Dini Hikayeler

Konu 'Dini Hikayeler' bölümünde !...Kbrr...! tarafından paylaşıldı.

  1. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16

    Ö:LÜM

    Küçüklüğümden beri dar yerlerden sıkılır ve buralardan adeta feryad ederek kaçardım.Daha sonra bunun bir hastalık olduğunu anlamış,fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım.Oysaki, o dar mekanlara simdi ister istemez girecektim.Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerlestirmislerdi.Cevremde dolasanlarin seslerini gayet iyi duyuyor ve gozlerim kapali olmasina ragmen,her nasilsa onlari gorebiliyordum.

    -"Genc yasta oldu zavalli"diyorlardi."Halbuki yapacak ne kadar isleri vardi"

    Gercektende bircok isim yarim kalmisti.Mesela ogluma iyi bir is kuramamis,araba ile renkli televizyonun taksitlerini henuz bitirmemistim.Buyuk bir firma kurup dostlarimi o firmada toplamakta,artik hayal olmustu.Kis cok yakin oldugu halde odun-komur isini halledememis ve catinin akan yerlerini aktaramamistim.

    Birden kulaklarimi cinlatan bir sesle irkildim.Sanki mikrofonla soylenen bu ses,beynimin en ucra koselerinde yankilaniyor ve;
    -"Gecti artik gecti"diyordu.

    Icimden,keske gecmemis olsaydi diyordum.Nereden basima gelmisti o kaza bilmemki?Halbuki ne kadarda iyi araba kullanirdim.Olup bitenleri anlamaya calisirken,dostlarimin cevremi sardigini ve uzerimi ortmek icin tabutun kapagini kaldirdiklarini farkettim.Avazim ciktigi kadar bagirmak ve cirpinmak istedigim halde;ne kimildayabiliyor,nede bir ses cikartabiliyordum.Biraz sonra koyu bir karanlik icinde kalmis ve gozlerimi;tabutun tahtalari arasindan sizan isiga cevirmistim.Dehset icinde;
    -"Aman Allahim"dedim."Ne olacak simdi halim?"

    Korkudan hicbir sey dusunemiyordum.Biraz sonra omuzlara kaldirilmis ve sallana sallana goturulmeye baslanmistim.Disardaki seslerden yagmur yagdigi belli oluyor ve su damlaciklarinin sesi,tabutumun gicirtisina karisiyordu.Cenaze namazi icin camiye gidiyor olmaliydik.

    Cami diyince aklima gelmisti.Cok yakinimizda olmasina ragmen,nedense bir turlu elim degip gidememistim.Ama 50 yasina gelince namaza baslayacak ve herkesin sikayet ettigi kotu aliskanliklarimi terkedecektim.Ah,su kaza olmasaydi,ilerde ne iyi bir insan olacaktim.Daha onca duydugum ses:
    -"Gecti artik gecti"diye tekrarliyordu. "Bitti artik"

    Biraz sonra namazim kilinmis ve imam cemaate,nasil bir insan olarak bilindigimi sormustu.Ben,cemaatin arasindaki 8-10 kisinin bu soruya cevap vermedigini gayet iyi biliyordum.Evet bu insanlara kotuluk ettigimi kabul ediyordum.Fakat su kaza olmasaydi,onlarin gonlunu alacak ve yaptigim haksizliklari telafi etmeyecekmiydim?

    Camideki isimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldirilmistim.Tabutumun egik bir sekilde tasinmasindan,mezarliga giden yokusu tirmandigimizi anliyordum.Siddetle yagan yagmurun,catlaklardan iceri girerek kefenimi yer yer islattigininda farkindaydim.Buna ragmen disarda konusulanlara kulak verdim.Dostlarimin bir kismi piyasadaki durgunluktan bahsediyor,bir kismida gecen aksam televizyonda oynanan kovboy filmini methediyordu.Tabutumu tasiyan diger biri ise,yanindakinin kulagina fisildayarak;
    -"Tam olecek gunu buldu rahmetli.Sirilsklam olduk birader"diyordu.

    Duyduklarim herhalde yanlis olmaliydi.Yoksa bunlar uykularimi onlar icin feda ettigim dostlarim degil miydi?Yolculugum bir muddet sonra bitmis ve tabutum yere indirilmisti.Kapak tekrar acildi ve gucsuz vucudumu kucaklayan kollar,beni dibinde su toplanmis olan bir cukura dogru indirdi.Boylu boyunca yattigim yerden etrafima baktim.
    Aman Allahim!Bu kabir degilmiydi?

    O ana kadar buraya girecegimi neden dusunmemistim?Sessiz feryadimi kimse duymuyor ve dostlarim,kalin tahtalarla uzerimi kapatmak icin adeta birbirleriyle yarisiyorlardi.Tekrar zifiri karanlikta kalmis ve butun zerrelerimle dua etmeye baslamistim;

    -"Yarabbi!"diyordum."Bir firsat daha yokmu,senin istedigin gibi bir kul olatim?Ve kabrimi,cennet bahcelerinden bir bahceye cevireyim"
    Daha once duydugum ses,ayni seyleri tekrarliyarak;
    -"Gecti artik gecti"dedi."Hersey bitti artik"

    Vucudumu orten tahtalarin uzerine kurekle atilan topraklarn cikardigi ses,gokgurultusunu andiriyor ve butun benligimi sarsiyordu.Son bir gayretle yerimden firlayarakgozlerimi actim.Odamdaki rahat yatagimda yatiyor,fakat korkunc bir kabus goruyordum.Bitisik dairede oturan doktor arkadasim basucumda duruyor ve;
    -"Gecti artik gecti"diye tekrarliyordu."Gecti bak,hicbirseyin kalmadi"

    Yattigim yerden yavasca dogruldum.Terden sirilsklam olmus ve sanki 20 kilo birden vermistim.Disarda saganak halinde yagmur yagiyor ve gokgurultusunden butun ev sarsiliyordu.Cevremdekilerin saskin bakislari arasinda kendimi toparlamaya calisarak;

    -"Yarabbi!Sana butun zerrelerimin adetince sukurler olsun"diyordum."Iyi bir kul olmak icin ya bir firsat daha vermeseydin?"


    Lütfen teşekkür butonunu kullanınız.
    ÇİĞDEM bunu beğendi.
  2. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    Dudakla Bardak Arası

    Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim,yeni yaptırdığı bir bağa;üzüm kütükleri diktiriyormuş.İşlerinin bir an once bitmesini saglamak icin de koleleri hic dinlendirmeden calistiriyormus.O zavalli kolelerin biri,birgun cok bitkin dustugu icin dayanamaz ve zalim krala:
    -"Nicin bu kada acele ediyorsunuz efendim?Siz bu bagin uzumlerinden yapilacak sarabi hicbir zaman icmeyeceksiniz ki!diyivermis."

    Kral biraz kizmissada sesini cikarmamis.Nihayet gun gelip uzumler yetistikten sonra,kral kolelerde dahil herkesin hemen toplanmasini emretmis.Daha once" icmeyeceksin" diyen koleyide huzuruna cagirtmis.Sarap bardagini eline alarak:
    -"Soyle bakayim,benim bu saraptan hicbir zaman icemiyecegimi tekrar iddia edebilirmisin?"diye sormus.

    Kole soyle cevap vermis:
    -"Belli olmaz efendim,icebileceginizi soyleyemem.Cunku dudak ile bardak arasindaki mesafe cok uzundur.O arada basiniza neler gelebileceginide bilemem"

    Kole sozlerini bitirir bitirmez,iceri kralin adamlarindan biri girmis.Bir yaban domuzunun bahceye girdigini ve asmalari kirip doktugunu soylemis.Kral elindeki bardaktan bir damla dahi icmeden,hemen disari firlamis.Bahcede domuzun bulundugu yere kosmus.Kral ve domuz arasinda olduresiye bir mucadele baslamis.Sonunda yaban domuzu mizrak gibi azi disleriyle;Sisam kralinin karnin yarip olumune sebep olmus.Kral bagda,bardak masada kalmis.

    Su soz bu olayi guzel bir sekilde ifade ediyor:
    "Nasip ise gelir Hint'ten Yemen'den,
    Nasip degil ise ne gelir elden"


    Lütfen teşekkür butonunu kullanınız.
  3. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    Beş Maymun

    Kafese beş maymunu koyarlar...ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple
    muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri cikarak muzlara ulasmak
    istediginde disaridan uzerine soguk su sikarlar..her bir maymun ayni
    denemeye giristiginde cok soguk suyla islatilir...butun maymunlar bu
    denemeler sonunda sirilsiklam islanirlar..bir sure sonra muzlara
    hareketlenen maymunlar digerleri tarafindan engellenmeye baslanir...

    Suyu kapatip maymunlardan biri disari alinip yerine yeni bir maymun
    koyulur..ilk yaptigi is muzlara ulasmak icin merdivene tirmanmak olur fakat
    diger dort maymun buna izin vermez ve yeni maymunu doverler..

    Daha sonra islanmis maymunlardan biri daha yeni bir maymunla
    degistirilir..ve bu ikinci maymunda merdivene ilk yaptigi atakta dayak yer..bu
    ikinci yeni maymunu en siddetli ve istekli doven ilk yeni maymundur. islak
    maymunlardan ucuncusu de degistirilir..en yeni gelen maymun da ilk ataginda
    cezalandirilir..diger dort maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu
    niye dovdukleri konusunda hic bir fikirleri yoktur..

    Son olarak en bastaki islanan maymunlarin dorduncusu ve besincisi de
    yenileriyle degistirilir. tepelerinde bir salkim muz asili oldugu halde artik
    hicbiri merdivene yaklasmamaktadir.. neden mi? Cunku burada isler boyle
    gelmis ve boyle gitmelidir...


    Lütfen teşekkür et butonunu kullanınız.
  4. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    Tebessüm

    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakin geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini hatirladi. Hemen bir not yazdi, yolladi. Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki, her öglen yemek yedigi lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti.
    Garson kiz ilk defa böyle bir bahsis aliyordu. Aksam eve giderken, kazandigi paranin bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adam?n sapkasina birakti. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. ?ki gündür bogazindan asagi lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altinda titresen köpek yavrusunu görünce, kuca??na aliverdi.
    Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada sabaha kadar kosusturdu. Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar sardi. Bir yangin basliyordu. Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya basladi ki, önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki. Anneler, babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip, ölümden kurtardilar. Bütün bunlarin hepsi, bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜMSÜN sonucuydu...


    Lütfen teşekkür et butonunu kullanınız.
  5. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    3 çocuk


    Üç kadın ellerinde sepetleriyle pazardan dönüyorlardı. Dinlenmek için yolun kenarındaki kanepeye oturdular. Çocukları hakkında sohbet etmeye başladılar.


    Birinci kadın; Oğlunun çok hareketli olduğunu ellerinin üzerinde dakikalarca yürüyebileceğini söyledi.


    İkinci kadın; Bülbül sesli oğlunun şarkılarına herkesin bayıldığını anlattı.


    Üçüncü kadın onları dinlemekle yetindi. Niçin konuşmadığını sorduklarında:

    - Benimkinin anlatılacak bir marifeti yok ded i.

    Bu konuşmalara kulak misafiri olan bir ihtiyar kadınların peşinden yürüdü.

    Sokağın başında kadınlar sepetlerini yere bırakıp yorulan kollarını ağrıyan bellerini ovuşturmaya başladılar. Onları gören çocukları koşarak geldiler.

    Birinci kadının oğlu perendeler atarak ellerinin üzerinde yürüyordu. İkinci kadının oğlu bir taşın üzerine oturup annesinin sevdiği şarkılardan birini söylemeye başladı. Diğer kadınlar onu coşkuyla alkışladılar.

    Üçüncü kadının oğlu ise;

    - Sana yardım edeyim anneciğim diyerek sepetin kulpuna yapıştı. Kadınlar oradan geçmekte olan yaşlı adama çocuklarının marifetini nasıl bulduğunu sordular.

    - Ben marifetli bir çocuk gördüm dedi ihtiyar. 0 da annesine yardıma koşan şu çocuk 0 Peygamber (s.a.v.) Efendimiz\'in şu hadis-i şerifine uygun davrandı:

    \"HERKESE ANNESİNİN HİZMETİNDE BULUNMAYI TAVSİYE EDERİM.\"


    lütfen teşekkür et butonunu kullanınız..
  6. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    Kocasını Şikayet Eden Kadın

    Kadının biri, bir gün Halife Ömer r.a.'a gelerek dedi ki:
    - Ey müminlerin emiri sana insanların en iyisini şikayete geldim. Öyle birisi ki, amelde onu geçen veya onun kadar amel eden kimse pek azdır. Geceleri sabaha kadar namaz kılar, gündüzleri de hep oruçla geçirir…
    Bu sözlerden sonra utancından asıl demek istediğini diyemedi ve:
    - Ey müminlerin emiri , beni bağışla, diyerek çekildi.
    Hz. Ömer:- İyi iyi , Allah senden razı olsun. Sen adamını çok güzel halleriyle övdün; artık onun hakkında fazla bir şey söylemen de gerekmez, dedi.

    Kadın çıkıp gittikten sonra, orada hazır bulunan sahabi Kaab b. Sûr r.a. dedi ki:
    - Ey müminlerin emiri, kadın utanıp asıl şikayetini sana söyleyemedi.
    - Kadının ne şikayeti varmış ki?
    - Kadın kocasından, kocalık vazifelerini yerine getirmiyor diye şikayette bulunuyor, fakat bunu açıkça söyleyemiyor.

    Hz. Ömer kadını geri çağırdı. Kocasına da haber gönderip yanına getirtti. Sonra Kaab b. Sûr'a :
    - Bunlar arasında sen hakemlik et, diye teklif etti. Kaab :
    - Sen buradayken ben nasıl hakemlik yapabilirim, dedi. Hz. Ömer r.a .:
    - Benim anlayamadığım inceliği sen anladın. Bunun için onları dinleyip aralarında gereken hükmü vermek de senin hakkındır, dedi.
    Bunun üzerine Kaab o adama dedi ki:
    - Allah Tealâ erkeklere hitaben: “Sizin için helal ve hoş olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olarak nikahlayın” (Nisâ, 3) diye buyurduğuna göre, en çok üç gün peşpeşe oruç tutabilirsin; dördüncü günü tutmamaman gerekir. En çok da üç sabaha kadar ibadet edebilirsin; dördüncü gece eşinle beraber olmalısın.
    Hz. Ömer r.a. Kaab'ın bu ince anlayışını beğendi ve:
    - Senin bu buluşun öteki buluşundan da güzelmiş, dedi. Bu isabetli hükmü çok beğenen halife onu Basra kadısı yaptı.
    Kadıncağız şikayetinde: “Kocam geceleri hep ibadet eder, gündüzleri oruç tutar” deyince, maksadı farketmeyen Hz. Ömer: “Kocanı bunlardan men mi edeyim?” demişti.

    alıntıdır

    Lütfen teşekkür et butonunu kullanınız.
  7. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    KOMŞUNUN ŞİKAYETİ

    Biri, Resul-i Ekrem (s.a.v)'ın huzuruna geldi ve:
    - Bana eziyet ederek huzurumu bozuyor' diye komşusunu şikayet etti.
    Resul-i Ekrem (s.a.v):
    - Tahammül et ve komşunun gürültü patırtısına aldırma, belki gidişatını değiştirir, buyurdu.
    Bir müddet sonra ikinci defa gelerek şikayet etti. Resul-i Ekrem (s.a.v) bu kez de tahammül et buyurdu.
    Üçüncü defa geldi. ve
    - Ya Resulallah, benim bu komşum gidişatını düzeltmiyor, beni ve ailemi rahatsız etmek için gerekenlerin hepsini yapıyor' dedi.
    Resul-i Ekrem (s.a.v) bu defa ona
    - Cuma günü, ev eşyalarını dışarı çıkar, yoldan gelip geçen halk görsün. Halk, sana 'niçin ev eşyalarını buraya döktün?' diye soracaktır. 'Kötü komşunun elinden' diyerek şikayetini bütün halka söyle.

    Şikayetçi aynısını yaptı, eziyet eden komşu ise peygamber daima tahammül et diyecek diye, hayal ediyordu. Halbuki zülmün def edilmesi hukukun müdafaası hususunda İslamiyetin, mütecavize saygı göstermeyeceğini bilmiyordu. Böylelikle herkesin huzurunda rezil olacağını sezen eziyetçi komşu, konuyu öğrenince yalvarıp yakarmaya başladı ve adamın, eşyasını evine taşımasını rica etti. Aynı zamanda komşusunu incitecek şekilde bir şey yapmamaya söz verdi.



    [​IMG]
  8. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    KÖTÜRÜM ÇOCUK

    Abdullah Kassâr şöyle anlatmıştır:

    Bir zamanlar hacca gitmek üzere yola çıkmıştım. Şirâz âlimleriyle görüştüm. Bana dediler ki:

    "Abdullah-ı Tüsterî ile görüştüğün zaman onun fazîletini, üstünlüğünü kabul ettiğimizi ve selâmımızı söyle. Arefe gününde evinden çıkıp hacılarla vakfeye durduğunu işittik. Bu haber doğru ise bildirsin de bizim bu kerâmeti hususunda tereddüdümüz kalmasın."

    Abdullah-ı Tüsterî hazretlerinin yanına varınca selâm verdim. Üzerinde uzun bir elbise vardı. Kendinden geçmiş bir halde oturuyordu. Onu görünce üzerime bir heybet düştü. Konuşmağa cesaret edemedim. Yanında bir yere oturdum O sırada bir kadın geldi;
    -Efendim benim kötürüm bir oğlum var. Şifâ bulması için duânızı almaya geldim. dedi.
    Abdullah Tüsterî:
    -Onu niçin Rabbine havâle etmedin? deyince, kadın:
    -Siz Rabbimizin sevgili kulusunuz. dedi.
    Abdullah-ı Tüsterî bana doğru baktı ve işâret etti. Hemen kalkıp elinden tuttum. Ayağa kalkıp, ayakkabılarını giydi ve Şat Nehri kenarına gitti. Kadın da peşinden geldi. Kötürüm çocuk nehirde bir sandal içinde oturuyordu. Çocuğa:
    -Elini uzat! dedi.
    Annesi:
    -Elini uzatamaz. deyince,
    -Sen çocuğu bırak, ondan ayrıl. buyurdu.

    Bu sırada çocuk elini Abdullah-ı Tüsterî hazretlerine uzattı. "Ayağa kalk!" deyince de kalktı. Sonra da sandal sâhibi onu kenara yaklaştırdı ve kötürüm çocuk artık yürümeye başladı. Abdullah-ı Tüsterî çocuğa abdest aldırdı ve iki rek'at namaz kılmasını söyledi.
    Çocuk namazı kılınca, annesine:
    -Oğlunun elinden tut! buyurdu.
    Kadın da elinden tutup götürdü.

    Onun bu kerâmetini görünce şaşırdım. Yanına yaklaşıp Şiraz âlimlerinin sözlerini söyledim. Bir müddet başını eğip durdu. Sonra:
    -Ey dostum! Bu insanlar dilediğini yapan Allahü teâlâya inanırlar mı? dedi.
    -Evet efendim, dedim. Sonra;
    -Onlar, ondan ne istiyorlar? buyurdu.


    [​IMG]
  9. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    KUMAŞIN DEĞERİ

    Yûnus bin Ubeyd’in manifatura dükkânında, fiyatları, iki yüz dirhem ile dört yüz dirhem arasında değişen kumaşlar satılıyordu. Dükkânında kardeşinin oğlu da çalışıyordu. Yolda bir kimseyi kumaş almış gidiyor görünce, kumaşı tanıyıp, kendi dükkânından aldığını anladı.

    O kimseye;
    -Bu kumaşı kaça satın aldınız? diye sorunca, dört yüz dirheme aldığını öğrendi.
    Sonra;
    -Bu kumaşın değeri iki yüz dirhemdir. Geri dönüp paranızın üstünü alınız, buyurdu.
    O kimse;
    -Bu kumaş, bizim orada beş yüz dirhem eder, ben aldanmış sayılmam! deyince;
    -Olsun. Siz, gidip iki yüz dirhem paranızı alınız, dedi.
    O kimse gelip, iki yüz dirhemini aldı gitti.
    Yûnus bin Ubeyd, dükkânda tezgâhtar olarak bulunan yeğenine;
    -Kumaşı bu kadar pahalıya niye sattın?”diye sordu.
    Yeğeni;
    -Vallahi kendi rızâsı ile aldı, dedi.
    Yûnus bin Ubeyd;
    -O râzı olsa da, sen râzı olmayacaktın, buyurdu.

    [​IMG]
  10. !...Kbrr...!

    !...Kbrr...! Üye

    Katılım:
    27 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    586
    Beğenileri:
    313
    Ödül Puanları:
    16
    Kutup Görme Arzusu
    Yûsuf Halvetî hocasının bereketli sohbetleriyle yetişip, velî bir zât olunca, Rum diyârındaki insanları irşâd için oraya gitmeye memur edildi. Niğde şehrine gelip, insanlar arasında Tepeviran denilmekle meşhur olan yere yerleşti. Orada bir dergâh ve bir câmi inşâ etti. İnsanlara hak yolun bilgilerini, edebini öğretmekle meşgûl oldu. Çok kerâmetleri görüldü.

    Yûsuf Halvetî'nin önceleri bir zaman, kendi kendine;
    “Şu anda dünyâda kutup kimdir. Onunla görüşsem.” diye hatırına geldi. O zaman hocası onu teselli etti ve;
    “Yûsuf evlâdım! Sen bir türlü kutup görme arzusundan vazgeçmezsin. Mâdemki öyle, şimdi filan yere git. İnşâallah arzun gerçekleşir.” buyurdu.

    O gece hocasının işâret ettiği yere gitti. Orada altı sâlih kimse gördü. Lâkin arzusunu ve hocasının dediklerini unuttu ve onlara nereye gittiklerini ve kimler olduklarını sordu. Onlar da;
    “Bizler yediler denen Allahü teâlânın sevgili kullarıyız. Az önce içimizden biri vefât etti. Onun yerine geçecek kimseyi istişâre için kutb-ı âlemin yanına gidiyoruz.” dediler.
    Yûsuf Halvetî de kendileriyle berâber gitmek istedi. Onlar da;
    “Peki gel!” dediler.
    Tayy-i mekân edip bir anda Kâbe-i muazzamaya geldiler. Tavâftan sonra bir eve gidip içeri girdiler. İçeride yüzü örtülü birisi vardı. Ona selâm verdiler. Hiçbir şey söylemeden bir meyyiti tabutuyla ortaya getirip namazını kıldılar. Sonra tabut semâya yükseldi. Sonra;
    “Bunun yerine kimi münâsib görürsünüz?” diye yüzü örtülü kişiden sordular.
    O zaman Yûsuf Halvetî onlara;
    “Bu işi bizimle istişâre etseniz olmaz mı?” dedi.
    Onlar da;
    “Bu nasıl söz. Sen kendi hocanın dediğini bile unutmuşsun?” deyip sonra da başka birisini getirdiler ve onun yedilere tâyini yapıldı. Sonra da yediler oradan çıkıp, herbiri bir tarafa gitti. O yüzü örtülü zât da bir tarafa yöneldi. Yûsuf Halvetî onun peşinden gitmek isteyince, o;
    “Yûsuf ne oldun nedir derdin?” diye seslendi.
    O zaman Yûsuf Halvetî bu sesi tanıdı ve başını kaldırıp baktığında onun kendi hocası Zâhid Efendi olduğunu anladı. Özürler dileyip ağladı. Hocası onun özrünü kabûl edip bir anda Şirvan’daki dergâhlarına döndüler.


    [​IMG]

Sayfayı Paylaş