Gazete Haberi

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 11. Sınıf' bölümünde samed yüce tarafından paylaşıldı.

  1. samed yüce

    samed yüce Üye

    Katılım:
    5 Ekim 2008
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    9

    Biz sınıf olarak İnkılap Tarihi'nden bir gazete çıkaracağız ve bu yüzden ben de 1908-1923 tarihleri arası(I.Meşrutiyet ile Lozan Barış Ant. kadar) olan bölümde haber olabilecek dönemin siyasi sosyal ve kültürel durumuyla ilgili ya da o dönemdeki çok önemli savaşları anlatan(Çanakkale Savaş vb.), bilgi veren yazılar arıyorum.Yardımcı olursanız sevinirim.1 veya 2 tane yazı olsa da yeterlidir.Şimdiden teşekkürler.
    (NOT:Bu ödev kesinlikle bir dönem ödevi niteliği taşımamaktadır.)
  2. sonprens78

    sonprens78 Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    30
    Ödül Puanları:
    0
    1 kısım

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...



    Pontus halkının özgürlük ve bağımsızlık arayışının kökleri 1840'li yıllara kadar uzanmaktadır. Hareketin silahlı bir direnişe dönüşümü ise ilk Pontus milislerinin örgütlendiği 1908 yılına rastlar. 1916 yılında ise Osmanlı sömürgeciliği altında geçen uzun esaret yıllarının Pontus �ta yaşattığı öfke isyana dönüşür. İsyanın; zulme karşı başkaldırının öyküsüne geçmeden önce, bir kaç önemli noktayı belirtmekte yarar var.

    Pontus isyanı yalnızca hristiyan Pontus �ularla sınırlı kalmamıştır. Bölgede yaşayan diğer halkları da içine alarak gelişmiştir. Diğer yandan Pontus �ar Rum halkıyla akraba olmakla birlikte, ayrı bir halktır. Pek çok halkı içine alan ve Karadeniz dağlarını son kez özgüleştiren bu isyan, bir yönü ile öndersiz bir yoksul köylü ve emekçi isyanıdır, bir yönü ile de tüm halkların ortak katılımıyla, halkların kırdırılması ve asimilasyonuna tepkinin ürünüdür.

    Pontus �halkı bugün Karadeniz'de yasayan insanların tümünün Laz olduğunun düşünülmesi gibi, benzer bicimde Rum halkıyla karıştırılıyor. Oysa ne Karadeniz'in tümü Laz'dır, ne de Pontus �ar Rum'dur.

    Pontus, 2700 yıllık bir tarihe sahiptir. Osmanlı egemenliğine girmeden önce, bu tarihi içinde oluşmuş bir kültürü (kendine özgü), dilleri vardır. Pontika dili Rumca'ya benzemekle beraber, Pontus �a özgü bir dildir. Örneğin; Tonya'da yasayan bir Pontus �u ile Yunanistan'da yasayan bir Rum anlaşmakta oldukça zorluk çekmektedir. Daha doğrusu ifade ile anlaşamazlar. Ama yaşamını Yunanistan'da geçirmek zorunda kalmış bir Pontus �u için aynı şey geçerli değildir. Bugün Gürcüce ve Lazca arasında birçok benzerlik kuruluyor, ama yine de bunlar iki ayrı dil ve iki ayrı halktır.

    Pontus oldukça köklü bir kültüre sahiptir. Osmanlı egemenliği altında Pontus �halkı kendi kültürünü korumayı başarmıştır. Osmanlı devletinin halklara karşı geliştirdiği şiddet, etnik arıtma ve sonuç olarak dayattığı müslümanlaştırma da sonuç vermemiştir.

    Pontus'ta, Bölgeye dışarıdan getirilen halklar ve bölgede önceden yasayan halklar da yoğun olarak bu kültürün etkisini girmiştir. Pontus �dışarıdan geleni içeride eritmiştir. İşgal edilmiş ama işgalciyi kendine benzetmiştir. (Fethedenin fethedilmesi) Bugün bile onca imha ve inkara rağmen, Pontus �ta bu kültürün etkisi silinememiştir. Betonun altında filizler açmak için beklemektedir. Zorla dayatılan Müslümanlığın akibeti; içinde Ortodoks Hristiyan geleneği taşıyan bir din olmak olmuştur. Bugün hala Trabzon çevresinde insanlar ölülerini tabutla gömmektedir. Bunun bir Hristiyan geleneği olduğunu bilmeden elbette. Ya da hala yumurta bayramı dedikleri şeyin izleri vardır. Karadeniz'e bugün Pontus �kültürü egemendir. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Bizim için burada önemli olan Pontus �u bu yapısının Pontus � isyanına olan etkisidir. Pontus �da 19. Yüzyılda ilk önce Müslümanlaştırılamayan halkın harekete geçtiğini görüyoruz. Ama bu hareket yalnızca Hristiyan halk üzerinde değil, Müslüman - Hristiyan Pontus �un tüm halklarında sempati ve destek bulmuştur. Laz'ı, Ermenisi, Türkmeni bu isyana katılmıştır.

    Topal Osman'ın Kemal'in emri ile, Karadeniz'de din farkı, halk farkı gözetmeden gerçekleştirdiği katliamlar da bu gerçeği ele vermektedir. İsyana destek veren, yardım eden, katılan her halk imhadan nasibini almıştır.

    Pontus �a ilk silahlı milislerin örgütlenişi
    Yerel düzeyde ilk silahlı Pontus �milisleri 1908 senesinde örgütlenmeye başlamıştır. Amasya Metropoliti olan ve Samsun ilinden sorumlu Germanos Karavangalis milis örgütlenmesinin hazırlayıcısıdır Batı Pontus �ta.

    Ermeni halkına karşı geliştirilen soykırım belleklerden silinmemiştir. Diğer yandan Balkanlar'da yaşayan halkların Osmanlı devletine başkaldırısı sonucunda, yeni ulus-devletler kurulmaya başlamıştır. İşte bu iki etmen 1908 yılında kurulan milis örgütlenmesini yaratmıştır. Balkanlar'da yeni ulus-devletlerin kurulması kimlik arayışını alevlendirirken, imhaya karşı halkın sezgileriyle, korunma amaçlı milisler kurulmuştur. Balkan Komitacılığı, henüz canlı ve 1905 Rus devriminin etkileri hala üzerlerinde iken.

    Dinsel önderliğin ağırlıklı olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. Onun için de bu dinsel etkiyi asan bir önderlik olmadığından, Trabzon� "yönetiyorum, isyanda isim ne diyen" kilise, hem Osmanlı ile uyum içinde, hem başka ülkelerden dini temelde ve burjuva çıkarlarına uygun bir anlayışla yardım almayı bekleyerek, gerçekte isyanın yayılmasını önleyebilmiştir. Ayni zamanda yerel eşraf da bu örgütlenmesinin oluşturulmasına aktif destek vermektedir.

    Samsun yöresinden başlayıp içine Tokat, Sivas, Ordu, Amasya''yı da alarak, Trabzon'a kadar uzanan bölge; yani Batı Pontus �ileriki yıllarda özgürlük için verilen mücadelede gerillanın üstlendiği yer olacaktır. Germanos, bu bölgedeki örgütlenmeyi etkilemektedir. Metropolit'in Bati Pontus � milisleri üzerinde yoğun bir etkisi vardır. Ama ileriki yıllarda yerel düzeyde örgütlenen gerilla, Metropolit'in eğilimlerinin dışına çıkacaktır.

    Stefanos Yerasimos'un aktarımlarında Germanos'un eğiliminin "Yunan devletinin Osmanlı İmparatorluğu ile yeni kurulan Balkan devletlerinin topraklarına dağılmış olarak yasayan bütün Rumları içine alacağı noktaya kadar yayılmasından yanadır" deniyor. Pontus �isyanının gelişimi sırasında Germanos'un eğilimini bir kenara koymak gerekir. Metropolit'in eğilimi bu olsa dahi, mücadelenin gelişimi Pontus �ta savaşan gerillanın eylemi tarafından belirlenmiştir. Ama açıktır ki, Metropolit'in eğilimini asan bir yeni önderlik de geliştirilememiştir. Onun için isyan gelişmiş, 14.000 gerillayı kapsamış, başka halkları etkileyiş ama yenilmiştir.

    Yunanistan Pontus � meselesini bir koz olarak ele almıştır. Pontus � isyanına tümüyle Yunanistan burjuvazisi, doğal olarak, çıkarları çerçevesinde yanaşmıştır. Germanos'un bakisi ise Pontus �direnişini yerel düzeyde etkileyememiştir. Direniş yerel düzeyde eylemlerle devam etmiştir. Burada bir halkın Osmanlı sömürgeciliğine, TC'nin dayattığı imha ve inkara karşı direnişiyle, Yunanistan veya İngiltere başta olmak üzere emperyalist devletlerin planlarını birbirine karıştırmamak gerekir.

    M. Kemal'in 1919'da Samsun'a çıkışının nedeni, Pontus �direnişini boğmaktır. Hiç kuşku yok ki onu da bu iş için görevlendiren Osmanlı devleti ve İngiliz emperyalizmi olmuştur. 1916 genel bir ayaklanma aşamasına doğru giden ve 1917 Ekim Devrimi'nin etkisiyle bolşeviklerden etkilenen Pontus direnişinin boğulması, Trabzon Sovyeti' nin yok edilmesi, sınırları emperyalizm tarafından çizilen, Ekim Devrimi'ne karşı kuşatmada kullanılacak olan TC devletinin kurulabilmesi için olmazsa olmaz bir zorunluluktu. Anadolu'da anti-işgalci savaşımın bastırılması, özgürlük arayan halkların imhası ölçüsünde "Misak-i Milli" olanaklıydı. İşte bu plan çerçevesinde M. Kemal Samsun'a çıkartılmıştır.

    Samsun'a çıkışından on gün sonra, yani 29 Mayıs 1919'da Topal Osman ile Samsun Havza'da görüşüyor M. Kemal. Sahibinin isteklerine Topal Osman'ın verdiği yanıt yeterince açıklayıcıdır. "Merak etmeyin Paşam! Bu Pontus � Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki hepsi mağaralarda eşek arıları gibi boğulup gidecek". Yeri gelmişken Topal Osman tarihsel olarak Laz kabul edilse de, aslı Pontus �dur ve Pontus �Cumhuriyetinin özgürlük bayrağının çekildiği Giresun'da ayni tepenin üzerine gömülmüştür. Haini hiç bir halk kendinden kabul etmez. Pontus � direnişinin başladığı Samsun ve çevresi sonradan en kanlı katliamlara sahne olmuştur.

    Kısacası Metropolit için eğilimler ne olursa olsun, Pontus �halkı kendi kaderini kendisi çizmek için başkaldırmıştır.

    1908 yılında Samsun'un Kadıköy varoşunda gençlerden oluşan milli örgütlenmeleri, Balkan savaşlarıyla birlikte güçlenmeye baslar. İlan edilen seferberlik, Anadolu halklarının bütününde olduğu gibi Pontus �da da tepkiyle karşılanır. Bu yıllar Osmanlı ordusundan kitlesel kaçışlar yaşanmaktadır.

    Askerden kaçan Pontus �köylüleri köylerine dönerler. Ancak köylerine yakın kırlık alanlarda üstlenebilirler. Silahlı ya da silahsız olarak üslenen asker kaçaklarından oluşan milisler, ailelerini, köylerini korumak ve tarlada çalışarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Böylece Pontus �ta (Samsun yöresinde) ilk kendiliğinden gerilla grupları oluşur.

    Pontus �gerilla örgütlenmesi sürekli gelişmektedir. Samsun ve çevresi gerilla gruplarının en yoğun olarak örgütlendiği yer olmuştur. Daha da önemlisi, hangi halktan olursa olsun, tüm kacaklar bu birliklere katılırlar. Tarihte ilk kez, tüm halkların ortak isyanını ifade etmeye başlayan bu gelişme, (hiç kuskusuz Baba İshak ve Şeyh Bedrettin, Köroğlu isyanları da aynı ortak özelliklere sahiptir) anlaşılacağı üzere, daha çok tepki temellidir. Önderliği zayıftır, bir ayakta kalma, kimlik mücadelesidir. Osmanlı devleti ise, Pontus �taki bu dirilişin üzerine, tarihi boyunca halkları eritmek için kullandığı etnik arıtma yöntemiyle gider.

    1914'de Makedonya'dan 20.000 göçmen, başta Samsun olmak üzere Batı Pontus �a yerleştirilmek için getirilir. Özellikle direnen, milislerin örgütlendiği köylere zorla, köy halkının evlerine el koyarak yerleştirilmek istenirler. 1890'da Samsun'un toplam nüfusu 11 bindir. Hemen hemen bu nüfusun 2 katıdır getirilen göçmenler.

    "Rum köylülerinin göçmenleri kendi köylerine kabul etmemekte kararlı olmaları, ilk başkaldırı eylemini başlatır. Çarşamba yolu üzerindeki Kirazlık köyüne bir grup göçmenin yerleştirilmek istenmesi, girişimi, jandarmalarla silahlı çetelerin ilk kez karşı karşıya gelmelerine yol acar. Göçmenlerin Cirahman, Öke, Taskeris, Cinit, Andreandon, Cinarli köylerine yerleştirilme girişimleri aynı şekilde, silahlı çatışmalara neden olur. Ve sonunda söz konusu köylerin eşrafına uygulanan baskıya rağmen göşmen yerleştirme girişimi önlenir. Böylece I. Dünya Savaşı'na, Samsun yöresiyle sınırlı görünmekle birlikte bir ön ayaklanma havasında girilir."
  3. sonprens78

    sonprens78 Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    30
    Ödül Puanları:
    0
    Birinci Meşrutiyet, Osmanlı Devleti'nde 1876 yılında ilan edilen anayasal yönetime denir.

    Osmanlı Devleti'nin ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Ortadoğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı Devleti’ni reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti.

    Öte yandan 1860'larda bir aydın hareketi olarak Yeni Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı Devleti’nin meşrutiyetle yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı Devleti, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahtan indirildi. yerine II. Abdülhamit meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek padişah oldu.
  4. samed yüce

    samed yüce Üye

    Katılım:
    5 Ekim 2008
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    9
    Kaynaklarını da yazarsan çok sevinirim.
  5. sonprens78

    sonprens78 Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    35
    Beğenileri:
    30
    Ödül Puanları:
    0

Sayfayı Paylaş