Edebi Sanatlar

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Murat AKSOY tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    EDEBİ SANATLAR

    Sözü etkili hale getirmek için değişik anlam çağrışımları ya da ses benzerlikleri kullanılır. Şair ne kadar ince bir anlam, ne kadar hoş bir ses bulursa, şiiri o denli güçlü olur. İşte şiirde, az da olsa düzyazıda, bu tür söz hünerleri edebi sanatları oluşturur.
    Şimdi bu sanatların önemlilerini görelim.

    BENZETME (TEŞBİH)

    Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram ya da varlıktan birinin diğerine benzetilmesiyle yapılan sanattır. Sadece şiirde değil düzyazıda hatta konuşma dilinde bile çok kullanılır.
    Bir benzetmede dört unsur bulunur: Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı.

    Arslan gibi güçlü askerler cepheden cepheye koşuyorlar.

    aslan: Kendisine benzetilen
    gibi: benzetme edatı
    güçlü: Benzetme Yönü
    askerler: Benzeyen

    Yukarıda benzetmenin unsurlarının nasıl sıralandığı görülüyor.

    Elbette her benzetmede bu unsurların tümü bulunmaz. Eğer sadece benzeyen ve kendisine benzetilen kullanılırsa, benzetmeye “teşbih-i beliğ” (en güzel benzetme) denir.

    Zeytin gözlüm sana meylim nedendir.

    zeytin: Kendisine Benzetilen
    göz: Benzeyen

    dizesinde “göz”, “zeytin”e benzetilmiş ancak benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmamış.

    Eğer kendisine benzetilen ya da benzeyenden biri eksik olursa, istiare sanatları ortaya çıkar. Bunu iki grupta inceleyelim.


    1. Açık İstiare

    Benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilenle yapılır.
    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi
    dizesindeki “arslan” sözcüğünün askerleri ifade ettiği bellidir. Eğer biz benzetmenin bütün unsurlarını söylersek, yani “arslanlar” yerine “arslan gibi güçlü askerler” dersek ilk örnekte gösterdiğimiz gibi “arslanlar” sözünün kendisine benzetilen olduğunu görebiliriz.

    2. Kapalı İstiare

    Benzetme unsurlarından benzeyen ve benzetme yönüyle yapılır.
    Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda
    Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda

    dizelerinin ikincisinde altı çizili sözlerde kapalı istiare vardır. Çünkü alnın yanması, gözlerin sönmesi bir benzetmenin olduğunu hissettiriyor. Yanmak ateşe ait bir özelliktir; sönmek de öyle. Buna göre biz benzetmenin unsurlarını açık olarak yazsak

    "Ateş gibi yanan alnım


    ateş: Kendisine Benzetilen
    gibi: Benzetme Edatı
    yanan: benzetme Yönü
    alnım: benzeyen

    Görüldüğü gibi şiirde kendisine benzetilen ve benzetme edatı yoktur.
    Sadece benzeyen ve benzetme yönü vardır. Öyleyse sanat, kapalı istiaredir.

    3. Temsili İstiare
    Kendisine benzetilen ve benzetme yönüyle yapılan benzetmelerdir. Bunlarda benzeyenin anlatılmak istenen birçok özelliği kendisine benzetilenin özelliği olarak sıralanır.

    Hani bir gün seninle Topkapı’dan
    Geliyorduk yol üstü bir meydan
    Bir çınar gördük enli, boylu, vakur
    Bir çınar hiç eğilmemiş mağrur
    Koca bir gövde belki altı asır
    Belki ondan da fazla, dalgın, ağır
    Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş
    Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş
    .......
    Yukarıdaki dizelerde Osmanlı, bir çınara benzetilmiş ancak Osmanlı hiç söylenmemiş, çınarın özellikleriyle hissettirilmiştir.

    MECAZ-I MÜRSEL

    Bir sözü, benzetme amacı gütmeden, başka bir söz yerine kullanma sanatıdır. Genellikle bütünün, bir parçası söylenerek tümü çağrıştırılır. Örneğin;
    “Bu söze bütün sınıf güldü.” cümlesinde “sınıf” sözü “sınıftaki öğrenciler” anlamındadır. Benzetme amacı yok, çağrıştırma var.
    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
    Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun
    dizelerinde “dudak” ve “göz” sözcükleri aslında kişiyi ifade eder.

    KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)

    İnsan dışındaki varlıklara insana özgü, insanın yapabileceği davranışları yaptırma sanatıdır.
    Akisler silinir bir bir denizden
    Gece eşya uyur ve ruh uyanır
    dizelerinde insana ait olan “uyumak”, “uyanmak” eylemlerini “gece” yapmıştır.
    Ay, suda bestelerken en güzel şarkısını
    Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı
    dizelerinde de “ay” ve “kürekler” teşhis edilmiştir.

    İNTAK

    İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.
    Sabahleyin kozasından bakan gelincikler
    Sorar bu dünyaya:
    - Ne istersin?
    Kanatlanıp uçalım mı?
    Çiçek olup açalım mı?
    Bu şiirde gelincik konuşturulduğu için intak yapılmıştır.
    İntak sanatının olduğu her yerde teşhis doğal olarak vardır.

    KİNAYE

    Bir sözün gerçek anlamını söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanatta sözün gerçek anlamı da söylenmiş olabilir. Ancak asıl kastedilen, geçerli olan mecaz anlamdır.
    Bulmadım dünyada gönüle mekan
    Nerde bir gül bitse etrafı diken
    dizelerinde son dizede kinaye yapılmıştır. Çünkü; gerçekten gülün olduğu yerde, mutlaka dikenler de vardır. Ancak burada asıl söylenmek istenen “nerde iyilik olsa çevresinde mutlaka kötülük de olur” anlamıdır. Yani dizede söylenen gerçek anlamın ardında bir mecaz anlam vardır. Buna kinaye denir.

    TEZAT

    Anlamca birbirlerine karşıt olan durumların fikirlerin bir arada kullanılması sanatıdır.
    Seni her zaman düşündüm
    Biliyorum güzelsin
    Ama ne tanıdım
    Ne gördüm
    Bu şiirde hem “biliyorum” denmesi, hem de “ne tanıdım ne gördüm” denmesi tezat oluşturmuştur.

    TELMİH

    Söz arasında bir olayı, bir atasözünü, bir fıkrayı hatırlatma sanatıdır. Hatırlatılmak istenen şey hakkında ipucu olabilecek bazı özellikler verilir.
    Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-i aşk
    Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler
    Bu dizelerde geçen “Leyla” ve “Mecnun” sözleri aynı adlı hikayeyi çağrıştırıyor. Dolayısıyla telmih yapılmıştır.

    HÜSN-İ TÂLİL

    Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi inkar ederek yerine heyecanına uygun bir neden gösterir.
    Ateşten kızaran bir gül arar da
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
    dizelerine baktığımızda şair, çoban çeşmesi adını verdiği derenin akışının nedenini “ateşten kızaran bir gülü aramak” olarak söylemiştir. Oysa derenin akmasıyla gül araması arasında gerçekte bir ilgi yoktur. Bu nedeni şair kendisi kurmuştur.

    TECAHÜL-İ ARİF

    Bilinen bir şeyi, bir anlam inceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.
    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
    Benim mi Allah’ım bir çizgili yüz
    dizelerini incelediğimizde, şairin, şakaklarındaki beyazlıkların, saçları olduğunu bildiği halde bilmezden geldiğini görüyoruz. İkinci dizede de kendi yüzünü tanıdığı halde “benim mi” diye sormuş ve bilmezden gelmiş.
    Bunu hüsn-i tâlille karıştırmayalım. Hüsn-i tâlilde şair bilmezden gelmez, kesinlikle başka bir nedene bağlar. Örneğin yukarıdaki dizeyi “Şakaklarıma kar yağdığı için saçlarım beyaz” şeklinde söyleseydik, gerçek dışı bir nedene bağladığımızdan hüsn-i tâlil yapmış olacaktık.

    LEFFÜ NEŞR

    Birinci dizede söylenen sözlerle ilgili olarak ikinci dizede bazı sözlerin bir sıra gözetilerek anlatılmasıdır.

    Gönlümde ateştin gözümde yaştın
    Ne diye tutuştun ne diye taştın

    dizelerine baktığımızda birinci dizedeki “ateş” ve “yaş” sözcüklerinin anlamıyla ilgili olarak ikinci dizede “tutuştun” ve “taştın” sözcükleri verilmiş, ilgili sözcüklerin alt alta geldiğini görüyoruz.

    CİNAS

    Şiirde yazılışları aynı, anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanattır. Cinaslı kafiyede bunu görmüştük.
    Söylerken o sözleri kızardı
    Hem hazzeder ah hem kızardı
    dizelerindeki altı çizili sözcüklere baktığımızda birinci dizedeki “kızardı” sözünün rengin kızarması, ikinci dizedekinin ise sinirlenmek anlamında olduğunu görüyoruz. Yazılışları aynı anlamları farklı bu sözler cinas oluşturmuştur.

    TEVRİYE

    Birkaç anlamı olan bir kelimenin, iki ya da daha fazla anlama gelecek şekilde kullanılması sanatıdır. Bu anlamların tümü de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.
    Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar
    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar
    dizelerindeki “ulusun” sözü hem yücesin, asilsin anlamına gelmiş, hem de “bir köpek gibi ses çıkarsın” anlamında kullanılmış. Bu anlamların ikisi de gerçektir.

    TARİZ

    Bir kişiyi, olayı ya da durumu alaylı yoldan, iğneleyici bir dille eleştirme sanatıdır.
    Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin
    Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin
    dizelerinde devlet malını yiyip bitirenlerin eleştirildiği görülüyor; dolayısıyla tariz yapılmıştır.

    MÜBALAĞA (ABARTMA)

    Bir durumu olduğundan çok büyük ya da çok küçük gösterme sanatıdır.
    Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken
    Bir uzak yıldıza benzerdi güneş sen varken
    dizelerinde şair, sevgilisinin yüzünün parlaklığının güneşten daha çok olduğunu söyleyerek hatta “güneşi uzak bir yıldız” olarak görerek, durumu abartmıştır.

    TEKRİR

    Anlamı kuvvetlendirmek için bir veya birkaç kelimenin dizelerde tekrarlanmasıdır.

    Sanki siyah, simsiyah teller içinde
    Sanki simsiyah kovuklarda yaşadık biz
    Sanki hiç görmedik birbirimizi
    Sanki hiç tanışmadık
    Dizelerde altı çizili sözcük tekrir sanatını oluşturmuştur.

    TENASÜP

    Aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır.
    Gün bitti ağaçta neşe söndü
    Yaprak ateş oldu kuş da yakut
    Yaprakla kuşun parıltısından
    Havzın suyu erguvane döndü
    dizelerinde ağaç, yaprak, kuş, havuz gibi bahçede bulunan şeyler sıralanmıştır.

    SECİ

    Düzyazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılması sanatıdır.
    İlahi! Bekaa isteyen candan vücud afetlerini sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu tarik et! Yokluk yoluna gidene tevfikini refik et!
    Bu yazıda altı çizili sözler birbiriyle kafiyelidir. Düzyazıda kafiye kullanılması ise seci sanatı oluşturur.

    ALLİTERASYON

    Şiirde aynı sesin fazla kullanılmasından kaynaklanan ses sanatıdır.
    Eylülde melûl oldu gönül soldu da lale
    Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale
    Bu dizelerde “l” sesinin çok kullanıldığı görülüyor. Öyleyse burada bu sesle alliterasyon yapılmıştır.

    NİDA

    Seslenme sanatıdır. Şiirde “ey” gibi ünlemlerle ifade edilir. Ancak ünlem bildiren sözcük olmadan da nida sanatı yapılabilir.

    Ey bu toprakları için toprağa düşmüş asker
    dizesinde altı çizili sözle nida sanatı yapılmıştır.
  2. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    TEŞBİH (BENZETME)
    Anlama güç katmak için, aralarında gerçek yada mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.
    Şair, kendisini etkileyen bir olay veya varlık karşısında heyecanlanır, bu heyecanını daha kuvvetli ve tesirli anlatabilmek için, o ruh hâlini okuyucuda daha iyi canlandırabilecek benzetmeler yapma yoluna gider ve bunun sonucunda da teşbîh sanatı meydana gelmiş olur.
    Teşbîh sanatında en az iki, en fazla dört öge bulunur ve yapılan teşbîh bu ögelerin bulunup bulunmamalarına göre bazı isimler alır. Bu dört benzetme ögesi (erkân-ı teşbîh, teşbîhin rükunları, ögeleri) şunlardır :
    1- Benzeyen (müşebbeh, teşbîh edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır.
    2- Kendisine Benzetilen (Müşebbehünbih, kendisine teşbîh edilen, benzetmelik) : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
    3- Benzetme Yönü (Vech-i Şebeh) : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)
    4- Benzetme Edatı (Edat-ı Teşbîh) : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Teşbîhte genellikle şu kelime yada ekler benzetme edatı olarak kullanılır :
    Âdetâ, andırır, benzer, bigi, çü, çün, gibi, gûnâ, gûne, gûyâ, gûyiyâ, kimi, mânend, meger ki, misal, misillü, misl, nitekü, nitekim, sanki, sıfat (gül- sıfat), tek, tıpkı, -asâ, -vâr, -veş vb.
    Aşağıdaki örnekte benzetme ögelerini topluca görebilmekteyiz.
    Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman.
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen (benzetilen, müşebbeh) : zaman
    2- Kendisine benzetilen (mişebbehünbih) : durmuş saat
    3- Benzetme yönü (Vech-i şebeh) : durup geçmemek, ilerlememek, durmuş
    4- Benzetme edatı (edat-ı teşbîh) : gibiydi
    Bu örnekte geçmeyen zaman durmuş bir saate benzetilmektedir. Bu mısrada kullanılan kelimelerin tamamı gerçek anlamlarında kullanılmıştır. Bununla birlikte “durup geçmeyen zaman” gerçekten durmuş bir saat değildir. Mecâzî bir benzerlik söz konusudur. Yani kelimeler gerçek anlamlarında kullanıldıkları halde meydan getirdikleri anlam bütünlüğü mecâzî bir yapı kazanır. Bu örnekte, şair kendi ruh sıkıntısından doğan zamanın bir türlü geçmeyişini, durmuş bir saate benzeterek okuyucu üzerindeki etkiyi arttırmaya çalışmıştır.
    TEŞBÎH ÇEŞİTLERİ : Benzetme ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) birisinin yada birkaçının kullanılıp kullanılmamaları açısından yaygın tarife göre dört türlü teşbîhten söz etmek mümkündür.
    1- Mufassal Teşbîh (Teşbîh-i Mufassal, tafsilatlı, ayrıntılı teşbîh) : Benzetme ögelerinin tümünün bulunduğu teşbîhe mufassal teşbîh denir.
    Ali aslan gibi cesurdur.
    1- Benzeyen-benzetilen : Ali
    2- Kendisine benzetilen : aslan
    3- Benzetme yönü : cesaret
    4- Benzetme edatı : gibi

    Meltem’ in gözleri deniz rengi gibi masmavidir.
    1- Benzeyen : Meltem’ in gözleri
    2- Kendisine benzetilen : deniz rengi
    3- Benzetme yönü : masmavilik
    4- Benzetme edatı : gibi
    Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm, baktım
    Som mücevher gibi kan kırmızı tırnaklarına
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : tırnaklar
    2- Kendisine benzetilen : som mücevher
    3- Benzetme yönü : kırmızılık, kırmızı renkte oluş
    4- Benzetme edatı : gibi

    2- Muhtasar Teşbîh (Teşbîh-i muhtasar, kısaltılmış, ayrıntısız teşbîh) : Teşbîhin ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) benzetme yönü (vech-i şebeh) söylenilmeden yapılan teşbîhtir. Yani bu tür teşbîhlerde benzetme yönü bulunmaz.
    Ali aslan gibidir.
    1- Benzeyen : Ali
    2- Kendisine benzetilen : aslan
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : gibi
    Hizmetçiye gel der gibi Azrail’e gel der.
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : azrail
    2- Kendisine benzetilen : hizmetçi
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : gibi
    Âb-gine içinde mey gibidir
    Leb-i la’lin hayâli dilde müdâm
    leb : dudak
    la’l : yakut
    müdâm : devamlı, sürekli,daima
    âb-gîne : billur, kristal; şişe, sürahi; kadeh; ayna, elmas; kılıç; gözyaşı; şarap
    mey : içki, şarap
    (Yâkuta benzer, yâkut renkli dudağının hayâli gönülde devamlı kadeh içindeki şarap-içki gibidir. / Yada : ey sevgili, senin yâkuta benzer dudağının hayâli gönlümde sürekli kadeh içindeki içki-şarap gibidir. / Senini dudağının hayâli hiç aklımdan, hatırımdan gitmiyor, çıkmıyor.)
    La’l (yâkut) : Kırmızı; kırmızı renkte bir taş. Şarap da kırmızı renktedir. Kadehin şekli de kalp şekline benzer şeklinde düşünülmüştür. Şarap da dudağa götürülerek içilir vs. Dudak-lal aynîleştiriliyor, özdeşleştiriliyor. Şairin dudağında tıpkı mey tadı, lezzeti veriyor ve onun gibi aklımı başımdan alıyor, sarhoş ediyor.
    1- Benzeyen : Sevgilinin dudağının hayâli
    2- Kendisine benzetilen : Kadeh içindeki şarap, mey
    3- Benzetme yönü : Sarhoş etme, aklı baştan alma, kırmızılık
    4- Benzetme edatı : gibi
    3- Müekked Teşbîh (Teşnîh-i müekked, te’kid edilmiş, eksiltilmiş) : Benzetme edatı bulunmayan teşbîh türüne denir.
    Yalnız bu katta mümkün olur dâimî uçuş
    Her hamlesiyle rûh, o çelikten kanatlı kuş
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : ruh
    2- Kendisine benzetilen : çelik kanatlı kuş
    3- Benzetme yönü : uçma, uçuş (ruhun da uçar gibi göğe yükseldiği fikri)
    4- Benzetme edatı : -
    Sürekli sevgiyi duydukça anne topraktan
    1- Benzeyen : toprak
    2- Kendisine benzetilen : anne
    3- Benzetme yönü : sevgi duymak, göstermek
    4- Benzetme edatı : -
    4- Beliğ (güzel, uz) Teşbîh (Teşbih-i Beliğ) : Sadece benzeyen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan teşbîh türü olup teşbihin en makbul çeşididir.
    Som gümüşten sular üstünde giderken ileri
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : sular
    2- Kendisine benzetilen : som gümüş
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -
    Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : toprak
    2- Kendisine benzetilen : anne
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -
    Hulyâ tepeler, hayâl ağaçlar
    Yahyâ Kemâl
    1- Benzeyen : tepeler, ağaçlar
    2- Kendisine benzetilen : hulyâ, hayâl
    3- Benzetme yönü : -
    4- Benzetme edatı : -
    Bu örnekte görüldüğü üzere birden fazla unsurun da birbirine benzetildiği olur. Hatta özellikle birden fazla unsur arasında yapılan edebî sanatlar vardır.
    Edebî sanatlardan bahseden eserlerde teşbîhin bu yaygın dört çeşidinin dışında, kullanışlarına göre de teşbîh çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir.

    İSTİARE (İĞRETİLEME)
    Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir.Kendisine benzetilenle yapılana "açık istiare" kendisine benzeyenle yapılana "kapalı istiare" denir.

    İstiare
    Açık İstiare Kapalı İstiare
    Benzeyen-Yok Benzeyen-Var
    Benzetilen-Var Benzetilen-Yok

    *Bir ihlal uğruna Rab ne güneşler batırıyor.
    K.Benzetilen
    *Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.
    *Kara dutum,çatal karam,çingenem
    Nar tanem,nur tanem,bir tanem
    *Varsın rüzgar bahçelerde gezsin
    *Ay zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.

    MECAZ VE MECÂZ-I MÜRSEL
    Mecaz kelimesi sözlükte gelip gidilen, geçilen yol; geçilmesine izin (cevaz) verilen sınır ve gerçeğin zıddı anlamlarındadır. Bir edebî terim olarak ise mecaz, bir kelimenin gerçek anlamlarında kullanılmayıp, benzetme maksadı yada bir şeyle benzetme ilgisinin başka? anlamlarda kullanılmasıdır.
    Kelimelerin mecâzî anlamlarında kullanılmaları duygu ve hayali şahlandır, sözün etkisini arttır. Mecaz kullanımı sayesinde bir konunun daha iyi kavranması yada kavratılması sağlanır.
    Mecaz, başlı başına bir edebî sanat olmaktan ziyade, teşbîh, istiâre, kinâye, mecâz-ı mürsel vb. gibi değer bazı sanatların ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bir diğer ifadeyle bu tür sanatlarda mecâzî anlamda kullanılmış bir kelime olacağından burada ağırlıklı olarak vurgulanan, tespit edilen sanata ilaveten mecaz sanatı da vardır. Bir babanın oğluna “aslanım” demesinde istiâre sanatı vardır. Zira iki unsur arasında bir benzetme ilgisi (ilişkisi) ve maksadı vardır ve bu unsurlardan sadece biri mevcuttur. Ayrıca mevcut olan unsur (aslan-kendisine benzetilen) mecâzî anlamda kullanılmıştır, geçek anlamda kullanılmalarına imkân yoktur. Burada mecâzî anlamda kullanılan “aslan” kelimesi ile yerine kullanıldığı “oğul” arasında bir benzetme ilgisi ve maksadı vardır. Eğer bir kelime mecâzî anlamda kullanılmış ve bu kullanımda yerine kullanıldığı kelime ile arasında bir benzetme, benzerlik ilgisi, ilişkisi yada maksadı varsa orada gerçek mecaz sanatı var demektir. Bu tip mecazlar sadece mecaz diye de anılırlar ve mecaz-ı mürselden farklıdırlar.
    Mehtâp her gece yeri, semâları dolaştı; gümüşlerini manzaralar üstüne döktü.
    Burada gerçek mecaz sanatı vardır zira;
    1. Gümüş kelimesi gerçek anlamının dışında mecâzî anlamda kullanılmıştır. Buradaki gümüşleri ile ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar kastedilmiştir.
    2. Dolayısıyla ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar gümüşlere benzetilmiştir. Yani saçılan ışıklar ile yerlerine kullanılan ve mecaz yapılan gümüş (ler) arasında bir benzetme ilişkisi (benzetme ilgisi) ve maksadı vardır.
    1- Benzeyen : mehtabın saçılan ışıkları (yok)
    2- Kendisine benzetilen : gümüşler (var)
    Mecazı (gerçek mecazı), mecaz-ı mürselden ayırmada dikkat edeceğimiz en önemli husus bu benzetme ilgi ve maksadını tespit etmektir. Şayet böyle bir ilgi ve maksat var ise orada istiâre sanatı vardır ve bu sanatın olduğu yerde ise mecaz-ı mürselin olması imkânsızdır.

    TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI
    Cansız varlıklarla ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir.
    *Onun ölümüne gök yüzü ağladı.
    *İçmiş gibi geceyi bir yudumda,
    Göğün mağrur bakışlı bulutları.
    *Ay suda bestelerken en güzel şarkısını
    Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.
    İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI
    Cansız varlıkların ve insan dışındaki canlıları şahsiyet kazandırıp onları konuşturmaya intak denir.
    *Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.
    *Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.
    *Sabahleyin kozasından bakan gelincikler sorar bu dünyaya
    -Ne dersin?
    Kanatlanıp uçalım mı?
    Çiçek olup açalım mı?
    Not: İntak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sanatı vardır.

    TEZAT SANATI
    Aralarındaki bir ilgiden dolayı aynı konu ile ilgili karşıt kavramları ya da özelliklerin bir arada kullanılmasıdır.
    *Ağlarım hatıra geldikçe gülüşlerimiz.
    *Gülmek ol goncaya münasiptir.
    Ağlamak bu dil-i hazine gerek.
    *Neden böyle düşman görünürsünüz.
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.
    *Bende gördüm güneşin doğarken battığını

    MÜBALAĞA (ABARTMA) SANATI
    Bir varlığın, olayın ya da durumun olduğundan büyük ya da küçük gösterilmesine mübalağa denir.
    *Alem sele gitti gözlerimin yaşından.
    *Ölüm indirmede gökler,ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir;savurur enkaz-ı beşer.
    *Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken
    Bir uzak yıldıza benzedi güneş sen varken.
    HÜSN-İ TALİL SANATI
    Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır.Gerçek sebep inkar edilerek yerine heyecan verecek bir neden gösterilir.Gösterilen neden güzel olmalıdır.
    *Ateşten kızaran bir gül ararda
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
    *Hak-i payine yetem der ömürlerdir muttasıl
    Başını taştan taşa urup gezer avare su.
    *O kadar çaldı ki yürekten
    Türküler aşındırdı kavalı.

    TEVRİYE SANATI
    Nükte yapmak için iki anlamı bulunan bir sözcüğün uzak anlamını kastederek kullanma sanatıdır.
    *Bir buse mi bir gül mü dedi gönlüm
    Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.
    *Sordum nigara dediler ahbab
    Semt-i vefa’da doğru yoldadır.
    *Bize Tahir efendi kelp demiş
    İltifatı bu sözde zahirdir
    Maliki mezhebim benim zira
    İtikadımca kelp Tahir’dir
    TECAHÜL-İ ARİF SANATI
    Bir nükte yapmak için bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmeye tecahül-i arif denir.
    *Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
    *Geç fark ettim taşın sert olduğunu
    Su insanı boğar,ateş yakarmış.
    *Göz gördü,Gönül sevdi seni yüzüm mahım
    Kurbanın olam varmı benim bunda günahım.

    TELMİH SANATI
    Bir mısrada veya cümlede geçmişte yaşanmış olan,herkesçe bilinen bir olayı veya şahsı hatırlatmaya telmih denir.
    *Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi
    Bedri aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
    *Aşk-ı sadık menem Mecnun’un adı var.

    KİNAYE SANATI
    Bir kelimeyi veya sözcük grubunu hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek şekilde kullanmaya kinaye denir.Kinaye de mecaz anlam kastedilir.
    *Kötü gününde elinden tuttu.
    *Şu karşıma göğüs geren
    Taş bağırlı dağlar mısın?
    *Ali gözü açık bir çocuktur.

    TARİZ (İRONİ) SANATI
    Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla sözün ya da kavramın gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektedir.
    *Düşük alan bir öğrenciye:’’Allah nazardan korusun,bu ne büyük başarı.’’demek gibi.
    *Bize kafir demiş müfti efendi.
    Tutalım ben ona diyem müselman
    Varıldıkta yarın rüz-ı mahşerde
    İkimiz de çıkarız anda yalan

    TENASÜP SANATI
    Anlam bakımından aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla kelimenin bir arada (beyit-mısra- dörtlük) kullanılmasına denir.
    *Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
    *Nedir bu zulüm,bu haksızlık,bu işkence...?

    LEFF-Ü NEŞİR (TOPLAYIP DAĞITMA) SANATI
    Birinci mısrada toplanan en az iki kavramın ikinci mısrada bir benzerinin söylenmesine denir.
    *Gönlümde ateştin,gözümde yaştın
    Ne diye tutuştun,ne diye taştın.
    *Biz denizde kaptan,ovada çiftçi,şehirde esnaf olan,
    Biz gemi yürüten,tarla süren,alış-veriş yapan.

    CİNAS SANATI
    Mısra sonlarında sesteş sözcüklerle yapılan uyaklara cinas sanatı denir.
    *Kısmetindir gezdiren yer yer seni
    Arşa çıksan da bu akıbet yer yer seni.
    *Bu ne güzel bir gül
    Hiç ağlama hep gül.
    Yazılış ve söylenişleri -telaffuzları- aynı yada benzer fakat anlamları farklı olan iki kelimeyi şiirde bir arada kullanmak sanatıdır. Cinaslı kelimelerin bir ibârede (mırsa, beyit) kullanılmasına tecnîs denir. Cinas başarılı kullanıldığı takdirde güzel bir fikir oyunudur. ( Bu sanat kadîm edebiyatçılar tarafından neredeyse harfe kadar indirgenerek pek çok çeşitlere ayrılmıştır. Biz dersin çerçevesi gereği fazla detaya girmeyerek bu sanatı da ana hatları ile göreceğiz. Bu açıdan baktığımızda cinas şu gruplara ayrılır.)
    A- Tam Cinas (Cinas-ı tam, Tecnîs-i tam) : Cinas yapılan kelimelerin dört yönden -ki buna vücûh-ı erbaa denir- uygun, aynı olması gerekir.
    1- Cinası meydana getiren kelimelerin harflerinin,
    2- Harflerin sıralarının,
    3- Bu harflerin sayılarının,
    4- Bu harflerin ve harekelerinin aynı, uygun olması gerekir.
    Niçin kondun a bülbül
    Kapıdaki asmaya
    Be yârimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya
    Görüldüğü üzere hem yazılış, hem okunuş, hem harf sırası, hem sayı ve hem de hareke bu iki kelimede aynı.
    Tam cinas; basit ve mürekkep (birleşik, karışık iki yada daha çok şeyden oluşmuş) olmak üzere ikiye ayrılır.
    a- Basit Cinas : Bu tür cinaslar tek bir kelime ile yapılan cinaslardır. (Yani cinası oluşturan her iki kelime de tek bir parçadan oluşur. Yoksa sadece bir kelime ile cinas olmaz- en az iki kelime lazımdır.)
    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
    Yahya Kemâl
    Geç : zaman bakımından
    Geç : Geçmek fiilinden
    Eyleme vaktini zâyî deme kış yaz oku yaz
    Sünbülzâde Vehbî
    Yaz : mevsim
    Yaz : yazmak fiili
    b- Mürekkep (Bileşik, birleşik Cinas) : Cinaslı kelimelerden birisi iki kelimeden oluşmuşsa, bu tür bu tür tam cinaslara mürekkep cinas denir.
    Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere
    Onlardır ancak el verecek kimse sizlere
    Yahya Kemâl
    Zülfü sünbül haddi gül cânâneden düştüm cüdâ
    Kimse bilmez âh bir kim cânâ neden düştüm cüdâ
    Bir evde dü zen olsa düzen olmaz o evde
    Keçecizâde Fuat Paşa
    B- Yarı Cinas (Cinâs-ı gayr-ı tam) : Cinaslı kelimeler arasında tam cinasta belirttiğimiz dört yönden (vücûh-ı erbaa) herhangi bir uygunluk yok ise (harflerin yazılışının, sıralanışının, okunuşunun vs. aynı olması hususu) bu durumlarda yarı cinas meydana gelir ve vücûh-ı erbaadan her birinin olmayışına göre de adlar alır, gruplara ayrılır.
    1- Lâhik Cinas : Cinası oluşturan kelimelerde sadece bir harf bakımından uyumsuzluk-uygunsuzluk bulunan cinas türüdür.
    Sebâtı yok bu âlemin ana kim itimâd eder
    Ferah gelir terah gider terah gelir ferah gider
    Terah : gam, keder, tasa
    2- Noksan Cinas (Cinâs-ı Nâkıs) : Cinas yapılan kelimelerde harflerin sayıları bakımından uyumsuzluk var ise noksan cinas meydana gelir. Bu tür cinaslar da harfin kelimenin başında, ortasında ve sonunda bulunmasına göre ayrı ayrı adlar alır. Biz genel bir iki örnek vereceğiz.
    Hâkimdi yerde ufka kadar uhrevî vakar
    Bir çeşme vardı her tarafından ziyâ akar
    Yahya Kemâl
    Âni bir üzüntüyle rüyâdan uyandım
    Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım
    Yahya Kemâl
    3- Muharref Cinas (Bozulmuş, Tahrif Olunmuş) : Eski harflerde Aynı şekilde yazılan fakat okunuşu (harekelenişi) uymayan, aynı olmayan kelimelerle yapılan cinas türüdür.
    Vasf-ı verd-i rûyun olmuştur bana vird-i zebân (Gül yüzünü anlatmak benim dilimde dua olmuştur).
    Verd : gül
    Vird : dua
    4- Mükerrer Cinas (Cinâs-ı Mükerrer, Cinâs-ı Müzdeviç ): Tekrar edilen cinas anlamındadır. Bir kelimenin son hecelerini taşıyan başka bir kelimeyi oan cinas olacak şekilde kullanmaktır.
    Vâiz nihânî çekmiş o hînâ-geri geri
    Eyler gelüp dükâna büt-i berberî berî
    Çıksa ne dem kabâ-yı hevâ-gün ile o mâh
    Pür-nûr eder bu kubbe-i nîlüferi feri
    Şeyh Gâlip
    Vezin : Mefûlü/Fâilâtü/Mefâîlü/Fâilü
    Hînâ-ger : şarkı söyleyen, hânende, sâzende
    Nihânî : gizli, gizlice
    Dükân : dükkan
    Berî : uzak,
    Kabâ : elbise, kaftan
    Hevâ-gün : hava, gökyüzü renkli ; hevâ : arzu, istek
    Dem : zaman, vakit
    Fer : ışık


    SECİ
    Düz yazıda,kelimelerin kafiyeli olacak şekilde sıralanmasına denir
    * "Hisarad Türk’ün kuvveti,Küçüksu’da neşesi,Kağıthane’de zevk ve şevki,Eyüp’te manevi yazı surlarda atılışı,hava gibi tenefüs edilir,o kadar barizdir."

    ALİTERASYON
    Mısra veya beyitte ahenk oluşturacak şekilde aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasına denir.
    *Dest busı arzusuyla ger ölürsem dostlar
    Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su.
    AKİS SANATI
    Bir zekâ buluşu olan akis sanatı, bir mısraın ya da mısradaki kelimelerin yerlerini değiştirerek -tersinden okuyarak- aynı mânâyı veren ve birincisinin yansımasından ibaret olan yeni bir mısra yapmaktır. Zihinde cinasla aynı tesiri yapan bu sanat, güzel düzenlendiği takdirde sözün anlamını kuvvetlendirir. Bu sanat kelimelerin dizilişine göre ikiye ayrılır.
    a- Tam Akis (Aks-i Tam) : Mısra ve cümledeki söz sırasını bir öncekinin tam tersi olarak düzenlemektir. Şair Nazîm’e ait aşağıdaki beyitler bu sanata güzel bir örnektir.
    Dîdem ruhunu gözler / gözler ruhunu dîdem
    Kıblem alalı kaşın / kaşın olalı kıblem
    Cennet gibidir rûyun / rûyun cennet gibidir
    Âdem doymaz sana / sana doymaz Âdem ( Yedi beyitlik bir gazeldir ve tamamı böyledir.)
    b- Noksan Akis (Aks-i Nâkıs) : Akis sanatı yapılırken kelimelerin sırası değiştirildiği veya bazı ekleme ve çıkarmalar yapıldığı takdirde noksan akis meydana gelir.
    Cihânda âdem olan bî-gam olmaz
    Anunçün bî-gam olan âdem olmaz
    Necâtî
    Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben
    Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım
    Lütfi Bey
    AKROSTİŞ SANATI
    Mısraların baş harflerinin birleşmesi sonucu anlamlı bir kelime veya isim çıkacak şekilde şiir yazmaktır. Divân edebiyatında teşvi, istihracub adlarıyla anılır. Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında da vardır.
    Nasıl ağlar hazan erince yapraklar
    İntizar ile bî-mecâl sararıp düşerken
    Hayâli kaplar ufku geçen yazın
    Artık sâde hâtırası kalacaktır
    Leylâklarda müteessir solan
    ÎHÂM (Îyhâm)
    İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimeyi bir mısra ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastederek kullanma sanatıdır. Ancak bu yaparken beytin genel anlamıyla, kelimenin çeşitli anlamları arasında yakın bir ilgi kurmak gerekir.
    Îhâmın kelime anlamı vehme, şüpheye, kuruntuya, tereddüde düşürmektir. Yani şair kelimeyi öyle kullanır ki okuyucu o kelimenin bütün anlamlarıyla şiiri anlayabilir, anlamlandırabilir. Dolayısıyla; okuyan, şair bu kelimeyi acaba hangi anlamda kullandı diye tereddütte kalabilir yada her okuyucu o kelimeyi (îhâm yapılan kelimeyi) şairin kendi anladığı anlamda kullandığını vehmeder, düşünür.

    Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl
    Cânib-i rahmete son çektiği sâğarla döner
    Yahya Kemâl
    Sâğar : kadeh
    Beyitte geçen “kanar” kelimesinde îhâm sanatı vardır. Zira kelimenin aldanmak ve doymak, kanmak şeklinde iki anlamı vardır ve beyit bu iki anlamın hangisiyle açıklanırsa açıklansın anlamlı olur.
    “Kanar” kelimesini “aldanmak” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde okur : “Kemâli, her gelen rind bu mecliste zevke aldanır ve rahmet tarafına, son çektiği kadehle döner.”
    “Kanar” kelimesini “kanmak ve doymak” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur : “Kemâl, her gelen rind bu mecliste zevke doyar, kanar (ve) rahmet canibine son çektiği kadehle döner.”

    Her ne dem lutf eyleyüp bezmi müşerref eylesen
    Ehl-i bezm ayağına yüz sürmeğe âmâdedir.
    Bu beyitte îhâm sanatı “ayak” kelimesi ile yapılmıştır. Ayak, hem bacağın “bilekten sonraki kısmı” hem de “kadeh” anlamındadır. Bu iki anlam da beytin genel anlamıyla uyumludur.
    Ayak kelimesini “bacağın bilekten sonraki kısmı” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde olur : “(Ey sevgili) Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen, oradakiler senin ayağını öperek saygı göstermek için (ayaklarına kapanmak için) (hazır) beklemektedirler.” (Kelimeyi bu anlamda aldığımızda hitap sâkiyedir. Zirâ ayak sâkiye ait bir organdır.)
    Ayak kelimesini “kadeh” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur: “Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen oradakiler senin getirdiğin kadehe ?? senin içinde bulunduğun kadehe yüzlerini sürmek için hazır beklemektedirler.” (burada kelime kadeh anlamında alındığı için hitap hem sakiye hem de kişileştirme (teşbîh) yoluyla şarabadır.)

    Taştîrimiz bu râyede az çok bahâ bulur
    Bâkî kalır sahîfe-i âlemde âdımız
    Bâkî
    Bâkî : Şair Bâkî; sonsuz, ebedî
    taştîr : Besleme; bir başka şaire ait bir gazelin her beytinin arasına aynı vezin ve kafiye üçer mısra eklemek.
    BAZI NOTLAR :
    Îhâm sanatını, kendisi ile benzerlikler gösteren tevriye ve kinâye sanatları ile karıştırmamak gerekir.
    Îhâm sanatında kelimenin gerçek anlamları üzerinde durulur ve beyitte ikisi de anlamlıdır. Tevriye sanatında iki gerçek anlamlı ama uzak anlam kastedilir.
    Tevriye sanatı da îhâm sanatı gibi kelimenin iki gerçek anlamı üzerine kurulur ancak tevriyede kelimenin uzak, dolaylı anlamı kastedilir. Îhâmda ise anlamların ikisi de yakın anlamlıdır ve şiire, beyte uyar.
    Îhâmı kinâyeyle de karıştırmamak gerekir. Çünkü kinâyede kelimenin birkaç gerçek alamı değil, gerçek ve mecazlı anlamı bir arada kullanılır ve özellikle mecazlı anlamı kastedilir.
    Îhâm-ı Tenâsüb : Birkaç anlamı olan bir kelimenin dize yada beyit içinde kastedilmiş yada vehmedilmiş -ki buna diğer başka bir kelimeyle işaret vardır- söylenmemiş anlamıyla, öteki kimi kelimeler arasında anlam ilgisi kurmaktadır. Bu sanat adından ve tanımından da anlaşılacağı gibi îhâm ile tenâsüp sanatının birleşmesiyle olur.

    Mihr solmazsın bana rahm eylemezsin bunca kim
    Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler beni
    Fuzûlî
    Beyitte “mihr” kelimesinin sevgi anlamı beytin genel anlamıyla ilgilidir. Zirâ sâye-i zülfün derken senin saçının gölgesi şeklinde sevgili muhataptır. Fakat “mihr”in bir de güneş anlamı vardır ve kastedilmemiştir. Sâye (gölge) sözcüğüyle de “mihr”in güneş anlamının ilgili olması îhâm-ı tenâsüb sanatını doğurur.
    İRSÂL-İ MESEL ( Örnek, misal getirme)
    Yazılı ve sözlü anlatımda bilhassa şiirde ifade edilen düşünceyi ispat etmek, pekiştirmek yada daha etkili kılmak maksadıyla meşhur bir sözü yada vecizeyi söyleme, kullanma sanatıdır. Bu sanat özellikle muhatabı ikna etmek maksadıyla yapılır ve kullanılan atasözü ve vecizeler Türkçe’nin yanı sıra Farsça veya Arapça da olabilir.
    Kirpikleri uzundur yârin hayâle sığmaz
    Meşhur bir meldir “Mızrak çuvala sığmaz”
    Hevâî
    mesel : Örnek, benzer, numune; anlamlı ve dokunaklı etkili söz; ahlâka yararlı hikâye
    darb-ı mesel : Atasözü
    Sevgilini kirpikleri öyle uzundur ki hayâle bile sığma hâyâl dahi edilemez. Meşhur bir atasözü dür ; Mızrak çuvala sığmaz.
    Ey güzellik göğüne hurşid olan yakma bizi
    Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin
    Necâtî
    dûd-ı âh : Ah dumanı
    hûşîd : Güneş
    Ey güzellik göğüne güneş olan sevgili, bizi yakma zirâ bilirsin ki kimsenin âhı yerde kalmaz.
    Geldimse ne var ben şuarâ bezmine âhir
    Âdet budur “âhirde gelir bezme ekâbîr.”
    Nev’î
    ekâbir : Büyükler, ulular
    şuarâ : Şairler
    bezm : meclis
    Ben şairler meclisine en son geldim ise bunda şaşılacak ne var? Meclise büyüklerin en son gelmesi âdettir, âdettendir.
    KAT ‘ (Kesme, kesilme, sona erdirme, bitirme)
    Sözü, etkisini arttırmak amacıyla, arkası kendiliğinden anlaşılacağı ve susmanın söylemekten daha tesirli olacağı bir noktada kesmektir. Bir diğer ifadeyle şair, sözünün etkisini arttırmak ve sonucunu okuyucunun canlandırma ve değerlendirmesine bırakmak amacıyla mısra yada cümleyi keser ve böylece kat ‘ sanatı meydana gelmiş olur. Bu sanat şiirden daha çok nesirde (düzyazı) kullanılır.
    Ey mâder-i hicrân-zede ! ey hem-ser-i muğber
    Ey kimsesiz âvâre çocuklar !.. Hele sizler
    Hele sizler...
    Tevfik Fikret
    Mâder-i hicrân-zede : hicramlı, hicrâna uğramış anne / mader : anne
    Hem-ser-i muğber : gücenmiş, küskün, kırgın arkadaş
    Âvâre : başıboş, serseri
    Muğber : tozlu (gubardan); gücenmiş
    “Ey acılı, kederli anne; ey küskün arkadaş. Ey kimsesiz, başıboş çocuklar. Hele sizler... hele sizler...”
    Şair bu mısralarda, çeşitli şart ve sıkıntılar içinde çaresiz kalmış acılı -kırgın- küskün anneleri ve annelerinden, yuvalarından çok çeşitli şart ve sebeplerle ayrı kalmış, koparılmış ve sokaklarda başıboş, kimsesiz kalmış çocukların hâlini tasvire ve okuyucuların dikkatini bu sosyal yaraya çekmeye çalışıyor. Ancak bu tablonun devamı olacak şekilde ve bilhassa başıboş çocuklar hakkında daha çok söylenecek söz var iken şair, sözünü tam olarak bitirmiyor ve okuyucu üzerindeki etkiyi arttırmak maksadıyla tam yerinde kesiyor. Belki de bu son sözlerle birlikte şairin boğazına bir şeyler düğümleniyor, belki de tam bu noktada söz bitiyor. Hangi sebeple olursa olsun şair bu tavrıyla âdetâ okuyucuyu vicdanıyla başbaşa bırakıyor ve ona bir nevi daha derin düşünme ve yorum imkânı veriyor.
    Bir yer ki sevenler, sevilenlerden eser yok,
    Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok
    Yok... Yok...
    Faruk Nafiz Çamlıbel
    Bezm : meclis
    “Öyle bir yer ki orada sevenlerden de, sevilenlerden de hiçbir iz, eser yok (kalmamış). Meclislerinde kadeh kırdığımız, şen-şakrak deliler gibi eğlendiğimiz sevgililer de yok. Yok... Yok...”
    Şair, bu örnekte “yok... yok...” kelimeleriyle mısraı keserek, “sevgililerden yoksun bulunduğunun, yalnızlığının, ezikliğinin ve hüznünün duyulmasını” okuyucuların değerlendirmesine bırakarak kat ‘ sanatı yapmaktadır.
  3. ĎαйqєЯσυŚ_29

    ĎαйqєЯσυŚ_29 Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.148
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    hocam çok sağolun
  4. 2αн!_∂3

    2αн!_∂3 Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.350
    Beğenileri:
    454
    Ödül Puanları:
    36
    Hocam çok teşekkürler.
  5. AyŞeGüL!

    AyŞeGüL! Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2008
    Mesajlar:
    1.193
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    ÇOK TEŞEKKÜRLER HOCAM..
  6. mukoo

    mukoo Üye

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    261
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    çok sağolu hocam teşekkür ederiz paylaşm için
  7. yunus5454

    yunus5454 Üye

    Katılım:
    22 Mart 2008
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    çok saolun ya çok işime yaradı valla
  8. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0

    teşekkür etmiyoruz teşekkür et yazan yere basmanız yeterli aksi taktirde ceza alırsınız

    ben senin peşinden hep bunu söylücem ya okusana
  • zeynep.n.uçar

    zeynep.n.uçar Üye

    Katılım:
    2 Ekim 2008
    Mesajlar:
    97
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    6
    teşekkürler...ilk sayfaya bana yeter...
  • Sayfayı Paylaş