ekonmik kriz ile ilgili makale

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde muhammet61 tarafından paylaşıldı.

  1. muhammet61

    muhammet61 Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2009
    Mesajlar:
    19
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar ekonomik kriz ile ilgili makale ödevim var yardım ederseniz sevinirim...
  2. gulhan

    gulhan Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    429
    Beğenileri:
    127
    Ödül Puanları:
    16
    Ekonomik Kriz ve Güven Bunalımı
    Giriş Ülkemiz cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizi ile karşı karşıyadır. İçinde bulunduğumuz hal, krizden de öte bir bunalımı ifade etmektedir. Türkiye'nin hiç de hak etmediği bu krizin kaynağı birike gelen yapısal so*runların yanında, tamamen basiretsiz bir yönetim anlayışıdır. Bu sebepten kriz tamamen iç kaynaklıdır ve herhangi bir dış konjonktür söz konusu değildir.
    Dünyanın neresine bakarsanız bakın, çok belli istisnalar hariç, son 10 yıl içinde ciddi ekonomik büyüme trendleri yakalanmıştır. ABD 'den Meksika'ya, Avrupa Birliği ülkelerinden Uzak Doğu Asya ülkelerine kadar dikkat çekici gelişmeler realize edilmiştir. Bunun neticesi olarak bu ülkelerdeki fert başına milli gelirlerde de önemli artışlar kaydedilmiş ve dolayısıyla refah ve zenginlik artmıştır.

    "Ne yazık ki, dünyadaki tüm bu olumlu gelişmelere karşın ülkemizin son 10 yılı tamamen bir kayıp olmuştur. inişli çıkışlı ekonomik performanslardan sonra son 4 yıl içerisinde Türk ekonomisi kararsız, basiretsiz ve beceriksiz bir siyasi yönetim elinde bugün içinde bulunduğumuz hiç de hak edilmeyen bir duruma düşmüştür. Öyle ki küçülme 1999 yılında %6,1 gibi bir fakirleşmeye yol açarken, 2001 yılında bu küçülme -%8,5 gibi toplumsal yapıyı tehdit edici bir noktaya gelmiştir. 2. Dünya Harbi'nden bu yana en büyük ekonomik küçülmeyi, yani fakirleşmeyi ortaya çıkartan nedenleri şöyle özetleyebiliriz:
    Krizin Ortaya Çıkışı

    Türk ekonomisinin yaşadığı temel sorun yapısaldır. Sorunun temelinde üretim eksikliği ve verimlilik sorunu yatmaktadır. Ama ekonomi-politik açısından baktığımızda uygulanan makro ekonomi politikalarıyla birlikte güven unsurunun da etkisini görmek mümkündür. Ekonominin yapısal sorunları bu yazının konusu değildir. Bundan dolayı, siyasi iktidara olan güvenin tamamen kaybolmasına sebep olan Kasım ve Şubat ayında tekrar eden krizleri tetikleyen temel nedenlere kısaca bak*makta fayda vardır:

    1. Kasım ayında meydana gelen, fakat daha sinyalleri 2000 yılının Temmuz ayından itibaren alınmaya başlanan krizi tetikleyen temel neden birazda sunni olarak yaratılan likidite sorunu olmuştur. Cari açığın yüksek ol*ması nedeniyle yurt dışından Türkiye'ye gelen kısa vadel.i portföy yatırımlarının Ağustos ayından itibaren tedirginleşmeye başladıkları ve Kasım ayına geldiklerinde ise sadece gecelik piyasalarda işlem gördükleri bir gerçektir. Kasım ayında özellikle Merkez Bankası'nınIMF'ye verdiği Net iç Varlıkları sabit tutma sö*zü nedeniyle piyasayı fonlamaması var olan ekonomik sorunun krize dönüşmesine sebep olmuştur.

    2. Kasım ayında finans piyasalarında başlayan tedirginlik o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, Kasım'dan sonra büyük portföy yatırımları sadece gecelik piyasalarda kalmışlar ve önemli ölçüde de krizden hemen önce ucuz fiyatlardan döviz alarak sistemden çıkmışlardır. Emisyon hacmini Merkez Bankası Net Dış Varlıkları'na endeksleyen Merkez Bankasının, sistem dışına çıkan döviz nedeniyle, piyasaları fonlamaması faiz oranlarının yüksek seyretmesine neden olmuştur.

    3. Nihayet, 2001 yılının Şubat ayına gelindiğinde cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki sorumsuzca yapılan siyasi çatışmanın neticeleri zaten teyakkuzda olan piyasaları aniden tetiklemiştir. Bankaların yurt içi ve yurt dışı yükümlülüklerini yerine getirme gayreti ve IMF direktifleri doğrultusunda Merkez Bankası'nın bankaları zamanında fonlamaması nedeniyle günlük %20'lere, yıllık %7500'lere varan faiz ödemeleri sonunda sistemin tamamen çökmesiyle neticelenmiştir.
    Devlet Taahhüdü
    Ülkeyi son iki buçuk yıldır yöneten fakat esas çatısı dört sene önce kurulmuş olan bugünkü hükümete olan güvenin tamamen kaybolmasına yol açan sabit kur politikası, aslında 1999 yılının Aralık ayında Merkez Bankası'nın 1 Dolar+0,77 EURO'dan oluşan bir döviz sepetini tanımlamasıyla başladı. Hükümet, bu döviz sepetinin Türk Lirası karşısındaki bu değer artışını 1 Ocak 2000-31 Aralık 2002 tarihleri arasında üç yıllık süre için belirlenen . bir programa bağladı.

    Bu program kapsamında 1 Ocak 2000 den 30 Haziran 2001 tarihine kadarki 18 aylık dönemde döviz sepetinin Türk Lirası olarak değeri gün gün tespit edildi. 30 Haziran 2001 'den 31 Aralık 2002'ye kadarki 18 aylık dönemde ise döviz sepetinin değerinin genişliği gittikçe genişleyen bir bant içinde seyretmesi öngörüldü. Bu bandın başlangıç noktası ile alt ve üst sınırlarını belirleyen eğrilerin detaylı tanımları yapıldı.

    O zamanki makul seviyelere ulaşmış olan döviz rezevleri ile IMF'nin bu programa vermeyi öngördüğü teknik ve fınansman destek, programın uygulanabilirliği konusunda hükümete cesaret veriyordu.

    Hükümet kendisini bu programla o kadar bağladı ki, 9 Aralık 1999 tarihinde dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal, yazılı bir taahhütname ile, bu kur programını açıkladılar.

    Söz konusu bu üç yıllık kur programı, bir hedef olarak değil, bir tahmin olarak değil ve hatta bir plan olarak ta değil, bir devlet taahhüdü olarak açıklandı. Taahhütnamenin altında hükümet adına ilk defa bir Bakan ve Merkez Bankası Başkanı'nın imzası vardı.

    Günü gününe ısrarla uygulanan bu program, yaklaşık 14 ay sonra, yukarda açıklanan ikinci krizle 21 Şubat 2001 tarihinde terk edildi. Devlet, böylece ısrarla savunduğu döviz kurları ile ilgili taahhüdünü bozdu. Döviz kurlarıyla ilgili her türlü kontrolü kaybettiğini kabullendi. Kısa süreli aşırı dalgalanmaları önlemeye yönelik müdahaleler dışında döviz kurlarına artık hükmedemeyeceğini açıklayarak dalgalı kur sistemine geçti.
    Güvenin Yok Oluşu

    Bir kişiye veya bir kuruma olan güven, o kişinin veya kurumun taahhütlerini tam ve zamanında yerine getirmesiyle oluşur. Yerine getirilen taahhütlerin sayısı ne kadar çoksa ve bu taahhütler ne kadar uzun zamandan bu yana yerine getiriliyorsa, oluşan güvende o kadar büyük olur.

    Gelişmiş ülkelerde, tüm kurumlar içinde en çok güven duyulan kurum devlettir. Devletin devamlılığı temel bir ilke olarak kabul edildiği için, hükümetler değişse bile devlet taahhüdlerinin yerine getirileceği bilinir. Bu nedenle, devletin borçlanmasındaki risk primi, o ülkenin en düşük risk primi olarak değerlendirilir. Böylece devlet, o ülkenin en düşük maliyet ile borçlanabilen kurumu olur.

    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, herhangi bir ülkeye kredi notu verirken, devle6 o ülkenin en çok güvenilen ve böylece de en yüksek kredi notu almaya layık kurumu olarak görürler. Bir ülkede hiçbir kuruluş, o ülkenin devletinden daha yüksek notuna sahip olamaz.

    Türkiye'de devletin döviz taahhüdünü bozması, devlet olan güveni çok büyük ölçüde sarsmıştır. Piyasalar, bugün dövizle ilgili taahhüdünü bozan devletin gelecek dönemler de tahvil ve bono ödemeleriyle ilgili taahhüdlerini de bozabileceği endişesine kapılmıştır. Artan riskler neticesinde devletin borçlanma maliyetlerde çok artmış ve borçların döndürülebilirliği tartışılmaya başlamıştır

    Devletin dövizle ilgili taahhüdüne güvenen pek çok sanayici ve tüccar, döviz bazında borçlanmaya başlamış, yatırımlarını yaparken dövizdeki artışların Merkez Bankası'nın progra.mına uygun seyredeceğine inanmıştır. 21 Şubat'ta alınan kararlar neticesinde döviz bazında borçlanan, pek çok iş adamı büyük zararlara uğramış, 30-40 yıldır biriktirdiklerini bir gece de kaybedenler olmuştur.
    Sonuç

    Tamamen Hükümetin beceriksiz ve basiretsiz politikaları ve yerinde inisiyatif kullanıp kriz yönetimini yapamaması yüzünden ülke altından kalkılması zor kayıplara girmiş ve Türk halkı adeta yaşamıyor gibi yaşamaya mahkum edilmiştir. Sadece halkın ve müteşebbislerin değil dış dünyanın da hükümete olan güveni tamamen yok olmuştur. Krizlerin sorumlu taraflarından birisi olan IMF'nin 1. Baş Yardımcısı Fisher sorumluluğunun gereğini yerine getirerek görevinden ayrılmıştır. Ne yazık ki Türkiye'den her hangi bir sorumlunun böyle onurlu bir davranış içinde bulunduğu görülmemiştir. Bu sebeptendir ki mevcut iktidarın bütün bu olanlardan sonra tekrar güven kazanması mümkün olmayacaktır. Bu ise ekonomide iyileşmeyi daha da geciktirecektir.
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mart 2009

Sayfayı Paylaş