Fen Bilgisi Ders Notları [Konu Anlatımı+ Ders Notu]

Konu 'Fen Bilgisi Ders Notları' bölümünde Moderatör Taner tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    crazy_gençlik ve PsK bunu beğendi.
  2. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    BESİN MADDELERİ

    a) Asıl Enerji Kaynağımız (Karbonhidratlar)
    Enerji ihtiyacımızı ilk hangi organik maddelerden sağladığımızı biliyor musunuz? Canlılar hayatlarını sürdürmek hayati fonksiyonlarını yerine getirmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji ihtiyaçlarını da ilk olarakkarbonhidratlardan elde ederler .Karbonhidratlar acaba hangi besin kaynaklarında bulunurlar. Şimdi karbonhidratları genel hatlarıyla inceleyelim
    Nişasta Ve Şeker Karbonhidrattır

    Karbonhidratlar, nişastaları ve şekerleri içerir.(Meyvelerde bulunan meyve şekerleri de karbonhidrattır.)
    Karbonhidrat Molekülleri üç çeşit atom-dan oluşur. Karbon(C ) Hidrojen(H ) ve Oksijen(O) .
    Bir karbonhidrat molekülünde karbon veya oksijen atomlarından iki kat daha fazla
    hidrojen atomu bulunur.
    Glikoz Basit Bir Şekerdir: Karbonhidratların en basit şekerleri basit şekerler yada moosakkaritlerdir. Glikoz basit bir şekerdir. Molekül altı karbon , oniki hidrojen ve altı oksijen atomu içerir. Bunu göstermek için, molekül formülü C6H12O6 şeklinde yazılır. Karbonhidratlar ilk enerji için gereklidir. Vücutta 1 gram karbonhidrat 17kj (kilojul) enerji açığa çıkarır. Ayrıca hücrenin ve kalıtsal materyallerin yapı taşını oluşturur
    b) Canlıların Yapı Taşı (Proteinler)
    Proteinler Uzun Amino Asit Zincirlerdir: Proteinler karbonhidratlarda olmayan farklı çeşitlerde atomlara sahiptir. Proteinler
    karbon, hidrojen, ve oksijenin yanı sıra nitrojen(N) az miktarda kükürt(S) içerir. Polisakkaritlerde olduğu gibi,
    proteinler de küçük moleküllerin sıralandığı zincirlerden oluşur. Bu küçük moleküller amino asitlerdir. Yaklaşık yirmi
    ayrı amino asit çeşidi vardır. Bu yirmiden herhangi biri herhangi bir ırada birleşerek protein molekülünü oluşturur.

    Her protein molekülü belli bir düzendeki amino asitler ile oluşturulur. En ufak bir diziliş farkı bile farklı bir protein oluşturur. Dolayısıyla milyonlarca farklı protein yapılabilir .Bazı proteinler (kandaki kırmızı madde olan hemoglobinin gibi ) çözünebilir.
    Her protein molekülü belli bir düzendeki amino asitler ile oluşturulur. En ufak bir diziliş farkı bile farklı bir protein oluşturur. Dolayısıyla milyonlarca farklı protein yapılabilir .Bazı proteinler (kandaki kırmızı madde olan hemoglobinin gibi ) çözünebilir.
    Proteinler Büyüme İçin Kullanılır
    Karbonhidratların aksine, proteinler her zaman için enerji üretmekte kullanılamazlar. Yediğimiz
    yemeklerin içindeki proteinlerin çoğu yeni hücreler yapmak için kullanılır. Yeni hücreler büyümek
    ve vücutta zarar görmüş yerleri onarmak için gereklidir. Özelikle hücre zarında ve sitoplâzmada çok
    miktarda protein vardır. Proteinler aynı zamanda antikor üretmek için gereklidir. Antikorlar,
    vücut içinde bakteri virüslere karşı savaşır. Enzimlerde protein yapıdadır.
    c) Vücudumuzun Isı Yalıtımı (Yağlar)
    Yağlarda karbonhidratlar gibi üç çeşit atomdan oluşur . Oksijen , karbon ve hidrojen. Bir yağ molekülü dört
    ayrı molekülün bir araya gelmesinden oluşur. Bu molekülerden biri gliseroldür. Gliserole bağlı olarak yağ asitleri denilen, üç uzun
    molekül vardır.Yağlar suda
    çö çözünmez.
    Hayvanlar Enerjiyi Yağ İçin Depolar

    Karbonhidratlar gibi, hücra içindeki yağlar enerjiyi açığa çıkarma da kullanılabilirler. Bir gram yağ yaklaşık 39kj enerji
    verir. Bu bir gram karbonhidratın çıkardığı enerjini iki katından daha fazladır Yine de , yağdan enerji çıkarma için gerekenkimyasal tepkiler oldukça uzun ve karmaşıktır. Bu şu anlama gelir, bir hücre enerjiye ihtiyaç duyduğu zaman önce k
    arbonhidrat kullanmaya eğilimlidir ve ancak tüm mevcut karbonhidratla kullanıldıktan sonra yağları kullanır. İçerdikleri fazla
    enerji , depolama için yağları çok elverişli hale getirir. Bazı hücreler özellikle cilt altındakiler, büyük damlalar Halide yağ ile
    dolun hale gelir. Bu depolara ihtiyaç olduğu zaman enerji açığa çıkarmak için kullanılabilir .
    Yağlar aynı zamanda sıcaklığı vücut içinde tutmaya yardım eder yani vücudu yalıtır.Bu balinalar gibi çok soğuk yerlerde
    yaşayan hayvanlar vücut ısısını korumak için derileri altında kalın yağ katmanlarına sahiptir.Karbonhidrat aramaya ne dersiniz
    ASİTLER, BAZLAR VE TUZLARÇevremizdeki pek çok maddeyi ortak kimyasal özelliklerine göre gruplandırabiliriz. Asitler, bazlar ve tuzlar bu gruplardan üçünü oluşturur.Asitler Asit kelimesi latincede “ekşi” anl***** gelen bir kelimedir. Yani ekşi tat veren maddeler asit özelliğine sahiptir. Örneğin limon, erik ve elmanın yapısında asit bulunur. Sulu çözeltilerinde hidrojen (H+) iyonu bulunan maddelere asit denir HCl H+ + Cl–HNO3 H+ + NO–3H2SO4 2 H+ + SO4–2Asit çözeltilerini başka sıvılardan ayırt etmek için turnusol kâğıdı kullanılır. Asitler, mavi turnusol kâğıdını kırmızıya çevirir.Bir maddeyi başa maddeden ayırt etmeye yarayan maddelere ayıraç ya da indikatör denir. *Asitler suda çözündüklerinden dolayı iyonlarına ayrışırlar.İçinde iyon barındıran sıvı elektrik akımını iletir. Elektrik akımını ileten sıvılara elektrolit denir.*Asitler metallerle tepkimeye girerek hidrojen gazı (H2) açığa çıkarırlar. Asitler metallere aşındırıcı etki yaparlar. Bu özelliğinden dolayı asitler metal kaplar içerisinde değil, cam ya da plâstik kaplarda saklanır. *Asitler bazlarla tepkimeye girerek tuz ve su oluştururlar.Bu olaya nötürleşme tepkimesi denir. Nötürleşme tepkimesi ekzotermik bir olaydır.Asit + Baz Tuz + Su + Isı Zayıf asitlerin sadece bir kısmı suda iyonlarına ayrışır. Kuvvetli asitler çok tahriş edici ve yakıcıdır.Tahta, kağıt, kumaş, et gibi birçok maddeyi kısa sürede parçalayabilir. Günlük Yaşamda Asitler Sirke, seyreltik bir asetik asit çözeltisidir.Araba akülerinde sülfirik asit kullanılır.Nitrik asit, boya ve gübre yapımında kullanılır.Temizlikte kullanılan tuz ruhu seyreltik hidroklorik asit çözeltisidir.Midemiz de seyreltik hidroklorik asit salgılayarak besinleri parçalar. Bu salgının fazlalaşması midede ülsere sebep olur.Bazı maddelerin yapısında hidrojen bulunmadığı hâlde, hidrojen iyonu (H+) oluşumuna sebep oldukları için sulu çözeltileri asit özelliği gösterir. CO2 ve SO2 suda asit özelliği gösteren maddelerdir.Havadaki karbon dioksit ve kükürt dioksit gazları da yağmur damlalarında çözündüklerinde asit olarak yere düşer. Asit yağmurları bu şekilde oluşur Bazlar Bazlar da, asitler gibi tehlikeli maddelerdir.Bazların genel tanımı şu şekildedir: Sulu çözeltilerinde hidroksit (OH–) iyonu bulunduran maddelere baz denir. Bazı bazların sulu çözeltilerinde iyonlarına ayrışması yukarıdaki gibidir. Fakat amonyak (NH3) hidroksit iyonu bulundurmamasına rağmen bazik özellik gösterir. Çünkü sulu çözeltisinde OH– iyonları oluşumuna sebep olur. NH3 + H2O NH4 + OH– *Bazlar ele kayganlık hissi verir. Kuvvetli bazlar yakıcı ve tahriş edici özelliktedir. Bazlar acı tattadır.Fakat bazı çeşit bazlar zehirlidir. Bu yüzden tadına bakmamak gerekir.*Bazlar da, asitler gibi turnusol kâğıdı ile ayırt edilebilir. (Turnusol maddesi likenden elde edilir.)Bazlar kırmızı turnusol kâğıdını maviye dönüştürür.*Bundan başka bazlar fenolftalein çözeltisi yardımıyla da ayırt edilebilir. Baz içine fenolftalein çözeltisi damlatıldığında, baz pembe renk alır.Fenolftalein asit içine konulduğunda asitin rengini değiştirmez.Bazlar da asitler gibi suda iyonlarına ayrıştıkları için elektrik akımını iletir.NaOH ve KOH kuvvetli bazlardır. Kuvvetli bazlar metallere ve dokulara tahriş edici etki yapar.Amonyağın buharı göze, burna ve solunum yoluna zarar verir. Bazların Kullanım Alanları Sodyum hidroksit (NaOH) sabun yapımında kullanılır.Bu yüzden sabun ağzımıza ve gözümüze değdiğinde acı verir.Diş macunu ve şampuanlarda da baz olduğu için acı tat verir.Amonyaklı sıvı maddeler, yağ ve kireç sökücü olarak ev temizleyicilerinde kullanılır.Yemek sodası olarak bilinen kabartma tozu, bir çeşit baz olan sodyum bikarbonat içerir.Kireç suyu bir çeşit bazdır.Potasyum hidroksit, KOH arap sabunu yapımında kullanılır.Bazlar ve asitler tepkimeye girerek tuz ve su oluşturur.Baz + Asit Tuz + Su

    *Sulu çözeltilerinde büyük oranda iyonlarına ayrışabilen asitlere kuvvetli asit denir.
    PsK bunu beğendi.
  3. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    crazy_gençlik ve PsK bunu beğendi.
  4. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    3.ÜNİTE:GENETİK
    HAZIRLIK ÇALIŞMALARI


    GENETİĞİN TARİHÇESİ
    Yirminci yüzyılın en önemli gelişmelerinden birisi, canlıların özelliklerinin nasıl meydana geldiği ve bu özelliklerin yavru döllere nasıl aktarıldığının aydınlatılması olmuştur.
    İşte bir bireyin fiziksel ve kimyasal özelliklerini nasıl kazandığını neden kendi türüne ait bireylere diğerlerinden daha çok benzediğini, bu özelliklerini yavru döllerine nasıl aktardığını, bu özelliklerin aktarışındaki kuralların, doğadaki biyolojik çeşitlen menin ve dolayısı ile bugün mevcut olan yaklaşık üç milyon türün nasıl meydana geldiğini inceleyen bilim dalı GENETİK tir.
    Genetiğin tarihsel gelişiminde diğer bilim dallarıyla paralellik göstermiş ancak Men****n buluşlarıyla yeni bir bilim dalı niteliği kazanmıştır.
    İnsanların genetikle ne zaman ilgilenmeye başladıklarını kesin bir şekilde saptamak mümkün değildir. Yalnız bir çok arkeolojik bulgu, hayvan ve bitkilerin
    binlerce yıl önce evcilleştirildiğini ve ıslah edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla ilk genetik çalışmalar bitki ve hayvan ıslahı ile başlamış daha sonra deneylerde sinekler,
    virüsler, bakteriler, mayalar, küf mantarları, bir hücreliler, solucanlar, fareler ve insanlar gibi organizmalardan yararlanılmıştır. Örneğin MÖ 8000 – 1000 yılları arasında at, deve, sığır ve köpek evcileştirilmiş, ayrıca MÖ 5000 yıllarında mısır, buğday, pirinç ve hurma gibi bitkiler kültüre alınmıştır.
    Bu gün genetik, biyolojinin en ilginç buluşlarıyla heyecan veren bir bilim dalı haline gelmiştir. Çünkü genetiğin esasını kavramak hayatın nasıl meydana geldiğini anlamak demektir. Bu nedenle genetik bilimi hücre biyolojisi, moleküler biyoloji, fizyoloji, evrim, çevrebilim, sistematik ve davranış bilimiyle yakından ilgilidir ve bu bilim dallarının ilgilendikleri birçok konu üst üste çakışmaktadır. Bu nedenle yukarıda belirtilen bilim dallarının genetikten yararlanmadan gerçek amaçlarına ulaşabilmeleri olanaksızdır.
    Genetik çok dinamik bir bilim dalıdır hatta bir öğrenci bu dersi okuduğu bir yarıyıl içerisinde bile birçok yeni buluş ve gelişmelere tanık olabilir. Bilimsel bilgiler her on yılda bir ikiye katlanmaktadır. Fakat genetikteki bu gelişme diğer bilim dallarından farklı olarak her beş yılda bir önceki bilgi birikiminin iki katına ulaşmaktadır.
    Günümüzde genetik çalışmaları şu dört temel üzerine gerçekleştirilmektedir:
    1- Genetik kalıtım materyalin oğul döllere naklediliş şeklini açıklamak.
    2- Mitoz ve mayoz bölünme sırasında kromozomlar üzerinde yapılan sitilojik çalışmalar.
    3- Moleküler ve biyokimyasal araştırmalar.
    4- Popülasyonların genetik yapılarının açıklanmasıdır.
    Genetik çalışmalar tıp ve tarım alanlarına da sokulmuştur. Bu amaçla bitki ve hayvan ıslahı ve
    dolayısıyla melezleşeler ile kalıtsal hastalıklara tedavisi ön plana çıkmıştır.
    Görüldüğü gibi bilimsel araştırmalar insanların mutluluğu için kullanılmaktadır. Farklı amaçlarla kullanıldığı takdirde diğer bir çok canlının soylarının tehlikeye sokulması yanında, insan kendi geleceğini ve soyunu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.

    A. HÜCRELERİMİZİ YÖNETEN MOLEKÜLÜN ADI NEDİR?

    Oturduğunuz yerin (il, ilçe, köy… vb.) yönetiminden kim sorumlu? Bu yöneticiler yönetimi nasıl sağlıyor? Bu soruları sınıf içerisinde tartışınız…
    Alınan cevaplardan da göreceğiniz gibi yöneticilerin belli başlı görevleri var. Örneğin bir belediye başkanı, ilçenin yol, su, elektrik… gibi sorunlarıyla ilgilenir. Eksik gördüğü yerlere emirler vererek o eksikliği kapatmaya çalışır.
    Aynı şekilde hücrelerimizde de bu tür yönetim merkezleri var mıdır? Hücreler kendi kedine mi reaksiyonları yürütür?
    Bildiğiniz gibi çekirdek, hücrenin yönetim merkezidir. Çekirdeği bir belediyeye benzetirsek; bu belediyenin başkanı nedir? Emirler hangi yönetici tarafından verilir? Bu yönetici sizce DNA olabilir mi? Evet bu gibi soruların cevabı DNA olacaktır. DNA nın yapısı hakkında yakın yıllara elektro mikroskoplarının keşfi ile beraber bilgi edinmiştir. Genetik mühendisleri bu alanda hızlı çalışmalar düzenlemekteler.

    1. Hücrelere Emir Veren Molekül Dna
    a) DNA Molekülünün Yapısı Nasıldır?
    Watson-CRİCK mo****ne göre DNA molekülü, bir eksen etrafında bir birine zıt yönde, sarmal olarak
    dönen iki zincirden oluşmuşur. Bu iki zincir, eksene dikey yönde dizilmiş bazlar arasında bulunan hidrojen bağlarıyla bir birine bağlanırlar. Bu bağlanma Adenin karşısında Timin, Guanin karısına Sitozin gelecek şekilde
    olmaktadır. Adenin – Timin arasında iki, Guanin – Sitozin arasında üç hidrojen bağı oluşmaktadır.


    b) DNA Kendini Nasıl Eşler?
    Buraya kadar DNA’nın yönetici görevleri üzerinde durduk. Ama DNA’nın üretici görevlerinin de olduğunu biliyoruz. Bütün canlılar büyümek, yıpranan dokularına onarmak ve üremek için yeni hücrelere ihtiyacı vardır. Bu hücrelerin nasıl üretildiğini biliyor musunuz?
    DNAnın kendini eşlemesi (replikasyonu) şu şekilde meydana gelir. DNA yı oluşturan nükleotidler arasındaki hidrojen bağları kopar. Bu şekilde bir birinden ayrılmış olan zincirler, her biri iki tamamlayıcı zincir sentezinde kalıp gibi rol oynarlar. Daha sonra kendini eşler. Bu olaya DNA replikasyonu da denir. DNA’nın hücredeki başlıca görevi genetik bilgiyi taşıyarak kalıtsal karakterlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
    2. Hücremizdeki Diğer Yönetici Molekül RNA
    DNA’ ya insanın kalıtsal karakterlerini taşıyan yapı demiştik. Önceki bilgilerimize göz atacak olursak, insana özgü proteinlerin olduğunu öğrenmiştik. Bu proteinlerin içindeki amino asitlerin rasgele sırlanmadığını da biliyoruz.
    DNA’nın çekirdekte bulunduğunu ve proteinlerinde sitoplazmada oluşacağını düşündüğümüzde; sizce proteinler ve DNA arasında görev yapan başka bir yönetici yok mudur?
    Proteinlerin sentezlenmesinde DNA dan alınan kodları taşıyan yapıya RNA diyoruz.


    RNA’ nın primer yapısı DNA ya benzer olarak nükleotidlerden meydana gelmiştir. RNA’ nın DNA dan farklı, RNA molekülündeki şekerin deoksiriboz yerine riboz olması ve bazlardan da timin yerine urasil bulunmasıdır. Ayrıca DNA molekülü çift zincirli olmasına karşın, RNA molekülü tek zincirlidir. Molekül ve ağırlıkları bakımıdan RNA üçe ayrılır:
    a) Ribozomal RNA (rRNA): Bu tip RNA protein sentezinin meydana geldiği ribozomların yapısında
    proteinlerle birleşmiş olarak bulunur.
    b) Mesajcı RNA (mRNA): DNA dan aldığı bilgileri belirli bir protein sentezi için ribozomlara taşıyan RNA molekülüdür.
    c) Transfer RNA (tRNA): tRNA’nın görevi, sitoplazmadaki amino asitleri bağlayıp, bunları protein sentezinin yapıldığı ribozomlara götürmek ve orada mRNA daki şifreye göre aminoasitleri sıralamaktır.
    B. EN AZ HERKES KADAR BENZERSİZ OLDUĞUNUN FARKINDAMISIN?
    Çevrenize hiç baktınız mı? Etrafınızda o kadar çok insan bulunuyor. Aile, akraba, arkadaş vs. Ayrıca yaşam alanınız olan; köyünüz, ilçeniz ve ilinizde de bir sürü insan bulunmakta. Televizyonda, internette ya da farklı iletişim araçları sayesinde birçok insan görüyorsunuz. Peki bunların hiç biri size neden tıpa tıp benzemediğini merak ettiniz mi hiç? Eşsiz olmanızın sebebi nedir? Bunun nedenini araştırdınız mı?

    1. DNA’nın Kişiliğini Oluşturduğunu Biliyor Musun?
    Yeryüzünde milyonlarca canlı bulunmaktadır. Bunların
    hepsi birbirinden farklıdır. Hepsinin yönetici molekülleri DNA ve RNA’dır. Aynı kimyasal yapıya sahiptirler. Böyle ise neden; güvercin kurbağaya, kedi
    köpeğe benzemiyor? Biz neden balıklar gibi su altında yüzemiyoruz? Hiç düşündünüz mü?
    DNA’nın yapısına bakıldığında; aynı çeşit nükleotid ve aynı çift sarmal yapı tüm canlılarda vardır. Farklılıklar neden kaynaklanıyor? İşte bu sorunun cevabı şu dur: Bitki ve hayvan hücrelerinde kullanılan; adenin, guanin, timin, stozinin sıralanışlarının ve sayılarının farklı olmasıdır. Ayrıca farklı hücrelerin kullanılma bu hücreler için kullanılan proteinin farklı olması da değişikliği sağlıyor.
    DNA insanlarda sadece %5’lik bir farklılık gösterir.%95’i aynıdır. Bu %5’lik değişiklik hiçbir insanın birbirine benzememesini sağlıyor.

    a) DNA-Gen-Kromozom
    DNA’da canlının belli özelliklerini üstlenen yapılar vardır. Bunlara gen adı verilir. DNA’da uzun zincirlerin farklı özelliklerini üstlenen birçok gen bulunur. Genlerin içerdiği bilgi yeni hücrenin oluşması için gerekli olan bilgiler bulunur.
    DNA ve özel proteinler çekirdekte de yer alır. Bunlara kromozom adı verilir. Kromozomlar çekirdekte dağınık halde bulunurlar. Bunlara mikroskopla bile baksan göremezsin. Ancak bölünme esnasında mikroskoptan baktığımızda kromozomların yapısını görebiliriz. Eğer kromozom görmek istiyorsak hücrenin bölünme zamanını beklemeliyiz. Son olarak size şu sıralamayı konuyu özetlemek açısından veriyoruz:

    Kromozom-------DNA-------gen--------protein--------hücre ve enzim-------canlı oluşumu…

    b) Kalıtım – Bana Özel Kalıtsal Özelliklerim Nasıl Oluştu?

    Halk arasında devamlı kullandığımız benzetmeler vardır.’’Bunların ailesi zaten zekidir’’, ‘’Dayısına çekmiş’’ gibi benzetmelerdir. Bunları daha da genişletebiliriz. Yeni doğan bir bebeği görür görmez birine benzetiriz. Hatta bunu destekleyen ata sözlerimizde vardır. Mesela ‘’Oğlan çocuğu dayıya, kız çocuğu halaya çeker.’’
    Ağabeyini, kardeşini ya da kendini dikkatlice incelediğinde aileden birine (anne – baba) benzediğinizi fark edersin. Bunun nedenini merak ettin mi hiç? İşte yaptığımız etkinlik bunu size açıklamakta. Aşağıdaki etkinliği inceleyin.
    : Nesillerin benzerlik ve farklılıklarının neler olduğunu; bunların diğer insanlara nasıl aktarıldığını inceleyen kalıtım bilimidir.
    Kalıtsal özellik: Nesilden nesile aktarılan özelliklere denir.

    c) Mendel Kalıtım İçin Neler Yaptı
    MENDEL'İN DENEYLERİ
    Mendel ilk deneylerini sadece bir karakter bakımdan fark gösteren bezelyelerle yapmıştır.daha sonra iki ve üç karakter bakımından fark gösteren bezelye çeşitleri ile de yapmıştır.Örneğin ,tohumları her zaman yuvarlak olan bezelyeden aldığı yozları tohumları her zaman buruşuk olan bezelyeye serperek tozlaştırdığında meydana gelen oğul döllerin ana-babadan birine benzediğini ve diğerine benzemediğini
    görmüştür.(Bu deneyi alta inceleyiniz.)
    G:YEŞİL Y:SARI Şekildeki çaprazlamalar incelendiğinde men****n kanunlarının geçerliliği sağlanmış olur
    Kalıtsal karakterlerin oğul döllere nasıl geçtiğini inceleyen bilim adamı Gregor Mendel ‘dir. Mendel 1822 -1884 yılları arasında yaşamış Avusturyalı bir papazdır.
    Bezelyelerle yaptığı çalışmalar sonucu,kalıtsal karakterlerin oğul döllere nasıl geçtiğini matematiksel olarak ortaya koymuştur.
    Mendel , deneylerinde bezelye bitkisini kullanarak istenilen sonuca ulaşmıştır. Bezelyeleri kullanmanın yararlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

    d) Sağlıklı Bireyler veya Akraba Evliliği

    Kalıtsal hastalıklar kromozomlar üzerinde bulunan genler tarafından taşınır. Bu genleri bulunduran bireylere taşıyıcı adı verilir. Bu taşıyıcı özelliği olan insanla normal bir insan evlendiğinde çocuklarında kalıtsal hastalık görünmez. Çünkü normal protein taşıyıcı proteinin eksikliğini tamamlar. Ancak taşıyıcı bir insan taşıyıcı bir insanla evlenirse çocuklarında bu kalıtsal hastalığın görülme riski yüksektir. Bu nedenle günümüzde akraba evliliğine karşı çıkılmakta hatta evlenmek için baş vurulduğunda sağlık raporu istenmektedir. Günümüzde insanlar bu konuda bilinçlendirilmekte ve akraba evlilikleri azalmaktadır.

    e) Babanın Cinsiyeti Belirlemedeki Önemini Biliyor musunuz?
    İnsanda 23 çift (46) kromozom bulunmaktadır. 23 çift kromozomun 22 çifti (44) vücut hücrelerinin özelliklerini belirler. Geriye kalan bir çift kromozom ise eşeyi ve eşeye bağlı özellikleri belirleyen kromozomlardır. Dişideki eşey kromozomlar aynı büyüklükte ve birbirine benzer olduğundan XX ile gösterilir.
    Erkeklerde ise, bir tanesi dişinin X kromozomuna benzer. Diğeri ise X kromozomundan daha küçüktür. Bu nedenle erkek eşey kromozomları XY ile gösterilir. Cinsiyeti belirleyen eşey kromozomlardır. Tüm eşey kromozomlar X olsaydı çocukların hepsi kız olurdu. Bir tek farklılık gösteren Y kromozomudur. Buda cinsiyeti belirlemektedir. Yani baba çocuğun erkek ya da kız olmasını belirlemektedir.

    f) Çevrenin Kalıtıma Yaptıkları Örnekler

    Modifikasyon: canlıların kalıtıma bağlı olmaksızın çevrenin etkisiyle ortaya çıkan özellikleri de vardır. Çevrenin etkileri ortadan kalktığında veya değiştiğinde canlıdaki değişikliğinde ortadan kalktığı görülür. Buna modifikasyon denir.

    Mutasyon: Fiziksel ve kimyasal etmenlerin etkisiyle DNA’ya parça eklenir ya da çıkarılır.meydana gelen bu değişikliğe denir.

    g)Canlıların Çeşitliliği
    Bulunmuş olduğumuz çevrede çeşitli bitki ve hayvan türleri vardır.( ÖR: Mantar, sardunya vs)
    Bu türleri birbirinden farklı özellikler gösterirler. Canlı çeşidi sayılamayacak kadar çok olduğundan
    Bunları tanıyabilmemiz için canlıları benzer ve farklı özelliklerine göre gruplandırmalıyız. Doğru bir sınıflama yapmak için canlıların gelişim evrelerindeki ve organların yapılarındaki benzerlikler ayrıca akrabalık dereceleri gibi temel özellikleri dikkate alınmalıdır. Sınıflandırmada kullanılan temel birim tür’dür.
    Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip, yalnızca kendi aralarında üreyebilen ve verimli döller verebilen bireylerin oluşturduğu topluluğa tür denir.”NOT: Sadece kendi aralarında gen alışverişi gerçekleştiren türler zayıf türdür. İki zayıf tür arasında yapılan çaprazlama ile elde edilen tür ana babaya göre daha üstün özelliklere sahiptir. ÖR: et ve süt verimi yüksek dayanıksız ineklerle et ve süt verimi düşük fakat çevre koşullarına dayanıklı inekler arasında çiftleşme yaparak her iki karaktere sahip döller elde etmek mümkündür.”
    Canlıdaki benzerliklerin nedeni her iki atadan (dişi ve erkek birey) gelen genlerin kalıtımıdır. Her bir canlı diğer bireyden küçük de olsa farklılıklar gösterir.
    Aynı tür içinde çevrenin etkisiyle türde farlılık meydana gelir. Buna modifikasyon denir.
    Ör: kutup tilkisinin yazın tüylerinin alacalı toprak rengine dönüşmesi, kışın ise tekrar beyaz renk alması.

    Yeryüzünde canlı sayısı çok fazla olduğu için bilim adamları canlı çeşitliliğindeki kargaşayı ortadan kaldırabilmek için canlıları beş grupta toplamışlardır. Bu gruplar
    1- Moneralar (tek hücreliler)
    2- Protistalar
    3- Mantarlar
    4- Bitkiler
    5- Hayvanlar
    Örneğin çita hayvanlar aleminde kedigiller ailesine ait olan bir türdür.

    Türlerde değişim: Yeryüzündeki canlıların birbirinden farklı olmasının temelinde kromozom yapılarının farklı olması gelmektedir. Çok hücreli canlılar eşeyli üremeyle çoğaldıklarından homolog kromozomların mayoz bölünmede ayrılması ve krossing-over olayı canlıların aynı tür içinde dahi birbirlerinden farklı olmasını sağlamıştır.
    Mutasyonlar, DNA üzerinde meydana gelen değişikliklerdir. Kromozom yapısındaki değişim, kromozomdan parça kopması, parça eklenmesi ya da bir parçanın ters olarak bağlanmasıyla ortaya çıkabilir.
    Aynı tür içerisinde mutasyonlar sonucu kromozom sayısı da değişebilir. Mitoz veya mayoz bölünme sırasında kromozomlar düzenli ayrılmaz ise kromozom sayısı bakımından farklı hücreler oluşur.

    Gen mutasyonlarına
    Canlı türler yaşadıkları ortamlara göre de değişiklik göstermektedir. Çevre koşullarına uyum yaparak hayatta kalmaya çalıştıklarından dolayı farklı bölgelerde yaşayan aynı türe ait canlılar farklı olabilirler. Örneğin : kuzey kutbunda yaşayan tilkilerin kulak ve burunlarının küçük olması gibi.


    h) Türlerde Değişmeler Oldu mu?
    Canlılar var olduklarından beri doğal seleksiyon ve mutasyonlar sonucu birçok değişime uğramışlardır. Canlıların geçirdikleri bu değişime evrim denir. Bir canlının evrimi hiçbir zaman tamamlanmaz. İnsanların bazı bitki ve hayvan türlerini seçerek istedikleri özellikte bireyler elde etme yöntemine doğal seçilim (doğal seleksiyon ) denir.
    19.yy ortalarına kadar “tür sayısının sabitliği“ kabul edilmekteydi. Bu düşünce Lamarck ‘a kadar devam etti. Lamarck bir türün kullanılmayan organlarının küçüleceğini veya kaybolacağını, kullanılan organlarda ise gelişmelerin olduğunu zürafaların uzamasıyla açıklamıştır. Bu görüşe göre; ortam koşullarındaki değişmeler canlılarda kalıtsal değişmeler meydana getirir. Ancak bu teori doğru olsaydı iyi bir bisikletçinin oğlu da iyi bir bisikletçi olarak dünyaya gelirdi.
    Darvin ise canlılardaki değişmelerin mutasyonlarla meydana geldiğini ileri sürmüştür. Canlılar değişmeler sonucu elde ettiği karakterleri bir sonraki nesillere aktarmışlardır. Ancak bunlardan uyum sağlayanlar yaşamış sağlayamayanlar ise yok olmuştur. Darwin’e göre uzun boylu zürafa iyi beslenmiş ve yaş***** devam etmiş, kısa boylu olan ise beslenemediği için yok olmuştur.

    I) Kalıtım İle İlgili Yeni Bilgiler:

    Doğada çevre tahribatı ve hızlı nüfus artışına paralel olarak çok sayıda belirgin tahribatlar meydana gelmiştir. Hem bu tahribatların sebep olduğu kalıtsal bozuklukları yok etmek hem de üretimde verimi arttırmak için genetik yapının iyice incelenmesi ve moleküler seviyede değiştirilmesi çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmalar sayesinde elde edilen kalıtımla ilgili yeni bilgilerin 21.yüzyıla bir gelecek açtığı söylenebilir. Günümüzde biyologlar yönetici molekül DNA ile ilgili ayrıntılı çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Çalışmalar yapılan bu bilim dalına “moleküler biyoloji” denir. Moleküler biyolojinin elde ettiği bilgiler mühendislik bilgileriyle birleşince gen mühendisliği ( genetik mühendisliği) adında bir bilim dalı ortaya çıkmıştır. Temel amacı kalıtsal hastalıkların boyutlarının bilinmesi, tanı, tedavi ve korunma yolları bakımından tıp alanında yarar sağlamak. İnsanlar kendi gereksinimlerini karşılayabilmek için bitkiler ve hayvanlar üzerinde daha fazla ürün alabilmek için çeşitli deneyler yapmışlardır.
    <#document-fragment>







    i) Genetik Alanındaki Gelişmeler:

    Genetik çalışmaların temelinde DNA’yı oluşturan bazların yapısı, yerleri, sayısı, sırası ve dizilişinin genlerin yerleşimlerinin tespit edilmesi vardır. Genetik alanındaki çalışmalar genellikle tarımda, hayvanlar ve insanlar üzerinde denenmektedir. Bu tekniğin temelinde çekirdeksiz bir canlıdan alınan DNA parçasının başka bir organizma veya bakteriye yerleştirilmesi vardır. Böylece hem yeni gen kombinasyonları oluşur hem de bu canlılar tarafından oluşturulan mutasyona uğramış genlerdeki eksiklik ortadan kaldırılmış olur. Enzimlerin, nükleotidlerin, vitaminlerin üretilmelerinde maya bakterileri kullanılır. Bu asıl kullanım alanlarının yanında insülin hormonu, interferon büyüme hormonu ve sarılık aşısının üretiminde de rekombinant maya bakterilerinden faydalanırlar. Bu maddelerin sentezlenmesi için gerekli yabancı genler bakteri DNA’ları ile birleştirilerek genetik yapısı farklı yeni bakteriler elde edilir bu bakterilere rekombinant maya bakterileri denir. Bu teknoloji tarımda verimliliği artırmak, daha dayanıklı bitki türlerinin oluşturulmasında da kullanılır.
    Örnek: bir bakteri türünün proteinleri tırtıllar için zehir etkisi yapmaktadır. Bu proteini sentezleyen gen bakterilerden alınarak domates, tütün gibi bitkilerin DNA’sına aktarılırsa tırtıllara karşı çok daha dirençli yeni bitkiler elde edilebilir.


    j) Genetik kopyalama:
    Dolly nasıl dünyaya geldi?
    1- Anne koyundan alınan hücrelerin bölünmesi durduruldu. Bu olay sırasında hücrelere çok az besin maddesi verildi
    2- İkinci bir koyundan döllenmiş yumurta hücresi alındı. Dikkatli bir operasyonla çekirdek çıkarıldı. Hücrenin diğer fonksiyonları sağlıklı bir şekilde devam etti.
    3- Hücre çekirdeği ile çekirdeksiz hücre birleştirildi. Birleştirme ve çoğaltma elektrik akımı verilerek gerçekleştirildi.
    4- Hücre bölünmeye başladı. Bölünme birkaç gün sürdükten sonra minik embriyo üçüncü bir koyunun rahmine konuldu.
    5- Embriyo büyümeye ve gelişmeye devam etti. Hücre çekirdeği alınan ana koyunun kopyası gelişti ve dolly dünyaya geldi.


    k) Biyoteknoloji Uygulamaları Ve Yararları:
    Biyoteknoloji: canlıların sahip olduğu kalıtsal bilgileri bilimsel metot ve teknikler kullanılarak değiştirilmesi ve o canlılardan verimli ürünlerin oluşturulmasıdır.
    Biyoteknolojinin amacı: bir canlının sahip olduğu faydalı bir özelliği belirleyen genlerin daha basit canlılara aktarılmasıdır. Bu uygulamalarla gen aktarılan canlıya, isteğe uygun maddeler sentezlettirilmesi gerçekleşecektir. Biyoteknoloji birçok alanda kullanılmaktadır. Bunlar;


    Endüstri alanında kullanılması:
    Endüstride özellikle temizlik maddelerinin üretiminde biyolojik enzimler kullanılmaktadır. Bu enzimlerin mikroorganizmalar tarafından (biyoteknolojik yöntemler tarafından)üretilmesi çok ekonomiktir.




    Tıp alanındaki uygulamalar:
    Tıp teknolojinin kullanıldığı en geniş alanlardan biridir. Özellikle kanser ve organ nakillerinde önemlidir. İnsanlara nakledilmek üzere genetik olarak değiştirilmiş hayvan organlarının üretimi, üzerinde çalışılan konuların başındadır.
    Sağlık açısından biyoteknolojik yöntemle oluşturulan ürün insülindir. İnsülin daha önce hayvanlardan elde edilmekteydi. İnsan ve hayvanda insülinin kimyasal yapısının farklı olmasından dolayı çeşitli yan etkilere (alerji gibi) sebep olmaktaydı. Daha sonra genetik mühendisliği ile üretilen insülin, insandaki insülinin aynısı olduğu için sağlık açısından uygundur. Bu yöntemle daha ucuza yüksek miktarda üretim yapılabilmektedir.
    Biyolojik yöntemlerle üretilen ilk antibiyotik penisilindir. Biyoteknolojik uygulamalarla farklı canlıların kullanılmasından kaynaklanan alerjiler önlenmiştir.
    İnsanlarda kullanılması: Biyoteknolojik araştırmalar özellikle insanın genetik bilgisinin araştırılmasında kullanılmaktadır. Kalıtsal hastalıkların kökeni ve tedavisi açısından bu araştırmalar çok önemlidir. Bu yöntemle hastalıklara neden olan genlerin genomdan temizlenmesi mümkün olacaktır. Sağlıklı bir insandan alınan gen kullanılarak doğacak bebeğin herhangi bir genetik hastalığının olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Ayrıca bu yolla günümüzde suçluların teşhis edilmesinde DNA parmak izi testi kullanılır. Olay mahallinde suçluya ait bir materyal ( kıl, tükürük, kan vs. ) sayesinde suçlu bulunabilir.
    crazy_gençlik, pelinbanu ve PsK bunu beğendi.
  5. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    MİTOZ BOLÜNME



    Mitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır. Fakat hücrede bazı değişiklikler olur; hücre içeriği jel haline geçer, metabolizma durur, çekirdeğin hacmi hızla büyür. Kromatid iplikleri belirginleşir ve boyanmaya başlar. G2 evresinin tamamlanması, kromozomların türlere özgü şekil ve sayıyı kazanmasıyla mitoz bölünmeye geçilir. Işık mikroskobunda kromozomlar artık rahatlıkla görülebilir. Bu süre yaklaşık bir saat sürer. Bu evredeki hücreler küre şeklindedir ve etrafındaki cisimlere kuvvetle bağlanmamıştır. Mitoz bölünme; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evreye ayrılır.



    Profaz

    Başlangıcında çekirdek içinde ince uzun kromatid iplikleri halinde görünen kromozomlar, yavaş yavaş helozon şeklinde kıvrılarak kalınlaşmaya başlar ve görülebilir duruma geçer. kalınlaşma ve kısalma anafaza kadar devam edebilir. Bu arada eş kromozomlar birbirlerinden fark edilemeycek kadar sıkıca bağlıdırlar. Bu evrede birbirine sentromerlerle bağlanmış olarak duran kromozomların her birine kromatid denir. Sentrozomlar ayrılarak her biri bir kutba gitmeye başlar ve aralarında iğ iplikleri oluşur. Profazın sonuna doğru iğ iplikleri ile kromozomlar arasında bağlantı kurulurken, sentrozomlardan hücre zarına uzanan iğ iplikleri de oluşur ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur, kromozomlar sitoplazma içerisine dağılır.



    Metafaz

    Kromozomlar çok kere bir çember gibi, bazen de karışık olarak ekvatoral düzlem üzerinde dizilirler. Genellikle küçük kromozomlar merkezde, büyükler çevrededir. Diziliş türlere özgü bir özellik gösterir. Kromozomlar eşit olarak kutuplara çekileceğinden, ortada belirli bir denge kurulana kadar beklenilir.
    Profaz 30-60 dakika sürmesine karşılık, metefaz ancak 2-6 dakika sürer. her bir kromozomun sentromeri belirgin olarak ikiye bölünür ve kromatidler tam olarak birbirinden ayrılır.



    Anafaz

    Ekvatoral düzlemdeki kardeş kromozomlar kutuplara bu evrede taşınırlar. Kasılma özelliği olan sentrozomların iğ iplikleri sayesinde kromozomların yarısı bir kutba, diğer yarısı öbür kutba gider. Kromozomların kutuplara ulaşmasıyla bu evre sona erer.
    Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadığı için kromozomların taşınması sitoplazma hareketleriyle ve sitoplazma kökenli iğ ipliklerinin yardımıyla olur. Bu evre de yaklaşık olarak 3-15 dakika sürer.

    Telofaz

    Kromozomlar daha az boyanmaya başlar. Çekirdek zarı yavaş yavaş oluşur. Kromozomlar uzayıp incelmeye başlar. Bölünme açısından çekirdek dinlenmeye geçerken, hücre metabolizması aktif hale geçer.



    Bu evrenin oluşumu sürerken bir yandan da sitoplazma boğum yapmaya başlar. İğ ipliklerine dik olarak boğumlanan sitoplazmanın o bölgede jel hale geçerek iki oğul hücrenin stoplazmasını ayırdığını ileri süren görüşlerde vardır. Stoplazmanın boğumlanarak ayrılması sürecine sitokinez denir. Telofazın başlangıcından iki yeni hücrenin oluştuğu ana kadar geçen süre 30-60 dakikadır.vv
    betül_1996, pelinbanu, ayşemmm ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  6. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Dolaşım Sistemi
    *
    İnsanda Dolaşım Sistemi
    *
    Tüm canlı organizmaların yaşayabilmesi için beslenme-boşaltım, solunum yapması gereklidir. Gelişmiş yapılı, büyük vücutlu canlılarda besinlerin ve temiz havanın vücuda yayılmasını, hücrelerde oluşan artıkların boşaltım organlarına ulaştırılmasını sağlayan yapılara dolaşım sistemi denir.
    Dolaşım sistemi çiçekli bitkiler, eklem bacaklılar, yumuşakçalar, derisi dikenliler ve omurgalı canlılarda bulunur. Genel olarak tüm sistemlerle ilişkili olan dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kan dokusundan oluşur.
    İnsanlarda dolaşım sistemi;
    · Sindirilmiş besinleri, su ve mineralleri hücrelere taşıma,
    · Akciğerden alınan oksijeni hücrelere taşıma
    · İç salgı bezlerinin ürettiği hormonları hedef organlara iletme
    · Karaciğerin ürettiği ısıyı tüm vücuda yayma,
    · Hücrelerin ürettiği artık maddeleri böbreğe ve deriye taşıma,
    · Solunum sonucu oluşan karbondioksiti akciğerlere taşıma,
    · Bağışıklık elemanı olan akyuvar ve antikorları vücuda yayma görevlerini yaparlar.
    *
    I.******************* Dolaşım Sisteminin Yapısı
    Kapalı kan dolaşımına sahip olan insanda kalp, atar, toplar, kılcal damarlar ve kan sıvısı dolaşım sistemini oluşturur. Dolaşım sisteminin çalışması istemsiz olup, kalp ve kaslı damarların çalışma düzenini omurilik soğanı ayarlar.
    *
    A. Kalp
    Göğüs kafesi içerisinde ve 2 akciğer arasındaki boşlukta bulunur. Etrafını çeviren kemik kafes kalbi, çalışması esnasında korur. Yaklaşık yumruk büyüklüğünde olan bir kalp bir pompa gibi çalışarak kan sıvısının damarlar içerisinde hareketini sağlar.
    *
    1. Kalbin Yapısı
    Kalbin üzerinde kalın, esnek ve dayanıklı bir zar (Perikard) bulunur. Bu zar ile kalp arasında kaygan bir sıvı vardır. Bu sıvı kalbin daha rahat çalışmasını sağlar. Kalbin duvarları çizgili (kırmızılı) kaslardan yapılmıştır. Kalp kası ritmik ve hızlı kasılır. Kalbin çalışması esnasında üst bölgesi olan kulakçıklar emici, alt bölgesi olan karıncıklar pompalayıcı bir kuvvet oluşturur.
    *
    İnsanlarda kalp iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört gözlüdür. Kalbin sol bölümünde temiz kan, sağ bölümünde ise kirli kan bulunur.
    Kalp kaslarının beslenmesini koroner damarlar sağlar. Dört odacıklı olan kalbin üstteki 2 odacığına kulakçık denir. Kulakçıklar toplardamarlarla bağlantılıdır. Alttaki iki odacığına da karıncık denir. Karıncıklar atardamarlar ile bağlantılıdır. Kalpte kulakçıklar ile karıncıklar arasında tek yönlü açılan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar karıncıkların kasılması sırasında kanın geriye dönmesini önler.
    crazy_gençlik, pelinbanu ve PsK bunu beğendi.
  7. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    2.****** Kan Hücreleri
    ***** Kan sıvısında özel görevi olan üç çeşit hücre vardır.
    ·******** Alyuvarlar (Eritrositler) : Kırmızı kemik iliğinde üretilirler. Yaşlanmış alyuvarlar karaciğerde parçalanır. Çekirdekleri yoktur. Oksijen ve karbondioksit taşınmasında görevlidir. Yapısında oksijen taşıyan ve kana kırmızı rengini veren hemoglobin (Fe içerir) bulundurur. Kan gruplarının oluşmasını sağlayan özel proteinleri (Antijen) taşır.
    *
    ·******** Akyuvarlar (Lökositler) : Sarı kemik iliği, dalak ve lenf bezlerine üretilirler. Vücudu ******lara karşı korurlar ve antikor üretirler. Hastalık anında sayıları artar. Hareket ederek damar dışına çıkabilirler ve yıpranmış, ölü hücreleri yiyerek temizlerler. Çekirdekleri vardır.
    *
    ·******** Kan Pulcukları (Trombosit) : Kanın damar dışına çıkması halinde pıhtılaşmasını sağlarlar. (Fibrinojen proteini ile) Karaciğer tarafından üretilen Heparin maddesi ise kanın damar içinde pıhtılaşmasını engeller. Renksiz olup çekirdek taşımazlar. Çalışması için K vitaminleri gereklidir.
    *
    II.***************** Dolaşım Şekilleri
    *
    1.****** Küçük Kan Dolaşımı
    Bu dolaşım şeklinin amacı kirli kanı oksijen yönüyle zenginleştirmek yani kanı temizlemektir. İzlediği yol sağ karıncıkta başlayıp sol kulakçıkta biter.
    Sağ karıncıktaki kirli kan akciğer atar damarı ile akciğerlere götürülüp orada temizlenir. Temizlenen kanın akciğer toplar damarıyla kalbin sol kulakçığına getirilmesine küçük kan dolaşımı denir.
    ********************* Kirli****************************** kirli************* temiz************** ***********************temiz
    Sağ Karıncık* →* Akciğer atardamarı* →* Akciğer** →*** Akciğer Toplardamarı**** →* Sol kulakçık
    *
    2.****** Büyük Kan Dolaşımı
    *
    Bu dolaşımın amacı temizlenen kanı vücuda dağıtıp, kirli kanı kalbin sağ kulakçığına getirmektir.
    Sol karıncıktaki temiz kan aort atardamarıyla tüm vücuda gönderilir. Vücuttan toplanan kirli kan toplar damar ile kalbi sağ kulakçığına gelir.
    *
    temiz*************************** temiz********** * kirli************************* Karıncık*** →*** Aort atardamarı*** →*** Vücut* * →*** Toplardamar*
    **
    kirli
    →* Sağ kulakçık



    III.*************** Lenf Dolaşımı
    *
    Lenf kanalları, lenf bezleri ve lenf organlarından oluşur. Sindirim sonucu oluşan yağ asitleri ve gliserolü taşıyarak kan sıvısına aktarır. Çok sayıda akyuvar içerdiği için vücut savunmasında görevlidir. Lenf bezleri antikor üretir. Hastalarda lenf bezleri şişer. (Bademcik, dalak v.s.)

    crazy_gençlik ve pelinbanu bunu beğendi.
  8. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    İskelet, Kas ve Endokrin Sistemi
    *
    Canlılarda aktif hareketi sağlayan yapılar iskelet ve kas sistemleridir. Hareket sağlayıcı kaslar destekleyici iskeletle birleşerek canlının hareket sistemini oluşturur.
    *
    I.* İskelet Sistemi
    İnsana şekil veren, organlara desteklik sağlayan ve koruyan yapıya iskelet denir. İskelet sisteminin yapı birimleri kemiklerdir. İnsan vücudu 210 kemikten oluşmuştur. Kemikler, kan hücrelerinin üretilmesi, bazı minerallerin depolanması, vücuda dik şekil kazandırılması görevlerini yapar.
    *
    A. İnsan İskeletinin Bölümleri
    *
    1. Baş İskeleti
    * ********* Kemikler birbirine çok sıkı tutunmuşlardır ve aralarında oynamaz eklemler vardır. Baş kemikleri içerisindeki beyin ve beyinciği korur.
    2. Gövde İskeleti**
    *********** Omurga ve göğüs kafesinden oluşur.
    Omurga : Omur adı verilen düzensiz şekilli kemiklerden oluşur. İçinde şerit halinde omurilik siniri vardır. Bu sinirin bulunduğu kanala omurilik kanalı denir.* Omurga tüm kemikleri doğrudan ya da dolaylı olarak bağlandığı iskelet yapısıdır.
    Göğüs Kafesi : Sırt omurları, kaburgalar ve göğüs kemiğinden oluşur. Hareketli özellikteki bazı iç organların çalışmasını kolaylaştırır.* Akciğerler ve kalp burada korunur.
    3. Üyeler (kol ve bacaklar)
    *********** Kol ve bacaklar gövdeye kemik köprüler ile bağlanmıştır. Bu köprülerle aralarında tam oynar eklemler vardır.
    Omuz Kemeri : Kürek kemiği ve köprücük kemiğinden oluşur. Kol kemiklerini omurgaya bağlar.
    Kalça Kemeri : Kalça kemiği ve uyluk kemiğinden oluşur. Bacak kemiklerini gövdeye bağlar.
    *
    B. Kemiklerin Yapısı ve Çeşitleri*
    *
    1. Kısa Kemikler
    *
    Boyları kısa olan kübik yapılı kemiklerdir. Omurlar, el ve ayaklardaki bilek parmak kemikleri… bu gruba girer.
    *
    2. Yassı Kemikler
    *
    Kalınlıkları az, levha şeklindeki kemiklerdir. Kaburga, kürek kalça, yüz ve kafatası kemikleri… bu gruba girer.
    *
    3. Uzun* Kemikler
    *
    Boyları uzun silindirik kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunan kemiklerdir. (uyluk, kaval, pazı, önkol… kemikleri gibi).
    *
    4. Düzensiz Şekilli Kemikler
    *
    Uzun veya kısa belirli bir şekle sahip olmayan kemiklerdir. Omurgayı oluşturan omur kemikleri bu gruba girer.
    pelinbanu, ayşemmm ve PsK bunu beğendi.
  9. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    B. Hormon Üreten Organlar
    *
    Özel salgılar oluşturup, paketleyerek dışarıya salan organlara salgı bezi denir. Salgı bezleri içerdikleri çok sayıdaki golgi organelleri yardımıyla özel maddeler üretirler. Ürettikleri salgı maddelerinin özelliklerine ve salgılama yerine göre 3 çeşit salgı bezi vardır.
    *
    ·******** Dış salgı bezi : Ürettiği salgıyı (enzim, tükürük…) özel bir kanalla ilgili organa yollar.
    ·******** İç salgı bezi : Ürettiği salgıyı (hormon) doğrudan kana verir.
    ·******** Karma salgı bezi : 2 çeşit salgı maddesi (enzim ve hormon) üretip hem kana hem de ilgili organa ayrı ayrı yollar.
    *
    1. Hipofiz Bezi
    *
    Hipofiz bezi, beynin taban kısmında hipotalamusun altındaki kemik boşluğundadır. Fasulye büyüklüğünde, pembe renkli bir bezdir. Ön ve arka lob olmak üzere iki parçalı bir yapıya sahiptir.
    *
    ·******** İç salgı bezlerinin patronu olup, salgıladığı hormonlarla diğer bezlerin çalışmasını kontrol eder.
    ·******** Sinir sistemi ile hormonal sistem arasında ilişki kurar.
    ·******** Vücudun büyümesi ve gelişmesi tamamen bu bezin ürettiği büyüme hormonuyla sağlanır. Büyüme hormonu insanda fazla salgılanacak olursa devlik, az salgılanacak olursa cüceliğe sebep olur.
    ·******** Ayrıca ürettiği özel salgılar yardımıyla kan basıncını, su dengesini… ayarlar.
    *
    2. Tiroit Bezi
    ***********
    Boynun ön, üst kısmında gırtlağın hemen altında yer alır. Parçalı bir yapıya sahiptir. Tiroit bezi iki çeşit hormon üretir.
    *
    a.****** Tiroksin Hormonu : Vücut metabolizmasının hızını, büyümeyi ve gelişmeyi etkiler. İyot olmadan tiroksin hormonu sentezlenemez. Bu sebeple yiyeceklerde iyot bulunmasına dikkat edilmelidir.
    Not : Eğer vücuda yeterince iyot alınmazsa tiroit bezi aşırı şişerek tiroksin üretmeye çalışır. Sonuçta tiroit bezinin hacmi artmakta ve “guatr”* adı verilen rahatsızlığa sebep olmaktadır.
    *
    b.****** Kalsitonin Hormonu : Kandaki kalsiyum ve fosfat miktarını düzenler. Kalsiyum ve fosfat gibi baz minerallerin kemiklerin yapısında depolanmasıyla kemiklerin sertleşmesini sağlar.
    *
    3.****** Böbrek Üstü Bezi
    *
    Karın boşluğunun bel bölgesinde bir çift olarak bulunur. Böbrek üstü bezi, kabuk ve öz bölgesi olmak üzere yapı ve görev bakımından farklı iki kısımdan oluşur.
    *
    pelinbanu bunu beğendi.
  10. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    pelinbanu ve PsK bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş