FELSEFENİN KONUSU ALANI TANIMI:)

Konu 'Felsefe' bölümünde AyŞeGüL! tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. AyŞeGüL!

    AyŞeGüL! Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2008
    Mesajlar:
    1.194
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0

    A. FELSEFENİN KONUSU, ALANI, TANIMI

    1. Bilgi

    Bilgi, özne (süje, bilen) ile nesne (obje, bilinen) arasındaki ilişkilerden oluşan bir üründür. Bilgi düşünme, kavram oluşturma ve çıkarım yapma sonucu oluşur. Bilgilerin tümünü biz doğrudan edinemeyiz. Hayatımız boyunca elde ettiğimiz bütün bilgilerin ancak çok küçük bir kısmını doğrudan elde ederiz. Pek çok bilgi bize başka kaynaklardan verilir.

    Bilgi, çeşitli alanlarda ortaya çıkış biçimine göre türlere ayrılabilir.

    2. Bilgi Türleri

    a. Gündelik (empirik, amiyane) Bilgi :
    Tecrübeye (deneyime) dayalı, tek tek olaylarla ilgili sebep-sonuç ilişkisi kurularak el-de edilen bilgidir. Ancak bu bilgide akılla temellendirme yerine sezgiyle kavranan bir ilgi söz konusudur. Örneğin, havada koyu renkli bulutlar gördüğümüzde yağmur yağacağı kanaatine ulaşırız, ancak bunun akli temelini bilemeyiz.

    b. Dini Bilgi :
    İnanç aktıyla (bağıyla, edimiyle) kurulan bir bilgidir. Kişi için doğruluğundan (geçerli-liğinden) kuşku duyulmayan bilgidir. İnsana ve genel olarak varlığa ilişkin sorulara verilen inanca dayalı cevaplar önemlidir. İnsanlar bunları hakikat olarak kabul ederler. Örneğin, in-sanın bir kul olduğu fikri deneye değil inanca dayanır veya insanın cennet ya da cehenneme olan inancının deneysel bir temeli yoktur.

    c. Teknik Bilgi :
    İnsan hayatını kolaylaştıran, nesneleri araç ve gerece dönüştürmeyi (pratik faydayı) amaçlayan bilgidir. İki şekilde karşımıza çıkar; gündelik bilgiye dayanan teknik bilgi ve bilim-sel bilgiye dayanan teknik bilgi. Gündelik bilgiye dayanan teknik bilgi, akli bir sebep-sonuç ilişkisi kurulmadan nesnelerin pratik faydaya yönelik kullanılması anlamını taşır. Burada be-ceri önemlidir. Örneğin, tarihi oluşturan madenlerin kullanılması, suyun kaldırma kuvveti bi-linmeden deniz araçları yapılması bu tür bilgiyle ilgilidir. Bilime dayanan teknik bilgi ise bili-min verilerinden faydalanarak pratik faydaya yönelik araçları geliştirme ve oluşturma anla-mına gelir. Burada bilime dayalı bir sebep-sonuç ilişkisi kullanılır. Örneğin, fizik bilimindeki gelişmeler ışığında yapılan mikrodalga fırınlar, cep telefonları buna örnektir.

    d. Sanat Bilgisi :
    Sezgi ve hayal gücüne dayalı, duyguların ürün olarak ortaya çıktığı bilgi olarak tanım-lanır. Burada duygular, ürünler ve etkilenimler subjektiftir (özneldir). Örneğin Picasso'nun herhangi bir resmi doğru ya da yanlış olarak değil güzel ya da çirkin olarak nitelenir. Diğer taraftan Picasso da bu resmi tabiatın aynısı olarak yapmamıştır.

    e. Bilimsel Bilgi :
    Belli bir alandaki olgu ve olayların akla dayalı olarak, aralarındaki ilişkilerin araştırılıp bulunması sonucu elde edilen bilgidir. Anlama ve açıklama amacını taşır. Tutarlı, düzenli ve sistemli olma özelliğine sahiptir. Kendine has yöntemleri vardır. Bu genel özelliklerinin ya-nında bilim, konu metotları bakımından formel (ideal) bilimler, doğa bilimleri ve insan bilim-leri olarak üç grupta toplanabilir.

    * Formel (ideal) bilimler : Doğa olayları yerine zaman ve mekana bağlı olmayan kav-ramları inceleyen matematik ve mantık gibi bilimlerdir. Apriori (deney öncesi) yargılar sonu-cu oluşur. Bu nedenle, ortaya konan ürün de sadece düşüncede bulunur. Genel olarak kural koyuculuk özelliği vardır. Metot olarak tümdengelimi kullanır. Örneğin, matematikte kullanı-lan sayılar gerçeklikte gösterilemez, genel bir kural olan asal sayıların kendisinden ve 1 (bir)'den başka sayılara bölünememesi kuralı bütün asal sayılara uygulanır.

    * Doğa bilimleri : Doğa olaylarını konu edinen, bu sebeple de deney ve gözleme dayalı metotlarla sebep-sonuç ilişkisine ulaşan bilimlerdir. (Fizik, kimya, biyoloji gibi) Formel bilim-lerin aksine tümevarım metoduna ağırlık verir. Böylece de bazı doğa yasalarına ulaşma iddia-sını taşır. Örneğin, bir madde pek çok deneyde belli bir sıcaklıkta eriyorsa, maddenin belli sıcaklıkta eridiği şeklindeki genel yargıya ulaşılır ve bu yargı belli bir süre yasa olarak kulla-nılır.

    * İnsan bilimleri : İnsan ve onun etkinliklerinin araştırılmasını amaç edinen, bunun için de diğer bilimlerin metotlarının yanında anlama ve sezgiye ağırlık veren bilimlerdir. (Sosyo-loji, psikoloji, etnoloji, antropoloji, tarih gibi) İnsan bilimleri, konusu doğa olayları gibi sü-rekli tekrar eden ve böylece de genel yasalara ulaşılamayan olgu ve olaylar olmadığı için, ge-nel yasalara ulaşmaz. Bunu yerine, insan etkinliklerini anlama ön plana geçer. Bununla birlik-te belgelere ya da kendine has yöntemlere dayandığı için bilimsel bir bilgidir ve birtakım genellemelere ulaşır.

    [Not: Psikoloji her ne kadar doğa bilimleri gibi deney ve gözlem metotlarıyla sebep-sonuç ilişkileri kursa da, konusu olan olaylar hep aynı şekilde tekrar edici bir özelliğe sahip değildir, bu yüzden de genel yasalara ulaşmaz, sadece genellemeler yapar. Örneğin, fizikte E=m.c² formülü genel bir yasa kabul edilebilirken, öğrenme, duyum, algı gibi faaliyetlerde bu tür bir formül ortaya konulamaz, ancak sözgelimi öğrenmede nelerin etkili olabileceği tü-ründe genellemelere ulaşılır.]

    f. Felsefe Bilgisi :
    Felsefe bilgisi evreni, varlığı, değeri ve benzer insan etkinliklerini bir bütün halinde anlama, bilme ve tümel bir açıklamaya ulaşmağa çalışan bir etkinliğin ürünü olan bilgidir. Fel-sefi bilgi bir bilme, anlama merakından doğar. Diğer bir ifadeyle felsefe insanın soru sorma faaliyetinin meydana çıkmasıdır. Onu diğer bilgi türlerinden ve bilme etkinliklerinden ayıran da soru sorma tarzıdır. Bilimsel bilgiye ulaşmayı sağlayan sorular bir sebep-sonuç ilişkisini bulmak için sorulan "...nasıl ?" veya "...neden ?" türündendir. Felsefe ise konusu olan tümel bilgiye ulaşmak için varlık, evren ya da bir insan etkinliği hakkında mahiyetini araştırır tarz-da "...nedir ?" veya açıklama tarzında, bir sebebi açıklayabilmek amacıyla "...niçin ?" şeklinde sorular sorar. Örneğin anatomi, insanla ilgili olarak, onun nasıl olup da kendi başına çalışan bir varlık mekanizması olduğunu araştırır, felsefe ise insanla ilgili bu parçacı yaklaşım yeri-ne onu tümel olarak sorgular ve "insan nedir ?" veya "insan niçin bir değer yargısına göre davranmalıdır ?" türünden sorular sorar. Bu soruların yanında insanın "gerçeği bilmek müm-kün müdür ?", "Tanrı var mıdır ?", "evrensel bir ahlak yasası mümkün mü ?" türünden, ama aynı tümel açıklama merakının ürünü olan sorular da bir felsefe sorusudur.

    3. Felsefe Bilgisinin Özellikleri

    - Felsefi bilgi, eski bilgilerin birbirine eklenmesiyle büyüdüğü için birikimsel (yığılan, kümülatif) bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi, filozofların mantığa dayalı ve tutarlı düşüncelerinin bir ürünü olarak sistemli ve düzenlidir.
    - Felsefi bilgi, genişleme ve zenginleşme özelliğine sahiptir, genellikle ilerleme özelli-ğine sahip değildir.
    - Felsefi bilgi, filozoflardan ve kültürlerden bağımsız değildir, bu sebeple de subjektif (öznel) bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi subjektif olduğu için de doğruluğu ya da yanlışlığı gözlenebilir olgulara bağlı olarak test edilemez.
    - Felsefi bilgi, varlık ve bilgiyi bir bütün olarak ele aldığı için bütünleştiricidir.
    - Felsefi bilgi, var olan bilgiler üzerine tekrar dönüp eleştirel bir tarzda ele aldığı i-çin refleksif bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi, varlığı, hayatı, insanı bir bütün olarak açıklama amacını taşıdığından dolayı evrenseldir.
    - Felsefi bilginin, konusu itibariyle bir teknolojisi yoktur.




    B. FELSEFENİN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ

    1. Felsefenin Bilim, Din ve Sanatla İlişkisi

    a. Bilim ve Felsefe :
    Felsefe ve bilim var olduklarından bu yana hep içiçe yaşamışlardır. Felsefe, bilimsel araştırmalar doğrultusunda zenginleşerek yeni sorunlarla uğraşmıştır. Bilim ise felsefi gö-rüşlerle bir amaç ve yön kazanmıştır. Ayrıca, felsefenin eleştirisiyle ve sınıflandırmasıyla disiplinler arası bağ kurar. Bununla beraber, ikisi arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri de bilmek gerekir.

    * Her ikisi de;
    - anlama ve bilme merakından doğmuşlardır,
    - mantığa ve akla dayanırlar, sistemli ve düzenlidirler,
    - doğru olma iddiasındadırlar,
    - eleştirel bir tutum ortaya koyarlar,
    - evrenseldirler.

    * Farklılıklar;
    - Bilim test edilebilir, gözlenebilir tek tek olgu ve olayları ele alır, felsefe ise genel olgularla uğraşır.
    - Bilimde ölçme olduğu için bir teknoloji kurulabilir, ancak felsefenin teknolojisi yok-tur.
    - Bilimin sonuçları belli bir kesinlik ifade edebilir, felsefenin ise kesinliği yoktur.
    - Bilimde genellikle objektiflik (nesnellik) söz konusudur, felsefede ise subjektiflik (öznellik).
    - Bilim sebep-sonuç ilişkisiyle uğraşır ve "nasıl ?" sorusunu sorar, felsefe ise konusu olan şeylerin ne olduklarını (mahiyetlerini) ve anlamlarını inceler.
    - Bilim dış olaylara yönelirken, felsefe olaylarda içe (zihne) yönelir.
    - Bilimler parçacı bir yaklaşıma sahiptir (özelleştiricidir), felsefe ise bütünleştirici-dir.
    - Bilimsel bilgi genel-geçer bir bilgidir, felsefi bilgi ise genel-geçer değildir.

    b. Din ve Felsefe :
    İlk felsefi düşünceler din kökenlidir. Belki de bu sebepledir ki konuları itibariyle pek çok benzerlikler gösterirler. Felsefe tarihi boyunca adı geçen filozofların büyük bir kısmı da ilahiyatçıdır. Ancak felsefe, konularını akla dayalı temellendirmeğe çalışırken dinin te-mellendirmesi inanca dayanır. Bunun yanında, felsefe insan davranışlarına doğrudan kurallar koymazken dinin böyle bir işlevi vardır.

    c. Sanat ve Felsefe :
    Hem sanat hem de felsefe insana özgü şekliyle hayatı ve varlığı ele alır. Ancak felse-fe, burada hakikate ulaşmak isterken, sanatın ulaşmak istediği amaç "güzel"dir. Ayrıca, sa-natçı bir kerede meydana getirdiği nesnelerle uğraşır, felsefe ise kavramlarla ve mantık il-keleriyle. Tarih boyunca felsefi düşünüşler empresyonizm,ekspresyonizm, sürrealizm gibi sanat akımlarının oluşmasına yol açmışlardır. Diğer taraftan felsefe de bir konu olarak sa-natı ele alarak incelemiş ve genel olarak "güzel" kavramı üzerinde tartışmıştır.


    2. Felsefenin Gereği

    a. Geçmişten Geleceğe Felsefenin İşlevi :
    İnsanoğlu, düşünen tek varlıktır. Bu itibarla, felsefenin tarihi bugün çok daha eskile-re uzanır. Felsefeyi, felsefe tarihçilerinin Eski Yunan'dan başlatmalarının sebebi ilk siste-matik felsefi düşüncenin bu dönemde ortaya çıkmış olmasıdır. İlk sistematik felsefenin baş-langıcından bu yana felsefenin konuları varlık, evren, insan, bilgi gibi temel sorunlar olmuş-tur. Ancak felsefe, bilim gibi sadece herhangi bir olayla ilgili bilgi üretmekle kalmamıştır. Denilebilir ki felsefe, bilgi üzerine bir bilgidir. Yani, sadece bilgi ortaya koymakla kalmayıp, 'bilgi'nin kendisini de kritiğe tabi tutmuştur. Bu şekliyle de felsefe, bir tür eleştiri (tenkit, kritik) tarzıdır da. Ancak bu eleştiri, gündelik şekliyle tek tek durumlara yapılan bir eleştiri değil, olgular ve kavramlar üzerinedir.

    Peki, bu konular aynı mı kalmıştır ? Diğer bir ifadeyle felsefe gelişmemiş midir ? Hep, bir laf kalabalığı mı yapılmıştır ? Tarih boyunca insanın akli etkinlikleri çok çeşitli şe-killerde ortaya çıkmıştır. Aynı konu hakkında her birimiz (çok sıradan dahi olsalar) aynı fik-re sahip değilizdir. Felsefi yaklaşımların bu kadar fazla olmasının temel sebebi de buradan kaynaklanır. Ayrıca, insan etkinlikleri ve ürünleri açısından bakıldığında, bilgi hiç bir konuda yerinde durmamış, hep artmıştır. Böylece de felsefenin uğraştığı kavramlar genişlemiş, yeni durumlarla ilgili tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu durumu dinlerle de karşılaştırabiliriz. En eski dinlerle bugünküler arasında konu itibariyle pek fark olmamasının sebebi de bazı temel tartışmaların ve olguların hala gündemde olmasıdır.

    Felsefe, bu şekilde düşünüldüğünde bitmemiş ve sonu gelmez bir insan etkinliği ola-rak, değişik şekillerde ve görüşlerde var olacaktır. Bütün dinler gibi felsefe de Sokrates'ten Yunus Emre'ye dek uzanan ve çağımıza ulaşan "kendini bil" geleneğini sürdü-recektir.

    b. Metafizik ve Felsefe :

    İnsan zihni sadece rasyonel (akılcı) olgu ve kavramlarla uğraşmaz. Aklı aştığı düşünü-len, cevabının akılla bulunması mümkün görünmeyen konular da insan için sorun oluşturur. Böyle sorunlarla uğraşan bir insan etkinliği olarak metafizik, felsefenin her zaman içinde yer almıştır. Kelime olarak "fizik (doğa) ötesi" anlamına gelir. Bu anlamıyla metafizik varlık, ruh gibi bazı özlerle (cevher, substans) uğraşır. Bilimle veya akılla açıklanamayan olay ve ol-gular var oldukça metafiziğe ihtiyaç duyulacak ve metafizik var olacaktır. Ancak unutulma-malıdır ki, günlük hayat içerisinde anılan ruh çağırma, astroloji gibi etkinlikler birer metafi-zik etkinlik değildirler. Metafizik "varlık nedir ?", "ruh ölümsüz müdür ?", "evrenin bir amacı var mıdır ?" gibi genel olgular üzerinde duran bir bilgi dalıdır. Metafiziği belli başlı üç şekil-de anmak mümkündür:

    1. Alanlarla ilgili metafizikler : Kant'a göre a) Rasyonel kozmoloji (evrenbilim), evre-nin varlığı ve varlık amacıyla, b) Rasyonel teoloji (ilahiyat), tanrının varlığıyla, c) rasyonel psikoloji ruhun varlığı ve ölmezliğiyle uğraşır ve bunları ispata çalışır. Bu üç alanda insan çelişkiye (antinomi) düşer. Çünkü bunlar hakkında ortaya konan fikirlerde lehte ve aleyhte ko-nuşmak her zaman mümkündür, her zaman aksi bir görüş ortaya atılabilir.

    2. Sistem felsefelerine ait metafizikler : Bunlar da rasyonalist (akılcı), konstrüktif (inşacı) ve spekülatif (kurgucu) olarak ayrılabilir. Descartes'in düalist (ikici) metafiziği, Hegel'in mutlak Geist (ruh) metafiziği, Marx'ın tarihsel materyalizmi (maddecilik) savunan metafiziği buna örnektir.

    3. Problem metafiziği : Yine Kant'a göre her alanda (bilim, sanat, ahlak gibi) bir çok problemle (çözülmekte güçlük çekilen veya çözülemeyen soruyla) karşılaşılır. Bu problemler de, tarih
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş