fırat yayıncılık 171 172 173 174 175 176

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde reptoprecai tarafından paylaşıldı.

  1. reptoprecai

    reptoprecai Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2011
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    fırat yayıncılık 171 172 173 174 175 176 cevapları
  2. i.b.b

    i.b.b Üye

    Katılım:
    26 Şubat 2013
    Mesajlar:
    69
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    171= 1:d şıkkı işallah işine yaramıştır
    2=b şıkkı, 3=e şıkkı
    4=boşluklar sırasıyla: bektaşi,,,, tarikat, adab erkanını,,,nutuk
    5=y d y y



    10.Sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa 176-177-178-179-180-181-182-183

    Sayfa 176

    Tahir ile Zühre

    Karakterler:
    Padişah: Aslında iyi karakterli birisi olmasına rağmen karısı büyü yaptırdıktan sonra aşıkları ayırır.
    Padişahın karısı: Kibirli, gözü yükseklerde olan, kötü kalpli birisidir. Tahir ile Zühre'yi zorla ayırmaya çalışır.
    Tahir: Vezirin oğludur. Zühre'ye **** gibi âşık olmuştur. Aşkı uğruna türlü çilelere katlanmıştır. Âşıklığı diline de vurmuş, güzel türküler söylemiştir. Sonunda aşkından ölmüştür.
    Zühre: Padişahın kızıdır. Tahir'i çok sevmekte, onun uğruna her türlü çileye katlanmaktadır. Tahir'le evlenmek için elinden geleni yapmaktadır. O da aşkından ölmüştür.
    Arap köle: Saraydaki bir köledir. Zühre'ye âşık olmuştur. Tahir ile Zühre'yi ayırmak için elinden geleni yapmış, padişahın karısına sürekli yardım etmiştir. Zühre aşkından ölünce o da kendini bıçaklayarak öldürmüştür.

    Dadı: Tahir ile Zühre'yi buluşturmak için yardım etmiştir. İyi kalpli bir insandır.
    Derviş: Olacakları önceden tahmin eden, Tahir'e -sıkıştıkça- yardım eden bir ermiştir.
    Sihirbaz cadı: Padişahın karısına yardım eden bir sihirbaz. Kötü birisidir.

    Olay örgüsü:
    Giriş: Vezirle padişahın dervişle görüşmesi ve çocuklarının olması.
    Gelişme: Tahir ile Zühre'nin birbirlerine âşık olmaları, padişahın karısının ve arap kölenin onları ayırmaya çalışmaları, bu çerçevede aşıkların başlarından geçen olaylar.
    Sonuç: Tahir ile Zühre'nin aşkları uğruna ölmeleri.

    2-)Karakter çözümleme tablosu
    karakter nasıl bir insandır?
    Tahir= Aşkı sevdiği için ölmeyi dahi göze alan biridir.
    Zühre= Aşkı sevdiği için ölmeyi dahi göze alan biridir.
    Anne-baba= hırslarına yenilip kızlarını dinlemeyen zalim insanlardır.
    Kara diken= Aşkı için kötülük yapmayan zalim bir insandır.

    Karakter durağan mıdır dinamik midir?
    Tahir= Olaylara en fazla yön veren karakterdir hikâyenin en dinamik karakteridir.
    Zühre= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.
    Anne-baba= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.
    Kara diken= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.

    Hikâyenin hangi kısmı sizin karakter hakkında böyle düşünmenize neden oldu?
    Tahir= Hikâyede birçok olayın Tahir’in başından geçmesi veya olayların yönünü değiştirmesi.
    Zühre= Tahir’le buluştuğu bölümler babasının tahirden kaçırdığı ona kötülük yaptığı bölümler.
    Anne-baba= Büyü yaptırdığı ve âşıkları birbirinden ayırdığı bölümler.
    Kara diken= Tahir ile Zühre’nin aşkını ve buluştukları haber verdiği bölümler.

    Sosyal ortam ve çevre bu karakterleri nasıl etkilemiştir?
    Tahir= Sevdiğine kavuşma konusunda çevresinden bazen yardım alsa da bu yeterli olmamış yaptıklarının hayatına mal olmasına çevresi engel olamamıştır.
    Zühre= Sevdiğine kavuşma konusunda çevresinden bazen yardım alsa da bu yeterli olmamış yaptıklarının hayatına mal olmasına çevresi engel olamamıştır
    Anne-baba= Yaptıkları konusunda özellikle baba hikâyenin başında uyarı alsada bunları dikkate almamıştır. Anne-baba çevreden kimse uyarmayınca yaptıklarında aşırıya kaçmışlar zulmetmişler ancak yaptıklarının be****ni de canlarıyla da ödemişlerdir.
    Kara diken= zayıf- karakteri çevresine zarar vermesine neden olmuştur.

    Bu karakterin sizin toplumsal yapınızdan farkı var mı?
    Tahir= Tahir gibi bir aşığı günümüz toplumumuzda bulmamız zor olsada imkânsız değildir.
    Zühre= Zühre gibi bir aşığı günümüz toplumumuzda bulmamız zor olsada imkânsız değildir.
    Anne-baba= Bugünkü toplumsal yapıda görülebilirler.
    Karadiken= bu tip insanlar her toplumda görülebilirler.


    Bu karakterin diğer karakterler üzerinde etkisi var mı?
    Tahir= Vazgeçemediği aşkı ile diğer karakterler üzerinde etkili olmuştur.
    Zühre= Vazgeçemediği aşkı ile diğer karakterler üzerinde etkili olmuştur
    Anne-baba= Tahir ile Zühre üzerinde etkileri vardır.
    Karadiken= Doğrudan Padişah dolaylı olarak Tahir ve Zühre üzerinde etkisi vardır.

    Karakter kendi kişiliğinin farkında mı? Yani sizin düşündüklerinizi kendi hakkında düşünüyor mu?
    Tahir= Tahir kişiliğinin farkındadır.”aşkı için hayatını ortaya koyan, sürekli zorluklarla mücadele eden” Tahir güçlü kişiliğinin farkındadır, özgüveni tamdır.
    Zühre= Zühre’de mücadeleci bir karakter olarak kişiliğinin farkındadır, özgüveni tamdır.
    Anne-baba= Anne-baba kişiliklerinin farkında değildir. Çünkü hikâyeye baktığımızda Anne-baba hep olumsuz davranışlar sergilerler ve bu davranışlarının olumsuzluğunu kabul etmezler.
    Karadiken=kara dikende yaptığı kötülüklerin farkında değildir, dolayısıyla kişiliğindeki zafiyetin ve olumsuzluğun farkında değildir.

    Sizce gerçek hayatta bu hikâyedeki karakter gibi davranan biri olabilir mi?
    Tahir= gerçek hayatta Tahir gibi sevgisi uğruna her şeyini verecek biri olabilir.
    Zühre= gerçek hayatta Zühre gibi sevgisi uğruna her şeyini verecek biri olabilir
    Anne-baba= gerçek hayatta sevenleri hırsları uğruna ayıran Anne-baba olabilir.
    Karadiken= gerçek hayatta sevenlerin arasında giren “kara dikenler” olabilir.
    Murat AKSOY bunu beğendi.
  3. i.b.b

    i.b.b Üye

    Katılım:
    26 Şubat 2013
    Mesajlar:
    69
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    10.Sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlik Cevapları Sayfa 176-177-178-179-180-181-182-183

    Sayfa 176

    Tahir ile Zühre

    Karakterler:
    Padişah: Aslında iyi karakterli birisi olmasına rağmen karısı büyü yaptırdıktan sonra aşıkları ayırır.
    Padişahın karısı: Kibirli, gözü yükseklerde olan, kötü kalpli birisidir. Tahir ile Zühre'yi zorla ayırmaya çalışır.
    Tahir: Vezirin oğludur. Zühre'ye **** gibi âşık olmuştur. Aşkı uğruna türlü çilelere katlanmıştır. Âşıklığı diline de vurmuş, güzel türküler söylemiştir. Sonunda aşkından ölmüştür.
    Zühre: Padişahın kızıdır. Tahir'i çok sevmekte, onun uğruna her türlü çileye katlanmaktadır. Tahir'le evlenmek için elinden geleni yapmaktadır. O da aşkından ölmüştür.
    Arap köle: Saraydaki bir köledir. Zühre'ye âşık olmuştur. Tahir ile Zühre'yi ayırmak için elinden geleni yapmış, padişahın karısına sürekli yardım etmiştir. Zühre aşkından ölünce o da kendini bıçaklayarak öldürmüştür.

    Dadı: Tahir ile Zühre'yi buluşturmak için yardım etmiştir. İyi kalpli bir insandır.
    Derviş: Olacakları önceden tahmin eden, Tahir'e -sıkıştıkça- yardım eden bir ermiştir.
    Sihirbaz cadı: Padişahın karısına yardım eden bir sihirbaz. Kötü birisidir.

    Olay örgüsü:
    Giriş: Vezirle padişahın dervişle görüşmesi ve çocuklarının olması.
    Gelişme: Tahir ile Zühre'nin birbirlerine âşık olmaları, padişahın karısının ve arap kölenin onları ayırmaya çalışmaları, bu çerçevede aşıkların başlarından geçen olaylar.
    Sonuç: Tahir ile Zühre'nin aşkları uğruna ölmeleri.

    2-)Karakter çözümleme tablosu
    karakter nasıl bir insandır?
    Tahir= Aşkı sevdiği için ölmeyi dahi göze alan biridir.
    Zühre= Aşkı sevdiği için ölmeyi dahi göze alan biridir.
    Anne-baba= hırslarına yenilip kızlarını dinlemeyen zalim insanlardır.
    Kara diken= Aşkı için kötülük yapmayan zalim bir insandır.

    Karakter durağan mıdır dinamik midir?
    Tahir= Olaylara en fazla yön veren karakterdir hikâyenin en dinamik karakteridir.
    Zühre= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.
    Anne-baba= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.
    Kara diken= Bazı bölümlerde olaylara yön verir hikâyenin bazı bölümlerinde dinamiktir.

    Hikâyenin hangi kısmı sizin karakter hakkında böyle düşünmenize neden oldu?
    Tahir= Hikâyede birçok olayın Tahir’in başından geçmesi veya olayların yönünü değiştirmesi.
    Zühre= Tahir’le buluştuğu bölümler babasının tahirden kaçırdığı ona kötülük yaptığı bölümler.
    Anne-baba= Büyü yaptırdığı ve âşıkları birbirinden ayırdığı bölümler.
    Kara diken= Tahir ile Zühre’nin aşkını ve buluştukları haber verdiği bölümler.

    Sosyal ortam ve çevre bu karakterleri nasıl etkilemiştir?
    Tahir= Sevdiğine kavuşma konusunda çevresinden bazen yardım alsa da bu yeterli olmamış yaptıklarının hayatına mal olmasına çevresi engel olamamıştır.
    Zühre= Sevdiğine kavuşma konusunda çevresinden bazen yardım alsa da bu yeterli olmamış yaptıklarının hayatına mal olmasına çevresi engel olamamıştır
    Anne-baba= Yaptıkları konusunda özellikle baba hikâyenin başında uyarı alsada bunları dikkate almamıştır. Anne-baba çevreden kimse uyarmayınca yaptıklarında aşırıya kaçmışlar zulmetmişler ancak yaptıklarının be****ni de canlarıyla da ödemişlerdir.
    Kara diken= zayıf- karakteri çevresine zarar vermesine neden olmuştur.

    Bu karakterin sizin toplumsal yapınızdan farkı var mı?
    Tahir= Tahir gibi bir aşığı günümüz toplumumuzda bulmamız zor olsada imkânsız değildir.
    Zühre= Zühre gibi bir aşığı günümüz toplumumuzda bulmamız zor olsada imkânsız değildir.
    Anne-baba= Bugünkü toplumsal yapıda görülebilirler.
    Karadiken= bu tip insanlar her toplumda görülebilirler.


    Bu karakterin diğer karakterler üzerinde etkisi var mı?
    Tahir= Vazgeçemediği aşkı ile diğer karakterler üzerinde etkili olmuştur.
    Zühre= Vazgeçemediği aşkı ile diğer karakterler üzerinde etkili olmuştur
    Anne-baba= Tahir ile Zühre üzerinde etkileri vardır.
    Karadiken= Doğrudan Padişah dolaylı olarak Tahir ve Zühre üzerinde etkisi vardır.

    Karakter kendi kişiliğinin farkında mı? Yani sizin düşündüklerinizi kendi hakkında düşünüyor mu?
    Tahir= Tahir kişiliğinin farkındadır.”aşkı için hayatını ortaya koyan, sürekli zorluklarla mücadele eden” Tahir güçlü kişiliğinin farkındadır, özgüveni tamdır.
    Zühre= Zühre’de mücadeleci bir karakter olarak kişiliğinin farkındadır, özgüveni tamdır.
    Anne-baba= Anne-baba kişiliklerinin farkında değildir. Çünkü hikâyeye baktığımızda Anne-baba hep olumsuz davranışlar sergilerler ve bu davranışlarının olumsuzluğunu kabul etmezler.
    Karadiken=kara dikende yaptığı kötülüklerin farkında değildir, dolayısıyla kişiliğindeki zafiyetin ve olumsuzluğun farkında değildir.

    Sizce gerçek hayatta bu hikâyedeki karakter gibi davranan biri olabilir mi?
    Tahir= gerçek hayatta Tahir gibi sevgisi uğruna her şeyini verecek biri olabilir.
    Zühre= gerçek hayatta Zühre gibi sevgisi uğruna her şeyini verecek biri olabilir
    Anne-baba= gerçek hayatta sevenleri hırsları uğruna ayıran Anne-baba olabilir.
    Karadiken= gerçek hayatta sevenlerin arasında giren “kara dikenler” olabilir.
    Murat AKSOY bunu beğendi.
  4. reptoprecai

    reptoprecai Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2011
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok saol yaradı ya çok çok saol
  5. reptoprecai

    reptoprecai Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2011
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ama bu fırat yayıncılıkta yok sayf 171 kerem ile aslı var sonrada hüsnü aşk var
  6. i.b.b

    i.b.b Üye

    Katılım:
    26 Şubat 2013
    Mesajlar:
    69
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    rica ederim:) 171 şimdi araştırırım
    Sayfa 171
    HAZIRLIK

    1- Meddahlık, oyuncunun tek başına hazırlayıp yürüttüğü seyirlik oyunlardır. Meddahlık, hareketten çok, ses taklidi jest ve mimiklere dayanan bir sanattır. Meddahlarda aranan başlıca hünerler: kız, kadın, kocakarı, çocuk sesleri, konuşma, ağlama gibi değişik sesler çıkarabilmektir.

    Meddahlıkta dekor yoktur. Sadece terini silmek, kadın kılığına girmek gibi kullandığı mendili, saz çalmak, değişik sesler çıkarmak için, ata binmek gibi eylemlerde kullandığı sopa ve oturduğu iskemlesi vardır. Genelde kahvehane gibi halkın topluca bulunduğu alanlarda, küçük bir sahne üzerinde taklit ve güldürmek amaçlı oyunlar yapar.

    Meddahın anlatısını, günlük yaşamdaki olaylar, masallar, destanlar, hikâyeler ve efsaneler oluşturur. Meddah oyun esnasında bir hata yaptıysa oyununun sonunda özür diler ve bir sonraki oyunun nerede oynanacağını söyler.

    Âşıkların yanında halk toplantı yerlerinde, sosyal, kahramanlık veya güldürücü hikâyeler söylemekle tanınmış meddahlar vardır.

    2.a.

    Arzu ile Kamber

    Bundan asırlar önce Suriye tarafında bir köyde Kamber adında fakir bir genç yaşarmış. Babası ölünce; Daraz Beyleri köyünden gelin gelmiş olan garip anası ile köyde biçare kalmışlar. Kamber babasından kalan koyunlarla, dayısının koyunlarını güdermiş. Dayısı, Kamber’i çok severmiş. Adamın üç tane kızı varmış. Adam, yeğeninin oğlu olan ve babası öldükten sonra ona emanet kalan Kamber’e koyunlarını emanet edip iş sağlamış; istediği takdirde de üç kızından biriyle evlendirmeyi vaat etmiş. Bir müddet bu işi yapan Kamber’in, annesi de vefat etmiş. Kamber artık tek başına kalıvermiş.

    Kamber çok da güzel bir kara yağız delikanlıymış. Bu köyde bir de güzelliği dillere destan Arzu adında bir kız varmış. O da anadan babadan yetim, ninesi (babaannesi) ile birlikte yaşıyormuş.

    Arzu, Kamber’in yakışıklılığını, Kamber de Arzu’nun güzelliğini duymuş ama karşılaşmak nasip olmamış bir süre… Arzu, Kamber’in koyunları suladığı köy çeşmesine bir gün testisini doldurmaya gitmiş ve Kamber’i çeşme başında yatarken görmüş. Testiyi doldurmuş, biraz da gürültü çıkarıp Kamber’in uyanmasını sağlamış. Kamber uyanmış fakat bir şey söyleme cesaretini kendinde bulamamış. Arzu kolundaki bileziğini çıkarıp ve çeşmenin testilik taşına koymuş ve gitmiş. Bir müddet sonra gelip bileziğin yerinde olmadığını görünce; bileziği görüp görmediğini Kamber’e şu şekilde sorar:

    Ben testimi doldurdum
    Doldu diye kaldırdım
    Yıkılası şu pınarda
    Ben bileziğimi çaldırdım.

    Kamber:

    Ben pınara varmadım
    Elimi yüzümü yumadım
    Gözüm kör olsun Arzu
    Ben bileziğini bulmadım.

    Aslında bileziği Kamber almıştır, bir cesaretle devam eder:

    Evimizin önü suluk
    Su çekerler tuluk tuluk
    Bileziğini bulana gelin Arzum
    Ne var acaba muştuluk

    Arzu da şu cevabı verir hemen:

    Evimizin önü suluk
    Su çekilsin tuluk tuluk
    Bileziğimi sen bulduysan Kamber ağam
    Arzu kız sana muştuluk

    Kamber, Arzu’nun bileziği vermiş, her gün çeşme başında buluşmaya başlamışlar. Bir müddet sonra Arzu’nun ninesi bu durumu haber almış ve Arzu’yu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışmış. Bu arada olay Kamber’in dayısının da kulağına gitmiş. Kamber’in dayıkızları, Arzu’yu kıskanıp bir kötülük yapmak istemişler fakat akıllı, olgun bir insan olan dayı buna meydan vermemiş.

    Kamber’in dayısı Kamber’e çobanlığı bıraktırmış, sonra yanına çağırıp: “Kamber oğlum eğer başın sıkışırsa maddi manevi senin her zaman destekçin ve yanında olacağım, sen bana yeğenimin emanetisin” demiş.

    Kamber artık Arzu’nun sevdasından dağlarda gezer, gözü kimseleri görmez olmuş. Arzu da Kamber’e sevdasından harap olmuş. Bir gün Arzu’nun ninesi, bunların sevdasına engel olamayacağını anlayıp Arzu’ya demiş ki: “Arzu kızım, bugün Kamber’i yemeğe çağır da sizin işinizi konuşalım.” Aslında amacı Kamber’i zehirlemekmiş. Arzu sevinçle Kamber’e koşmuş, demiş ki: “Kamber ağam, ninem seni bu akşam yemeğe çağırdı, nihayet gönlü seni sevdi. Bizim sevgimize saygı gösterdi.” Arzu eve gelir ki nine çeşitli yemekler hazırlıyor, köyden birinin çırağı olan Arap da yanında… Arzu, Arap ile ninenin konuşmalarını duvarın ardından dinlemiş. Arap çok şiddetli bir zehir getirmiş. Yemeklere zehir konup, o gece Kamber zehirlenip öldürülecekmiş. Nine, Arap’a: “Arzu’yu bu Kamber’den kurtaralım sana veririm” diyormuş. Akşam Kamber sevinçle Arzu’nun evine gelmiş, bakmış ki yemekler sofraya konmuş, Arzu bir kenarda surat asmış duruyor. Kamber Arzu’ya:

    Arzum yasa batmışsın
    Kaşını gözünü çatmışsın
    Sofraya teklif olmuyor gelin Arzum
    Sen sofraya yan bakmışsın

    Arzu Kamber’e:

    Arzun yasa dünden battı
    Kaşını gözünü çattı
    Sofraya yan bakılmaz amma Kamber ağam
    Domuz ninem ağu kattı

    Bunu işitince Kamber bir tekmede sofrayı dağıtıp çıkıp gitmiş. Yine dağlara çıkacakken… Arzu ile son bir kez konuşmak istemiş. Gizlice buluşmuşlar…

    Arzu, Kamber’den Daraz Beyleri köyündeki dayılarını da alarak kendisini kaçırmasını istemiş. Bu konuşmaları Arzu’nun ninesi de duymuş… Kamber, Daraz Beyleri köyündeki dayılarına gitmiş, onları da alarak geri dönmüş. Kamber ve dayıları döndüğü gece Arzu’nun ninesi köyün mezarlığında bir ateş yakmış. Elinde bir yağ tavası orada pişi yapmaya başlamış. Kamber ve dayıları geçerken ona ne yaptığını sorunca da yalandan ağlamaya başlayıp ve Arzu’nun öldüğünü söylemiş. Kamber buna çok üzülmüş ve dayılarına: “Dayılarım size çok eziyet oldu ama kusura bakmayın, ne yapalım bu bizim kaderimiz, siz gidin artık size ihtiyacım yok, Arzum ölmüş” demiş. Dayıları geri dönmüşler. Kamber köyde üzgün dolanırken bir de bakar ki Arzu karşısında… Arzu:

    Evimizin önü badem
    Çıkamdallerinufadem (ufak ufak kırmak)
    Seni Darazbeğlerine gitti derler Kamber ağam
    Hani senin ile gelen Adam

    Kamber:

    Evimizin önünde badem
    Çıkam dallerin ufadem
    Daraz beğlerine gitim amma gelin Arzum
    Geri döndü gelen Adam

    Arzu ile Kamber kavuşmak için yeni yollar, bahaneler ararken; Arzu’nun ninesi başka bir köye haber salmış. Oradaki nüfuzlu ve zengin bir adamın oğlu ile Arzu’yu nişanlamak isteğiyle… Kim istemez Arzu kızı? Nihayet bu oğlanla Arzu nişanlanmış. Arzu ile Kamber gizlice buluşup ve plan yapmışlar; gelin alayı giderken Arzu: “Ben Kamber’in atından başka ata binmem” diyecek, giderken yolda bir fırsatını bulup beraber kaçacaklarmış…

    Gelin alayı gideceği gün Arzu: “Ben Kamber’in atından başka ata binmem, benim gelin atım Kamber’in atı olacak.” diyerek ayak diremiş. Oğlan tarafı da bunu kabul etmek sorunda kalmışlar. Bu sırada Kamber hüzünlenip şu beyti söylemiş:

    Altaylar doru taylar
    Geçilen coşkun çaylar
    Yiğit garip olursa
    Nişanlısını el paylar

    Arzu da bu kalabalıkta kaçışın zor olacağını düşünerek:

    Vay mengiler mengiler
    Çalmaz olsun çengiler
    Sana yaramayan ak topukları Kamber ağam
    Goy sıksın şu üzengiler.

    Ve üzengiye ayağını sıkıştırır. Kamber:

    Arzum gelin atında
    Elleri eyer kaşında
    Seni eller saracak gelin Arzum
    Saçlar savrulur başımda

    Dayanamayarak ağlar Arzu:

    Eyer kaşına yatayım
    Nasıl çalım satayım
    Atımı çeken Kamber ağam
    Dön de yüzüne bir bakayım

    Kamber döner Arzu’ya bakar ve şöyle der:

    Yel eser kum savrulur
    Can başıma çevrilir
    Eğil de bir yol öpeyim gelin Arzum
    Şimdi yolumuz ayrılır

    Arzu kalabalıktan kimseler görmeden bir öpücük vermiş Kamber’e… Kamber o anda kendinden geçmiş, gözleri yaşarmış ve içten bir ses ile şöyle demiş:

    Koyun kuzudan olur
    Ekmek pazıdan olur
    Bunlar Allah’ın emridir gelin Arzum
    Her şey yazıdan olur

    Kadere rızadan sonra da şu bedduada bulunur Kamber:

    Vardığın gün yârin ölsün
    Ak topuklar bana kalsın
    Kavuşmak mahşere kaldı Gelin Arzum
    İki beden birbirini bulsun

    Atın yularını salıveren Kamber, gelin kafilesinden ayrılıp yol kenarında adeta taş gibi donup kalmış.

    Gelini güvey evine indirmişler. Gece olunca güvey, geleneklere uygun olarak iki rekât namaz kılmak için zifaf odasında hazır olan seccadede namaza durmuş. Güveyin namazı çok uzun sürünce, Arzu kontrol etmek için güveye hafifçe dokunmuş. Güvey yana yığılıvermiş. Arzu hemen dışarı seslenmiş: “Gelin ağalar oğlunuz öldü”. Onlar da acılarından Arzu’yu unutmuşlar… Arzu evden kaçıp, dağlara doğru koşmaya başlamış.

    Arzu dağa doğru koşarken Kamber’in atının acı acı kişnediğini duymuş. Atın bulunduğu yere giden Arzu bakmış ki Kamber’i yerde cansız yatıyor. Arzu, Allah’a dua etmiş: “Allah’ım benim canımı da şuracıkta al, beni Kamber’imden ayırma” diye… Arzu’nun duası kabul olmuş… O da Kamber’ine sarılı vaziyette ölmüş.
    Sihirli hikâyeden alınmıştır.

    b. Kerem ile Aslı hikâyesi 17.yy. oluşmuş bir halk hikâyesidir. Hikâyede, Keşiş’in kızını Müslüman bir gence vermek istememesi ve buna bağlı olarak gelişen olaylar anlatılmaktadır. Arkadaşı Sofu ile birlikte yöre yöre gezerek saz çalan Kerem, aynı zamanda bir saz şairidir. Bu bakımından eserde pek çok yerde şiir de bulunmaktadır.

    Kerem ile Aslı Hikâyesi, kahramanlarının acı sonu nedeniyle edebiyatımızda pek çok esere malzeme oluştur. Pek çok şair, bunu mazmun olarak kullanmıştır. Anonim halk türkülerinden çağdaş Türk edebiyatı ürünlerine kadar bütün eserlere aşk konusunu ele alındığında Kerem ile Aslı’dan söz edilmeden geçilmemiştir.Kerem ile Aslı hikâyesinin filmini izlemek için sınıfa getiriniz.

    3. Düşünde bir pirin elinden aşk badesi içerek saz çalıp söyleyen halk şairi.

    Âşık Edebiyatında Rüya Sonrası Âşık Olma (Bade İçme)

    Âşıklar âşıklığa başlamayı ya da yetişip usta âşık olmayı geleneksel bir unsur olarak gördükleri iki önemli yol olan usta yanında yetişme ya da rüyada bade içerek badeli âşık olmaya bağlarlar.

    Bade halkbiliminde rakı, şarap gibi alkollü içki anl***** gelmez. Şerbet, su gibi içilecek bir mai olduğu gibi elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olur. Hatta ele verilen bir saz da bade olmaktadır. Bade içme görülen rüya sonucu manevi bir değişmeye uğramadır.

    Âşık edebiyatında bade içme, rüya motifi bir gelenek icabıdır. İnanışa göre âşık olmak için ya usta yanında yetişmek ya da mutlaka “pîr” elinden bade içmek gerekir.

    Âşık edebiyatında rüya; kişinin şiir söyleme yeteneği kazanmasında, dini bilgiler ile ledün ilmini öğrenmesinde, kişinin, âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir.

    Rüya genellikle çocukluk ve gençlik çağında görülür. Badeli âşıklardan Ferrahî 12 yaşında, Musa Merdanoğlu 13 yaşında, Hıfzî 18 yaşında, Pervanî 19 yaşında, Müdamî 14 yaşında, Feymanî 23 yaşında rüya görüp bade içmiştir. 40 yaşının üstünde bade içenlerin sayısı oldukça azdır.

    Âşıklar rüya görmeden önce onları bu olaya hazırlayan bazı nedenler vardır. Çıraklık, çevre, saz-söz, maneviyat, sıkıntı ve ani depresyon gibi nedenlerden sonra rüya görülmekte, bade içilmektedir. Bade bir pir, üçler, beşler, yediler, kırklar ve Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli gibi bir din ulusu tarafından içirilir. Daha fazla bilgi için aşağıdaki linki tıklayınız…

    4. Hüsn ü Aşk, kurgusal anlamda Hüsn (Güzellik) isminde bir kız ile Aşk isminde bir erkeğin aşkını anlatan, tasavvufi bir tema ve temele sahip bir mesnevidir. Mesnevide anlatılan hikâye şöyledir:

    Sevgioğulları (Beni-muhabbet) isimli bir Arap kabilesi vardır. Bir gece bu kabilede bir kız bir de erkek çocuk doğar, erkeğe Aşk kıza Hüsn ismini verirler, bu ikisini birbirlerine nişanlarlar. Öğrenim zamanları gelince ikisi de Edep okuluna giderler, bu okulda Munlâ-yı Cünun isimli büyük bir hoca vardır. Bu sıralarda Hüsn Aşk’a âşık olur. İkisi zaman zaman Mânâ gezinti yerine gitmekte gezinmekte, sohbet etmektedirler. Bu gezinti yerinde Suhan isimli bir mihmandar (misafir ağırlayan kişi) vardır ki bu kişi her şeyi bilen çok büyük bir insandır. FakatHayret isimli kudretli bir kişi Hüsn ile Aşk’ın görüşmesine mani olur. Bir süre Suhan yoluyla mektuplaşırlar. Aşk’ın Gayret adında bir lalası vardır ve sonunda ikisi Aşk’ın gidip Hüsn’ü kabile büyüklerinden istemesi konusunda anlaşırlar. Kabile büyükleri ise Aşk’ın bu arzusuyla alay eder ve eğer Hüsn’e kavuşmak istiyorsa Kalb ülkesine gidip Kimyâ`yı alıp gelmesi gerektiğini söylerler. Yolun ne denli zorlu ve korkunç olduğunu da anlatırlar, Aşk yolda dev, cin ve cadılarla karşılaşacak, ateşten bir denizden geçmek zorunda kalacaktır. Aşk ile Gayret Kalb ülkesine yola koyulurlar ve başlarından birçok badire geçer. Her badirede onları Suhan kurtarır. Mutlu sonla biten hikâyede; işin sonunda Aşk’ın Hüsn’ü kendinden ayrı sanmasının onu yanlış yollara düşüren şey olduğunu, aslında Aşk’ın Hüsn, Hüsn’ün de Aşk olduğunu, birlikte ikiliğin var olmayacağını aslın birlik (teklik) olduğu mesajı ile karşılaşılır.

    Kahraman ve yerlerin isimlerinden hikâyenin sonucuna kadar neredeyse her unsur tasavvufi bir anlam taşımaktadır. (Örneğin; Hüsn ile Aşk seven ve sevileni yani hüsn-ü mutlak(Allah) ile dervişi, edep; dergâhı, Munlâ-yı Cünun; mürşidi, Kalp şehri; Allah’ın tahtı olan gönlü ve oraya yapılan seferin, çile dolu sevgi mücadelesinin simgeleridir.) Bu nedenle Hüsn ü Aşktasavvuf edebiyatı açısından çok önemli bir eserdir…

    Wikipedia’dan alınmıştır.

    Hüsn ü Aşk aruzun mef’ûlü mefâ’ilün fâ’ulün kalıbıyla yazılan 2000 beyiti aşan Şeyh Galip’in bir tasavvufi mesnevisidir.

    5. Sebk-i Hindi: Hint üslubu. Babürlü-Hint saraylarında 15 ila 17. yy lar arasında uygulanmış olan bir şiir üslubudur. Türk şiirine 17,yy. da girmiş ve devam etmiş olan bu üslupta divan şiirinin klasik kuralları aşılmıştır. Bu üslupta bilmeceyi andıran karmaşık mazmun ve söyleyişler, hayale dayalı incelikler ve zihni zorlayan imajlar ve çok zor anlaşılabilen teşbihlere ve sembollere yer verilir. Yoğun bir hayal, düşünce ve tasvir anlayışı vardır. Dili çok ağır ve anlaşılmaz olup çok uzun süreli olmamıştır.

    Alegori; bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla(Themis) anlatılması gibi.

    Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacib) Türk yazınındaki alegorik yapıtlardandır. “Adalet”, “Saadet”, “Devlet” ve “Akıl” iyi bir devletin nasıl olması gerektiğini tartışır. Bu soyut kavramların insan niteliği ile verilmesi “yerine”dir. Daha çok fabl’larda görülür.

    Alegorik: Sembollerle anlatılan metinlere alegorik denir. Alegori, “yaygın açık eğretileme (metafor)” özelliği de gösterir.

    (

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    )

    6. 18.yy. yaşamış Divan edebiyatımızın son büyük şairidir. Şeyh Galip bir Mevlevi çocuğudur. Şair, ilk tahsilini babasından almıştır. Babası ona Türkçe ve Farsça öğretmiş¸şiir zevki tattırmış; mensup(bağlı) olduğu tarikatın adabını, fikir, felsefe ve heyecanını tanıtmaya çalışmıştır. Devrin padişahı Sultan 3. Selim’den iltifat görmüştür.

    Şeyh Galip Sebk-i Hindi diye adlandırılan tarzın öncüsüdür. İşlediği konu ve dil, benzetme yönünden tıkanan Divan şiirine yeni bir soluk kazandırmıştır. Yoğun bir hayal, düşünce ve tasvir anlayışı oluşturmuştur. Şiirlerini Esad ve Galip mahlasıyla yazmıştır. 24 yaşındayken Hüsn ü Aşk’ı yazdı.Hüsn ü Aşk, tasavvuftan kaynaklanan bir eserdir. Olaylar ve kişiler, sembolleri gerçekleştirmek için kullanılmıştır

    Şeyh Galip’in eserlerinin en önemli yönlerinden birisi de tasavvufi temellere sahip olmasıdır. Şeyh Galip tasavvuf edebiyatı açısından çok önemli bir isimdir.

    Şeyh Galib 1799 yılında İstanbul’da vefat etti. Mezarı Galata Mevlevihanesi’nin avlusundaki türbededir.

    Eserleri: Divan, Hüsn ü Aşk

    7. Konusu aşk olan günümüz filmlerinden birkaç tanesinde yaşanan aşkların nasıl sonuçlan dığını değerlendiriniz.

    8. Çevrenizde anlatılan bir halk hikâyesini anlatınız.

Sayfayı Paylaş