Gazzali

Konu 'Filozoflar' bölümünde Desert Rain.* tarafından paylaşıldı.

  1. Desert Rain.*

    Desert Rain.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    6 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    3.421
    Beğenileri:
    2.918
    Ödül Puanları:
    0

    Ebu Hamid İbn Mehmed ibn Mehmed Gazzali, zamanının en ünlü kelamcısı, eleştirmeni ve imancı filozofuydu. Şafii mezhebindedir. Horasan’daki Tus kentinde, 1058′de doğdu. Oradan Nişabur’a öğrenime gitti. Genç yaşında büyük bir yetenek olduğunu gösterdi. Kelam ve felsefedeki derin bilgisi, Selçukluların büyük veziri Nizamül Mülk’ün dikkatini çekti. Nizamül Mülk, Bağdat’ta kurmuş olduğu Nizamiye Medresesi’nin yönetimini ona verdi. Gazzali o zaman 33 yaşındaydı ve oldukça büyük bir ün kazanmıştı. Birkaç sene sonra hacca gitmek için görevini bıraktı. Dönüşte zaman zaman Kudüs, Şam, İskenderiye’de araştırmalar ve çalışmalar yaptı. İskenderiye’den Mağribe giderek Murabitin hükümdarı Yusuf bin Taşfin’i ziyaret ettiği söylenir. Yusuf’un ölümünden sonra yeniden Kudüs’e döndü ve orada inziva hayatı yaşamaya başladı. Bu sırada pek çok eser yazdı. Bu eserlerin genel konusu islamiyetin diğer dinlere üstünlüğü, dinin felsefeye üstünlüğünü savunmadır.
    Gazzali, yaşamının sonlarına doğru inzivasını bozdu ve Nişabur’a döndü. Bağdat medresesinin yönetimini yeniden üstlendir. Bir süre yeniden öğretim hayatına girdi. Fakat bu uzun sürmedi ve Kudüs’e dönerek orada mutasavvıflar için bir tekke kurdu. 1111′de ölünceye dek bu inzivada kaldı. Gazzali’nin yaşamı ve düşüncelerinin gelişimi konusundaki bilgiyi kendisinin yazdığı El-Munkiz’den öğreniyoruz. Felsefe tarihinde bu tarzda hayatıtla eseri arasındaki sık bağlantıyı gösteren pek az örnek vardır. Bunun için yalnız Saint Augustin’in Confessions’u ile Descartes’in discours’unu gösterebiliriz.
    Gazali’nin asıl katkısı din, felsefe ve tasavvufta yatmaktadır. Çok sayıda Müslüman filozof, Neoplantonik felsefe dahil, Yunan felsefesinin çeşitli bakış açılarını izlemekte ve geliştirmektedir. Birkaç islami öğretiyle uyuşmazlığa yol açmaktaydı. Öte yandan, tasavvuf hareketi, İslam’ın namaz ve görevlerinin zorunlu yerine getirilmesinden kaçınmak gibi aşırı tenasüpleri üstlenmekteydi. Şüphe götürmez alimliği ve kişisel mistik deneyimini esas alarak, Gazali hem felsefede hem de tasavvufta bu eğilimleri düzeltmeye çabaladı. İbni Sina’ya karşı dinin doğrularını savundu.

    Gazzali, Eşariliğe büyük bir hamle vermiş ve kelamın en büyük üstatlarından sayılmıştır. En büyük esiri altı ciltlik nakli ilimler ansiklopedisi ve önemli kelam kitaplarından biri olan İhya’dır. Meşşai felsefesini özetlemeyen Makasid-ül-felasife ile bu felsefeye karşı yapılan şiddetli saldırı içeren Tefahüt-ül-felasife ve mantığa dair risaleni burada anmalıyız.
    Gazzali, El-Munkiz’de bir dostunun sorularına yanıt vermek için çeşitli doktrinler arasında gerçekle hatayı ayırmanın güçlüklerini, 20 yaşından beri gerçek bilgiye ulaşmak için yaptığı mücadeleleri anlatıyor. Bütün dinsel ve felsefi doktrinleri sırayla inceledikten sonra sonunda her şeyden şüphe ederek mutlak septisizme ulaşıyor.
    Bizi çok kere çelişkili hükümlere sevk eden zekadan ve idrak galatlarıyla aldanan duygulardan şüphe ediyor. Akıl da ona güven vermiyor. Zira onun prensipleri kesin olan hiçbir şey ifade etmez. Uyanıklık halinde gerek duyuların idraki gerek zeka ile doğru zannettiğimiz şey ancak içinde bulunduğumuz hale göre doğrudur. Başkasının varolmayacağından emin miyiz? Örneğin uyanıklık halimizin uykudaki halimize oranı bu halin uyanıklığa oranının aynısı olabilir. O durumda aklımızla doğru sandığımız bu yeni hal gerçekte rüyadan ibaret olabilir.
    Bununla birlikte Gazzali, felsefeye yöntem olarak kullandığı bu şüphecilikten geri dönüyor. Fakat bu dönüş, Descartes’te olduğu gibi aklın zaferi ile sonuçlanmıyor. Gerçeği hararetle ararken kelamcıların, Batınilerin, filozofların, mutasavvıfların doktrinlerini derinden derine tahlil ediyor. Onların gerçeğe ulaşmak konusundaki yetersizliklerini açıklıyor. Bu tahliller arasında en önemlisi Gazzali’nin akla dayanan disiplinleri yani riyaziyet mantık, doğa bilimleri ve felsefeyi eleştirisidir. Varılan sonuç şudur; bunlardan hiçbiri, mutlak gerçeğe ulaşmak için kesin bir yol göstermiyor. Bunlardan örneğin riyaziyet, mantık ve felsefeye ilişkin bazı eleştirilerini görelim.
    Matematik Konusu
    Matematik, ispatın basit ve açık vetirelerle mümkün olduğunu kabul ettiği için tabiatın bütün karmaşıklığını ve akılla açıklaması mümkün olmayan sırlarını reddetmeye varıyor. Bunun için matematikle uğraşan insanların zaruri olarak mutlak ve inan sahasını terketmeleri gerekli oluyor.
    Mantık Konusu
    Mantık, herhangi bir şeyi ispata yarayan bir araçtır. Bu araç aynı fikrin hem lehinde hem aleyhinde kullanılabilir. Kelamcılar ve filozoflar birbirlerini reddetmek için aynı aleti kullanıyorlar. Eğer obje olarak gerçeği göstermeye yeterli olsaydı, yalnızca tek bir amaca hizmet etmeliydi.
    Felsefede, Gazali matematik ve asıl bilimlerin yaklaşımını tamamen doğru olarak onayladı. Bununla beraber, Aristotelesçi mantığın tekniklerini ve Neoplatonik yöntemleri benimsemiş ve bu araçları, Aristotelesçi ve aşırı usçuluğun negatif etkilerini azaltmak için o zaman hüküm süren Neoplatonik felsefe kuraklığının kusur ve eksikliklerini açıkça ortaya koymak için kullandı. Farabi gibi bazı Müslüman filozofların tersine, mutlak ve sonsuzu kavramak için aklın yetersizliğini savundu. Usun hakikate ulaşması olanaksızdı ve izafi olanın gözlemlenmesi ile sınırlıydı. Birkaç müslüman filozof, aynı zamanda evrenin boşlukta sonlu; fakat zamanda sonsuz olduğunu savunmuşlardır. Gazali, sonsuz bir zamanın sonsuz bir boşluk ile ilişkili olduğunu iddia etmiştir. düşünce açıklığı ve iddia gücüyle, us ile dini inanç arasında bir denge yaratabildi ve bunların ardışık kürelerini sırasıyla sonsuz ve sonlu olarak tanımladı.
    Dinde, özellikle mistisizmde, tasavvufun yaklaşımını aşırılıklarını temizlemiş ve geleneksel dinin otoritesini yeniden yerleştirmiştir. Yine de, mutlak hakikate ulaşmak için gerekli yol olduğunu iddia ettiği gerçek tasavvufun önemini vurguladı.
    Felsefe konusunda Gazzali’nin itirazları daha esaslıdır. Bunlardan yalnız El-Munkiz’de değil, daha birçok eserinde uzun uzadıya açıklar. Bu itirazlara özellikle makasid-ül-felasife ve Tehafüt-ül-felasife adlı kitaplarını ayırmış olup bu eserlerden ikincisi batıda çok tanınmıştır. Birinci Kitapta Gazzali, filozofların kuramlarını açıklıyor ve asıllarını gösteriyor. İkincisinde onları kendi doktrini bakımından eleştiriyor. Makasıd 12. yüzyılda Gundissalvi tarafından Latince’ye çevriliyor.
    Gazzali, duyuların ve zekanın eleştirisini yaptıktan sonra akli bilgi derecesinde yalnız matematikte saf kesinliği buluyor. Matematiğin ilkelir konusunda herkesle birleşir. Mantığın temelleri de genellikle doğrudur ve hata yüzdesi azdır. Metafiziğin hükümlerinde çok farklı görüş vardır ve genellikle gerçeğe aykırıdır. Riyaziyat ve mantıktan sonra metafiziğe bu hücum Kant’ın kuramsal akıl eleştirisnde yaptığı hücumun aynı tarzındadır. Kant, mantığın, metafiziğin ve fiziğin hudutları iyi çizilmiş olduğunu; fakat metafiziğin hudutları sınırlandırılmadığı için onda aynı kesinlik ve yakınlığın bulunmadığını açıklamaktadır.
    Fizikte gerçek ve hatta Gazzali’ye göre karışık olarak bulunur. Böylece bütün eserini filozofların metafiziğe ait görüşlerini eleştirmeye adıyor.
    1. Bütün eski filozofların doktrinlerini tartışmaya girmediği için onların en ünlü olan Aristo’nun fikirlerini tenkitle başlıyor. Metafizik doktrinlerinin hiçbir zaman mantık ve matematik gibi kesin ve reddedilmez düşüncelere dayandığını iddia ediyor. Bu bakımdan İslam filozoflarının en moderni Gazzali’dir. Fikirlerinde şüphecilik ile imancılık arasında bulunur. Aristo’nun eserini her şerh eden aynı şekilde anlamıştır ve aralarında hiçbir ilişki yoktur. Bunlardan en önemlisi olan Farabi ile İbn-i Sina’nın fikirleri arasındaki çelişkileri gösterir. Gazzali’ye göre ikisi de Aristo’ya dayanmaktadır.
    2. Filozofları kullandıkları bazı kavramlar örneğin yaratıcı için cevher veya ilk sebep demek gibi kavramlar üzerinde tartışmıyor. Çünkü özellikle kavrama verilen anlamda anlaşmak söz konusudur. Cevher deyince kendi varlığıyla varolan şeyin anlaşıldığını bilmek yeterlidir. Gazzali, Descartes gibi başlar ama Pascal gibi bitirir. Şüpheciliği aklın yetersizliğini işler, yerine imanı koymaya çalışır.

Sayfayı Paylaş