Dünya nüfusunun belli başlı dinlere göre dağılımı ve yeryüzünde belli başlı dinler

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde gözdeecem tarafından paylaşıldı.

  1. gözdeecem

    gözdeecem Üye

    Katılım:
    1 Ekim 2012
    Mesajlar:
    263
    Beğenileri:
    382
    Ödül Puanları:
    0

    Dünya nüfusunun belli başlı dinlere göre dağılımı
    1. Hıristiyanlık - 2.1 milyar
    2. Seküler/Dinsiz/Ateist - 1.4 milyar
    3. İslam - 1.2 milyar
    4. Hinduizm - 900 milyon
    5. Budizm - 708 milyon
    6. Çin geleneksel dini - 394 milyon
    7. Afrika geleneksel inançları -100 milyon
    8. Sihizm - 23 milyon
    9. Musevilik - 14 milyon
    10. Bahailik -12.5 milyon
    11. Mormonizm - 12 milyon
    12. Yehova'nın Şahitleri - 6.7 milyon .
    13. Şinto - 4 milyon
    14. Zerdüştlük - 2.6 milyon


    düşünün ki... dünya nüfusu 6 milyarın üstünde... 1.2 milyarı müslüman... geri kalanı...yani 5 milyar insan başka dinlere sahip...
    Günümüzde Yaşayan Belli Başlı Dinler Nelerdir



    Bugün dünya üzerinde mensubu az veya çok olan, dar veya geniş bir coğrafyaya yayılmış bulunan birçok din mevcuttur. Bunlar içinde Animizm, Totemizm gibi kabile dinleri yanında Budizm, Hinduizm, Konfüçyanizm gibi geleneğe ve Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâmiyet gibi ilâhî kaynağa dayanan ve yüz milyonlarla, hattâ milyarla ifade edilen in***** bulunan dinler vardır.

    İslâm dininin yerini ve önemini kavrayabilmek için, özellikle onun gönderildiği dönemde dünyanın çeşitli bölgelerinde mevcut olan ve bir şekilde günümüze kadar gelen dinlerden bazılarına kısaca göz atalım:

    Hindistan: Hindistan'da Brahmanizm (Hinduizm) ve Budizm yaygın*dır. Brahmanizm'in ilk şekli Vedizm olup Veda adı verilen ve tabiat üstü güçlerle temas kurduğu kabul edilen bilge kimselere indirildiğine inanılan kutsal metinlere dayanır. Brahmanizm'e mensup olanlar tanrı*nın kendini değişik şahsiyetler şeklinde gösterdiğine inanırlar. Bundan dolayı da onlarda hulul (enkarnasyon) ve putlarla ifade edilen çok tan*rıcılık inancı önemlidir. Öte yandan bu dinde kast sistemi bulunmakta*dır ve insanların sınıf değiştirmesinin ancak öldükten sonra dünyaya yeni bir bedenle dönmekle (tenasüh/reenkarnasyon) mümkün olduğu kabul edilmektedir.

    Brahmanizm'den doğmuş olan Budizm ise putlara karşı çıkarak ve onları kırarak bir nevi reform yapmıştır. Ancak o da Buda'dan sonra bu çizgisinde duramamış ve daha sonraki dönemlerde Buda heykellerine tapılmaya başlanmıştır. Buda'ya göre arzu ve ihtirasların hükümran ol*duğu bu dünya hayatı bir ıstırap ve acılar yeridir. Istırap ve acılardan kurtulmanın yolu dünyevî ihtiraslardan vazgeçmektir. Bunu başarabil*mek için de riyazet yapmak, nefse ezâ vermek ve dünya hayatını terk etmek gerekir. Bütün arzu ve isteklerin yok edildiği, ıstırapların son bulduğu anda insan sonsuz mutluluğa (nirvana) ulaşır. Hem Brahma*nizm'de hem de Budizm'de "geleceği beklenen kurtarıcı" inancı vardır.

    Çin: Çin'de Konfüçyanizm ve Taoizm yaygındır. Konfüçyüs, m.ö. VI. yüzyılda yaşamış, hayatını öğretmenlik ve idarecilik gibi görevlerle geçirmiş; geleneğe, insanlar arasındaki ilişkilere önem veren ve aileyi kut*sayan bir Öğreti geliştirmiş bilge bir kişiydi. Bu nedenle Konfüçyanizm, metafiziği ile değil, ahlâkî öğretileri ile öne çıkan bir dindir. Lao Tseu'nun kurmuş olduğu Taoizm ise Konfüçyanizm'e tepki olarak ortaya çıkmış olup onun boş bıraktığı metafiziği Tao, Yin ve Yang (Doğurucu İlke) gibi İnançlarla doldurmaya çalışmıştır. Budizm'de olduğu gibi bu dinde de kötülüklerin ihtiraslardan doğduğu kabul edilir ve bunu ön*lemek için riyazet önerilir.

    İran: İslâm'ın geldiği dönemde İran'da Mecusîlik ve Maniheizm var*dı. Mecusîlik, Ahura Mazda inancını telkin eden, peygamber, kitap (Zend Avesta), melek ve ölüm sonrası inanca yer veren bir dindi. Baş*langıçta tek tanrı inancına sahip olan bu din, zamanla biri iyilik ve diğeri kötülük tanrısı olmak üzere iki tanrı inancını savunur hale gel*miştir. Ahura Mazda'nın "Ölümsüz Azizler" diye adlandırılan yarı tanrı yardımcıları vardı. Aynı bölgede yaygın olan Maniheizm ise evrende ruhun temsil ettiği aydınlıkla (iyilik), bedenin temsil ettiği karanlığın (kötülük) birbiri ile mücadele halinde olduğunu, ruh ve bedenden meydana gelen insanın da bu zıtlaşmaya konu olduğunu, bedenin içine hapsolduğu için ıstırap çeken ruhları kurtarmak gerektiğini sa*vunmaktaydı. Ruhlar, tümüyle bedenden arınıp tabiî yurtlan olan Işık Göğü'ne çıktıkları zaman kıyametin kopacağını ileri sürüyordu. VII. Yüz*yılda müslümanlar İran'ı fethedince bu dinlere mensup olan insanların büyük çoğunluğu müslüman olmuşlardı. Eski dinlerini devam ettiren bazı Zerdüştîler ise Hindistan'a göç ederek orada Parsî adıyla yaşamaya devam ettiiler.

    Arap Yarımadası: Kur'an, Mekke ve çevresinde oturan Araplar'ın İs*lâm öncesinde kendilerine has bir dinî geleneklerinin bulunduğunu[1], meselâ Allah'a İnandıklarını fakat O'nun tek yaratıcı olduğunu kabul etmediklerini[2], aksine Allah yanında başka tanrılar edindiklerini[3]; bunları Allah ile insanlar arasın*da aracı olarak kabul edip onlara tapındıklarını[4]; Allah'a, ancak onların aracillğıyla ulaşabileceklerine inandıklarını[5], bu arada âhireti inkâr ettiklerini[6] ve kendileri gibi insan olan birinin peygamber olarak gönderilmesini yadırgadıklarını[7] haber verir.

    Araplar, dedeleri Hz. İbrahim'in Allah'ın birliği esasına dayanan di*nini unutmuşlar ve onun inşa etmiş olduğu Kabe'yi çeşitli putlarla doldurmuşlardı. Her kabilenin kendine ait bir putu vardı. Bununla be*raber onlar, putlar üzerinde, nitelik ve işlevi belirgin olmayan yüce bir tanrının bulunduğuna ve putların kendileri ile yüce tanrı arasında ara*cılık yaptıklarına inanıyorlardı. Kur'an, bu putlardan Araplar arasında özel bir saygınlığa sahip olan Lât, Menât ve Uzzâ gibi bazılarının adla*rını zikretmektedir.[8] Putları Allah'a ortak koşma (şirk) esasına dayanan bir din anlayışına sahip olan Araplar, yüce Tanrı ile irtibatlı birtakım metafizik güçlerin bulunduğuna inanıyor; cin, melek, şeytan gibi ruhanî varlıkların putlara güç verdiklerini düşünüyor; kâhin ve falcıları onların dilinden anlayan seçkinler olarak görüyorlardı. Cinle*rin, ıssız ve kuytu yerlerde ikamet ettiklerini, insanları çarptıklarını ve delirttiklerini düşünüyorlar, kötülüklerinden korunmak için onlar adına kurbanlar kesiyorlardı, İçlerinde insan hayatının tabiat tarafından yönlendirildiğini, zaman (dehr) tarafından tüketildiğini kabul edenler ve âhireti inkâr edenler vardı. Ayrıca aralarında nâdir de olsa Ibrahimî geleneği temsil ve takip eden Hanîfler bulunmaktaydı. Kur'an'ın "şirk" olarak nitelediği Cahiliye inanç sisteminin genel çerçevesi bunlardan oluşmaktaydı.

    İslâm, Cahiliye adı verilen bu döneme ait inançların bir kısmını kökten reddetmiş, bazılarını düzeltmiş ve bazı konularda ise yeni esas*lar getirmek suretiyle yeni bir inanç sistemi oluşturmuştur. Gelenekte bu sisteme "âmentü" adı verilmektedir. Âmentü, İslâm'ın ortaya koydu1 ğu dünya görüşünün (inanç sistemi) çekirdeğini oluşturmaktadır. Âmen*tü, Araplar'ın şirk merkezli inanç sistemi yerine, Allah'ın bir, Hz. Mu-hammed'in hak peygamber ve Öldükten sonra dirilmenin gerçek oldu*ğu esasları üzerine dayanan yeni bir inanç sistemini öngörmektedir.

    Ortadoğu: Arap yarımadasının kuzeyinde ve Harran bölgesinde Sâbiîler yaşamaktaydı. Kur'an'da sözü edilen Sâbiîler[9] el-Cezîre'de (Yukarı Mezopotamya) yaşamakta olup Vaf-tizcî Yahya'ya tabi olduklarını söylemekteydiler. Harran Sâbiîleri ise yıl*dızlara tapmaktaydılar. Bunlar yüce bir tanrının varlığını kabul etmekle beraber, buna ancak yıldızlar vasıtasıyla ulaşabileceklerine inanıyorlardı. Yedi gezegenin her birinin müstakil bir ruhunun olduğunu düşünüyor, yeryüzündeki olayları bu gezegenlerin ruhlarının idare ettiğini kabul ediyorlardı.

    Bu bölgede yaygın olan dinlerden biri de Yahudilik'ti. Yahudilik, Hz. Mûsâ tarafından tebliğ edilmiş bir din olup zamanla Orta Do-ğu'nun yerel dinsel unsurlarıyla bütünleşmiştir. Günümüz Yahudiliği ise, m.ö. VI. yüzyılda sistematize edilmiştir, Irk temeline dayalı bir din anla*yışını öngörmektedir. Örneğin Yahova'yı, yahudi halkına özel muamele*de bulunan bir tanrı olarak kabul eder ve kendilerini tanrının seçilmiş kulları sayarlar. Kutsal kitap, peygamber ve âhiret inancına sahiptirler.

    İslâm'ın geldiği dönemde bu bölgede yaygın olan diğer bir din de Hz. îsâ'nın getirdiği Hıristiyanlık'tı. Ancak Hıristiyanlık, günümüzdeki şeklini Pavlus'la almıştır. Hıristiyanlık Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üçlü*sünden oluşan (teslis) bir tanrı anlayışına sahiptir. Baba yaratıcı ve dü*zenleyici, Oğul kurtarıcı ve yargılayıcı, Kutsal Ruh İse onu destekleyici tanrısal gücü temsil eder. Hıristiyan/ara göre îsâ, Âdem ile Havva'dan kaynaklanan ve miras olarak tüm insanlığa sirayet eden "aslî günah"ı affettirmek için kendini feda etmiştir ve âhir zamanda tekrar gelerek yeryüzünde tanrının hâkimiyetini kuracak ve insanların kurtuluşunu ta*mamlayacaktır. Hıristiyanlar öldükten sonra dirilme, cennet ve cehen*nem gibi inançlara sahiptiler. Hıristiyanlık, dünya-âhiret ilişkisi konusun*daki yaklaşımı ve din adamlarına verdiği yetkiler sebebiyle eleştiriler almıştır. Ortadoğu'da zuhur etmiş olan Hıristiyanlık Avrupa, Amerika ve Avustralya kıtalarında yoğun olarak, Afrika ve Asya kıtalarında ise kıs*men yayılmıştır,

    İslâm'ı kabul etmeden önce Türkler de değişik dinlere inanmaktay*dılar. Nitekim Uygurlar Mani dinini, Doğu Türkistan'da oturan Türklerin bir kısmı Budizm'i, Hazar kıyısında oturan Türkler Musevîliği, batı ve kuzeye göç edenlerin bir kısmı ise Hıristiyanlığı benimsemişlerdi. Buna rağmen eski Türk boylarının çoğunda Gök Tanrı inancı vardı. Gök Tanrı hayat veren, yaratan, öldüren, yardım eden, yol gösteren ve cezalandı*ran bir tanrı olarak kabul edilmekteydi. Ruhlarla temas kurarak insanla*ra yardım eden kam veya şaman adında din adamları vardı. Bunlar, yuğ adı verilen cenaze törenlerini düzenler, ölü aşı denilen ziyafetler verirlerdi.[10]

    ----------------------------------------


    [1] el-Bakara 2/170; el-Mâide 5/104

    [2] el-En'âm 6/15i; el-isra 17/42; ei-Kehf 18/15; Furkan 25/3; Yâsîn 36/74; sâd 38/5

    [3] el-Hicr 15/96; ez-zâriyât 50/51

    [4] el-Mâide 5/76; en-Nahi 16/73;ez-Zuhruf 43/58; el-Ahkâf 45/5; en-Necm 53/19-23

    [5] el-Ahkâf 46/28; ez-zümer 39/3

    [6] Yâsîn 36/78; en-Necm 53/27

    [7] el-lsrâ 17/94; eş-Şuarâ 26/186

    [8] en-Necm 53/79-20

    [8] el-Bakara 2/62, el-Mâide 5/69, el-Hac 22/17

    [10]M.Ü.İlahiyat fak-İslam İlmihali
    :)
    Murat AKSOY ve Moderatör Barış bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş