Fıkra Ve Deneme Konu Anlatım

Konu 'Dil ve Anlatım 11. Sınıf' bölümünde MaMiLog tarafından paylaşıldı.

  1. MaMiLog

    MaMiLog Üye

    Katılım:
    2 Aralık 2011
    Mesajlar:
    399
    Beğenileri:
    200
    Ödül Puanları:
    43

    FIKRA


    Fıkra : Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya da yazılı hikâyelerdir.

    Bu özlü hikâyeler tek başına olabildiği gibi, sözün gelişine uygun her hangi bir yazı içinde de düşünceyi daha çekici hâlde ifade etmek amacıyla kullanılır.
    Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait her hangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan düz yazılara Fıkra denir. (K.GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s.239)
    Fıkraların başlıca özellikleri; hareketli, ilgi çekici olması, savunulan bir düşünceyi içine almasından başka bir devrin, bir insanın, belli bir zamanın ya da sınıfın özelliklerini, siyasî, sosyal vb. günlük her türlü olay ve sorunları canlandırmasıdır.
    Türk edebiyatında fıkra, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilk gazetelerle (İlk özel gazete 1860 yılında yayın hayatına giren “Tercüman-ı Ahvâl” dir.) birlikte görüldü. Başlangıçta sadece siyasî ve sosyal konular etrafında yazılan fıkralar, zaman içinde sınırlarını genişletmiş, bugün sanattan spora, ekonomiden siyasete kadar toplumun günlük bütün sorunlarını kuşatmıştır.


    Fıkralar:
    (1) Gazete fıkraları,
    (2) Küçük hikâye niteliğindeki nükteli ve güldürü fıkraları, olmak üzere iki türlüdür.
    (1) Gazete fıkraları:
    Genellikle, günlük gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan bu tür fıkralarda ortaya konan sorunlar kısa, yalın ve akıcı bir üslûpla anlatılır. Okuyucunun ilgisini sürekli olarak canlı tutabilmek için, fıkra yazarlarının konularında tekrarlara düşmemesi, kapsamlı bir kavrayış gücüne, derin bir kültür zenginliğine ve geçmişle günlük olayları kaynaştırabilme ustalığına sahip olması gerekir.
    Basit, bazen sözü edilmeyen bir mekân, anlamlı bir düşünce, karakteri canlandıracak kısa ve hareketli bir konuşma, dikkati çeken bir olay, fıkralar için yeterli malzemedir. Bugün için artık, gazete fıkra yazarlarının, istatistikî bilgilere de yer vererek, bilimsel bir yöntemle çalıştıklarını görüyoruz.


    Fıkra yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir:
    (1) Konu; okuyucunun duygu, düşünce ve zekâsını okşayan günlük olaylardan (= aktüaliteden) seçilmelidir.
    (2) Yazının plânı hazırlanmalıdır.
    (3) Gerekiyorsa, başkalarına ait deyişler saptanmalıdır.
    (4) Anlatımın açık, fakat ustalıklı olmasına dikkat edilmelidir.
    (5) Yazı, gereksiz yere uzatılmamalı; elden geldiğince kısa tutulmalıdır.
    (K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 240)
    (H.F. GÖZLER, Örnekleriyle Türkçe ve Edebiyat Bilgileri, s. 499)
    (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 546-549)


    Makale ile gazete fıkra yazıları arasındaki en önemli fark:
    Makale; daha uzun yazılır, kesin bir yargı ve kanıtlamaya gider. Buna karşılık, fıkra; kısa, etkili ve dokunaklı bir sonuca varmak amacını güder.
    Gazete ve dergilerin fıkra yazarları; günlük olayları, özel bir görüşle inceleyip eleştirerek ya ciddî ya da güldürücü bir dille, sohbet biçiminde okuyucularına düşüncelerini aktarırlar.


    Gazete ve dergi fıkralarında plân:
    Fıkrada da tıpkı makaledeki gibi,
    (a) Giriş : Davayı ortaya koyma,
    (b) Gelişme: Konuyu açma ve çeşitli örneklerle açıklama,
    (c) Sonuç : Olumlu ya da olumsuz bir sonuca bağlama bölümleri yer alır. Fıkra; kısa ve öz yazıldığından yargılamaya, ispatlamaya ve ayrıntılara girilmez.
    Kısa, özlü, içinde derin anlamlar taşıyan bir fıkra yazabilmek ve bunu zevkle okutabilmek için yazarın, konuyu iyi kavrayıp ilginç noktaları gösterebilmesi, gereksiz sözlere yer vermemesi, duygu ve düşüncelerini inandırıcı, etkileyici ve akıcı bir dille anlatabilmesi gerekmektedir.
    Moderatör Barış bunu beğendi.
  2. MaMiLog

    MaMiLog Üye

    Katılım:
    2 Aralık 2011
    Mesajlar:
    399
    Beğenileri:
    200
    Ödül Puanları:
    43
    Deneme

    Deneme



    Bir insanın herhangi bir konuda içini dökmek, paylaşmak amaçlı kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir.
    Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu yüzden de yazılması en zor olan türlerdendir. Belki de adı bu yüzden denemedir. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir üslup kullanırken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.
    Bu türün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir: “Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum” buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
    Deneme, Avrupa edebiyatında Fransız Montaigne ile başladı. Türk edebiyatında iseTanzimat sonrasında özellikle de Servet-i Fünûn döneminde karşımıza çıkar. Ancak asıl gelişmesini Cumhuriyet döneminde gerçekleştirir. Günümüzde deneme en sevilen türlerden biridir.
    Eskiden denemeye verilen “muhasebe” ismi, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. Çünkü denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel: konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle fıkra türünden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme iç dünyanın samimi itirafı gibidir.
    Denemeye özgü bir konu türü yoktur. Özgürce seçilen bir konuda, yazarın kendi kendiyle konuşma havası içinde yazdığı yazı türüdür. Yazının konusu yazarın o anda aklına geliveren bir konu görünümündedir. Öğretici ve düşünsel yanı da vardır.


    Denemenin belirleyici özellikleri nelerdir?
    . Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.
    . Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.
    . Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.
    Serbest düşüncenin ifade alanı ve nesrin bir türü olarak deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller getirip kanıtlama yoluna gerek duymadan ve kesin hükümler vermeden, tamamen kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü birkaç sayfayı geçmeyen kısa metinlere denir.


    Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında
    Ahmet Haşim‘in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928);
    Ahmet Rasim‘in Eşkâl-i Zaman (1918) ve pek çok yazısı;
    Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912);
    Refik Halit Karay‘ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944);
    Falih Rıfkı Atay‘ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
    Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır.
    Nurullah Ataç (1898-1957),
    Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973),
    Suut Kemal Yetkin (1903-1980),
    Mehmet Kaplan (1915-1986),
    Nurettin Topçu (1909-1975),
    Salah Birsel (1919 ),
    Vedat Günyol (1912 ),
    Enis Batur (1952 ),
    Cemil Meriç (19171987),
    Mehmet Salihoğlu (1922 ),
    Uğur Kökden (1934 ),
    Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
    Moderatör Barış bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş