartışma
    E) Örneklendirme - öyküleme (1991/ÖYS) Yanıt: C


    NoFeaR07, selam_2121 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    BETİMLEYİCİ ANLATIM ve ÖZELLİKLERİ
    Özellikleri:
    1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
    2.Kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
    3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere fiziksel (simgesel) betimleme denir.
    4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
    5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.


    Sanatsal (İzlenimsel) Betimleme:
    1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
    2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
    3.Ayrıntılar subjektif olarak verilir.
    4.Amaç sanat yapmaktır.


    Açıklayıcı Betimleme:
    1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
    2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
    3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
    4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
    5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
    6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.


    Bu tekniği uygulayan yazarın amacı, okuyucunun görmediği bir görüntüyü, olayı, yeri, okuyucunun kafasında canlandırmaktır. Yazar özellikle görme duyusundan yararlanarak okuyucunun hayalinde sözcüklerle sanki resim yapar. Betimleme özetle, okuyucuya izlenim kazandırmaktır.

    Bu yöntemde beş duyudan ve hareket öğesinden yararlanılır. Hareket öğesi öyküleme yönteminin de öğesidir. Betimlemelerdeki hareketler birbirinden kopuktur. Neden-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanıp bir olaya yol açmaz.

    Betimleme paragraflarında sadece bir özel konu ve onun ayrıntıları vardır. Ana düşünce söz konusu değildir.


    Bir betimlemede olay da varsa, o anlatım yöntemi öyküleme sayılır. Hareketlilik varsa; ancak olay yoksa o zaman anlatım yöntemi betimleme olarak kalır.

    Betimleme, ilk kez romantik sanatçılarda ortaya çıkmıştır. Çünkü dünya edebiyatında ilk kez onlar gerçek yaşamı, kişileri ve varlıkları ele alma gereği duymuşlardır. Gerçekleri, göz önüne getirebilmek için farklılıkların, ayırt edici özelliklerin belirtilmesi gerekir. Bu da betimleme türünü doğurmuştur. Romantik betimlemeler, daha çok duygulara dayanır. Olaylar ve kişi davranışlarıyla bağlantısı yok denecek kadar azdır.

    Realistlerin betimlemeleri tümüyle gerçektir. Onlar bir düz ayna gibi yansıtırlar her şeyi. Ayna nasıl iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış her şeyi gösterirse realist betimlemeler de aynen öyle. Bu betimlemelerin olayların gelişimi ve kişilerin karakterlerinin oluşumuyla doğrudan bağlantıları vardır. Realist yapıtlardan betimlemeleri atarsanız geriye hiçbir şey kalmaz.

    Örnek: Köyde iki günden beri olağanüstü zamanlara öz-gü bir hal var. Bayram mı? Hayır; çünkü hiç kimse yeni giysilerini giymemiş. Biri mi evleniyor? O da değil. Yalnız herkes işini gücünü bırakmış, şunun bunun evinde, hemen hemen gizli diyebileceğimiz birtakım toplantılar da... Sonra genel bir avarelik, bir kendinden geçiş, gözlerde hiç görmediğim pırıltılar...

    Konu: Köyün olağanüstü bir anı

    Bu betimleme, bir öykü havasında; ancak bir olay yok. Bir ana düşünce yok. Hareketli anlatım öyküleme için yetmiyor ve anlatım betimleme aşamasında kalıyor.


    Örnek: Mehtap, küçük koyu pırıl pırıl aydınlatıyor. Deni-zin ölü dalgaları başından geçenleri kıyıya anlatıyor. Hafif bir meltem, gecenin sıcaklığını bastırmak için tüm soluğunu harcıyor. İkimiz de susuyoruz. Konuşmak yasak sanki... Zaten konuştuğumuz an bu sihirli büyü bozulacak. İç dünyalarımız doğanın görkemiyle bir olmuş. Suskunluğumuzun gürültüsü yetiyor bize.

    Konu: Mehtaplı bir gecede koy, deniz ve hissettikleri

    Örnek: Kış, Ada'nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dramudana, gün doğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pilisini pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu adada seven hemen hiç kimse yoktur diyebilirim.

    Konu: Yaz bitimi, Ada'ya kışın gelişi


    Örnek: Barba Vasili, sandalın kıçındaki koltuğu suya bıraktı. Gözü ipte, küreklere asıldı. On dakika sonra arkamızdaki adayı da görmez olduk. Sis, gitgide bastırıyor. Uzaktan uzağa vapur sesleri sağımızdan mı gelir, solumuzdan mı? Yakınlarda, pek yakınımızda bir hışırtı da duyar gibi olduk. Hiçbir şey göremedik ama. Bir vapur sanki burnumuzda gibi acı acı öttü.

    Konu: Ada'da sis...


    Örnek: Sabahın 6'sı. Saroz Körfezi kıpırtısız. Kıvrım kıvrım bir sahil... Tahta bir iskele... İskelede tek ayak üstünde duran iki martı ve balık tutmaya çalışan bir babayla bir oğul... Tüm hareketler ağır çekim... Arada bir 'hay anasını' sözleri, umutlanarak açılmış martı ağızları...

    Konu: Saat 6 sularında Saroz Körfezi kıyıları...


    Örnek: Kırış kırış bir yüz... Altmış yılın çizgileri... Askerlikten kalma bir kurşun yarası izi... Çukura kaçmış çakır gözler... Dünyanın kahrına dayanmaya çalışan, gelecekten umudu kalmamış bir adam.

    Konu: 80 yaşındaki bir adamın fiziki ve ruhsal portresi

    Betimleme, şiirden sonra en zor yazılan bir türdür. Şiirsel bir anlatım, duyarlı bir yaklaşım gerektirir. Kimi usta kalemlerin elinden çıkan betimlemeler bir tablo değerindedir. Betimleme yapabilmek için ayrıntıları gören bir göze, bunu anlatabilecek olağanüstü bir dile gereksinim vardır.



    Örnek: Cehennem Nisanı'ında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı ren¬gin türküsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş, ölü dalgalar... Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor... Otuz beş kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayaların arasına yedi rengin en koyusu girer mi şimdi? Sinağrit Baba döner mi avdan? Pırıl pırıl eleğimsağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem bir ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kimbilir? Altuni, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp yanıp sönen sarayını özlemiş, acele mi ediyordur?


    Örnek: Buradan (Değirmenoluk'tan) Akçadağ'a kadar öyle kayalık öyle sarptır ki Toros, bir ev yerinden daha büyük toprak parçası görülmez. Ulu çamlar, gürgenler kayaların arasından göğe doğru ağmıştır. Bu kayalıklarda hemen hemen hiçbir hayvan yoktur. Yalnız, o da çok seyrek, akşam vakitleri keskin bir kayanın sivrisinde boynuzlarını, büyük çangallı boynuzlarını sırtına yatırmış bir geyik, bacaklarını gerip sonsuzluğa bakarcasına durur.

    Örnek: İn cin uyanmadan denizin üstü de boş gibidir. Bir gecebalıkçılı ya da erkenci iki martı sezilir alaca karanlıkta. Amaçsız, kararsız oraya buraya süzülürler. İşgüzar işgüzar kanat çırparken birden durulur, suya konarlar. Ben onları maçtan önce ısınmaya çıkmış çurçur yeden oyuncularına benzetirim. Asıl maç çok sonra başlayacaktır. Kocaman gövdesi ve iri kanatları ile bir kaşıkçıkuşu çok yükseklerde tur atıyor. Uzakta bir takanın patpatı. Kıyıda böcek gagalayan bir denizkırlangıcı... Çöpleri eşeleyen uyuz bir köpek...

    Örnek: Çocuk bir akasya ağacının altına yüzükoyun uzanmış gökyüzünü izlemekteydi. Ayaklarını yukarı kaldırmış bir ileri bir geri sallıyordu. Ağzının kenarındaki otu çiğniyordu. Sırtında yırtık bir keten gömlek, bacağında at ahırı ve ezilmiş yeşil ot kokan bir pantolon vardı. Başını az bir şey bizden yana döndürüp uykulu gözlerle bana baktı. Ağzındaki otu dudağının öbür yanına itip gözlerini kapadı.

    Parçada yazarın özellikle görme duyumuzdan yararlanarak hayalimizde bir görüntü oluşturmuştur.


    Yazarın anlattığı görüntü zihnimizde canlandı mı, canlanmadı mı? Evet, canlandı, öyleyse yazar bizim zihnimizde sözcüklerle resim yaptı. Yani betimleme yöntemini kullandı. Şuna da dikkatinizi çekerim ki: yukarıdaki parçada öyküleme tekniğine de yer verilmiş. Bunu göz ardı edemeyiz. Çünkü sıralı olaylar da var.


    Örnek: Kitabevi iki kattan oluşmakla birlikte üst kat satışa henüz arz edilmemiş veya satış dışı kalacak kitapların son durağı olarak kullanılıyor. Tüm heyecan giriş katında, giriş katı yetmiş metrekare dolaylarında ve birkaç metrekarelik bölümü işyeri sahibinin özel odası olarak ayrılmış. Bu insan, nitelikli kitapları seçen, çoğunu okuyan zarif bir kitap tutkunu, Kitabevini orta yaşlı bilge bir beyefendi olan yeğeniyle birlikte yönetiyor.

    Parça betimleme tekniğiyle yazılmıştır. Anlatılan mekânın zihnimizde canlanmıştır.

    Örnek: Bir yanımız kuleli, öbür yanımız Vaniköy koruluğu, Yamaçta bir apartman... Yanında yöresinde başka ev apartman yok. Hafif bir yokuşun sonunda, tepede, tek başına, on sekiz daireli, iki bölümlü bir apartman. Salon dediğimiz ön oda sanki bir kaptan köşkü. Karşımızda köprü, ta uzakta Sultanahmet Camii, Ayasofya, Topkapı Saray... Önde Beylerbeyi Sarayı, Çengelköy kıyıları ve Boğaz. Buralarda yaşanmadan bilinmesi, algılanması olanaksız bir başka deniz bu.

    Bu parça da betimleme tekniğiyle yazılmışır. Yazarın amacı kendinin gördüğü, okuyucunun görmediği bir görüntüyü okuyucunun zihninde sözcüklerle canlandırmaktır. Özellikle görme duyumuza ilişkin ayrıntılara yer verdiğine dikkat e****m.


    Okuduğunuz parçada yazarın amacının görüntüyü zihnimizde canlandırmak olduğunu söylemiştik. Yazar amacını gerçekleştirdi, zihnimizde görüntü canlandı. Buradan hareketle bu parçanın anlatım tekniğinin betimleme olduğunu söyleyebiliriz.

    Örnek: "Kulübenin ardında iki katlı, yaşlı bir bina vardır. Bir bırakılmıştık duygusu taşır, lodosun eskittiği yüzünde camlarda yağmur izi... Gençliğine duyamamıştır. Alt katında kimi işlemez dükkânlar, üst katında ise küçük bir sahil lokantası. Sanki dekorunu ve yemeklerini yıllardır hiç değiştirmemiş bir sahil lokantası... Bu meydandaki her bina, her yol, her ayrıntı denize göre konum almış gibidir; denizle yüzleşir durur."


    İzlenimsel Betimleme Örneği
    Mağaranın ağzında büyük ağabeyim elinde kazma, ortanca kürek, küçük olanı da sönük bir gaz lambası ile beklerdi. Mağaranın içi uzun bir dehlize benzer, etrafta birtakım acayip şeyler varmış gibi görünür, durmadan tepeden damla damlar su sızar, yer daima ıslak olurdu. Ben mağaranın kapısı önünde, bir ayağım içerde, bir ayağım dışarda beklerdim. Güneş ağaçlardaki eriklerin üzerine ışıldardı.


    Açıklayıcı Betimleme Örneği

    "...Akdeniz Bölgesi'nin çatısını Toros Dağları oluşturur. Dağlar bazı yerlerde denize çok sokulur; kayalık ve az girintili çıkıntılı bir kıyı üzerinde dikine inerler. Bazı yerlerde ise kıyı çizgisi ile dağ sınırları arasına Adana Ovası gibi geniş düzlükler girer. Bu bölge özelliğini kendine komşu olan ılık denizden alır. Fakat denizin etkisi yüzey şekillerine ve yükseltiye göre değişir..."

    Örnek Soru 1:


    Yirmi yaşından fazla göstermeyen bir genç, çadırın önünde yan yatırılmış el arabasının üstüne oturmuş saz çalıyordu. Fenerin aydınlattığı alnı, ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının sapı, şaşırtıcı bir süratle aşağı yukarı kayan parmaklarının altında bir canlı gibi titriyordu. Tellere vuran sağ eli, küçük fakat kendinden emin hareketler yapıyordu. Gencin eli, sazın gövdesine yaklaştıkça insan, saz ile el arasında gizli fakat çok anlamlı bir konuşma olduğunu sanıyordu.

    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

    A) Betimleme B) Tartışma C) Açıklama
    D) Öyküleme E) Karşılaştırma (1995/ÖYS) Yanıt: A

    Örnek Soru 2:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde betimleme yoktur?

    A) Söylenenleri hiç duymuyormuşçasına dalgın, düşünceli bir tavırla işini yapmayı sürdürdü.
    B) Artık bahar geldi derken birdenbire hava bozmuş; damlar, sokaklar, kırlar karla örtülmüştü.
    C) Az konuşan, doğruyu söyleyen, söylediğini tartan bir insandı.
    D) İçli, çok duygulu bir adamdı, konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı.
    E) Benim gibi babamın da dedemin de çocukluk ve ilk gençlik günleri bu konakta geçmişti. (1993/ÖYS) Yanıt: E

    Not: Betimleme bir anın fotoğrafını ortaya koymak idi. Bir manzaranın ya da kişinin fotoğrafı çıkarılabilir. Öyküleme tekniğinde ise anahtar kavram kameradır. Birbirini takip eden durum ve olaylar ancak kamera ile tespit edilip aktarılabilir. Öyküleme tekniğinde eylemlerin, olayların devamlılığı söz konusudur.
    CoLTFeeT06, NoFeaR07, selam_2121 ve diğer 2 kişi bunu beğendi.
  3. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Lirik Anlatımın Özellikleri
    1.Lirik anlatımda dil "heyecana bağlı işlev"de kullanılır.


    2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.


    3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.


    4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.


    5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.


    Örnek 1:

    YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

    Ataol BEHRAMOĞLU

    Örnek 2:

    SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN

    Her şey sende gizli
    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç

    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin

    Yaşadıklarını kar sayma
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
    Ne kadar yaşarsan yaşa
    Sevdiğin kadardır ömrün

    Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme
    Bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi
    Sevdiğin kadar sevileceksin
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın

    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak

    Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
    Bunu da öğren;
    SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN.

    Can YÜCEL

    Örnek 3:

    TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
    bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
    yani yürekte.

    Meselâ bir barikatta dövüşerek
    meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
    meselâ denerken damarlarında bir serumu
    ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin
    ama o bunun farkında değildir
    ayrılmak istemezsin dünyadan
    ama o senden ayrılacak
    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?
    Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
    yahut hiç sevmeseydi
    Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Nazım Hikmet
    CoLTFeeT06, NoFeaR07, selam_2121 ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  4. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Destansı (Epik) Anlatımın Özellikleri
    1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
    2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
    3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
    4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
    5.Etkileyici bir özellik taşır.
    6.Sürekli hareket vardır.
    7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
    8 Şiir, destan, roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
    9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
    10.Sanatlı bir dil kullanılır.

    Örnek metinler
    SİVASTOPOL
    Derken, tabur komutanı yine işaret verdi. Yine subaylar fısıltıyla konuşarak emri birbirlerine ilettiler ve kara bir duvar gibi duran 1. bölük çöktü. Onlara "Yere yat!" emri verilmişti. 2. bölük de yere yattı ve Pest, eline sivri bir şeyin battığını duydu. Yalnız, 2. bölüğün komutanı ayakta kalmıştı. Kılıcını sağa sola savurup hiç durmadan konuştukça tıknaz silueti bir öne bir arkaya gidip geliyordu.

    "Pekâlâ, adamlarım! Haydi, şimdi, aslanlarım! Kurşunlarımızı israf etmeyip bu süprüntülen süngümüzle temizleyeceğiz. "Hurra!" diye bağırdığımda hepinizin arkamdan geldiğini görmek istiyorum. Kimse geride oyalanmasın. Birbirinizden ayrılmamalısınız, bu en önemlisi... Onlara kim olduğumuzu gösterelim ve yüzümüzü kara çıkarmayalım, tamam mı arkadaşlar?

    TOLSTOY

    KANİJE KALESİ'NİN FETHİ
    Sadrazam İbrahim Paşa 1600 yılı baharında tekrar sefere çıkıp Kanije üzerine yürüdü. Bu arada Bobofça Kalesi de istirdat edilmişti. Ordu Kanije'yi kırk günden fazla muhasara etti. Kalenin barut mahzeninin infilakı üzerine müdafiter teslim olmak zorunda kaldılar. Kanije, beylerbeyilik hâline getirilip Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Sadrazam İbrahim Paşa, Temmuz 1601'de yeni bir sefere çıkmak üzereyken serhatta öldü. Yerine, sadaret kaymakamı bulunan Yemişçi Hasan Paşa tayin olundu. Yeni sadrazam hemen Belgrat'a hareket etti. Ordu daha Belgrat'a ulaşmadan Belgrat'ın düşman eline geçtiği haberi geldi. Buraya gidildiyse de asker yenik düştü. Tam bu sırada Erdel ve Boğdan'ı da ele geçirerek Romanya'da bir idare kurmayı planlayan ancak vazgeçip Osmanlı merkezine elçi gönderip itaatini bildiren Mihal'in Avusturya hükümetinin düzenlediği suikasta kurban gittiği haberleri geldi. Böylece Avusturya hükümeti siyasi bir cinayet işlemiş oluyordu. Bu haber üzerine Osmanlı Devleti bölgeye süratle bir ordu sevk edip güvenliği sağladı. Erdel, Eflak, Boğdan'da Osmanlı Devleti'ne bağlı, güçlü bir düzen tesis edildi. Sonuçta Avusturya'nın işlediği bir siyasi cinayet Osmanlı Devleti'nin işine yaramıştı. Avusturya'nın yeni bir taarruz haberi geldi. Arşidük Ferdinand kumandasında bir ordunun Kanije'yi kuşatmakta olduğu, müdafilerin zor durumda bulunduğu öğrenilmişti.

    Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    **üm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.


    Mehmet Akif Ersoy
    CoLTFeeT06, selam_2121 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  5. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    KELİME (SÖZCÜK):Cümlenin anlamlı en küçük birimine ya da bazen tek başına anlamı olmadığı hâlde (edatlar) cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime (sözcük) denir.

    Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesi sonucu insanlar arasında anlaşma sağlanır.

    Bunu, dağınık hâldeki kelimelerle bir cümle kurarak görelim.

    "anlaşma, ara, ara, belirli, bir, bir, düzen, getiril(mek), içeri, insanlar, kelimeler, sağlan(mak), sonuç"

    "getirilmesi düzen arasında sağlanır sonucu bir araya belirli kelimelerin bir içerisinde insanlar anlaşma."

    KELİME ÇEŞİTLERİ


    Kelimelerin anlam ilgilerine, aldıkları çekim eklerine ve cümledeki görevlerine göre ayrıldıkları sınıflara kelime türleri (çeşitleri) denir.

    Kök yönüyle Türkçede iki çeşit kelime vardır: İsim ve fiil

    İsimler, cümlede üstlendikleri göreve göre alt başlıklara (türlere) ayrılırlar: "isim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem"

    İsim kökleri, varlık ve kavramları karşılarken, fiil kökleri, kılışları, durumları ve oluşları karşılar.

    Bunlardan isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir.

    FİİLLER

    Seyredilecek bir şey ve dinlenilecek bir hikâye yoksa, hayat çoğu zaman bir sıkıntıdır. Çocukluğumda bu sıkıntıya karşı ya radyo dinlenirdi ya da pencereden dışarıya, sokağa, gelip geçenlere, karşı apartman dairelerinin içine bakılırdı. O zamanlar, 1958'de Türkiye'de daha televizyon yoktu. Ama "yok" denmez, tıpkı İstanbul sinemalarında gösterilmesi üç-beş yıl alan Hollywood'un efsane filmlerinden söz ederken yapıldığı gibi "daha gelmedi" denirdi iyimserlikle.

    Pencereden bakmak öylesine temel bir alışkanlıktı ki, televizyon Türkiye'ye geldiğinde ona pencereden dışarı bakar gibi bakılmaya başlandı. Babam, amcam, babaannem pencereden bakarken yaptıkları gibi, televizyon seyrederken de birbirlerinin yüzüne hiç bakmadan konuşup kavga ederler, tıpkı pencereden dışarı bakarken yaptıkları gibi gördüklerini birbirlerine anlatırlardı.

    "Bu gidişle bu kar iyice tutacak." derdi meselâ halam, sabahtan beri atıştıran kara pencereden bakarken.

    "Yine o kâğıt helvacı geldi Nişantaşı'nın köşesine!" derdim ben de öteki pencereden tramvay caddesine bakarken.

    Pazarları amcamlar, halamlar ve biz aşağı katlardaki dairelerden yukarıya, babaannemin katına çıkar, öğle yemeklerini hep birlikte yerdik. Pencereden bakıp yemeğin sofraya konmasını beklerken, orada annemler, yengemler, amcamların kalabalığı içinde olmaktan öylesine mutlu olurdum ki gözümün önünde, arkamı döndüğüm büyük salon, hazırlanmakta olan uzun yemek sofrasının üzerindeki kristal avizenin soluk lambaları canlanırdı. Babaannemin salonu bütün öteki katlar gibi yarı karanlık olurdu, ama bana bizim katlardan daha da karanlıkmış gibi gelirdi. Hiç açılmayan balkon kapılarının kenarlarından korkutucu gölgelerle sarkan tüller ve perdeler yüzünden belki. Belki de sedef kakmalı paravanalar, eski sandıklar, lenduha masalar, sehpalar, üzeri çerçeveli fotoğraflarla dolu kuyruklu bir koca piyano ve diğer eşyalarla tıkış tıkış doldurulmuş havasız odalar sürekli toz koktuğu için öyle gelirdi bana. (Orhan Pamuk; Pencereden Bakmak)

    Tanım


    Yukarıdaki parçada koyu yazılmış kelimeler, kök itibariyle fiil soylu kelimelerdir.Bunlardan bir kısmı hangi şahsın ne zaman ne yaptığını, yapmakta olduğunu ya da yapacağını göstermektedir.

    denirdi, başlandı, tutacak, çıkar...

    İşte bu şekilde, varlıkların yaptıkları veya etkilendikleri işleri, hareketleri, oluşları, kılışları, durumları zamana ve kişiye bağlı olarak anlatmada kullanılan kelimelere fiil denir.

    Fiiller dilin temel kelimeleridir.

    Fiiller mastarları ile isimlendirilirler. Mastar fiil kök veya gövdesinin "-mEk, -mE, İş" eklerini almış hâlidir. Bu ekler atıldığında geriye sadece fiil kalır. Bu fiiller artık zamana ve şahsa göre çekimlenmeye hazırdır.

    Fiil kök ve gövdelerinin, kısaca fiillerin zamana ve şahsa göre yargı bildirecek hâle getirilmesine de fiil çekimi denir.

    Geldim, okumuş, yazıyor, düşünmez, biliriz, sormalısın, dinle, konuşalım...

    Fiile çekimleri ikiye ayrılır:

    Basit (yalın) zamanlı çekimler ve birleşik zamanlı çekimler

    Basit çekimlerde sadece zaman ve şahıs ekleri vardır; ama birleşik çekimlerde zaman ekleriyle şahıs ekleri arasına birleşik zaman eki getirilir. Biz şimdilik basit zamanlı çekimleri göreceğiz. Fiil kipleri bittikten sonra birleşik zamanlı çekimleri de öğreneceğiz.

    Her fiilin bir adı vardır. Fakat bu adlar, şahıs ve zaman kavramı taşımazlar. Fiillerin sonuna "-mE, -mEk, -İş" ekleri getirilerek yapılan fiil adları, bu ekler çıkarılarak çekimlenirler.

    Sevme > sevdik

    Kalkış > kalktı

    Hoşgörmek > hoşgörelim
    CoLTFeeT06, selam_2121 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  6. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Fiilimsiler

    Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle türetilerek isim, sıfat ve zarf olarak kullanılan kelimelerdir.

    Bunlar artık fiil olarak kullanılma özelliğini kaybettikleri için fiil çekim eklerini (olumsuzluk eki hariç) alamazlar; isim çekim eklerini alabilirler, isim sıfat ve zarf (tümleci) olarak kullanılırlar; yancümlecik kurarlar.

    Fiilimsiler üçe ayrılır: İsim-fiiller, Sıfat-fiiller ve Zarf-fiiller

    1. İsim-fiiller

    Fiillerin adıdır.

    Fiillere (basit, türemiş, birleşik) getirilen "-mE, -mEk, -İş" ekleriyle yapılır. Türetilen bu kelimelere mastar; türetmede kullanılan eklere mastar eki denir.

    Bakmak, okumak, yazmak, konuşmak, derlemek, eleştirmek, araştırmak...;
    Bakma, yüzme, seslenme, tamamlama, yarım bırakma, kovalama...;
    Bakış, geliş, gidiş, serzeniş, sesleniş, tükeniş, kurtuluş, çıkış...

    *İsimlerin tüm özelliklerini gösterir, cümlede isim gibi kullanılır.

    Kitap okumayı çok seviyorum. Nesne

    Okumak en faydalı eylemdir. Özne

    Sinirli olduğu gelişinden anlaşılıyor. Dolaylı tüml.

    *Olumsuzları mastar ekinden önce olumsuzluk eki getirilerek yapılır.
    Okumamak, yazmama, seslenmeyiş...

    *Bu kelimeler tek başlarına (eksiz) kullanıldıklarında mastar eki vurguludur.
    Okumak, yazma, danışma, sesleniş...

    *Eğer "-mE" ile yapılan isim-fiillerde bu ek vurgusuz, bundan önceki hece vurgulu okunursa yanlış anlaşılma olur: Olumsuz emir çekimi zannedilir.

    Danışma fiilimsi danışma olumsuz emir

    Kaynaşma fiilimsi kaynaşma olumsuz emir

    Dikkat: "-mE" eki olumsuzluk ekiyle karıştırılmasın.

    *Kimi isim-fiiller kalıcı nesne, yer, iş veya kavram adı olabilirler. Bu durumda artık isim-fiil olarak kullanılmazlar. Bunlar olumsuzluk eki de alamazlar.
    Dondurma, danışma, kavurma, kızartma...;
    Çakmak, yemek, ekmek...;
    Alış veriş, gösteriş, direniş...

    *"-mE" ekiyle türeyen mastarlardan bazıları sıfat olarak kullanılabilir.
    Süzme bal, asma köprü, yapma çiçek...

    2. Sıfat-fiiller (Ortaçlar)

    Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle yapılmış sıfatlardır.

    Tanı->tanıdık (adam) kırıl->kırılası (eller)...

    "-En, -Esİ, -mEz, -r, -dİk, -EcEk, -mİş" ekleriyle türetilirler

    *Sıfat görevinde kullanılırlar. Niteleme sıfatı sayılırlar.

    gelen araba, öpülesi el, dönülmez yol, koşar adım, tanıdık yüz, gelecek zaman, olmuş iş...

    *Daha sonra isimleşebilirler. İsimleştikleri zaman cümlede isim gibi kullanılırlar.

    Gelenler kimdi? özne
    Tanıdıklarımıza rastlayamadık. Dolaylı tüml.

    Aldıkları eke göre çeşitlere ayrılırlar:

    *Geçmiş zaman ortaçları :"-dİk ve -mİş" ekleriyle yapılır.
    Nesne ve kavramların geçmişte ortaya çıkan niteliklerini bildirirler.

    Koca şehirde bir tek tanıdık yok.
    Aramadık yer bırakmadık.
    Bugüne kadar görülmemiş bir haksızlık var ortada.
    Pişmiş aşa su katmak.

    *Gelecek zaman ortaçları:"-Esİ ve -EcEk " ekleriyle yapılır.
    Nesne ve kavramların gelecekte ortaya çıkacak olan niteliklerini bildirirler.

    Kırılası eller hep zalimin yanında.
    Memleketin o kadar çok görülesi güzellikleri var ki...
    Daha yapılacak çok iş var.
    Çözülemeyecek bir sorun yoktur.

    *Geniş zaman ortaçları: "-En, -mEz, -or" ekleriyle türetilirler

    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
    Koşar adım eve gitti.
    Hep bilinen şeylerden bahsetti durdu.
    İşe erken başlayan erken verim alır.

    Gelen adayların kaydını yapıyorlar. (şimdi gelen)
    Akan kanı durdurmalı önce (her zaman akan)
    Kaçan mahkûmları yakalamışlar. (kaçmış olan)

    Belirtme Ortaçları:"-dİk ve -EcEk" eklerinden sonra iyelik eki getirilerek yapılır.

    Okuduğum son kitap
    Okuyacağım ilk kitap
    Yapacağımız işler
    Yapılacakları belirledim.
    Geleceği varsa göreceği de var.
    Diktiğimiz fidanlar meyve vermeye başlamış.

    Dikkat: Bu eklerden "-mEz, -or, -dİk, -EcEk, -mİş" ekleri fiil çekim eki olarak da kullanılmaktadır. Zaten fiil çekim eki olan bu ekler zamana bağlı olarak sonradan sıfat yapmışlardır. Sıfat yaptıkları durumda artık çekim eki değildirler.

    Bu konu uzun süre tartışılacak (çekimli fiil)
    Uzun süre tartışılacak bir konu bulduk. (ortaç)

    3. Zarf-fiiller (Ulaçlar)

    -Fiillerden türetilen ve zarf tümleci olarak kullanılan kelime veya kelimelerdir.
    -Ulaçlar yapım ekleriyle türetilir.
    -İsim görevinde kullanılmazlar.

    Çeşitleri şunlardır.

    a.Bağlama Ulacı"-İp" ekiyle türetilir.

    Bu ek genellikle "ve" bağlacının yerini tutar.
    "-İp" ekinin getirildiği fiille onun bağlanmış olduğu fiilin öznesi ve zamanı aynıdır.


    Telefon edip hâlini hatırını sordum.< Telefon ettim ve hâlini hatırını sordum

    Bu ulacın tekrarlanması fiilin sıkça yapıldığını gösterir:
    Gidip gidip komşuları rahatsız ediyor.
    Bakıp bakıp gülüyor.

    b. Durum Ulaçları :"-erek, -e..., -e, -meden, -meksizin, -cesine" ekleriyle yapılır.Fiilin nasıllığını bildirir.

    Sınıfa gülerek girdi.
    Olayı adeta yeniden yaşıyormuşçasına anlattı.
    Gece karanlık sokaklarda düşe kalka ilerlediler.
    Dinlene dinlene gittiler.
    Gürültüye aldırmadan işiyle meşgul oluyordu.
    Hiç dinlenmeksizin yedi saat yürüdüm.
    Her şeyi bilircesine konuşuyordu.

    c. Zaman Ulaçları:"-İncE, -dİkçE, -dİğİndE, -ken, -mEdEn, -or, -mEz" ekleriyle yapılır.Bu ulaçlar fiilin zamanını bildirir.

    Gülünce gözlerinin içi gülüyor.
    Canım sıkıldıkça şiir okurum.
    Kar yağınca herkes sokaklara döküldü.
    İlk okuduğumda iyi anlayamamıştım.
    Uyurken hep sayıklar.
    Gün ağarırken düştük tarla yollarına.
    Uyumadan önce de yarım saat kitap okunabilir.
    Gelir gelmez seni sordu.

    d. Başlama Ulaçları:"-Elİ" ekiyle türetilir ve sonraki fiilin başlangıcını bildirir.

    Buraya geleli çocuğa bir hâller oldu.
    Seni tanıyalı hayatım değişti.

    e. Nedenlik Ulaçları:"-dİğİ, -EcEğİ" ekleriyle türetilir ve "-dEn dolayı, için, -dEn ötürü" edatlarıyla birlikte kullanılır.

    Çok yalnızlık çektiğinden (dolayı) buralarda kalmak istemiyor.
    Sizden ayrılacağı için üzülüyor.

    f. Bitirme Ulaçları:"-EnE, -İncEyE, -EsİyE" ekleriyle türetilir ve "değin, dek ve kadar" edatlarıyla birlikte kullanılır.Sonraki fiilin bitimini gösterir.

    Sen gelene kadar biz burada bekleyeceğiz.
    Yollar açılıncaya kadar bekledik.
    **düresiye dövdüler.
    CoLTFeeT06 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  7. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    ZAMİR (ADIL)


    Zamir Çeşitleri
    1. Şahıs Zamirleri
    2. Dönüşlülük zamiri
    3. İşaret zamirleri
    4. Belgisiz zamirler
    5. Soru zamirleri
    6. İlgi zamiri
    7. İyelik zamiri


    YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER
    1. Basit Zamirler
    2. Birleşik Zamirler
    3. Öbekleşmiş Zamirler
    4. Ek Hâlindeki Zamirler

    ZAMİRLER
    Zamir:İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.

    Ahmet’ten öğrendim › ondan öğrendim
    Kitabı gördün mü? › bunu gördün mü?
    Öğrenciler dışarı çıktı› hepsi/herkes dışarı çıktı.

    Zamirlerin Özellikleri
    1. İsim soyludur.
    2. Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar.
    3. Anlamdan çok görev yönü ağır basar.
    4. İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar.
    5. İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) –genellikle– alabilirler.
    6. Tekil ve çoğul şekilleri vardır.
    7. Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.
    8. Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.
    9. Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.

    Zamir Çeşitleri
    Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar:
    1. Şahıs zamirleri
    2. Dönüşlülük zamiri
    3. İşaret zamirleri
    4. Belgisiz zamirler
    5. Soru zamirleri
    6. İlgi zamiri
    7. İyelik zamiri

    1.Şahıs Zamirleri
    Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: “ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler.”

    -Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar.

    Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler.
    Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır:

    Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği...
    kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak...

    *Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

    Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

    Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.)

    *Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz:

    Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
    Onun eşyalarını bize getir. › Eşyalarını bize getir
    Senin doğum tarihini bilen yok mu? ›Doğum tarihini bilen yok mu
    Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

    “ben” ve “sen” zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir:

    Ben › bana
    Sen › sana

    “sen” yerine saygı ve incelik olsun diye “siz” de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.

    Siz bu olayı görmediniz mi?

    Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” kullanılabilir:

    Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.

    2. Dönüşlülük zamiri
    Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir:
    Dönüşlülük zamiri “kendi”dir.

    Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.

    Kendi-m-de
    Kendi-n-den
    Kendi-si-n-i
    Kendi-miz-in
    Kendi-niz-le

    Kendi-leri-n-ce
    İyelik eki almadan tamlayan olabilir. Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır:

    Kendi elim
    Kendi arkadaşın

    Kendi babası

    Kendi evimiz
    Kendi okulunuz
    Kendi fikirleri

    Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır:

    “Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:
    -Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.
    -Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)
    Ben kendim de yaparım.
    Vali Bey, kendisi emir vermiş.
    O kendisi okusun.
    Evi siz, kendiniz görmelisiniz.

    Fiilin özneye dönüşünü bildirir:Çocuk kendisi yıkanmış.

    Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir:

    “Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum...”
    “Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım...”

    3. İşaret zamirleri
    İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.

    •İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.
    bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler...
    bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi...

    Başlıca işaret zamirleri şunlardır:“bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi...”

    Bunu kim yaptı?
    Şunda ne var?
    Benim kitabım o değil.
    Bunlar size ait.
    Şunlar da sizin olsun.
    Onlar kime kaldı?
    Ötekini bana ver.
    Beriki sende kalsın.
    Bura bana pek yabancı gelmedi.
    Şura nasıl?
    Ora daha iyi.
    Burası da fena değil.
    Şurası yakın sayılır.
    Orası çok uzak.
    Böylesi, insanı rahatsız eder.
    Şöylesi de doğru olmaz ki.
    Öylelerinden her zaman kaçarım.

    •“bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır:
    bu: işaret zamiri › Bunu biliyor musun?
    işaret sıfatı › Bu bilgiyi nereden aldın?
    şu: işaret zamiri › Şunu görmüştüm.
    işaret sıfatı › Şu eşyaları taşıyalım.
    o: şahıs zamiri › O bu akşam geç gelecek.
    işaret zamiri › O benim elmam.
    işaret sıfatı › O elma benim.

    Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.
    Öteki Ötekini bana ver. Öteki kitabı ver.
    Beriki Beriki sende kalsın. Beriki kaset sende kalsın
    Böylesi Böylesi, insanı rahatsız eder. Böylesi davranışlar.
    Şöylesi Şöylesi de doğru olmaz ki. Şöylesi bir tarzla yapmak.
    Öylesi Öylesinden her zaman kaçarım. Öylesi insanlardan.

    •Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:
    ¦İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?
    ¦Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır.
    ¦Tekilleri ve çoğulları var mı?
    ¦Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.
    ¦Hâl eklerini alıyorlar mı?
    ¦Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.

    4. Belgisiz zamirler
    Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.

    “biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey...”

    Belgisiz sıfattan yapılanlar: “birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i...”

    “filân” kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.

    Hepsini tekrar çağırdılar.
    Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.
    Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.
    Tamamından sen sorumlusun.
    Herkes böyle düşünmez.
    Kimse senin gibi olamaz zaten.
    Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?
    Birkaçı dün de gelmişti.
    Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.
    Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.
    İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.
    Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.
    Bazısı da hep mağdurdur.
    Elindekilerin tümünü yere bırak.
    Bütününü görmeden bir şey diyemem.
    Bir kısmını görmekle karar verilmez.
    Her biri ayrı özellikler taşır.
    Başkasının yerine konuşamam.
    Hiçbiri bunu uygun görmez.
    Falanın filânın ne dediği önemli değil.
    Kendisine bir şey söyleyecektim.

    •Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.
    Para mara istemem.
    Kalem malem alacağım.

    •Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.


    •Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:
    Öğrencilerin pek çoğu
    Pek çoğunun velisi
    Adamın kimsesi yoktu
    Kimsenin işine karışmam.

    5. Soru zamirleri
    Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır.
    “ne, kim, hangisi, nere, kaçı”

    Yanında ne getirdin?
    Bunları sana kim anlattı.

    Özellikleri ve Örnekler

    •Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz.
    Kimin geldiğini bilemem.
    Hangisini istediğini anlamadım.

    •“hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular.
    Hangisi sizinle geldi?
    Soruların kaçı cevaplandı?

    •Soru zamirleri hâl eklerini alabilir.
    Buraya nereden geldiniz?
    Nereden gelip nereye gidiyoruz?
    Burada kimi bekliyorsun?
    Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)

    •Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir.
    Kimin yanında bozuk para var?
    Bu da neyin nesi?
    Bizim neyimiz eksik?

    6. İlgi zamiri
    -Belirtili isim tamlamasında taml*****n yerine kullanılır.
    -Tamlayan eklerinin üzerine gelir.
    -Ek hâlindeki tek zamirdir. “-ki”
    -Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (taml*****n) yerini tutar.
    -Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

    benim kalemim›benimki
    onun eli›onunki
    Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.
    Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.

    Türkçede üç tane “ki” vardır:

    a. “ki” Bağlacı
    Sadece “ki” biçimi vardır.
    Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
    Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
    “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

    Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
    Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
    Bir şey biliyor ki konuşuyor.

    b. “-ki” İlgi Zamiri
    Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (taml*****n) yerini tutar.
    Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

    senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...

    c. “-ki” Yapım Eki
    İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
    Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
    Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

    bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
    masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...



    7. İyelik zamiri
    İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.

    kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları
    masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları
    su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları
    ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

    CoLTFeeT06 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  8. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER
    Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır:

    1. Basit Zamirler
    Kök hâlindeki zamirlerdir:
    Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı...


    2. Birleşik Zamirler
    Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir.
    Hiçbiri, birtakımı, öbürü...


    3. Öbekleşmiş Zamirler
    Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.
    Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı...


    4. Ek Hâlindeki Zamirler
    İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.
    Benimki, kalemimiz
    CoLTFeeT06 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  9. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    SIFATLAR - ÖN ADLAR
    A. Sıfatların Özellikleri



    B. Sıfat Çeşitleri

    1. Niteleme Sıfatları


    2. Belirtme Sıfatları
    a. İşaret Sıfatları
    b. Sayı Sıfatları
    - Asıl Sayı Sıfatları
    - Sıra Sayı Sıfatları
    -Kesir Sayı Sıfatları
    -Üleştirme Sayı Sıfatları
    -Topluluk Sayı Sıfatları
    c. Belgisiz Sıfatlar

    d. Soru Sıfatları

    C. Sıfatlarda Anlam
    1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme
    2. Sıfatlarda Anlam Daraltma
    3. Sıfatlarda Karşılaştırma

    D. Yapı Bakımından Sıfatlar
    1. Basit Sıfatlar

    2. Türemiş Sıfatlar

    3. Birleşik Sıfatlar
    a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
    b. Kurallı birleşik sıfatlar

    4. Pekiştirilmiş Sıfatlar

    5. Kelime Grubu Hâlindeki Sıfatlar

    Sıfatlar
    Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı. (Murathan Mungan; Pamukçuklar)

    Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin kaldığını düşünelim:

    Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.


    Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında kalanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.

    Sağlık ocağı nasıl bir sağlık ocağı?
    Çocuk kaç çocuk? nasıl bir çocuk?
    Makaslar nasıl makaslar?
    Pamukçukları hangi pamukçuklar?
    Rüzgâr nasıl bir rüzgâr?
    Bahçe nasıl bir bahçe?
    gözlerle nasıl gözler?
    çerçeveler nasıl çerçeveler?
    Masası ve koltuğu nasıl masa ve koltuk?
    Boyut kaç boyut, hangi boyut, ne boyutu?


    Bu kelimelerin (asıl unsur olan kelimeler, isimler) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız.


    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı
    Tek / çocuk
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Koca / bahçe
    Tasasız / gözler
    Güzel / çerçeveler
    Kocaman / bir / masası ve koltuğu
    Başka / bir / boyut

    İşte, isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir.


    Kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf...


    A. Sıfatların Özellikleri
    1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:

    "O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor."

    o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök

    2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:

    yeşil elbise (sıfat) yeşili severim (isim)
    İhtiyar kadın (sıfat) İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)
    Büyük park (sıfat) parkların en büyüğü (isim)


    3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:

    Bir basamak yukarı çık. sıfat
    Birler basamağı isim
    Yürüyen merdiven sıfat
    Yürüyenler ve koşanlar isim

    4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.

    Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
    Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)


    5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:
    Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.


    6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur.


    B. Sıfat Çeşitleri
    Sıfatlar görev ve anlam yönünden, yani kendilerinden sonra gelen isme kattıkları anlam yönünden önce ikiye, sonra daha alt başlıklara ayrılırlar:

    1. Niteleme Sıfatları
    2. Belirtme sıfatları
    a.İşaret sıfatları
    b. Sayı sıfatları
    -Asıl sayı sıfatları
    -Sıra sayı sıfatları
    -Kesir sayı sıfatları
    -Üleştirme sıfatları

    c. Belgisiz sıfatlar

    d. Soru sıfatları

    CoLTFeeT06 ve pesimist_reap bunu beğendi.
  10. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    1. Niteleme Sıfatları
    İsimlerin şeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan "nasıl" sorusunun cevabıdır:


    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Koca / bahçe
    Tasasız / gözler
    Güzel / çerçeveler
    Kocaman / bir masası ve koltuğu
    Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun...

    2. Belirtme Sıfatları
    İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler:

    Bu adam, o adam, şuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncı adam, hangi adam?...

    Belirtme sıfatları alt başlıklara ayrılır:

    a. İşaret Sıfatları
    İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır.
    "bu, şu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle..."

    Bu soruyu kim cevaplayacak?
    Kitabı şu genç almıştı.
    O eşyaları nereye götürüyorsun?
    Öteki sorulara geçiniz.
    Beriki masaları da taşıdık.

    b. Sayı Sıfatları
    İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır:

    - Asıl Sayı Sıfatları

    İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır:

    Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.
    Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.
    Yüz yıl öncesine geri döndük.
    Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.
    Beş milyon ton patates
    10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker...


    ]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoğul eki getirilmez. "Beşevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beş milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)"gibi örnekler bu kurala uymaz.


    ]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:
    iki değerli arkadaş, üç kırık cam...

    - Sıra Sayı Sıfatları:
    İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır.
    "-ncİ" eki ya da nokta kullanılır.

    77. yıl, 11'inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz...
    üçüncü kişiler, ikinci katlar...

    ] "ilk" kelimesi birinci anlamındadır:
    İlk (birinci) caddeden sağa dönün.

    ] "son, sonuncu, ortanca" kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:
    son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kişi...

    - Kesir Sayı Sıfatları
    İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.
    Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira...


    ]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.
    Kardeşlerin üçte bir payları var.


    ]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:
    Yüzde otuz artış düşünülüyor.>Düşünülen artış yüzde otuzlarda.


    - Üleştirme Sayı Sıfatları
    İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır.
    "-(ş)er" ekiyle yapılır.
    Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,


    - Topluluk Sayı Sıfatları

    Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır.
    Bunlardaki "z" sesi çokluk bildirir.
    Tamlanan çoğul olabilir.
    üçüz bebek, beşiz çocuklar.

    c. Belgisiz Sıfatlar
    İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır.
    "bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi...

    başka / bir / boyut,
    kimi insanlar,
    bir yaz günü,
    bazı sıfatlar
    herhangi bir zaman
    her soru,
    birtakım insanlar,
    birkaç kişi,
    Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
    tüm insanlar,
    bütün varlıklar...


    Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.

    Bütün insan>bütün insanlar
    Birkaç kişi>birkaç kişiler
    Çoğu insan>çoğu bitkiler

    Not: Asıl sayı sıfatı olan "bir" ile belgisiz sıfat olan "bir" karıştırılabilir. "bir" kelimesi "tek" kelimesinin karşılığı ise asıl sayı sıfatıdır. Değilse belgisiz sıfattır:
    Bir çiçekle yaz olmaz bir tane çiçek. asıl sayı sıfatı
    Onu bir akşam vakti gördüm. Herhangi bir akşam vakti belgisiz sıfat


    d. Soru Sıfatları
    Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir.

    "ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü..."

    Özellikleri

    ]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz:
    Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor...
    Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?


    ]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur.
    Kaç gün sonra geleceksin?
    Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?


    Örnekler
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
    Kaçıncı sınıfta okuyor?
    Ne gün geleceğini söyledi mi?
    Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
    Kaçta kaç hisse istersin?


    Not: "ne" kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir.
    Ne bakıyorsun? Zarf
    Ne almak istiyorsun? Zamir
    Ne gün geleceksin? Sıfat
    Ne iş yapıyordunuz? sıfat
    Bugün ne çalıştık ama. zarf


    C. Sıfatlarda Anlam

    1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme


    ]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir:
    çalışkan>arı gibi çalışkan>arı gibi çalışkan çocuk
    güzel>Cennet kadar güzel>Cennet kadar güzel vatan
    verimli>çek verimli>çok verimli topraklar


    Burada "cennet kadar" kelime grubu "güzel" sıfatını; sonra hepsi birden "vatan" kelimesini nitelemiş.


    ]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir:
    Bir sıfatın ilk iki sesine "m, p, r, s" ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye "m, p, r, s" ünsüzlerinden biri eklenir.

    Sarı sayfalar>sapsarı sayfalar
    Kırmızı>kıpkırmızı elbise
    Mor>mosmor bir yüz
    Yeşil>yemyeşil tabiat
    Temiz>tertemiz toplum
    Uzun>upuzun araba
    Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır:
    Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...


    ]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına "mİ" soru eki de konabilir:
    doğru dürüst bir iş, boylu poslu bir adam, az buz para değil...
    yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller...
    tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava...


    2. Sıfatlarda Anlam Daraltma:


    ]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir.

    Bunun için "-Cİk, -ÇE, -cEk, -(İ)msİ, -(İ)mtırak" ekleri kullanılır:


    Geniş bir oda > daha az genişi > genişçe bir oda
    Uzun bir çocuk > daha az uzunu > uzunca bir çocuk
    Büyük ev > daha az büyüğü> Büyükçe / büyücek bir ev
    Küçük çocuk > daha az küçüğü> küçükçe / bir çocuk
    Tatlı elma > daha az tatlısı > tatlımsı bir elma
    Ekşi erik > daha az ekşisi > ekşimsi / ekşimtırak erik


    "-Cİk" eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:
    Kısa kol > daha da kısası > kısacık kol
    İnce ip > daha da incesi > incecik ip
    Az ekmek > daha da azı > azıcık ekmek
    Minik yavru > daha da miniği> Minicik yavru
    Küçük kız > daha da küçüğü> Küçücük kız
    Ufak el > daha da ufağı > Ufacık el
    Yumuşak eller > daha da yumuşağı> Yumuşacık eller


    3. Sıfatlarda Karşılaştırma(Derecelendirme):
    Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaştırarak o özelliğe hangisinin daha çok sahip olduğunu göstermek için sıfatın başına "en, daha, pek" kelimeleri getirilir.


    En kuvvetli millet
    Daha dürüst insanlar
    Pek çalışkan işçi


    D. Yapı Bakımından Sıfatlar

    Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:


    1. Basit Sıfatlar
    Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır.


    Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi.


    2. Türemiş Sıfatlar


    İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.

    Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, işsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın, yarınki maç, genişçe bir oda, büyücek bir ev, ekşimsi / ekşimtırak erik, kısacık kol, incecik ip...
    Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
    yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
    uçuşan / pamukçuklar
    Kavakları silkeleyen / rüzgâr
    Kocaman / bir masası ve koltuğu
    çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa...


    3. Birleşik Sıfatlar
    Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır.


    Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk...


    Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır:
    a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
    Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.

    Canciğer dost, vatansever sanatçı, pisboğaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eşsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler...


    b. Kurallı birleşik sıfatlar
    Çeşitli yollarla oluşurlar:
    *Sıfat tamlaması + "-lİ" yapım eki
    büyük yapraklı ağaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapılı bina, kırık camlı ev...


    *Sıfat tamlaması + "lIk" eki
    yarım günlük mesai, üç kuruşluk iş...


    *İsim + iyelik eki + sıfat
    salonu büyük (bir) ev, çenesi düşük adam, saçı uzun bebek, rengi soluk kumaş...


    *Takısız isim tamlaması + "-lİ" yapım eki
    taş duvarlı ev, aslan yürekli çocuk, demir kapılı bahçe...


    *İsim + "-DEn" ayrılma hâl eki + isim-fiil:
    kulaktan dolma bilgiler...
    *İkileme + isim
    evsiz barksız insanlarımız, tatsız tuzsuz işlerimiz, irili ufaklı eşyalar...


    *İsim + ek + fiilimsi + isim
    işini bilir memur


    *Deyim + isim
    cana yakın arkadaşlar, çenesi düşük insan...


Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş