Etiğin temel problemleri

Konu 'Felsefe' bölümünde R@$PUT!N tarafından paylaşıldı.

  1. R@$PUT!N

    R@$PUT!N Üye

    Katılım:
    14 Şubat 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Arkadaşlar öğretmen bir ödev verdi bir kısmını yaptım sadece etiğin temel problemleri kaldı. Bunu da bulursam çok iyi bir not alabilirim yardımlarınızı bekliyorum. Şimdiden çok teşekkür ederim. :)
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Etiğin temel problemleri , Esra eğitim değil canım.

    ETİK’İN TEMEL PROBLEMLERİ

    Antikçağdan beri ortaya atılmış olan etik kuramlarının tümüne birden bakıldığında, etiğin üç temel problem çevresinde dolandığı görülür: 1. "En yüksek iyi" problemi, 2. "Doğru Eylem" problemi, 3. 'İstenç Özgürlüğü" problemi.

    1. EN YÜKSEK İYİ:

    (a) Bir görüşe göre "en yüksek iyi"nin ne olduğu sorusuna, felsefi etiğin bir konusu olarak asla anlamlı bir yanıt verilemez.

    (b) Bunun tam karşıtı bir görüşe göre ise felsefi etiğin kaçınılmaz görevi, tam da bu soruyu yanıtlayabilmektir. Bu görüşe göre, insan yaşamının anlam değeri, herhangi bir en yüksek amaca ulaşma çabasında belirir. Ahlâksal açıdan bakıldığında, bu en yüksek amaç, "en yüksek iyi"dir. gerçekten de, etik tarihinde (özellikle de etik ve ahlâk arasında kesin bir ayrımın yapılmadığı başlangıç dönemlerinde) herkesi bağlayan bir 'en yüksek iyi" konumlamayı denemek, çok sık rastlanan bir durumdur. Örneğin bu "en yüksek iyi" nin kendini tanrıya adama, doğa ile uyum içinde yaşama, kendi kendine yeterli olma, acıdan kaçma ve olabildiğince çok haz duyma, v.b. gibi çok değişik biçimlerde konumlandığını görüyoruz. Tüm bu "en yüksek iyi" ler birbirleriyle bağdaşmaz gibidir. Ama hepsinde ortak olan şey, bir "en yüksek iyi' ye inanılmasıdır. Bu inancın temelinde de, insanın en yüksek ve en değerli şeye doğru çaba göstermesi gerektiği dürtüsü ve motifi vardır. Bu bakımdan, tüm bu denemeler insanın en yüksek ve en değerli şey olarak neye çabalaması gerektiği sorusuna farklı yerlerden kalkılarak rasyonel bir çıkarım zinciri içinde yapıt verme girişimleri olarak görünmektedir

    Sonuç olarak herkesin pratikte ulaşmaya çabaladığı şey anlamında bir "en yüksek iyi" olduğu varsayımı, etik araştırmalarının kaçınılmaz koşuludur. Çünkü insanların ilgisi, gerçeklen de, farkında olunsun veya olunmasın, hep böyle bir "iyi"nin gerçekleştirilmesine yöneliktir. Örneğin bireysel açıdan bakıldığında,sağlık, güvenlik, esenlik v.b. gibi şeyler "iyi" dir. Yine bireysel açıdan bakıldığında, tüm bunlar "mutluluk" un en yüksek iyi olduğu kabulüne de bağlıdır. Gerçekten de, eylemlerimize şöyle bir baktığımızda, bunların tüm ahlâksal buyruk ve talepler içinde önemli bir yer tuttuklarını görürüz.

    2. DOĞRU EYLEM:.

    Etik'in temel problemlerinden olan "doğru eylem" konusunda çok çeşitli yorum ve formüller vardır. Bu yorum ve formüller;

    (a) Ahlâksal buyruk ve taleplerin niteliği sorunu

    (b) Ahlâksal bakımdan doğru eylemin neliği (mahiyeti) sorunu

    (c) Ahlâksal değer yargılarının neliği sorunuyla ilgilidir. Ama ağırlık hangi sorunda olursa olsun, bu üç sorun birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdır.

    (a) Ahlâksal buyruk ve taleplerin varoluşunu sağlayan şeyin, bu buyruk ve taleplerin tüm normal insanlarca herhangi bir biçimde yaşanmış olmaları olduğu konusunda bir uzlaşım vardır. Ama bu yaşanmışlığın nasıl bir şey olduğu sorundur.

    (I) Bazı etikçiler, ahlâksal buyruk ve taleplerin yaşanmasında (içsenmesinde) ahlaksal değerlerin sezgisel bilgisinin rol oynadığını, bu değerlerin yaşadığımız dünyanın birer parçası olduklarını, insanlar bu değerlerin bilgisine sahip olsalar da olmasalar da, bu değerlerin belirleyiciliklerine devam ettiklerini söylerler.

    (II) Bazıları ise dünyanın böyle değerlerle bezenmiş olduğuna asla inanılamayacağını söyleyip, ahlâksal buyruk ve taleplerin insanın kendisinden çıkan şeyler olduklarını belirtirler ve ahlâkiliğin kökenini insan aklında görürler.

    (III) Bazıları içinse, insanlar kendi doğal durum ve gereksinimlerine uygun olarak belli bir şeye (mutluluğa) ulaşmaya çabalarlar.

    (IV) Yine başka kuramlar, ahlâksal buyruk ve taleplerin herhangi bir biçimde temellendirilmesi işinden kaçınırlar ve ancak, bu tür buyruk ve taleplerin yaşama nasıl geçmiş olduklarını açıklamakla yetinirler. Onlar için bu buyruk ve talepler, bireyin psikolojik yapısından, biyolojik veya toplumsal gelişmeden çıkan şeylerdir.

    (b) Bu yorumlara koşutluk içinde, bir eylemi ahlâksal bakımdan doğru bir eylem yapan şeyin ne olduğu konusunda da çeşitli görüşler ortaya çıkar.

    (I) Bazılarına göre, bir eylemin ahlâksal bakımdan doğruluğu, her zaman, bu eylemle ilgili özel niteliklere bağlıdır. Eylem, bu özel nitelikler çerçevesinde bir ahlâksal değeri gerçekleştirmeye yönelir.

    (II) Bazılarına göre, ahlâklılığın tek bir karakteristiği vardır ve tüm eylem türleri için aynıdır. Bu karakteristik, bir yandan eylemin bir ahlâksal ilkeye bağlılığında görülür, öbür yandan eylemin belli bir durumun sürdürülmesi girişimi olmasında kendini belli eder.

    (III) Bazıları ise, bir eylemin ahlâksal bakımdan doğru olmasının, eylemin, başkalarının gözünde kişiyi psikolojik yoldan tatmin etmesine (örneğin bireyin kendisine değer verildiğini hissetmesi) bağlı olduğunu söylerler.

    (c) Bunlara karşı, temel problem, ahlâksal değer yargılarının neliğini araştırmak olarak ele alınabilir. Bazı kuramlar

    (I) Böyle yargılar içinde, ahlâksal değer niteliklerinin bilgisinin dile getirildiğini savunurlar. Bu nitelikler kendi başına şeyler olarak görülür.

    (II) Bazıları ise ahlâksal değer yargılarına sadece bir amaç göstererek yapılan eylemlerin yararlılığını dile getiren ifadeler olarak bakarlar.

    (III) Daha başkaları ise, değer yargılarının bireyin psişik yapısından kaynaklanan şeyler olduklarını söylerler.

    Ahlâksal değerler bağlamında vicdan problemi de etik problematiğin çok tartışılan bir konusunu oluşturur.

    Yukarıdaki temel yorumlara uygun olarak, vicdan, ya a priori değer bilinci

    (I) ya bize ödevler koyan aklımızın son başvuracağı yer

    (II) ya eğitimin

    (III) veya toplumsal gelişmenin bir ürünü olarak görülür.

Sayfayı Paylaş