Felsefenİn ÇeŞİtlİ alanlarla İlİŞkİsİ

Konu 'Felsefe' bölümünde aygül_aygül tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. aygül_aygül

    aygül_aygül Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.188
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    36

    B.FELSEFENİN ÇEŞİTLİ ALANLARLA İLİŞKİSİ


    1. Felsefenin Bilimle, Dinle ve Sanatla İlişkisi

    Felsefenin, daha önce üzerinde durduğumuz bilgi türleriyle, her zaman yakın ve doğrudan bir ilişkisi olmuştur. Özellikle felsefe ile birlikte, din, bilim ve sanat aynı varlık alanını farklı yorumlamanın sonucunda ortaya çıkmış alanlardır.
    Ancak, felsefenin bu alanlarla ilişkisi yanlış anlaşılmamalı, biri diğerine indirgenmemeli, biri diğerinden üstün görülmemeli ya da biri diğerlerinden üstte tutulup, hepsini kapsayıcı bir alan olarak kabul edilmemelidir. Çünkü bu alanlar birbirlerinden farklılık gösterir. İnsan varlığı her zaman, çok zengin bir kültürel ve manevi hayata sahip olmuştur. İşte bu alanların her biri bu zenginliğin ve çeşitliliğin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin diğer alanlara indirgenemeyeceği, onlarla olan ilişkisi tek tek ele alınırsa daha iyi anlaşılacaktır.

    a) Felsefe-Bilim
    Felsefe ile bilim arasında her zaman bir ilişki olmuştur. Nitekim büyük filozofların bir çoğu aynı zamanda birer bilim adamıdır. Felsefe ile bilim arasındaki ilişki günümüzde de devam etmektedir. 20. yüzyılda, bu ilişki sonucu bilimin yöntemlerini, bilimsel açıklamayı konu alan bilim felsefesi doğmuştur.
    Bilim ile felsefe arasındaki bu ilişkinin ele alınmasında bazı benzerlikler ve farklılıklar ortaya çıkmıştır.
    Bunlar;
    1) Felsefeyle bilim her şeyden önce birbirlerine amaç bakımından benzerler. Her ikisi de dünyayı daha geniş bir anlamda varlığı açıklamaya ve yorumlamaya çalışır. Ancak bunu yaparken bilim varlığı parçalara ayırarak inceler. Felsefe ise varlığı bir bütün olarak ele alır.
    2) Bilim varlığı bir yönüyle ele alır. Örneğin; fizik varlığı hareket açısından, biyoloji ise canlılık açısından inceler. Felsefe ise varlığı bütünüyle, tüm yönleriyle ele alır.
    3) Bilim ve felsefe hazır ve eleştiri süzgecinden geçirilmemiş bir bilgiyle yetinmeyip, doğruları etkin ve eleştirel bir tavırla ve kendi güçleriyle bulma çabası gösterir.
    4) Felsefe ve bilim, her ikisinde de akıl ve mantık ilkelerine göre, tutarlı bir biçimde düşünmek esastır.
    5) Her ikisinde de amaç evreni ve insan yaşantısını anlamak ve açıklamaktır.
    6) Bilim ve felsefe arasında yöntem bakımından bir farklılık vardır. bilim genel geçerliliği bulunan ve herkesçe gözlemlenebilir olan olaylardan ve olgulardan hareket eder ve yine olgulara dönerek temellendirmeye çalışır. Felsefe de bir çeşit olgu demek olan insan yaşantısından hareket eder. Ancak ulaştığı sonuçları, olgulara dayalı olarak değil, mantıksal çözümlemelere ve akıl yürütme yoluna başvurur.
    7) Bilimlerde deney yoluyla test edilebilir olan bir bilgi birikimi gerçekleşmiş ve bu birikim pratik amaçla teknolojinin doğuşuna yol açmıştır. Ancak felsefe, her ne kadar bir bilgi türü olsa da, felsefenin temelinde yeni bilgi üretme çabası yoktur.
    8) Felsefe, insana pratik bir yarar ya da çıkar sağlamak peşinde olmayıp, daha çok onun bilme, anlama ve gerçeği görme arzusunu karşılamalı, merakını gidermektir. Bilim de kısmen bu çabaya hizmet etse de, daha çok sonuçları uygulamaya yönelik ve yarar sağlamak çabasındadır.

    b) Felsefe-Din
    Felsefe ve din birbirlerinden farklı iki disiplin olsa da, tarihte yakın ilişkiler içinde olmuşlardır. Öncelikle felsefe, özellikle antik çağda Yunan dinsel inanışlarının eleştirilmesiyle başlamıştır. Felsefenin doğuşu, Yunan mitolojisinin dinsel açıklamalarının yetersizliği sonucu olmuştur. Ortaçağ da ise felsefe dine çok yaklaşmıştır. Bu dönemde felsefe, hem İslam dünyasında, hem de Hıristiyanlıkta dinsel inançları temellendirmek için kullanılmıştır. Bu şekilde dinin temel kavramlarını inceleyen, dinin ilkelerini temellendiren ya da eleştiren, sorgulayan din felsefesi ortaya çıkmıştır.
    İki ayrı disiplin olarak din ve felsefe arasında da bazı farklılık ve benzerlikler vardır.
    Bunlar;
    1) Felsefeyle din arasında yöneldikleri amaç bakımından bir benzerlik vardır. felsefe de din de varlık ve değer bakımından en temel olanı bulmaya çalışır. Hem felsefe hem de din insanı ve evreni anlamaya ve açıklamaya koyulur.
    2) Felsefe ve din arasında kaynak ve yöntem bakımından bir farklılık vardır. din kaynağı bakımından ilahidir, oysa felsefe insan eseridir. Dinde ifade edilen doğrular, özellikle tek Tanrı’lı dinlerde, insana vahiy yoluyla ve Tanrı’nın elçileriyle iletilirken felsefe de doğruların yalnızca akıl yoluyla ulaşılır.
    3) Dinin kaynağında Tanrı ya da belirli özellikleri olan bir Tanrı inancı vardır. bu inanç dinde sezgi, vahiy ya da kutsal kitap yoluyla temellenir. Felsefe ise sadece insana ve insan aklına dayanır ve akıl yürütme ile temellendirilir.
    4) Dinde eleştiriye, temel iddiaların doğruluğundan kuşku duymaya hiçbir şekilde yer yoktur. Felsefede tüm iddialar akıl yoluyla tartışılır ve temellendirilir.
    5) Dinde tüm inançlar mutlak olduğu halde felsefede mutlak olan hemen hiçbir önerme yoktur. Çünkü felsefeyi ortaya çıkaran şey eleştirel zihniyettir.
    6) Din ile felsefe arasında ulaştıkları sonuç bakımından bir benzerlik vardır. her ikisi de insanın içinde yaşadığı evreni ve insan var oluşunu anlama ve açıklama arzusunu karşılar. Din, insana manevi bir huzur, felsefe ise zihinsel bakımdan haz verir.

    c) Felsefe-Sanat
    Felsefe ve sanat, hiçbir şekilde birbirine indirgenemeyen insan ürünü alanlardır. Felsefe ve sanat arasında da bazı farklılıklar ve benzerliklerden söz edilebilir.
    Bunlar;

    1) Felsefe ve sanat arasında belli bir gerçekliğe yönelmeleri bakımından bir benzerlik vardır. her ikisi de doğayı, insan varlığını konu alır. Hem felsefe hem de sanat yöneldikleri bu varlık alanını yansıtır, ifade eder ve yorumlar.
    2) Felsefede, insan yalnızca aklına ve akıl yürütme gücüne dayanır. Bu akıl yürütmenin temelinde ise kişinin sahip olduğu bilgi birimi, kavramlar ve mantık ilkeleri vardır. Sanat ise, söz konusu yaratıcı faaliyetinde ise doğrudan doğruya duygulara, sanatçının hayal gücüne, sembolleştirmesine dayanır.
    3) Felsefe daha çok insanın eleştirel tavrını, düşünme yöntemlerini geliştirir. Oysa sanat insandaki güzellik ve beğeni duygusunu geliştirir. Çünkü sanatın temelinde güzel olanı yakalama ve ifade etme vardır.

    2. Felsefenin Gereği
    Felsefe, hakkında çok farklı yargılarda bulunulan bir disiplindir. Bazen ona büyük değer vererek, diğer bilgilerden üstün tutarlar, bazıları ise onu yerin dibine batırır.
    Descartes, “Felsefesiz yaşamak açmadan gözü kapalı yaşamaktır.”derken, Necip Fazıl Kısakürek, “Felsefe bir çuval çürük ceviz içinde bulunan sağlam bir cevizi el yordamı ile bulmaya benzer.”diyor.
    Katip Çelebi, Osmanlıların geri kalış sebebini felsefe derslerinin medreselerden kaldırılmasında görüyor. J.J. Rousseau ise şöyle diyor: “Felsefe nedir? En tanınmış filozofların kitaplarında nedir? Onları dinlerken insan kendini bir Pazar yerinde avaz avaz bağıran bir sürü madrabaz arasında sanır. Her biri bana gelin, bana gelen aldanmaz diye bağırır durur.”
    İşte, hakkında ne söylenirse söylensin felsefe denen bir disiplin vardır. çünkü felsefe ile uğraşmak yani felsefe yapmak insanın doğasında vardır. onu terk etmek mümkün değildir. Bunu Aristoteles şöyle ifade eder: “Felsefe yapmak mı lazım diyorsunuz, öyleyse felsefe yapmak gereklidir. Felsefem yapmamak lazım mı diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak gerekir.”
    Pascal, bu durumu şöyle ifade ediyor: “Felsefe ile alay etmek felsefe yapmaktır.” Bu, şu demektir: Felsefeden kurtulmak mümkün değildir.
    Bu durumda zorunlu olarak yapılan felsefe insana ne kazandırır? Yalnızca merak gidermek için yapılan kuramsal bir bilgi midir? Yakın pratikte bir geçerliği var mıdır? İşte bu soruların cevabı aynı zamanda felsefenin gerekliliği hakkında bize bir bilgi verir. Buna göre;
    a) Felsefenin pratik amacı, insanları felsefi tutum içine sokmaktır. Felsefi tutum, felsefe bilgisinin benimsenerek filozofça tutum kazanma durumudur.
    b) Bir konuda farklı düşüncelerin ortaya çıkışı ve bunların bir birini yok edememeleri, insanın değişmez, mutlak bilgiyi elde edemeyeceğinin bir kanıtıdır. İnsanın bilme gücü ile ilgili bir belirlemedir. Bu bir bakıma insanın değerlendirilmesidir. Eğer insan kendisini iyi tanırsa yapıp etmelerinde daha başarılı olur. Doğasına uygun hareket doğru olan harekettir. İşte felsefe, insana bunu kazandırabilir.
    c) Felsefe, insanın bir konuda, fanatik, dogmatik olmaması gerekliliğini ortaya koyar. Bu da, bir toplum içerisinde insanca yaşamanın şartı olan hoşgörü fikrinin en etken nedenidir. Hoşgörünün bulunmadığı yerde taassup vardır. taassup bir fikre veya inanca körü körüne bağlanmak, başkasına hak tanımamaktır.

    a. Geçmişten Geleceğe Felsefenin Fonksiyonu
    Felsefe, en az iki bin beş yüz yıllık bir faaliyet olarak uygarlık tarihinde bir hayli etkili olmuştur. İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli bir takım işlevler gerçekleştirmiştir. Felsefenin değerini ve önemini ortaya koyan bu işlevler şu şekilde sıralanabilir:
    1) Büyük uygarlıklar söz konusu olduğunda, felsefe bütün bir ortaçağ boyunca dine ve dini düşünceye hizmet etmiştir; yani felsefe bir inancın biçimlenmesinde ve temellendirilmesinde önemli etkiye sahip olmuştur.
    2) Filozofların düşünceleri büyük siyasi oluşumların ve dönüşümlerin ortaya çıkışında da etkili olmuştur. Örneğin; Büyük Fransız devrimi ve Bolşevik İhtilali gibi büyük siyasi hareketlerin temelinde filozofların görüşleri vardır.
    3) Felsefenin toplumsal düzeydeki bir başka işlevi de demokrasinin gelişmesine ve işleyişine yaptığı katkıda kendini gösterir. Demokrasi en iyi bir biçimde, demokrasiyle yönetilen insanlar eleştirel bir bakış açısına sahip oldukları zaman yürür. İnsanlar, gerçek ve sağlam akıl yürütmeyle iyiyle-kötüyü, boş ve aldatıcı sözleri birbirinden ayırt edebildiklerinde gerçekleşir. İşte insanlarda bu sağlam akıl yürütmeyi felsefe ile edinebilir.
    4) Bireyin yaşamında da felsefe, önemli işlevler gerçekleştirebilir. Çünkü felsefe her şeyden önce insanın var oluşunun anlamışla ilgili bazı temel soruları ele alır. İnsanlar, yaşamlarında zaman zaman “Niçin bu dünyadayım?”, “Yaşamımın bir amacı var mı?”, “Bir şeyi doğru ya da yanlış kılan nedir?”, “Zihin bedenden farklı mıdır?”, “Ölümden sonra insana ne olur?” türünden felsefi sorular sorar. İnsanın bu sorular üzerinde düşünmesinde var oluşumuzu anlamlandırmak açısından büyük yarar vardır. işte bu ilkelerin sorgulanmaları ve temellendirilmeleri, insanın bu dünyadaki var oluşunu anlamlandırabilmesi ve geliştirebilmesi açısından, felsefe önemli bir işleve sahiptir. Sokrates’in dediği gibi: “İncelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir yaşam, yaşanmaya değer değildir.”
    5) Felsefe, insana bir çok konuda doğru ve açık seçik düşünebilmeyi öğretir. Felsefi düşüncenin yöntemleri insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar.
    6) Ayrıca felsefe, insana mutluluk ya da haz verir. Bu durum, insanın bir beden kadar bir ruha sahip olduğunu unutmazsak, daha açık hale gelir. insanın ruhsal ihtiyaçlarının başında, merakını giderme, öğrenme, evreni ve kendisini anlama, yaşamını anlamlandırma isteği vardır. felsefe, işte bu isteği karşılayabilir.

    b. Felsefe ve Metafizik

    Metafizik terimi, Aristoteles (M.Ö. 384-322)’in “Varlığın nedenlerini ve temel ilkelerini” konu alan kitabına Metafizik (Fizikten sonra gelen) adı verildikten sonra ortaya çıkmıştır. Aristoteles, bu eserinde genel olarak varlığın kendisini, evrenin yapısını ve nihayet Tanrı ile ruh konusunu ele alır. Bu yüzden metafizik problemler üç başlık altında toplanabilir.

    1) Genel olarak varlıkla ilgili problemler
    Varlıkla ilgili problemler söz konusu olduğunda öncelikle araştırılan konu, gerçekten var olanın ne olduğu konusudur. Buna göre gerçekten var olan şey, materyalistlerin dediği gibi madde cinsinden bir varlık olabilir. Buna karşın idealist filozoflar ise insan zihninden bağımsız bir gerçekliğin var oluşunu kabul etmezler. Onlar, yalnızca ide ya da düşüncenin gerçekten var olduğu öne sürerler.

    2) Evrenin yapısı ve oluşumu ile ilgili problemler
    Bu problemlerle ilgili olarak üç bakış açısı ya da yaklaşımdan söz edilebilir. Bu yaklaşımlar mekanist, teleolojik ve teolojik evren görüşlerinden oluşur.

    Mekanist yaklaşım: Evrendeki her şeyi mekanik nedenlerle nedenselliğin bir sonucu olarak açıklar. Mekanizme göre evrenin bir amacı yoktur, burada her şey nedenlerin sonucu olarak ve zorunlulukla ortaya çıkar.
    Teleolojik Yaklaşım: Evrendeki her şeyin belirli bir plana göre ortaya çıktığını tüm varlıkların gerçekleştirecek bir amaçları bulunduğunu söyler. Bu bakış açısına göre, evrende bir düzen vardır ve bu düzen, bir düzen vericinin varlığını gerektirir. Nasıl ki gelişi güzel ortaya atılmış belirli sayıdaki çelik parçasından bir saat meydana gelmezse, tam tersine saatin doğuşu için o çelik parçacıklarına bir düzen kazandıracak saatçiye ya da akıllı insan varlığına gerek duyuluyorsa, evrendeki düzenin nedeni olan düzen verici varlık olmalıdır. Evreni bir amaca göre düzenleyen bu varlık da Tanrı’dır.
    Teolojik Yaklaşım: Evrenin kendisinin ve evrendeki varlıkların mümkün varlıklar olduğunu yani onların var olmaları kadar var olmamalarının da olanaklı olduğunu söyleyen görüştür. Bu mümkün varlıkların ancak, varlığı zorunlu olan yani var olmaması düşünülemeyen Tanrı yoluyla açıklanabileceğini savunur.

    3) Tanrı ve ruhun varlığıyla ilgili problemler
    Metafiziğin kapsamı içine yukarıdaki Tanrı problemine ek olarak bir de ruhun varlığıyla ilgili problemler girer. Bu problemler “ruhun doğası, ruhun bedenle olan ilişkisi ve ruhun bedenin ruhun yok oluşundan sonraki yazgısı” ile ilgili problemlerdir.
    Bu problemleri konu alan, çok sayıda farklı görüşe, farklı çağlardan, çok sayıda örnek getirilebilir. Yani metafiziğin kapsamı içine giren konular, insanı yakından ilgilendiren konular olduğu için felsefe tarihinde çok sayıda metafizik görüşe rastlanabilir.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş