Gamze Atal- Bana kanatlarını verir misin?

Konu 'Kitaplar, Yazarlar, Entellektüel' bölümünde Okeanus tarafından paylaşıldı.

  1. Okeanus

    Okeanus Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    26 Ocak 2010
    Mesajlar:
    901
    Beğenileri:
    635
    Ödül Puanları:
    0

    [​IMG]

    ‘’ Hayal meyal meşakkatli bir gidişat, sonu Sırat…
    Varamam ifşa edemem, sırlısın ilelebet ihramımdasın. ‘’

    Kelli, felli eli sustalı bir cengâverdi sessizliğim, in cin top oynayan vakitlerde besmele çekip, süzülürdü kadim müdavimleriyle semada…

    Cihanı hiçe saydığımı ve devrana karşı geldiğimi söylerlerdi. Oldum olası, kendime fısıldadığım ve herkes den sakındığım, inceden inceye ıslık çalan pervasız bir özgürlük isteğiydi benimkisi.

    Yalnızlığa evvelinden meyyal olan ruhuma; rüzgârın füsunkâr soluğundaki histerik, doyumsuz dokunuşların değmesi, kanat çırpışlarımı diriltmeye yeterdi.
    Yükseklerde çok yükseklerde göğün rengine sığınamadığım ve yüreğimi didik didik didiklediğim vakitlerde kendimden ürperirdim.

    Dört yanımda koşuşan bulutlar, bu dur durak bilmeyen ve hüngür hüngür ağlayan virane harabatımın sebebini kendi aralarında ilkin hiddetle konuşurlar, akabinde ise yedi düvel cümle bütün ahaliyi, sessizce beni uzaktan gözetmeleri için seferber ederdi.
    Bilirdim de bilmesine, bilmezden gelirdim.

    Bazen; özellikle gün kendini geceye aheste aheste bıraktığında, el ayak çekilince kanatlarımda bir ağırlık peydahlanırdı. Çok uzaklardan geldiğini tasavvur ettiğim sessiz bir çığlığın müstesna hıçkırığını duyumsardım.

    Yüreğim, daralırken oluşan gölgelerde, coğrafyama karışan bu haykırışı arardım.
    Yanı başımda gibiydi, ama bir o kadar da uçsuz bucaksız illet bir vakte karışmıştı.
    Son zamanlarda bu haykırışı pek çok duymaya başlamıştım. İşin en ilginç olanı ise, benden başka zinhar kimse hissetmezken, kanatlarıma sanki kancalar atardı ve ben kanardım.

    Yaz mevsiminin artık, kendini iyiden iyiye naza çektiği, kısa bir müddet sonra saltanatlığını karakışa teslim edecek olmanın kâh üzüntülü, kâh melankolik halini peyderpey yaşamaya başladığı sızım sızım sızlanan vakitlerden biriydi.

    Günün gerine gerine uyandığı bir kuşluk vaktiydi. Yine akranlarımdan ayrı, rüzgârla cilveleşirken, şatafatlı narin kanatlarımın aniden ağırlaştığını hissettim.
    O ses derinlerden gelen çığlık, günü tırmalarken, ruhumda açtığı arbedenin farkında mıydı? Bu defa vakitsizce gelmişti. Zifir karanlık henüz gizli kapılarını açmamıştı ki?

    Artık kararlıydım; ansızın gelen kanatlarımda derman bırakmayan bu cızıldayan çığlığın izini ne olursa olsun sürecek, sebebi neticesi ne olursa olsun haykırışlarına bir nebze olsun omuz verecektim.

    Asırlardır dolanıp durduğum ve kendimi bildim bileli süzüldüğüm bu gök kubbede, ilk defa yüreğimi tepeden tırnağa elim bir telaşın içinde bulmuştum.
    Ruhum, tam teşekkülü hınca hınç tepelemesine bu sesle bilenmişti. Hemen hemen hiçbir velvele böylesine kanatlarımı güçsüz bırakmamıştı. Yıkılıyordum.

    Öylesine muktedirdim ki artık, göçmeye karar vermiştim
    Ses etmeden diğer Martı ahalisine, beni serseme çeviren tiz çığlığa dalgın dalgın kanat çırpmaya başladım.
    Bir taraftan da, efsunlu bu alametin neden benim üzerimde vuku bulduğunu da düşünmeden edemiyordum.
    Tahammül edemediğim aslında bu haykırış değildi, uzaklardan duyumsadığım, kayıtsız kalamadığım sesin, bulanık ağıtının ağrısını, tâ pır pır atan yüreğimde hissetmemdi.

    Bölük pörçük istiflediğim düşünceler içinde boylu boyunca boğula boğula süzülürken gökyüzünde, kâh dağların keskin soğuğunun sert bakışıyla, kâh yemyeşil vadilerde kol gezen peri kızlarının ışıltılı gülümsemesiyle selamlandım.
    Nehirler aştım, rengârenk çiçeklerin, ağaçların üzerinde salına salına coşarken; safran sarısına bulanmış suya hasret sahraların, çarnaçar ezgilerine suskunluğumla yağdım.

    Mübalağasız kanatlarım bir an bile olsa şikâyet etmediler, peşine düştüğüm bu bilinmezliğin sığınağına yol alışımın çırpınışına…
    Her geçen ân da yaşadığım burukluğun sızısıyla daha da coşarken, çokça yol aldım.

    Nihayetinde, o sese daha da yakınlaştığımı hissettiğimde, hudutsuz maviliğin kıyısına oturmuş, ellerini semaya kaldırmış bir kızın, dalgalara uçsuz bucaksız deryaya yakarışıyla sarsıldım. Kelimelerle adeta dövünen bu kız, feryat figan çığlık atmıyordu; suskunluğu ve gözpınarlarından akan yaşlarla yüreğini şahlandırıyordu.

    İşte o an anladım; duyumsadığım bu kızın sessiz çığlıklarının ummanda bıraktığı yankıydı.
    Yüreğinde yanan ateşin zifir takatsizliği kaplamıştı sanki etrafını…
    Her halinden belliydi; bir derman arıyor, ayan ürkütücü kuytularda çaresizliğiyle çakışınca da, cemi cümlesinden medet umuyor, dilinde dualar zikrederek hıçkırıklarıyla boğuluyordu.

    Kahrolmuştum, gözlerinden akan her yaşla, inim inim sızlıyordu kanatlarım; bir müddet sonra usulca yanına sokuldum.
    Kıpırtısızca maviliği seyre dalmıştı, ruhunun acıyla debelenişinin aksi, dalgalara yansıdıkça ayaklanıyordu sanki koca derya…
    Varlığımı hissetmişti anlamıştım. Simasında tatlı bir gülümseme oluştu. O tebessümün iz düşümünün, kocaman bir özlem olduğunu anlamıştım. Onu duyumsadığımı biliyordu.
    Bana karşı sitemkâr tavrının sebebini anlamam uzun sürmezken, ruhundan akan sözcüklerle
    çarpıldım.

    ‘’ Hoş geldin beyaz kanatlım, şaşkınsın öyle değil mi?
    İnan bende…
    Hep, gecenin sepyalığında konuşurdum seninle, el ayak çekilince…
    Ama bu defa sığamadım geceye, sığınamadım.
    Öyle bir ağrı ki yüreğimde, öyle bir yük ki, sabahın kör vaktinde, fırlattı beni sokaklara.
    O kadar yol aldım ki, her adımda kısık kanayan sesimle, nişanlar gönderdim sana.
    Esip, yağarken bu kuytularda, içime doğru büklüm büklüm büküldüm.

    Bilir misin? Uzakları…
    Uzaklara varamamayı?
    Düş ile gerçek arasında sınırlarda kalmayı?

    Peki, hiç gölge olmak istedin mi?
    Sade bir sesle, bir izle yetinmeyi?
    Bilir misin?

    Peki ya, dokunamayınca, göremeyince
    Sessizlik buruş buruş buruşunca içinde,
    Bir kere değil, bin defa ölmeyi?
    Bilir misin?
    Peki, neden çağırdım seni bilir misin?

    Söylesene inci kuşum, bana kanatlarını verir misin? ‘’

    GAMZE ATAL. 16/08/2009
    Lethe ve Dreamer* bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş