Dine ve İmana İhtiyaç

Konu 'İman Esasları' bölümünde Berkay VARANGEL tarafından paylaşıldı.

  1. Berkay VARANGEL

    Berkay VARANGEL Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2010
    Mesajlar:
    425
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29

    Madde asıl olmadığı için vücut ona muhassar ve tabi olamaz” “Madde dedikleri şey, değişen suretlerdir” Belki madde bir mana ile kaimdir. İşte o mana hayattır, ruhtur. Ruhun saadeti, huzuru ve istikameti ise inanç iledir. İnsanda inanma duygusu yaratılıştan mevcuttur. Hayat, inanç ile istikamet bulur. “İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.” “İnsan, nur-u iman ile alây-ı illiyyine çıkar; Cennete lâyık bir kıymet alır.”

    Bediüzzaman, insanlığın dine olan ihtiyacını şu paragrafla, veciz bir şekilde ifade etmektedir: “Nev-i beşerin ahvaline dikkatle bakılsa görülür ki, ruhun manen terakkisini, vicdanın tekamülünü, aklın ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkin eden, yani aşılayan şeriatlardır. Vücut veren tekliftir, hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir. İlham eden dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı. Ve insanda bu kadar kemalat-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı.”


    İnsan maddi-manevi her noktadan dine muhtaçtır. İnsanların ilmi, edebi, içtimai, siyasi tekemmülatı için dinden daha ulvi, daha mühim bir amil olamaz. İnsan kalbi ve ruhunun tatmini, ancak dini kaynaklı telkinler ile mümkündür. Kalbin sefası, ruh ve vicdanın inşirahı din ile sağlanabilir. “Kimin kalbinde, imandan ve din-i haktan gelen hakikat çekirdeği vicdanında bulunmazsa ve nokta-i istinadı olmazsa, onun cesareti ve kuvvet-i maneviyesi müzmahil olur ve vicdanı tefessüh eder ve kainatın hadisatına esir olur. Her şeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer.” Binaenaleyh diyanet duygusu beşeriyet için fıtridir. Bunun için eskiden beri insanlığın genel çoğunluğu dindardır. Ancak, İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif de bunu şöyle belirtmiştir:

    “Her cemiyette beş-on dinsiz zuhur eyler, bu hal,
    Pek tabiidir. Fakat ilhadı bir kavmin, muhal.
    Hangi millettir ki efradında yoktur hiss-i dini?
    En büyük akvama bir bak: Dini, her şeyden metin.”

    Sosyolog İbn-i Haldun, dinden uzaklaşan kavimlerin yıkıldıklarını misallerle anlatır. Şöyle ki: “Mamur bir ülke, çiçekli bir bahçeye benzer. Bu bahçenin duvarı devlettir. Bu duvar, bahçeyi yabancı istiladan korur. Devlet padişahtan ibarettir. Onun fikir, tedbir ve görüşleri ile kudret ve kuvveti iledir ki, iyi adetler ihya olur. Bu iyi adetler de hükümetin kendisi ile kaim olduğu iktidar ve siyasettir. Devlet ve saltanat bir nizam olup, asker ona kuvvet verir. Sonra Nuşirevan’ın dediği gibi, ‘Devlet askerlerle korunur, asker para ile beslenir. Mal ve para vergi ile elde edilir. Vergi de memleketin mamurluğu ile temin edilir. Memleketin mamurluğu için ise adalet gerekir. Adalet de valilerin hallerinin ıslahı ile, vali ve memurlarının ıslahı ise vezirlerle olur.”

    Hz. Ömer (ra) ifadeleriyle: “Adalet mülkün temelidir.” Adaletin temini de vicdanlarda din duygusu ve Allah korkusu iledir. Bu hususta Sasani devletinin en meşhur ve adil veziri Buzırcumhur’un Nuşirevan’a tavsiyelerine bakalım. Diyor ki: “Padişah, fenalıkları kendisinden uzaklaşıp iyi huylar edinirse ve memleket işlerini o şekilde yaparsa, hiçbir zaman yardımcıya ihtiyaç duymaz. Fena huylar: kin, haset, kibir, öfke, şehvet, hırs, arzu, cimrilik, yalan, zulüm, bencillik, acelecilik, şükürsüzlük, düzensizlik, düşüncesizliktir. İyi huylar ise: haya, iyi yaratılış, hilim, af, tevazu, cömertlik, doğruluk, sabır, şükür, merhamet, ilim, akıl ve adalettir.” İdarecinin ıslahı da bu şekilde kötü huyları terk edip iyileriyle amel etmek yoluyladır.

    Eskiden ferdiyet devri idi, fert hakimdi; ama bu zamanda cemiyet ve cemaat hakim olduğu için şahs-ı manevi denilen ve efkar-ı ammenin tercümanı olan parlamento hakimdir. Bunların işleyişini temin eden fertlerin dindar, ahlaklı ve faziletli olmaları, hakim oldukları kurum ve müesseseleri de gayet güzel ve mükemmel ve adil bir demokratik cumhuriyeti netice verir.

    Büyük Selçuklu devletinin adil vezir-i azamı Nizamu’l-Mülk şöyle der: “Bir ülke için dinden daha faydalı bir müessese ve dinsizlikten daha amansız düşman yoktur.” Dünyada dini ifsat edenlere en güzel örnek İran Şahı Nuşirevan-ı Adil’in babası Kubad bin Firuz döneminde yaşayan Mecusilerin başrahibi Mazdek’tir. Mazdek Zerdüşt dinini ifsat ederek, mucize olarak ateşi konuşturduğunu hile ile ispatladı. Herkesi aldattı. ‘İnsanlar eşittir; mal ve kadın ortaktır’ iddiasını ileri sürdü. Nuşirevan, Mazdek’in hilesini ortaya çıkarıp, onu öldürerek, toplumu ıslah ettikten sonra ülkesinde adil bir düzen kurabildi.”

    Ahlak ve medeniyetin membaı dindir. Din olmadıkça ahlak-ı fazıladan eser görülemez. Ahlaki faziletlerden mahrum bir muhitte ise medenî kemalat ve içtimai mehasin tecelli edemez. Bilakis ahlaksızlık ve dinsizlik medeniyetleri yıkar, cemiyetleri birçok içtimai kötülük ve anarşi içinde bırakır. O devlet de yıkılır.


    M.ALİ KAYA

    Kaynaklar:
    Sözler, s. 469
    Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Reçeteler (İstanbul, Tenvir Neşriyat 1990), s. 108
    Sözler, s. 285
    Sözler, s. 281
    İşaratü’l-İcaz, s. 213-214
    Bediüzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye (İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, 1993), s.77.
    Mehmet Akif Ersoy, Safahat (İstanbul: Mehmet Akif Araştırma Merkezi, 1987, s. 198.
    İbn-i Haldun, Mukaddime (İstanbul, MEB Yayınları, 1990), c. 1, s. 94-95.
    Bu söz ancak Hz. Ömer (r.a.) gibi adil bir halifeden çıkabilir. Adil olmayanın böyle bir sözü söylemesi mümkün olmadığı gibi, söylemesi de adaletle alay anl***** gelir.
    Nizamü’l-Mülk, Siyasetname; Türkçesi Nurettin Bayburtgil (İstanbul: Dergah Yayınları, 1987), s. 256
    Geniş bilgi için bkz. Nizamülmülk, Siyasetname, s. 260-282
    <!-- google_ad_section_end -->
    abdulmelik ve ögrenci_13 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş