Gelişim ve Büyüme Kavramları Ders Notları

Konu 'Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    GELİŞİM
    İnsan gelişimi çevre ve kalıtım arasındaki sürekli ve karşılıklı etkimişimin ürünüdür. Kalıtımsal özellikler, kısaca biyolojik ön yatkınlıklar olarak tanılanabilir. Döllenmiş yumurta aşamasından başlayarak, genler taşıdıkları yapısal özellikler doğrultusunda hücreleri programlar, ve böylece cinsiyet, saç rengi, fiziksel büyüklük ve hatta bir ölçüde zihinsel yetenekler, çevresel değişkenler ile etkileşerek şekillenir. Buna göre insan gelişimine yön veren iki temel süreç söz konusudur. Bunlardan biri, genotip ikincisi fenoptiptir. Genotip, ana babadan kalıtım yoluyla gelen tüm özellikler, fenotip ise aile, çevre, okul ve toplum gibi farklı sosyal bağlamlarda toplumsal ilişkiler yoluyla edinilen gözlenebilir tüm kişisel özelliklerdir.
    Gelişimin kalıtsal özelliklerini yansıtan genetik değişmeler, evrim sürecinde gerçekleşen üç etkene göre oluşmaktadır. Bunlar ; değişkenlik (varibility), uyum (adaptaion) ve ayıklanma (selection) süreçleridir. Bireyin genetik yapısındaki oluşum ve değişmeler çiftleşme aşamasında kadından gelen X ve erkekten gelen XY kromozomlarının rastlantısal (random) yolla etkileşimine bağlıdır. Cinsiyeti belirleyen X ve Y kromozomlarının rastlantısal olarak etkileşimi, genlerde yer alan mutasyonlar (mutotions) yoluyla türe özgü davranış örüntülerini de (related species) içeren çok yönlü bir süreç içinde oluşmaktadır. Değişkenlik olarak biline bu etken uyum kavramı ile ilişkilidir. Uyum rastlantısal olarak bir araya gelen özelliklerinin doğal ayıklanma (natural selection) süreci içinde kalıcı hale geçirerek genetik yapıyı koruyan tüm değişimleri kapsamaktadır. Ayıklanma ise organizmamın çevreye uyum sağlamasını kolaylaştıran özelliklerin kalıcı hale gelmesi diğerlerini giderek sönmesi anlamındadır.
    Gelişimin sosyal çevre değişkeni ile oluşan boyutu ise, kısaca algılama sisteminin düzenlemesine bağlıdır. Buna göre, algılama sistemimiz farklı olsaydı, doğal olarak dişilimiz de farklı olacaktı. Bireysel deneyimlerimiz, içinde yer aldığımız kültürel yapıya (cultural pattren), sosyal gruba ve aileye bağlıdır. Örneğin, çocuğun saldırganlık davranışı, içinde yer aldığı sosyal grubun ve ailenin tepkilerine göre biçim denmektedir. Genel olarak, alt sosyo – ekonomik setlerinde gelen ve eğitim düzeyi düşük olan ailelerin, çocuklarını saldırganlık davranışlarını ödüllendirdikleri gözlenmektedir. Ayrıca yetişkinlerin, söz yada davranış düzeyinde saldırgan tutumlarına sıkça tanık olan çocukların, onları model alarak benzer tepkiler gösterdikleri bilinmektedir. Öte yandan çocukların saldırganlık eğitimlerine “sessiz davranma” e “sistematik duyarsızlaştırma” yöntemleriyle yok sayma tepkisi veren eğitilmiş ailelerin, bu tür davranış bozukluklarını sağaltmada daha başarılı oldukları görülmektedir. Bu bağlamda cinsiyete bağlı rol yapısının, başat bir etken olarak algılandığı alt kültürlerde, saldırganlığın özellikle erkeklik kavramı ile özdeşleştirilmesi nedeniyle, yaygın biçimde oraya çıkması anlaşılabilir bir durumdur.
    Gelişimin iki temel bileşeni ( compenets) olan kalıtım ve çevreden, hangisinin daha etkin bir faktör olduğu uzun bir zamandan beri tartışılmaktadır. Ancak, sorunun ortaya konuş şekli ile ilgili olan böyle bir tartışmanın, pratikte fazlaca önem taşımadığı açıktır. Sorunu, her hangi bir değişkenin üstünlüğüne indirgeyen ve bu nedenle bir düşünme yanlışı olarak değerlendirilmesi gereken bu yaklaşım yerine, bugün kalıtım ve çevrenin birbirinden ayrılmaz bir bütünlük taşıdığı görüşü kabul edilmektedir.
    Bu saptaya doğrulamak amacıyla kalıtım çevre etkileşiminin dil öğrenme süreci bağlamında inceleyelim. Doğuşta konuşma için nöro fizyolojik açıdan biyolojik ön yatkınlığa sahip olan çocuğun, dili öğrenmesi sosyal etkileşime bağlıdır. Ancak çocuklar belli bir nörolojik gelişme aşamasına ulaşmadan konuşmazlar. Örneğin çocuklar bir yaşından önce düzenli cümleler kuramazlar. Ancak çocuklarıyla doğumdan itibaren konuşan ve onların konuşma denemelerini ödüllendiren ailelerin çocukları, diğerlerine oranla dana erken konuşmaya başlamaktadırlar. Ayrıca, konuşma becerisi, kapsam ve nitelik açısından farklı özellikler göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, eğitim düzeyi yüksek olan aile ortamında ve sosyal çerçevede yer alan çocukların, deyimve kavramları daha yaygın ölçüde kullandıkları doğrulamaktadır. (Gerstle. 1982) Başka bir anlatımla, konuşmayı öğrenme gem, biyolojik, hem de sosyo – kültürel değişkenlere bağlıdır. Benzen bir durum, çocuğu bilişsel (cognitive), ahlaki (moral), davranışsal (behovioral), sosyal (social), duygusal (emotional), bedensel (physical) gelişimi içinde geçerlidir. Bu bilgilerin ışığında gelişim kısaca, organizmanın döllenmiş yumurta aşamasından başlayarak yaşam boyu geçirdiği çık yönlü iyileşme ve yetkinleşme süreci olarak tanımlanabilir.

    Gelişimin Kritik Dömemleri
    Gelişim, bio – fizyolojik ve sosyo – psikolojik süreçlerin karşılıklı olarak etkileşmesinin ürünündür. Buna göre bireyin belli bir yaşantı deneyimini edinilebilmesi için belli bir yeterlik düzeyine ulaşması gerekmektedir. Burada belirleyici etken, zamandır. Gelişim sürecinde bireyler göreceli olarak farklı özellikler göstermekle birlikte, zaman değişkenine gör, belli yaşlı gruplarında ortak kişilik özellikleri de bulunmaktadır. Örneğin bireyin bilişsel, dil yada ahlaki gelişiminin kalıtsa ve çevresel değişkenlere göre, bir ölçüde farklı olması doğaldır. Ancak kategorik olarak, normal koşullarda her bireyin yaş değişkenine göre, belli bir gelişme evresinde ulaştığı kabul edilmektedir. Gelişimin kritik dönemi olarak tanımlanan bu evrelerde, bireyler belli öğrenme yaşantılarına , bir önceki evreye oranla daha uygun ve hazır konumda bulunurlar. Öğrenme yaşantılarının desenleşmesi ve standardize edilmiş programların hazırlanması, gelişimin kritik dönemleri kavramı ile ilişkilidir. Bu nedenle öğretmenler ve anne – babalar çocukların eğitimde her kritik dönemin özelliklerine uygun bir öğretme – öğrenme stratejisi benimsemelidir. Örneğin kas ve kemik gelişiminin yanı sıra, zihinsel açıdan belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşamayan çocuğun yürümeyi öğrenemeyeceği bilinmelidir. Aynı şekilde, zihinsel ve sosyal gelişim açısından belli yoksunluklar içinde bulunan çocukların, öğrenmede bazı güçlükler karşılaşabilecekleri uzak tutulmamalıdır.

    Gelişimin Temel İlkeleri
    Her bireyde gelişimin ortak bazı ilkelere göre oluşur. Bu ilkeler aşağıda gibi sıralanabilir.
    1. Gelişme, genetik ve çevresel değişkenlerin karşılıklı etkileşiminin ürünüdür. Genetik araştırmacılar göz rengi, cinsiyet, beden biçimi, boy, zeka gibi bir çık yapısal özelliğin kalıtsal etkenlere bağlı olduğunu göstermektedir. Ancak kalıtım yoluyla getirilen bir çok özelliğin çevresel değişkenlere göre biçimlendiği de bir gerçektir. Örneğin kalıtsal zeka potansiyelinin uygun eğitim yaşantılarıyla desteklenmemesi halinde, yeterince gelişmediği bilinmektedir. Öte yandan boy ve kilo gibi bir çok fiziksel özelliğin gelişimi, yeterli ve dengeli beslenmeye bağlıdır.
    2. Gelişim yaşam boyu sürer. Gelişimi belli aşamalara bölünmüş ve her biri, önceki aşamaların birikimlerine dayalı olarak oluşan bir süreç içinde gerçekleşir. Başka bir anlatımla gelişim, organizmanın doğum öncesi evreden başlayarak ölümüne dek geçen zaman dilimi içinde helezonik halkalar şeklinde oluşan ve birbirini izleyen süreçlerin toplamadır.
    3. Gelişimin kritik dönemlerine özgü karakteristik özellikleri, hem düzenli hem de sıçramalı seyir içinde gerçekleşir. Örneğin, çocuğun duyusal ve dilsel gelişimi arttıkça, konuşması da gelişirken, yürümenin başladığı aşamada konuşma yeterli bir ölçüde duraksar. Öte yandan algısal ve zihinsel gelişme, ahlaki gelişimin önkoşulunu oluştururken, çocuklar içinde bulundukları sosyal çevre koşullarına bağlı olarak ahlaki açıdan farklı gelişim özellikleri gösterirler.
    4. Gelişim içten dışa, baştan ayağa doğrudur. Doğum öncesi evreden başlayarak, öncelikle başın ve sırasıyla gövde, kol ve bacakların geliştiği, aynı şekilde iç organların gelişimini, bedende şekil veren dışsal gelişimin izlediği bilinmektedir.
    5. gelişim genelden özele, bütünden parçaya, doğrudur. Gelişim süresince de önce bedenin ana bölümleri olan baş, gövde, kol ve bacaklar oluşmakta, daha sonra bu organları belli bir etkinlikte kullanmayı sağlayan ince kasların gelişimi başlamaktadır. Önce çocuklar belli bir gelişim aşamasında, sadece ellerini bir bütün olarak kullanırken, inde kasların gelişimi ile parmaklarını kullanmaya başlamaktadır.
    6. gelişim özellikleri ayrılmaz bir bütünlük oluşturur. Gelişim alanları karşılıklı olarak birbirlerini etkilemektedir. Örneğin çocuğun zihinsel gelişimi, dil gelişimi hem etkilemekte hem de ondan etkilenmektedir. Aynı şekilde çocuğun sosyal gelişimi, zihinsel ve ahlaki gelişimi hem nedeni, hem de sonucu olmaktadır. Şu haldı tüm gelişim alanları, iç içe geçmiş bir etkileşim örüntüsüdür.
    7. gelişim kritik dönemleri vardır. Organizma, belli bir zaman diliminde bazı gelişim alanlarında, nispeten para metrik bir evrimleşme içinde bulunur. Bu dönemlerde birey, belli öğrenme yaşantılarına ve çevresel etkilere daha bir hale gelir. Örneğin 0 – 3 yaş grubu içinde, çocuğun temel güven, sevgi ve kabul görme güdülerinin doyurulması, ileri yaşlarda özerk ve bağımsız bir bireyselleşme yetkinliğine ulaşmasına neden olur. Dolayısıyla bu dönemde özerkleşme ve bireyselleşme çabalarını yetişkinlerce engellenmesi ise, bireyin sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Şu halde gerçek duygu ve düşüncelerini yansıtma yeterliğinden yoksun bırakılan engellenmiş çocukların, bağımlı edilgen, hatta nevrotik bir kişilik yapısına sahip olmaları anlaşılır bir durumdur. Psiko – analitik yaklaşıma göre, belli bir psiko – sosyal gelişimi olumsuz yönde etkiler. Şu halde gerçek duygu ve düşüncelerini yansıtma yeterliğinden yoksun bırakılan engellenmiş çocukların, bağımlı edilgen, hatta novrotik bir kişilik yapısında sahip olmaları anlaşılabilir bir durumdur. Psiko – analitik yaklaşıma göre, belli bir psiko sosyal gelişim evresine özgün gereksinimlerin karşılanamaması, bu döneme takılmaya neden olur. Bu tür bireyler, bir sonraki gelişim dönemine özgü yeterlilikleri gösteremedikleri için, duygusal ve düşünsel açıdan gelişemezler. Bireylerde ergenlik ya da yetişkinlik dönemlerinde gözlenen davranış bozukluklarının nedenleri de, çocuklukta yeterince karşılanamayan bu tür ego gereksinimlerinde aranmalıdır.
    8. gelişim bireysel farklılıklar gösterir. Her bireyin genotipi ve fenotipi farkı olduğu için, gelişim süreci de farklıdır. Bu nedenle çocukların gelişimi süresince bazı benzer özelliklerin yanı sıra, kalıtsal mirasların ve etkileşimin örüntülerinin farklılığı nedeniyle bazı ayrılıklar göstermeleri de doğal karşılanmalıdır.

    Büyüme
    Büyüme gelişime oranla, daha dar kapsamlı bir kavramdır. Bedenin boy kilo, ve biçim olarak artması anl***** gelen büyüme, biyolojik kalıt ve çevre faktörlerine bağlı olarak değişik hız ve yoğunlukta gerçekleşir.

    Dç. Dr. Ayhan Aydın. Gelişim Öğrenme Psikolojisi (s. 1 – 6) Anı yayınları, Ankara 1999

    BÜYÜMENIN DEGERLENDIRILMESI

    Büyümenin değerlendirilmesi, çocuk sağlığı ile ilgili çalışmaların en önemli unsurudur. Fizyolojik, psikolojik, sosyal problemler büyümeyi negatif yönde etkiler. Büyümenin değerlendirilmesinde en çok kullanılan araç, büyüme grafikleridir. 1963 ten 1975 e kadar 0-18 yas arasındaki 20000 Amerikalı çocuktan USA NCHS (National Center for Health Statistics) bürosu tarafından toplanan bilgilerden oluşturulan Standart Büyüme Grafikleri, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilk 5 yas için Internasyonal Büyüme Standart olarak kabul edilmiştir. İyi beslenmiş ve sağlıklı Amerikalı çocuklardan derlenmiş olan bu bilgiler, dünyanın geri kalan kısmındaki popülasyona benzemezse de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme farklılıklarının genetik farklılıktan çok, nutrisyonel durumu aksettirdiği kabul edilmektedir. NCHS standartları, kısa boylu göçmen ebeveynlerin ilk jenerasyon Amerikalı çocukları için kullanılmıştır. Bu çocuklarda, daha iyi beslenme ile ebeveynlerinden daha iyi büyüme ve gelişme sağlanmıştır. 4 standart büyüme grafiği yaygın olarak kullanılmaktadır. 1) Yasa göre ağırlık, 2) Yasa göre boy, 3) Yasa göre bas çevresi, 4) Boya göre ağırlık. Her grafik 7 persentil eğrisinden oluşur. Bu eğriler 0-18 yas arasındaki çocukların ağırlık, uzunluk (boy) ve bas çevresi değerlerinin dağılımını gösterir. Boy veya ağırlık olarak ölçülen antropometrik sayılar, popülasyon içinde normal olarak dağılırlar. Yeteri kadar büyük örnek verildiğinde X ekseni üzerine boy veya ağırlık değeri, Y ekseni üzerine de frekansı (ayni boy veya ağırlıkta olan çocukların şayisi) konularak grafik çizildiğinde çan eğrisi oluşur. Bu çan eğrisi normal veya Gaussian dağılımı gösterir. İdeal çan eğrisinde eğrinin tepesi örnek değerlerinin aritmetik ortalamasına uyar. Eğrinin tepesi medyan (Standart) değeri gösterir. medyan değer, observe edilen değerlerin %50 sinin üzerinde, %50 sinin altındadır. Mediandan uzaklaşan normal değerler, çan eğrisinin genişliğini oluştururlar. Bu değerlere matematiksel olarak Standart Deviasyon (SD) adi verilir. SD, normal sınırlar kavr***** işaret eder. Ortalama değerin 1 SD altı (küçüğü) (-) ile 1 SD üstü (büyüğü) (+) arasında bulunan değerler tüm örneklerin takriben %68 ini içerir. (-) 2 SD ile (+) 2 SD laf arasında bulunan değerler ise tüm örneklerin %95 ini içerir. Tek ölçüm yapıldığında bu örneğin, medyandan ne kadar uzaklaştığı ± SD lafla ifade edilir. Bu şekilde bir sayısal örneğin tüm popülasyonun üyesi olup olmadığı ihtimali hesaplanmış olur. Normal Olarak Dağılmış Sayıların Normal Sınırları ve SD ile ilişkisi
    Normal sınırlar Sayının Normal sınırlar İçine Girme İhtimali
    SD % SD % ± 1 68.3 >,= 1 16 ± 2 95.4 >,= 2 2.3 ± 3 99.7 >,= 3 0.13
    Sağlıklı erkek çocukların ölçümü ile oluşmuş bir popülasyonda bir çocuğun boyu 2 SD üzerinde bulunuyorsa, bu çocuğun bu popülasyona ait olma ihtimali % 2.3 ten daha azdır. Bu çocuk, erken pubertesi olan erkek çocukların bulunduğu başka bir popülasyona ait olabilir. Bir bireyin, bir popülasyonla ilişkisini gösteren bir başka yöntem, persentillerin kullanılmasıdır. Persentil, bir popülasyonda ayni ölçüye sahip olan bireylerin oluşturduğu "yüzde bir " dilimidir. Persentilin lügat anlamı; ayni ölçüdeki bireylerin frekans toplamlarının oluşturduğu yüzde bir dilimine tekabül eden "X" kıymetidir. örneğin, boyu 96 cm olan 3 yasındaki erkek çocuk popülasyonunum (frekans toplamının) oluşturduğu %1 dilimine tekabül eden "X" kıymeti 50 inci persentil dir. 3 yasındaki çocuğun 50 inci persentil deki boy değeri 96 Cem’dir. 50 inci persentil değeri medyan (orta) değerdir. Çocuklara ait boy değerlerinin %50 si bu değerin üzerinde, %50 si bu değerin altındadır. Örneklerin çoğu 50 inci persentil de toplanır. Bu değere "standart değer " adi verilir. Yukarıdaki örneğe göre 3 yasındaki erkek çocuğunun standart boyu 96 cm dir. Bu bilgilere göre standart büyüme grafiklerinin yorumlanması, aşağıdaki örneklerde verildiği gibidir. Örnek 1: 9 aylık bebeğin ağırlığı 8,5 kg ise, bu değer "yasa göre ağırlık" grafiğinde 25 inci persentil eğrisini keser. bebeğin ağırlığı 25 inci persentil de olup, 9 aylık bebeklerin boy değerlerinin %25 inden daha ağır, %75 inden daha hafiftir. Örnek 2: 9 aylık bir bebek 11 kg ise o zaman bu değer, 95 inci persentil eğrisini keser. Bu değer, bebeğin ağırlığının, akranlarına ait ağırlık değerlerinin %95 inden daha fazla olduğunu gösterir. Boya göre ağırlık grafikleri ayni şekilde hazırlanmıştır. Bu eğriye göre 125 cm olan bir kız çocuğunun standart ağırlığı (50p) 24 kg dir. NCHS grafikleri, adolesanlar için uygun değildir. Çünkü, pubertenin başlangıç yası geniş varyasyonlar gösterir. Bu grafikler, pubertesi gecikmiş bir genç için yasına göre düşük persentil değeri verebilir. Halbuki bu gencin uzama potansiyeli fazladır. Ayni eğriler, pubertesi ilerlemiş bir genç için yasına göre yüksek persentil değeri verir. Bu değer bu genç için yanıltıcı olabilir. Çünkü uzama potansiyeli azalmıştır. Bu eğrilerin nümerik değerleri, tablolarda verilmiştir. Ancak eğriler daha pratiktir. Çünkü geçen zaman içerisinde büyüme daha kolay değerlendirilir. Değişik tipte büyüme bozukluğu (Don, Turnem, Klinefelter sendromlari ve Akondroplazi gibi) olan Amerikali çocuklar için özel grafikler gelistirilmistir.


  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Gelişim İlkeleri ve Dönemleri






    GELİŞİM İLKELERİ VE GELİŞİM DÖNEMLERİ
    Çocuğun gelişimini incelemek birçok yönden yararlıdır.Önce gelişim basamaklarında ortaya çıkan yeni yetenekler ve davranış özellikleri saptanabilir.Sonra,gelişimin her çocuktaki niteliğinden gelişimin yönü ve hızı kestirilebilir.Yapılan gözlemler belli gelişim dönemlerinde ortak eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymuştur.Kişisel ayrılıklarla birlikte ortak yanların bilinmesi çocuk eğitiminde tutulacak yolu belirler.
    Örneğin,3-4 yaş çocuklarına okuma-yazma öğretmeye çalışmak boşuna bir çabadır.Çünkü çocuk belli bir olgunlaşma sürecinden geçmeden belli becerileri kazanamaz.Buna karşılık dört yaş çocuğu sayı sayamaz ,renkleri ayırt edemezken en güç müzik parçalarını öğrenebilir.Erişkinlerin bin bir güçlükle öğrendikleri bir yabancı dili ,o dilin konuşulduğu ortamda,çok kısa sürede kapabilir.şaşılacak ölçüde akıcı ve kıvrak konuşabilir.Sırası gelince ana ve babasına çevirmenlik bile yapabilir.Çocuklar ilk yıllarda beden eğitimi alanında da kolayca beceriler edinirler.Bu örnekler çocukların,gelişimin belli dönemeçlerinde,belli işleri yapmaya ve öğrenmeye çok yatkın olduklarını gösterir.
    Konuşma yeteneğinin gelişmesi de beynin belli bir olgunluk düzeyine erişmesine bağlıdır.Beş aylık bir yavruya ne denli uğraşılsa da konuşma öğretilemez.Ancak sekiz aydan sonra bebek duyduklarını kapmaya ve yinelemeye başlar.Artık konuşmaya yatkın duruma gelmiştir.Bu noktadan sonra öğretim etkili olmaya başlar.İlgi,uyarılma ve destekle bu yetenek hızla gelişir.Ancak bu dönemde ilgi ve uyarılmadan yoksun kalan çocukta yetenekler körelir.Belli bir süren sonra daha güç öğrenir.Daha da geç kalınırsa konuşma açığı hiç kapatılamaz.Çocuğun öğrenmeye en yatkın olduğu bu dönemler kaçırılırsa yetenekler gerektiği gibi açılıp serpilemez.Bu ilke yürüme,dışkısını tutabilme gibi başka becerileri içinde geçerlidir.
    Çocukların ilginç bir yanı da tomurcuklanan yeni yeteneklerin üzerine düşmeleri ve sürekli işlemeleridir.Yeni yürümeye başlayan bir bebek durmadan yürür.Yeni dillenen bir çocukta yeni becerisinin tadını çıkarırcasına durmadan konuşur.Bu çaba o yetenekle ustalık kazanılıncaya dek sürer gider.
    Gelişim dönemlerinin incelenmesi ruh sağlığı bakımından da önemlidir.Dönemlerin ortak ruhsal özelliklerinin bilinmesi ruhsal gelişimin yolunda gidip gitmediğini anlamaya yardımcı olur.Sağlıklı gelişimin yolunda gidip gitmediğini anlamaya yardımcı olur.Sağlıklı gelişimin bilinmesi kişilik geliştirmedeki sapmaların gözlemlenmesini kolaylaştırır.Erişkin ruh hastaları,çocuklukta çekilen doyumsuzlukların,örseleyici yaşantıların ve sapmaların derin izlerini taşırlar.Çocukluk yaşantılarının bilinmesi,kişinin ruhsal uyumsuzluklarının ve sorumluluklarının aydınlatılması bakımından önem taşır.Büyük ruh hekimi S.Freud`un ruh çözüm yöntemiyle ortaya koyduğu gibi çocukluğun örseleyici deneyleri,ruhsal çatışmaları,etkilerini bilinç altında erişkin çağa dek sürdürürler.Kişiliğe yansıyan olumlu olumsuz tüm çocukluk yaşantılarının ortaya çıkartılması ruhsal sağaltım için gereklidir.Çocuk ruh hekimleri de ruhsal gelişimdeki sapmaları erkenden yakalayarak,sürekli uyumsuzluklara dönüşmeden önlemeye çalışırlar.
    Ruhsal gelişme düz bir çizgide gitmez,inişler ve çıkışlar gösterir.Ayrıca her çocuğun kendine özgü bir gelişme hızı vardır.Zeki çocuklar genellikle her yönden hızlı gelişirler.Bununla birlikte bir çocuktaki gelişme değişik alanlarda ayrı hızda gerçekleşebilir.Beden gelişimi,ruhsal ve zihinsel gelişim birbirine koşut gitmeyebilir.Zekaca yaşıtlarından çok üstün bir çocuk ruhsal olgunlaşmada daha aşağı bir düzeyde kalabilir.Örneğin,okula gidecek ölçüde bağımsızlık kazanmış olabilir.
    Ruhsal gelişim şu doğrultularda olur: Çocuk bağımlılıktan bağımsızlığa ,bencil davranıştan işbirliğine doğru gelişir.Yetenekleri yalından karmaşığa,genelden özele doğru ilerleme gösterir.Davranışları tutarsızlıktan tutarlılığa doğru gelişir.**çüsüz duygusal tepkilerden daha dengeli tepkilere doğru adımlar atar.Geliştikçe dürtü ve eğilimlerini dizginleyerek çevre gerçeklerine göre davranmayı öğrenir.Somut düşünmeden soyut ve mantıklı düşünmeye yönelir.Oyundan,öğrenmeye ve yaratıcılığa geçer.Ana,baba ve kardeş ilişkisinden toplumsal ilişkilere geçerek çevresini genişletir.
    Gelişim dönemleri birbirinden kesin sınırlarla ayrılmazlar.Çocuğun gelişmesi ipek böceğinin gelişmesi gibi kurtçuk dönemi,kaza dönemi,kelebek dönemi gibi birbirinden kesin çizgilerle ayrılan dönüşümlerle olmaz.Bir önceki dönemin özellikleri,belli bir süre sonraki dönemlerde de sürer.Başka bir deyişle bir dönemde ortaya çıkan özellikler bir sonraki dönemin özelliklerine eklenmekle kalmaz,kazanılan davranışlar yeni niteliklerle yoğrularak kişiliğe sindirilir.Bir dönemdeki olumsuz gelişme yada sapmalar sonraki dönemlerdeki gelişmeyi de bozabilir.Gelişme dönemleri üst üste konan yapı taşları olarak düşünülürse,çarpık olarak yerleştirilen taşların bir süre sonra dengeyi bozup tüm yapıyı yıkabileceği göz önüne getirilebilir.Alttaki yapı taşlarının sağlamlığı ve düzgünlüğü ise tüm yapının dengeli olarak yükselmesini güvence altına alır.


    Her canlı kendi türünün gelişim ilkelerine göre büyür,olgunlaşır ve öğrenir.İnsanın da kendi türüne özgü gelişme ilkeleri vardır.
    Öğretmen, insanın genel gelişim ilkelerini göz önüne almadan,öğrencinin gelişim özelliklerini tanıyamaz.Eğitim açısından önemli olan gelişim ilkeleri şunlardır:

    Kaynak:Çocuk Ruh Sağlığı,Atalay Yörükoğlu
    Kalıtımla çevrenin etkileşimi:
    İnsanın gelişimi, gizilgüçleri ile çevre güçlerinin etkileşiminin ürünüdür.Kalıtım,insanın gizil gücünü oluşturan yetenek ve özelliklerinin ana babadan insana ulaşmasında aracıdır.Çevre ise,insanın gizil gücünde sakladığı yetenek ve özelliklerinin yeterliklere dönüşeceği ortamdır.Çevre kavramı,insanın gizil gücünü etkileyip geliştirecek her türlü kalıtım dışı etkenleri içerir.

    Sistem bütünlüğü:
    Döllenmesinden doğumuna ve ölümüne kadar insanın gelişimi bir bütünlük gösterir.İnsan bir sistemdir.İnsanın amacı,yaşamak ve soyunu sürdürmektir.Bunun için insan değerler üretir.
    İnsan sistemi,alt sistemlerden oluşur.İskelet,kas,sindirim,boşaltım,solunum,sinir ,kan dolaşımı,lenf,üreme,görme,işitme gibi sayılabilecek tüm sistemler insanın alt sistemlerini oluştururlar.Bu alt sistemler birbirine dayalı ve bağlı olarak bir bütün oluştururlar.Alt sistemlerden herhangi birinde oluşacak bir gelişim geriliği,özür yada hastalık öbür alt sistemleri de etkiler.

    Alt sistemlerde gelişim hızı:
    İnsanın alt sistemlerinin büyüme hızı,her yaşta bir değildir.İnsan sistem olarak bir bütündür,bu bütünlük içinde her alt sistemin kendine özgü bir büyüme hızı vardır.İnsanın alt sistemlerinin gelişmesinin yaşlara göre değişik hızda olması doğaldır;bu büyüme geriliği yada özrü değildir.Ancak insanın bir alt sisteminin yada bir organın hastalanması,sakatlanması,doğal büyümesini engelleyebilir.Bir alt sistemin yada organın büyümesinin engellenmesi,insanın öteki alt sistemlerinin tümünü olumsuz olarak etkiler.

    Baştan ayağa büyüme:
    İnsanın büyümesi, başından ayağına doğrudur.Döllenmeden sonra en hızlı büyüyen kesim dölütün başıdır.Dölyatağındaki altı aylık bir insan yavrusunun başı ,bedeninin yarısından büyüktür.Doğumunda baş;insanın yaşaması için gereken birçok işlevi yapabilecek durumda iken ayaklar henüz daha işlevini yapabilecek durumda değildir.İnsanın yaşamının ilk yıllarında,beden yapısının ve devinimlerinin,baştan başlayarak yavaş yavaş ayağa doğru gelişmesine baştan ayağa gelişim ilkesi denir.


    Genelden özele büyüme:
    Döllenmede,ilkin insanın genel görünümü ortaya çıkmaya başlar.Genel görünümden sonra alt sistemler,daha sonrada alt sistemlerin ayrıntısı olan özel yönler gelişmeye başlar.Söz gelimi,doğduğunda çocuğun gözü,eli,ayağı genel görünümüyle vardır.Yaşı ilerledikçe gözün,elin,ayağın özel ayrıntıları da büyümeye ve işlevlerini yerine getirmeye başlar.Göz,daha iyi göremeye;el,bazı becerileri yapmaya;ayak,bedeni taşımaya başlar.İnsanın yaşamının ilk yıllarında,beden yapısının ve devinimlerinin,genelden başlayarak yavaş yavaş özel yönlerine doğru gelişmesine genelden özele gelişim ilkesi denir.

    Gelişimde süreklilik:
    İnsanın gelişimi,döllenmeden doğumuna,doğumundan da ölümüne kadar,durmaksızın sürer gider.Yaşlılık yıllarında,boy büyümesinin duraksadığı,kimi kez boy uzunluğunun azaldığı görüldüğünde,insanın gelişiminin durduğu sanılır.Oysa insan,hem bedendeki değişmeler,hem de öğrenme yoluyla gelişimini sürdürür.İnsan,canlı kaldığı sürece çevresiyle etkileşerek ve yaşayarak değişir,bir başka deyişle gelişir.

    Gelişimde evreler:
    İnsanın gelişimi süreklidir,ama bu sürekliliğin hızı her yaşta aynı değildir.Söz gelimi,döllenmeden doğuma kadar ki evrede çocuk çok hızlı bir büyüme süreci içindedir.Çocuğun iki yaşına kadar olan süredeki büyüme hızı,doğumdan önceki evrede az.ama iki yaşından sonraki yaşlardan çok hızlıdır.Böylece insanın gelişimi,durmadan kesilmeden sürekli bir akış içinde,ileriye doğru ama kimi kez hızlı,kimi kez yavaştır.İnsanın gelişiminin bir yavaşlamadan öteki yavaşlamaya kadarki hızlı olduğu yaşların tümüne,bir evre denir.
    Her gelişim evresi,öteki evrelerden daha değişik bir hızda gelişir ve insanın değişik yaşlarını kapsar.Bu yüzden her gelişim evresi,kendine özgü gelişim görevi gerektirir.
    Her gelişim evresinin gelişim görevlerine göre eğitim yapmak gerektiğinden.gelişim evreleri önemlidir.

    Özelliklerin gelişim düzeyi:
    İnsanın özellikleri değişik gelişim düzeyinde bulunabilir.Söz gelimi,temel eğitim dördüncü sınıftaki bir öğrencinin ağırlığı,boyu,bilişsel gücü,diş çıkarması,el gücü gibi özellikleri değişik gelişim düzeyinde bulunabilir.Genellikle özelliklerin gelişim düzeyi,yaş birimi ile anlatılır.Bu anlatımla,insanın özelliklerinin düzeyini birbiriyle karşılaştırmak kolaylaşır.
    Öğrenciler,özelliklerin gelişim düzeyinde birbirlerinden ayrılık gösterdiklerinden,öğrenim görevlerinde de ayrılık gösterirler.Sözgelimi,birinci sınıftaki bir öğrenci,okuma yaşı yönünden öbür öğrencilerden daha alt yaşlarda ise,bu öğrencinin okuma düzeyi de bu oranlı olarak düşük olur.
    Eğitim sisteminde öğrenci takvim yaşına bakılarak okula alınır.Oysa,insanın her alt sisteminin ve özelliklerinin gelişim düzeyi ayrı yaşlarda olabilir.Bunların içinde eğitim açısından en önemlisi,zeka yaşıdır.Ama öğrencilerin sınıflandırılmalarında ve eğitimleri sırasında,ancak takvim yaşı açıkça bilinebilmekte ve kullanılmaktadır.

    Bütünden parçaya gelişim:
    İlk yaşlarda,kendine yapılan etkiye karşı çocuk,bedeninin bütünüyle birden tepkide bulunur.
    Sözgelimi,altı aylık bir çocuğa bir oyuncak uzatıldığında,çocuğun oyuncağa eliyle birlikte bedeninin tümüyle uzandığı görülür.Bisiklete binmeyi öğrenmede,çocuk,ilkin bedeninin tümünü devindirerek bisikleti sürer.Çocuğun becerisi geliştikçe bedeninin bütününü devindirme azalır,yalnız bacak ve kollar devindirilir.
    Bütünden parçaya gelişim ilkesi öğrencilerin beceri ve bilgileri öğrenmelerinde önemlidir.Öğrenciler,bir öğrenme konusunun,ilkin bütününü görüp algıladıklarında,parçalarını daha iyi öğrenebilirler.

    Gelişimde ilk yaşların önemi:
    İnsan,ilk yaşlardaki gelişim hızına,ömrünün başka evrelerinde ulaşamaz.Hızlı gelişim,aynı anda hızlı öğrenme ve hızlı kişilik özellikleri edinmedir.Bu hızlı gelişim evresinde edinilen duygusal özellikler ,insanın ömrü boyunca ,gizli yada açık etkisini sürdürebilir.
    Çocuğun alıncı yaşının sonuna kadarki sürede yapılan eğitim,çok özen ister.Bu süre içinde,hem aile eğitiminin hem de okul öncesi eğitimin,birbirine koşut olarak çocuğa olumsuz kişilik özellikleri ve duygusal bozukluklar kazandıramayacak nitelikte olmasının,ruh sağlığı ve kişilik gelişimi yönünden önemi büyüktür.



    Gelişimde bireysel ayrılık:
    Her insanın kendine özgü bir gelişim biçimi vardır.Başka bir deyişle gelişim bireyseldir.Denemeler,zeka bölümü aynı olan iki öğrencinin bile birbirinden ayrı geliştiğini ortaya koymuştur.

    Kaynaklar:
    Eğitimin Psikolojik Temelleri, Prof. Dr. İbrahim Ethem Başaran
    Gelişim Öğrenme Ve Öğretim, Prof. Dr. Nuray Senemoğlu








  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Büyüme ve Gelişim






    BÜYÜME: vücut kitlesinin artmasıdır. Bu artış yeni hücrelerin oluşması ya da bölünmesiyle ilgilidir, diğer bir ifadeyle yapısal artış denebilir. Büyüme vucutta meydana gerçekleşen değişmelerin sayısal olarak kontrol edilebilmesi anl***** gelir. Vücut sadece dış görünüşüyle değil iç yapısal olarak da büyüme gösterir.
    Büyüme kendi yapısında boy ve ağırlık olarak da değerlendirmelere gider.
    Örneğin: yeni doğan bir bebeğin 3-4 gün içerisinde su kaybı nedeniyle doğum ağırlığının %10’nunu yitirmektedir.bu ağırlığını gelecek 10 gün içerisinde tekrar kazanır. Yeni doğmuş bebekler 3200gr. İle 3400gr. ağırlığındadır. En hızlı büyüme doğum öncesinde doğum sonrası ilk bir yıl içerisinde bundan sonra yavaşlamaya başlar ve ergenlik döneminde 13-20 yaşları arasında tekrar bir hız kazanır.bu ağırlık kriterleri 3’er aylık dönemlere ayrılmıştır.
    1- 1. 3. ayda 22-25gr.
    2- 2. 3. ayda 20-22gr.
    3- 3. 3. ayda 15-18gr.
    4- 4. 3. ayda 12-15gr.
    Bu ağırlı kriterleri kız ve erkeklerde farklılık gösterir. Çocuklarda boy hesaplamaları aylık olarak çıkarmak çok zordur.
    Boy ağırlık gibi ilk bir yıl içerisinde hızlı ikinci yaş döneminin sonlarına doğru yavaşlamaya başlar. Çocuklarda boy artışı aşağıdaki gibi çıkarılmıştır.
    0+12 aylar 50cm.
    1. 3. ayda erkeklerde 10, kızlarda 9cm.
    2. 3. ayda erkeklerde 6 , kızlarda 6cm.
    3. 3. ayda erkeklerde 5, kızlarda 5cm.
    4. 3. ayda erkeklerde 4, kızlarda 4cm.
    Bunun yanında baş,göğüs, mide ,karaciğer,diş,kemik ve baş-vucud,baş-ayak, oturma
    uzunluğu-boy uzunluğu artışlarını da kontrol eder.
    Büyümeye etki eden faktörler büyüme sorunları:

    1- ırk
    2- iklim
    3- sosyo-ekonomik statü
    4- psikoloji
    5- kalıtsal etkenler
    6- yapısal gecikmeler
    7- interauterin büyüme geriliği
    8- kronik hastalıklar
    9- endokrin bozukluklar
    10- kromozom anomalileri
    11- iskelet sistemi bozukları


    GELİŞİM: Sadece sayısal verileri ve ölçümlerle açıklanamayan birçok yapı ve işlevi bütünleştiren ileriye doğru karmaşık bir olgudur. Bu bütünleşme nedeniyle gelişimdeki bir evre kendinden sonra gelen evreyi doğrudan yada dolaylı olarak etkilemektedir. Büyüme de gelişimin bir alt araştırma bölümünü oluşturmaktadır.çocuklarda belli gelişim dönemlerinde ortak olan eğilim ve davranış kalıpları bulunmaktadır. Bu nedenle gelişim belli dönemlere ve belli ana başlıklara ayrılmıştır. Bunun nedeni gelişimi daha iyi tanımlamak ve daha rahat inceleyebilmektir.
    Son yıllara kadar doğum öncesi pek dikkate alınmamaktaydı fakat yapılan araştırmalar sonucu doğum öncesi dönemlerin doğrudan yada dolaylı olarak doğum sonrası dönemleri etkilediği görülmüştür.
    Bütün davranışlar temel biyolojik yapı içerisinde gerçekleşir. Bu nedenle biyolojik yapı hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olursak davranışları anlamamız ve yorumlamamız o derece kolay olur.
    Çocukta bu biyolojik yapıda meydana gelen değişmeler davranışlarına direkt etkilenir. Bu biyolojik değişimler kalıtım ve cevre faktörünün etkisi altındandır.
    Gelişimde bütün çocuklar aynı sırayı izlerler fakat süresi ve hızı çocuktan çocuğa değişmektedir. Bir çocuk bu evrelerden birine erken girmiş diğer çocuklara göre becerileri daha fazla gelişmişse bunu diğer evrelerde süre ve beceri bakımından sürdürür ve diğer çocuklara oranla daha hızlı bu evreleri geçer.
    Gelişimi 5 temel kavramla özetlenebilir:

    1- Gelişim dinamik bir olgudur.
    2- Gelişim genetik bireyselliğin bir sonucudur.
    3- Gelişim giderek artan bir özelleşme sürecidir.
    4- Gelişimde denge vardır.
    5- Gelişim art arda görülen düzenli bir süreçtir.

    Gelişimde görülen evreler:

    1- Doğum öncesi (prenatal) dönem: döllenmeden sonra 9 ay 10 gün sürer. Üç evreye ayrılır.
    a) Ovum evresi: döllenmeden 2. hafta sonuna kadar
    b) Embriyo evresi: 2. hafta sonundan 8. haftaya kadar
    c) Fetus evresi: 3. aydan doğuma kadar
    2- Doğum sonrası (postnatal) dönem:
    a) Yeni doğan bebek: 0-4 hafta
    b) Bebeklik : 4. hafta-2.yıl
    c) İlk çocukluk: 2-6 yıl
    d) Son çocukluk: 6-11 yıl (kızlarda 6-11),(erkeklerde 6-13)
    e) Ergenlik : 11-20 (kızlarda 11-20),(erkeklerde 13-20)
    Not: Unesco değerleri yukarıdaki değerlerden farklıdır.

    Bebek ve çocuktaki gelişimi daha iyi izleyebilmek ve anlayabilmek için yukarıdaki dönem ve evreleri aşağıdaki alt yapılarla incelenmektedir.
    Bedensel gelişim: Bedensel yani fizyolojik yapının gösterdiği değişim ve ilerlemeleri inceler. Bedensel gelişim çocuğun büyümesiyle doğrudan ilişkilidir.
    Bilişsel gelişim: Doğan bir bebek devamlı bir ilerleme gösterir. Bedenen gösterdiği gelişme sayesinde çocuk dünyayı ve çevresini anlamaya ve algılamaya başlar ve bu sayede zihinsel faaliyetlere başlamış olur. Bu zihinsel faaliyetleri bilişsel gelişim içerisinde alıyoruz.
    Motor gelişim: Hareket anl***** gelmektedir. Bedensel,zihinsel gelişimle meydana gelen gelişmiş motor hareketlere başlayan çocuğun beden ve zihinsel faaliyetin bağıntısını ortaya koyar.
    Dil gelişim: Fizyolojik ve zihinsel olarak gelişen bebek dünyayı anlamaya ve algılamaya başladığından tepki vermeye başlar. Dünya ile iletişimini ağlama aşamasından dile döner.
    Sosyal gelişim: Her yönüyle gelişen bebek bir çevre içerisinde yer alır ve bulunduğu ortama ayak uydurmaya çalışır. Bu çabasını sosyal gelişim olarak incelenir.


    Her ne kadar gelişim ve büyüme farklıda olsa da bir birinden bağımsız değildir ve benzer özellikler taşır.
    1- Büyüme ve gelişim belirli dönemlerde hızlanır yada yavaşlar.
    2- Büyüme ve gelişim de belirli bir sıra vardır.
    3- Büyüme ve gelişimde ileriye dönüktür.


    Kaynaklar:
    1- YAVUZER, PROF. DR. HALUK ÇOCUK PSİKOLOJİSİ REMZİ KİTAPEVİ
    2- TUNÇGOĞAN DR. CÜNEYT A. TUNÇDOĞAN DR. İSMAİL ÇOCUK VE BESLENME 1985 AYYILDIZ MATBAASI A.S. ANKARA
    3- ACUN SUNA BULGUR ERTEN GÜLAY ESİN YAYINEVİ









  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Olgunlaşma ve Hazırbulunuşluk

    OLGUNLAŞMA
    “Olgunlaşma düzeyi”,bireyin fizyolojik yönden herhangi bir konuyu “öğrenebilecek” ya da “yapabilecek”duruma yahut yeterliğe erişmesi demektir. Örneğin, çocuğun sinir ve kas sistemi yeteri kadar gelişmeden (buradaki anlamı ile “olgunlaşma”dan) çocuğa ne kadar yürüme alıştırmaları (temrinleri, egzersizleri)yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez.
    “Öğrenme”, bireyin “olgunlaşma düzeyi”ne bağlıdır. Çevresel koşullar da buna yardım eder. A.B.D.’ de yapılan bir araştırma, bunu açık olarak göstermektedir.
    Küçük çocuklardan oluşan bir “deney” kümesine, 12 hafta süreyle, düğme ilikleme,makasla kâğıt kesme ve el merdivenin tırmanma etkinliklerinde yoğun bir yetiştirme işlemi yaptırılmıştır. Araştırmada “denetim” ya da “karşılaştırma”görevi gören çocuk kümesine de, bu konuda hiçbir öğretim yapılmamıştır. Deneme kümesindeki deneklere,öğretim süresi sonunda test uygulandığı zaman, bunların, bütün testlerde, denetim kümesindeki çocuklardan üstün oldukları saptanmıştır. Bununla birlikte, bir haftalık bir araştırma ya da öğretimden sonra,denetim kümesindeki çocukların da tırmanmada, 12 hafta süreyle özel alıştırma yapan kümenin başarı düzeyine eriştikleri görülmüştür. Her ne kadar denetim kümesindeki çocukların, düğme ilikleme ve makasla kâğıt kesmede bir hafta sonunda bu iki etkinlikte elde ettikleri sayı,deney kümesinin sayısına pek erişememiştir.
    Yapılan araştırmalar, özel araştırmaların, “olgunlaşma”dan “çok erken” ya da “çok geç” oluğu zaman, tam etkili olmadığını göstermiştir. Başka konularda da yukarıdakine benzer araştırmalar yapılmıştır. Örneğin,okumayı öğrenmek için 6 yıl 6 aylık zeka yaşı uygun görülüyorken,son araştırmalarda, araç, gereç ve yöntemlerin çocuğa daha uygun hale getirilmesiyle, bunun, daha aşağı yaşlarda da olabileceği kanıtlanmıştır. Gates’e göre bu, 5-7 zeka yaşı arasıdır. Bunun için “en uygun” (optimum) zeka yaşı saptamak olanağı yoktur.
    Öğrenilecek her nesne ya da konu, her şeyden önce, fizyolojik bir temel olan “olgunlaşmayı" gerektirir. Kısaca, olgunlaşma olmadan öğrenme olamaz. “Olgunlaşma düzeyi”sözü, öğrenilecek her konu için bir “olgunlaşma” durumunun söz konusu olduğunu anlatır. Bu düşünün sonucu olarak şöyle diyebiliriz: Herhangi bir organ,bir öğrenme durumu ya da konusu için “olgunlaşmış” olduğu halde, başka bir durum ya da konu için “olgunlaşmış”olabilir. Örneğin, küçük bir çocuğun eli, top tutmayı öğrenecek kadar olgunlaşmış olduğu halde; kalem tutmak için olgunlaşmamış olabilir. Bu ve benzeri deneylerden anlaşıldığı üzere, olgunlaşma, daha çok görsel (nispi) ve “fizyolojik” bir nitelik taşır.(Prof. Dr. İbrahim Et hem Başaran, sf:227-228)
    Öğrenmeye hazır bulunuşlukta olgunlaşma, insanın bedensel, devimsel, bilişsel, duygusal gibi tüm gelişim alanlarında bir öğrenim görevini yapabilecek büyümeye ulaşmasıdır. İnsanın olgunlaşması bir bütündür. Öğrencinin yalnız bir gelişim alanındaki büyümesine bakarak bir öğrenim görevini yapmaya hazır olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir.
    Araştırmalara göre, eğer bir öğrenci bedensel ve devimsel olgunlaşmada yaşından geride ise, öbür gelişim alanlarında da geridir. Böyle bir öğrenci düşüncelerini bir konu üzerine toplamada, yönetmede; güçlükler karşısında duygularını denetlemede; işini direşkenlikle sürdürmede güçlük çekmektedir. (Cronbach, 1978)
    Ancak bedensel özürleri olan öğrencilerin, bilgiye dayanan öğrenim görevlerini öğrenmeye hazır bulunuşlukları, yaşıtlarından biraz daha ileride olabilmektedir. Bu öğrenciler, bedensel etkinliklere katılma yoksunlukları, ödünleme ve yüceltme uyum mekanizmaları yoluyla hafifletebilmekte ve güçlerini daha çok okumaya, yazmaya, araştırmaya yöneltebilmektedirler.
    Bir öğrencinin, zeka testlerinden aldığı düşük puanlara bakarak, öğrenmeye hazır bulunuşluğunun olmadığını söylemek olanaksızdır. Öğrencinin zeka bölümü, öğrenmeye hazır bulunuşluğunu kestirmeye yarayan etkenlerden yalnızca biridir. Öğrencinin öğrenmeye hazır bulunuşluğunun olgunlaşma açısından önemli engelleri şunlardır. (Pressey ve Kuhlen, 1957)
    1-Kimi öğrenci, sınıfın öğrenim görevlerini başarabilecek yaşa gelmemiştir.
    2-Kimi öğrenci, yaşı uygun olmasına karşın, bilişsel yönden, sınıfının öğrenim görevlerini yapabilecek düzeyde değildir.
    3-Kimi öğrenci devimsel gelişim bakımından sınıfa göre geridedir.
    4-Kimi öğrencinin, duyu organlarında özür olabilir.
    Eğer, bir öğrenci, sağlıklı, gelişimi yaşına uygun, konulara karşı ilgili ise, öğrencinin öğrenim görevlerine karşı hazır bulunuşluğu da yerindedir. (Cavit Binbaşıoğlu, sf:263-264)
    Çocuk bir gelişim döneminden diğerine bireysel hızıyla, aşamalı olarak ilerler. Meydana gelen bazı değişmeler öncelikle olgunlaşmaya bağlıdır. Olgunlaşma, öğrenme yaşantılarından bağımsız, biyolojik olarak kalıtım tarafından kontrol edilen bir değişmedir. Olgunlaşma, vücut organlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilecek düzeye inmesi için, öğrenme yaşantılarından bağımsız olarak, kalıtımın etkisiyle geçirdiği biyolojik bir değişmedir. Olgunlaşma, fiziksel gelişime büyük ölçüde etki eder. Birçok psiko-motor davranışın yapılması olgunlaşmaya bağıldır. Örneğin; çocuğun kas ve kemik yapısı yeter olgunluğa gelmeden, ne kadar yürüme alıştırması yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez. Ayrıca olgunlaşma, çocukların belirli bir yaşta gösterebilecekleri özelliklerdeki en fazla artışı sağlayabilir. Henüz el kaslarını tam olarak kontrol edemeyen beş yaş çocuğu, genellikle on yaş çocuğu kadar düzgün ve kontrollü bir şekilde çizemeyecektir.(Prof. Dr. Nuray Senemoğlu, 2001,sf:12)
    Çocuktaki ilk 18-24 ay içinde görülen temel değişiklikleri açıklayabilmek için olgunlaşma (maturation) kavr***** değinmek gerekir. Olgunluk tüm bebeklerde görülen biyolojik değişimler sonucu gerçekleşen bir olgudur. Bu değişimler belirli çevresel koşullar içinde bir takım fizyolojik fonksiyonların gerçekleşmesini sağlar.
    Çocuğun oturması, emeklemesi ve ayakta durabilmesi gelişiminde olgunlaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu faaliyetler, yaşamın ilk iki yılında kemik ve kas gelişimine, sinir sistemindeki gelişime ek olarak bedene tanınan deneyim fırsatları sonucu görülür.(Prof. Dr. Haluk Yavuzer, sf:65-66)
    Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik değişikliklere olgunlaşma denilir (Organizma, fizyolojik olarak bir davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, bir “sürenin” geçmesi sonucunda bireyin ya da bir organın, fiziksel güç ve kuvvet bakımlarından, yaşama uyumda belli bir durumu karşılayabilecek (başarı ile bir uyum yapabilecek) bir "düzey"e erişmesidir Olgunlaşma, öğrenme için şarttır. Örneğin, ayak ve bacaklarımız yürüme için yetere derecede "olgunlaşmamış" ise, "yürüme" öğrenilemez. Olgunlaşma, bireyin bir işi yapabilecek düzeye ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan getirdikleri ile, zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
    Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik değişikliklere olgunlaşma denilir. Organizma, fizyolojik olarak bir davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, bir "süre"nin geçmesi sonucunda bireyin ya da bir organın, fiziksel güç ve kuvvet bakımlarından, yaşama uyumda belli bir durumu karşılayabilecek (başarı ile bir uyum yapabilecek) bir "düzey"e erişmesidir .Olgunlaşma, öğrenme için şarttır. Örneğin, ayak ve bacaklarımız yürüme için yetere derecede "olgunlaşmamış" ise, "yürüme" öğrenilemez. Olgunlaşma, bireyin bir işi yapabilecek düzeye ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan getirdikleri ile, zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının etkileşimi sonucu ortaya çıkar. (

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    )

    HAZIR BULUNUŞLUK

    Bir öğrenim görevini, beklenen edim düzeyinde gerçekleştirebilmesi için öğrencinin, öğrenim görevinin gerektirdiği olgunluk düzeyine ulaşmış ve ön yaşantıları kazanmış olması gerekir. Başka bir deyişle, hazır bulunuşluk, öğrencinin, belli bir hedef davranışa ulaşması için kendine sunulan öğrenim görevini yapma yeterliğidir.
    Hazır bulunuşluk, bir öğrenim görevinin bir kesimine karşı değil,bütününedir. Eğer öğrenci, bir öğrenim görevinin, bir kesimini öğreniyor bir kesimini öğrenemiyorsa, öğrencinin bu başarısızlığında başka etkenler aramak gerekir.
    Koşullu Öğrenme Kuramları’na göre hazirbulunuşluk, öğrencinin, uyaranlara uygun tepkileri yapma ve bu tepkileri kendinde yerleştirme yeterliliğidir. Öğrenmenin oluşması için, öğrencinin uyarana gereken tepkiyi yineleyebilmesi ve pekiştirebilmesi gerekir. Karmaşık bir konunun ögrenilmesinde,konudan gelen uyaranlarin hazirbulunuşluk düzeyine indirgenip yalinlaştirilmasi ve yalin uyaranlara gereken tepkinin verilmesi, öğrencinin yeterliğine bağlıdır. Öğrenci bu yeterliğe ulaşmamış ise, programlaştırılmış öğrenme ile konu çözümlenerek, daha yalın uyaran tepki basamaklarına indirgenebilir. Bu yöntemle konular, öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyine indirgendiginde, karmaşık zor konuları öğrenmesi de olanaklaşır.
    Bilişsel Öğrenme Kuramları’na göre hazirbulunuşluk, öğrencinin yeni bir konuyu algılaması için gerekli olan, bilişsel örüntüyü geliştirmiş olmasıdır. Öğrencinin geliştirdiği bilişsel örüntüsü, öğrenmesinin temelidir. Öğrencinin geçmişte öğrendikleri,birbirini etkileyerek, bir alan oluşturur. Bu alanı oluşturan doku, öğrencinin bilişsel örüntüsüdür. Öğrencinin bilişsel örüntüsü yeni bir konuyu öğrenmeye yetmediğinde, konunun öğrenilmesi için gereken ön bilgi ve becerilerin, öğrenince kazanılması gerekir. Öğrenci bu yeterliğe ulaşmaz ise, öğretilecek konunun, bütünlüğünü bozmadan, öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyine indirilmesi zorunludur. Öğrencinin bilişsel örüntüsünün eşigi, konunun güçlük düzeyine uyamadığı sürece, konunun öğrencice algılanması sağlanamaz.
    Güdüsel Öğrenme Kuramları’na göre hazır bulunuşluk, öğrencinin gelişiminin sonucudur. Öğrenci, doğuşundan başlayarak her yaşında, belli gelişim düzeyine ulaşır ve böylece yaşına uygun düzeydeki konuları öğrenmeye hazır olur. Gelişim kusurları olan öğrenci,yaşının gerektirdiği tepkileri yapmada da kusurludur. Öğrencinin, öğrendiği konulara karşı hazır bulunuşluğunda görülen kusurların kökeni, gelişimde çok önemli olan ilk çocukluk evresindeki gelişim bozukluklarıdır. Bir konuyu öğrenciye öğretebilmek için, öğrencinin gelişim düzeyi iyi tanınmalıdır.
    Öğrenme kuramları, bir öğrenim görevini öğrenebilmesi için öğrencinin yeterlik düzeyinin, bilişsel örüntüsünün ve gelişim düzeyinin, öğrenim görevinin düzeyine uygun olması gerektiğini savunurlar. Yeterlik, bilişsel örüntü ve gelişim düzeyi, birbirini tamamlayan ve birbirinin yerine kullanabilen kavramlardır. Öğrenmeye hazır bulunuşluğu oluşturan olgunlaşma ve ön yaşantı kavramları ise öğrenme kuramlarının kullandığı kavramları açıklayıcı kavramlardır.(Cavit Binbaşıoğlu, 1995 ss:262-263)
    Olgunlaşma, bireye yaşla birlikte artan yeterlikler sağladığı gibi, öğrenme fırsatları verildiği taktirde bireyin yeni ve daha karmaşık davranışları kazanması için gerekli olan hazır bulunuşluğu da beraberinde getirir. Ancak hazır bulunuşluk, bireyin sadece olgunlaşma düzeyini değil, ayni zamanda, bireyin önceki öğrenmelerini, ilgilerini, tutumlarını, güdülenmişlik düzeyini, yeteneklerini, genel sağlık durumunu da kapsar(Gipson ve Vinegradoff, 1986). Ertürk, hazır bulunuşluk kavramını; bireyin “eğitim pazarına” getirdiği özelliklerin tümü, olarak ifade etmektedir.
    Örneğin; bisiklet kullanmak için yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olan bir çocuk; bisiklet kullanmaya isteklidir, bisikleti kullanmak için gereli olan kaslar ve diğer organları yeterli olgunluğa erişmiştir, bisikletin nasıl kullanılacağı ile ilgili ön koşul öğrenmelere sahiptir, genel sağlık durumu bisiklete binmesine uygundur. (Prof. Dr. Nuray Senemoğlu 2001 sf:12)
    Öğrenme için “olgunlaşma” gerekli ise de, “yeterli”değildir. Bireyin, öğrenme için “hazır” bulunması da gerekir. ”Hazırlık” olgunlaşmadan daha karmaşık bir terimdir. Hazırlık terimi, kısmen “olgunlaşma” terimini de kapsar; fakat, hazırlığın “ruhsal” yönü daha ağır basar. Bunun içinde bir dereceye kadar, bireyin “ilgi ve hevesi” konu ile ilgili olarak yaptığı “araştırma” sonucu, yani bireyin yaşantılarıyla yeti ve yeteneklerinin bir bireşimi vardır.
    Asıl öğrenme, çocuk ”öğrenmeye hazır” hale geldikten sonra başlar. Okuma-yazmayı öğrenmek için, çocuğun bir kısım organlarının olgunlaşması yanında, çocuğu buna heveslendirmek ve okuma-yazma alıştırmaları yaptırmak gibi hazırlık çalışmaları da gereklidir. Bütün öğrenme durumları için aynı şey söylenebilir. (Prof. Dr. İbrahim Ethem Başaran, 1997 sf:228)

    Hazır bulunuşluk, bireyin bir işi yapabilmesi için gereken olgunlaşmaya erişmesinin gerekliliği yanında, bu iş için gerekli ön bilgi, beceri ve tutumu da kazanmış olması demektir.
    O halde gelişim, hem nicelik hem de nitelik yönünden belirli bir düzeye erişmeyi anlatır. Kalıtım ve çevre etkileşiminin bir ürünüdür.
    Çocuklarda gelişim, süreklilik göstermekte, fakat bu sürekliliğin içinde gelişim ivmesi, dönemler halinde farklılaşmaktadır. Bu sürecin aşamaları, bireysel farklılıklardan ve özelliklerden dolayı, her dönem kendinden sonra gelen dönemle birleştiği için, kesin sınırlarla birbirinden ayrılamaz. (

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    )
    Kişinin olgunlaşma ve öğrenme sonucu belli davranışları yapmaya hazır olmasıdır. Örneğin, dört işlemi öğrenecek olan bir çocuğun hem dört işlemi kavrayabilecek bir olgunluğa ulaşması, hem de bunun için gerekli olan sayma, toplama, çıkarma vs ile ilgili bilgi ve becerilere sahip olması gerekir. Hazır bulunuşluk, canlı varlığın herhangi bir şeyi öğrenebilecek duruma gelmesini anlatan bir terimdir

    KAYNAKÇA
    1)YAVUZER,Prof.Dr.Haluk,ÇocukPsikolojisi,RemziKita pevi,İstanbul,18.Basım1999
    2)BİNBAŞIOĞLU,Cavit,EğitimPsikolojisi,GülYayınevi, Ankara,9.Basım,1995
    3)BAŞARAN,Prof.Dr.İbrahimEthem,EğitimPsikolojisi,G ülYayınevi,Ankara,5.Basım,1997
    4)SENEMOĞLU,Prof.Dr.Nuray,GelişimveÖğrenme,GaziKit apevi,Ankara,Basım,2001









  5. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Gelişimde Kritik Dönemler






    GELİŞİMİN KRİTİK DÖNEMLERİ
    Çocuklar,bazı gelişim dönemlerinde ve yaşlarda belli tür öğrenmelere karşı yüksek duyarlılık gösterme eğilimindedirler.Çevre etkilerine karşı daha duyarlıdırlar ve çevrede düzenlenen öğrenme yaşantılarını diğer dönemlerden daha hızlı kazanabilirler.Psikologlar bu döneme kritik gelişim dönemleri adını vermektedirler.(Oyama,1979)Ana-baba ve öğretmenler,çocukların üst düzeyde gelişimlerini sağlamak istiyorlarsa,bu kritik gelişim dönemlerinde,çocukların belirli yaşantıları geçirmeleri için olanaklar hazırlamalıdırlar.Örneğin;çocukların başkalarıyla yakın ilişkiler kurabilmesi için bebeklere yakın,sevecen,sıcak davranılmalıdır.Bu şansı,bebeklere sağlamadaki gecikme,en fazla altı ayı geçtiği taktirde,okul yıllarında sosyal ilişkiler geliştirme yeteneği zayıflayabilir.(Bowlby,1965)
    Burada can alıcı nokta zamanlamadır.Eğer öğrencilere yaşamlarının belirli zamanlarında öğrenme fırsatları sağlanmamışsa gelişim ya yavaşlayabilir ya da tamamen durabilir.Bir çok psikologa göre okul öncesi yılları psıko-sosyal gelişim için olduğu kadar zihin ve dil gelişimleri için de kritik gelişim dönemidir.Bu nedenle,özellikle sosyo- kültürel açıdan geri olan çevrelerde yaşayan çocukların bu dezavantajını gidermek için erken yönlendirici programların uygulanması gerekmektedir.Aksi taktirde çocuklar çok önemli bazı,yaşantıları zamanında kazanamayacaklarından dolayı yaşıtlarından daha geride görünebilirler.
    (Senemoğlu,Nuray,Gelişim Öğrenme ve Öğretim,S14,Gazi Kitapevi,Ankara,2001)
    İlk yıllarda gelişim çok önemlidir. Bunu ilk kez Freud kişilik uyumsuzluğuna ilişkin çalışmalarında ortaya koymuştur. Freud birçok kişilik uyum bozukluğu gösteren kişilerin çocukluk yıllarında başarısız deneyimlere sahip olduğunu saptamıştır.Erikson ise bu devreyi güven evresi olarak değerlendirir.
    Knobloch ve Pasamanich 1974 yılında gerçekleştirdikleri, yaşamın ilk beş yılını kapsayan model gelişime ilginç bir yorum getirmektedir. Beş davranışın sağlıklı bir gelişim için bütünleşmesi gerektiğini söylerler. Bunlar:
    1.Algı,duygu hareket tepkileri ve göz el koordinasyonu içeren uyum,
    2.Başın dengesi oturma, ayakta durma, emekleme ve yürümeyi içeren tüm motor davranışlar,
    3. Objeleri el ve parmakları kullanarak yakalama ve kavramayı içeren motor davranış,
    4.Cümleler, yüz ifadeleri,mimik ve sözcüklerle kavrayış içeren dil faaliyeti,
    5.Beslenme becerisi,tuvalet eğitimi,bağımsızlık ve işbirliğini içeren kişisel-sosyal davranıştır.
    Knobloch ve Pasamanich, Arnold Gesell’in çalışma ve ölçümlerini geliştirerek, gelişimin ilk beş yılında bazı kritik yaşların varlığını savunmuşlardır.Bu kritik ay ve yaşlar şöyle özetlenir.
    _Birinci yılın ilk üç ayında,bebekler göz kürelerinin hareketini sağlayan”oculomotor “kaslarının kontrolünü kazanırlar.Dört haftalık yeni doğan, başının üstünde asılı duran bir objeyi hemen fark etmez ,ama obje,çocuğun görme çizgisi üzerinde hareket ettirilirse çocuk onu sınırlı bir alan içinde baş ve göz hareketleriyle izler.
    İlk yılın ikinci çeyreğini oluşturan 18.ve 28 haftalarda başı ve bedenin üst kısmını destekleyen kaslarla,el ve kolların hareketini sağlayan kasların kontrolü kazanılır.Bebek,yastıklarla desteklenmiş olarak oturmaktan hoşlanır ve başını destek olmadan dik tutabilir,bir objeye uzatabilir.
    İlk yılın üçüncü çeyreği olan 28.ve 40. haftalar arasında,gövde ve parmaklardaki kontrolün geliştiği görülür. Çocuğun bu evrede başparmağını kullanabilmesi yakalama becerisini geliştirir.
    40.ve 52.haftalar arasında,çocukların bacaklarıyla ayaklarını kontrol edebildikleri ve bu evrede destekle ayakta durup yürüyebildikleri görülür.Bacaklar gövdeyi taşıyacak kadar kuvvetlidir,ama vücuttaki denge zayıftır.Çocuk rahatça oturabilir,vücudunu döndürebilir ve düşmeden bir yana eğilebilir.Yüzükoyun yatarken oturabilir,yerde sürünerek ilerleyebilir ya da emekleyebilir.
    İkinci yılda koşma ve yürüme gelişir,çocuklar küçük ve büyük tuvaletlerini kontrol etmeyi başarırlar.Konuşmaya başlarlar ve kişisel kimliğe sahip olmak isterler.
    İki ve üç yaşlarında çocuklar,dili bir düşünce aracı olarak kullanabilirler.
    Dördüncü yılda çocuklar gerek kişisel yaşamlarında,gerekse ev ortamlarında daha bağımsız olmaya başlarlar.dört yaş çocuğunun motor davranışı daha mükemmelleşmiş,her hareket tek başına yapılabilir hale gelmiştir.
    Beşinci yılda motor kontrolü olgunlaşmış dil oldukça yeterli bir biçimde ifade edilebilir hale gelmiş ve sosyal uyum görülmeye başlamıştır.Çocuğun hareketleri gelişmiş,dengesi kusursuz hale gelmiştir.
    (Yavuzer,Haluk,Çocuk Psikolojisi,ss 39,40,41,Remzi kitabevi,İstanbul,2001)
    Ayrıca ilk çocuklukta iki buçuk ve beş yaş kritik dönemlerdir.İki buçuk yaş dönemi bir geçiş dönemidir.2,5 yaş dönemi bir dönüm noktası ve sinir döneminin gelişiminde bir ara dönemidir.2,5 yaş dönemi çocuğunun dengesi tam değildir.En önemli özellik farklı kutuplar arasında yalpalamadır.sonuç olarak bu yaş bir aykırılık ve dengesizlik yaşıdır.
    5 yaş çocuğunun dönemi bir olgunluk dönemidir.5 yaş çocuğu 4 yaş çocuğundan değişiktir. 4 yaş çocuğu değişkenlere kaypaktır.5 yaş çocuğu ise olgun bir yapıdadır.Kısaca 5yaş çocuğu kendi kendine yeter,sosyaldir,kendinden emindir,şekilci ve uyumludur,rahat ve ciddidir,dikkatli ve kararlıdır.Nazik bir dosttur.3 yaş çocuğunun gelişmiş biçimidir.
    Son çocuklukta ise 6 ve 10 yaştır.6 yaşında çocuk 2,5 yaşının olumsuzluklarını gösterir.değişken yaştır.Bedensel ve patolojik değişmeler dikkat çeker.
    10 yaşında düzenli huzurlu ve elde edilen bilgilerin özümlendiği toplandığı,dengelendiği ara evredir.10yaş çocuğunun günlük ğereksimine duygusal yaş***** sosyal gelişimine dikkat edilmelidir.

    KAYNAKLAR:SENEMOĞLU NURAY,ĞEİŞİM ÖĞRENME VE ÖĞRETİM(KURAMDA UYĞULAMAYA)GAZİ KİTABEVİ,ANKARA 2001
    YAVUZER HALUK,ÇOCUK PSİKOLOJİSİ REMZİ KİTABEVİ,İSTANBUL,2001








  6. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Gelişimi Etkileyen Faktörler






    GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    İnsan gelişimi denildiği zaman döllenmeden başlayarak,yaşamın sonuna kadar yer alan süreç anlaşılmaktadır. Araştırmacılar insan gelişimi üzerinde durulmaya başladığı ilk anlardan itibaren araştırmacılar şu soruya yanıt aramışlardır:
    Gelişimi doğuştan getirilen özellikler mi belirler,yani gelişimi de önemli olan kalım mıdır?yoksa gelişimde önemli olan geçirilen yaşantılar ve çevresel koşulların,başka bir deyişle öğrenme yaşantılarının niteliği midir?(Erden-Akman,7.Baskı,s.24)

    KALITIM

    Kalıtımla ilgili kalıtsal özellikleri ana-babadan çocuğa geçişini inceleyen bilime genetik adı verilir. Kalıtımın kişiye aktarılması annenin yumurtası ile babanın spermi birleşerek dölütü(zigot,zygote) oluşturması ile başlar. Bu bireyin yaşamının başlangıcıdır. Yumurta ve sperm kaynaşarak dış bir zarla çevrilmiş olan stoplazma ve içindeki çekirdekten oluşan bir hücreye dönüşür. Çekirdek,ana-babadan,yeni oluşan bireye kalıtım özelliklerini geçiren genetik maddeyi içermektedir.(Morgan ,1995,s.35)
    Ana ve babanın her birinden 23’er adet olmak üzere gelen 46 adet kromozom bireyin kalıtımını oluşturur. Kromozomlar görünüşlerine göre X kromozomlar ve Y kromozomlar olarak ifade edilir. Anne ve babadan gelen kromozomların ilk 22 çifti birbirine benzeyen kromozomlardan meydana gelir. 23.çift birbirine benzer olmaya bilir. Buna göre anne ve babanın üreme hücrelerindeki 23’er adet kromozomdan birer tanesi,cinsiyetle ilgilidir. Annenin bir çift kromozomunun iki olup bunlar X kromozomu denilir. Babadan gelen kromozomlarda bazen X, bazen Y kromozomu bulunabilir. Bir başka ifade ile yumurta hücresindeki cinsiyet kromozomu X, sperm hücresindeki cinsiyet kromozomu X ya da Y dir. Şu halde annenin X cinsiyet kromozomu, babadan gelen X kromozomla birleşirse bebeğin cinsiyeti kız(XX),annenin X cinsiyet kromozomu babadan gelen Y kromozomla birleşirse,bebeğin cinsiyeti erkek(XY) olur.
    Her kromozomun içinde ana-babadan çocuğa geçecek özellikleri taşıyan sayılar tam olarak bilinmesine rağmen 20000-120000 arasında olduğu tahmin edilen genler vardır. Her bir kromozomda bulunan binlerce gen deoksiribonükloitasit adı verilen ve DNA harfleri ile gösterilen bir kimyasal madde molekülüdür. Molekülün yapısı bir ip merdivenin kıvrılarak helezonlaşmış, çift-spiral biçimini andırır. İkili sarmal olarak ta adlandırılan bu merdiven basamakları rolündeki madde bireyin kalıtımsal özelliklerini belirler. Kalıtımla ilgili bilgilerinin tümü merdiven basamaklarının diziliş biçiminde saklıdır. Yani organların oluşumu,diğer genlerin düzenlenmesi DNA tarafından yönlendirir. DNA’ yı oluşturan kimyasal maddeler hücrenin içinde serbest biçimde yüzer ve kusursuz bir düzende bir araya gelirler. DNA hücrenin ortasındaki kromozom adı verilen 46 tane çok uzun ve çok ince iplikçiğin içindedir. Bu iplikçiler o kadar incedir ki onları elektron mikroskobunun yardımıyla bile görülemez.(Balkwil,1999 s.4)
    DNA dünya üzerindeki bütün canlı varlıkların özelliklerini belirleyen olağan üstü bir kimyasal maddedir. Bu maddenin içeriğini sırasıyla Adenin (A), Timin (T), Sitozin(C), Guanin (G) adı verilen bazlardan oluşur. Her bir aşamamın tamamlanması için bir baz çiftti belirli bir kombinasyonda eşleşir .T her zaman A ile, A da her zaman T il eşleşir. Buna karşılık C her zaman G ile ,g de her zaman C ile eşleşir. Bu eşleşme DNA’nın kendini kopyalama işleminde önemli bir rol oynar. DNA kopyalama işlemi için hazır olduğunda ayrılır ve iki iplikçiğe bölünür. Serbest halde bulunan nükleotidler bölünmüş iplikçiklere bağlanırlar ve böylece birincisinin aynı iki DNA molekülü yapılmış olur(Aronson,1998.s. 13)
    Döllenen yumurtadan başlamak üzere insan büyümesinin her bir organını nasıl gelişeceğine ve yaşamanın ilk anından ölünceye kadar her bir aşamada ne gibi özellikler göstereceğine dair bilgiler genlerde depolanmıştır. Genel, saçımızın, gözümüzün, cildimizin rengini, kemiklerimizin uzunluğunu, kısacası bedenimizin tüm fiziksel yapısını belirler. (Cüceloğlu. 1997. s.90 )
    Genlerde, kromozomlar gibi çift çift birleşirler. Genlerin bazıları başat(dominant),bazıları ise çekiniktir.(recessive) Başat genler,çekinik genlere üstün gelerek taşıdıkları özelliği dölüte geçirirler. Başat gen çocuğa,anadan geliyorsa ******,babadan geliyorsa babanın özelliğini taşır. Göz rengi,renk körlüğü,saç dökülmesi gibi bazı özellikler başat genlerle çocuğa geçer.(Başaran,1997 s.34)
    Kısaca; kromozomların meydana getirdiği genler organizmanın tüm özelliklerini ve yapısını belirler. Bunlara kalıtsal özellikler denir. Bireyin çevresi ile etkileşimi ile anında kazandığı alışkanlıklar ve kişilik özellikleri ise kazanılmış özelliklerdir. Bireyin yaşamı boyunca kazandığı bu özellikler kalıtım yoluyla geçmez.
    Gelişimde kalıtımın etkisinin daha fazla olduğunu savunan Goddard bir araştırmasında:
    Goddard,arşivlerden de yararlanarak,Kallikak ailesinin kuşaklar boyunca izlemiştir. Goddard’ın araştırma yapmak için bu ailenin kuşaklar boyunca izlemiştir. Goddard‘ın araştırma yapmak için bu aileyi seçmesinin nedeni, baba Kallikak ‘ın birlikte olduğu kadınların nitelikleri idi.
    Baba Kallikak, farklı niteliklere sahip iki kadınla kurduğu ilişkiyle,birbirinden çok farklı nitelikler sahip iki kuşağın oluşmasına yol açmıştı. İzlenen ilk kuşak, baba Kallikak’ın akıllı,iyi yetişmiş bir kadınla olan evliliğinden olan toplam 446 torunluk bir kuşaktı. Bu kuşakta çok sayıda doktor,avukat gibi toplumca saygın olarak kabul edilen mesleklerden kişiler bulunmaktadır. Torunların hemen hepsi toplumda iyi bir yere sahip görünmekte idi. Kallikak ‘ın ,toplum içinde pek iyi olmayan ve düşük zekalı bir başka kadınla beraberliğinden olan 480 torunlu ikinci kuşakta ise; tam tersi bir görünüm ile karşılaşılmaktaydı. İkinci kuşağın eğitim düzeyi de birinci kuşağa oranla çok düşüktü.
    Goddard, iki kuşak arasındaki bu dramatik farklılığı tümüyle kalıtımın etkisine bağlamaktadır. İyi anneden gelen çocukların olumlu, kötü anneden gelen çocukların olumsuz özelliklere sahip olduğunu öne sürerek; araştırmasını kalıtımlın gelişimdeki önemli rolünü ortaya koyan güçlü bir kanıt olarak göstermektedir.(Erden-Akman. 7.baskı s.25)

    ÇEVRE
    Çocuğun gelişimini çevre denilen faktör çeşitli yönlerden etkilenmektedir. Çevre, doğum öncesinden ,yani zigot aşamasından başlayarak doğum sırası ve sonrası olmak üzere üç aşamada incelenir. Zigot(döllenmiş yumurta) ana rahminin içinde uygun bir çevre ortamında yaşar. milyonlarca defa bölünen ve bölünerek çoğalan dölüt, embriyo ve fetüs dönemlerinde uygun bir çevrede yaşamak zorundadır. Bütün bu aşamaların düzenli ve kesintisiz devam edebilmesi için annenin bedensel sağlığının yerinde olması gerekir. Yani organizmanın yaşansal faaliyetini devam ettirebilmesi için annenin sağlıklı olması gerekir. Örneğin; annenin hamileliği sırasında ateşli hastalıklar,alkol,sigara,uyuşturucu kullanması,mutsuz bir yaşam sürmesi,aşırı yorgunluk,radyasyon veya kaza geçirmesi organizmayı büyük ölçüde etkilemektedir. Ancak annenin hamileliği döneminde düşünceleri ve duyguları organizmayı etkilememektedir. Örneğin ;anne ayva yediğinde ,bebeğin gamzeli olacağını, elma yiyince , bebeğin kırmızı yanaklı olacağı asılsızdır. Kısacası annenin hamileliği sırasında gördüğü şeyler organizmayı hiç etkilemez. Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması bebeğin gelişiminde olumsuz çevresel etkiler olarak görülmektedir. Doğum sonrası bebeğin dış uyarıcıları ise;bebeğin içinde yaşadığı ve bebeği etkileyen canlı ve cansız varlıklardır. Bebeğin biyolojik yapısının gelişimi çevredeki uyarılara bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bebek,aile ,okul,iklim ve benzeri toplumsal kurumların sosyo-kültürel olanakları içinde yaşamını sürdürür. Dış çevre uyarıcılarının norm ve değerleri bebeğin gelişimine negatif ve pozitif yönde etkide bulunabilir. Çevredeki koşulların yetersiz olması da bebeğin yeterli gelişmeyeceğini göstermektedir. Çevresel etmenlerin her birey üzerinde farklılık gösterir . Çevre değişkenlerine bağlı olarak bebeğin farklılaşacağı unutulmamalıdır. Çevre değişkenlerinin en önemlisi ise ailedir. Bebek yaşamının büyük bölümünü ailesinin yanında sürdürür. Bu bağlamda ailenin daha ayrıntılı olarak ele alınması gereklidir.







  7. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Son Çocuklukta Kritik Yaşlar






    SON ÇOCUKLUKTA KRİTİK YAŞLAR

    ALTI YAŞ
    Son çocukluk dönemine giren çocuk , 6 yaşlarına geldiğinde , 2,5 yaşında görülen olumsuz evrenin belirtilerini göstermeye başlar. Dengesiz , kurala karşı olan, isyankar bir tutum ve davranış içine girer.

    6 yaşında çocuk, tembel ve kararsız görünümündedir. Çocuk bir kez daha 2,5 yaşında yaşamış olduğu karar verme güçlüklerine uğrar, yine bir şeyin olumlu ve olumsuz iki yüzü arasında hızla gelip gider.

    Bir geçiş dönemi oluşturan bu yaşta, bedensel ve psikolojik kaynaklı bazı temel değişiklikler dikkati çeker. Bu yaşta süt dişleri dökülürken, kalıcı ilk azı dişi çıkmaya başlar. Orta kulak iltihabına en sık bu yaşta rastlanmakta, burun ve boğaz hastalıkları yine bu yaşta daha sık görülmektedir.

    Çocuğun okula başlamasıyla birlikte, okul öncesine oranla, daha çok sayıda arkadaşla ilişki kurduğu, bunun yanında aile ilişkilerinin zayıfladığı, bireysel oyunun yerine, grup oyununun aldığı görülür. Başka bir değişle, çocuğun okul çağıyla birlikte grup çağına girdiği ve sosyal bilincin arttığı dikkati çeker.(Yavuzer,1999; s.119-120)

    Bundan önceki buhran sırasında çocuk, “aileye ait benlik” denmesi uygun olan benliğini keşfetmişti. Altı buçuk yaş ile sekiz yaşları arasında çocuk, “sosyal benliğini” keşfeder.

    Çocuk artık kendisini çeviren somut dünyaya hükmeder. Daha önceki yıllarda gayet şiddetli olan beden faaliyeti ve duyularının etkilenme yeteneği sayesinde çocuk, maddesel çevresini keşfetmiştir. Fakat zihin bakımından çocuğun, mekan ve zaman içimde gidip gelmesine olanak sağlayan zihin fonksiyonlarına, yani belleğe ve özellikle imgeleme şimdiden sahip olduğu görülür.

    Oysaki çocuk aynı derecede okula gider. Çocuk okulda, ailesi içinde olduğu gibi artık ilgi merkezi olmadığını, fakat başka bir çocukla eşit olduğunu bazen acı bir şekilde keşfeder. Çocuk 5 yaşında olduğu gibi, kendi kendine konuşmak ve benzerlerinin yanında tek başına oynamak hakkında artık sahip olmadığı, fakat onlarla gerçek münasebetler kurması ve büsbütün yene bir disipline tabi olması gerektiği için, bu durum onu daha çok sarsar.

    Çocuk, kendisini vasilikleri altında tutanlara karşı koymadan özgürlüğünü elde edemez.6-7 yaşlarından ibaret olan devre, aynı zamanda, aile anlaşmazlıklarını, erkek ve kız kardeşler arasındaki anlaşmazlıkları, kaprisleri ve kıskançlıkları, özellikle erkek çocuğunun babasıyla olan güçlüklerini kapsayan bir devredir. Okulun ve yeni sosyal münasebetlerin keşfedilmesinin, çocuğu hiç olmazsa, bu yöne kuvvetle yöneltmesi ve onu yeni ilgiler sarması gayet yararlıdır. Aynı şekilde, çocuk, hayatının bu nazik devresinde, onun varlığında uzun ve sürekli bir iz bırakabilecek olan lüzumundan fazla şiddetli sarsıntıların bulunmaması da gerekir.(Jacquın,1976 ; ss 82-88)

    ON YAŞ

    10 yaş; düzenli, huzurlu ve elde edilen bilgilerin özümlendiği; toplandığı ve dengelendiği bir ara evredir. Tipik bir on yaş çocuğu, çocukluğun gerek kendine özgü, gerekse genel tüm özelliklerini kendinde toplamıştır. Gelecekteki ergenlik döneminin gerilim ve huzursuzlukları onun için henüz söz konusu değildir. Bu yaş, gelişimin dengelendiği altın bir çağdır.

    Sağlık durumu genellikle iyidir. Kızlar genellikle erkeklerle aynı boydadırlar, ama daha hızlı büyürler. Kalça ve göğüslerde yağ birikimi artar. Erkek çocukların vücut yapılarının daha güçlü bir görünüş kazandığı, hatların, özellikle çene, boyun ve göğüste daha yuvarlaklaştığı dikkat çeker.

    Bu yaştakilerin çoğu belirli bir saatte yatmaya karşı isteksizdir, türlü bahanelerle yatma saatini geciktirmeye çalışırlar. 10 yaşındaki bir çocuk uyumadan önce radyo dinler, kitap okur, kendisiyle ilgili sorunları düşünür ve hayal kurar. Erkek çocuklar uykuya çabuk dalarlar, kızlar ise daha geç uyurlar.

    Ana babanın gözünde on yaş çocuğu açık sözlü, tarafsız, kolay anlaşılır ve çocuksudur. Genellikle sorunlar üzerinde fazla durmaz, bir denge içindedir. Bazı korkuları hala vardır, ancak bu yaşta 9 yaşında olduğundan daha az tedirgin ve huzursuzdur. Ender olarak ağlar, sık sık da “gerçekten mutlu olduğunu “ söyler. Duygusal patlamaları sık değildir, olduğunda da şiddetli ve anidir, fakat çabuk geçer.

    Bu yaştaki çocukların kendileri hakkında endişeleri yoktur, benlikleri ve hayatı olduğu gibi kabul etme eylemindedirler. Olayların üzerinde fazla durmazlar, kesin yargı ve genellemeler yapmazlar.

    Bu yaş, öfkenin en az görüldüğü dönemdir. 10 yaşındakilerin çoğu “bazı huylarıyla mücadele etmeği denediklerini, kızmamak için uğraştıklarını”söylerler.

    10 yaş çocuğunun sosyal ilişkilerinde öğretmeni, arkadaşları ve özellikleri annesiyle kurduğu yakın ilişkiler ön plana geçer. Onlarla olan ilişkileri diğer ilişkilerini de etkiler,ben merkezci değildirler.10 yaşındaki çocuk, 9 yaşındakinden daha fazla ailesine bağlıdır ve sever. Anne özel takdir görür. Genellikle her iki cinste babayla iyi geçinir ve onunla birlikte olmaktan zevk alırlar. ( Yavuzer, 1999; ss.120-122 )

    Ergenlik çağına erişen çocuğun ruhunda meydana gelen ve 12 yaşından 17 yaşına kadar devam eden uzun buhran devamlı değildir ; bu buhran, sükunet ve nüksetme safhaları gösterir. Erkek çocuğu için gösterilen yaş sınırları, bundan önceki merhalelerde olduğundan daha önemli değişikliklere elverişlidir. Şu etkenler çocuğun vaktinden önce gelişmesini sağlar: Akdeniz iklimi, hareket, kent çevresi, sinirlilik, çocuğa özgürlük verilmesi, çocuğun sık sık sosyal münasebetlerde bulunması, sıkıntı ve sefalet zamanları. Şu etkenler çocuğun gelişmesini engeller: Dağların ve kuzey iklimlerinin soğuk olması, çevrenin uyuşuk ve sessiz olması, çocuğun yalnız bırakılması, özgürlükten yoksun bırakılması ve mutlu bir büyümedir.

    Beden bakımından, boyu henüz bir erkeğin boyu kadar büyümemişse de, kuvvetle, kıvraklığıyla ve hareket bağlantılarının süratli ve belirli olmasıyla ve ihtiyat enerjisiyle ona mükemmel bir şekilde hizmet edecek güçte olan çok dengeli bir vücudu vardır.

    Zihin bakımından, çocuğun aklı, bütün zihin eylemlerini yapabilecek bir duruma gelmeye başlar. Çocuk 12 ile 13 yaşlarına doğru, soyut şeyleri kavrayacak duruma gelir, fikirlere karşı ilgi duymaya başlar.

    İradesi de çocuğa daha iyi hizmet eder ve onu çevresinin kurallarına daha uygun bir şekilde hareket edecek bir hale getirir.

    Bu dönemde çocuğun başlıca arzusu geçmişiyle ilgisini kesmektir. O, artık küçük bir çocuk değildir. Artık aynı elbiseleri giymek istemez, aynı kanunları istemez.Büyüklerinin ona çocukça davranışlarda bulunmasını istemez.(Jacquın, 1976 ;SS . 123-125)

    Son çocukluk çağına, toplumsal bilincin çok hızlı geliştiği için “çete çağı”adı verilir. Aslında çeteler son çocukluk yıllarının normal toplumsal gruplaşmalarıdır.

    Çete, dışından herhangi bir yardım görmeyen ve sosyal bir hedefi olmayan, kendiliğinden oluşan yöresel bir gruptur. Anne babaların, öğretmenlerin yada gençlik liderlerinin herhangi bir desteği olmadan, çocuklar tarafından kurulmuştur. Çocuklar kendi otoritelerini kendileri sağlarlar.

    Altı yaşından sekiz yaşına doğru, çocuk daha az bencil ve saldırgan , buna karşılık daha fazla grup bilincine sahip ve yardım sever olur. Yapılan bazı araştırmalar, neşeli, iyi arkadaşça olmak, ilgi ve zevk benzerliği, yakın oturmak gibi etkenlerin arkadaş seçiminde önemli etkenler olduğunu göstermiştir. 6-7 yaşından itibaren kızlar ve erkekler kindi cinslerinden oluşan küçük gruplarıyla birlikte oynamaktan büyük bir zevk duyarlar .Yaklaşık yedi veya sekiz yaşlarından on bir yada on iki yaşlarına kadar olan son çocukluk çağında, söz konusu çocuk grupları, altı kişiden on kişiye yükselir. Fakat bu gruplar, üyelik bakımından hala kesinleşmiş ve mükemmelleşmiş değildir.

    Oyun grubu, çocuğa bir takım kavramlar kazandırır : Bir gruba ait olma , çocuğa sadece eğlence sağlamakla kalmaz aynı zamanda ona gurur ve statü duygusu da verir.

    Sonuç olarak, çocuk grubuna karşı güçlü bir bağlılık duygusu beslemeye başlar. Tek başına ele alındığında kolektif oyun faaliyetinin çocuğu bencillikten kurtarması, işbirliğini geliştirmesi ve insanların birbirlerine gereksinimleri olduğunu göstermesi bakımından önemi büyüktü.(Yavuzer, 1996 ; s . 152-153)


    GENEL KAYNAKÇA

    1- Yavuzer,Prof. Dr.,Çocuk Psikolojisi,,Remzi Kitapevi, İstanbul, 1999, ss.119-122
    2- Yavuzer,Prof. Dr.,Çocuk ve Suç, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1996, s. 152-153
    3- Jacquın,(ÇEVİREN:Mehmet Toprak),Çocuk Psikolojisi ve Eğitimi, Remzi Kitapevi, İstanbul,1976, ss., 123-125










  8. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    İlk Çocuklukta Kritik Yaşlar






    İLK ÇOCUKLUKTA KRİTİK YAŞLAR
    İKİ BUÇUK YAŞ
    Bu evre bir geçiş dönemidir. Çocuğun sosyal bir duyarlılkla yaptğı gösteriler,yardım istegi ve hayal kurma gücü bu evrede artmıştır.2,5 yaş bir dönüm noktası ve sinir sisteminin gelişiminde ara evredir. 2,5 yaş çocuğunun dengesi tam degildir.,kas-motor mekanizması henüz mükemmelleşmemiştir.Çocuk bu yaşta seçme yeteneğine yeterince sahip olmadığından, iki olanağı birden seçer. Kendini bırakmaya alışık degildir.Gevşeyip uyumakta zorluk çeker ve bir kere uyudu mu, uzun süre uykuda kalabilir.Yine idrar yollarını kontrol eden kaslarını gevşek bırakmadığından idrarını çok uzun süre tutar.Bu tipik hareket sistemi yetersizligi,onun karakteristik beceriksizligi ve degişken davranışını anlatmaya yeterlidir.Geçiş yapmak ona o kadar zor gelmektedir ki, tanıdık bir şeyi bırakıp başka bir şeyi anlamakta çok ağır kanlıdır.Çok tutucudur, her yeniliğe itiraz eder.Her şeyin alıştığı biçimde yapılmasını ister.Bu evrede en iyi tutum, çocuğun belli sınırlar içinde <> sürdürmesine izin verilmesidir.
    2,5 yaş çocugunun farklı kutuplar arasında yalpalaması, bu dönemin önde gelen özelligidir.Bu uç noktaları aşırı bir faaliyetten ani bir tembelliğe,atılganlıktan utangaçlığa, güçlü bir sahip olma duygusundan aldırmamazlığa, açlık çığlıkları atarken yemek istememeye, çığlık ve gözyaşlarından alçak sesle mırıldanmaya geçiş olarak çeşitleyebiliriz.
    Bu çeşitli degişmeler kötü huyluluk olarak yorumlanmalıdır.Çocuk olgunlaştıkça, iki karşıt arasındaki seçeneklerin farklılıklarını buldukça davranışları değişecektir.
    Çocuk utangaçlık ve aşırı vericilik karışımı, büyüklere yaklaşma biçimi,dostça sorular ve cömertliğiyle son derce çekicidir.
    Oyuncaklarını arkadaşlarına göstermek için kreşe götürür, ama onları asla bırakmaz.Sonuç olarak, 2,5 yaş bir aykırılık ve dengesizlik yaşıdır.
    BEŞ YAŞ
    4 yaş çocuğu degişken ve kaypaktır. 4 yaşındaki bir çocuğa:<> diye sordugunuzda, size hemen:<> diyecektir. Hemen sonrada size kendi kedisinden söz edecek ve bir köpegin kediyi nasıl kovaladığını anlatacaktır.Birbirini kovalayan bir çok şeyden konuşacaktır.5 yaş çocugu ise, bir iş adamının ciddiyetiyle : <> diyecek ve konuyu kapanmış sayacaktır. 5 yaş yanıtı ile 4 yaş yanıtı karşılaştırılınca, 5 yaşındakinin açık ani ve tam oldugunu görürüz. Bu örnek 2 yaş gurubu arasındaki olgunluk farkını açıkça ortaya koyar.Bu arada 5 yaşta belirginleşen kişilik farkını da göz önüne almak gerekir.
    Bu tipik olgunluk hazırlıksız yapılan resimde de kendini gösterir.4 yaş çocuğu resim yaparken önüne çıkan her şeyi kullanarak resim yapar.Kaba hayal gücüyle bir kaplumbağayı bir hortum şeklinde çizebildiği gibi, bir hortumu da file dönüştürebilir.5 yaş çocuğunun resim yapmaya başlamadan önce kafasında belirgin bir şey vardır. Yaptığı şeyin içeriği mantıklıdır. Kendi kendini kritik eder. <>diyebilir.
    İster oyunda olsun , isterse kendisine verilen bir işde olsun, 5 yaş çocuğu başladığını bitirmeyi sever.4 yaş çocuğu ise , yarım bırakılan bir şeye çok daha duyarsızdır.O, hareketlidir sağda solda dolaşır durur.5 yaş çocuğu ise, durmasını bilir.
    5 yaş çocugu gösterişe meraklı degildir.O, artık daha çabuk karar verir.Kas hakimiyeti gelişmiştir, düzenli cümleleri ile insanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır.Bunun yani sıra kendine ilişkin düşünceleri ile ailesine , okula ve topluma uyumu belirgin bir biçimde artmıştır.Hem kendisi, hem de çevresiyle çelişki halindedir.Kritik durumlarda sogukkanlı olmayı başarır.Sokakta kaybolmaz, adresini bilir.Bu güven duygusu ve sogukkanlılık 5 yaş çocuğunun övülecek yapısını açıklar.Çocuk gelişimin tüm basamaklarını tamamlamış ve hafif egimli bir düzlüğe ulaşmıştır.5 yaş çocugu, yuvanın kapılarını aşmak üzere ve karmaşık bir bütün içine girmeye hazır gibidir.Oysa gerçek bir yetişkin olmasına 20 yıl vardır. Bununla birlikte 3-4 yaş çocuguna oranla çok daha olgundur.Daha geniş deneyimlere hazır duruma gelmiştir.Günlük işlerinde kendine yeter bağımsız hale gelmiştir.Giyinmek, yıkanmak, yemek yemek, tuvalete gitmek, alışveriş yapmak ve basit ev işlerini görmek becerileri edinmiştir. Ev ona yetmez , okula gitmek ister, zamanında orada olmak için heyecan duyar.
    Sahip olduğu her şeyden , özellikle giysilerinden gururlanır.Kendi kişiliğinin onun için canlı bir anlamı vardır.Ailesiyle birlikte olmayı sever.Fakat arzuları ve çıkarları söz konusu ise, diğer kişilere de sempati duyar.Doğruyu yanlıştan ayırmaya başlar.
    Özetlemek gerekirse, 5 yaş çocugu kendi kendine yeter, sosyaldır, kendinden emindir, şekilci ve uyumludur, rahat ve ciddidir, dikkatli ve kararlıdır. Nazik bir dosttur. Üstün bir kişi değilse bile, üstün bir çocuktur. 3 yaşın ilerlemiş tür biçimidir. 5 yaşında geneldeki başarılı kas kontrolüne karşın, kas hareketleri bazı inceliklerden yoksundur. Egri çizgiler çizmekte güçlük çeker, kalem kullanmayı bilmez, duygusal -motor bazı nedenlerden dolayı okuma mekanizmasına henüz hazır degildir.Açık seçik konuşur, bebek gibi hecelemez, ancak konuşması asla zor ve karmaşık sözcüklerden oluşmamıştır.

    (Yavuzer,Haluk ; 1999 , Çocuk Psikolojisi s.s 111-114 )


    İlk çocukluk evresinde, 2,5 yaş gelişimin zorlu dönemlerinden birini oluşturur."Serkeşlik evresi" olarak nitelenen bu dönemde 2,5 yaş çocuğu dengesiz , olumsuz , kararsız ve isyankârdır.Aile için zorlu bir gelişim aşaması olan bu çağın şiddeti bir çocuktan diğerine değişir.Çocuk bir davranışı yapmakla yapmamak gibi çift kutuplu duyguların etkisindedir.Bu durum çocuğun karar vermesini güçleştirir, çocuğu hırçınlaştırır.
    "Negativizm" (olumsuzluk) adı verilen inatçılık ve karşı gelme, ana babaları endişelendirir. Bu dönemde çocuk. büyiklrin sözünü dinlemez, hatta söylenenin tersini yapar.Eylemleri, davranışları kısıtlandığında öfkelenir, kendini yerlere atar.Her işi yardım görmeden kendi başına yapmakta direnir.
    2,5 yaş negativizmi sosyal ilişkiler sonucu pekişir.Aşırı disiplin ortamında negativizmin arttığı görülür.Bu evrede oluşan saplantılar ve ruhsal bunalımlar ileriki yıllarda inatçılık ve direnç belirtileri şekline dönüşür.

    (Yavuzer,Haluk;1982, Çocuk ve Suç s.s 133-134)
    3 yaşına kadar çocuk, çevresindeki mekânı yavaş yavaş keşfetmiş ve inşa etmişti.Bu itibarla, çocuk 3 yaşında özgürlük yolunda ilk adımı atacak yetenektedir.Her tarafa koşar, tabaklarla dolu masa örtüsünü çeker, camları kırmaya başlar.Bu çağda, ihtiyat olmak üzere, merdivenlere engeller konur ve o vakte kadar muhafaza altına alınmamış kırılacak eşyalar onun elinden uzaklaştırılır.
    3 yaşındaki çocuk günlük hayatını yaşadığı mekâna hükmeder ve birdenbire bundan yararlanmak için oldukça doğal bir arzu duyar.Bu yüzden, ana-babalar çocuğu emirlere, ihtarlara, tehditlere ve cezalara uymayı zorunlu görürler.Mekâna yayılma ihtiyaçlarına set çekilen ve boş bir odaya kapatılan çocuğun bu engelleri aşmaktan ve biraz daha fazla şey kırmaktan başka bir arzusu olamayacağı pek tabiîdir.3 yaşındaki yavru, dünyayı keşfetmeye çalışır, oysaki buna engel olurlar.Çocuk 2,5 ile 4 yaşları arasında etrafını çeviren dünyadan ve ailesinden yavaş yavaş çözülerek özgürlük yolunda ilk merhaleyi yaşar.Bu nesnelliğin keşfine ait ilk safhadır.Bu yüzden, bu durum aynı zamanda ilk karşı koyma buhranıdır:Çocuk, özgürlüğünü, kısmen de olsa o vakte kadar kendisine vasilik edenlere karşı koymadan kazanamaz.Bu, normal bir şeydir.3 yaş buhranı vasilikten biraz kurtulmak ihtiyacını duan çocukla, bundan böyle onun kapkacak için tehlikeli bir durum gösteren bu münasebetsizliklerini artık ciddiye almak ihtiyacını duyan ana-babalar arasında, il ciddi anlaşmazlıktır.İki taraf arasında çaprazlama bir karşı koyma vardır.Çocuğun, bu yaşta çok hızlı gelişen bütün kaslarını ve duyularını çalıştırabilmesi gelişmesi bakımından çok önemlidir.Bu itibarla, zarara uğrayacak hiçbir şeyin bulunmadığı bir odada ya da bahçede çocuğu serbest bırakmak gerekir.Yetişkinler, çocuğu yola getirmek ya da zaptetmek için nekadar araya girerlerse, çocuğun karşı koyma tepkileri o oranda şiddetli olur ve kaprisleri çoğalır.Bu itibarla; en iyi hareket tarzı, bir yandan çocuğu, tehlikesizce yapmasına müsaade edilebilecek olan her şeyi serbest bırakmak, öte yandan da onun kaprislerini görmezlikten gelmektir.Çocuğun çevresine karşı yaptığı bu ilk karşı koyma buhranı çok defa çeşitli duygu bozuklukları şeklinde görünür:Erkek çocuğunun, annesine karşı duyduğu aşırı ir sevgi ve az ya da çok belirsiz bir suçluluk duygusuyla birlikte babasına karşı düşmanlık beslemesi gibi.Buna, Ödip kompleksi denmesi uygun görülmüştür.Baba sert ve mütehakkim olduğu, anne de zaaf gösterdiği oranda, çocuğun bu duyguları daha belirgin bir şekil alır.Bu itibarla, anneyle bababanın, baskıyla-aldırmamazlık arasında tam bir denge kurmaları gerekir.Fakat, baba metin, anne de şefkatli olmalıdır.

    Ödip kompleksiyle, aynı zamanda , yahut biraz daha sonra, çocuk erkek ya da kız kardeşlerine karşı bazen gayet açık bir kıskançlık duygusu gösterir. Büyüklerin alaylarıyla zulümleri ve daha yetenekli ve becerikli olan en küçük kardeşin daha kolay elde ettiği başarılar, aşağılık duygusu ile az ya da çok karışık bir halde bulunan bu kıskançlığı çok daha kuvvetlendirir.
    Bu anormal belirtilere sık sık rastlanır, buna şaşmamak gerekir.Bu anormal belirtiler , çocuğu daha çok sevmek, kaprisleri karşısında daha büyük fakat gevşemeyen bir tatlılık göstermek, erkek ve kız kardeşlerine sevgi dağıtımında ihtiyatlı olmak ve kesin bir adalet göstermek suretiyle, genel olarak telafi edilir.
    Kısaca mekâna ait ilk keşifleri kapsayan bir devre sonunda çocuk belli bir özgürlüğü elde edcek hale gelir.3-4 yaşlarında, kaprislerle beliren ilk kurtuluş buhranının görünmesi bundan ileri gelir.Bu kaprisler karşısında, kendimizi heyecana kaptırmamalıyız, ya da tersine yüzüne gülmeliyiz, bunların geçip gitmesini beklemeliyiz.
    (Jacquin, Guy, Çocuk Psikolojisinin Analizi ss. 58-63 Remzi Kitabevi)

    KAYNAKÇA :

    • Yavuzer, Haluk (1999) Çocuk Psikolojisi, ss 111-114 Remzi Kitabevi
    • Yavuzer, Haluk (1982) Çocuk ve suç, ss 133-134 Altın Kitaplar Yayınevi
    • Jacquin, Guy, Çocuk Psikolojisinin Analizi ss. 58-63 Remzi Kitabevi








  9. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Okul Öncesi Dönem Bedensel ve Motor Gelişim






    Bebeğin Anne Karnındaki Gelişim Süreçleri

    1 ay : Henüz anne rahmine yeni yerlesme sürecidir. Anne rahmi ile gebelik arasında damarsal bağlantı başlamıştır. Bebeğin bas ve organları henüz taslak halindedir. Kalp ve temel damar sistemi oluşmuş ve 5 haftada kalp atmaya başlamıştır.

    2 ay : Organogenez olarak adlandırılan organların teşekkül devresidir. Tüm organlar taslak halindedir. Bu devrede diş etkenlere maruz kalınırsa bebekte zarar meydana gelme ihtimali olan devredir.

    3 -4 ay : Minyatür bir insan seklini almış olan bebekte diş organlar teşekkül etmiştir. Omurga son seklini almaktadır. 3 ay sonunda omurga da kapanır. Büyüme devresi başlamıştır

    5 ay : Ortalama ağırlığı 500 gr civarındadır. Bebek hareketleri anne tarafından hissedilir. Henüz organlar büyüme devresindedir. Vücudunda ayva tüyleri büyümeye baslar. Saçlar çıkmaya baslar.

    6 ay: Saçlara ilaveten kas ve kirpikler gelişmeye baslar.Akciğerleri halen gelişmemiştir. Gözleri açılmaya baslar. Ortalama 750 gr civarında ağırlığı mevcuttur.

    7 ay : Akciğerlerde nefes almayı sağlayan surfaktan adındaki madde üretilmeye baslar. Doğum gerçekleşirse yoğun bakim şartları ile yasayabilir. Ortalama 1000 gr civarındadır.

    8 ay: Bebekte hızlı kilo aldığı devre baslar. Ortalama 200 ile 250 gr arasında kilo artısı saptanır. Erkek bebeklerde testisler torbalara inmeye baslar. Akciğer gelişimi hızlanır. Normal hayata adaptasyon süreci başlamıştır. 2000 gr civarında ağırlığa ulaşır.

    9 ay: Bebeğin tüm organları gelişmiş ve doğum için hazırdır. Akciğerleri nefes almak için gerekli olgunluk sürecini geçirmiştir. Kalbinde sağ ve sol kulakçık arasında ****k doğumdan sonra kapanacak. Ayni şekilde akciğer atardamar ve ana damar(aorta) arasındaki açık kanal doğumdan sonra kapanacak. Bu devrede önde gelen bas ise doğumkanalına yerleşmiştir.

    DOĞUM SONRASI GELİŞİM:
    Bebeklik döneminde ( 0-2 ) fiziksel gelişim, doğum öncesinde olduğu gibi doğum sonrasında da kalıtım ve çevrenin etkisiyle oluşmaktadır. Doğum da döl yatağının güvenli ortamında ayrılan bebek, çeşitli dış uyaranların etkisi altındaki yeni yaşam alanına geçer. Fiziksel gelişimin en hızlı olduğu dönem ilk aydır. Doğum sonrasında bebeğin boyu hızla uzamaya başlar, ancak yaş ilerledikçe uzama giderek yavaşlar. Örneğin bebek doğumdaki boy uzunluğunu üçüncü ayın sonunda %20, bir yaşına dek %50, iki yaşına kadar %75 oranında geliştirir. Benzer bir durum ağırlık içinde geçerlidir. Bebek beş aylıkken doğumdaki ağırlığının iki katına, 12 aylıkken üç katına ulaşır, ancak ikinci yaşın sonuna doğru, ağırlık artışında yavaşlama başlar. Kız bebekler boy ve ağırlık açısından erkeklere aranla daha yavaş gelişirler. Fakat her iki cinsiyette de doğumdaki boy ile yetişkinlik döneminde ulaşılabilecek boy arasında bir ilişki vardır. Bununla birlikte diğer bedensel gelişme öğeleri için olduğu gibi, boy içinde beslenme ve çevre koşulları oldukça önemli bir etkendir.
    Yeni doğmuş bebeklerde baş, kol ve bacaklar ile gövde arasındaki, oranlar henüz yetişkinlikteki şeklini almamıştır. Bu dönemde baş, toplam beden uzunluğunun dörtte biri kadar iken yetişkinlikte bu oran sekizde bire düşmektedir. Bacaklar, kollara oranla daha kısadır. Bu nedenle kol ve bacaklar, başa göre daha hızlı gelişir. Örneğin yetişkinlikteki kol ve bacak uzunlukları, doğuma göre altı kat daha gelişmiştir. (Aydın,1999;ss, 16 )
    2.4 ( 0-2 ) YAŞ PSİKO-MOTOR GELİŞİM
    Bebek doğduğunda, vücudunu kontrol edecek güçte değildir. Vücudun denetim altına alınması, büyüme, olgunlaşma ve öğrenmeyi gerektirir. Bebek, başlangıçta iki türlü hareket yapmaktadır. Bunlar:
    Refleksifq hareketler.
    Denetimsiz genel vücut hareketleriq
    Ancak bebek, vücudunu çok hızlı bir şekilde kontrol altına alır ve iki yaşında psiko-motor gelişimde büyük bir ilerleme sağlamış olur.( Senemoğlu, 1999;ss, 31 )
    2.5 İLK 16 AY PSİKO-MOTOR GELİŞİM
    1- Bebek oturur durumda, başını arası dik tutabilir. Yüzükoyun yatırılınca başını titreterek kaldırır. Avucuna konan parmağı sıkı sıkı tutar. Çıngırak veya zil sesine tepki gösterir. Bakışlarını, yanına gelen kişi üstünde tutar.
    2- Oturunca başını dik tutar. Oda içinde dolaşan bir kimseyi izler. Karın üstü yatırıldığında baş ve omuzlarını kaldırır. Sırt üstü yatarken, ellerinden tutup, oturtturulunca başını dik tutar. Sesler çıkarır, tanıdık yüzlere gülümser.
    3- Oturur durumda başını dimdik tutar. Karın üstü yatırılınca, kollarına dayanarak doğrulur. Gözlerini önünde gezdirilen bir nesneyi, başını çevirerek her yönde izler. Gözleriyle seslerin geldiği yeri arar. Süt şişesi yaklaşınca süt emeceğini anlar. Küçük nesneleri yakalar ve atar. Elleriyle oynar ve inceler. Heceli sesler çıkarır.
    4- Sırtüstü yatarken, eline verilen çıngırağı tutar ve sallar. Uzatılan bir kalemi yakalar. Çarşaf ile yüzünü kapatır. Konuşulunca,m bir takım seslerle karşılık verir. Kahkaha ile güler. Çağrılınca, hızla başını çevirip bakar.
    5- Yattığı yerde, yuvarlanıp ters dönebilir. Ulaşabileceği oyuncakları alır. Uzatılan bir nesneye elini uzatır. Aynadaki görüntüsüne tepki gösterip güler. Sevinçli çığlıklar atar, oyuncaklarıyla oynarken güler, sesler çıkarır.
    6- Destekle uzun süre oturabilir. Elleriyle ayaklarını tutar. Sırtüstü yatarken, başına konan örtüyü çekip alır. Elindeki kaşıkla masaya vurur veya sürter. Yabancıları tanıdıklarından ayırır.
    7- Bir süre desteksiz oturabilir. İki elinde de birer nesne tutabilir. Oyuncağı bir elinden ötekine geçirebilir. Aynaya elini uzatıp, görüntüsünü tutmak ister. Koyu bir mamayı kaşıkla tutabilir.
    8- Kollarından tutulunca, doğrulup oturur. Sırtüstü yatarken karnı üstüne dönebilir. Eşyaları yere atarak oynar. Düşen oyuncağı yerde arar. İki elinde birer oyuncak varken, birini bırakıp, üçüncüsünü alabilir.
    9- Destekle ayakta durabilir, yürüme hareketleri yapar. Yalnız başına oturur, durum değiştirebilir. Otururken başına konan örtüyü çekip alabilir. Çıngırağı elinde tutarak, kendine çekebilir. Anne ve baba gibi iki söz söyleyebilir.
    10- Yardımsız ayağa kalkar. Örtü altına saklanan oyuncağını bulur. Gösterilince iki küpü bir fincan içine koyabilir. Bardak veya kaptan su içebilir. İşittiği sözleri yinelemeye çalışır.
    11- Emekler.
    12- Ayaktayken yerdeki bir oyuncağı eğilerek alabilir. Elinde küp varken bir üçüncüsünü de alabilir. Yeni sözcükler öğrenir. Çevreyi güldüren hareketler gösterir. ( Ilgar, 1998;ss, 33, 34 )
    13- Destek alarak yürüyebilir.
    14- Merdivenleri yardımsız tırmanabilir.
    15- Kendi kendine ayağa kalkıp, ayakta durabilir.
    16- Yalnız başına yürüyebilir. (1999 Aydın, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, sayfa 16 )
    Yukarıda anlatılan şekil-1 de ayrıntılı olarak ele alınmıştır. İki yaşına kadar daha birçok gelişme gösterir. Bu beceriler saydığımız becerilerin devamı niteliğinde olup genelde yürüme ve konuşma ön plandadır.
    3.1 İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE (2-6) FİZİKSEL GELİŞİM:
    1-Bedensel Gelişim
    2-Psiko Motor Gelişim
    3.2 BEDENSEL GELİŞİM VE PSİKO MOTOR GELİŞİM:
    Okul öncesi dönemde bedensel gelişme hızı, bebeklik dönemine oranla yavaşlar. Yaşamın ilk ve üçüncü yılları arasındaki büyüme ve beşinci yılları arasındaki büyümenin yaklaşık iki katıdır. Üç yaşlarında kızlar ortalama 94 cm. uzunluğunda ve13 kğ ağırlığındadırlar. Altı yaşlarına geldiklerinde 115 cm’ yi, ağırlıkları ise 15 kğ’ı bulur. Erkek çocuklar ise kızlardan biraz daha uzun ve ağırdırlar. Çocuklar altı yaşına geldiklerinde, doğum ağırlığının ortalama yedi katına ulaşırlar.
    Okul öncesi dönemde beden orantılarında değişiklikler göze çarpar. İki yaşlarında,toplam vücudun yaklaşık dörtte birini kapsar; beş buçuk yaşında bu oran altı da bire düşerek, çocuk bebeklik görünümden uzaklaşmaya başlar. Altı yaşına varıldığında ise organların birbirleriyle orantıları, bir yetişkininkini andırmaya başlar.
    Boy ve kilo artışının, beden orantılarındaki değişikliğinin yanında, okul öncesi dönemde başka fiziksel değişikliğin yanı sıra, okul öncesi döneminde başka fiziksel değişikliklerde göze çarpmaya başlar.( Aydın, 1999;ss, 39 )
    3.3 (3-6)YAŞ ARASI KEMİK GELİŞİMİ:
    Kız çocuklar kemik gelişimi bakımından erkek çocuklardan bir yıl ilerdedir. Buna örnek olarak kız çocukların erkek çocuklardan daha önce yürümeye başlaması verilebilir. Bu yaşlardaki çocukların kemikleri sertleşmemiştir. Bu nedenle, düşmeleri halinde kemiklerinde kırılma görülmez. Kemiklerin sertleşmemiş olmasının zararları da vardır; yanlış duruş ve travma durumlarında kemiklerin biçimi kolaylıkla bozulabilmektedir.
    3.4 (3-6 ) YAŞ ARASI DİŞ GELİŞİMİ:
    Genellikle üç yaşına kadar bütün süt dişleri çıkmıştır. Bu süt dişleri, altı yaşına kadar, çocukların besinleri çiğneme ve sindirmelerine yardımcı olmaktadır. Çocuklar altı yaşına geldiklerinde süt dişleri düşmekte ve yerine kalıcı dişler çıkmaktadır. Kalıcı dişler daimi olduğu için diş sağlığı açısından çok önemlidir.

    3.5 3 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
    Çocuklar bu yaşlarında büyük kasları geliştiği için koşar, hızlı hareket ederler.Elbisesini küçük bir yardımla çıkarabilir.Kör makasla kağıt, bez vb. kesebilir. Üç tekerlekli bisiklete binebilir. Her basamakta tek adımla merdivenden çıkabilir. Çatalla yemek yiyebilir
    3.6 4 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
    Çocuklar bu yaşlarında yardım görmeden elbisesini giyip çıkarabilir. Kısa süre tek ayak üstünde durabilir. Elini yüzünü yıkayabilir, yemeğini kendisi yiyebilir .Kabaca insan resmi çizebilir.
    3.7 5 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
    Küçük kaslar geliştiği için kalemi acemice kullanabilirler. Koşma ve atlama davranışlarında beden hareketleri tam olarak gelişmiştir. Kare ve üçgeni rahatlıkla
    Çizebilirler. Kesme, yapıştırma işlemlerine karşı ilgilidirler. Tahta küp ve blokları çok rahat bir şekilde kullanırlar.
    3.8 6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
    Bu yaşlardaki çocukların küçük kasları iyice geliştiği için el işlerinde beceriklidirler. Harfleri yazabilirler. Yuvarlanma, güreşmek ve yere uzanıp oynamaktan hoşlanırlar. Çok hareketli oldukları için sık sık dengelerini kaybedip düşerler ve fiziksel yaralanmaları fazla olur (Ilgar, 1998;ss,35, 36 )

    Kalbin büyümesi altı yaşına kadar çok hızlıdır .Kalp atış hızı da giderek azalır ve ilkokula başlama yaşına doğru yetişkininkine benzer hale gelir Solum sisteminin özellikle de ciğerlerin gelişimi bu dönemde oldukça yavaştır .Ancak ergenlik döneminde birden hızlanma görülür.( Senemoğlu, 1999;s,33 )

    Okul öncesi dönemindeki çocukların vücutları doğal olarak çok esnek ve etkinlik düzeyleri çok yüksektir. Bu yaşlardaki çocuklar çok ilgi çekici bir etkinlikle uğraşmadıkları takdirde, uzun süre bir yerde oturmaları mümkün değildir. Koşmak, atlamak, tırmanmak, sürünmek için çok etkin bir şekilde fırsat kollarlar. Okul öncesi eğitim dönemindeki çocukların büyük kas gelişimi, kemik gelişiminden daha ilerdedir. Koşma, atlama, tırmanma gibi büyük kaslarla ilgili becerilerde yetkin iken yazma, çizme , makasla kesme ve diğer küçük kaslarla ilgili becerilerinde acemi ve daha az başarılıdırlar. Çocukların görsel algılamalarındaki yetersizlikler, birçok becerideki yetersizliklerinin nedenidir.

    Küçük kas becerileri ve görsel algılamadaki yetersizlikleri nedeniyle, okulöncesi dönemdeki çocukların etkinlikleri zorlanmadan, keyifle, sıkılmadan yapmaları için büyük, geniş nesnelerle etkinlik yapmaları gerekir. Örneğin; büyük fırçalar,kalın pastel boyalar, kalemler, büyük puntolu kitaplar, iri ****kli boncuklar, büyük boy araç- gereçlerle sıkılmadan, zevkle çeşitli etkinlik yapabilirler.

    Okulöncesi dönem çocukları, doğal olarak büyük kas etkinliklerinden çok zevk aldıkları için ,yorulduklarının farkına varmadan oynarlar. Bu nedenle,anne,baba ve öğretmeler bu tür yoğun etkinliklerden sonra sık sık çocukların dinlenme arası vermelerine özen göstermelidirler.( Senemoğlu, 1999;ss 36.37 )
    4.1 6-12 YAŞ ARASI FİZİKSEL GELİŞİM:
    ilköğretim yıllarında meydana gelen bu bedensel ve fiziksel gelişim 2-6 yaş evresindeki gelişime göre daha yavaştır. bu dönemin başlarında erkek çocuklar kız çocuklarından 5-6 cm daha uzundurlar. Dönemin sonlarına doğru yani 11 yaş civarlarında kıların daha hızlı geliştikleri görülür. Buna karşılık aynı dönemde erkek çocuklar fiziksel enerji gerektiren etkinliklerde daha aktiftiler.
    Erinlik dönemi de denilen bu dönemde sinir sisteminin gelişimi büyük oranda tamamlanır. Ayrıca kalp ritmindeki değişiklik ve akciğerlerdeki gelişim bu yaş çocukların etkinliklerini daha da kolaylaştırır. Ancak kemik ve iskelet sistemindeki bu gelişim kas sisteminden daha ileri düzeyde olduğundan bu yaş çocuklarda büyüme ağrılarına sıkça rastlanmaktadır. Ayrıca kalın kaslara oranla ince kaslar oldukça zayıftır. İlkokul döneminde ise küçük kas becerileri gelişmeye başlar. Çocuk küçük ve ince kalemle yazabilir piyano ve diğer enstrümanları çalabilir. Örneğin çocuk okul öncesi dönemde topu bütün vücuduyla tutarken okul döneminde topu elleriyle hatta parmaklarıyla tutabilecek hale gelmektedir. Bu gelişim özellikle ilköğretimin 4-5 sınıflarında motor kaslarında gelişmesiyle ortaya çıkar.
    6-12 yaş dönemindeki gelişmede iç salgı bezlerinin önemli rolü vardır. bu yaş döneminde daha önceki salgı bezlerine ek olarak döl bezleri harekete geçer. Örneğin Troid bezinin çok önemli görevi vardır. Troid bezinin yeterince salgı üretmemesi durumunda çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimi yavaşlar. Troid bezi yeterince çalışmayan çocuk edilgen ve tembeldir. Yüzü ve vücudu şişkin durumdadır. Troid bezindeki salgı yetersizliği bağırsakları da tembelleşir ve buna bağlı olarak peklik ve sindirim güçlüğü çeker.
    Bu yaş döneminin sonlarına doğru sindirim ve boşaltım organlarının gelişimleri büyük oranda tamamlanmış durumdadır. Ayrıca her iki cinsiyet grubunda da özellikle dönem sonuna doğru cinsiyete bağlı olarak gelişim hızlanır.( Senemoğlu ,1999;ss34-35)


    4.2 12-18 YAŞ ARASI FİZİKSEL GELİŞİM:
    12-18 yaş arası fiziksel gelişim dönemine ergenlik dönemi denir. Çocukluk döneminde göreceli olarak yavaşlayan bedensel gelişme ergenlik döneminde yeniden hızlanarak dönem sonuna doğru yetişkinlikteki yapısına ulaşır.
    Genç için hızlı bir gelişim sürecine girilen bu dönem oldukça çalkantılı bir dönemdir. Gençler bu dönemde ne yetişkin ne de çocuk kabul edildikleri bu geçiş dönemine uyum sağlamakta güçlük çekerler .
    11-12 ile 17-18 yaşları arasını kapsayan ergenlik döneminde fizyolojik ve hormonal değişiklikler kendini gösterir. Cinsiyet hormonlarının üretimini artması vücutta bazı değişikliklerin oluşmasına neden olur. Cinsiyet hormonlarının salgılanmaya başlaması bu hormonların vücuttaki öteki hormonlarla bileşmesi kemik ve kaslardaki büyümeyi hızlandırır. Bu büyüme erginliğe geçişle başladığından kızlardaki fiziksel gelişim erkeklerdekinden önce başlar. Sebebi ise kızların ergenlik çağına erkeklerden önce girmesidir.
    Ergenlik fiziksel gelişmenin 0-2 yaş döneminden sonra en yoğun ve kapsamlı yaşandığı
    dönemdir. Dönem sonunda erke ve kızların bedensel görünümleri yetişkinlerin düzeyine ulaşır. Bu dönem ayrıca cinsiyete bağlı rol örüntülerinin benimsendiği ve cinsel kimlik gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı bir evredir. Ancak ergenin kısa bir zaman diliminde geçirdiği yoğun fiziksel gelişme bazı uyum sorunlarını da beraberinde getirebilir. Örneğin ergen bu dönemde çok sakarlaşır. Yemek tabağını düşürüp bardakları kırma vs.. Ancak uyumun sağlanmasıyla zihin ve kas koordinasyonu güçlenir. Bu düzelme gerçekleşene kadar yetişkinlerin gençlere hoşgörüyle yaklaşmaları bazı konularda tölöranslı davranıp onları geçirecekleri değişimler konusunda önceden bilgilendirmeleri gerekli ve faydalıdır. (Senemoğlu,1999;ss36-37)

    KAYNAKLAR

    Aydın, Ayhan. Gelişim Ve Öğrenme Psikolojisi. Anı Yay. Ankara. 1999.
    Başaran, İbrahim E. Eğitim Psikolojisi. Özkan Matbaacılık. Ankara. 1997.
    Binbaşıoğlu, Cavit. Eğitim Psikolojisi. Yargıcı Matbaası. Ankara. 1995.
    Nuray, Senemoğlu. Gelişim, Öğrenme Ve Öğretim. Ankara. 1999.
    Ilgar, Lütfü. Eğitim Psikolojisi Ders Notları. Ankara. 1998.
    Erdem, Münire. Aydın, Ayhan. Gelişim Ve Öğrenme. Ankara. 1996.









  10. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Gelişim Evreleri

    GELİŞİM EVRELERİ

    Gelişimi farklı evrelere ayırarak incelemek, pratik nedenlerden dolayı gereklidir.

    İnsanda doğum öncesi yaşam, “Prenatal Dönem” 40±2 hafta veya 9 ay 10 gün devam eder. Doğumdan sonraki evreye “Postratal Dönem” denir. Gelişim aşamalarının kolay anlaşılabilmesi için, bu iki dönem de bazı alt evrelere ayrılır.

    Prenatal Dönem 28’er günlük 10 aya ayrılabilir. Bu 10 ay da üç ana bölümde incelenebilir.

    Prenatal Dönem (Doğum Öncesi Dönem):

    1- Ovum Evresi: Döllenme anında ikinci haftanın sonuna kadar.
    2- Embriyo Evresi (Embriyon): Üçüncü haftadan sekizinci haftanın sonuna kadar.
    3- Fetus Evresi: Üçüncü aydan doğuma kadar olan dönem.

    Postnatal Devre (Doğum Sonrası Dönem):

    1- Yeni Doğan Bebek (Neonate) : 0-4 hafta
    2- Bebeklik: 4 hafta-2 yıl
    3- İlk Çocukluk: 2-6 yıl
    4- Son Çocukluk: 6-11 yıl (Kızlarda); 6-13 yıl (Erkeklerde).
    5- Ergenlik: 11-20 yıl (Kızlarda); 13-20 yıl (Erkeklerde)

    DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM

    Tanımı ve Önemi

    Gelişim çok boyutlu bir kavramdır. Dolayısıyla gelişim kavramının daha iyi anlaşılması için, alt kategorilere bölünmesi gerekir. Ancak bu kategorileme çabası, konunun çok yönlü ve karmaşık bir nitelik taşıması nedeniyle yapılması gereken teknik bir işlemdir. Genel olarak fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal olarak belirlenen gelişim alanları bir bütünün farklı görünümlerini oluşturmaktadır.

    Yeni bir canlının yaşamı, döllenmiş yumurta ile başlar. Kadın üreme hücresi yumurta ile erkek üreme hücresi sperm birleşmesi olayına döllenme denir. Döllenme anında zigot oluşur ve yeni bir insanın ortaya çıkması için hazırlık başlar.

    Normal zigotta 46 kromozom vardır. Bunlardan 23’ü kadından, 23’ü erkekten gelmekte olup, 22 çifti büyümeyle ilgili, diğer ikisi cinsiyet kromozomudur. Cinsiyet kromozomları kadınlarda (xx), erkeklerde (xy) şeklinde bulunmaktadır. Kromozomlar üzerinde bulunan ve organizmanın genetik yapı taşları olan genler, yeni canlının karakterini belirler.

    Gelişim, çok yönlü karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı olarak devam etmesini sağlamak için öncelikle gelişimin tüm yönlerinin betimlenmesi, tanınması gerekmektedir. Bu betimlemeyi ve incelemeyi kolaylaştırmak için psikologlar, gelişimi kendi içinde belli özellikler bakımından bütünlük taşıyan ve birbirleriyle de etkileşim halinde bulunan gelişim alanları ve dönemlerine ayırmışlardır. Bu gelişim alanları genel olarak fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal olmak üzere gruplanmaktadır. Gelişim dönemleri ise genelde ortak özellikleri kapsayan yaş aralıklarıyla ifade edilmiştir. Bu dönemler, doğum öncesi, bebeklik dönemi (0-2 yaş), çocukluk dönemi (2-6 yaş), okul dönemi (6-12 yaş) ve ergenlik dönemi (12-18 yaş) dır. Ergenlik sonrasında yetişkinlik ve yaşlılık yılları değişik psikologlar tarafından farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır.

    Bedensel gelişim, boy, ağırlık ve hacim artışı yanı sıra, vücudun sistemlerinin de kendilerinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek duruma gelmelerini de kapsar. Devrimsel gelişim ise bireyin vücudunu kontrol altına almada gösterdiği becerinin artmasıdır. Diğer bir deyişle, devrimsel gelişim, zihin-kas koordinasyonuna dayalı davranışların gelişimidir. Devrimsel gelişim için duyu organları, kas ve sinir sistemleri koordineli olarak çalışmak durumundadır.
    Canlının en küçük parçası hücredir. Yaşam cinsel birleşme sırasında, babadan gelen spermin annenin yumurtasını döllemesiyle başlar. Tek bir döllenmiş hücre olan zigot, anne ve babanın genetik özelliklerinin tümünü taşır. Ancak belli bir genetik özelliğin bebeğe aktarılması, anne-baba genlerinin karşılıklı etkileşimine bağlıdır. Genetik özelliklerin şifrelendiği taşıyıcılara kromozom denir. Kromozom hücre çekirdeğinde bulunur. Zigotta anne ve babadan gelen 2x22’şer çift kromozom her iki cinsiyette de aynıdır. Cinsiyeti belirleyen genetik yapı, erkek ve kadında da tek bir kromozomda bulunur. Ancak, yanlızca erkekte bulunan y kromozomunun, baskın gen olması durumunda bebeğin cinsiyeti erkek olur. Bir hücrenin her bölünüşünde, kromozom sayısı iki katına çıkar. Bölünmeden sonra oluşan iki yeni hücrenin, her birindeki kromozom sayısı, 2x 23’tür. Zigot yaşamının ilk dakikalarından itibaren mitosis adı verilen hücre bölünmesiyle çoğalmaya başlar. Döllenmeden sonra bir-iki haftalık döneme “dölüt” dönemi adı verilir. Bu dönemde, dölüt fallop borularından aşağıya inerek, uterusun (rahim) duvarına yapışır. Bundan sonra embriyo dönemi başlar. Embriyo devri üçüncü haftadan sekizinci haftaya kadar sürer. Üçüncü aydan itibaren embriyo dönemi biter yerini fetüs dönemi alır. Dördüncü ayda fetüs daha da bebek şeklini alır. Dört ve beşinci aylarda organizmanın temel vücut yapısı tamamlanır. Beşinci ayın sonunda fetüs artık insan organizmasının temel yapısını olduğu kadar bir çok davranış biçimini de kazanmıştır. Altı aylığa kadar solunum sistemi, özellikle burun ****kleri ve akciğerler güçlenir ve koordineli hale gelir. Fetüsün beyninin 28-30. haftalarda ya da 7-8 aylarda çalışmaya başladığı iddia edilmektedir.

    DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM DÖNEMLERİ

    Döllenmeden doğuma kadar çeşitli evreler geçirilir. İlk olarak hücresel çoğalma, sonra kimyasal farklılaşma, doku ve organ oluşumu ve en son olarak da fonksiyon kazanma ve organizasyon olur. Döllenmeden doğum kadar anne rahminde geçen bu döneme doğum öncesi dönem, bu dönemdeki gelişmeye doğum öncesi gelişim denir. Gelişim döneminde geçirilen evreler; Zigot, Embriyon ve Fetüs dönemleridir.

    1- Zigot (Döllenme ve Sonraki İki Hafta)

    Zigot, döllenmeden hemen sonra bölünerek çoğalmaya başlar. Küçük hücrelere bölünerek döl yatağı yoluyla döl yatağına doğru ilerler. 12-16 hücre oluştuğunda döl yatağına ulaşır. Morula adı verilen bu hücre kitlesi birkaç gün dolaştıktan sonra uterus duvarına gömülür. (İmplantasyon)
    Zigot devri, döllenme anından başlayarak 2 hafta devam eder. Zigot döl yatağına yerleştikten sonra üç ana kısım oluşur. Bunlar:

    Dış Tabaka (Ektoderm): Sinir sistemi, saç,v tırnak, dişler, deri bezleri ve hücreleri gelişir.
    Orta Tabaka (Mezoderm):v Kaslar, kemikler, dolaşım sistemi oluşur.
    İç Tabaka (Endoderm): Sindirimv sistemi, ağız ve boğaz oluşur.

    2- Embriyon Devri (Döllenmeden Sonraki İlk Devre):

    Sınırı kesin olmamakla birlikte genellikle embriyonik dönem 8 hafta olup, bu dönemde döllenmiş yumurta hücresi çabucak bir organizma haline gelecek şekilde farklılaşır. Kulaklar, kol ve bacakların çıkacağı yerler belirginleşir. 6,5 haftada parmaklar, dudaklar, burun ****kleri ve gözler belirmeye başlar. 7. haftada dil ve 20 adet süt dişinin yeri ve bütün iç organlar oluşur. Embriyon devresinin sonunda organizma bir insan olarak tanınabilir.

    3- Fetüs Devri (İkinci Aydan Doğuma Kadar Olan Devre):

    Sekizinci haftadan doğuma kadar geçen zamanda organizmaya fetüs adı verilir.
    Üçüncü ve beşinci aylar arası fetüs süratli bir büyüme gösterir. Gebeliğin 20. haftasında şaçlar ve tırnaklar çıkmaya başlar. Ter bezleri gelişmiştir. Fetüs uyarıcılara 8 haftalıkken tepkide bulunabilir. Burun, dudak, yanaklar ve çene bu zamanda uyarıcıya karşı duyarlıdır. 16. haftada dış uyarıcılara duyarlı bölgeler artar ve bütün vücut duyarlı hale gelir. Fetüs dış uyarıcılara tepkide bulunurken kendi kendine hareketler de yapar. 4. aydan sonra anne, bebeğin kendi kendi yaptığı hareketlerin farkına varır.

    Doğum öncesi gelişimin en büyük özelliği büyüme ve bazı organlarda görülen olgunlaşma hızlılığıdır. Fetüs 4 aylıkken nefes alıp verme, 5 aylıkken yürüme, 6 aylık boyunca emme hareketleri yapar. 28. haftada erken doğan fetüsün yaşama şansı yüksektir.

    Doğuma kadar fetüsün bütün organları yaşaması için gerekli görevleri yapabilecek olgunluğa erişir.

    Doğum öncesi gelişim dönemi, yaşam süresindeki en hızlı gelişim dönemidir. Fetüs doğduğunda boyu ortalama 48-53 cm., ağırlığı ise 2500-4300 gr arasındadır.

    DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİMLE İLGİLİ GEÇİCİ ORGANLAR

    1-Plasenta

    Fetüsün beslenmesi ve korunması için gerekli olan, anne ile fetüs arasındaki metabolik değişiklikleri yöneten önemli bir organdır. Fetüs için akciğer, beslenme, zararlı maddeleri boşaltım organı ve iç salgı bezi gibidir. En önemli görevi gaz alış-verişidir.

    Plasentanın bir ucu döl yatağı kaslarına, bir ucu da göbek kordonuna bağlıdır. Plasenta, anneden aldığı oksijeni ve fetüs için gerekli olan diğer maddeleri (su, kalsiyum, demir, fosfor vb.) göbek kordonu aracılığıyla fetüse iletir.

    Bazı maddeler içinse plasenta fetüse karşı bir baraj ödevini görür. (Toksik maddelere, annenin aldığı bazı ilaçlara karşı). Plasentanın bir görevi de hamileliğin devamını ve organizmanın doğuma hazırlığını sağlayan hormonları salgılamaktır.

    2-Göbek Kordonu

    Embriyon göbek kordonuyla plasentaya bağlıdır. Oksijen ve besinler göbek kordonu aracılığıyla embriyona gelir. Embriyon tarafından atılan kalıntıları da plasentaya getirir. Plasenta bunları annenin genel kan dolaşımına verir. Göbek kordonunun ortalama boyu 50 cm’dir. Fakat bazen 1-1,5 metreyi bulabilir. Çok uzun olması doğumda çocuğun boynuna dolanarak tehlikeli durumlar yaratabilir.

    4- Korion

    Fetüs’ün çevresi korion adı verilen bir zar ile kaplıdır. Fetüs korionun salgıladığı bir sıvı içinde yüzer. Gebeliğin 38. haftasına kadar bu sıvının miktarı artar. Bu sıvı fetüsün döl yatağına yapışmamasını, rahat hareket etmesini sağlar. Dışarıdan gelecek sarsıntılara karşı koruduğu gibi, anneyi de fetüsün ani hareketlerine karşı korur.


    DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİME ETKİ EDEN FAKTÖRLER

    Fetüs’ün gelişimi çok çeşitli doğum öncesi faktörlere bağlıdır.

    1-Doğum Öncesi Faktörler

    a)Annenin Beslenmesi: Gebelikte yeterli ve dengeli beslenme, doğacak çocuk ve annenin sağlığı açısından en önemli faktörlerden biridir.

    Fetüs’e gerekli olan kalsiyum ve demir depo edilmesi annenin bu öğelere olan gereksinmesini arttırmaktadır. Bu gereksinmeler karşılanamadığı zaman annede anemi, diş çürüklüğü gibi hastalıklar görülmektedir. Gebe kadında yetersiz ve dengesiz beslenme, kalsiyum ve protein eksiklikleri sonucu kemik ve kas yapısı bozukluklarına neden olabilmektedir.

    b) Gebelikte Geçirilen Enfeksiyon Hastalıkları: Gebe annenin geçirmekte olduğu enfeksiyonun embriyon ya da Fetüs’ü olumsuz etkilemesi hastalığın şiddetine bağlı değildir. Bazı hastalıklar annede hafif geçtiği halde gelişmekte olan embriyon için çok zararlı olabilir. Bazıları da annede çok ağır seyrettiği halde fetüse çok küçük zararlara neden olur.

    Gebeliğin ilk üç ayında annenin geçirdiği kızamıkçık, çocukta doğuştan kalp hastalığı, gözde katarakt, sağırlık, diş minesinde bozukluk, fiziksel gelişme ve zeka geriliği gibi hastalıklara neden olabilir. Çocuklar bazen doğarken kusurludur bazen de iki, dört ve daha ileri yaşlara kadar belirti vermeyebilir.

    Gebeliğin ilk 8 haftasındaki enfeksiyonlar fetüs ölümlerine ve erken doğumlara da neden olabilmektedir.

    Gebe kadınların canlı virüslerle aşılanmaları son derece zararlıdır. Çiçek aşısı yapılan gebelerde ölü doğum veya bebeklerde çeşitli organ, deri ve kemik lezyonlarına rastlanmaktadır.

    c) Radyasyon: Fetüs üzerinde x ışınlarının etkileri olduğu eskiden beri bilinmektedir. Gebelikte anne karnının röntgen ve radyum ışınlarından etkilenmesinin bebeklerde körlük, mikrosefali, kafa kemikleri kusurları, yarık damak gibi kusurlara neden odluğu bilinmektedir. Gebelikte radyasyondan kaçınılmalıdır.
    d) Kimyasal Etkenler: Antibiotiklerin hemen hepsi basit difüzyon (geçişme) yoluyla plasentadan fetüse geçerek anomalilere neden olabilmektedir.

    Örneğin: Eritromisin adlı ilaç yeni doğanda karaciğer lezyonlarına, Streptomisina adlı ilaç yeni doğanlarda böbrek bozukluklarına neden olmaktadır. Penisilin gebeliğin her devresinde kullanılabilecek, fetüs ve yeni doğan için zararlı olmayan bir antibiotiktir.

    e) Hormonlar: Kadında hormonal yetersizlik gebelik olasılığını ortadan kaldırabilir. Fakat gebelik ve hormonal yetersizlik birlikte bulunduğu zaman fetüsün, gelişimi etkilenir. Böbrek üstü korteks hormonlarında yetersizlik olan gebelerde bulantı ve kusma çok şiddetli seyreder, düşükler olabilir.

    Tiroid hormonu yetersizliğinde, fetüste gelişme anormallikleri görülür. Şeker hastalığında insülin hormonu yetersizdir. Şeker hastası annelerin normalden çok büyük çocuk doğurdukları ve ölü doğum yaptıkları bilinmektedir.

    2- Kromozom ve Genetiğe Bağlı Etmenler

    Hücre çekirdeğinde kromozomların yapısında Gen adı verilen (DNA) ve kalıtsal özellikleri taşıyan oluşumlar vardır. Anne ve babadan geçen özellikleri genler taşır.

    Kadın üreme hücresi yumurta ile erkek üreme hücresi spermin birleşmesi sonucu oluşan normal bir zigotta 46 kromozom vardır.

    Somatik (büyümeyle ilgili olan) kromozomlarda fazla bir kromozomun olması Trisomi adı verilen Down Sendromu nedenidir ve diğerlerine göre sık görülen bir anomalidir.

    Trisominin bir başka şekli de çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına ve zeka geriliğine neden olmaktadır. Cinsiyet kromozomu anomalileri, kromozomların hücre bölünmesi sırasında hatalı dağılımları sonucunda oluşmaktadır.

    Kimi riskler gebelik öncesi dönemde genetik danışma ve aile planlaması danışmanlık hizmetleri ile saptanıp önlenebilmektedir.

    34 yaşından büyük gebeliklerde, akraba evlilikleri, önceden ailede anomalili bebek doğumu olması durumlarında gebeliğin 8-10’uncu haftalarında plasentadan alınan Korion’a ait doku incelemesi (korion villus biopsisi) ile ya da 15-19’uncu haftalarda amnion sıvısından alınan hücrelerin incelenmesi (Amniosentez) ile olası doğumsal kas bozuklukları, böbrek kistleri gibi kalıtsal hastalıkların ve Down Sendromu gibi kromozom anomalilerinin doğum öncesi (prenetal) tanısı yapılabilmektedir. Bu incelemeler ülkemizde Üniversite Hastaneleri bünyesindeki sayılı merkezlerde yapılabilmektedir.

    3- Kan Uyuşmazlığı

    Kan grupları 1900 yılında Dr. Karl Landsteiner tarafından bulunmuştur. İnsanların %85’inin eritrositlerinde iki tür antijen vardır. Bunlar A, B grubu ya da AB grubu adını almakta, eritrositler hiç antijen içermiyorsa 0 (sıfır) grubu adını almaktadır. Bunların dışında eritrositlerde başka bir antijen daha bulunmuştur. Bu antijen ilk defe “Rhesus” maymunlarında bulunduğu için ilk iki harfi alınarak “Rh” faktörü denilmiştir. Rh faktörü bulunan insan kanına “Rh pozitif” bulunmayana “Rh negatif” denilmiştir.

    Annenin kan grubu Rh (-) ve babaın kan grubu Rh (+) ise eğer fetüste Rh (+) olursa anne kanında fetüs eritrositlerine karşı antikorlar oluşur. Bu antikorların çocuğun dolaşım sistemine geçmesi çocuğun eritrositlerinin yıkımı sonucu fetüsün anne karnında ölümüyle sonuçlanabilir. Genellikle 2. gebelikte ortaya çıkmaktadır. Bu antikorları önlemek amacıyla anneye Rho GAM adı verilen koruyucu iğne yapılmaktadır.

    ABO Uyuşmazlığı:

    Anne ve bebek arasında ABO uyuşmazlığı genellikle belirti vermemekle birlikte, doğum sonrası bebekte sarılığa neden olabilmektedir. ABO uyuşmazlığında koruyucu bir önlem yoktur.

    Aşağıda belirtilen durumlarda görülür.

    Anne Çocuk
    O A veya B
    A B veya AB
    B A veya AB
    AB Uyuşmazlık yok
    Fetüs’ü etkileyen önemli faktörlerden biri de annenin yaşı ve gebelik sayısıdır. 20 yaşın altında ve 35 yaşın üzerindeki gebeliklerde düşüklere, doğum öncesi fetüs ölümlerine ve doğuştan sakatlıklara rastlanmaktadır.

    Anne ve baba eğitim durumları, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, planlanmamış çocuk, annenin gebelikte geçirdiği fiziksel ve ruhsal travmalar, düşüklere, prematüre doğumlara, ölü doğumlara neden olabilmektedir.

    Hamilelik Sırasındaki Çevre Etkileri

    Plasenta adı verilen organ, anneden fetüs’e besin maddeleri ve oksijenin geçişini; Fetüs’ten anneye de kandaki atık maddelerin geçişini sağlayan bir istasyon gibi hizmet eder. Fetüs’ün gelişimini sağlamak üzere düzenlenmiş bu olağanüstü sisteme rağmen, bazı hastalıklar ve çevre faktörleri Fetüs’ün gelişimini olumsuz etkilemektedir.

    Olumsuz çevre faktörlerinin etkisi, gelişimin hızlı olduğu dönemlerde daha fazladır. Örneğin; hamileliğin ilk dönemlerinde kızılcık hastalığı, katarakt ve sarılığa, kalp hastalıkların ve zihinsel geriliklere neden olurken, daha sonraki dönemlerde daha az hasara neden olur. Fetüs’ü olumsuz etkileyen çevre faktörlerinin başında yetersiz beslenme gelmektedir. Ayrıca hamilelik dönemindeki kanamalar, bazı tür ilaçların kullanımı, aşırı alkol ve uyuşturucu kullanımı, röntgen ışınlarına maruz kalma, aşırı sigara kullanımı, aşırı gürültülü yerde çalışma, aşırı stres ve kaygı, embriyo, fetüs ya da yeni doğan bebeği olumsuz etkileyen faktörlerdir. Bu faktörlerin bebek üzerindeki etkileri, bebeğin ölümünden, kalp yetmezliğine, solunum yetmezliğinden ilaç yada alkol bağımlılığı eğilimine, gelişim geriliklerinden körlüğe, sarılığa kadar çok çeşitlilik göstermektedir.

    40 HAFTALIK GEBELİK SÜRESİNCE BEBEĞİN GELİŞİMİ

    1.-2.-3. Gebelik haftası: Son adet periyodunuzdan sonra üçüncü haftadasınız ve gebelikle ilgili olaylar şimdiden hızla gelişmeye başlamıştır. Siklusun yaklaşık ortalarında (tipik 28 günlük siklusun 14. Gününde) yumurtalarınızdan birisi fallop tüpünüze doğru sürüklenir. Bu ovulasyondur.
    Eğer bundan sonraki 24 saat içinde ortalama ejekulasyondaki 350 milyon spermden biri vajinanızdan uterusa kadar olan tüm yolu fallop tüpünüzdeki yumurtanın içine girmek için aşabilirse fertilizasyon oluyor. (Sperm tüpte olgun bir yumurtayı bekleyerek 2 gün süreyle yaşayabilir).
    Zigot d iye adlandırılan döllenmiş yumurta bu kadar yolu gelmiş yaklaşık 250 sperme karşı dış membranını hemen kapatır ve fallop tüpünden uterusa doğru inerken benzer hücrelere bölünmeye başlar. Çoğu kadınlar ne zaman gebe kaldıklarını bildiklerinden emin olduklarını söylemelerine rağmen, bundan sonraki birkaç haftada gebe olduklarını anlayamazlar.
    1-2-3. Gebelik haftasında yapılacakların listesi:
    • Bir sağlık profesyoneli (uzman doktor) seçin
    • Gebelik sözlüğünü gözden geçirin
    • Doğum tarihinizi hesaplayın
    4. Gebelik haftası: Bugünlerde gebe olduğunuzdan şüphelenmeye başlayabilirsiniz. Şimdi blastosist olarak adlandırılan döllenmiş yumurtanız, hatta sayısı çılgın bir şekilde katlanan sıvıyla dolu hücre kümesidir. İki parçaya ayrıldığı uterusta yuvalanır.
    Uterusa bağlı olan yarısı plasentaya dönüşür. Placenta gelişmekte olan hayatı besleyen damarlarla dolu bir destek sistemidir. Diğer yarısı da bebeğe dönüşecektir. Fetusun çevresindeki bir yastık oluşturan sıvı oluşmaya başlar.
    Bu haftanın sonunda implantasyon kanaması diye adlandırılan hafif bir kanama mümkün olmasına rağmen, bir adet periyodunuzun atladığını fark edeceksiniz.
    4. Gebelik haftasında yapılacakların listesi: Rutin bir eksersiz programı geliştirin. Folik asit alımınızı arttırınTüm ilaçlarınızı doktorunuzla veya ebenizle kontrol edin
    5. Gebelik haftası: Gebeliğin bu erken devresinde önemli bir alt yapı oluşturmaktadır. Uterusunuzun içinde büyüyen hücre kitlesi şimdi embriyo diye adlandırılmaktadır. Bir elma çekirdeği büyüklüğündedir. Aynı zamanda bebeğin besinlerini ve oksijenini alacağı placenta ve göbek kordonu artık fonksiyon göstermektedir.
    Çoğu kadın artık gebe olduğundan şüphelenir. Evde kullanılan bir gebelik testi şüpheleri ispatlayabilir. Test pozitifse doktorunuza veya ebenize başvurun ve ilk ziyareti ayarlayın. Halen almakta olduğunuz tüm ilaçları ister reçete ile yazılmış, isterse eczaneden reçetesiz alınmış olsun, doktorunuzla,tartıştığınızdan emin olun. İlk check-up' ınızdan önce bir folik asit desteği almayı isteyin.
    5. Gebelik haftasında yapılacakların listesi: Gebelikle ilgili bir kaç iyi kitap seçin,Beslenme ihtiyaçlarınızı düşünün.
    6. Gebelik haftası: Bu noktada hamile olduğunuzu hala hissetmeyebilirsiniz, fakat embriyonuzun bir haşhaş çekirdeğinden büyük olmayan kalbi çoktan atmaya başlamıştır. Embriyo yaklaşık 0.625cm uzunluğundadır ve insandan çok bir kurbağa yavrusuna benzemektedir. Böbrekler ve karaciğer dahil olmak üzere, diğer temel organlar gelişmeye başlamıştır ve nöral tüp (beyni ve omurgayı birleştirir) artık kapanmaktadır.
    Gebeliğe ait fiziksel duygular çoktan başlamıştır veya henüz başlamaktadır. (Bulantı, göğüste gerginlik hissi,halsizlik, sık idrara çıkma gibi), ilk prenatal visit sıklıkla 6 ile 10. haftalar arasında olduğundan kadın hastalıkları uzmanına veya ebenize başvurmalısınız.
    6. Gebelik haftasında yapılacakların listesi: Gebelik süresince seks ile ilgili daha fazla bilgi edinin,Rutin egzersizlerinize devam edin veya başlayın. Ailenize ve arkadaşlarınıza bunu nasıl söyleyeceğinizi planlayın.
    7. Gebelik haftası: Bu haftada embriyo yaklaşık 0.873cm uzunluğunda küçük bir fasulye tanesi büyüklüğündedir. Uterusun içerisini görebilseydiniz, ufak vücuda oranla büyük bir baş, gözlerin ve burun ****klerinin oluşmaya başladığı siyah noktaları, kulakları belirten çukurluklar ve kollar ve bacaklar haline dönüşecek dışa uzanan tomurcuklar görürdünüz.
    Embriyonun elleri ve ayakları kürek şeklindedir, fakat parmaklar oluşmaya başlamıştır. Kalp sağ ve sol odacıklara bölünmüştür ve dakikada yaklaşık 150 atım (erişkin kalbinin yaklaşık iki katı) hızda atmaktadır. Hipofiz bezide oluşmaktadır.
    7. Gebelik haftasında yapılacakların listesi:
    • Doktorunuza veya ebenize hangi ilaçları aldığınızı söyleyin
    • Sağlıklı besinleri seçin
    • Çok fazla su için
    8. Gebelik haftası: kendinizi henüz gebe hissetmeyebilir veya görünmeyebilirsiniz, fakat uterusunuz bebeğin yerleşmesine uyum sağlamak için genişlemektedir. Ayrıca sıklıkla kapalı bir yumruk büyüklüğünde olan uterusunuz şimdi bir enginar kadar büyüktür.
    Bebeğiniz şimdi yaklaşık 3.125cm uzunlundadır, (bir üzüm tanesi büyüklüğündedir) ve belirgin hafifçe per**** ayak ve el parmakları vardır. Parşömen inceliğindeki derisinden damarlar kolayca görülebilir.
    8. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Koryanik vilus örnekleme (cvs) testi hakkında bilgi sahibi olun
    • Maksimum egzersiz kapasitenızi öğrenin.
    • Müdürünüze ne zaman söyleyeceğinizi planlayın
    9. Gebelik haftası: Bu haftada o kadar çok değişiklik oluşmaktadır ki embriyo artık fetus diye adlandırılır. Embriyonik kuyruk kaybolmaktadır. Bundan sonraki bir kaç hafta boyunca fetal hareketi hissedemememize rağmen, fetus sürekli hareket etmektedir.
    Organların tümü, kaslar ve sinirler yerindedir ve fonksiyon görmeye başlamıştır. Eller ve ayaklar gelişirken, el ve ayak parmakları kürek benzeri görüntülerini kaybederler. Parmaklar üzerindeki, dokunma yastıkçıkları gelişmektedir.
    Bu fetal değişikliklerin farkında olmayabilirsiniz, fakat şimdiye kadar göğüslerinizin daha büyük numaralı bir sutyen gerektirecek kadar belirgin şekilde büyüdüğünü hissetmiş olmalısınız.
    9. Gebelik haftasında yapılacaklar:
    • Size uygun stres rahatlatma teknikleri bulun
    • Annelik haklarıyla ilgili kanunları öğrenin
    • Vitaminlerinizi alın
    10. Gebelik haftası: Huzursuzluk mu hissediyorsunuz? Gebeliğin 10. haftasında, çoğu anne adayı normalde kendilerini etkilemeyecek önemsiz olaylardan etkilenir. Bu rahatsız edici olabileceğinden, tamamen normal olduğunu ve muhtemelen gebeliğiniz boyunca devam edeceğini aklınızda tutun.
    Aynı zamanda hem şekil hem de büyüklük açısından fetusunuz yaklaşık orta boy karidese benzemektedir ve yaklaşık 3 ila 9gr'dır.Göz kapakları kapalıdır ve 37. haftaya kadar açılmayacaktır. Henüz fetusun cinsiyetini söyleyemememize rağmen ,genitalleri oluşmaya başlamıştır.
    Bu gebelik haftasında placenta kritik hormon üretim görevini çoğunu destekleyecek kadar gelişmiştir. Prenatal koryonik vilus örnekleme testi (cvs) yaptıracaksanız tam zamanıdır. Çünkü sıklıkla 10-12 haftalar civarında yapılmaktadır.
    10. Gebelik haftasında yapılacaklar:
    • Kalori alımınızı kontrol edin
    • Gebelik sözlüğünü gözden geçirin.
    • Henüz söylemediyseniz aileye söylemeye hazırlanın
    11. Gebelik haftası: Bebeğiniz sadece yaklaşık 5cm uzunluğunda olmasına ve 14gr'dan daha az gelmesine rağmen emmeyle ve tekmelemeyle meşguldür. Vital organlar tamamen gelişmiştir, baş tüm vücut uzunluğunun yaklaşık yarısıdır. Her gün el tırnakları ve şeftali tüyü inceliğinde kıllar gibi, daha fazla ufak detay gözükmeye başlamıştır. Bu haftadan başlayarak, bebeğiniz hızlı kalp atımını mutlu bir annenin tekme atış sesine benzettiği, doppler denilen elde tutulan bir ses dalgası steteskobuyla duyabilirsiniz. Uterusunuz şimdi bir üzüm salkımı büyüklüğündedir. Bundan sonraki bir kaç hafta boyunca muhtemelen hamilelik giysilerine ihtiyacınız olmamasına rağmen, belinizin kalınlaşmakta olduğunu çoktan fark etmiş olmalısınız.
    11. Gebelik haftasında yapılacakların listesi:
    • Yan dönerek yatmaya başlayın
    • Çok su için
    • Müdürünüze eğer hala söyleyemediyseniz gebe olduğunuzu nasıl söyleyeceğinizi planlayın .
    12. Gebelik Haftası: Birinci trimesterin sonu gelmektedir. 6 cm' lik bebeğiniz diş tomurcuklarından ayak tırnaklarına kadar şimdi tamamen oluşmuştur. El ve ayak parmakları ayrılmıştır ve kemiklerinin bazısı sertleşmeye başlamıştır. Bebeğin bundan sonraki 6 aydaki görevi, anne rahminin dışında kendi başına yaşayıncaya kadar daha büyümek ve güçlenmektedir.
    Bu sırada muhtemelen bulantınızın kaybolmakta olduğunu ve kendinizi daha az yorgun ve daha enerjik hissettiğinizi fark etmektesiniz. Karnınızda siyah dik bir pigmentasyon (renklenme) çizgisi belirebilir buna linea nigra denilir.
    Bu sırada rahatlama hissi de duymalısınız, çoğu kritik gelişim atlatıldığından düşük riski 12. haftadan sonra belirgin şekilde azalmıştır.
    12. Gebelik Haftasında Yapılacakların listesi:
    • Aile planlamasını planlayın
    • Bir egzersiz rejimi geliştirin
    • Partnerinizin gebelik hakkında daha fazla bilgi sahibi olması için Internet' le ilgilenmesini sağlayın.
    13. Gebelik Haftası: Bebeğiniz sadece 7.5cm uzunluğunda ve 28gr. ağırlığında olmasına rağmen, yüzü daha fazla insana benzemeye başlamıştır. Yüzün kenarlarında başlamış olan gözler, birbirlerine yaklaşacak şekilde yüzün ortasına hareket etmişlerdir. Kulaklar başın kenarlarındaki normal pozisyonlarına yakındırlar.
    Karaciğer safra yapmakta ve böbrekler mesaneye idrar salgılamaktadır. Henüz hareketi hissedemememize rağmen karnınıza hafifçe değdiğinizde bebeğiniz kıvranır. Uterusun tepesi (fundus diye adlandırılır.) batından aşağıda hissedebilir.
    13. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Annelik haklarınızı öğrenin
    • Bebek isim listesini azaltmaya başlayın
    • Prenatal vitaminlerinizi kullanın
    • 3. Trimesterinizden önce bir tatil planlayın (ikinci tatilinize kadar oldukça fazla zaman geçebileceğinden)
    14. Gebelik Haftası: İkinci Trimestere hoş geldiniz.
    Pek çok kadın gibi bu trimesterin harika olduğunu düşünebilirsiniz. Erken gebelik devresinin çoğu yan etkileri azalmıştır. Doğum çok yakın değildir ve uterusunuz çevrenizdekilere gebe olduğunuzu (sadece kilo almakta olmadığını) bildirecek kadar büyük olmasına rağmen, yolunuzu engelleyecek kadar büyük değildir.
    Bu sırada bebeğiniz şimdi 8 cm uzunluğundadır ve 42gr'ın biraz üstünde bir ağırlıktadır ve akvaryum kadar büyüktür. Kendine has parmak izleri çoktan oluşmuştur.
    Doğum aylar sonrasına olacak olmasına rağmen, göğüsleriniz kolostrum yapmaya başlayabilir, bu doğumdan sonra sütünüz gelmeden önce bebeğiniz ilk bir kaç gün besleyecek sıvıdır.
    14. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Uzman Doktorunuza AFP testi hakkında sorular sorun
    • Yan tarafınıza yatarak uyumayı hatırlayın
    • Dietinizi hem besin dengesi hem de yeterli kalori alımı açısından iki defa kontrol edin.
    15. Gebelik Haftası: Bu noktada bebeğinizin parşömen inceliğindeki derisi lanugoyla kaplanmıştır. Bu sıklıkla doğumdan önce kaybolan son derece ince tüy gibi kıldır. Bebeğin saçları çıkmaya başlamasına ve kaşları belirmeye başlamasına rağmen, bu saçın doğumdan sonra hem niteliği hem de rengi değişebilir.
    Üçlü maternal serum tarama testi (alfa feta protein HCG ve estriol seviyelerini ölçmek için) 15-20 haftalar arasında yapılır.
    35 Yaş üstündeki veya doğum defekleri hikayesi olan kadınlar için sıklıkla önerilen amniosentez, genellikle 15-18. haftalar civarında yapılır.
    15. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Gebelik giysileri hakkında karar verin , bir kaç katalog edinin
    • Egzersiz progr***** uyun
    16. Gebelik Haftası: Farkında olmamanıza rağmen, bebeğiniz sıklıkla hapşırmaktadır. Nefes almadan önce gelişen hapşırıklar, bebeğin tracheası havayla değil suyla dolu olduğundan ses oluşturmaz.
    Çoğu k adın hamile elbiselerine ihtiyaçları olduğunu fark eder. Muhtemelen bir kaç kilo almasına rağmen, bebeğiniz sadece 154gr. ağırlığındadır ve başından kuyruk sokumuna kadar 12.5 cm uzunluğundan hafifçe fazladır, ışığa hassastır.
    Çoğu anne 16-20. haftalar arasındaki bir sürede bebeklerinin hareketini hissetmeye başlarlar. Guruldayan bir mide gibi hissedilen şey bebeğin ufak ufak vuruşlar yapması olabilir. Bu gebeliğin gerçek coşkularından biridir... şimdi içinizdeki hayatı gerçekten hissedebilirsiniz. Bunu bir kenara not edin ve daha sonraki vizitte doktorunuza söyleyin.
    16. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Amniosentez hakkında bilgi edinin
    • Ultrasonları okuyun
    • Kilo alışınızı kontrol edin
    17. Gebelik Haftası: Bebek 12.5cm uzunluğunda (başın tepesinden kalçaya kadar) 162gr. ağırlığındadır, şimdi yaklaşık bir avokado büyüklüğündedir. Dolaşım sistemi ve üriner tractus oluşmuştur ve fonksiyon görmektedir. Bebeğin akciğerleri amniotik sıvıyı inhale eder (nefes alır) ve ekshale eder (nefes verir).
    Bebek bir miktar şişmanlamaya başlamıştır. (Muhtemelen en azından 270gr) belki de 4-5 kg kadar almışsınızdır. Henüz çalışma arkadaşlarınıza haber vermemişseniz, muhtemelen bunu yapmanın zamanıdır.
    17. Gebelik haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Gebelik sırasında cinselliği gözden geçirin
    • Doğumdan önce bebeğinizin cinsiyetini bilmek isteyip istemediğinize karar verin.
    • Çok su için
    18. Gebelik Haftası: Şimdiye kadar hep gebeymişsiniz gibi, hissetmenize rağmen, bu haftada yaklaşık yolun yarısındasınız. Şimdi bebeğiniz 13.75cm uzunluğunda ve 196gr ağırlığındadır. İskeleti daha çok lastiksi kıkırdak olup, daha sonra sertleşecektir.
    Şimdiye kadar amniosentez testi yaptırmamışsanız ve yaptırmaya ihtiyacınız varsa, en uygun zamandır. Testin hoş bir tarafı (muhtemelen tek hoş tarafı) ultrason kullanıldığından bebeğinize ilk bakışı sağlayabilmesidir.
    18. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Gebelik sözlüğünü gözden geçirin
    • Ailenizin finansmanlarındaki değişiklikler için plan yapın
    • Çocuk doğumu ile ilgili eğitim veren yerleri araştırmaya başlayın ve tercih ettiğiniz metodu seçin
    19. Gebelik Haftası: 18-22 haftalar arasında fetal büyüme ve gelişmeyi değerlendirmek, bazı defektleri araştırmak, plasenta ve göbek kordonunu kontrol etmek ve gestasyonel yaşın doğru olup olmadığını saptamak için sıklıkla bir gebelik ortası ultrasonu yapılır.
    Bu inceleme sırasında, bebeğinizin tekmelediğini, gevşediğini,uzandığını, yuvarlandığını veya hatta baş parmağını emdiğini görebilirsiniz (eşinizin saklamak isteyeceği görüntüler olabilir).
    Bebeğinizin genitalleri ortaya çıkaran bir pozisyondaysa, bilmekte istiyorsanız,bebeğinizin cinsiyeti saptanabilir. Dişiyse bebeğin vajinası, uterusu ve fallopian tüplerinin tümü oluşmuştur.
    19. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doğum şartlarınızı düşünmeye başlayın
    • Stresi azaltmak için relaksasyon (gevşeme) tekniklerini kullanın
    • Çalışma yerinizdeki tehlikeleri gözden geçirin ve engellemeye çalışın.
    20. Gebelik Haftası: Doğum süresinin yarısındasınız! Şimdi uterusunuzun tepesi göbeğinize ulaşmıştır ve haftada yaklaşık 1cm büyüyecektir.
    Hiç şüphe yok ki, içinizde büyüyen bebeğinizin tekme attığını hissediyorsunuz. Bebeğiniz 15cm uzunluğunda ve 252gr. ağırlığındadır.
    20. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Hayatınızdaki ses seviyesini azaltın işiniz gürültülüyse başka bir yere verilmenizi sağlayın,
    • Dinlenin,hissettiğiniz yorğunluk geçecektir.
    • Çocuk doğumuyla ilgili eğitim veren bir okul seçin ve kaydolun.
    21.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doktorunuza veya ebenize başvurmanızı gerektirecek ilginç, olayların listesini gözden geçirin.
    • Sırt ağrısı eksersizlerini öğrenin
    • Son seyahati, tatili planlayın ve uygulayın
    22. Gebelik Haftası: Şimdi bebeğiniz yaklaşık 34ogm ağırlığındadır ve 18.75cm uzunluğundadır. Kaşlar ve göz kapakları tamamen gelişmiştir. Tırnaklar, parmak uçlarını örter.
    Bebeğiniz uterustan bir konuşmanın seslerini hissedebilir. Bebeğinizle konuşuyor, okuyor veya şarkı söylüyorsanız, sizi hissedebileceğinizi ümit etmek mantıklıdır.
    Bazı çalışmalarda saptanan bulgulara göre, doğduktan sonra bu yeni doğanı beslerken daha önce uterus içindeyken sıklıkla duyduğu bir kitaptan okursanız (alışık olmadığı bir kitaba nazaran) daha kuvvetle emecektir.
    22.Gebelik Haftasında Tapılacakların Listesi:
    • Araba sürerken her zaman emniyet kemerinizi takın
    • Ekzersiz programını bırakmayın
    • Okullara ve erken kayıt politikalarını öğrenin
    23.Gebelik Haftası: Bebek şimdi yaklaşık 454gr ağırlığında, 20cm uzunluğundadır ve zayıf bir versiyonu olmasına rağmen, bir yenidoğan gibi orantılaşmıştır.
    Bu andan itibaren başlayarak, daha düzgün bir şekilde kilo almaya başlayacaksınız, ortalama haftada 250gr alacaksınız. Bazı yiyeceklere karşı şiddetli bir arzu duyabilirsiniz ve vajinal akıntının arttığını fark edersiniz.
    23.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Sırt üstü düz şekilde yatarken egzersiz yapmayın, dolaşımınızı etkileyebilir.
    • Daha sonra doktor veya ebe vizitiniz için bir soru listesi hazırlayın
    • Normal olduğunu düşündüğünüz semptomları kontrol edin.
    24. Gebelik Haftası: Şimdi bebeğinizin ağırlığı 454 gr.ın biraz üzerindedir. Duyma tamamen gelişmiştir ve bebeğiniz sesinizin bozuk bir versiyonunu, kalbinizin atışını ve mide gurultularını hissedebilir.
    Uterus içinde tekrarlanarak duyulmuş güçlü sesler, bir köpek havlaması veya elektrik süpürgesi sesi gibi, muhtemelen onları daha sonra ev içinde duyduğunda çocuğunuzu rahatsız etmeyecektir.
    Akciğerlerdeki kan damarları nefes alma hazırlığı için gelişmektedir. Bebek yutmasına rağmen normalde doğumdan sonrasına kadar dışkı çıkarmayacaktır. Kendinizi beceriksiz, küskün veya su toplanmış gibi hissedebilirsiniz, diş etleriniz dişinizi fırçaladığınızda kan olabilir. Bir zamanlar içerde olan göbeğiniz dışarı doğru çıkabilir.
    24.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Çalışırken bacaklarınızı yüksekte tutun
    • Çocuk doğumu ve eğitimi ile ilgili bir okula kaydolduğunuzdan emin olun
    • Eşinizin olaylarla ilgilenmesini isteyin
    25.Gebelik Haftası: Bebeğiniz 680gr'ın üzerinde bir ağırlıktadır ve yaklaşık 202mm uzunluğundadır. Halen vücut yağı az olmasına ve cildi ince ve frofil (kırılgan) olmasına rağmen, şimdi iyi orantılanmıştır. Beyin hızla büyümektedir ve bebek uterusunuzdaki boşluğu doldurmaya başlamıştır.
    Akciğerler içindeki hava keseciklerinin kolayca inflasyonunu (şişmesini) sağlayan bir madde olan surfaktan gelişmeye başlamıştır. Bu 24. gebelik haftasından sonra doğan bebeklerin %50'den fazla bir yaşam şansına sahip olmasının bir nedenidir. Ancak, bu sırada doğum yapma olasılığınız olursa çoğu sağlık personeli bebeğin oluşmaya devam etmesini sağlamak amacıyla preterm doğum olayını durdurmak için her türlü çabayı gösterecektir.
    25.Gebelik haftasındaki diğer tipik bir gelişim, karın ve göğüslerinizde gerginlik işaretleri olan gümüş rengi, solgun çizgilerin fark edilebilmesidir. Kremler fayda etmeyecektir fakat destekleyici bir korse giyilmesi bunları önlemeye yardımcı olabilir. Zamanla hafifleyeceklerdir. Ayrıca gözleriniz ışığa hassas olabilir ve batma hissi ve kuruma olabilir. Bu kuru-göz olarak bilinen tamamen normal bir gebelik semptomudur. Rahatsızlığınızı gidermek için 'yapay gözyaşı damlaları' kullanın.
    26.Gebelik Haftası: Bebek şimdi yaklaşık 68gr ağırlığında ve 22cm uzunluğundadır. Bebek nefes alma hareketleri yapar ama akciğerlerde henüz hava yoktur.
    Muhtemelen gestasyonel diabetiniz olup olmadığını saptamak için bir glikoz tolerans testi yaptıracaksınız.
    26.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Aile planlamasını değerlendirmeye devam edin
    • Yürürken veya ekzersiz yaparken dikkatli olun (dengeniz değişmiş olabilir)
    • Korkutucu rüyalardan etkilenmeyin (bu devrede sık rastlanılır)
    27.Gebelik Haftası: Bebek şimdi 900gr'ın çok az üzerinde ağırlıktadır ve bacaklar uzatıldığında yaklaşık 27cm uzunluğundadır. Henüz akciğerlerinde hava olmamasına rağmen, nefes alma hareketleri yapabilir.
    Halen retinaların oluşumu bitmediğinden, bu devrede doğan bebeklerde prematurite retnopatisi adı verilen bir göz problemi oluşabilir.
    27.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Egzersiz programını azaltın fakat tamamen kesmeyin
    • Bir doğum planı yapın
    • Doğum medikasyonu olasılıklarını inceleyin
    28.Gebelik Haftası: Bebek 30-37 cm uzunluğunda yaklaşık 1135-1362gr ağırlığındadır. Uterusunuzdaki mevcut boşluğu doldurmaya başlamıştır.
    Gözleri açılıp, kapanır, düzgün aralıklarla uyur,uyanır, parmaklarını ve özellikle baş parmağını emebilir. Halen immature olmasına rağmen, akciğerleri prematüre doğum olduğunda bir ventilator yardımıyla ve diğer olanaklarla birlikte hayatı devam ettirme yeteneğindedir.
    Uterusunuz şimdi kaburga kafesinizin yakınındadır. Şu andan başlayarak ve gebeliğin son 3 ayı sırasında, bacak krampları, hemoroidler, varikoz venler ve karın kaşıntısından rahatsız olabilirsiniz
    Gebeliğin başında Rh negatif olduğunuz bulunmuşsa, muhtemelen bu hafta veya bundan sonraki hafta Rh antikorları için test edileceksiniz.

    28.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Bir pediatrist mi yoksa bir aile doktorumu istediğinize karar verin ve aramaya başlayın.
    • Bebeğiniz için alışveriş yapmaya başlayın
    • Doğuma sizi götürecek arabayı ayarlayın
    29. Gebelik Haftası: Bu aylar gerilimlidir. En son trimester tipik olarak bu hafta başlar ve 40 haftaya kadar ve bazen daha da sonrasına kadar devam eder. Çoğu kadın bu trimester sırasında ortalama 5kg alır.
    Muhtemelen iki duygu arasında bocalamaktasınız. 'Her zaman gebe kalacağım' ve 'yardım edin, henüz hazır değilim' Şimdi çocuğunuzun sağlık takibi için pediatristlerle görüşmeye başlamanın ve emzirmeyi isteyip istemediğinize karar vermenin zamanıdır.
    Yaklaşık bu zamanda , bebeğinizin gözlerini açabilir ve başını uterus içinde sürekli, parlak bir ışık kaynağını bulmak için döndürebilir. Yağ tabakaları oluşmaya devam eder ve tırnakları tomurcuklanır. Henüz yapmamışsanız doktorunuzu muhtemelen 8. aya kadar 2. haftada bir visit etmeye başlayacak, daha sonrada haftada bir visit edeceksiniz.
    29. Haftada Yapılacakların Listesi:
    • Sezeryan hakkında daha fazla bilgi edinin ve doktorunuzla tartışın
    • Doğum işaretlerini öğrenin
    • 3. Trimesterde cinsiyetle ilgili bilgi edinin
    • Bebeğiniz için kolej parası biriktirme planlarını araştırın.(Çok erken diye düşünüyorsanız aldanıyorsunuz.)
    30.Gebelik Haftası: Bebek şimdi yaklaşık 1350gr ağırlığında ve 50cm uzunluğundadır. Erkek bebekte testisler böbreklerin yakınındaki yerleşim yerlerinden,kasık boyunca sk rotuma doğru olan yollarına inmektedirler. Dişide, labiumlar halen küçük olduğundan ve henüz clitonisi kapatmalarından (bu doğumdan önceki bir kaç haftada olacaktır.) klitoris relatif olarak belirgindir.
    Bebeğin başı uzamaktadır ve bu sırada beyin gelişimi çok hızlıdır. Bebeğin gittikçe aşağıya indiğini fark etmeye başlayabilirsiniz. Bu hafifleme veya angajman olarak adlandırılır ve karnın alt kısımlarında basınç artması hissinden, bebeğin dışarıya fırlayacağı hissine kadar her türlü hissi duyabilirsiniz.
    Şimdi nefes alma ve yemek yeme daha kolay olabilmesine rağmen yürümek rahatsız edici olabilir ve sürekli idrar yapmaya ihtiyacınız olduğunu hissedebilirsiniz.
    30.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Bebeğinizin odasını hazırlayın
    • Araba koltukları aramaya başlayın
    • Halsizliğinize önem verin, egzersiz programını kesin
    • Sağlık sigortanızın neleri kapsadığını değerlendirin
    31.Gebelik Haftası: Bebeğiniz uterus içinde görebilir, ışığı karanlıktan ayırabilir. Ayrıca gözlerini kırpabilir ve kapatabilir.
    Yaklaşık 37. Haftada, bebek aşağı inene kadar ( fakat ikinci veya takip eden gebeliklerde doğuma kadar) nefes alamıyor gibi veya yeterince hava alamıyorsunuz gibi hissedebilirsiniz. Bu son derece fazla büyüdüğünden sindirim organlarına ve drafragmaya, nefes almaya yardımcı olan yassı büyük kas, bası yapan uterusunuza bağlıdır.
    Şimdi bir hastaneye kaydolmak ve doğum planınızı (doğum sırasında ideal olarak nelerin olmasını istediğinizi) yapma zamanıdır.
    31.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doğum planınızı sonlandırın
    • Braxton Hicks kontraksiyonları ve yalancı doğum hakkında bilgi edinin
    • Doktorunuza yeni semptomlarınız olursa haber verin
    32. Gebelik Haftası: Bebeğinizin hareketlerinde bir değişiklik fark edebilirsiniz. Daha az sıklıkta ve daha az kuvvetli gözükebilirler. Şimdi, bebek o kadar büyümüştür ki uterusunuzun içini tamamen kaplar hale gelmiştir. Bebek daha az hareket etmektedir, çünkü hareket etmesi için yeterince yer yoktur.
    Derinin altına bir yağ tabakası yerleştirilmiştir. Doktorunuz ilk glikoz testinde şüphelendiyse, 32-34. haftalar arsında tarama tekrarlanabilir. Nefes alma ve gevşeme egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin ve periyodik olarak çocuk doğumuyla ilgili sınıf notlarını gözden geçirin.

    32. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doğum şartlarınızı gözden geçirin, karar verme zamanıdır.
    • Bebekler için önerilen eşya listesini gözden geçirin, hazırlayın
    • Uygun bir araba koltuğu ayarlayın, yakında ihtiyacınız olacak.
    33.Gebelik Haftası: Bebek şimdi 2040gr. ağırlığındadır ve yaklaşık 47cm uzunluğundadır. Nefes alma pratiği yaparak amniotik sıvıyı inhale ederek akciğerlerini çalıştırmaktadır.
    Çoğu erkekte testisler scrotuma inmiştir. Ancak bazen, bir veya iki testis doğumdan sonrasına kadar pozisyonuna inmez; bu inmemiş testisler sıklıkla ilk doğum gününden sonra kendilerini düzeltirler.
    Şimdi haftada 500gr almaktasınız ve bunun kabaca yarısı doğumda bebeğe gider. Ayrıca bebek bundan sonraki yedi hafta boyunca doğum ağırlığının yarısından fazlasını alarak, rahmin dışındaki yaşam için şişmanlar. Bu yağ depolanmalarından dolayı cilt kalınlaşır ve pembeleşir.
    33.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Araba sürmeyi bırakın ve her zaman emniyet kemerini takın
    • Romantikleşin, partnerinizle birlikte zaman geçirin
    34.Gebelik Haftası: Şimdi bebeğiniz yaklaşık 2270gr ağırlığındadır ve ortalama 476cm uzunluğundadır. Şimdiye kadar muhtemelen baş aşağıda pozisyonunu almıştır. Çoğu bebekler bu sırada bunu yapar, ancak pozisyon değiştirmeye devam edebilir
    Kafa kemikleri halen oldukça yumuşaktır ve tamamen birleşmemiştir, böylece bebeğin rölatif olarak dar doğum kanalından çıkışını kolaylaştırırlar.
    Ayaklarınızın, ellerinizin, yüzünüzün ve ayak bileklerinizin oldukça şiş hale geldiğini ve bu ödemin ılık ortamlarda ve günün ilerleyen saatlerinde daha da kötüleştiğini fark edebilirsiniz. Vücudunuzun, bebeğiniz ve böbrekleriniz için bu sıvıya ihtiyacı vardır. O yüzden su için, eğer akşamdan sonra belirgin şişlik gözlenirse, doktorunuza haber verin, bu preklampsi bulgusu olabilir.
    Doğum çantanızı hazırlamaya başlayın, hastaneye son dakikada acil gidişte bir şey unutmaktansa hazır olmak daha iyidir.
    34.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Hastane için hazırlıklı olun (ve doktorunuza nasıl hızla ulaşabileceğinizi bilin.)
    35.Gebelik Haftası: Bebeğiniz şimdi 2500gr üzerinde bir ağırlıktadır ve muhtemelen 50cm'e yakın bir uzunluktadır. Bu devrede doğan bebeklerin % 99'u yaşar, çoğunluğunda apgar problem olmaz.
    Akciğerler sıklıkla tamamen gelişmiştir ve solunum problemleri, bir zamanlar 35 haftadan önce doğan bebeklerde veya prematürelerde ölüm nedeni olan problemleri daha kolaylıkla çözümlenir. 35 ve 37. haftalar arasında B grubu streptococ bakterisi için test edileceksiniz.
    Pek çok kadın ayrıca bebeğin bacaklar ve pelvisteki sinirlere olan basıncından dolayı pelvik bölgede bir kaşınma hissi veya uyuşukluk fark etmeye başlayacaktır. Ne yazık ki, bu bebek doğana kadar kaybolmayacaktır. Çok rahatsız ediciyse, doktorunuza haber verdiğinizden emin olun.
    35. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Bebeğiniz için bir pediatrist veya aile doktoru seçin ve görüşün
    • Odanızın evinize daha çok benzemesi için hastaneye götüreceğiniz bazı şeyler seçin
    • Hastanenin sağlık sigortanızın kapsamında olduğundan emin olun
    36. Gebelik Haftası: Bebeğinizi doğurmak için kendinizi hazır hissediyor musunuz? Şimdi yaklaşık 2750gr ağırlığında ve 50cm'den fazla bir uzunluktadır. Doktorunuzun muhtemelen sizi doğumunuza kadar haftada bir görmeyi isteyecektir.
    Uterusunuz orijinal hacminin 1000 katı kadar genişlemiştir ve hiç yeriniz kalmamış gibi hissedebilirsiniz, uterus muhtemelen kaburgalarınızın altındadır.
    Muhtemelen 12 ile 15 kg arasında bir ağırlık almışsınızdır ve kilo alışınız zirveye çıkmıştır. Şimdiden doğum zamanınıza kadar çok az kilo alırsınız veya hiç almazsınız. Rahim o derece konforlu hale gelmiştir ki çoğu kadın bebeğin artık çok fazla hareket etmediğini fark eder.
    36. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Hastaneye götüreceklerinizin listesini yapın
    • Sağlık planınızın hangi bebek doktorlarını içerdiğini kontrol edin
    • Gerçek ve doğru doğumu ayırmayı öğrenin
    37.Gebelik Haftası: Tebrikler! Bu haftanın sonunda gebeliğiniz miada ulaşacaktır; bebeğiniz artık her hangi bir gün doğabilir.
    Bebeğiniz şimdi yaklaşık 3 kg. ağırlığındadır ve 52 cm uzunluğundadır. Haftalık check-up' ınızda, doktorunuz dilatasyon ve silinmenin başlayıp başlamadığını ve bebeğinizin hangi durumda olduğunu, bebeğin doğum kanalına ne kadar uzaklıkta olduğunu belirtir, kontrol etmek isteyebilir.
    37. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doğumun üç devresini nasıl ayıracağınızı öğrenin
    • Zamanı geldiğinde partnerinize ve doktorunuza nasıl söyleyeceğinizi planlayın
    38.Gebelik Haftası: Bebeğiniz şimdi 3 kg.'ı geçkin bir ağırlıktadır ve yaklaşık 52 cm uzunluğundadır. Bebeği kaplayan tüylü lanugo tabakasının çoğu kaybolmuştur ve peynir benzeri tabaka, "vernix caseosa" da yok olmuştur (bir kısmı doğumda kalabilir).
    Her ikisi de, diğer sekresyonlarla birlikte bebek tarafından yutulacak ve bebeğin bağırsaklarında tutulacaktır. Bunlar bebeğin ilk bağırsak hareketleriyle atılan siyah renkli bir dışkıyı, oluşturacaktır. Biz buna "mekonyum" diyoruz.
    38. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Apgar skalasını öğrenin
    • Bebeğinizin ilk yılı için kitap alın ve okuyun
    • Hastaneye götürmek istediğiniz her şeyi aldığınızdan emin olun
    • Doktorunuza yeni semptomlarınızdan bahsedin
    39.Gebelik Haftası: Ortalama miadında bir yeni doğan 3200gr ile 3500gr ağırlığındadır. Erkekler kızlara nazaran hafifçe ağırdır.
    Kendinizi iri ve çok rahatsız hissedebilirsiniz. Önemsemeyin, uzunca bir zaman için bu son rahatsızlığınız olabilir.

    39.Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Emzirmeyi öğrenin
    • Doğum sırasında ağrınızın rahatlatılması için doktorunuz veya ebenizle konuşun.
    • Varsa diğer çocuklarınız için bakım olanakları hazırlayın
    40.Gebelik Haftası: Tatlı küçük bebeğinizi kucaklamak için artık çok fazla zaman geçmeyecektir. Fakat eğer doğum tarihiniz gelir ve geçerse paniklemeyin, bebeklerin sadece % 75'i gerçek tarihinde doğar.
    Çoğu doktor ve ebe bir gebeliğin zamanının geçtiğini düşünmeden ve doğumu indüklemeden önce 2 hafta daha bekler. Bir gebelik 42 haftaya geçtiğinde, normal zamanı geçmiş kabul edilir.
    40. Gebelik Haftasında Yapılacakların Listesi:
    • Doğum indüksiyonu hakkında bilgi edinin (42. haftaya kadar yapılmamasına rağmen)
    • Bavulunuzu hazırlayın ve kapıda bekletin
    • Acil evde doğum şartlarını öğrenin (gerekirse)

    Kaynaklar

    1) Yavuzer, Prof.Dr.Haluk, Çocuk Psikolojisi, Remiz Kitapevi, İstanbul, 1999.
    2) Senemoğlu, Prof.Dr. Nuray, Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Gazi Kitabevi, Ankara, 2001.
    3) Aydın, Doç.Dr. Ayhan, gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Anı Yayınları, Ankara, 1999.
    4) Sasaoğlu, Uzman Pedagog K.Filiz. Anne ve Çocuk Sağlığı, Esin Yayınevi, İstanbul, 1996.









Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş