EDEBİYAT ÇALIŞMA KAĞIDI(KAPSAMLI)VE YAZILIMIZDA ÇIKAN BİR KAÇ SORU

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde b_ayt27 tarafından paylaşıldı.

  1. b_ayt27

    b_ayt27 Üye

    Katılım:
    24 Ekim 2008
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    4

    YAZILIMIZDA ÇIKAN BİR KAÇ SORU

    EDEBİYAT YAZILIMIZDA ÇIKAN SORULARIN BİR KAÇI
    1-ilk özel gazete ilk resmi gazete ve ilk yarı resmi gazete nelerdir?
    2-Edebiyat ile sosyal ilişki hakkında bilgi veriniz?
    3-Osmanlı devletinde ilk yenilik hangi alanda yapılmıştır?
    4-Namık kemalin edebi kişiliği ve fikri hakkında bilgi veriniz?
    5-Batıda ortaya çıkan hareketler ve bu hareketlerin sonucu olarak ortaya çıkan akımlar nelerdir?
    6-Şinasi hakkında bilgi veriniz?
    7-edebi eser nelere bağlıdır?
    8-Klasik kaside hakkında bilgi veriniz?
    9-Gazete çevresinde gelişen edebi türler nelerdir?
    arkadaşlar hatırladıklarım bunlar yardımcı olabildiysem ne mutlu bana...
  2. b_ayt27

    b_ayt27 Üye

    Katılım:
    24 Ekim 2008
    Mesajlar:
    12
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    4
    CEVAPLAR İÇİN BURALARDAN YARARLANABİLİRSİNİZ

    CEVAPLAR SORULAR VE CEVAPLAR

    1.Gazete ve gazetecilik ile edebiyatımıza gelenler?

    1. Bu dönemde edebiyatımıza giren yeni türlerin içinde diğerlerine nazaran gazeteciliğin önemi büyüktür. Çünkü; makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi,şiir, inceleme vb. Pek çok türün gelişmesinde ve yaygınlaşmasında gazetenin payı büyüktür. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ifade ettiği üzre “bu devirde gazete hemen tüm yeniliği idare eder.” Gazete, her gün bir toplumdan, bir sorun üzerinde fikir ve görüşe sahip ikinci bir toplum çıkarabilecek kudrette bir çözümleme ve birleştirme organıdır. Gazetenin diğer toplumlara göre bizde farklı bir yere sahiptir. Tanpınar'ın da dediği gibi “hiçbir yerde gazete bizdeki role benzer bir rol oynamamıştır. bütün işaretler ondan gelir. Kalabalık onun etrafında kurulur. Okumayı o yazar. Mekteplerin uzak bir gelecek için hazırladığı ocağı o tutuşturur

    2.Osmanlı devletinde yenileşme hareketinin hangi dönemi kapsadığını, yenileşme dönemini hazırlayan faktörleri ve bu dönemi etkileyen modernizm ve modernleşme kavramları ile pozitivizm akımını araştırınız?

    2. omsanlı devletinde yenileşme dönemi 19 yy’da başlamıştır. yenilerşme dönemini hazırlayan en önemli etken Osmanlının girdiği savaşları kaybetmesidir.
    Modernizm: kültürel anlamda modernizm 19 yy’da geleneksel anlamdaki edebi, sanatsal, sosyal organizasyon ve gündeik yaşamın geçerliliğini yitirdiği fikriyle ortaya çıkmıştır.
    Modernlerşme:Osmanlı devletinde modernleşme 1770-1876 yılları arasında yaklaşık bir asırlık dönemde dönemde Osmanlı devletinin ıslahat olarak adlandırılan düzeltmeleri ve reformları kapsayan dönemdir. 1699-1770 yılları arasında yaklaşıkbir asırlık dönemde Osmanlı devletinin sürekli toprak kaybetmesi,zayıflaması ve otoritesinin zayıflığı merkezi yönetimi güçlendirme,nitelik ve modern teknik donanımasahip bir askeri örgütlenmeyi zorunlu kılmıştır.osmanlı devletinde modernleşmeyi ikiye ayırabiliriz.
    1.1770-1830 yılları arasında
    2.1830-1876 yılları arasında
    Pozitivizm: genel olarak modern bilimi temel alan, ona uygun düşen ve batıl inançları, metafizik ve dini, insanlığın ilerlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarzları yada formlar olarak gören dünya görüşüdür.

    3.Sadullah paşanın hayatı hakkında bilgi veriniz?
    3. Edebiyat çalışmalarını birinci plana almayıp bunu bir amatör gibi sürdüren Sadullah Paşa, 1838 yılında, Erzurum'da doğdu. Babası Esat Muhlis Paşa, İkinci Mahmut döneminin ünlü vezirlerindendi. Sadullah Paşa öğrenimini İstanbul'da «Darülmaarif» adlı bir okulda yaptı. İyi bir tahsil gören Sadullah Paşa, babasının kontrolünde de özel hocalardan Arapça, Farsça, Fıkıh, Akaid, Tabiiyye, Kimyâ ve Fransızca dersleri aldı.
    Babıâli Tercüme Odası'na memur adayı olarak girdi. «Divan-ı Hümayun Tercümanlığı» görevi ile hayata atıldı. Maarif Müsteşarlığı yaptı. Beşinci Murat'ın kısa süren padişahlığı sırasında Mabeyn Başkâtibi oldu. Beşinci Murat'tan sonra tahta geçen Sultan İkinci Abdülhamit Han zamanında, Bulgaristan Meselesini yerinde incelemek üzere Filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. Bu vazifesini tamamladıktan sonra Berlin’e elçi olarak gönderildi. Buradayken Ayestefanos Antlaşması ile Berlin Kongresine ikinci murahhas olarak katıldı. Berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te Viyana Büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de Viyana’da (Sefarethanenin hamam odasında hava gazı borusunu ağzına almak suretiyle) intihar etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek İkinci Mahmut Türbesi bitişiğindeki küçük mezarlığa gömüldü.
    Sadullah Paşa edebiyat alanında bir amatör olarak çalışmış, ama bu kadar çabalarıyla bile yeni Türk edebiyatının oluşmasında oldukça yararı dokunmuş bir kimsedir. Yeni Türk edebiyatı batıya yönelir ve ondan örneklenirken bu hususta en verimli alanlardan biri de oradan şiir çevirileri yapmaktı. Bu ortamda, Tanzimat döneminde, batıdan Türkçe'ye ilk şiir çevirisi yapanlardan biri de Sadullah Paşa olmuştur. Onun «Ondokuzuncu Asır» adlı ünlü manzumesi -belki edebi değerinden başka çağdaş uygarlığı tanıtmak istemesi bakımından, çok değerli bir belge karakteri taşır. "Lamartine" den çevirdiği, çok tanınmış «Göl» manzumesi de yeni şiir zevkinin belirli bir örneğini teşkil eder. Sadullah Paşa'nın siyasi ve kişisel anılarıyla gezi notları niteliğindeki kimi yazıları da, Tanzimat'la birlikte kendini göstermeye başlayan yeni edebi nesrin, üzerinde durulmaya değer örnekleridir.
    BAŞLICA ESERLERİ:
    Sadullah Paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. Fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. Yazdıklarının içinde en önemlisi On dokuzuncu Asır manzumesidir. Bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, Türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır.
    Sadullah Paşa'nın cilt teşkil edecek büyük bir eseri, ya da tüm yazılarını bir araya toplayan bir kitabı yoktur. Ancak, onun acıklı yaşamını ve trajik sonunu dile getiren -başkası tarafından hazırlanmış- bir eser bulunmaktadır. Bu kitabın adı: Sadullah Paşa -yahut- Mezardan Nidâ'dır. Kitap Paşa'nın yakınlarından Mehmet Galip Bey tarafından düzenlenmiş, İkinci Meşrutiyet'ten sonra basılmıştır.
    Sadullah Paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru Göl adlı eseridir. Berlin Mektupları, Charlottenbourg (Şarlotenburg) Sarayı, Paris Ekspozisyonu, Cevdet Paşaya Mektup, bilinen eserleridir. Berlin Mektupları, Tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir. Tanzimat döneminin pozitivist ve materyalist anlayışı savunan ilk şairi oldu. Fazla eser vermemiş olan Sadullah Paşa, yayımladığı birkaç makale ve çeviri içinde en çok Lamartin'den Göl şiiri çevirisi ve Ondokuzuncu Asır adlı şiiriyle tanınmıştır.
    "Ondokuzuncu Asır" adlı manzumesinde Sadullah Paşa, iki zihniyeti mukayese eder. Ona göre, skolâstik dönemin yanlış, eksik ve olumsuzluklarına karşılık yeni çağda insanın, aklı ve iradesiyle gerçekleştirdiği hızlı ve baş döndürücü bir gelişme söz konusudur. İnsanın idrak kabiliyeti bu çağda en üst seviyeye ulaşmış, gerçekleşmesi imkansız sanılan pek çok şey de bu asırda gerçekleştirilmiştir. Eski dönemlere ait bütün bilgiler temelinden sarsılmış, kâinat yeniden keşfedilmiş, ilim ve irfan, deneyci tavrıyla batıl inançları temelinden yıkmıştır.
    4.Tanzimat fermanı kimler tarafından, hangi tarihte, nerede ve neden ilan edildiğini yazınız?
    4. Tanzimat fermanı aslen 2. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen abdülmecid döneminde dış işleri bakanı Mustafa reşit paşa tarafından Gülhane parkında okunmuştur. ilan edilmesinin sebepleri:
    *mısır valisi Mehmet Ali paşa meselesinde avrupanın desteğini almak
    *avrupanın Osmanlıların iç işlerine karışmasını engellemek
    *Fransız ihtilalinin milliyetçilik etkisini azaltmak
    *gayri Müslimleri devlete bağlamak
    5.xıx. Yüzyılda Osmanlı devletinde siyasi, düşünce, sosyal, ekonomik ve askeri alanda yapılan yenilikleri ve bu dönemde yapılan savaşları yazınız.
    5. Siyasi alanda yapılan yenilikler ve gelişmeler:

    2.Mahmut döneminde Sekbad-ı Cedit ordusu kuruldu ve daha sonra kaldrıldı. Eşkinci ocağı kuruldu. Yeniçeri ocağı kaldırıldı yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kuruldu. Harp okulu açıldı. Subay yetiştirildi. Subayların eğitimi için Avrupa'dan uzmanlar getirildi.

    Düşünce hayatında meydana gelen gelişmeler:

    1789 yılında Fransız devriminin milliyetçilik akımından etkilenen çok uluslu devletler yıkıldı. İnsan hakları demokrasi, eşitlik, adalet, hürriyet gibi yeni fikirler Osmanlı topluluğunu da etkiledi. Halkımız bilinçlendi demokrasi hareketleri filizlendi. Cumhuriyet rejiminin tohumları atıldı.

    Sosyal hayatta meydana gelen değişmeler olayları ve Toplumun genel yapısı

    Divan örgütü kaldırıldı. Bakanlıklar kuruldu.İllere valiler atandı. Köylere muhtarlıklar kuruldu. Memurlara rütbe verildi maaş bağlandı.ceket,pantalon,fes zorunlu hale getirildi.İlk nüfus sayımı yapıldı.Özel mülkiyet güvencesi getirildi.Takvim-i vekay-ı adlı ilk resmi gazete çıkarıldı..

    Ekonomik ve askeri alan ile eğitim alanındaki yenilikler:

    Eğitim : İstanbul'da ilkokul zorunlu hale getirildi. Ortaokullar subay okulları açıldı. Devlet memuru yetiştirmek üzere okullar açıldı. Devlet memuru yetiştirmek üzere okullar açıldı.Yabancı dil okulları açıldı.Avrupa'ya öğrenci gönderildi.

    Ekonomik : Herkesten kazancına göre vergi alındı mal mülk edinmesine hak tanındı.İstediğine satabilmesi sağlandı.Miras bırakma hakkı verildi.İlk kağıt para basıldı.

    Yapılan savaşlar ve bu savaşların sonuçları:

    Boğazlar sorunu sonucu : Boğazların yönetimi Londra antlaşması ile Osmanlı'da kalacak barış zamanı boğazlar savaş gemilerine kapalı , ticaret gemilerine açık olacak.

    Kırım savaşası ve sonucu : Rusya ie Paris antlaşması yapıldı.Ruslar karadenize giremeyecek. Osmanlı devleti avrupa devleti sayılacaktı.

    Osmanlı ve Rus Savaşı sonucu : Romanya,kazdağı,sırbistan tam bağımsız olacak.Kars, batum ardahan ruslara bırakılacak.Teselya ruslara verilecek.Bosna-Hersek geçici olarak avusturyaya bırakılacak..

    Sırp isyanı ve sonucu : isyan ruslar tarafından desteklendi.Bükreş antlaşması ile ayrılacak Edirne antlaşması ile iç işlerinde bağımsızlık berlin antlaşması ile tam bağımsızlık verildi..

    Yunan isyanı ve sonucu: Edirne antlaşması ile tam bağımsızlık verildi

    Mısır sonucu ve sorunu: Mısırın sorunu londra antlaşması ile Mehmed âli paşa'ya ve oğullarına bırakıldı. Mısır’ın dış işlerinde osmanlı devletine bağımlı olmasına ve vergi verilmesine karar verildi
    6.Osmanlı devletinde yapılan yenilikler öncelikle hangi alanlarda gerçekleşmiştir?
    6.Osmanlı devletinde yapılan yenilikler öncelikle askeri alanda gerçekleşmiştir bunun sebebi Osmanlı devletinin ordusunun güçsüz ve çağın gereklerinden yoksun olmasıdır ayrıca sosyal ve siyasi alanda da yenilikler olmuştur

    7.Zihniyet devriminin temelinde yatan kavramları ve düşünce akımlarını yazınız.

    7.zihniyet teriminin temelinde yatan kavramlar bilim, hukuk, teknik tir. Düşünce akımları ise Rönesans ve pozitivizmdir.

    8.Osmanlı devletinde III. Selim den itibaren gerçekleştirilen yenilikleri ve bu yeniliklerin hangi alanları kapsadığını yazınız

    8. ııı. Selimden itibaren gerçekleştirilen yenilikler şunlardır:

    *nizam-ı cedit ordusu kuruldu.bu ordu ilk askeri başarısını akada Fransızlara karşı kazanmıştır.ordunun giderleri için ırad-ı cedit hazinesi oluşturulmuştur.
    *ııı.selim donanmaya da önem vermiş ve donanmayı ıslah etmiştir.
    *kara ve deniz mühendishaneleri kuruldu ve geliştirildi.
    *avrupadaki gelişmeleri takip etmek ve Osmanlı hakkındaki düşüncelerinin öğrenmek amacı ile sürekli elçilikler kuruldu ve buralara elçiler gönderildi
    *ülke parasının değerini korumak için yerli malı özendirildi.
    *resmi devlet matbaası kuruldu.
    *ilmiye sınıfının ıslahı için çalışıldı.yeni kitaplar tercüme edildi ve Fransızca devletin ilk resmi yabancı dili haline geldi.

    9.Tanzimat ile birlikte getirilen yenilikleri kimler istemiştir? Niçin?

    9.
    *Şinasi
    *Ahmet vefik paşa
    *Namık kemal
    *Ahmet Mithat Efendi istemiştir çünkü bu kişiler batı eğitimi görmüş batının etkisi altında yetişmiştir.

    10.Tanzimat döneminde çıkarılan gazetelerin adlarını, çıkarıldıkları tarihi ve en belirgin özelliklerini yazınız

    10.
    *TAKVİM-İ VEKAYİ(1831)
    Takvim-i vekayi Tanzimat döneminde çıkarılan ilk resmi gazetedir. Gazetenin amacı halkı siyasi konularda bilgi sahibi yapmaktır.
    *CERİDE-İ HAVADİS(1840)
    Bu gazete Tanzimat döneminin ilk yarı resmi gazetesidir.Türkçe bir gazetedir.William Churchill adında bir İngiliz tarafından 1840 yılında çıkarılmaya başlanmıştır.devlet de yardım ettiği için gazete yarı resmidir.gazetede Osmanlı devletinden bahsedildiği kadar yabancı ülkelerden de söz edilmiştir.
    *TERCUMAN-I AHVAL(1860)
    Bu gazete Tanzimat döneminde çıkarılan ilk özel Türkçe gazetedir.gazete agâh efendi tarafından çıkarılmıştır Şinasi ilk yazarıdır. Sosyal ve siyasal olaylardan bahsetmiştir.ayrıca refik bey,ziya paşa ve Ahmet vefik paşada gazetede yazarlık yapmıştır.
    *TASVİR-İ EFKÂR(1862)
    Tanzimat döneminde çıkarılan özel gazetelerden biridir. Tercüman-ı ahvalin açtığı yolda ilerlemiştir. Bu gazete Şinasi tarafından çıkarılmıştır ve en önemli yakarıda odur.3 yıl kadar şinasinin çıkardığı bu gazetenin başına daha sonra Namık kemal geçmiştir. Bu gazetede yazdığı yazılardan dolayı yazma yasağı getirilen Namık kemal avrupaya kaçtı ve gazetenin başına recaizade Mahmut Ekrem geçti
    *AYİNE-İ VATAN(1866)
    Bu gazete Eğri bozlu Mehmet Arif Bey tarafından çıkarılmıştır ilk resimli gazetedir. Kapatıldıktan sonra İstanbul adıyla yeniden çıkmıştır.
    *MUHBİR GAZETESİ
    Gazetenin kurucusu âli suavi dır. Gazete Türkçenin yanında Fransızca, İbranice, Arapça, almanca ve İngilizce yayında yapıyordu. Bu gazete hükümeti son derece sert olarak eleştirdiğinden kapanmıştır.
    *TERAKKİ GAZETESİ(1868)
    Terakki, 1868’de Ali Raşid ve Filip Efendi’lerin çıkarttığı gazetenin bir hususiyeti haftada bir kadınlara mahsus bir gazete çıkarmasıdır. Yine haftalık mizah nüshası da vardır.
    *MUSAVVER GAZETESİ (1872)
    Musavver,1872’de çıktı. En önemli özelliği tercümelere yer vermesi ve Fotoğraflı olarak yayımlanan ilk gazete olmasıdır.
    *TERCÜMAN-I HAKİKAT( 1878)
    II. Abdülhamit döneminde yayımlanan en önemli gazete,1878’de çıkmaya başlayan Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, Ahmet Mithat Efendinin başarılı kalemi ile ve hükümeti tenkid etmeyen büyüklere şantaj, sansasyon özelliğinde olmayan ciddi haberciliğiyle bu devrin en uzun ömürlü ve itibarlı gazetesi oldu. Daha sonraki senelerde Ahmet Mithat Efendinin damadı Muallim Naci’nin idare ettiği bir edebi ilave verdi. Bu son derece ciddi ve terbiyevi bir edebiyat mecmuasıydı. Çocuklar için haftalık ilaveler verdi. Bu gazetede telif romanlar tefrika edildiği gibi, batı klasikleri de veriliyordu. Midhat Efendi bu arada 150’den fazla roman ve ilmi kitap yayınladı. Kitaplar, çekici ve akılcı bir üsluba sahib olduğundan, okutucu ve öğreticiydi. On dört ciltlik Avrupa Tarihi, üç ciltlik Dünya Tarihi serileri, o devirde halk tarafından merakla okundu.
    *MİZAN GAZETESİ (1886)
    Mizan Gazetesi : 21 Ağustos 1886’da haftalık mizan gazetesi çıkarılmıştır. Bu gazeteyi Mizancı Murat adıyla anılan Murat Bey çıkarmıştır. Gazetede iç ve dış politika konularına , ekonomi eğitim , maliye ile ilgili çeşitli problemlerin çözümüne yer verilmiştir.Mizan Gazetesi 1897’de kapatılmıştır.
    Not: tasvir-i Efkâr, Tercüman-ı Hakikat, Mizan gazeteleri halkın okuma alışkanlığının artmasında etkili olmuşlardır.
    11.Tanzimat fermanının ilanından sonra edebiyatımıza hangi edebi türlerin girmeye başladığını ve Tanzimat döneminde tanınmış edebiyatçıların nasıl yetiştiklerini yazınız.

    11.Tanzimat döneminden sonra edebiyatımıza şiir, makale, roman, öykü, tiyatro ve eleştiri gibi edebi türler girmiştir. Bu dönem edebiyatçıları batı toplumunun etkisi altında yetişmiş batıya ayak uydurmuşlardır.



    12.İslamiyet öncesi, İslamiyet dönemi ve İslamiyet sonrası Türk edebiyatının özelliklerini yazınız.

    12.

    İSLAMİYET ÖNCESİ İSLAMİYET DÖNEMİ İSLAMİYET SONRASI

    1.göçebe hayat 1.yerleşik hayat 1.batılı tarzda hayat
    2.köktanrı inancı 2.İslamiyet 2.İslamiyet
    Budizm,mani dini 3.Arapça ve Farsçanın 3.batı dillerinin etkisinde
    3.yabancı dillerin etkisinde gelişen Türkçe gelişen Türkçe
    Etkisinden uzak Türkçe 4.ağıt, koşma, gazel 4.gazete, roman, tiyatro
    4.sagu,koşuk,destan türkü,mesnevi

    13.İbrahim Şinasinin edebiyatımıza getirdiği yenilikler nelerdir?
    13.
    *İlk kez noktalama işaretlerini kullanmıştır.
    *İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)
    *İlk tiyatroyu yazmıştır.(Şair Evlenmesi)
    *İlk özel Türk gazetesini çıkarmıştır.(Agâh Efendi ile)
    *İlk şiir tercümelerini yapmıştır…
    14.Batıdaki Rönesans hareketinin özelliklerini genel hatlarıyla yazınız.
    14.
    Geleneksel anlamda Rönesans, orta çağ ve reformasyon arasındaki tarihi dönemi olarak anlaşılır. 15.yy’da İtalyan rönesansı batı ve klasik antikite arasındaki bağın tekrar kurulmasını sağlamıştır.Arap bilimi özellikle matematik alınmış deneyselliğe geri dönülmüş,yaşamın önemi hakkında yoğunlaşılmış,matbaanın bulunmasıyla sanat,şiir ve mimari de ortaya çıkan yeni tekniklerle bilgi yayılabilmiş,böylece radikal bir değişim başlamıştır.bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan avrupanın ticaret ve keşiflerle yükselişinin öncüsü olmuştur.İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilir.
    15.Şinasi ve Ali Suavinin edebi kişilikleri ve hayatları hakkında bilgi veriniz.
    15.
    ŞİNASİ
    5 Ağustos 1826’da İstanbul’da doğdu. 13 Eylül 1871’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi İbrahim Şinasi. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829’da Osmanlı-Rus Savaşı’nda şehit oldu. Annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. İlköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi’nde ve Feyziye Okulu’nda tamamladı. Müşiriyeti Mektubî Kalemi’ne katip adayı olarak girdi. Arapça ve Farsça, Fransızca öğrendi. 1849’da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris’e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Doğu kültürleri araştırmacısı De Sacy ailesi ile dostluk kurdu, Ernest Renan’la tanıştı, Lamartine’in toplantılarını izledi. Yine doğu kültürleri araştırmacısı Pavet de Courteille’nin çalışmalarına yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851’de Société Asiatique’e üye seçildi. 1854’te İstanbul’a döndü. Bir süre Tophane Kalemi’nde çalıştı. Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş’te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine sakalını kestiği için üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857’de yeniden sadrazam olunca, eski görevine döndü.

    Tercüman-ı Ahval ve Tesvir-i Efkar

    1860’da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. 1862'de de Tasvir-i Efkar gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirdiği ve Sultan Abdülaziz’e karşı girişilen eylemleri desteklediği gerekçesiyle 1863’teki Meclis-i Maarif’teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal’e bırakarak, 1865’te Fransa’ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Yaklaşık 5 yıl Ulusal Kitaplık'ta araştırma yaptı. Tamamlayamadığı kapsamlı bir Türkçe sözlük üzerinde çalıştı. 1867’de İstanbul’a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris’e gitti. 1869’da tekrar İstanbul’a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. 13 Eylül 1871’de beyin tümöründen yaşamını yitirdi. Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketlerine öncülük ederek, dil, edebiyat ve düşünce yaşamının gelişmesine katkıda bulundu. Fransız şairlerinden çeviriler yaptı. Eski nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerde yeni düşünceleri dile getirdi. Öz ve biçim yönünden tümüyle yeni şiirler de yarattı. 1860'da yazdığı tek per****k "Şair Evlenmesi" adlı komedi, Batılı anlamdaki ilk Türkçe oyundur. Anlatımdaki yeniliklerin yanısıra tema bakımından da Türk tiyatro edebiyatının öncüsüdür. Ama asıl önemli çalışmalarını gazetecilik alanında yaptı. Batılılaşmayı savunan "Tasvir-i Efkar", bir düşünce gazetesi kimliğiyle Türk basın tarihinde önemli bir aşamadır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle destekledi.


    ESERLERİ

    Tercüme-i Manzume
    Şair Evlenmesi
    Müntehabat-ı Eşhar (1862, Divan-ı Şinasi adıyla da bilinir, şiirlerinden seçmeler)
    Durub-u Emsal-i Osmaniye (1863, atasözleri derlemesi)
    Müntahabat-ı Tasvir-i Efkâr (18623, 1885. Ebüzziya Tevfik tarafından düzenlenen seçme makaleler)

    ALİ SUAVİ
    Ali Suavi Osmanlı Devletinin son zamanlarında yetişen yazar ve ihtilalci. 1839 senesinde İstanbul’un Cerrahpaşa semtinde doğdu. Babası Çankırı’nın Çay köyünden olup, İstanbul’da yerleşmiş kağıt mühreciliği (parlatmacılığı) yapan Hüseyin Ağadır. Davutpaşa İskele Rüşdiyesinde bir kaç sene okuyan Suavi, medrese tahsili görmemiş olup, cami dersleriyle kalmıştı. Bu sebeple daha sonraları cami vaizliği yaptığı dönemlerde halkın diliyle ve çok kere de mantıkiyle konuşurdu. Suavi, Sami Paşanın maarif nazırlığı sırasında girdiği imtihanda başarı göstererek, Bursa Rüşdiyesine muallim-i evvel tayin edildi. Ancak ahlaki düşüklüğü dolayısıyla hakkında yapılan şikayetler artınca, bir sene sonra Bursa’dan ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Bir müddet Rüşdiyede baş muallimlik vazifesinde bulundu. Bu sırada hacca giden Ali Suavi, dönüşte Sami Paşanın himayesiyle Filibe Rüşdiyesine hoca olarak tayin edildi. Daha sonra Sofya’da ticaret mahkemesi reisliği, Filibe’de tahrirat müdürlüğü yaptı.
    1867 senesinde İstanbul’a dönen Suavi, bir taraftan Şehzade Camiinde vazlar veriyor, diğer taraftan Filip Efendinin Muhbir adlı gazetesinde yazarlık yapıyordu. Bir süre sonra devlet aleyhinde şiirler yazmaya başladı. Bu durum, gazetenin kapatılmasına ve Ali Suavi’nin Kastamonu’da ikamete mecbur edilmesine yol açtı. Kastamonu’dayken Mustafa Fazıl Paşanın daveti üzerine kaçıp Paris’e gitti. Paris’te Mustafa Fazıl Paşa ve arkadaşlarıyla yapılan toplantıdan sonra, burada alınan karar üzerine Muhbir Gazetesini çıkarmak için Londra’ya gitti. Gazetenin daha ilk nüshalarından itibaren kararlaştırılmış hedeflerin dışına çıktığı görüldü. Bu yüzden Yeni Osmanlılar ve diğer erkan ile arası bozuldu. Namık Kemal ve Ziya Beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldı.
    Londra’da bir İngiliz kızı ile evlenen Ali Suavi, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra İstanbul’a geri döndü. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın mabeyn feriki olan İngiliz Said Paşanın yardımı ile Galatasaray Sultanisine müdür tayin edildi. Kötü idaresi ile mektebi karıştırması, perişan tavırları ve Türk halkının örf ve adetlerine uymayan davranışları yüzünden kısa zaman sonra bu görevden azl edildi. Bu olaydan sonra Abdülhamid Hana ve idaresine düşman kesilen Ali Suavi, Sultan’ı tahttan indirmeye ve yerine beşinci Murad’ı padişah yapmaya karar verdi. Bu konuda İngilizlerin de desteğini sağladı. Bunun için gizli olarak çalışmaya başladı. Etrafına topladığı beş yüz kadar göçmen ile 20 Mayıs’ta Beşinci Murad’ın bulunduğu Çırağan Sarayı’nı basarak, beşinci Murad’ı dışarı çıkardı. Bu sırada yetişen Beşiktaş muhafızı Hasan Paşanın vurduğu bir sopa darbesiyle Ali Suavi, olay yerinde öldü (1878). Yıldız Sarayı civarında bir yere gömüldü. Bugün yeri kaybolmuştur. İngiliz olan karısı Mary, olay gecesi yalıda bulunan belgeleri yaktıktan sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile Londra’ya kaçtı (Bkz. Çırağan Vak’ası).
    Ali Suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluğuna güvenilmeyen bir kişiliğe sahipti. Onun bu şahsiyetini iyi değerlendiren İngilizler, kendisini istedikleri biçimde yetiştirmişler ve kullanmışlardır. Nitekim o, rejim meselesinde İngiliz parlamentarizmine benzeyen bir meşrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.
    Diğer taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen Suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Suavi, dinde reform yapmak gerektiğini, hutbenin her milletin kendi dilinde okunmasını ısrarla savunmuştur. Suavi’nin bu fikirleri daha sonra Cemaleddin Efgani adlı yine bir İngiliz ajanı tarafından geliştirilecektir.
    Namık Kemal’in Abdülhak Hâmid’e gönderdiği bir mektubunda, Ali Suavi hakkında söylediği şu sözler bir hayli düşündürücüdür: “Ali Suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam değildi. Bir çehre nümayişine aldanmışsın. Onunla iki sene arkadaşlık ettim. O öyle bir adamdı ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik bir şarlatandı. Ben her şeye öyle kolay inanmadığım halde, bana kendini yedi-sekiz dil biliyormuş gibi gösterdi. O kadar cahil, cehaletiyle beraber o kadar mağrurdu. Türkçe üç satır bir şey yazsa, aleme maskara olurdu.”
    Ali Suavi’nin bilinen eserleri; Kamus-ül-Ulum vel-Maarif, Ali Paşa’nın Siyaseti, Hukuk-üş-Şevari ve Hive Hanlığı’dır.

    16.Yenileşme döneminde toplumu bilgilendirmek ve eğitmek için hangi yazı türleri kullanılmıştır?

    16. Yenileşme döneminde toplumu bilgilendirmek ve eğitmek amacıyla öncelikle düzyazı türleri gelişmiştir. Öğretici metinler adını verdiğimiz bu metinler,gazete aracılığıyla yazınımızda yer almaya başlamıştır. Bunlar ise;eleştiri,makale,köşe yazıları,haber yazıları,deneme,anı,biyografi,mektup,günlük vb, yazılı türlerdir. Bunların yanında yenileşme döneminde ( Tanzimat Edebiyatı,Dönemi) şiirlerin de aynı işlevi sürdürdüğünü , Namık Kemal'in kasidelerinde, Şinasi'nin şiir çevirilerinde, Ziya Paşa'nın Terkibi Bend ve Terci-i Bendl'erinde görebiliriz.

    17.
    *Ahmet Mithat Efendi
    *Namık Kemal
    *Ziya Paşa
    *Mustafa Reşit Paşa
    *Abdulhak Hamit Tarhan
    *Sami Paşazade
    *Nabizade Nazım
    *Muallim Naci
    *Şemsettin Sami’nin hayatları ve edebi kişiliklerini araştırınız.

    17.

    AHMET MİTHAT EFENDİ
    Tanzimat’ın en popüler yazarıdır. Onu toplumcu bir anlayışla halkı için yazan öykü ve romancı olarak tanımlayabiliriz.Çeşitli alanlarda 200′den fazla eseri olan Ahmet Mithat, halka okuma alışkanlığı kazandırmaya çalıştı. Ahmet Mithat Efendi, tarih, felsefe, biyoloji, fizik, astronomi…gibi çeşitli alanlarda eserieri olan sanatçı, üsluba özen göstermediği , çalakalem yazdığı, eserlerinin sanatsal nitelikleri güçlü olmadığı için kalıcı olamadı. Bu üretken yazarımız, eserlerinde sade oir dil kullanmıştır. Romanlarında, romantizmin etkileri bulunan sanatçı, olayların akışını keserek okuyucuya ansiklopedik bilgiler aktarmıştır.
    Eserleri:
    Hasan Mellah. Hüseyin Fellah, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Henüz On Yedi Yaşında ( roman ); Kıssadan Hisse, Letâif-i Zivayet( öykü)
    NAMIK KEMAL
    “Vatan Şairi”olarak anılır. Sanat yaş***** Divan edebiyatı tarzında yazdığı şiirlerle başlayan sanatçı; Şinasi‘yle tanıştıktan, Avrupa kültür ve uygarlığını tanıdıktan sonra yeni edebiyat ve kültür için savaşım vermiştir. Sanatçı yanından çok, “Siyasal eylem adamı” kimliğiyle dikkati çeker. Namık Kemal, edebiyatın her alanında; şiir, roman, tiyatro, eleştiri, mektup…eserler vermiş; sanatını, düşüncelerin halka yaymada bir araç olarak kullanmıştır. Divan edebiyatına karşı olmakla birlikte, biçim ve dilce eskiye bağlı kalmış, kaside ve gazellerinde gür sesiyle “vatan, millet hürriyet” konularını işlemiştir.
    Tiyatroları daha sade olan Namık Kemal, konuşma dilinden yanadır. Tiyatroyu “yararlı bir eğlence” olarak görmüştür. Aruzu kullanmış ancak, heceyi de denemiştir. “Vatan Yahut Silistre” adlı oyunu seyirciyi çok etkilemesi üzerine. Kıbrıs’ a sürüldü, Magosa zindanlarında 38 ay kaldı. Namık Kemal, Ziya Paşa‘ya karşı “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” adlı eleştirileri yazdı. Romanlarında romantizmin “sanatkârane” üslubunu kullandı.
    Namık Kemal’in Eserleri:
    Zavallı Çocuk, Vatan Yahut Silistre (Sahnelenen ilk tiyatro eseri), Akif Bey, Gülnihal Karabela, Celalettin Harzemşah (tiyatro); İntibah, (ilk edebi roman) Cezmi (ilk tarihi roman ), Tahrib-i Harabat, takip (ilk eleştiri eleştiri kitapları); Tasvir-i Efkâr, Hürriyet, ibret ( gazete ); Osmanlı tarihiyle ilgili çalışmalar yapılmıştır.
    ZİYA PAŞA
    Tanzimatın birinci döneminin önemli sanat ve düşünce adamlarından olan Ziya Paşa “eski-yeni ikilemini yaşamı boyunca yaşamıştır. Bu nedenle Namık Kemal‘in eleştirilerine uğramıştır. “Şiir ve İnşa” adlı makalesinde Halk edebiyatını, daha sonra da bu görüşünde tutarlı olamayarak, “Harabat Antolojisi” adlı eserinin önsözünde ve Divan edebiyatını savunmuştur. Divan edebiyatı kültürüyle yetişmesinin etkisinden olacak, bu edebiyata sevgisini yitirmemiş; bunun yanında zulme, haksızlığa, geriliğe karşı çıkmış; sürelerinde yeni toplumsal ve siyasal düşünceleri savunmuştur. Heceyle bir de “türkü”sü olan sanatçı biçim ve teknikçe eskiye bağlıdır. Gazel, terkib-i bent, terci-i bent gibi biçimleri kullanmıştır. ‘Terkib-i Bent “adlı manzumesiyle Doğu düşüncesinin değer yargılarını yansıtmıştır. “Zafemame” adlı hicvi, Sadrazam Ali Paşaya karşı yazmıştır.
    Eserleri:
    Eş’ar-ı Ziya, Külüyatn Ziya Paşa ( şiir ); Rüya, Veraset Mektupları ( siyasal içerikli düzyazı ) ; Harabat Antolojisi (içinde Divan şiirinin yanında Arap ve Fars şiiri örnekleri de vardır).
    MUSTAFA REŞİT PAŞA

    Tanzimat'ın ilanında ve uygulanmasında önemli rol oynamış bir devlet adamıdır . Usta bir diplomat olarak da tanınan Mustafa Reşid Paşa dört kez 'hariciye nazırlığı, altı kez de sadrazamlık yapmıştır. 1800 yılında İstanbul'da doğan Mustafa Reşid Paşa kısa bir süre medreseye devam ettikten sonra dayısı Seyyid Ali Paşa'nın yanında yetişti. Beylerbeylik, sadrazamlık, seraskerlik gibi önemli görevlere getirilen Seyyid Ali Paşa 'nın mühürdarlığım yaptıktan sonra 1824'te sadaret mektebi kalemine girdi. 1829'da Rusya ile yapılan Edirne Antlaşması ile 1833'te Kavala- 11 Mehmed Ali Paşa ile yapılan Kütahya Antlaşması görüşmelerine katip olarak katıldı. Çalışmalarıyla dikkati çektiğinden 1834'te Paris elçiliğine atandı. 1836'da da Londra elçisi oldu. Aynı yıl İstanbul'a çağrılarak II. Mahmud'un reformları çerçevesinde yeni kurulan Hariciye Nezareti müsteşarlığına getirildi. 1837'de hariciye nazın olunca II. Mahmud'la daha yakın ilişki kurdu. Padişaha sunduğu raporlarla ülkede köklü reformlar yapılması gereğini belirtti. 1838'de gittikçe ağırlaşan Mısır sorununda destek sağlaması amacıyla Londra büyükelçiliğine atandı.

    1839'da II. Mahmud ölüp Abdülmecid padişah olduğunda yeni padisahı kapsamlı bir reform programının gereğine inandırmayı başardı. Bunun ilk adımı ve hukuki temeli olarak da 3 Kasım 1839'da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) ilan edildi. İkinci kez hariciye nazın olan Mustafa Reşid Paşa, Tanzimat Fermanı'nın öngördüğü yeniliklerin uygulanması için çaba harcarken, 1840'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Mısır sorununu da bir çözüme kavuşturdu. Ama hem İstanbul'daki karşıtlarının, hem de Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın antlaşmaya karşı direnmeleri üzerine Abdülmecid ortalığı yatıştırmak amacıyla 1841'de Mustafa Reşid Paşa'yı nazırlıktan alarak Paris büyükelçisi yaptı.

    Mustafa Reşid Paşa 1845'te üçüncü kez hariciye nazın olduktan sonra 1846'da sadrazamlığa getirilince 1839'dan beri Tanzimat Fermanı'nın getirdiği yenilikler konusunda fazla bir şey yapılmadığını görerek hızla atılımlara girişti. Özellikle yönetim, eğitim ve hukuk alanında başlayan değişimler, tepkisiyle karşılaşınca Mustafa Reşid Paşa 1846-52 arasında üç kez istifa etmek zorunda kaldıysa da kısa aralıklardan sonra yeniden sadrazam oldu. 1853'te dördüncü kez hariciye nazırlığına getirildiği sırada Kırım Savaşı patlak verdi. Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa'yı Osmanlı Devleti'nin yanına çekmeyi başaran Mustafa Reşid Paşa savaş bütün hızıyla sürerken 1854'te dördüncü kez sadrazam oldu. Bir yıl kadar süren bu görevden sonra 1856'da onun yetiştirdiği yeni sadrazam Ali Paşa'nın hazırladığı Islahat Fermanı'nı devletin çıkarlarına aykırı bulduğunu belirten bir raporu Abdülmecid'e sundu. 1858 yılında öldü.
    ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
    Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.

    Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.

    İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
    Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

    Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.

    ESERLERİ

    Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
    Şiirleri: Makber, **ü (1885), ***** (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigâr-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).
    Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).

    MAKBER’den

    Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
    Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
    Şimdi buradaydı gitti elden,
    Gitti ebede, gelip ezelden,
    Ben gittim, o hak-sar kaldı.
    Bir guşede tarumar kaldı.
    Baki o enis-i dilden eyvah,
    Beyrut’ta bir mezar kaldı.

    SAMİ PAŞAZADE SEZAİ

    1860'ta İstanbul'da doğdu. Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Paşa'nın oğludur. Özel öğrenim gördü. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. 1880'de Evkaf Nezareti Mektubi Kalemine memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci katipliğine atanan Sezâyi, orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. Elçilikteki görevinden İstifa ederek İstanbul'a döndüğünde İstişare Odasına memur oldu. Yedi yıl süren bu ikinci dönem memuriyetinde (1885-1901) sanatını olgunlaştırdı.

    Sergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için Paris'e gitti ve Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı (1908). İstanbul'a döndüğünde Madrid elçisi olarak görevlendirildi. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Madrit'ten İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. Mütareke devrinde emekli olarak İstanbul'a döndü (1921). Son yıllarında kendisine, Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı vataniyye tertibinden" maaş bağlandı (1927) ve 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da öldü.

    ESERLERİ
    Roman: Sergüzeşt
    Hikâye: Küçük Şeyler.
    Oyun:Şir (arslan)
    Araştırma:Rumuzu’l- Edeb
    Mektup-Sohbet:İclal

    NABİZADE NAZIM

    1862’de (?) İstanbul’da doğdu. 1878-1884 yılları arasında, Sübyan mektebinde, Fevziye Rüşdiyesi’nde ve Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’nde, Mühendishane-i Berri-i Hümayun İdadisi’nde öğrenim gördü. Topçu teğmeniyken Erkân-ı Harbiye’yi de bitirip ekan-ı harp (kurmay) yüzbaşısı oldu (1886). Önce, matematik ve askerlik dersleri öğretmenliği yapan Nabizâde Nâzım, bilahare Erkan-ı Harbiye’de görevlendirildi. İki yıl Suriye’de çalıştı. İstanbul’a döndüğünde kemik veremine yakalanarak Haydarpaşa hastahanesinde bir süre yattı ve 6 Ağustos 1893 tarihinde burada öldü.

    ESERLERİ
    Roman ve Hikâyeleri: Yadigârlarım (1886), Zavallı Kız (1890), Bir Hâtıra (1890), Karabibik (1891) Sevdâ (1891), Hâlâ Güzel (1891), Haspa (1891), Seyyie-i Tesâmüh (1892), Zehra (roman-1886)

    MUALLİM NACİ

    1850 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Ömer'dir. Babasının ölümü üzerine dayısının yanına Varna'ya gitti. Orada medrese öğrenimi gördü. Varna Rüştiyesi'nde öğretmenlik yaptı. Sait Paşa'nın özel kâtibi olarak Rumeli ve Anadolu'nun birçok kentini dolaştı. İstanbul'a geldi. Memuriyetten istifa etti. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde edebiyat sayfasını yönetmeye başladı. Başka gazetelerde çalıştı. Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Hukuk'ta edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. Yaşadığı dönemde, Recaizade Ekrem ekolüne karşı klasik edebiyatı savundu. Aruzu ustalıkla kullandı. Servet-i Fünûncuları etkiledi. Şiirinin yanında edebiyat tarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekti. 1893 yılında öldü.

    ESERLERİ
    Terkib-i Bend-i Muallim Naci, Ateşpare, Şerare, Fürûzan ve Yadigâr-ı Naci adlı şiir kitapları vardır.

    ŞEMSETTİN SAMİ

    1 Haziran 1850'de Fraşer'de (Arnavutluk) doğmuştur. İlkokulu (İptidaî Mektebi) Fraşer'de okuyan Şemseddin Sami ayrıca Doğu kültürüne ait özel dersler alır. Yanya'da bir Rum lisesine devam eder. Burada Rumca, İtalyanca, Eski Yunanca ve Fransızca öğrenir. Bu arada Yanya'da bulunan devrinin önemli müderrislerinden olan Yakub Efendi'den de Arapça ve Farsça öğrenir ve İslam ve Doğu kültürü hakkında derin bilgiler alır. Daha sonra Sami, 1871 ya da 1872 yılında İstanbul'a gelir ve matbuat kalemine girer. Yazı hayatına burada atılan Şemseddin Sami, 1872'de Tarih-i Mücmel-i Fransa adlı tercümeyle ilk kitabını yayınlar. Aynı yılın sonlarında hem kendisinin ilk telif eseri olan hem de Türkçe'deki ilk Batılı tarzda roman denemesi kabul edilen Taaşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanını yayınlar. Sirâc, Vilayet, Muharrir, Sabah, Tercüman-ı Şark gibi gazetelerde yazarlıktan yöneticiliğe çeşitli görevlerde çalışır. 1878'de Tercüman-ı Şark gazetesinin de kapanması üzerine aktif gazetecilik hayatı sona erer. Fransızca'dan Türkçe'ye Kamûs-i Fransevî'yi tercüme edişiyle onun lügatçilik dönemi başlamış olur. Altı cilt olarak yayınlanan ilk Türkçe ansiklopedi özelliğine sahip olan Kamûs-u A'lâm adlı bir ansiklopediyi hazırlar. Ayrıca Kamûs-i Arabî adlı büyük bir sözlük telif eder. Daha sonra da Tuhfat al-Zakiya fi Lugat al Turkiya ve 1904'de de Lehce-i Türkiye-i Memâlik-i Mısır, adlı Kıpçak Türkçesinin sözlüğünü hazırlar. 18 Haziran 1904'de vefat eder ve Erenköy, Sahrâ-yi Cedid Camisinin karşısında bulunan ilk eşinin mezarının yanına defnedilir. Yukarıda adı geçenler dışındaki eserlerinden bazıları şunlardır: Besa, Seydî Yahyâ, Medeniyyet-i İslamiyye, Kadınlar, İnsan, Yer, Lisan, Usul-i Tenkid ve Tertib, Arnavutça Gramer, Tasrifat-ı Arabiyye, Yeni Usul Elifba-i Türki, Tatbikat-ı Arabiyye.

    18.Türk edebiyatında ilklere bir kaç örnek veriniz.

    18.
    İlk resmi gazete : Takvim-i Vekayı (1831
    İlk yarı resmi gazete : Ceride-i Havadis (1840)
    İlk özel Türkçe gazete : Şinasi, Agah Efendi, Tercüman-ı Ahval (1860)
    İlk mizahi gazete : Teador Kasap, Diyojen (1870
    İlk eleştiri : Namık Kemal, Tahrib-i Harabat....
    İlk makale : Şinasi, Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi
    İlk yazılan tiyatro : Şinasi, Şair Evlenmesi (1859
    İlk oynanan tiyatro : Namık Kemal, Vatan Yahut Siliste
    İlk yerli roman : Şemsettin Şinasi, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872)
    İlk çeviri roman : Yusuf Kamil İlk edebi roman : Namık Kemal, İntibah (1876) Paşa, Terceme-i Telemak(Fenelon 1859

    19.Tanzimat dönemi metinlerinde işlenen yeni kavramları ve bunların kaynağını yazınız.

    19.
    İşlenen yeni kavramlar kanun,bilim, hürriyet,eşitlikve gazeteciliktir.bu kavramların kaynağı ise Rönesans ve aydınlanma dönemidir.

    20.Tanzimat döneminden itibaren gazete çevresinde gelişen öğretici metin türleri nelerdir?

    20.
    Tanzimat Döneminden itibaren gazete çevresinde gelişen öğretici metin türler, "makale, fıkra, tenkit, roman, hikâye, tiyatro" dur.

    21.Divan edebiyatı öğretici metinlerinin özelliklerini yazınız.

    21.
    1.münacaat,methiye,dua gibi bölümlerden oluşan klasik bir yapı
    2.genellikle dini,tasavvufi,ahlaki konular
    3.arapça ve farsça tamlamalar,söz sanatları ve uzun,secili cümlelerdem oluşan süslü bir dil ve anlatım
    4.düşünce ve duygularda bireysellikten uzak durulması
    5.siyer,tarih,menkıbe,siyasetname,seyahatname gibi klasik türler etrafında gelişmesi
    6.devlet adamlarına ve ulema sınıfına hitap etmesi

    22.Tanzimat dönemi öğretici metinlerinin özelliklerini yazınız.

    22
    1.Makale, tenkit gibi türler kullanılır.
    2. Genellikle adalet, eşitlik, hak, hukuk gibi kavramlar etrafında eser verilir. 3.Dil, eski edebiyatın dili gibi ağır değil, halkın anlayabileceği oranda sade ve anlaşılırdır.
    4. Düşünce ve duygularda toplumun yararı ön plandadır.
    5. Gazete etrafında şekillen bir edebiyat anlayışı
    6. Halka hitap edilmesi.
    23.Aydınlanma düşüncesinin özellikleri ve aydınlanma dönemi hakkında bilgi veriniz.

    23
    17. ve 18. Yüzyıllarda Avrupada sanat felsefe ve siyaset alanında devrimci gelişmelere yol açan düşünce akımıdır.
    Aydınlanma, insanın kendi aklı ve deneyimleri ile geleneksel görüşler ve ön yargılardan kurtulmak ve akla dayanarak, dünyayı kavramak düzenlemeye çalışmaktır. Bu anlamda Aydınlanma Çağı insan aklının bağımsız olması gerektiği düşüncesine dayanır. Öyleyse benimsenmesi gereken tavır inanmak değil, bilmek olmalıdır.
    Bu genel belirlemeden anlaşıldığı üzere, burada sorgulanmak istenen insan varlığının anlamı ve bu Dünya'daki yeridir. Nitekim Aydınlanma'nın gelenekselleşmiş bir tanımını veren Kant'a göre Aydınlanma, insanın kendi kusurları sonucu düşmüş olduğu olumsuz durumdan, yine kendi aklını kullanmak suretiyle çıkma çabasıdır. Gerçekte insan içinde bulunduğu olumsuz duruma aklın kendisi yüzünden değil, ama onu gerektiği gibi kullanmayı bilmemesi yüzünden düşmüştür. Bu yönüyle Aydınlanma'nın, Ortaçağ düşüncesine ve yaşam anlayışına karşıt bir dünya görüşü olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
    Aydınlanma'nın temel özelliklerinden birisi de, doğa ile akıl arasında bir uygunluk olduğunu ve akılsal yapıda olan bu doğayı aklın rahatlıkla kavrayabileceğidir.

    24.Klasisizm ve romantizm akımlarının özelliklerini yazınız.

    24.
    Klasisizm:
    - Akıl sağduyu gerçek tabiat temeline dayanır.
    - Ferdi değil evrenseldir
    - Eski yunan ve Latin sanatkârlarını eserlerini örnek alır
    - Kuralcıdır, kurallara bağlıdır
    - Zevk vererek eğitmeyi amaçlar yüce değerlere ulaştırmak erdemli ahlaklı olmak
    - Eserlerde bütünlük ve mükemmellik aranır
    - Milli bir dil kullanılır. Bu dil seçkin kişilerin kullandığı dildir.
    - Konudan çok konunun işlenişine önem verilir.
    - Yalnız seçkin olgun kişiler ele alınır.
    - İnsan dışındaki her şey ihmal edilmiştir.
    Romantizm:
    - Romantizm hürriyetçidir, kural tanımaz, her türlü doğmatik düşünceye karşıdır
    - Ferdidir. İnsanı aklı ve duygularıyla bir bütün olarak görür, insanı yüceltir.
    - Akıldan çok hayal duguları ön plana çıkar
    - Melankoli, hüzün ve kötümserlik hakimdir.
    - Liriktir, duygusaldır.
    - Tabiata yönelme, tabiat tasvirleri önemli yer tutar.
    - Milli ve mahalli değerleri evrenselden üstün tutar.
    - Tasvire geniş yer verirler
    - Dünlük herkesin konuştuğu bir dil kullanmak önemlidir, suni ve süslü anlatıma karşıdırlar.
    - Sanatçılar eserlerde kendi kişiliklerini gizlemezler.
    - Klasisizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.





    25. Klasik Türk edebiyatında kaside nazım biçiminin yapı özelliklerini yazınız.

    25.
    a. Klasik Türk Edebiyatı nazım biçimidir.
    b. Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılırlar
    c. Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
    d. Nazım birimi beyittir
    e. En az 31 en fazla 99 beyitten oluşur.
    f. Altı bölümden oluşur
    g. Kafiye düzeni aa ba ca da şeklindedir

    26.Hürriyet kasidesinin yapı özelliklerini yazınız.

    26.
    *31beyitten oluşmuştur.
    *aa/ba/ca…şeklinde kafiye düzenine sahiptir
    *hürriyet teması işlenmiştir.
    *aruz ölçüsü ile yazılmıştır.

    27.Divan şiirinde ve hürriyet kasidesinde işlenen temaları yazınız.

    27.
    Divan şiirinde aşk,tabiat güzellikleri,din ve devlet büyüklerine övgü,tasavvuf ve ahlak temaları işlenmiştir
    Hürriyet kasidesinde ise hürriyet teması işlenmiştir.

    28.Tanzimat ile birlikte edebiyatımıza giren yeni kavram ve imgeleri yazınız.

    28.
    *gayret-i cevher
    *vatan-sevgili
    *hürriyet
    *vatan yolunda toprak olmak
    *hamiyet kanıyla yoğrulmak

    Kavram ve imgeleri girmiştir.

    29.Tanzimatla birlikte edebiyatımıza giren kavramlardan aydınlanma çağı ile ilgili olanlarını yazınız.

    29.
    *akıl
    *deneyim
    *ilerleme

    30.Aydınlanma doğuşunda ve gelişiminde belirleyici olan bazı isimleri yazınız.

    30.
    *Newton
    *kopernik
    *Galileo
    *laplace
    *decart
    *Francis bocan
    *jean jacques Rousseau
    *leibliz
    *voltaire
    *david hume
    *john Locke
    *Berkeley
    *dalambert
    *montesquie
    *denis diderot

    31.Divan şiiri ve Tanzimat şiirinin benzer ve farklı yönlerini yazınız.

    31.
    BENZERLİKLER


    Kaside,terkibibent ve müseddes nazım şeklinin,aruz ölçüsünün,arapça ve farsça kelime ve tamlamaların kullanılması.

    FARKLILIKLAR


    Aşk, tabiat, tasavvuf, ahlak, din ve TEMA hürriyet, eşitlik, adalet, ka-
    Devlet büyüklerine övgü nun

    Kaside, terkibibent, müseddes YAPI kaside, terkibibent, müsed-
    Nazım şekilleri des gibi nazım şekillerinin
    İçeriğinin değişmesi


    Arapça ve farsça tamlamaların DİL VE ANLATIM arapça, farsça tamlamaların
    Yer aldığı ağır bir dil yer aldığı daha sade bir dil


    32.Realizm nedir?

    32.
    Gerçekçilik (realizm), bir estetik ve edebi kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Örneğin, realizmin iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert ile Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm, 20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir.








    33.I. VE II. Tanzimat dönemi edebiyatçılarını yazınız.

    33.
    1.DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATÇILARI

    -Şinasi(1826-1871)
    -Namık kemal(1840-1888)
    -Ziya paşa(1825-1880)
    -Ali suavi(,,,,-1878)
    -Ahmet vefik paşa
    -Ahmet Mithat efendi
    -Şemsettin sami

    2.DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATÇILARI

    -Recaizade Mahmut Ekrem(1847-1914)
    -Abdulhak Hamit(1852-1837)
    -Nabizade nazım(1862-1893)
    -Sami paşazade(1860-1936)
    -Muallim naci(1850-1893)

    » İlk yerli tiyatro eseri: Şinasi / Şair Evlenmesi /1859
    » İlk yerli roman: Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat
    » Batılı tekniği uygun ilk roman: Halit Ziya Uşaklıgil/Aşk-ı memnu
    » İlk çeviri roman: Yusuf Kamil Paşa/ Fenelon’dan Telemak /1859
    » İlk köy romanı: Nabizade Nazım / Karabibik
    » İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf / Eylül
    » İlk realist roman: Recaizade Mahmut Ekrem / Araba Sevdası
    » İlk resmi Türkçe gazete: Takvim –i Vakayi
    » İlk yarı gazete: Ceride-i Havadis
    » İlk tarihi roman: Namık Kemal / Cezmi , A. Mithat / Yeniçeri
    » İlk özel gazete: Tercüman-ı Ahval / Şinasi ile Agah Efendi
    » İlk pastoral şir: A.Hamit Tarhan /Sahra
    » İlk şiir çevirisini yapan: Şinasi
    » İlk makaleyi yazan: Şinasi
    » Noktalama işaretlerini ilk kez kullanan ilk Türk gazeteci: Şinasi
    » Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan: A.Hamit /Eşber veya Sardanapal
    » Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri: A.Hamit/Nesteren
    » İlk bibliyografya: Keşfü’z Zünun /Katip Çelebi
    » İlk hatıra kitabı: Babürşah /Babürname
    » İlk hamse yazarı: Ali Şir Nevai
    » İlk tezkire: Ali Şir Nevai /Mecalisün Nefais
    » İlk antolojisi: Ziya paşa /Harabat
    » İlk atasözleri kitabı: Şinasi /Durub-i Emsal-ı Osmaniye
    » İlk mizah dergisi: Diyojen /Teodor Kasap

    » İlk hikaye kitabı: A: Mithat /Letaif-i Rivayet
    » İlk fıkra yazarı: Ahmet Rasim
    » İlk Türkçe yazılan ilk kitap: Kutadgu Bilig
    » İlk siyasetname: Kutadgu Bilig
    » İlk mensur şiir örneklerini veren: Halit Ziya
    » Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan: Mehmet Emin Yurdakul
    » Dünya edebiyatındaki ilk modern roman: Cervantes/Don Kişot
    » İlk makale: Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi
    » İlk edebi bildiriyi yayımlayan topluluk: Fecr-i Ati
    » Mesnevi tarzında yazılmış ilk eser: Kutadgu Bilig
    » İlk seyahatname: Mir’atül Memalik / Seydi Ali Reis
    » İlk Edebiyat tarihçimiz: Abdulhalim Memduh Efendi
    » Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçimiz: Fuat Köprülü
    » Sahnelenen ilk tiyatro: Namık Kemal / Vatan yahut Silistre
    » Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnekleri veren: Tevfik Fikret
    » Türkçenin ilk dil bilgisi kitabı: Süleyman paşa / Sarf – ı Türki
    » İlk naturalist eserimizin yazarı: Nabızade Nazım / Zehra
    » Divan Edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim
    » Şarkıyı icat eden: Nedim
    » İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi: Kamus’ul Alam
    » İlk sözlüğümüz: Divan-ı Lügat-it Türk
    » İlk Türkçe sözlük: Şemsettin Sami: Kamus-ı Türki
    » İlk özdeyiş örneklerini veren: Ali Bey / Lehçet’ül Hakayık
    » İlk didaktik şiir örneğimiz ve aruzla yazılan ilk eserimiz: Kutadgu Bilig
    » Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin: Orhun Abideleri
    » Edebiyatımızda objektif eleştirinin nasıl olacağını ilk açıklayan: R. Mahmut Ekrem
    » Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: Mehmet Emin Yurdakul
    » Konuşma diliyle yazılmış ilk hikayenin yazarı: Ömer Seyfettin
    » Edebiyatımızda ilk kafiyesiz şiirini yazan: A. Hamit / Validem
    » İlk köy şiiri: Muallim Naci / Köylü Kızların Şarkısı
    » İlk alfabemiz: Göktürk Alfabesi
    » Tekke şiirinin babası: Ahmet Yesevi
    » İlk Türk destanı: Alp Er Tunga Destanı
    » Bizde batılı anlamda ilk eleştiriyi yazan: Namık Kemal
    » Bizde epik tiyatro türünün kurucusu: Haldun Taner
    » İlk kadın romancımız: Fatma Aliye Hanım
    » Süslü nesrin ilk temsilcisi: Sinan Paşa
    » Dünyanın bilinen ilk destanı: Sümerlerin Gılgamış Destanı
    » Dünyanın halen yaşayan ,en büyük ve ilk Müslüman Türk Destanı: Kırgızların Manas Destanı
    » Edebiyat kelimesini bizde ilk kullanan: Şinasi
    » Kurtuluş savaşımızı doğrudan işleyen roman: Ateşten Gömlek
    » İlk uyarlama tiyatro eserinin yazarı: A.Vefik paşa
    » İlk divan şairi: Hoca Dehhani
    » Hikayede gerçek anlamda ilk kez Anadolu’yu işleyen: Refik Halit Karay
    » En başarılı psikolojik roman yazarımız: P.Safa / 9.Hariciye koğuşu
    » İlk çocuk şiirlerini yazan: Tevfik Fikret / Şermin
    » Dilde sadeleşmeyi savunan ilk yayın organı: Genç Kalemler
    fenasi1 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş