edip cansever şiirlerinin tahlilleri

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde gökçe-yıldız tarafından paylaşıldı.

  1. gökçe-yıldız

    gökçe-yıldız Üye

    Katılım:
    25 Aralık 2013
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar performans ödevim edip canseverin 5 şiirinin tahlili elinde olan varsa gödersin
    Son düzenleyen: Moderatör: 25 Aralık 2013
  2. MaMiLog

    MaMiLog Üye

    Katılım:
    2 Aralık 2011
    Mesajlar:
    399
    Beğenileri:
    200
    Ödül Puanları:
    43
    Normalde performans ödevi sormak yasak ama yardım edeceğim yinede

    Masa da Masaymış Ha - Edip Cansever..Bir Şiir / Tahlil

    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kâseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
    Adam masaya
    Aklında olup bitenleri koydu
    Ne yapmak istiyordu hayatta
    İşte onu koydu
    Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
    Adam masaya onları da koydu
    Üç kere üç dokuz ederdi
    Adam koydu masaya dokuzu
    Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
    Uzandı masaya sonsuzu koydu
    Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
    Masaya biranın dökülüşünü koydu
    Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
    Tokluğunu açlığını koydu.

    Masa da masaymış ha
    Bana mısın demedi bu kadar yüke
    Bir iki sallandı durdu
    Adam ha babam koyuyordu.



    Sanat konusunda hoş bir ikilem vardır: Sanat eseri ekleye ekleye mi, çıkara çıkara mı oluşur?

    Edip Cansever, bu şiirinde bir sanat anlayışıyla ve bir “sanatçı tipi”yle tatlı tatlı dalgasını geçmektedir. Buradaki kahramanımız bir sanatçı değil, ‘bir adam’dır. Hani “Benim hayatım roman abi! ” diyenler var ya? İşte onlardan biri… Adam, roman yazmayı kafasına koymuş bi kere. Ne pahasına olursa olsun yazacak!

    Adam yaşama sevinci içinde
    Masaya anahtarlarını koydu
    Bakır kâseye çiçekleri koydu
    Sütünü yumurtasını koydu
    Pencereden gelen ışığı koydu
    Bisiklet sesini çıkrık sesini
    Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

    Bir roman yazmaya karar vermek, hemen kolları sıvamak, kendine bir masa hazırlamak… Çiçekler, çalışırken acıktığında yiyeceği-içeceği şeyler, sonra sessiz bir ortam ve bol gün ışığı… Her şeyin yerli yerinde olduğunu bilmek ne büyüleyici bir duygudur?

    Adam masaya
    Aklında olup bitenleri koydu
    Ne yapmak istiyordu hayatta
    İşte onu koydu

    Bazı sanatçılar, sanat eserinin bir parça o konu, bir parça bu konudan; biraz gözlem, biraz izlenim, biraz tarih, biraz aşk, biraz da merak duygusunun “toplamı” olduğunu düşünürler. Bu anlayışa göre, sanat eseri böylesi bir toplamın, derlemenin ürünüdür. Kahramanımız da hayallerini yazmak istiyor.

    Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
    Adam masaya onları da koydu

    Adam, romanında sevdiklerini ve sevmediklerini “kahraman” olarak tasarlamaktadır. Ak koyun, kara koyun belli olsun değil mi ya?

    Üç kere üç dokuz ederdi
    Adam koydu masaya dokuzu

    Romanında “dokuzu” yani gerçekleri, “olanı olduğu gibi” ve “gerçeği, yalnızca gerçeği” yazmaya kararlıdır yazarımız. Ona göre gerçeğin kendisi zaten bir “sanat eseri”dir.

    Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
    Uzandı masaya sonsuzu koydu

    Yazmaya başladı, çevresine baktı. Pencereden görünen gökyüzü özgürlük duygusu veriyor ve “yazdıkça yazmaya”, “içini dökmeye”, “söylenmeyen bir şey kalmasın”a davet ediyordu.

    Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
    Masaya biranın dökülüşünü koydu

    İçki içmeyen sanatçı mı olurdu? Zaten epeydir bir bira içmek istiyordu… Hem ilhamının hırçın kuşu da bir yerlerden yardımına koşardı belki… Yazarımız, biranın bardağa dökülüşünün tasviriyle başladı işe… Güzel bir buluştu doğrusu.

    Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
    Tokluğunu açlığını koydu.

    Yazarımız günlerce, haftalarca çalıştı, emek verdi, uykusuz kaldı…
    Yazdı… yazdı… yazdı…


    Masa da masaymış ha
    Bana mısın demedi bu kadar yüke
    Bir iki sallandı durdu

    Roman, bitmek bilmiyordu; çünkü sınırları çizilmemişti, üstelik kurgulanmamıştı ki!

    Adam ha babam koyuyordu!


    Bazı sanatçılar ise hayatın içinde yaşayan bir öz olarak sanat eserinin zaten var olduğunu, sanatçının onu bulup çıkarması gerektiğini düşünür. Ünlü heykeltıraş Rodin:
    - Ben heykel için uğraşmam. Mermerdeki fazlalıkları atınca geriye heykel kalır, der.
    Son düzenleyen: Moderatör: 25 Aralık 2013
    gökçe-yıldız bunu beğendi.
  3. gökçe-yıldız

    gökçe-yıldız Üye

    Katılım:
    25 Aralık 2013
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    sağol ama 4 tane daha lazım bulabilirseniz sevinirim :)
  4. MaMiLog

    MaMiLog Üye

    Katılım:
    2 Aralık 2011
    Mesajlar:
    399
    Beğenileri:
    200
    Ödül Puanları:
    43
    ADSIZ BİR ÇİÇEK

    Rengini dünyaya ilk defa sunan
    Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
    Sevgilim
    Bana “sen bir şairsin” dediğin zaman

    Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
    İstersen bir şiir gibi okuma
    Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
    Soğuklar başlayınca havalanıp
    Millerce yol katettikten sonra
    Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

    Ve yazmış olacağım bir de
    Her dönemde her çağda
    Sevdanın kendine özgü diliyle

    E.CANSEVER

    Şiirin Tahlili: Edip Cansever, şiirlerinde orjial olmayı, tuhaf görünmeyi ve insanları şaşırtmayı seven bir şairdir. Bu şiirinde de orijinal bir duyuş yakalamaya çalışmıştır.

    “Rengini dünyaya ilk defa sunan
    Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim”

    Girişiyle bir orjinallik yakalamaya çalışır. Sevinicini hayali bir duyuşla tasvir etmeye çalışmıştır. Aynı dörtlüğün devamında ise şair, bu sevincini neye borçlu olduğunu açıklayarak, okuyanlarda bir şaşırma meydana gelmesine vesile olur. Bir insanın gözlerinin içinin gülmesi, genellikle o insanın sevildiğini duyması veya sevgiliden duyacağı güzel sözler neticesinde gerçekleşir. Oysa şair, sevgilisinden duyduğu “sen bir şairsin” sözü neticesinde seviniyor. Bu da ister istemez okuyucuyu şaşırtarak onların aklında “ne ilgisi var” sorusunu gündeme getiriyor.

    Şiirin geri kalanında şair, sevgiliye olan aşkını dönem dönem dile getireceğinden bahsederek aşkının sürekli olduğuna değiniyor. Ancak şair sevgiliye olan aşkını hep şiirle dile getireceğini söylüyor. Bunu da ikinci dörtlüğün ilk üç mısrasında ve şiirin son bölümünden çıkarabiliriz

    Deyim yerindeyse bu şiirde şair, şiirle aşkı bütünleştirerek, aşkın anlatılmasında şiiri bir araç olarak görmüş ve kullanmıştır. Ayrıca son bölümde şiiri sevdanın kendine özgü dili olarak gördüğünü belirtiyor.

    Şiir, sevgiliye yazılan bir mektup niteliğindedir ve sevgiliyle hayali olarak bir sohbet havasındadır.

    Şiiri kısaca şekil olarak ele alacak olursak; E.Cansever bağlı bulunduğu İkinci Yeniler akımının da özelliği olarak şiirlerinde kafiye, redif, mısra düzeni gibi kurallara bağlı kalmadan yazmıştır. Şiiri serbest bir şekilde yazmış, dili çok da kapalı, süslü ve karmaşık değildir. İkinci Yeni özelliği olarak genelde şiir kapalı bir ifade göstermelidir. Fakat Bu şiirde dil ve anlam için koyu bir kapalılıktan söz edilemez.

    Not:Bu kadar bulabildim.
    Son düzenleyen: Moderatör: 25 Aralık 2013
  5. korsan3041

    korsan3041 Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2008
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    174
    Ödül Puanları:
    0
    Rica Etsen Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine 4 yaparmısın? tahililini çok önemli çok lazım bi ödev şimdiden teşekkürler..

Sayfayı Paylaş