Fabl Yazma

Konu 'Türkçe 7. Sınıf' bölümünde mantura tarafından paylaşıldı.

  1. mantura

    mantura Üye

    Katılım:
    23 Aralık 2009
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    15
    Ödül Puanları:
    0


    Arkadaşlar ödevim bir fabl yazmak...
    Bana yardımcı olur musunuz?

  2. acun97

    acun97 Üye

    Katılım:
    12 Şubat 2010
    Mesajlar:
    131
    Beğenileri:
    107
    Ödül Puanları:
    0
    aynen benimde ödevim fabl yazmak.Yardımcı olun lütfen
  3. melek97

    melek97 Üye

    Katılım:
    16 Ocak 2010
    Mesajlar:
    216
    Beğenileri:
    257
    Ödül Puanları:
    0
    kendin mi yazacakın
  4. betixxd

    betixxd Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    10 Şubat 2010
    Mesajlar:
    29
    Beğenileri:
    61
    Ödül Puanları:
    0
    birgün bir yerde fare geziyormuş bu fare çok akıllı kendini beğenen fare imiş
    bunun arkadaşı fil miş fare onla dalga geçermiş fare birgün yolda arkadaşlarıyla
    hepsi file gülmüş filde üzülerek oradan gitmiş ve farenin gülmesi bitince arkadaşları yeter demiş dalga geçme artık senin arkadaşın değiliz demiş sonra fare tek kaldığından çok üzülürmüş kimsesi yokmuş artık fil le gitmiş file demişki beni affet senle dalga geçtiğim için demiş filde affetmemiş bir sonraki günde filde fare ile barışmış artık kimse birbiriyle dalga geçmiyormuş başlık:fil ile fare :ben kurdum
    eb_cicek bunu beğendi.
  5. murteza

    murteza Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2009
    Mesajlar:
    99
    Beğenileri:
    54
    Ödül Puanları:
    0
    Ne güzel yazmışsın betixxd :D
  6. `☆мiśśiśєℓℓά☆`

    `☆мiśśiśєℓℓά☆` Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Eylül 2008
    Mesajlar:
    826
    Beğenileri:
    489
    Ödül Puanları:
    16
    Fabl Örnekleri

    İKİ PAPAĞAN, KRAL VE OĞLU

    Biri baba, biri oğlu iki papağan Kral sofrasından geçiniyorlarmış. İki yarıtanrı, onlar da baba
    oğul bu papağanlarsız edemiyorlarmış. Dördü de yaşlarına başlarına göre Candan bağlıymışlar
    birbirine Dki baba canciğermiş; Uçarı yürekli iki oğul da Bağdaşıyorlarmış nasılsa. Sofrada,
    okulda bir prensle olmak Ne şeref bir genç papağan için. Prens, zalim bir cilvesiyle kaderin,
    Başka kuşları da seviyormuş: Bir serçe, çapkın mı çapkın, Çevrenin en sevdalısı, Bağlamış
    kendine genç prensi. İki rakip kuş oynaşırken bir gün Bütün ****kanlılar gibi Kavgaya
    çevirmişler oyunu. Serçe, boyuna bakmadan, Öyle gagalar yemiş papağandan, Sürtmüş kanadı
    yere can çekişir gibi, Kurtulmaz sanmışlar aldığı yaradan. Prens kızıp öldürmüş papağanı.
    Haberi yetiştirmişler babasına;
    Zavallı ihtiyar ciyak ciyak bağırmış;
    Ama ne kadar yolunsa, yırtınsa boşuna:
    Konuşkan yavrusu gitmiş öbür dünyaya,
    Konuşmaz olmuş daha doğrusu;
    Öyle olunca da bir kızmış ki babası
    Saldırmış kralın oğluna,
    Oymuş iki gözünü birden
    Ve kaçmış bir çamın tepesine saklanmış.
    Orda, tanrıların kucağında,
    Tadını çıkarıyormuş aldığı öcün,
    Güvenlik içinde, kimseden korkmaksızın.
    Kralın ta kendisi gitmiş çağırmış onu:
    - Gel dostum, demiş ağlamak neye yarar? Kin, öç, yas, bitsin artık bunlar. Duyduğun acı ne kadar büyük de olsa Haksızlığın bizden yana olduğunu Söylemek zorundayım sana.
    Oğlum sebeb oldu bütün bunlara. Oğlum mu dedim? Hayır, kaderin işi bu: Çoktan yazmış ki alınlarımıza, **ecek birimizden birinin çocuğu, Bu yüzden de öteki kör olacak. Ne olur gelsen de kafesine, Dki baba birbirimizi avutsak? Papağan demiş ki efendisine:
    - Sayın kralım, nasıl güvenebilirim sana, Bu benim yaptığımı yaptıktan sonra? Kaderden söz ediyorsun;
    Beni kandıracağını mı sanıyorsun
    Senin inançlarına sığmaz uydurmalarla?
    Ama ister Tanrı yürütsün ister kader
    Bu dünyanın işlerini,
    Benim alnıma yazılmış olan da şu ki,
    Bu çamın tepesinde
    Ya da karanlık bir ormanın köşesinde
    Bitireceğim son günlerimi, Gözleri görmez olmuş oğlundan uzaklarda. Onu gördükçe kızacaksın
    elbet bana. Bilmez miyim, kral lokmasıdır öç almak, Tanrılar öç alır da krallar almaz mı?
    Dnanmıyor değilim şu anda, Sana ettiğim kötülüğü Ama çok daha güvenli geliyor bana Senin elinden, gözünden uzak olmak. Canım kralım, git, uğraşma boşuna; Bana haram artık seninle yaşamak. Hem ayrılık azaltır öfkeyi, kini Sevdanın da merhemi olduğu gibi.

    SALYANGOZ ve EVİ

    Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar,evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış.Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.

    Bizim salyangoz,kelebek ve uğurböceğini çok severmiş.Arada bir onlarla dertleşir,sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş.”Ah keşke!” dermiş.”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım.Hadi taşıyorum,bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.”
    Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza;”Sevgili arkadaşımız!” demişler.”Hani evim renkli olsun diyorsun ya,biz çaresini bulduk.Ressam olan bir tırtıl var.Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar.”

    Salyangoz buna çok sevinmiş.”Ne duruyoruz!Hemen gi****m.”demiş.Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar.Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış.Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş.Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.

    Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış.Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki,sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca,arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş.Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş:”İyi ki saklanabileceğim bir evim var.Rengi olmasa da,Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.”
    Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.

    K**E ve ASLAN

    Vaktiyle bir köle kaçıp ormana sığınmış.Etrafta gezinirken,iniltiler içinde ızdırap çeken bir aslan görmüş.önce korkup kaçmaya yeltenmiş.Fakat aslanın yerinden hiç kıpırdamadığını,yalvaran gözlerle kendisine baktığını görüp durmuş.Aslan kanayan pençesini uzatıyormuş ona.Köle dikkatlice bakınca, aslanın pençesine büyük bir dikenin saplandığını görmüş.Dikeni çıkarıp yarayı temizleyen köle,gömleğinden kopardığı bezle de iyice sarmış.

    Rahatlayan aslan ayağa kalkıp kölenin ellerini yalamaya başlamış.Sonra da önüne düşüp yaşadığı inine götürmüş.Her gün yakaladığı avları ine taşıyıp,köleye yardım ediyormuş.

    Bu beraberlikleri uzun sürmemiş.Ormana gelen avcılar ikisini de yakalamışlar.Ayrı kafeslere kapatıp günlerce aç bırakmışlar onları.
    Kralın da hazır bulunduğu bir gün kafesin ağzı açılmış.Aslanın köleyi nasıl parçalayacağını herkes merakla bekliyormuş.Büyük bir iştahla saldıran aslan,kölenin yanına gelince onu tanımış.Önünde bir köpek sadakatiyle durup ellerini yalamaya başlamış.
    Kral bu duruma çok şaşırmış.Köleyi yanına çağırıp bütün hikayeyi dilemiş ondan.Anlatılanlardan çok etkilenen kral,kölenin affedilmesini,aslanın da ormana salıverilmesini emretmiş.

    TİLKİ İLE KEDİ

    Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş.

    Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.”
    Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.”

    Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış.

    Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler.
    Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş.

    ZALİM ASLAN

    Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş.

    Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.”

    Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.

    KURT İLE KÖPEK

    Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış.Hasta ve çok zayıflamış olan kurt,ayakta zor durabiliyormuş.Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş.”Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?”demiş.”Herkes bizi düşman bilse de,biz uzaktan akrabayız.Doğrusu sana yardım etmek isterim.”
    “Hiç sorma.” demiş kurt.”Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım.Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık.Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.”
    “Sen hiç üzülme.”demiş köpek.”Ben sana yardım edeceğim.Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel.Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.”
    Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt,sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş.Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş.
    Aradan yıllar geçmiş.Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış.Ormanda aylak aylak gezen köpek,eski dostu kurtla karşılaşmış.”Hayrola?” demiş kurt.”Çok perişan görünüyorsun.”
    Köpek içini çekip;”Yaşlandım artık!” demiş.”Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.”
    Kurt;”biz eski dost değil miyiz?” demiş.”Şimdi yardım etme sırası bende.Hatırlasana,benim hayatımı nasıl kurtarmıştın?Hemen bir plan yapmalıyız.Tamam buldum!Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi?Şimdi ben gidip onu kaçıracağım,sen de geri götüreceksin.Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.”
    Bu sözleri söyleyen kurt,kaşla göz arasında gidip,çocuğu ormana getirmiş.Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden,yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler.
    Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki,insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar.
    Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.
    niz,kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş.Hemen fırlamış,rüzgar gibi koşmaya başlamış.Ama ne çare,kaplumbağaya yetişememiş.
    Böylece tavşan yarışı kaybetmiş.Aldırış etmemenin cezasını çekmiş.Kaplumbağa ise düzgün adımlarla,durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

    ŞAHİN İLE HOROZ

    Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve “Biraz kestireyim.” diyerek iyice yayıldı.
    Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
    Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
    - Hah hah hah hah, diye gülmüştü.
    Horoz, “O da kim?” diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
    - Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
    Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
    Şahin hâlâ gülüyordu:
    - Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
    - Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
    - Kim kovalıyordu seni?
    Horoz:
    - Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum.
    - Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
    Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
    - Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
    - Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
    - Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?
    Beydeba, Kelile ve Dimne

    ASLAN İLE FARE

    Herkese saygı göstermeli elden geldikçe.
    Umulmadık kimselerden fayda görür insan.
    İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye,
    Daha nice bin hikaye arasından.
    Pençesi dibinde bir arslanın,
    Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi.
    Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın,
    Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi.
    Bu iyiliği boşa gitti sanmayın;
    Kimin aklına gelir ki bir an,
    Fareye işi düşer arslanın?
    Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan;
    Gitti tutuldu bir ağa.
    Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa.
    Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını,
    Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet.
    Sabırla zamanın yaptığını;
    Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet.
    “İyilik eden iyilik bulur.”
    “Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.”
    “İyilik iki baştan olur.”
    Jean de La Fontaine
    ( Çev.: O. Veli Kanık )



    Bunlara Bakarak Yazabilirsin ;)
  7. sema55

    sema55 Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2009
    Mesajlar:
    254
    Beğenileri:
    683
    Ödül Puanları:
    0
    Fabl
    Bir tür küçük öyküdür. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan küçücük kesitler, hayvanlar ya da bitkiler arasında geçmiş gibi anlatılır. Bugün daha çok çocuk edebiyatında yer alan fablların, toplumu eğitici; örneklendirme ile kötü davranışlardan caydırıcı özelliği ile eskiden büyükleri eğitmede de kullanıldığı sanılmaktadır.

    Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü... vb. çatışmalar; bu niteliklerin yakıştırıldığı hayvan kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir.Fablin de dört ögesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.

    . Kişiler: Fablin konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başından geçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır.Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur. Kişi betimlemesi yoktur.Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız; arslan varsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız. Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözümlemelerine yer verilmez. Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez. Anlatıcı kahramanları izler, dersini alır. Böylece dinleyen ile aynı görüşü paylaşır.

    . Olay: Fablin konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay,kahramanın eyleme dönüşmüş beğenme, istek, özlem, öfke, korku... gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asıl önemli olan fablin anlatılış nedenidir. Buna "ders" denir. Fabl plânı dört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.

    Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar veçevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.

    Düğüm: Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sıkkonuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenir

    Çözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.

    Öğüt: Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.

    . Yer: Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı,yol... gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.

    . Zaman: Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır.

    Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır. Fablı ilk olarak yazanlar Hititlerdir. Hititler fablları taş tabletlere yazıp resimliyorlardı.

    Fabl Özellikleri (özet)
    . İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.
    . Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur.
    . En önemli bilinen kişileri Beydeba, Ezop ve La Fontaine'dir.
    . Türkiye'de ise Ahmet Mithat Efendi ve Şinasi'dir..
    . Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba'ya aittir. Beydeba'nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır.
    . Türkçedeki ilk örneği 'Harname' (Şeyhi)dir.
    . Fabllar manzum(şiir) veya nesir(düz yazı) biçiminde yazılabilirler.

    Fabl örneği/Keçi Can Pazarında
    Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
    "Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!" demiş.
    Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
    "Eh, n'apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt ." demiş. "Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim.."Kurt, "Son isteği zavallının... "demiş. Bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş:
    "Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!" demiş.

    Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. **çmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurundan olursun. (Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)

    Fabl Örneği-2 Horoz ile Tilki

    Görmüş geçirmiş, anasının gözü bir horoz
    Tünemiş bir ağacın dalına.
    Kurnaz tilki, sesini yumuşatarak, ona
    Dedi ki: "Kardeşçiğim, artık dostuz;
    Barış oldu hayvanlar arasında.
    Müjde getirdim sana, in de bir öpüşelim;
    Ama Allah aşkına oyalanma;
    Çünkü bilirisin ya, başımdan aşkım işlerim.
    Oysaki siz serbestsiniz daima,
    İşleri düşünemeye bilirsiniz;
    Hem artık siz yardım da ederiz.
    Ama, kuzum, in de aşağıya bir
    Doya doya öpeyim gözlerinden"

    "Kardeşim" dedi horoz, "Bu mutlu haberinden
    Daha güzel bir haber almazdım şüphesiz.
    Bu nefis
    Bu mutlu haberinden.
    Üstelik bunu senden öğrenmekle
    Sevincim iki kat oldu. Ama, dur hele.
    Bunu müjdelemek için olacak,
    Bak iki tazı geliyor koşarak"
    Hızlı da koşuyorlar; haydi ben ineyim de
    Hep birden öpüşelim tazılar geldiğinde.
    "Hoşça kal " dedi tilki, "Yolum biraz uzunca,
    Kutlarız bu barışı yeniden buluşunca."
    Çabuk toplayıp tası tarağı,
    Külhani bir anda tırmandı dağı.
    Bir iş çıkmamıştı numarasından.
    O sırada çalının arkasından,
    İhtiyar horoz kıs kıs gülüyordu.
    Oyunbazı oynatmak pek tatlı oluyordu.

    La Fontaine'den çeviren; Orhan Veli Kanık

    Fabl Örneği-3 / Aslan ile Fare

    Herkes herkese yardım etmeli,
    Ben büyük, o küçük dememeli
    İki masalım var bunun üstüne,
    Başka da bulurum isteyene.

    Aslan toprakla oynuyormuş bir gün;
    Birde bakmış pençesinde fare,
    Aslan, aslan yürekliymiş o gün,
    Kıymamış canına, bırakmış yere.
    Boşuna gitmemiş bu iyiliği.
    Kimin aklına gelir,
    Farenin aslana iyilik edeceği?

    Etmiş işte, hem de canını kurtarmış.
    Günün birinde aslan
    Biraz çıkayım derken ormandan,
    Düşmüş bir tuzağa,
    Ağla içinde kalmış;
    Kükremiş durmuş boşuna;
    Bereket fare usta yetişmiş imdada;
    Bu iş kükremekle değil,
    Kemirmekle olur demiş.

    Başlamış incecik dişlerini işletmeye
    Gelmiş ipin hakkından kıtır kıtır.
    Bir ilmik kopunca ağdan hayır mı kalır?
    Sabır, biraz da zaman
    Güçten, öfkeden daha yaman.
  8. mantura

    mantura Üye

    Katılım:
    23 Aralık 2009
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    kendimiz yazıcaz aynı betixxd in yaptığı gibi.
  9. sema55

    sema55 Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2009
    Mesajlar:
    254
    Beğenileri:
    683
    Ödül Puanları:
    0
    tamam ama bunlardan yola çıkarak kendinde birşeyler yazabilirsin :)
  10. mantura

    mantura Üye

    Katılım:
    23 Aralık 2009
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    tamam kendim yazmaya çalışçam ama olmuyor
    pofffffff

Sayfayı Paylaş