Dış kuvvetler

Konu 'Coğrafya 9. Sınıf' bölümünde Yusuf742 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0

    KONU BAŞLIĞI DIŞ KUVVETLER YAZDIM AMA DEĞİL BEN KONULARI KARIŞIK YAPTIM:

    DIŞ KUVVETLER YER ALTI SULARI VE KARSTİK KAYNAKLAR,RÜZGARLAR,BUZULLAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ...



    YER ALTI SULARI VE KAYNAKLAR

    Yağışlarla yeryüzüne düşen suların bir kısmı yüzeyden akarken, bir kısmı da yer altına sızarak orada akış oluştururlar. Bunlara yer altı suyu, yer altı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerlere de kaynak adı verilir.

    1. Yer altı Suları

    Türkiye, yer altı suları bakımından oldukça zengin sayılır. Jeolojik yapı ve yerşekilleri yer altı sularının özelliklerini belirler. Kumlu ve çakıllı yapılarda bol miktarda yer altı suyu bulunur. Ülkemizde, özellikle kıyı bölgelerimizdeki ovalar ve deltalar, oldukça zengin yer altı suyuna sahiptir. Ayrıca, karstik alanlarımızda da yer altı suyu oldukça fazladır.

    2. Kaynaklar

    Artezyen Kaynaklar: Özellikle kıvrımlı yapılarda iki geçirimsiz tabaka arasında bulunan geçirimli tabakalarda basınçlı yer altı suları birikir. Bu suların bulunduğu alanlar sondajla açılırsa, bu sular basınçlı bir şekilde fışkırır. Böyle kaynaklara artezyen kaynak adı verilir.



    Karstik Kaynaklar: Kireçtaşlarının çatlaklarından sızan suların, yer altı mecralarında toplanması ve bunların vadi tabanı ile yamaçlarında bol debili akması sonucunda oluşurlar.



    Karstik kaynaklar, kalkerli arazide oluştuğu için, suları bol miktarda kireç içerir.

    Ülkemizde başta Akdeniz Bölgesi olmak üzere karstik arazilerin bulunduğu alanlarda bol su çıkaran karstik kaynaklar bulunur.



    Fay kaynakları: Fay hatlarındaki çatlaklardan yeryüzüne çıkan sıcak suların oluşturduğu kaynaklardır. Ülkemizde fay kaynakları en çok, Ege Bölgesi ve Güney Marmara

    Bölümü’ndeki grabenler boyunca görülür. Ayrıca Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde de bu tür kaynaklar oluşmuştur.

    Yamaç kaynakları: Dağ ve vadi yamaçlarında, geçirimsiz bir tabakanın yüzeyi kestiği yerlerde oluşurlar.

    Termal Kaynaklar ve Kaplıcalar: Yerin derinliklerine sızan sular, yerin iç ısısının etkisiyle ısınarak yeryüzüne çıkarlar. Bu şekilde oluşan sıcak su kaynaklarına termal kaynak ve kaplıca adı verilir. Eğer bu kaynakların suyu çok sıcak ise ve basınçlı olarak yeryüzüne çıkıyorlarsa, bunlara gayzer, suları az sıcak ise, bunlara da ılıca denir.

    Sıcak su kaynakları aynı zamanda bileşimlerinde çözünmüş halde kimyasal madde bulundururlar. İçlerinde mineral bulunan bu sular maden suyu olarak adlandırılmıştır.



    F. KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

    Kayatuzu, jips (alçıtaşı), kalker (kireçtaşı) gibi suda kolay eriyebilen kayaçların bulunduğu arazilere karstik araziler adı verilir. Bu arazilerde suların etkisiyle birtakım şekiller oluşur. Bu şekillere karstik şekiller denir.

    1. Aşındırma (Çözünme) Şekilleri

    Lapyalar: Karstik arazilerde, yağışlar sonucunda yeryüzüne düşen sular, kireçtaşlarını aşındırarak oyuklar ve yarıklar oluşturur. Bunlara lapya denir.

    Lapyalar en küçük karstik çözünme şekilleridir. Toroslar’da, Bolkar Dağları ile Aladağlar’ın yamaçlarında bu tür şekiller yaygın olarak görülür.



    Dolinler: Lapyalar zamanla genişleyip birleşerek dolinleri oluştururlar. Derinlikleri birkaç metredir. Çapları ise birkaç yüz metreyi bulabilir. Göller Yöresi’nde, Geyik ve Bolkar Dağları ile Aladağlar üzerinde, İç Anadolu’nun güneyindeki Obruk Plâtosu’nda sayısız örnekleri vardır.





    Uvala ve Polyeler: Karstik sahalarda dolinler zamanla genişleyerek uvala denilen şekilleri oluştururlar. Uvalalar da genişleyip birleşirlerse polye adı verilen şekilleri meydana getirirler. Ülkemizdeki bazı ovalar polye ovası özelliğindedir. Bunların en önemlileri Muğla, Elmalı, Kestel, Çeltikçi, Suğla, Bozova, Kızılova, Bademağacı, Kızılkaya, Seki ve Gembos polyeleridir.

    Obruklar: yer altındaki mağara ve galeri tavanlarının çökmesiyle oluşmuş derin karst kuyularıdır. Obrukların bazılarının tabanlarında sular birikmiştir ve obruk gölleri meydana gelmiştir.

    Ülkemizin özellikle Konya Bölümü’nde obruklar yaygın olarak görülür. Bu bölümde Kızılören, Timraş, Kuruobruk ve Çalıdeniz obrukları en çok bilinenlerdir. Ayrıca Akdeniz Bölgesi’nde Akseki’nin doğusunda çok derin obruklar bulunur. Silifke’nin doğusundaki Cennet - Cehennem obrukları turistik açıdan önemlidir.



    Mağaralar: Karstik alanlarda yer altı sularının eritmesi sonucu oluşan doğal yer altı boşluklarına mağara denir. Bu mağaralar birer turizm alanıdırlar. En tanınmış olanları Damlataş (Alanya), Karain (Antalya), İnsuyu (Burdur), Dim (Alanya), Zindan (Isparta), Dilek kuyu (Mersin) ve Narlı kuyu (Mersin) mağaralarıdır.

    Tüneller ve Doğal Köprüler: Karstik alanlarda yeryüzündeki sular yer altına sızarlar ve tabakaların bu sularla çözünmesi sonucu tüneller oluşur.

    Özellikle, Akdeniz Bölgesi’nde bu tüneller sıkça görülür. Buralardaki bazı akarsular, akışlarının bir kısmını yer altındaki bu tünellerle gerçekleştirirler.

    yer altında oluşan bu tüneller yer yer çökerek doğal köprüler oluştururlar. Örneğin, Silifke’nin kuzeydoğusunda Göksu nehri üzerindeki Yerköprü bu şekilde oluşmuştur. Uzunluğu 500 m kadardır.



    2. Biriktirme Şekilleri

    Travertenler: Karstik alanlardan kaynaklanan suların içerisinde eriyik halde bulunan kireç, buharlaşma ve sudaki karbondioksitin ayrışması sonucu çökelir ve travertenler meydana gelir.

    Ülkemizde traverten oluşumu en yaygın olarak, Antalya Ovası’ndadır. Bursa’da, Denizli civarında, Pamukkale’de ve Silifke’de de travertenler oluşmuştur.

    Sarkıt, Dikit ve Sütunlar: Mağara tavanından sarkan kalsiyum karbonat çökelti taşlarına sarkıt, mağara tabanından yükselen kalsiyum karbonat çökelti taşlarına ise dikit adı verilir.









    Sarkıt ve dikitler birleşirse sütun adı verilen şekiller oluşur. Akdeniz Bölgesi’ndeki karstik mağaralarda sarkıt, dikit ve sütunlar fazlaca oluşmuşlardır.

    G. BUZULLAR VE BUZULLARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER

    Kutuplarda ve yüksek dağlar üzerinde yağışlar genellikle kar halinde olur. Sıcaklık çok düşük olduğu için yağan karlar erimeden üst üste birikir. Biriken bu karlara toktağan (kalıcı) kar denir. Yaz ve kış karla örtülü olan böyle yerlerin alt kısımlarına ise, toktağan (kalıcı) kar sınırı adı verilir.










    Türkiye’de IV. Jeolojik zamanda buzullaşmaya uğrayan sahalar

    Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buzkar denir. Buzkarlar, daha sonra üstüste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.

    Binlerce km2 lik sahaları geniş ve kalın bir örtü gibi kaplayan buzullara örtü buzulu, dağların zirvelerinde oluşan buzullara da dağ buzulu denilmektedir. Ülkemizdeki buzullar dağ buzulu şeklinde oluşmuşlardır.

    Türkiye’deki buzul dönemi, dördüncü jeolojik zamanda, Dünya’daki iklim değişmelerine bağlı olarak başlamıştır. Bu devirde özellikle ülkemizin yüksek yerleri buzullaşma olaylarından etkilenmiştir. Bundan dolayı, 2200 m. den daha yüksek olan dağlarımız buzullarla kaplanmıştır.

    Buzulların Aşındırma Şekilleri

    Buzul Vadisi: Buz örtüleri altında kalmış olan bölgelerde, buzun yatağını aşındırıp derinleştirmesi sonucunda oluşan “U” şeklindeki vadilerdir.



    Hörgüç kaya: Anakayanın buzullar tarafından işlenmesi sonucunda oluşan kaya tepeleridir.

    Sirk Çanağı (Buz Yalağı): Dağ yamaçlarındaki bazı buzulların, bulundukları alanı aşındırmasıyla oluşan çanaklardır. Buzullar bazen eriyince bu çanaklar sularla dolarak sirk göllerini meydana getirirler.



    Türkiye’de, buzulların aşındırma şekilleri, en çok aşağıdaki dağlarımızda görülür:

    * Toroslar’da, Bey Dağları, Sultan Dağları, Bolkar Dağları ve Aladağlar
    * Göller Yöresi’nde, Davras ve Dedegöl Dağları
    * Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Mescit, Yalnızçam, Bingöl, Buzul, Süphan, Sat ve Ağrı Dağları
    * İç Anadolu Bölgesi’nde, Erciyes Dağı
    * Marmara Bölgesi’nde, Uludağ
    * Karadeniz Bölgesi’nde, Kaçkar ve Giresun Dağları

    Buzulların Biriktirme Şekilleri

    Moren (Buzultaş): Buzulların aşındırdıkları malzemeleri biriktirmesiyle oluşurlar. Ortalama kalınlıkları 50 - 60 m kadardır.

    Drumlin: Buzulların taşıyıp biriktirdiği materyallerin, buzulun alt kısmındaki erimeler sonucu meydana gelen dereler tarafından işlenmesiyle oluşan birikintilerdir.

    Sander Ovası: Eriyerek çekilen buzul sularının oluşturduğu düzlüklerdir.

    Ülkemizde, buzul birikim şekillerinden sadece morenler bulunur. Ancak, bunlar da pek yaygın değildir. Çünkü, morenlerin büyük bir kısmı akarsular tarafından taşınmıştır.

    H. RÜZGÂRLARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER

    Rüzgârlar, kopardıkları parçacıkları havalandırarak taşımak, bu parçacıkları çarptırarak aşındırmak ve gücü bitince de biriktirmek yoluyla yeryüzünde şekillendirme yaparlar.

    Rüzgârlar, en fazla kurak ve yarıkurak bölgelerde etkilidirler. Çünkü, bu bölgelerde bitki örtüsü zayıf, arazi kuru, rüzgâr hızlıdır.

    Rüzgâr Aşındırma Şekilleri

    Rüzgârlar, güçleri ölçüsünde yeryüzünden kopardıkları parçacıkları veya mevcut materyalleri sürükleyerek, havalandırarak taşırlar ve önüne çıkan engellere çarptırırlar. Bunun sonucunda, kayaların yüzeyinde çizikler ve oyuklar oluşur. Aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakalar üst üste oluşmuş ise bu oyuklar büyür ve bazı şekiller meydana gelir. Bu şekillerin en sık görülenleri şeytan masaları (mantar kayalar) ve şahit kayalardır.







    Mantar kayaların oluşum aşaması






    Şahit kayaların oluşum aşaması

    Rüzgâr Biriktirme Şekilleri

    Rüzgâr biriktirme şekillerinden en yaygın olanları kumullardır. Kumullar, rüzgâr hızının azaldığı alanlarda kum yığınları şeklinde meydana gelirler.

    Rüzgâr yönünde uzanan kumul tepelerine boyuna kumul, rüzgâra dik yönde olanlara da enine kumul denir. Hilal biçimindeki enine kumullara da barkan adı verilmektedir.

    Kumul alanlarına yakın yerlerde oluşan ince toz birikintilerine ise lös toprakları adı verilmektedir.

    Rüzgâr erozyonu, tarım alanlarındaki verimli toprakları süpürmektedir. Bu nedenle, rüzgâr erozyonundan topraklarımızı korumamız gerekmektedir.

    Rüzgâr erozyonundan korunmak için;

    * Kurak mevsimlerde toprakların sürülmemesi,
    * Toprağa otsu bitkiler ekilmesi,
    * Ağaçlandırma yapılması,
    * Tarlaların nadasa bırakılmaması,
    * Meralarda aşırı otlatmanın engellenmesi,
    * Hasattan sonra anızların yakılmaması, vs gereklidir.
    Son düzenleyen: Moderatör: 13 Mayıs 2009
  2. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    I. GEL-GİT (MED-CEZİR) DALGALAR ve AKINTILAR

    1. Gel - Git (Med - Cezir)

    Özellikle, Ay’ın ve Güneş’in çekim gücü tesiriyle okyanuslarda görülen alçalma - yükselme hareketleridir. Ay, Dünya’ya Güneş’ten daha yakın olduğu için, gel - git oluşumundaki etkisi daha fazladır. Ay ve Güneş aynı doğrultuda oldukları zaman çekim güçleri birbirine eklenir ve kabarma

    daha fazla olur. Buna Büyük Gel-git denir





    Ay ve Güneş birbirlerine dik doğrultuda oldukları zamanlarda çekim güçler

    i birbirini zayıflatır.ve kabarma daha az olur Buna da Küçük Gel-Git denir.







    Suların kabarma ve çekilme düzeyleri arasındaki dikey yükselti farkına gel - git genliği denir. İç denizlerde genlik az iken (30 - 80 cm), kıyı denizlerde fazladır. (8 - 20 m)

    Gel - git’in etkisi sonucunda;

    * Akarsu ağızlarında delta oluşumu engellenir.
    * Akarsu vadilerinin ağızlarının tıkanması önlenir.
    * Kıyı kirlenmesi önlenir.
    * Haliçler oluşur. Deniz yükseldiği zaman akarsuların ağız kısımlarına sokulur ve haliç şekli meydana gelir. Bu çeşit kıyılara estuar (haliç tipi) kıyılar denir.
    * Watt kıyıları oluşur. Deniz, belli aralıklarla alçalıp yükselince kıyı çizgisi değişir. Deniz alçalınca ortaya çıkan, deniz yükselince ortadan kalkan bu kıyılara watt kıyıları denir.

    Türkiye’nin çevresindeki denizler iç deniz olduğu için gel - git genliği azdır. Bu nedenle, ülkemiz kıyılarında gel - git’in etkisi hissedilmez.

    2. Dalgalar

    Dalga, deniz yüzeyindeki salınım hareketleridir.



    Dalgaları oluşturan nedenler;

    * Dünya’nın dönmesi,
    * Rüzgârlar,
    * Depremler,
    * Denizaltı heyelanı,
    * Volkanizma’dır.

    Deniz dibindeki depremlere ve volkanik faaliyetlere bağlı olarak oluşan dalgalara tsunami dalgaları denir.

    3. Akıntılar

    Deniz yüzeylerindeki suların, bulundukları yerlerden başka alanlara doğru taşınmasına akıntı denir.

    Akıntıların oluşmasına neden olan faktörler şunlardır:

    a. Yoğunluk farkı

    * Sıcaklık farkı: Yoğunluğu fazla olan soğuk sular, alttan sıcak su alanlarına doğru, yoğunluğu az olan sıcak sular, üstten soğuk su alanlarına doğru akarlar.
    * Tuzluluk farkı: Yoğun olan tuzlu sular, alttan tatlı su bölgelerine doğru, yoğunluğu az olan tatlı sular ise üstten tuzlu su bölgelerine doğru akarlar.

    b. Seviye farkı: Beslenme kaynakları fazla olan denizlerin seviyeleri, beslenme kaynakları az olan denizlere göre fazladır. Örneğin, İstanbul ve Çanakkale boğazındaki akıntılar gibi.

    c. Sürekli rüzgârlar: Okyanus ve denizlerdeki akıntıların en önemli nedeni, sürekli rüzgârlardır. Rüzgârların süresi ve şiddeti, akıntıların etkili olma süresi ve alanını etkiler.

    d. Gel - git olayı: Deniz ve okyanuslardaki akıntıların oluşum sebeplerinden birisi de, gel - git olayıdır. Gel - git’in etkili olduğu kıyılarda şiddetli akıntılar, buna bağlı olarak aşınım ve birikim şekilleri oluşur.

    4. Türkiye’de Dalga ve Akıntıların Oluşturduğu Kıyı Şekilleri

    Falezler (Yalıyarlar): Yüksek kıyılarda dalgaların etkisiyle kıyıların alt kısımları aşındırılır ve bazı oyuklar oluşur. Bu oyuklar büyüdüğü zaman tavanları çöker ve denize dik kıyılar meydana gelir. Bu dik kıyılara falez ya da yalıyar adı verilir

    Ülkemizde, falezler en çok Karadeniz kıyılarında oluşmuştur. Çünkü, en dik kayılarımız Karadeniz kıyılarıdır. Hopa - Sarp kıyıları ile Cide - İnebolu kıyıları arasında ve Şile çevresinde falezli kıyıların en tipik örnekleri görülür. Akdeniz’de Teke ve Taşeli kıyılarında da falezler oluşmuştur.



    Kıyı Kumsalları (Plajlar): Dalga ve akıntıların etkileriyle kıyıdan koparılan malzemeler, bir müddet sonra sürtünme sonucu iyice ufalanır, incelir. Dalgalar bu küçülen malzemeleri alçak kıyılarda biriktirirler. Sonuçta kıyı kumsalları yani plajlar oluşmuş olur.

    Kıyı Okları ve Kordonları: Dalgalar ve kıyı akıntıları, taşıdıkları materyalleri özellikle koyların kenarında biriktirirler. Sonuçta kıyılarda çıkıntılar oluşur.

    Bunlara kıyı oku denir. Kıyı okları zamanla daha da genişler ve uzar. Bunlara da kıyı kordonu adı verilir.

    Kıyı okları ve kordonları, en belirgin olarak Çukurova, Göksu, Çarşamba ve Bafra deltalarında oluşmuştur.



    Lâgünler: Koyların önünde oluşan kıyı kordonları zamanla koyun önünü tamamen kapatır ve denizle olan bağlantısını keserek deniz kenarında bir göl oluşumuna sebebiyet verir. Böyle oluşan göllere lâgün ya da deniz kulağı denir.



    Türkiye’deki bütün delta ovalarında küçük lagünler oluşmuştur. Ayrıca, Büyük ve Küçük Çekmece Gölleri ile Durusu Gölü birer lagündür.

    Tombololar: Kıyı yakınındaki bir adanın bir kordonla kıyıya bağlanması sonucu oluşan yarım adalara tombolo denir. Türkiye’de Güney Marmara kıyılarındaki Kapıdağ Yarımadası tomboloya örnek olarak verilebilir.



    5. Başlıca Kıyı Tipleri

    a. Fiyort Kıyılar: Buzul vadilerinin sular altında kalması sonucu oluşan kıyılardır. Bu kıyı tipine ait en güzel örnek, İskandinav Yarımadası’nın Atlas Okyanusu kıyılarıdır. Dünya’nın en büyük fiyordu Norveç’teki Soğne fiyordudur.





    b. Skyer Kıyılar: Buzulların aşındırdığı tepeciklerle veya buzulların biriktirdiği moren yığınlarıyla şekillenmiş kıyılar sular altında kalınca yüzlerce adacık ortaya çıkar. Bu tür kıyılara skyer kıyılar denir. Baltık Denizi’nin kuzeydoğusunda bu tür kıyılar görülür.

    c. Ria tipi kıyılar: Plâtoları yaran derin vadilerin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’da en güzel örnekleri, Güneybatı İrlanda ve Kuzeybatı İspanya’da görülür. Ülkemizde’de Güneybatı Ege kıyıları, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Haliç, ria tipi kıyılara örnek olarak verilebilir.



    d. Liman tipi kıyılar: Alçak kıyılardaki geniş vadilerin sular altında kalması ve bunların önünün kıyı setleriyle kapatılması sonucunda oluşmuştur.

    Dünya’daki en iyi örnekleri, Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarında görülür. Ülkemizde de örnek olarak Büyük ve Küçük Çekmece kıyıları gösterilebilir.



    e. Dalmaçya tipi kıyılar: Deniz sularının, kıyıya paralel uzanan dağlar arasındaki çukurluklara dolmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’daki en iyi örneği Adriya Denizi kıyılarında görülür. Ülkemizde de Kaş (Antalya) çevresinde bu tür kıyılara rastlanır.



    f. Haliç (Estuar) tipi kıyılar: Gel - git olayı sonucunda akarsu ağızlarının aşındırılmasıyla oluşan ve huniye benzeyen kıyılardır. Dünya’nın en büyük halici Hamburg halicidir. Bunun yanında Londra, Elbe, **sser, Thames, Evoş, Bordeaux ve **ischel haliçleri de Dünya’nın önemli haliçlerindendir. Bu haliçlerin hepsi, aynı zamanda gelişmiş birer limandır.



    g. Boyuna kıyılar: Dağların denize paralel uzandığı yerlerde boyuna kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti ve çıkıntı son derece azdır. Karadeniz ve Akdeniz kıyıları bu tiptendir.



    h. Enine kıyılar: Dağların denize dik uzandığı yerlerde enine kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti - çıkıntı son derece fazladır. Ege kıyıları bu tiptendir.

  3. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    G**LER ve OLUŞUM ÖZELLİKLERİNE GÖRE G** ÇEŞİTLERİ VE DAĞILIŞI...

    1. Yerli Kaya Gölleri

    a. Tektonik Göller: Yer kabuğunun çökmesi veya kırılması neticesinde meydana gelen çukurluklara suların dolmasıyla oluşurlar. Dünya’nın en derin gölü olan Baykal Gölü (1741 m), Lût Gölü, Hazar Gölü ve Çad Gölü yeryüzündeki başlıca büyük tektonik göllerdir.



    LUT G**Ü (TEKTONİK)

    Ülkemizdeki başlıca tektonik göller ise şunlardır:

    * Marmara Bölgesi’nde; Sapanca, İznik, Ulubat ve Manyas gölleri,
    * Ege Bölgesi’nde; Simav Gölü,
    * Göller Yöresi’nde; Beyşehir, Eğirdir, Acıgöl, Burdur, Ilgın (Çavuşçu), Akşehir, Eber, Suğla ve Kovada gölleri,
    * İç Anadolu Bölgesi’nde; Tuz, Seyfe ve Tuzla gölleri,
    * Doğu Anadolu Bölgesi’nde Hazar, Hozapin ve Van gölleri.



    TUZ G**Ü (TEKTONİK)

    Türkiye’nin en büyük tabii gölü olan Van Gölü, tektonik bir çukurluğun önünün lavlarla kesilmesi sonucu oluştuğundan volkanik set gölü olarak da bilinir.



    b. Karstik Göller: Bu tür göller, kayatuzu, jips, kalker gibi çözünebilen tabakaların bulunduğu sahalarda meydana gelir. Bazı karstik göllerin oluşumunda tektonik olaylar da etkili olmuştur.

    Karstik göller, ülkemizde en fazla AKDENİZ B**GESİ Toros Dağları’nın batı kesiminde bulunur. Buralarda yer alan Kızılören obruk gölü, Kestel, Avlan, Yarışlı ve Salda gölleri tipik birer karstik göldür. Bu göllerimiz sadece, kireçtaşlarının çözülmesiyle oluşan çanaklar üzerinde meydana gelmişlerdir.



    AVLAN G**Ü(KARSTİK)

    Bununla birlikte, bu alandaki bazı göllerimizin ise oluşumu, tektonik çanaklarda başlamış, karstik olaylarla devam etmiştir. Bu göllerimizin başlıcaları, Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Kovada ve Suğla gölleridir.



    c. Volkanik Göller: Volkanik faaliyetler esnasında oluşan patlama çukurları içerisinde meydana gelen göllerdir. Başlıca volkanik göllerimiz, Meke Gölü, Acıgöl, Nemrut ve Gölcük gölleri ile Süphan Dağı’nın yan kraterlerinden birinde bulunan Aygır Gölü’dür.



    MEKE G**Ü(VOLKANİK)

    d. Buzul (Sirk) Gölleri: Dağ doruklarında, buzulların aşındırmasıyla oluşan ve sirk adı verilen çukurluklarda meydana gelirler. Ülkemizde Sat, Ağrı, Erciyes, Kaçkar ve Bolkar dağları ile Aladağlar üzerinde yer yer bu türden göller bulunmaktadır.

    2. Set Gölleri

    a. Alüvyal Set Gölleri: Alüvyonlarla akarsuyun önünün kapanması sonucu oluşur. Ülkemizde, Marmara, Çamiçi (Bafa), Köyceğiz, Mogan ve Eymir Gölleri ile Uzungöl bu tür göllerdendir.



    UZUNG**(ALÜVYAL SET)

    b. Kıyı Set Gölleri: Dalga ve akıntıların taşıdığı malzemeleri koy ve körfezlerin ağız kısmında biriktirmesiyle oluşur. Ülkemizde, Büyük ve Küçük Çekmece gölleri, Durusu (Terkos) gölü, Çukurova deltasındaki Akyatan gölü kıyı set gölleridir.



    ÇEKMECE G**Ü(KIYI SET)

    c. Heyelan Set Gölleri: Heyelan sonucu bir akarsuyun önünün kapanmasıyla oluşur. Tortum, Sera, Abant, Zinav ve Sülük gölleri ile Yedigöller bu tür göllerdendir.



    abant yedi göller(heyelan set)

    Abant Gölü’nün oluşumunda tektonik hareketler ile alüvyal birikimlerin de etkisi oluşmuştur.

    d. Volkanik Set Gölleri: Volkanizma sonucu vadi önlerinin kapanmasıyla meydana gelir. Van, Erçek, Nazik, Çıldır, Haçlı ve Balık gölleri ülkemizdeki volkanik set gölleridir.



    VAN G**Ü (VOLKAN SET G**Ü)

    e. Baraj (Yapay) Gölleri: Yapay göllerimizin en büyükleri, Atatürk, Keban, Karakaya ve Hirfanlı barajlarının gerisinde kurulan göllerdir.
  4. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYENİN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN ÖZELLİKLERİ ,TÜRKİYEDE OLUŞUM ŞEKİLLERİNE GÖRE DAĞLAR VE DAĞILIŞI
    Kategori: LISE 2 COGRAFYA

    TÜRKİYE’NİN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN ÖZELLİKLERİ

    1) Ortalama yükselti oldukça fazladır(1132m).Yükselti batıdan doğuya doğru artar.Yükselti basamaklarının dağılımı şöyledir:

    -0-500 m arasında olan yerler > %17,5

    - 500 - 1000 " " " %26,

    - 1000- 2000 " " " %49,9

    - 2000m’den yüksek yerler %7

    2) Düzlükler geniş yer kaplar. Ovaların yükseltileri de fazladır.

    3) Ülkemizin yaklaşık yarısı 1000 – 2000 m arasıdır.

    4) Ülkemizin, yüksek sıradağları doğu-batı doğrultusunda uzanır. Kuzey ve güneydeki bu sıradağlar doğuda birleşirler.

    5) Anadolu; Karadeniz Akdeniz havzaları arasında yüksek bir kütledir.

    6) Denizlerin derin kesimi ile kıyı dağları arasındaki fark 5000m’yi geçer.



    TÜRKİYE’NİN DAĞLARI

    Türkiye’deki dağlar orojenik hareketlerle ve volkanik olaylar sonucu oluşmuştur.

    1) OROJENİK HAREKETLERLE MEYDANA GELEN DAĞLAR:

    (Oro-Dağ, Jenez-Oluşum Orojenez > Dağ oluşum hareketleri ). Sıra dağlar genellikle derin denizlerde biriken tortulların, yan basınç oluşturan kıta hareketleri sonucu, kıvrılarak yükselmesi ile oluşmuştur. Ya da kırılarak yükselmesi sonucu oluşmuştur.

    a-Kıvrım Dağları:

    Bu dağlar esnek tabakaların kıvrılarak yükselmesi sonucunda oluşmuşlardır. Türkiye’deki kıvrım dağlarını Apl-Himalaya kıvrım sistemi içinde düşünüyoruz.

    Türkiye’nin bulunduğu yerde Tetis Jeasanklinali vardı. Bu deniz küçülerek 3. zaman ortalarına kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu jeosanklinal, etraftan dış kuvvetlerin getirdiği materyallerle dolmuş ve kalın tortul tabakalar oluşturmuş,daha sonra bu tortul tabakalar kıvrılarak yükselmiş, böylece Alp-Himalaya kıvrım sistemi oluşmuştur. Ülkemizdeki Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslarda, bu kuşak içersinde olup, kalker tabakalarının kıvrılmasıyla oluşmuştur.



    Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar; Van gölünün kuzeyinde birleşirler. Bunlar oluşumlarını 3. zaman sonlarında, bugünkü şekillerini de 4. zaman başlarında Anadolu’nun toptan yükselmesiyle kazanmıştır.

    b-Kırık Dağları:

    Kıvrılma özelliğini kaybetmiş olan tabakalar kırılmaya uğrarlar. Böylece fay hatları oluşur. Fay hatları boyunca, bazı kısımlar çökerken, bazı kısımlarda, yüksekte kalırlar. Çöken kısımlara GRABEN, yükselen kısımlara HORST denir. Bunlara örnek Ege’deki Horst-Graben hattı verilebilir. Kazdağı, Kozak D. Yunt Buzdağlar, Aydın D., Menteşe D. horstlara örnektir.



    2) VOLKANİK DAĞLAR

    Volkanik dağlar, yerin derinliklerinde bulunan kızgın, erimiş ve basınç altındaki magmanın yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Ülkemizdeki volkanik faaliyetler III. Zamanda yoğun olarak görülmüştür. Bu faaliyetler sonucu kırıklar boyunca magma yeryüzüne akmış ve volkanik araziyi oluşturmuştur. Volkanik dağları şu şekilde sıralayabiliriz.



    a) Doğu An. Bölgesi Volkanları: Bu dağlar Van gölünün kuzeyinde bir fay hattı üzerinde yer almıştır. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı dağı bu dağ sırasının kuzeydoğu ucunda yer alır.

    Ağrı Dağı: 1203km2’lik alan içersinde kuruludur. İki kütle halindedir.Küçük Ağrı 3896cm yük.Büyük Ağrı ise 5137m yüksekliğe sahiptir.



    Tendürek Dağı: Yüksekliği 3533 m’dir Çaldıran ilk Doğu beyazıt arasında bulunur.

    Süphan dağı: Yüksekliği 4058 m’dir (Bitlis)

    Nemrut Dağı: Bitlis de yer alır. Van gölü varlığını bu dağa borçludur.Nemrut Dağı şimdiki görünümünü son volkanik patlama ve çökmeden sonra kazanmıştır.son patlama sonucunda dağın tepe noktası yok olmuş ve krater olmuştur. Birkaç kraterin birleşmesiyle Kalderalar oluşmuştur.

    Ayrıca Kargapazarı, Dumlu ve Bingöl dağları volkanik yapılı dağlardır.

    B)İç Anadolu bölgesi Volkan Dağları :

    Erciyes: 3917m dir. Bu dağ, İç Anadolu’nun en yüksek dağıdır. Erciyes dağının oluşumu birkaç aşamalıdır. Yamaçlardan merkezden çevreye doğru yayılan kırık hatları vardır. Doruk kesimlerinde sirkler ve buzullar vardır. Erciyes Kayseri ve Develi için su deposu görevini görür.Yurdumuzun başlıca kayak ve kış turizmi merkezleri arasındadır.

    Hasan Dağı:

    Aksaray da yer alan bu dağ bir volkan konisidir. Ayrıca: yine Aksaray’da yer alan

    Melendiz Dağı, Karapınar yakınlarında

    Karacadağ ve Karadağ genç volkan konileridir.

    İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır. Bunların üzerinde Peribacaları bulunur. Karapınar (Konya) çevresinde volkanik arazi üzerinde oluşmuş göller vardır. Bunların en tanınmışı Meke Tuzlası dır.



    C) Ege Bölgesi Volkanları:

    Kula çevresinde yoğunlaşmıştır. Genç Kula volkanlarının 70 kadar konisi vardır. Bunlar fazla yüksek değildirler. Koyu renkli volkanik materyallerin yaygın olmasından dolayı yöreye halk arasında yanık arazi de denir.

    D) Güneydoğu Anadolu Bölgesi Volkanları:

    Bunlardan en tanınmışı 1957 m yüksekliğindeki Karacadağ’ dır. Karaca dağdan lavlar geniş bir alana yayıldığından yayvan biçimine sahip olan bu dağ halk arasında kalkan biçimli volkan olarak adlandırılıyor.

    Bunlardan başka ;Köroğlu Dağı, Işık Dağı,diğer volkan dağlarıdır. DAĞLARIN TÜRKİYE’DEKİ COĞRAFİ DAĞILIŞI

    Kuzey Anadolu Dağları:

    Bu dağlar Alp sisteminin Türkiye’deki kuzey kanadını oluşturur. K.An. Dağ., Karadeniz Bölgesinde iki sıra halinde uzanır. Kıyı yakınındaki sıra dağlar Küre, Canik, Giresun, Gümüşhane, Kalkanlı, Trabzon ve Rize dağlarıdır. Giresun, Rize dağlarına Doğu Karadeniz dağları da denir. Doğu Karadeniz dağları dik yamaçlı yüksek dağlardır. Bu nedenle ulaşım iç kesimlerle Kalkanlı ve Kop geçitleriyle sağlanır.

    Bu sıra dağlar kuşağının gerişimde batıdan doğuya doğru ikinci kuşak vardır. Bunlar Köroğlu, Ilgaz,Deveci, Yıldız,Çimen,Kop, Mescid ve yalnız Çam dağları.


    Güney Anadolu Dağları :

    Bunlara Toros dağları da denir. Alp kıvrım sisteminin güney kanadına dahildir. Üç kısımdan oluşur.

    1) Batı Toroslar: Antalya körfezinin her iki tarafına doğru iki kuşak halinde uzanır. Batıda Ak dağlar, ve Boz dağlar, doğuda Sultan, Dedegöl ve Geyik dağları.

    2) Orta Toroslar: Antalya körfezinin doğusunda kıyıya paralel uzanır. Bolkar Dağları,Aladağlar, Tahtalı Dağları, Binboğa Dağları.

    İskenderun körfezinin hemen doğusunda Nur(Amanos) dağları uzanır.



    Güneydoğu Anadolu Dağları:

    Torosların uzantısı olduğundan bunlara Güneydoğu Toroslar denir. Bu kuşak üzerinde Malatya Dağları, Genç D., Bitlis D., Hakkari D. bulunur. En yüksek noktayı Cila D.(Uludoruk) (4135).

    Doğu Anadolu Dağları:

    Bu bölgedeki dağların büyük bir kısmı Orta Torosların devamı olan sıradağlardır Bunlar: Tahtalı D, Mercan D, Karasu D., Aras Dağı’dır. Allahu’ekber D.ise K.An. Dağlarının uzantısıdır. Ayrıca Şerafettin Dağı Bingöl D., Şakşak Dağı ve Kargapazarı D. bulunur.

    Ayrıca volkanik dağlar vardır: B. ve K. Ağrı, Tendürek, Süphan ve Nemrut

    İç Anadolu Dağları:

    Bölgede sıradağlar azdır. Sundiken ve Sultan Dağları sıradağlara örnektir. En dağlık kasım bölgeleri doğu kısmıdır. Tecer, Çamlıbel, Hınzır ve Akdağlar buradadır. Ayrıca Ankara ve çevresinde İdris D. Elmadağ ve Ayas Dağı volkanik Dağları; Erciyes, Melendiz, Hasan D. Karadağ ve Karacadağ.



    Batı Anadolu Dağları:

    Horst şeklindeki dağlardır. Kuzeyden güneye doğru Madra D. Yunt D. Bozdağlar ve Aydın Dağlardır.

    Muğla yöresinde KB-G.D yönünde uzanan dağ sıralarından oluşan Menteşe Dağları yer alır. Kuzeyde Kaz dağları ve Biga Dağları bulunur. İç kesimlerde, Sandıklı, Eğrigöz ve Murat D. gibi yükseltiler bulunur Bursa’daki Uludağ eski bir volkanik kütlenin yüzeye çıkmasıyla oluşmuştur. Ülkemizin en önemli kış turizmi merkezlerindendir.



    Dağların Doğal Ortam ve Ek. Faaliyetler üzerindeki Etkileri

    Dağlar: İklim, toprak oluşumu, bitki örtüsünün dağılışı, yerleşme ve ekonomik faaliyetler üzerinde etkili olmaktadır.

    Yükseklere çıkıldıkça, iklimin soğumasına bağlı olarak bitki örtüsü farklılıklar gösterir. Vadilerin iç kesimleri ile kuzeye ve güneye bakar yamaçları arasında farklı bitki toplulukları bulunmaktadır.

    Yüksek ve engebeli olan dağlık sahalar genel olarak tarımın yapılmasını, yerleşmenin kurulmasını ve yol yapımını güçleştirir.Fazla yağış alan dağlık sahalar, önemli ölçüde akarsuların beslenmesini sağlar.

    Dağlarda bulunan yerleşme şekilleri ve buralardaki insanların
  5. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYENİN OVALARI ,PLATOLARI,OLUŞUM ŞEKİLLERİ VE B**GELERE GÖRE DAĞILIŞLARI...

    TÜRKİYE’NİN PLATOLARI
    PLATO: Akarsularla derince parçalanmış hafif engebeli, çoğunlukla geniş saha kapsayan yüzey şekline plato denir.
    İÇ ANADOLU :
    Tuz gölü ve Konya ovası arasında OBRUK

    Tuz gölünün batısında CİHANBEYLİ

    Tuz gölünün kuzeybatısında HAYMANA

    Eskişehir ve Afyon arasında YAZILIKAYA

    Kızılırmak yayında BOZOK(Kızılırmak)

    Yukarı Kızılırmak bölümünde Yozgat-Akdağmadeni arsında yükseklikleri 1000-1500 m arasında, tortul tabakalar arasında platolar bulunur.

    DOĞU ANADOLU:

    Doğu Anadolu Bölgesinde bazalt lavları üzerinde 1500-2000 m arasında Erzurum-Kars ve Ardahan Platoları vardır. Ayrıca 2000-2500 m aralığında Alahuekber ve Yalnızçam dağları üzerinde platolar bulunur.

    EGE : İç Batı Anadolu eşiğinde özellikle Uşak dağları üzerindeki platolar.

    AKDENİZ: Orta Toroslarda Taşeli

    KARADENİZ: Orta Karadeniz’de Canik-Giresun Dağ. üzerinde ayrıca Fatsa-Şebinkarasihar arasında Perşembe yaylası.

    G.DOĞU ANADOLU: Gaziantep ve Şanlıurfa platoları.

    Not: Ülkemizdeki platolar, ya yatay tabakalı yapılar üzerinde ve lavların yayıldığı alanlarda yada aşınma sonucu düzleşmiş değişik araziler üzerinde bulunur. Platolardaki tarımsal faaliyetleri, iklim koşulları ve yükseklik durumu belirler.





    TÜRKİYE’NİN OVALARI

    OVA: Vadilerle parçalanmamış çevrelerine göre alçakta olan geniş düzlüklere ova denir. Ülkemizde ovalar iki gruba ayrılır. Kıyılarda delta ovaları ve iç kesimlerdeki ovalar.

    1-KIYI OVALARI: Kıyı ovaların oluşmasında akarsuların taşıdığı alüvyonların miktarı, kıyılardaki akıntı ve dalga faaliyetleri ve kıyıların derinliği etkili olmuştur.

    Bafra Ovası: Kızılırmak oluşturmuştur. Çok verimli bir ovadır. Deltada kıyı gölleri bulunur. En büyüğü Balık gölüdür.

    Çarşamba Ovası: Yeşilırmak’ın taşıdığı alüvyonlarla oluşmuştur.

    Sakarya Ovası: Delta ovasında ziyade bir taban seviyesi ovası özelliği taşır.

    Meriç Deltası: Küçük bir oluk içende oluşmuş olup Meriç nehrinin getirdiği alüvyonlarla meydana gelmiştir.

    Gediz Ovası: Gediz nehri oluşturmuştur. İzmir Körfezi’nin dolma tehlikesi durumunda nehrin yatağı değiştirilmiştir.

    Küçük Menderes Ovası: Faylanma sonucu çöken sahalara zamanla alüvyonların dolmasıyla oluşmuştur.

    Büyük Menderes Ovası: Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonla oluşmuştur. Ovada Çamiçi gölü yer almaktadır.

    Çukurova: Seyhan ve Ceyhan nehri oluşturmuştur. Türkiye’nin en büyük delta ovasıdır.

    2-İÇ B**GELERDEKİ OVALAR: iç bölgelerdeki ovalarımızın büyük bir bölümü, tektonik çanaklar içinde göl ve akarsu depolarının birikmesi sonucu meydana gelmiştir. İç bölgelerde yer alan ovalar, fay kuşaklarındaki çöküntü sahaları boyunca görülür.

    Doğu Anadolu Fay Kuşağındaki Ovalar:

    Muş ovası: karasu ve Murat nehirleri, menderesler çizerek akarlar

    Bingöl ovası, Murat nehri tarafından oluşturulmuştur.

    Elazığ ve Uluova: Bu ovalar bir yerleşme ve tarım alanıdır.

    Antakya-K.Maraş Ovası: Nur Dağı doğusunda bir graben içinde yer alır.

    Amik ovası: Asi nehrinin oluşturduğu bir çöküntü ovasıdır.

    Kuzeydoğu Anadolu’da çökme sonucu oluşmuş olukların içerisinde geniş ovalar bulunur. Bunlar:

    Göle ovası: Daha çok çayır ve bataklıklar yaygındır.

    Ardahan ovası: Ovayı, Kura nehri sular.

    Erzurum ovası: Türkiye’nin en yüksek ovalarından biridir (2000m)

    Pasinler-Horasan Ovası: Aras nehrinin oluşturduğu bir ovadır.

    Iğdır ovası: Etrafı dağlarla çevrilidir. Yüksekliği azdır. Sebze meyve ve yetiştirilir.

    Kuzey Anadolu Fay Kuşağındaki Ovaları

    Bu kuşak üzerinde doğu da Erzincan ile batıda İzmit Körfezi arasında Suşehri, Erbaa, Niksar, Taşova, Ladik Merzifon, Suluova ,Tosya, Kargı, Kurşunlu, Çerkeş, Vezirköprü, Taşköprü, Bolu, Düzce, Adapazarı ve Sapanca olukları bulun ur.

    İç Anadolu ovaları: İç Anadolu’da eski bir göl tabanı durumunda bulunan ve Türkiye’nin en büyük ovası olan Konya Ovası önemli yer kaplar.

    Akşehir-Eber Ovası: Kuzeyde Emirdağları ile güneyde Sultan Dağları arasında bitişik halde bulunur. Bu ovalar üzerinde aynı zamanda göllerde bulunur. Ayrıca, Kayseri ve Develi ovaları ,Aksaray ovası, Ankara’da Akıncı ovası ve Çubuk ovası ve Eskişehir ovası bulunur.

    Güney Doğu Anadolu Ovaları:

    Türkiye’nin en büyük ovalarından biri olan ve Urfa’nın Suriye sınırında Altınbaşak, (Ceylanpınar) ovası bulunur. Ayrıca burada G.A.P kapsamında bulunan ovalar (Suruç, B. Antep, Klis) geniş yer kaplar.

    Batı Anadolu Ovaları: Denizden başlayarak 200m yüksekliği kadar ulaşan ve kuzeyden güneye sıralanan Bakırçay, Gediz, K. ve B. Menderes ovaları bulunur. Ayrıca iç kısımlarda Bornova, Simav, Sandıklı, Afyon, Bursa,İnegöl,Karacabey,ve Balıkesir, ovaları yer alır.



    OVALARIN ÖNEMİ :

    1-Ovalar tarım ürünlerinin yetiştirildiği çok sayıda yerleşmelerin bulunduğu ve ulaşımın kolaylıkla sağlandığı sahalardır.

    2-Ovalarımız önemli tarım sahalarıdır.

    3-Ovalarımız önemli kentlerin kurulduğu sahalardır.

    4-Ulaşım kolaylığı ve ucuz maliyetle konut ve sanayi tesisi inşaatı ovaları cazip hale getirmektedir.
  6. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    DÜNYANIN YEDİ YENİ HARİKASI
    Dünyanın yeni 7 harikası, Portekiz'in başkenti Lizbon'daki Benfica Stadı'nda yapılan törenle ilan edildi. Ayasofya da adaylar arasındaydı ancak ne yazıkki sonuç istediğimiz gibi olmadı. Ayasofya dünyanın 7 harikası arasına giremedi.

    İŞTE DÜNYANIN 7 YENİ HARİKASI

    Ürdün'deki Petra Antik Kenti

    Ürdün'ün en görkemli tarihi ve turistik mekanı. Haklı olarak dünya çapında bir üne sahip. Bir hafta gezseniz bitiremeyeceğiniz bir yer. Nebatiler döneminden kalma hemen tamamı kayalara oyulmuş devasa anıt yapılar. Hz. Salih'in, kendisine inanmadıkları ve Allah'ın bir mucize olarak kayadan yarattığı deveyi kestikleri için helak edilen kavmi olduğu da rivayet edilmekte. Oydukları kayalardan başka tarihte hiçbir iz bırakamamışlar. Yukarıdaki fotoğrafta görülen ise, iki kaya kütlesi arasındaki genişçe bir yarıkta yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra, daha o yürüyüşte gördüklerinizin şaşkınlığını üzerinizden atamamışken, karşınıza insan kibrinin dev bir anıtı gibi çıkıveren hazne binası.

    Giriş noktasından itibaren iki saati düz yol bir saati tırmanış olmak üzere yaklaşık üç saatlik bir yürüyüşten sonra dağın tepesinde karşılaştığınız Manastır binası. bu görüntüye bakarak aldanmayın, yapının içinde büyükçe bir salondan başka hiçbir şey yok. bütün dikkat sadece görünen yüze odaklanmış.


    Çin Seddi
    Dünyanın “7 Harikası”ndan biri olarak adlandırılan Çin Seddi, dünyanın en uzun geçmişe sahip ve en büyük çaplı askeri savunma projesidir. 7 bin kilometreden uzun olan Çin Seddi'nin yapım tarihi, M.Ö 9. yüzyıla uzanır. Zamanın Orta Çin krallıkları, kuzeydeki etnik grupların saldırılarını engellemek için, sınırlarda duman işaretlerinin verildiği kule ve kaleleri birbirlerine setlerle bağladılar. Çin Seddi böylece oluşturuldu. Bu, en eski Çin Seddi'ydi. Çin tarihindeki İlkbahar ve Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemlerinde, krallıklar arasında sürekli savaşlar yaşandı. Büyük devletler birbirlerinden korunmak için, sınırlarındaki dağlara setler inşa ettiler.

    M.Ö 221 yılında, Qin hanedanının imparatoru Yinzhen, Çin'i birleştirdikten sonra, kuzeyde göçebe yaşam sürdüren ve hayvancılıkla geçinen atlı askerlerin saldırılarını önlemek için, daha önce kralların inşa ettirdikleri setleri birbirine bağladı. O dönemlerde Çin Seddi'nin uzunluğu artık 5 bin kilometreyi aşmıştı.

    Qin hanedanından sonraki Han hanedanı, Çin Seddi'ni 10 bin kilometrenin üzerine çıkarttı. Han hanedanından sonraki 2 bin yılı aşkın süre içinde, her dönemin yöneticilerinin Çin Seddi'ni farklı derecelerde inşa ettirmeleriyle Çin Seddi'nin uzunluğu 50 bin kilometreyi aştı. Bu uzunluk, ekvatorun çevresinden bile fazladır.

    Şimdi görülen Çin Seddi, Ming hanedanı döneminde (1368-1644) inşa edildi. Çin'in batısındaki Gansu eyaletindeki Jiayu Geçidi'nden, kuzeydoğusundaki Liaoning eyaletindeki Yalu Nehri’nin kıyısına kadar uzanan ve uzunluğu 7300 kilometreden fazla olan Çin Seddi, dokuz eyalet, merkeze doğrudan doğruya bağlı şehirler ve özerk bölgelerden geçer. Bir savunma projesi olarak dağ sırtları boyunca inşa edilen Çin Seddi, çöller, otlaklar ve bataklıkları aşar. İnşasının farklı coğrafi özelliklere göre gerçekleştirilmesi, Çin milletinin atalarının zeka yaratıcılığını gösterir. Dalgalanan dağların sırtları boyunca inşa edilen Çin Seddi'nin dış tarafında uçurum vardır. Eski çağların askeri koşullarında, saldırganların Çin Seddi'nden geçmeleri mümkün değildi.

    Çin Seddi'nin duvarlarının çoğunluğu, büyük tuğlalar ve toprak ve küçük taşlarla dolu çuvallardan yapılmıştır. Duvar yüksekliği yaklaşık 10 metre, genişliği 4-5 metre arasındadır. Dört atın yan yana yürüyebildiği bu genişlik, askerlerin hareketlerine, tahıl ve silahların nakliyesine elverişliydi.

    Çin Seddi'nde belli aralıklarla kuleler bulunur. Askerler, bu kulelerde dinlenir, silahlar ve tahıl da kulelerde korunurdu. Düşmanlar gelince, kulelerde yakılan ateşten çıkan dumanlarla savaş işareti verilirdi.

    Günümüzde, Çin Seddi'nin askeri işlevi kalmamasına rağmen, kendine özgü mimari güzelliği, herkes tarafından hayranlıkla karşılanır. Çok muhteşem ve görkemli olan Çin Seddi, kuş bakışıyla, uçan büyük bir ejderha gibi görünür. Yakından bakıldığında, görkemli kuleleri, dimdik merdivenleri ve dağ sırtında uzanan dalga şeklindeki yüksek duvarlarıyla, büyük sanatsal cazibe sergiler.

    Çin Seddi, çok büyük tarihi ve kültürel önem taşır ve yüksek turizm değerine sahiptir. Çin'de şöyle bir söz vardır: "Çin Seddi'ne çıkmayanlar, gerçek adam sayılmaz". Çinli ve yabancı turistler, de Çin Seddi'ne çıkmış olmaktan gurur duyarlar. Çin'i ziyaret eden birçok yabancı ülke lideri, Çin Seddi'ne çıkmıştır. Çin Seddi'nin iyi korunan bölümlerinden Beijing'deki tanınmış Badaling, Simatai ve Mutianyu, Çin Seddi'nin doğu ucundaki "Çin'deki Birinci Geçit" olarak adlandırılan Shanhai Geçidi, batı ucundaki Gansu eyaletindeki Jiayu Geçidi, tanınmış turistik yerler haline gelmiştir. Her yıl binlerce turist buralara gelir.Çin'in eski çağlarında sayısız insanın zekası ve çalışmalarından doğan Çin Seddi, hâlâ sapasağlam duruyor. Çin Seddi, görkemi ve üstün cazibesiyle, Çin milletinin ruhunun sembolü haline geldi. Çin Seddi 1987 yılında, "Çin'in Sembolü" olarak "Dünya Mirasları Listesi"ne alındı.


    Brezilya'daki Kurtarıcı İsa Heykeli

    Bu İsa heykeli 38 metre yüksekliğindedir ve Rio de Janeiro şehrine tepeden bakan Corcovado Tepesinin üzerine yerleştirilmiştir. Brezilyalı Heito da Silva Costa tarafından tasarlanan ve Fransız heykeltıraş Paul Landowski tarafından gerçekleştirilen bu anıt dünyanın en çok tanınan anıtlarından biridir. Heykelin yapımı beş yıl sürmüştür ve Ekim 1931’de açılışı yapılmıştır. Ziyaretçileri kollarını açarak karşılayan heykel şehrin ve Brezilya halkının sıcaklığının sembolü haline gelmiştir.
    Kurtarıcı İsa Heykeli ( Corcovado ): Corcovada sözcüğü "Kambur" anl***** gelmektedir. Dağın şeklinin bir kamburu andırmasından dolayı bu isim konulmuştur. Mükemmel bir Rio De Janeiro manzarasının dışında, bütün Brezilya fotoğraflarında gördüğünüz kollarını açmış Brezilya'yı seyreden Kurtarıcı İsa heykelini de yakından görme fırsatını Brezilya ziyaretinizde kaçırmayın


    Peru'daki Machu Picchu Antik Kenti


    Inka İmparatoru Pachacutec 15. yüzyılda Manchu Picchu (“Eski Dağ”) olarak bilinen dağda bulutlar içinde bir şehir inşa ettirmiştir. Bu muhteşem yerleşim merkezi And platosundan başlayarak balta girmemiş Amazon ormanlarının Urubamba Nehrine kadar uzanmaktadır. İnkalar tarafından çiçek hastalığı salgınından dolayı terkedilmiştir. İspanyolların İnka İmparatorluğunu ele geçirmelerinden sonra şehir üç yüz yıl boyunca “kayıp” olarak kalmış ve 1911 yılında Hiram Bingham tarafından tekrar bulunmuştur.


    bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehridir. 7 Temmuz 2007 tarihinde,Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

    And Dağları 'nın bir dağının zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olup. Peru'nun Cusco şehrine 88 km mesafededir. Şehir, İnka'lı bir hükümran olan Pachacutec Yupanqui tarafında 1450 yılları civarında inşa ettirilmiştir. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları feth ederken sık dağlar arasında kalmış bu şehir, istilacılar tarafından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiştir.Machu Picchu 200 den fazla, merdiven sistemiyle birbirne bağlı olan taş yapıdan oluşur.Şehrin 3000 basamağı bugün hala gayet iyi durumdadır.

    Kuruluş amacı ve anlamı bugüne kadar gelmiş olan tartışma konusudur. Günümüze gelmeyi başarmış bilimsel kanıt içerikli çok fazla ipucu bulunmamasından, sadece tahminler yapılabilmektedir. Bu yüzden o zamanlardaki adı bilinemeyen şehir, ismini bugün yakınlarda olan bir dağ zirvesinden almıştır. Şehrin tarım alanı olarak kullanılan teraslardan oluşan bölümleri, Eski Zirve (Quechua dilinde: Machu Picchu) denen dağın eteklerindedir. Şehrin sonunda ise Genç Zirve (Quechua dilinde: Huayna Picchu ) yükselir.


    Meksika'daki Chichen Itza Piramidi

    Chichen Itza piramidi (M.Ö. 800 öncesi) Yucatan Yarımadası, Meksika Chichen Itza, Maya medeniyetinin ekonomik ve politik merkezi olarak hizmet vermiş en meşhur Maya tapınak sitesidir. Değişik yapıları –Kukulkan piramidi, Chac Mol Tapınağı, Bin Kolonlar Geçidi, Tutukluların Oyun Sahası – bugün dahi harikulade bir mimari alan ve mekân düzenleme göstergesi olarak kendini göstermektedir. Piramidin kendisi Maya tapınaklarının en sonuncusu hiç şüphesiz en büyüğüdür.

    Chichen Itza'daki kalıntıların kısmen Toltekler'e, kısmen Mayalar'a ait olduğu sanılmaktadır. Burada her iki kültüre ait motifler görülmektedir. Buradaki en dikkat çeken bina El Castillo (Kale) denilen yerdeki piramidal tapınaktır, 9 katlı ve dört tarafından 91 basamak yükselen bir piramit olup, daha eski bir piramidin üzerine inşa edilmiştir. Bu piramitte yılın günleri ve ayları basamakların ve terasların sayısıyla temsil edilmektedir. Dört yöne yönelik olarak yapılmış olan merdivenlerin ilkbahar ve sonbahar gündönümleriyle ilgili bir rol oynadığı da düşünülmektedir. Güneşin açısıyla oluşan gölgeler, merdivenin alt ve üst kısımlarında başı ve kuyruğu olan ilah tüylü yılanın yeniden canlanışını ve yükselişini simgelemektedir. Bölgedeki diğer kalıntılar, bir gözlemevi ve birkaç mezarın bulunduğu bir piramittir. 52 heykelin bulunduğu diğer piramidin Maya-Toltek takvimindeki 52 zamanı temsil ettiği sanılmaktadır. Kentin 14.yy.'da bilinmeyen bir nedenle terkedildiği sanılmaktadır.





    İtalya'nın Roma kentindeki Kolezyum

    Colosseum, Roma'nın sembolü haline gelmiş bir anfitiyatrodur. Asıl adı Flavium Amfitiyatrosu'dur. Colosseum adı eskiden bu eserin yakınında bulunan Nero'nun çok büyük bir heykelinden dolayı verilmiştir. Colosse "çok büyük" anl***** gelir.
    70 yılında imparator Vespanianus tarafından başlatılan inşaa işlemi, 82 yılında Titus tarafından bitirilmiştir.

    Amfitiyatro, çevresi 527 metre olan bir elips şeklindedir. 4 katlı olan yapının yüksekliği 50 metredir. En alt katı yerden 4 metre yüksektir. Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana giriş haricinde 80 adet girişi vardır. Colosseum 50 - 55.000 kişi alabiliyordu. Girişler bu kalabalığı 5 dakikada boşaltabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

    Yapının dışında traverten, iç kesimindeyse tüf ve tuğla kullanılmıştır. İçerisi üç ana kısma ayrılmıştır. Bunlar; arena, podyum ve mahzen kısımlarıdır.

    Roma İmparatorluğu devrinde sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterileri yapılan Colosseum, 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük anfitiyatrosu idi. Günümüzde bile modern stadyumların mimarilerinde örnek olarak alınmaktadır.



    Hindistan'daki Taç Mahal anıt mezarı



    Bu çok büyük anıt cami beşinci Müslüman Moğol İmparatoru, Jahan Şahın emir üzerine, vefat eden çok sevdiği karısının hatırasına ve onuruna inşa edilmiştir. Beyaz mermerden yapılan saray duvarlarla çevrili bahçelerin içinde yer almaktadır. Tac Mahal Hindistan’da Müslüman sanatının en mükemmel bir mücevheri olarak kabul edilmektedir. Daha sonra İmparatorun burada hapsedildiği ve Tac Mahal’i koğuşunun sadece küçük bir penceresinden gördüğü söylenmektedir.

    Taç Mahal güneşin doğması ile birlikte belli bir an ve açıda yarısı beyaz, yarısı pembe bir hal alıyordu. Tıpkı 350 yıldır ayakta dimdik durduğu gibi bugün de öyle duruyordu.

    Dün akşam üzeri bir ara otelin terasına çıkıp daha önce uzaktan izlediğim Taç Mahal’i sabahın ilk ışığı ile birlikte gün doğuşunda görmeye gittim. Aradaki fark filmde görmek ile kendi gözlerimle görmek arası gibiydi. Otelin lobisinde saat altıda buluştuk. Önceden ayarlanmış taksilerle Taç Mahal’e yakın bir otoparka oradan akülerle çalışan arabalarla Taç Mahal’in girişine geldik. Uzun ve geniş avluyu geçtikten sonra tüm haşmet ve görkemiyle anıtın karşısındaydım. Anıt tam doğu ile batının ortasına inşa edilmişti. Yapılmış olduğu yörenin mermeri ışık ve özellikle güneş ışığı ile farklı açılarda farklı renge bürünürmüş. Önünde yer alan ince uzun havuz tam olarak anıtı ortalamıştı. Güneşin doğması ile birlikte belli bir an ve açıda anıtın yarısı beyaz, yarısı pembe bir hal alıyordu. Tıpkı 350 yıldır ayakta dimdik durduğu gibi bugün de öyle duruyordu. Tek farkı bugün de onu görmeye ilk defa gelen yabancıların hayret dolu bakışlarının olmasıydı. Suların üzerine bile iki rengin yansıdığını söyleyen rehberin ısrarlı göstermelerine rağmen ben o beyaz pembe farkını göremedim. Rehber gördüğüne mi inanıyordu hakikatten görüyor muydu, bilemeyeceğim. Ama İngilizce anlattığı kısa tarih bilgisini kesmek zorunda hissettim kendimi. Merak ettim, acaba sil baştan yapıp en başa dönüp anlatmaya başlayacak mı, yoksa lisana hakim bir şekilde bıraktığı yerden devam mı edecekti? Hemen arkasından öğrendim ki İngilizce ana diliymiş rehberin. Denemekte zarar yok değil mi?

    Kahvaltı yapmak üzere otele geri döndüğümüzde turun parçası olarak tekrar Taç Mahal’e gittik. Ve hikayenin tamamını dinleme fırsatı buldum. Genelde saray olarak bilinen bu anıt aslında bir anıt mezar. Ve en önemlisi Şah Cihan’ın karısına olan aşkını dile getirmek için yaptırdığı sözü, bir rivayet. İşin aslı ölüm döşeğinde olan Begüm eşi Şah Cihan’dan üç şey ister. Öncelikle tekrar evlenmemesini, sonra da çocuklarına hem annelik hem de babalık yapmasını... Begüm en son olarak da hem aşklarını tarihe geçirecek, hem de kocasına kendisini hatırlatacak bir anıt yapmasını ister. Yani bu meşhur anıt sipariş üzerine yapılıyor. Begüm isteklerini dile getirip ölüyor ve geriye dördü erkek, ikisi kız altı çocuk bırakıyor. Alışılagelmişliğin dışında üçüncü erkek çocuk diğer erkekleri öldürüp de başa geçince babasını sürgüne Agra Kalesi’ne yolluyor. Yapımı 22 yıl süren anıt Shiraz’dan gelen İshak Efendi tarafından İtalya’dan gelen ustalarla birlikte bitirilince, Şah Cihan ölene kadar kalede hapis kalıyor ve hep anıtı gözlüyor. Yaşlanınca ve gözleri bozulmaya başlayınca dış bükey kocaman bir ayna sayesinde Taç Mahal’i seyretmeye devam ediyor.

    Anıt çıkışında insanların çektiği, arkasında sepet ve iki kişinin oturabileceği bisiklete binmek üzere fiyatı sorduğumuzda, yirmi Rupi’den kapıyı açan adam kısa sürede “iki kişi on Rupi” fiyatına teslim olmuştu. Etrafta yüzlerce aynı işi yapan vardı. Hafif rampalı yolda kan revan içinde pedalları çevirirken adamın yarattığı rüzgar sayesinde biz etrafı incelemekle meşgul oluyorduk. Yolda devenin üzerinde bir yerli görünce bir an durduk ve resmini çektim. Devenin üzerindeki adam deveyi aşağı doğru yatırdı ve bizlere elini uzattı. Para istiyordu, zannedersiniz ki Hollywood’da yaşayan bir artistin resmi çekildi. Vermedik. Otobüse varınca bisikleti kullanan adama kıyamadım ve gözlerinin içine bakma riskini alıp ona yüz Rupi uzattım. Topu topu iki dolara denk geliyordu. Gözlerindeki sevinç ve parıltıyı iki dolara başka nerede alabilirdim ki? Adam mutlu, ben mutluydum. Sömürgeci gibi hissetmemek adına vicdanımı biraz rahatlatmak için iki dolarlık huzur satın almıştım, işin gerçeği bu. Dünyanın kaç yerinde iki dolara bu huzur satın alınır ve böyle göz parıldar bilmiyorum. Bileniniz varsa bana da söylesin.

    Öğleden sonra Taç Mahal’de mermer işçiliğinin yapıldığı fabrikaya gittik. Tam bir turist tuzağıydı. Düşündüm eskiden İstanbul’a gelen Amerikalı turistler böyle mi hissederlerdi. Acaba halen gelip de böyle hisseden var mı? Ama Hintlilerin öğrenmeleri belli ki bayağı zaman alacaktı. Altı hafta işçilikle iki ustanın yapmış olduğu mermer levha için, işçiliğin neredeyse bedava olduğu bir ülkede yaklaşık bir asgari ücreti temel alarak, kafamda hesabını yapıverdim. Satıcı beş mislini dolar olarak istedi.

    Arada söylemeyi unuttum tüm otobüslerin üzerinde koskoca “turist” tabelası konulmuş ve sözde yerliler bunu görünce saygı gösteriyor ve ayak altında dolaşmıyorlar. Bana sorarsanız “kerizler geliyor” diye megafonla yayın yapılsa daha az kazıklanırdık. Dükkana giren yirmi altı kişinin hepsi elleri boş çıkmıştı. Pazarlık etmeye bile değecek fiyat söylenmemişti. Ülke fakirdi, dükkanda çalışanlar vardı, paraya ihtiyaçları vardı ve yirmi altı kişiyi elleri boş dışarı yollamışlardı. Tavsiye edilen turistlerin kendi başlarına küçük dükkanlara güvenlik açısından gitmemesiydi. Tabii ilk fırsatta denedik ve dükkan sahipleri önceden bastırılmış kartları bize takdim ettiler, meğer tüm tur rehberleri yüzde kırk indirim alıyorlarmış. Bu tip küçük dükkanlarda açılış fiyatları diğerlerinden yüzde kırk daha az oluyormuş. Sonuçta mermer ve işçi bolluğu olan bir ülkede ne satsalar işlerine yaramayacak mıydı?...

    Akşam olduğunda methini duyduğumuz Amar Villas Oteli’ne bakmaya gittik. Otel yedi yıldızının her birini hak ediyordu. Dışarıdaki fakirliğe rağmen içerisi görkemliydi... “Allah’a en yakın olan ülkede” uyumak üzere odama gittiğimde saatler sabahın ikisini gösteriyordu.






    Dünyanın 7 harikası, başkanlığını İsviçreli Bernard **ber'in yaptığı merkezi İsviçre'de bulunan New7Wonders Vakfı tarafından, 100 milyondan fazla kişinin internetten veya cep telefonu mesajlarıyla 6 yıl içinde

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    internet sitesine verdikleri oylarla belirlendi.
  7. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYE’NİN YERALTI SULARI VE KAYNAKLARI

    Yeraltı Suları:

    Yeryüzünden sızan sular, yeraltında geçirimsiz bir tabakanın içerisindeki kayaların boşluk ve çatlaklarında tutulur. Bu suya yer altı suyu denir. Ülkemiz yer altı bakımından oldukça zengindir. Ör: Marmara’da Adapazarı, Yenişehir, Balıkesir ovaları, Doğu Anadolu’da; Muş, Erzurum, Malatya ovaları. Yer altı suyu bilhassa yarı kurak sahalarımızda tarımsal açıdan çok önemlidir. Ör: Konya-Karapınar, Polatlı-Sivrihisar. Bazı kentlerimizin içme suyunun bir bölümü yer altı suyundan sağlanır. Ör: Bursa, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Konya gibi.



    Kaynaklar: Yer altı suyunun (çatlaklardan) veya tabaka arasından yüzeye çıkmasıyla kaynaklar oluşur.


    BELLİ BAŞLI KAYNAKLARIMIZ

    Karstik kaynaklar:

    Kireç taşlarının çatlaklarından ve yer altı kanallarından çıkan kaynaklardır. Karstik kaynakların suları gür olup, bazı akarsuları besler. (Manavgat, Köprü çayı). Bazı kentlerimizin içme ve sulama suyunun bir bölümünü karşılar. Ör: Pınarbaşı ve Kemalpaşa’dan çıkan kaynaklar, İzmir’in suyunu karşılar.



    Artezyen kaynaklar:

    Yer altındaki suların insanlar tarafından sondajla çıkarılmasına denir. Bu tür kaynaklar, Eskişehir, Malatya, Erzurum, İnegöl, Bursa, B. Menderes, Gediz ovalarının kenarlarında Ceylanpınar ve Muş ovalarının çevresinde görülür.



    Fay kaynakları:



    Fay hatları boyunca çıkan kaynaklarıdır. Bunlar genel olarak Ege ve G. Marmara Bölümünde K. Anadolu fay kuşağı boyunca görülür.

    Not: Kaynak sularının kalitesini suyun geldiği kayanın kimyasal özelliği belirler. Silis miktarının fazla olduğu sular tatlıdır. Örnek:İzmir Uludağ, Niksar, Tokat suları örnek verilebilir. Kireçli arazilerden çıkan kaynak suları kireçli, Jipsli sahalarınki ise acı olup içme suyu olarak kullanılamaz.



    TÜRKİYE’NİN KAPLICALARI VE MADEN SULARI

    Kaplıca: Sıcak su kaynaklarına kaplıca denir. Kaplıcalar genel olarak kırıklar boyunca yer alır. Bu sular bünyesinde mineral içerirler. Bu yüzden eskiden beri; romatizma, bazı deri ve iç hastalıklarının tedavisinde kullanılır.

    1- Güney Marmara Kaplıcaları:

    Bursa, Balıkesir, Gönen çevresinde çok sayıda kaplıca bulunur. Burada Çekirge, Kaynarca, Yeni, Kükürtlü, Kara Mustafa ve Eski kaplıcalar vardır. Sakarya ilimizde Kuzuluk, Ilıca köy, Kil Hamamı kaplıcaları vardır. Gönen şehrinin bir bölümü kaplıca suları ile ısıtılmaktadır. Ayrıca, Yalova, Oylat, Burhaniye, Susurluk, Balya, Havran’da kaplıcalar bulunur.

    2- Batı ve Güney Batı Anadolu Kaplıcaları

    Denizli, Manisa,Aydın ve Muğla illerinde çok sayıda kaplıca bulunur.

    Denizli’de Karahayıt ve Pamukkale kaplıcaları, Yenice ve Sarayköy kaplıcaları vardır.

    İzmir’de; Bolçova ve Şifne, Bergama’da Güzellik kaplıcaları.

    Manisa’da; Alaşehir, Eskişehir, Kurşunlu, Salihli, Çamur hamamı vardır.

    Muğla; Köyceğiz gölü yakınında, Sultaniye kaplıcası.

    Aydın;da Germencik, Çamur ve Ortakçı



    3- İç Batı Anadolu ve Maden Suları

    Afyon; Afyon maden suyu, Gazlıgöl, Gerek, Kaya, Heybeli, Ömerli, Soğuş, Sandıklı.

    Kütahya; Yoncalı, Ilıca, Murat Dağı, Emet, Dereli, Gediz ve Aksaz, Hamam Boğazı , Simav’da Eynal kaplıcası.

    Bilecik; Çatlı ve Selçuk içmeleri.

    Eskişehir; Bolu ve Düzce’de de önemli kaplıcalar vardır.

    4- İç Anadolu:

    Ankara’da; Ayaş, Haymana, Kızılcahamam. Ilgın’da; Ilgın. Polatlı’da; Çiftehan.

    Aksaray’da, Ziga. Bor’da; Kemerhisar.

    Kayseri’de; Tekgöz, Bayramhacı, kaplıcaları, Boğazköprü, Saz,

    Niğde’de; Sakarya maden suyu, kazaklı kaplıcası.

    Kırşehir’de, Karakurt, Terme, Bulamaclı.

    Yozgat; Sorgun, Sarıkaya

    Tokat; Sulusaray

    Çorum; Figani ve Mecitözü

    Amasya; Hamamözü, Kahramanlar içmesi

    Samsun’da; Havza ve Ladik kaplıcaları

    5- Güney Anadolu Kaplıcaları

    Hatay; Reyhanlı. Malatya’da, İspendere ve Balaban. Maraş; Elbistan

    Diğer kaplıcalar:

    Erzurum; Ilıca, Dumlu ve Pasinler

    Ağrı; Diyadin

    Trabzon; Bengisu, Şebinkarahisar
  8. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKİYE’NİN YERALTI SULARI VE KAYNAKLARI

    Yeraltı Suları:

    Yeryüzünden sızan sular, yeraltında geçirimsiz bir tabakanın içerisindeki kayaların boşluk ve çatlaklarında tutulur. Bu suya yer altı suyu denir. Ülkemiz yer altı bakımından oldukça zengindir. Ör: Marmara’da Adapazarı, Yenişehir, Balıkesir ovaları, Doğu Anadolu’da; Muş, Erzurum, Malatya ovaları. Yer altı suyu bilhassa yarı kurak sahalarımızda tarımsal açıdan çok önemlidir. Ör: Konya-Karapınar, Polatlı-Sivrihisar. Bazı kentlerimizin içme suyunun bir bölümü yer altı suyundan sağlanır. Ör: Bursa, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Konya gibi.



    Kaynaklar: Yer altı suyunun (çatlaklardan) veya tabaka arasından yüzeye çıkmasıyla kaynaklar oluşur.


    BELLİ BAŞLI KAYNAKLARIMIZ

    Karstik kaynaklar:

    Kireç taşlarının çatlaklarından ve yer altı kanallarından çıkan kaynaklardır. Karstik kaynakların suları gür olup, bazı akarsuları besler. (Manavgat, Köprü çayı). Bazı kentlerimizin içme ve sulama suyunun bir bölümünü karşılar. Ör: Pınarbaşı ve Kemalpaşa’dan çıkan kaynaklar, İzmir’in suyunu karşılar.



    Artezyen kaynaklar:

    Yer altındaki suların insanlar tarafından sondajla çıkarılmasına denir. Bu tür kaynaklar, Eskişehir, Malatya, Erzurum, İnegöl, Bursa, B. Menderes, Gediz ovalarının kenarlarında Ceylanpınar ve Muş ovalarının çevresinde görülür.



    Fay kaynakları:



    Fay hatları boyunca çıkan kaynaklarıdır. Bunlar genel olarak Ege ve G. Marmara Bölümünde K. Anadolu fay kuşağı boyunca görülür.

    Not: Kaynak sularının kalitesini suyun geldiği kayanın kimyasal özelliği belirler. Silis miktarının fazla olduğu sular tatlıdır. Örnek:İzmir Uludağ, Niksar, Tokat suları örnek verilebilir. Kireçli arazilerden çıkan kaynak suları kireçli, Jipsli sahalarınki ise acı olup içme suyu olarak kullanılamaz.



    TÜRKİYE’NİN KAPLICALARI VE MADEN SULARI

    Kaplıca: Sıcak su kaynaklarına kaplıca denir. Kaplıcalar genel olarak kırıklar boyunca yer alır. Bu sular bünyesinde mineral içerirler. Bu yüzden eskiden beri; romatizma, bazı deri ve iç hastalıklarının tedavisinde kullanılır.

    1- Güney Marmara Kaplıcaları:

    Bursa, Balıkesir, Gönen çevresinde çok sayıda kaplıca bulunur. Burada Çekirge, Kaynarca, Yeni, Kükürtlü, Kara Mustafa ve Eski kaplıcalar vardır. Sakarya ilimizde Kuzuluk, Ilıca köy, Kil Hamamı kaplıcaları vardır. Gönen şehrinin bir bölümü kaplıca suları ile ısıtılmaktadır. Ayrıca, Yalova, Oylat, Burhaniye, Susurluk, Balya, Havran’da kaplıcalar bulunur.

    2- Batı ve Güney Batı Anadolu Kaplıcaları

    Denizli, Manisa,Aydın ve Muğla illerinde çok sayıda kaplıca bulunur.

    Denizli’de Karahayıt ve Pamukkale kaplıcaları, Yenice ve Sarayköy kaplıcaları vardır.

    İzmir’de; Bolçova ve Şifne, Bergama’da Güzellik kaplıcaları.

    Manisa’da; Alaşehir, Eskişehir, Kurşunlu, Salihli, Çamur hamamı vardır.

    Muğla; Köyceğiz gölü yakınında, Sultaniye kaplıcası.

    Aydın;da Germencik, Çamur ve Ortakçı



    3- İç Batı Anadolu ve Maden Suları

    Afyon; Afyon maden suyu, Gazlıgöl, Gerek, Kaya, Heybeli, Ömerli, Soğuş, Sandıklı.

    Kütahya; Yoncalı, Ilıca, Murat Dağı, Emet, Dereli, Gediz ve Aksaz, Hamam Boğazı , Simav’da Eynal kaplıcası.

    Bilecik; Çatlı ve Selçuk içmeleri.

    Eskişehir; Bolu ve Düzce’de de önemli kaplıcalar vardır.

    4- İç Anadolu:

    Ankara’da; Ayaş, Haymana, Kızılcahamam. Ilgın’da; Ilgın. Polatlı’da; Çiftehan.

    Aksaray’da, Ziga. Bor’da; Kemerhisar.

    Kayseri’de; Tekgöz, Bayramhacı, kaplıcaları, Boğazköprü, Saz,

    Niğde’de; Sakarya maden suyu, kazaklı kaplıcası.

    Kırşehir’de, Karakurt, Terme, Bulamaclı.

    Yozgat; Sorgun, Sarıkaya

    Tokat; Sulusaray

    Çorum; Figani ve Mecitözü

    Amasya; Hamamözü, Kahramanlar içmesi

    Samsun’da; Havza ve Ladik kaplıcaları

    5- Güney Anadolu Kaplıcaları

    Hatay; Reyhanlı. Malatya’da, İspendere ve Balaban. Maraş; Elbistan

    Diğer kaplıcalar:

    Erzurum; Ilıca, Dumlu ve Pasinler

    Ağrı; Diyadin

    Trabzon; Bengisu, Şebinkarahisar
  9. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    GÜNEŞ



    Çap :
    Kütle :
    Yüzey sıcaklığı :
    Çekirdek sıcaklığı : 1,390,000 km
    1.989e30 kg
    5,800 K
    15,600,000 K


    Güneş, galaksimizde sayıları 100 milyarı aşan G2 sınıfı yıldızlardan biridir. (Yıldızlar spektum analizlerizlerinde beliren çizgilere göre sınıflandırılırlar. Kabaca yüzey sıcaklıklarını belirten bu sınıflama bir harf ve rakamla belirtilir. Ana sınıfları oluşturan harfler sırasıyla O, B, A, F, G, K ve M dir. O en sıcak ve M en soğuku temsil eder. Rakamlar harfle belirtilen ana gruplar arasındaki alt grupları ifade ederler. Bu sınıflamaya göre güneşimiz G2 grubunda bulunur.)

    Güneş sistemindeki en büyük cisim güneşdir ve toplam kütlenin %99.8'ini oluşturur. Geri kalan kütlenin de çok büyük bir bölümün Jupiter'e aittir.

    Güneş %75 hidrojenden ve %25 helyumdan oluşmaktadır (Bu oranlar kütlesel oranlardır, atom sayılarına göre %92.1 hidrojen ve %7.8 helyum). Geri kalan herşey (metaller) kütlenin ancak %0.1'ini oluşturular. Bu oran, çekirdekte hidrojenin helyuma dönüşmesi nedeniyle, zaman içinde helyum lehine değişmektedir.

    Güneşin rotasyonu kutuplarından ekvatoruna değişiklik göstermektedir. Kutuplar her 36 günde rotayonunu tamamlarken ekvatoryal bölgede bu 25.4 günde gerçekleşir. Bu garip davranış güneşin dünya gibi katı bir cisim olmamasından kaynaklanır. Aynı şey gaz gezegenler için de geçerlidir. Bu rotasyon farklılığı güneşin derin katmanlarıda da söz konusudur. Ancak çekirdeği katı bir cisim gibi davranır ve bütün olarak döner.

    Çekirdekte (yaklaşık 1/4 iç bölüm) sıcaklık 15.6 milyon Kelvin ve basınç 250 milyar atmosfer gibi aşırı değerlerdedir. Nükleer füzyon reaksiyonuyla güneşin üretiği enerji 386 milyar çarpı milyar me***** (3.86e33 erg/sn.) civarındadır. Her bir saniyede 700 milyon ton hidrojen yaklaşık 695 milyon ton helyuma dönüşmekte ve 5 milyon ton (3.86e33 erg) enerji gamma ışıması şeklinde açığa çıkmaktadır. Gamma ışınları yüzeye dogru gelirken belli bir oranda absorbe olur ve ısı giderek düşer. Yüzeyde büyük oranda görünür ışık haline dönüşür. Yüzeye doğru katettiği yolun son %20'sinde radyasyondan çok konveksiyonla taşınır.
    Fotosfer olarak adlandırılan yüzey 5800 K sıcaklığındadır.Güneş lekeleri nispeten daha soğuk bölgeler olup 3800 K sıcaklıktadırlar ve 50,000 km çapa varan alanlar kaplayabilirler. Lekelerin nedeninin güneşin manyetik alanıyla ilgili karmaşık bir mekanizmanın sonucu oluştuğu bilinmekle birlikte hala karanlık noktalar içermektedir. Fotosferin üzerinde küçük bir bölge kromosfer olarak adlandırılır.
    Kromosferin de üzerinde yoğunluğu çok düşük olan bölge korona olarak adlandırılır. Korona uzaya doğru miliyonlarca kilometre uzanır. Tam güneş tutulmaları sırasında görünür hale gelir. Sağdaki fotograf 1991 yılındaki tam tutulma sırasında California Baja'da çekilmiştir ve koronayı belirgin şekilde göstermektedir. Koronanın sıcaklığı 1,000,000 Kelvin'in üzerindedir.

    Güneşin manyetik alanı dünya standartlarına göre çok kuvvetli ve çok karmaşıktır. Magnetosfer olarak adlandırılan (heliosfer olarak da adlandırılır) bu alan Pluto'dan daha ötelere kadar uzanmaktadır.

    Güneş, ısı ve ışığa ek olarak, yoğunluğu düşük, artı ve eksi yüklü parçacıklar (çoğunluğunu elektron ve protonların oluşturduğu) yayar. Güneş rüzgarları olarak da isimlendirilen bu akım güneşden çevreye saniyede 450 km hızla yayılırlar. Bu olay dünyada gerilim hatlarında voltaj dalgalanmalarına, elektromanyetik dalgalarla yapılan haberleşmelerin (radyo tv yayınları telsiz haberleşmeleri gibi) zaman zaman aksamasına neden olur. O harika kuzey ışıklarının (aurora borealis) oluşum nedeni de güneş rüzgarıdır. Kuyruklu yıldızların kuyruklarının oluşması güneş rüzgarları nedeniyledir. Rüzgarın uzay araçlarının yörüngelerine yaptığı etki ölçülebilir düzeydedir. (soldaki fotograf güneşin x-ışını fotografıdır).

    Sağdaki güneş fotografı 19 aralık 1973'de Skylab uzay istasyonundan çekilmiştir. Güneş yüzeyinden, güneşin manyetik alanıyla ötelenen olağanüstü bir alev kolunu göstermektedir. Resimdeki alevler güneşten 588,000 km uzağa kadar ulaşmaktadır.

    Ne güneş lekelerinin yaygınlığı ne de güneşin yaydığı enerji sabit değildir. 17. yüzyılın ikinci yarısına rastlayan ve Maunder Minimum diye adlandırılan, güneş lekelerinde aşırı bir azalmanın yaşandığı bir dönem bilinmektedir. Güneşin oluşumundan bu yana güneşin yaydığı enerjide %40 kadar bir artış olmuştur.


    Güneş yaklaşık 4.5 milyar yaşındadır. Başlangıcından bu yana çekirdeğindeki hidrojenin yarısını kullanmıştır. Rahatlıkla bir 5 milyar yıl daha enerji yaymaya devam edecektir. Bu süre içinde parlaklığı da iki kat artacaktir. Eninde sonunda hidrojen yakıtını tüketecek ve kendi boyutundaki her yıldız gibi dünyayı da içine alacak bir kırmızı deve dönüşecek, daha sonra da kendi içine çökerek bir beyaz cüce haline gelecektir.



    Güneş Sayısal Değerler
    Kütle (kg) 1.989e+30
    Kütle (Dünya = 1) 332,830
    Ekvatoryal yarıçap (km) 695,000
    Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) 108.97
    Ort.Yoğunluk (gm/cm^3) 1.410
    Rotasyon süresü (gün) 25-36*
    Kaçış hızı (km/sn) 618.02
    Parlaklık (ergs/sn) 3.827e33
    Magnitude (Vo) -26.8
    Ort. Yüzey ısısı 6,000°C
    Yaş (milyar ssene) 4.5
    K
  10. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    MERKÜR VE ÖZELLİKLERİ
    MERKÜR



    Merkür Roma'lılar tarafından, Roma mitolojisinde, tanrıların, ayağına hızlı habercisi olan Merkür'e izafeten isimlendirilmiştir. Bunun nedeni, diğer gezegenlere oranla çok hızlı hareket etmesi olsa gerek. Çok eski çağlardan beri, en azından Sümerliler tarafından (M.Ö. 3.milenyum) tanınmaktadır. Yunanlılar tarafından sabah göründüğünde Apollon ve akşamları göründüğünde Hermes (tanrıların habercisi) olarak iki ayrı adla tanınmaktadır. Bununla birlikte yunan astronomları aynı cisim olduğunun farkındadırlar. Hatta Heraklitus, Merkür ve Venüsün o zamanki inancın aksine, dünyanın değil de güneşin etrafında döndüğüne inanmaktadır.



    Güneş'e en yakın ve Pluto'dan sonra en küçük 2. gezegendir. Çapı dünyanınkinden %40 ufak ve ayınkinden %40 büyüktür. Jupiterin uydusu Ganimede'den ve Satürn'ün uydusu Titan'dan bile daha küçük ancak kütlesi bu iki uydudan da büyüktür.



    Merkür'ün yörüngesi birhayli eksantrik olup güneşe en yakın noktada güneşe uzaklığı 46 milyom km iken en uzak noktada 70 milyon km'ye varır. 19.Yüzyıl astronomları, Merkür'ün hareketini çok dikkatle gözlemişler, ancak gözlemlenen ve hesaplanan arasındaki, küçük ama ihmal edilemez farkları Newton fiziği ile açıklayamamışlardır. Einstein'ın Rölativite Teorisi'nin erken kabul görmesinde, Merkür'ün yörüngesel hareketini açıklayabilmesi çok etkili olmuştur.



    1962 yılına kadar Merkürün her zaman aynı yüzünün güneşe dönük olduğu sanılaktaydı. Bu astronomide birbiri çevresinde dönen cisimlerde zaman zaman rastlanan bir durum olup "orbital/rotational resonance 1:1" olarak ifade edilir. Ancak 1965 yılında gerçekleştirilen doppler radar tekikleriyle orbital/rotasyonal bir rezonans olduğu fakat bunun oranının 2:3 olduğu anlaşılmıştır. Güneş sitemi için bu oran tek örnektir. Yani Merkür güneş etrafında iki kez döndüğünde kendi etrafında da 3 kez dönmüş olur.



    Merkür hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümünü 1975 ve 1974 yılları boyunca Mariner-10 uzay aracının 3 kez Merkür'ün yakınından geçerek yaptığı gözlemlere borçluyuz. Güneş'e yakınlığı nedeniyle Hubble Uzay Teleskopu ile çok sağlıklı gözlemler yapılamamaktadır.
    Yüzeyi ay yüzeyine çok benzer, yüzlerce km uzunlukta ve kilometrelerce yükseklikte sarp kayalıklar, uçurumlar ve kanyonlar ve çok sık ve değişik büyüklükte kraterlerden ve kraterler arası düzlüklerden oluşmaktadır. Kraterlere meteorların neden olduğu diğer uzun ve yüksek engebelerin de soğuyarak büzüşme sonucunda ortaya çıktığı sanılmaktadır. Kraterler arasında düzlükler yaygın olarak bulunmakta, bazı kraterlerin içlerini katılaşmış lav göllerinin düzleştirdiği, edinilen fotograflardan izlenebilmektedir.

    Merkür yüzeyindeki 90 Kelvinle 700 Kelvin arasındaki aşırı ısı değişiklikleri başka hiçbir gezegende görülmez. Venüs yüzeyi biraz daha sıcak olmakla birlikte son derece stabildir.
    Daha önceleri tümünün katı olduğu sanılan 1800 - 1900 km. yarıçapında (dünyanınkinden daha büyük) demirden oluşmuş bir çekirdeğe sahiptir. Çok zayıf da olsa gezegenin bir manyetik alanının olması (dünyanın m.alanının %1i kadar) , çekirdeğin bir bölümünün halen erimiş halde bulunduğunu düşündürmektedir.
    Çok ince bir atmosfere sahiptir. Bu atmosferi, güneş rüzgarlarının yüzeyden kopardığı atomlar oluşturur. Ancak sıcaklık çok fazla olduğundan atomalrın bir bölümü uzay boşluğuna yayılarak gezegeni terkeder. Bu nedenle Venus ve dünyanın stabil atmosferlerinin tersine Merkür'ün ince atmosferi bir taraftan dolarken diğer taraftan boşalır.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş