gazlı içecek hazırlanması,vurgun olayı,çözünürlük pren.

Konu 'Kimya 9. Sınıf' bölümünde ergec tarafından paylaşıldı.

  1. ergec

    ergec Üye

    Katılım:
    29 Aralık 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaslar dönem ödevim için yardım edersenız çok sevinirim

    1)gazlı içeceklerin hazırlanması
    2)Vurgun olayının incelenmesi
    3)çözünürlük prensiplerinin incelenmesi
    legend_mert bunu beğendi.
  2. etütodası.biz

    etütodası.biz Üye

    Katılım:
    16 Ekim 2009
    Mesajlar:
    182
    Beğenileri:
    301
    Ödül Puanları:
    0
  3. etütodası.biz

    etütodası.biz Üye

    Katılım:
    16 Ekim 2009
    Mesajlar:
    182
    Beğenileri:
    301
    Ödül Puanları:
    0
    Vurgun olayının incelenmesi

    VURGUN OLAYI
    Denizin derinliklerinden yüzeye çıkan dalgıçlarda ve çok fazla yükselen havacılarda atmosfer basıncının anîden düşmesine (dekompresyon) bağlı olarak meydana gelen hastalık hâli. Dekompresyon hastalığı veya Caisson hastalığı da denir. Eğer bir dalgıç su altında vücudunda büyük miktarda azotun çözünebileceği kadar uzun bir zaman kalmışsa ve sonra anîden deniz yüzeyine çıkarsa, hücre içi veya hücre dışı vücut sıvılarında önemli miktarlarda azot kabarcıkları teşekkül eder ve bu da meydana gelen kabarcıkların miktarına göre vücudun hemen her yerinde küçük veya ciddî hasarlar meydana getirebilir. Bu durum deniz dibinde bir atmosferden fazla bir basınca maruz kaldıktan sonraki dekompresyon (basıncın kalkması) esnasında olabildiği gibi, benzer şekilde, deniz seviyesinden (1 atmosfer) yukarı doğru 0,5 atmosferlik bir basınca yapılacak çıkışlarda da olabilir.

    Dalgıç, denizin derinliklerinde kaldığı müddetçe vücudunun dışındaki basınç çözünmüş gazları sıvı şekilde tutmaya yetecek bir şekilde bütün vücut dokularını sıkıştırır. Sonra dalgıç anîden deniz yüzeyine çıktığı zaman vücudun dışındaki basınç sadece 1 atmosfer olur, bu esnada vücut sıvılarının içindeki basınç vücudun dışındaki basınçtan daha fazladır. Bu yüzden çözünmüş durumda bulunan gazlar kaçarak dokuların içlerinde gerçek kabarcıklar meydana getirebilirler.

    Eğer vücut sıvılarındaki azot basıncı vücut dışındaki basıncın üç katından daha fazla yükselmemişse “aşırı doygunluk kuralı” azotun önemli miktarlarda kabarcık meydana getirmeyecek şekilde çözünmesine izin verir. Bu sayede bir dalgıç teorik olarak denizin 22 m derinliğinden (3 atmosfer basınçlı) deniz seviyesine (1 atmosfer) önemli bir kabarcık teşekkülü olmadan ve dekompresyon hastalığı gelişmeden bir anda çıkarılabilir. Fakat güvenlik açısından bir dalgıcın denizden çıkarken bu teorik sınırları zorlamasına nadiren izin verilir.

    Dekompresyon hastalığında; aşırı vücut ağırlığı, uzun süreli basınca maruz kalma ve eksersiz, olayı arttıran faktörlerdir. Yaşlılık, bitkinlik ve geçmişte geçirilmiş bir hâdise de bilinen menfi faktörler arasındadır. Bu durumlarda muhtemelen gazın dokulardan dış çevreye taşınmasında bir bozukluk vardır. Giderek artan basınçlara düzenli bir şekilde maruz kalan şahıslar belirgin dekompresyon hastalığına karşı daha az yatkın olurlar. Bu yüksek basınca mâruz kalma sonlandıktan sonra, kazanılan muhite alışma özelliği de kaybolur.

    Dekompresyon hastalığının klinik belirtileri gaz kabarcıklarının damar yatakları ve damar dışı bölgelerde birikmesine bağlı olarak çeşitlidir. Bu belirtiler âni dekompresyondan sonraki birkaç dakika ile bir saat içinde görülür. Bununla birlikte nadiren belirtiler dekompresyondan sonraki 6 saat veya daha fazla zamanda gelişebilir. Kabarcıklar bir bölgeye geçici olarak yerleştikten hemen sonra belirtiler ortaya çıkar; kanlanma bozulur, ağrıya sebep olur veya organın işleyişini bozar. Belirtilerin hafif ve ciddî olarak ayrı ayrı tasnifi hastanın durumuna göre tedavi plânı yapmayı sağlamaktadır.

    Hafif dekompresyon hastalığının açık hususiyetleri cilt veya lenfatik tutulumudur. Bacak ve kollarda eklemlerin civarına yerleşen ağrı en sık görülen belirtidir. Başlangıçta hasta uyuşma hisseder. Zaman geçtikçe rahatsızlık şiddetlenir ve kuvvetli ağrı kesiciler kullanmak gerekebilir. Ağrılı bölgede ödem olabilir. Anında basınç odasına alınan hastada ağrı tamamen geçer veya azalır. Tedavi edilmeyen ağrı birkaç günde yavaş yavaş azalır. Cilt belirtileri arasında kaşıntı ve morarma olabilir. Hastayı basınç altına almak cilt belirtilerinde çok seri şekilde etkilidir. Tedavi edilmeyen belirtiler 2–3 gün içinde geriler.

    Ciddî dekompresyon hastalığı sinir sistemi veya dolaşım-solunum sisteminin tutulumuyla karakterizedir. Belirtileri çeşitlidir ve önceden tahmin edilemez. Ağır vaka’lar şok ve ölümle sonuçlanır. Felçler ihtiva eden ciddî, kalıcı sinir sistemi arazları meydana gelebilir. Diğer vaka’larda mühim nörolojik arazlar haftalar ve aylar süren bir dönemde dereceli olarak düzelir.
    Dolaşım-solunum sistemini tutan dekompresyon hastalığında; göğüste rahatsızlık, öksürük, nefes darlığı olur. Nefes alma esnasında nefesin tutulması hissî olur. Kabarcıklar akciğer kanlanmasını daha fazla bozacak olursa nefes darlığı tablosunu aşırı akciğer ödemi takip eder ki bu da ölüme sebep olabilir.

    Bir dalgıç su üstüne yavaşça çıkartılacak olursa çözünmüş azot akciğerlerden dekompresyon hastalığını önleyebilecek bir hızla atılabilir. Eğer bir dalgıç uzun bir süre denizin derinliklerinde kalmışsa saatlerce dekomprese edilmesi gerekebilir. Bir dalgıcın hangi hızla su yüzüne çıkartılacağı ilk olarak indiği derinliğe, ikinci olarak burada kaldığı süreye bağlıdır. Su yüzüne çıkma hızının tayininde basınçlı hava soluyan dalgıçlar için yapılmış “dekompresyon tabloları” kullanılmaktadır. 100 m derinlikte 20 dk kalmak iki buçuk saatten fazla dekompresyon zamanını gerektirir. Eğer dalgıç yukarı çıkarken saf oksijen soluyacak olursa vücut sıvılarında azotun uzaklaşma hızı önemli ölçüde artacaktır. Böylece deniz yüzeyine çok daha hızlı çıkarılabilecektir.
    Dekompresyonda bilhassa aşırı kirli sularda ve hava şartları sebebiyle kullanılan diğer bir metod dalgıcı yüzeye hemen çıkartmak ve çıktıktan sonra 5 dk içinde bir basınç odasına (dekompresyon tankı) yerleştirmektir. Bu odada basınç tekrar uygulanır. Uygun bir dekompresyon tablosu kullanılır.
    Yukarıdaki tedbirlere ilâve olarak şokta, sıvının yerine konması, heparin verilmesi gibi destekleyici metodlar faydalıdır.

    VURGUN OLAYININ TEDAVİSİ

    Vurgun ya da dekompresyon olarak bilinen hastalığın tek tedavisi basınç odalarıdır. Önce vurgunun nedenini tekrar hatırlayalım. Basınç altında solunan hava içindeki azot, sıvı hale geçer. Basıncın aniden ortadan kalkmasıyla, azot tekrar gaz haline geçerek kabarcık oluşmasına neden olur. Bu durum damarlarda tıkanmalara neden olur. Damarlardaki kabarcıkları küçültmek ve yok etmek için aynı basınca tekrar dönmek gerekir. Bu basıncı, basınç odaları denen yerlerde yaratmak mümkün. Vurgun yiyen (dekompresyon hastalığına yakalanan) birini basınç odasına sokarak, dokularındaki kabarcıkların küçültülmesi sağlanır. Kabarcık halindeki azot, dokulardan uzun sürede ve güvenli bir biçimde uzaklaştırılır.
  4. etütodası.biz

    etütodası.biz Üye

    Katılım:
    16 Ekim 2009
    Mesajlar:
    182
    Beğenileri:
    301
    Ödül Puanları:
    0
    Çözünürlük

    Çözünürlük, belirli bir sıcaklıkta 100 ml suda çözünen maksimum madde miktarına çözünürlük denir. Çözücü akışkan (ki genellikle aşırı miktarda bulunur) solvent olarak adlandırılır ve birlikte çözeltiyi oluştururlar. Çözümlendirme işlemi solvasyon (çözücü su ise hidrasyon) olarak adlandırılır.

    Sıcaklık artışı çözünme hızını ve çözünürlüğü artırır.(Gaz çözeltileri hariç(gaz çözeltilerinde sıcaklık artışı çözünürlüğü azaltır.))

    çözücünün çözebileceği kadar madde çözmesine, doymuş çözelti denir. Çözeltinin denge durumu sıcaklığa bağlıdır. Belirli miktardaki bir çözücü içinde çözünebilecek maksimum çözünen madde miktarına, o maddenin o çözücü içindeki çözünürlüğü denir ve genellikle doymuş çözeltinin maksimum konsantrasyonu olarak ifade edilir. Bir maddenin bir başka madde içindeki çözünürlüğü, çözücü ile çözünen arasındaki intermoleküler kuvvetler, sıcaklık, çözümlendirmeye eşlik eden entropi değişimi, diğer maddelerin varlığı ve miktarları, ve bazen de basınç veya çözücü gazın kısmi basıncından etkilenir.

    Çözünürlük sabiti, nisbeten düşük çözünürülükteki iyonik bileşiklerin doymuş çözeltilerini tanımlamada kullanılır (bkz. çözünürlük dengesi). Tuzlar için çözünürlük sabiti, sulu çözeltilerdeki çözünebilir maksimum miktarıdır. Çözünürlük sabiti, denge sabitinin özel bir halidir. Çözünmüş ve çözünmemiş tuz arasındaki dengeyi tanımlar. Çözünürlük sabitinin bilinmesi aynı zamanda çöktürme (çözünme reaksiyonunun tersi) işlemlerinde de çok faydalıdır. Sıcaklık, diğer denge sabitlerinin olduğu gibi çözünürlük sabitinin de nümerik değerini etkiler.

    Çözeltilerin genel anlamda, katıların sıvılara karıştırılmasıyla elde edildiği düşünülürse de, herhangi iki madde karıştırılıp çözelti elde edilebilir. Karbonatlı su, gazın suda çözünmüş hali olup bir çözeltidir, hidrojen (gaz) palladyum metali (katı) içinde çözünebilir, ve paslanmaz çelik aslında bir katının bir başka katı içinde çözünmüş halidir (alaşım).

    Çözünürlüğe etki eden faktörler [değiştir]
    Çözücünün ve çözünenin cinsine göre
    Basınç: Katı ve sıvıların çözünürlüğüne basıncın pek etkisi yoktur. Gazların çözünürlüğü ise basınçla doğru orantılıdır.
    Sıcaklık: Katıların ve sıvıların çözünürlüğü sıcaklıkla çoğunlukla artarken, gazların çözünürlüğü sıcaklık artışıyla azalır.
    Ortak iyon derişimi: Ortak iyon çözünürlüğü azaltır.
    legend_mert ve günesim bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş