Geleneksel Türk Tiyatrosu

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Murat AKSOY tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

    MEDDAH


    Meddah, anlatı bölümlerinin arasına söyleşmeli,taklitli,kişileştirmeli bölümler yerleştirdiği için o da diğer dramatik türlere benzerlik göstermektedir.karagöz oyunlarına çok yakınsa da çok zengin kaynaklara dayanması,hikaye dağarcığının çeşitliliği,güldürmenin yanı sıra çeşitli olayları da yansıtması ile onlardan ayrılır.Dede Korkut,Köroğlu gibi geleneksel Türk kaynaklarından gelen konular,İslam geleneğinden gelen dinsel konular,Hz. Ali’den gelen konular,İran geleneklerindeki efsaneler içinde değişik mizaçları yansıtırdı.
    Karagöz ve ortaoyununun salt gösterimci birer tiyatro olmasına karşın,meddahların seçtiği konulara göre benzetmeci,gerçekçi tiyatroyu zorladığı görülür.Karagöz ve ortaoyununda seyirci için oyun oyundur, oyuncu da oyuncu; o nedenle oyun sırasında bir özdeşleşme,oyunun havasına kendini kaptırma göremeyiz.Oysa meddah,seçtiği konuya göre seyircide bir coşkunluk,üzüntü,merak,acıma duygusu yaratır.


    Meddahlar hikayeye başlar ve bitirirken çeşitli söz kalıplarına başvururlardı.Kimi kez çeşitli ağızlardan kısa taklitler yapılarak hikayeye başlanır,hikayeden önce çeşitli tekerlemeler görülürdü.Daha sonra meddah hikayesini anlatır ve hikayenin sorumluluğunu hikayenin kaynağına bırakıp özür dilerdi.18.Yy.dan bir tanık , meddahların kahvede hikaye anlatırken kimi zaman resmi bir haber kaynağı gibi ,hükümet çevrelerince siyaset yapmaları için görevlendirildiğini söylemiştir.

    KARAGÖZ


    Gölge oyununun Türkiye’ye ne zaman ve nasıl girdiğine baktığımız zaman,16.Yy.da Mısır’dan girdiğini öğreniyoruz.17.Yy.da ise Karagöz’ün tam şeklini aldığını biliyoruz.Asıl merak uyandıran tartışma konusu Karagöz ile Hacivat’ın gerçekten yaşamış kişiler olup olmadığıdır.Gölge oyununun bu iki kahramanı,halk tarafından öyle sevilmiştir ki onları yaşamış kişiler olarak görmek istemişler ; Bazı söylentilerle onların yaşadıklarını ileri sürmüşlerdir.Bu söylentilerden biri: Sultan Orhan çağında Hacivat’ın duvarcı, Karagözün ise demirci ustası olduğu; Bursa’da bir cami yapımında çalıştıkları;ancak söyleşmeleri ile diğer işçileri de oyalayarak cami yapımını geciktirdiklerinden dolayı Sultan Orhan tarafından ölümle cezalandırıldıklarıdır.

    Karagöz’ün piri ve yaratıcısı Şeyh Küsteri sayılmıştır.Gerçekte oyunun kurucusu ve yaratıcısı olduğu kesin değildir.Fakat önemli olan,Karagözcülerin ,bulunmuş ve kurulmuş oyuna Şeyh Küsteri’yi önder,koruyucu ve kurucu olarak seçmiş olmaları ve Şeyh’in adıyla oyuna ciddi,yapıcı,eğitici,ibret verici bir temel bulmalarıdır.


    KARAGÖZ’ÜN GELİŞİMİ


    17.Yy da kesin biçimini alan Karagöz, daha sonraki yüzyılda büyük bir ilerleme göstermiş,Türklerin en sevilen gösterisi olmuştur.Ne var ki Karagöz’ün gelişimi içerisinde iki önemli sorun olmuştur.Bunlardan biri Karagöz’ün toplumsal eleştiri ve taşlaması, diğeri de açık-saçıklığıdır.Karagöz’ün ortadan kalkmasında batı tiyatrosunun Türkiye’ye girişi kadar bu iki özelliğin de etkisi olduğu söylenebilir.Karagöz oyunu açık bir biçimdir.Her olaya, her amaca kendini uyduran bir yöntemdir.Üstelik Karagöz’ün kendine göre bir dokunulmazlığı vardır.Dönemin din adamları ,kendi yönetimlerine ters düştüğü halde Karagöz’ü hoş görecek bir neden bularak ona özel bir dokunulmazlık alanı yaratmışlardır.Yabancı kaynaklar daha çok Karagöz’ün açık-saçıklığı üzerinde durmuşlardır.Şüphesiz Karagözün utanmasız bir yanı vardı.Sımsıkı,kapanık bir toplumda; Baskının yarattığı kımıltısızlık içerisinde, bu yoldan bir kaçamak aranması,topluma soluk verecek bir delik olarak kullanılması ancak Karagöz’ün lehine yorumlanabilir.Karagöz’ün bolbol siyasi taşlamalara başvurduğunu söylemiştik.Yine böyle bir oyun Abdülaziz’in ilk yıllarında yaşlı devlet adamlarını çok ağır bir biçimde alaya alaraktan oynanmış;fakat bu sefer yapılan taşlamalar fazla keskin bulunmuş ve Karagöz oynatma izni kaldırılmıştır.Perdeye devlet ileri gelenlerinin çıkarılmasının ağır cezalara bağlanmasıyla beraber, Karagöz, ilginçliği,anlamı olmayan; kaba, bayağı bir güldürü durumuna düşürülmüştür.Karagöz’ün siyasal taşlama ve açık-saçıklığına devlet ileri gelenlerinin tepki göstermesi bir yandan da Batı tiyatrosunun Türkiye’ye girmesi nedeniyle, Karagöz’ü sınırlayan bir tutumun gitgide geliştiğini görüyoruz.


    KARAGÖZ’ÜN BÖLÜMLERİ


    a) Mukaddime

    İlk olarak müzikle boş perdede gösterimlik denilen ,limon ağacı,çalgıcılar,deniz kızı gibi, çoğu kez konuyla ilgisiz görüntüler olur.Daha sonra tefin ritmine uygun bir biçimde perdenin solundan Hacivat gelir,bir semai okur.Semai bitince Hacivat ‘’off….hay Hak’’ diyerek perde gazeline başlar.Perde gazelinde;Karagöz oyununun bir öğrenek yeri olduğu,gazelin tasavvufi felsefi anlamı ve kurucusunun Şeyh Küşteri olduğu belirtilir.Perde gazelinde padişaha yakarış da yeralır.Çağın padişahını anmanın yanı sıra çoğu kez yönetim biçimi de belirtilirdi.
    Hacivat tüm bunlardan sonra bir beyit okuyup kendine kafadengi bir arkadaş aradığını söyler ve arkadaşın özelliklerini saymaya başlar.. konuşmasını ‘’Bu gece işimizi Mevlam rastgetire! Yar bana bir eğlence,aman bana bir eğlence’’ diyerek bitirir.Bu sırada perdenin sağ köşesinden Karagöz gelir.İkisi dövüşürler.Dövüşte Hacivat kaçar, Karagöz yere boyluboyunca uzanır ve bir tekerleme söyler.Bu, ‘’kılıklama’’ yada ‘’kılıklı zırva’’ diyebileceğimiz,aralarında hiçbir mantık bağlantısı olmayan sözlerin bir anlam taşıyormuşçasına birbiri ardına getirilmesidir.


    b) Muhavere

    Bu bölüm Karagöz ve Hacivat arasında geçer.İki kişiden fazla kişinin de bu bölümde yer aldığı görülmüştür.Muhavere konularına örnek verelim: Yalan küpü muhaveresi şöyledir.Çelebi en iyi yalanı söyleyecek olana ödül verecektir.Hacivat karagöz’ü salık verir.Karagöz, Çelebi’nin babasının kendi babasına borcu olduğunu söyler.Çelebi bu borcun varlığını kabul etse babasının borcunu ödemek zorunda kalacak, yalan olduğunu söylerse de ödülü Karagöz’e vermek zorunda kalacaktır.Bazı muhavere konularında da tıpkı ortaoyunu tekerlemelerinde olduğu gibi önce olmayacak bir olay gerçekmiş gibi anlatılır daha sonra da bir düş olduğu anlaşılır.


    c) Fasıl

    Fasıl, oyunun kendisidir.Bu bölümde Hacivat ve Karagöz’den başka olay kişileri de bu bölümde görülür,oyuna katılırlar.17.yy. dan itibaren fasıl konuları belirli bir olaylar dizisine uymaya başlamıştır.Fasıl isimlerinden birkaçını sayalım : Ağalık,Bahçe sefası,Eczane,Sahte esirci,Hamam, Ferhat ile Şirin,Kanlı kavak,Kanlı Nigar,Kütahya,Leyla ile Mecnun,Sünnet, Şairler,Yangın,Yazıcı


    d) Bitiş

    Karagöz oyunun bittiğini haber verir,kusurlar için özür diler, gelecek oyun duyurulur.Karagözle Hacivat oyun sırasında kılık değiştirmişlerse eski kılıklarında dönerler sahneye.Aralarında kısa bir söyleşme geçer bu söyleşme sırasında oyundan çıkarılacak ders de belirtilir.Daha sonra oyunda yapılan hatalardan dolayı özür dilenerek oyun bitirilir.


    KARAGÖZ’ÜN TEKNİĞİ


    Karagöz görüntüleri kalın deriden , çoğu kez deve derisinden yapılır.Kullanılacak deride aranan özellikler saydamlaştırmaya yatkın ve ısıya dayanıklı olmasıdır.deri bir dizi işlem sonucunda işlendikten sonra üzerine kalıp konularak çizilir ve bu çizilen yerlerden sivri uçlu bıçakla kesilir.Gerekli yerlerinde ters tarafından delikler açılır; ve çini mürekkebi ile renklendirilir.Oynak eklemeli parçalar birbirine kiriş ,kursak,tel ile bağlanır.
    Perdenin boyutları 2m ye 2.5 m iken 1.10 a 0.80 olmuştur.Perdenin tabanında ve arkasında perdenin çevresine iplerle tutturulmuş peş tahtası denilen bir raf bulunur.Buraya perdeyi aydınlatan meşale konulur. Peş tahtası üzerinde sıra sıra delikler bulunur. Bu deliklere gerekince hayal ağacı denilen çatal sopalar sokulur. Bu daha çok, perdede iki veya daha fazla görüntü bulunduğu zaman kımıltısız duran görüntülere destek olması içindir. Bu görüntülerin ayakları perdenin çerçevesinin tabanına değer. Sopası da hayal ağacının hayal ağacının çatalı içine yerleştirilir. Görüntüleri hareket ettirmeye el peşrevi adı verilir. Değnekler 60 cm. boyunda gürgenden olurdu.


    Karagöz,yatay çubukla oynatıldığından görüntüler tek yönlü hareket ederdi.Karagöz tek sanatçının gösterisidir. “Hayali” yada “Hayalbaz” denilen ustadan başka bir de çırak vardır.Çırak, perdeyi hazırlar,oynanacak faslın görüntülerini seçip sıraya koyardı.Aynı zamanda ustanın yanında sanat öğrenmeye çalışırdı.


    ORTAOYUNU


    Ortaoyunu nasıl çıktı ?

    Türklerin Karagöz kukla gibi cansız; meddah gibi tek anlatıcılı sözlü oyunlarının yanında canlı oyuncularla oynanan en belli başlı geleneksel tiyatrosu olan ortaoyunu üzerine pek çok inceleme yapıldığı halde bu tiyatro türü üzerine karanlık kalmış, çözülmemiş pek çok nokta buluruz. Ortaoyunu üzerine incelemeler yapanlar çağlar boyunca rastlanan canlı oyuncularla yapılan sözlü temsillerden çok, “ortaoyunu” terimine ilk rastladıkları tarihi temel alıyor, 19. yüzyılın ortalarına doğru getiriyorlar.


    Ortaoyunu diye bildiğimiz oyunun son biçimini alıp ‘’Ortaoyunu’’ diye adlandırılışını ele alabiliriz.Bu aşamanın başlangıcını kanıt göstermeden açıklayanlar olmuştur.Bunlardan birine göre; Kanuni Sultan Süleyman çağında (1520-1566) Süleymaniye’de bulunan deliler evindeki delileri oyalamak için yapılan oyunlardan çıkmıştır; fakat bunu gösteren bir kanıt yoktur.Başka bir varsayım da Ortaoyununun başlangıcını 3.Mustafa (1754-1774) çağına dayandırır.


    Her nekadar Ortaoyununun şu anki isimiyle anılması 19.Yy.ı bulmuş olsa da birçok kaynaktan, daha önceki tarihlerde saray içinde benzer kol oyunlarının gösterildiğini öğreniyoruz.Yine aynı kaynaklar, oyunlar sırasında Türk, Ermeni, Frenk, Yahudi gibi taklitlerden yararlanıldığını;Curcuna ile başladığını, Kolbaşı, Kavuklu, Pişekar gibi baş oyuncuları olduğunu, bunlar arasında güldürücü söylemler geçtiğini ,bu oyunlarda şakşak kullanıldığını bize anlatırlar.


    “ORTAOYUNU”NUN BÖLÜMLERİ


    Oyunun iki önemli kişisi vardır: Pişekar ve Kavuklu. Oyun tümüyle bu iki kişinin etrafında gelişir.Ahmet Rasim’ in tanımına göre Pişekar, oyunu idare eden karakterdir. Pişekar, akıllı , işgüzar, rehber, iyiyi kötüyü ayırt edebilen,tecrübeli,yaşlı bir tiptir.Oyun, bu kişinin göstereceği tarza tabidir.Kavuklu ise oyunun komik unsurudur.Tüm entrika ve sürprizler Kavuklu’nun başı altından çıkar.Cehaleti,inatçılığı ve bunlara karşın güleryüzü ile Pişekar’ı oyun sonuna kadar uğraştırır.daha sonra oyuna uygun bir tekerleme yaratarak oyunu bitirir.Kavuklu’nun en büyük yeteneği tekerleme yaratmaktır.Oyunda dört bölüm vardır: Öndeyiş,söyleşme,fasıl, bitiriş…


    a) ÖNDEYİŞ


    Zurna, Pişekar havası çalar.Pişekar meydana gelir, iki eliyle dört tarafı selamladıktan sonra zurnacıyla Selamı ve oyunun içeriğini içeren bir konuşma yaptıktan sonra kavuklu havası eşliğinde Kavuklu gelir.Kavuklu oyuna girdiği zaman kavuklu ile Kavuklu arkası arasında yanlış anlaşılmalar üzerine dönen komik, kısa bir söyleşme olur.Bu söyleşme sırasında bir yandan da yürürler.Çoğu kez Kavuklu ve arkası söyleşme sırasında Pişekar’ı fark etmez, bira anda fark ettiklerinde ise korkudan yere ,birbirlerinin üstlerine düşerler.Bunlardan sonra oyunun ikinci bölümü,Pişekar ve Kavuklu arasındaki söyleşme gelir.


    b) SÖYLEŞME


    Bu bölüm en ustalık isteyen bölümdür.Kavuklu ile Pişekar arasında geçen bir çene yarışıdır.Söyleşme bölümü iki bölümden oluşur: Önce söyleşen kişilerin birbiri ile tanıdık çıkması , birbirlerinin sözlerini yanlış anlaması gibi güldürücü söyleşme ki buna “Azbar” denir; Sonra da “Tekerleme” denilen söyleşme bölümü.
    Tekerlemelerde Kavuklu , Pişekar’a başından geçmiş gibi olmayacak bir olayı anlatır.Pişekar da bunu gerçekmiş gibi dinler.Sonunda da bunun düş olduğu anlaşılır.Belli başlı tekerlemeler: Bedesten, Beygir kuyruğu, Çeşmeye düşmek, Helva,Hırsız,Teyyare ile uçmak, Kahve kutusu, Kavun, Kayık, Dilenci vapuru,esrar,Nargile,Ördek,Pazar yeri,Zengin olmak …
    “Teyyare ile uçmak” tekerlemesinde; Kavuklu’nun teyzesinin oğlu uçman olmuştur.Kavuklu da uçağın içine girer .Uçakta çişi gelir,uçak insin diye tabancaya sarılır, tabanca patlar, karşısındaki adam yere yıkılır,oysa kavuklu rüyasında altına etmiştir.
    “Hamam” tekerlemesinde ise Kavuklu hamama gider, içerde toplanan istim çıkacak yer bulamadığı için hamamı uçurur; bir süre sonra kubbe patlar;Kavuklu, Çekmece gölüne düşer.Oysa içmiş, sızmış ve çamaşır teknesine düşmüştür.


    c) FASIL


    Tekerleme sona erip de bunun bir düş olduğu anlaşıldıktan sonra fasıl adı veilen asıl bölüme geçilir.Çoğu kez Kavuklu iş aramaktadır ve tekerleme sonunda Pişekar ona bir iş bulur.Kavuklu, “Pazarcı” oyununda sergi açar; “Fotoğrafçı” da fotoğrafçı olur; “Gözlemeci” de gözlemeci çırağı; “Büyücü” de büyücünün çömezi…Dükkan dekorunda gelişen olaylar dizisine paralel olarak ikinci bir olaylar dizisi de Zennelerin Pişekar aracılığı ile kiraladıkları evde evde ( yeni dünya ) gelişir.Böylece çeşitli taklitler kimi kez zennelerle işi olduğu için kimi kez de dükkanda işi olduğu için gelir.Fasıl bunlarla gelişir.


    d) BİTİŞ


    Fasıldan sonra kısa bir bitiş bölümü gelir.Pişekar oyunu nasıl tanıtıp sunmuşsa,oyunu bitirmek de gene Pişekar’a düşer. Seyircilerden özür diler; Gelecek oyunun adını ve yerini duyurur.


    “ORTAOYUNU”NDA OYUN DÜZENİ


    Ortaoyunu yuvarlak çepeçevre seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır.Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya Merg-i temaşa (Temaşa çayırı) denir.bu, çoğu kez yumurtamsı biçimde bir alandır.Tabanı çayır,çimen olan bu alan yuvarlak yada dörtköşe de olabilir.meydanın uzunluğu 22m ye 15 m’dir.Seyirciyle oyun alanı ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır.
    Ortaoyunu sözlüğünde meydan veya oyun yerine palanga denir.Burası gösteri için kazıklarla çevrilerek ayrılmış alandır.Oyuncuların giyim kuşamlarını koydukları sandığa da pusat denir.Çoğunlukla oyun yerinin bitişiğindeki çadırda giyinilir. Oyun yerinde belli başlı iki parça dekor bulunur.bunlardan biri Yeni dünya, diğeri dükkandır.Yeni dünya ve dükkan, birbirine benzeyen 2-3-4 katlı kafes,paravandır.Aralarında boy bakımından fark olduğu gibi görevleri de değişiktir.Her oyunda Kavuklu’nun bir iş sahibi olması için bir ‘dükkan’ ; Zennelerin mahallede bir ev almaları için bir ev ,yeni dünya gereklidir.Dükkan, gözlemeci oyununda gözlemeci dükkanı, telgrafçı oyununda telgraf çekilen yer olur.
    Ortaoyununun en önemli araçlarından biri Pişekar’ın elinde tuttuğu iki dilimli şakşaktır.Bunun baş görevi, Pişekar’ın, oyunun başı olduğunu belirten bir işaret olarak kullanmasıdır,ayrıca bununla yardağına vurur.Pişekar, oyunun sahneye koyucusu,yöneticisi olduğu için şakşakın oyunu yönetmek,yürüyüşleri yöneltmek,oyunculara işlerini bildirmek gibi bir görevi vardır.


    Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir;Ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır. Berber oyununda , bir berber aynası,berber koltuğu,bir berber leğeni kullanılmıştır.Aynı şekilde gözlemci oyununda gözlemci merdanesi, yazıcı oyununda yazı takımı gibi eşyalar kullanılmıştır.Ortaoyununun sahne düzeni bir yandan metinsiz,doğmaca,doğaçlama oynayışın bir yandan da yuvarlak sahne kurallarının gereklerine uygundur.Bu yönüyle oyunlar ‘açık biçim’ denilen, seyircinin tepkisine,oyun yeriyle seyirci arasındaki elektriğin yönelişine göre biçimlenebilen bir oyundur.Oyun yeri yuvarlak olduğu için oyuncular sıksık yer değiştirerek seyircilerin tümünün kendilerini görmesini sağlar.
    Ortaoyunu söze dayanmakla beraber, söz yanında tavır hareketlere de büyük ölçüde yer verilir.Ortaoyunu gösterimci tiyatroya en iyi örnektir.Herşeyden önce orta yerde oynanır; Seyirci oyun alanını çepeçevre kuşatmıştır.Oyuncu,seyirci,temsil aynı iklim içindedir, aynı havayı solur,aynı ısıyı duyar.Pişekar, oyunun başında ve sonunda seyirciye doğrudan seslenir, oyunu tanıtır,kusurları için özür diler,gelecek oyunun zamanını ve yerini duyurur.
    Temsil, yalanlarla ışıkla yalanı örtmeye çalışmaz.Oyunun bir kurmaca olduğu oyun sırasında oynayanlarca yadsınmaz.İki kişi oyun sırasında söyleşirken,üçüncü bir kişi onlar duymadan seyirciyle konuşup takılmalarda bulunur.Gerçekten yapılabilecek hareketler bile gerçeğe uymadan yapılır: Birine para verilecekken gerçek para kullanılabilecek yerde yalnızca para sayma hareketiyle yetinilir.Kapı açılıp kapanırken kapı sesiyle ilgisi olmayan bir çıngır mıngır sesi çıkartılır. Oyun kurallarının bilebile çiğnenmesi aynı zamanda bir güldürme öğesidir de. Şimdi buna bir örnek verelim:


    KAVUKLU - (zenneler için) Deli midirler diye sordum.

    PİŞEKAR - Ne demek neden deli olsunlar?

    KAVUKLU - Bunlara bezsiz paravanı ev diye sen mi kiraladın?

    PİŞEKAR -Elbette sen gözünün çapağını sil de öyle bak. Devekuşu gibi canım eve paravan diyorsun.

    KAVUKLU - Ulan dürbünle baksam zırva tevil götürmez!

    OYUN YERLERİ VE OYUNCULAR

    Ortaoyuncular, İstanbul’da kapalı yerlerde,hanlarda ve İstanbul’un gezinti yerlerinde temsiller verirlerdi.Ayrıca İstanbul dışındaki kentlerde ve Adalar’da da oynarlardı.
    Ortaoyunu sanatçılarına gelince, aralarında çırak-usta ilişkisi gözetilmekteydi. Ustalar öğrencilerini denetlerlerdi.Oyunda utanmasız sözler söylemek yasaktı.Ortaoyunu sanatçılarının hepsinin oyunculuk dışında başka işleri de vardı.Daha çok yaz mevsiminde açık havada oynarlar, bunun dışında başka işlerle uğraşırlardı.

Sayfayı Paylaş