Gökhan İnesi ~

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Hera. tarafından paylaşıldı.

  1. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.

    Çekiliş

    " suçlusun,
    mutsuzluğumun başına bir şey gelirse... "

    çünkü bana zarar veren bütün kadınları affettim az önce...

    bu aralar büyük bir çekiliş düzenliyorum,
    herkesin hayatından...

    şu an,
    hoş geldin diyerek,
    seni öpmek söz konusu değil, ben daha çok,
    bir yılanın ağzını öpmüş gibiyim bir süredir...
    içtiğim bütün zehri,
    şerefine!
    diyip,
    tükürüyorum...

    şimdi zehirsizsin,
    ve sürüne sürüne gidebilirsin...

    sen giderken ben, üzülmüyorum, eğleniyorum.
    tüm hayallerimi üst üste koyuyorum ve en üsttekini alıp,
    tabaklar gibi kırmaya başlıyorum...

    ağlamıyorum elbette,
    bu peçeteler havaya savurmak için...

    diyorum ve,
    sonra bir gün,
    bir masada denk geliyoruz seninle.
    ve ikimizde bu masada bardağız,
    senin içinde su var,
    benim içimde rakı...

    başkalarının ellerindeyiz,
    önce,
    seni içime karıştırmak için boynunu büküyorlar,
    sonra içlerine karıştırmak için şerefe kaldırıyorlar bizi...
    diğer bardaklarla selamlaşıyoruz,
    kırarcasına vuruyorlar,
    ve kırılmasak da,
    eh.
    inciniyoruz...

    hadi.
    fon
    dip...

    *

    duamız kabul olmasa da rabbim gücenmedim sana,
    ben hep Türkçe dua ettim ama,
    sanırım oraya ulaştığında fransızcaydı...

    " ne me quitte pas.. "

    sana sesleniyorum ve duymuyorsan suçlusu benim,
    çünkü,
    kulaklarını sağır edecek kadar,
    seni andım....


    Gökhan İnesi
    Özlem ve baysedef bunu beğendi.
  2. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    İstanbul'un Arkası

    Farklı bir zaman diliminin içindeyim...
    çocukluğumdan uzak,
    yaşantımdan uzak,
    uzak bir yerde yabancısı olduğum bir şehir,
    cennet cehennem arasında bir yerleşim yeri mesela...
    şimdi mahşer yeri kadar yalnızlığım,
    ve kıyameti bekliyorum,
    farklı bir zaman,
    dilimin içinde...
    belki tam ortasında okyanusun,
    terk edilmiş bir gemi gibi dilimin içindesin...
    içi kırmızı,
    adın o gemi..
    konuşsam su yerine kan alırsın...
    bütün ülkelere akan ırmaklarım,
    yorgun,
    kıyılarım var..
    gözlerin kıyısına kurulu,
    iki nüfuslu köyü,
    özlüyorum oldukça...
    içinde ölü bulunmamız gereken şehir bu değildi,
    daha farklı bir yer olmalıydı,
    en azından düş olarak.
    kat sayısı üç olmalıydı mesela binaların,
    filistin diye bir şehir olmamalıydı,
    olduysa çocuk olmak yasak olmalıydı ne bileyim.
    daha farklı olmalıydı çocuk, daha farklı...
    oynamak zorunda bırakıldığın
    bu oyunun adı,
    sabah aileni yok olmuş bulmak...
    en güzel bu oyunu,
    ağustosun on yedisi oynadı...
    marmara gibi alet edilmiyor...
    böyle büyük işi oyunlara...
    şimdi minik bir köy,
    bütün şehirlere İstanbul olmayı öğretiyor,
    çocuklar,
    çocuk olmayı unutuyor,
    peşinde koşarken p*ç diye birinin...
    boğazlarında,
    yutkunamamak gibi bir his...
    oysa İstanbul çok hasta bugün,
    bugün her şey birinden ibaret,
    bugün kırmızı diye bir renk hiç olmadı,
    güneş sarı değil,
    bildiğim tek deniz gözleri,
    ve toprağım bedeninden öteye geçmiyor...
    senden iyisini bulmaya gidiyorum İstanbul,
    lütfen önüme geç...
    kelebekler kristal,
    yağmurun içine bırakılmış taşlar,
    gökyüzü günahkar,
    ve bütün kuşlar ebabil...
    tüm yükünü üzerime alıyorum gökyüzünün,
    yağmuru alıyorum,
    ve saçlarını,
    al elimden İstanbul...
    oysa her gün,
    bir öncekinin benzeri,
    evden çıkmak bütün küçük kızlara yasak,
    dışarı da,
    darbe var...
    sokaklar da şarkı söylemek yasak,
    şiir yazmak yasak,
    düşünmek yasak...
    fikirlere ambargo koydular...
    kaldırın,
    altında kaldı yağmur...
    çekil İstanbul,
    dediğim gibi,
    farklı bir zamanın içinde,
    kayıtlara geçmeyen haftanın sekizinci günü gittin sen...
    bir parçasına dokunmak bile haram olsun diye yalnızlığımın,
    içime mezar kazdım,
    attım seni içine,
    ki sen,
    İstanbul isen,
    kabullendim...
    kız kulendim...
    pierre loti gibi izledim bi hal içini..
    sesime ilmek ettim de sesini,
    mırıldandığın her şarkı da
    dudaklarına değdim...
    kıvrımında,
    kendime sınırlar çizdim...
    o kırmızının içinde gemi olmuşluğum çok bu yüzden,
    sus istemedim,
    izlemesi hoş olmazdı,
    boğulmak üzereyken bir geminin çırpınışlarını...
    ayağına cam battı,
    elini gam kesti istanbul'un...
    bugün,
    çocukluğumdan uzak,
    yaşantımdan uzak,
    bir zaman diliminde,
    bir masal kitabı var elimde,
    bilindik hiçbir kahraman yok içinde,
    son sayfalarına doğru soluksuz öpüşüyor,
    ayrılık...
    kimde kaldı,
    kimin içini acıttı en çok...
    kuluna bu kadar uzak kalan tanrın mı?
    kıyameti bekleyen mahşer yeri mi?
    adres soranlara karanlığı tarif eden kadınlar mı?
    gemiyle mi battı?
    dudağında mı?
    nerede ayrılık?

    benim içimi acıttı en çok...

    ne acı ki,
    anlamıyorsun...

    filistin,
    şehir değildir...

    istanbul,
    şiirdir..



    Lütfen iki kere okuyun.
    İkincisi aşağıdan yukarıya olsun..


    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  3. baysedef

    baysedef Üye

    Katılım:
    3 Nisan 2010
    Mesajlar:
    537
    Beğenileri:
    384
    Ödül Puanları:
    64
    diyorum ve,
    sonra bir gün,
    bir masada denk geliyoruz seninle.
    ve ikimizde bu masada bardağız,
    senin içinde su var,
    benim içimde rakı...

    başkalarının ellerindeyiz,
    önce,
    seni içime karıştırmak için boynunu büküyorlar,
    sonra içlerine karıştırmak için şerefe kaldırıyorlar bizi...
    diğer bardaklarla selamlaşıyoruz,
    kırarcasına vuruyorlar,
    ve kırılmasak da,
    eh.
    inciniyoruz...

    hadi.
    fon
    dip...

    Şiir çok hoşuma gitti ama en çokta yukarıya yazdığım kısmı :)
    Özlem bunu beğendi.
  4. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    İz

    Her gün yeni bir izini buluyorum üstümde,
    biraz daha yok oluyorum,
    zaten yoktum,
    zaten yoktun...

    var olduğumu hissettiren bir kadından sonra,
    -eski halime dönemeyişimi de buluyorum cebimde,
    bir zarfa kapatmışım,
    altına kıstırmışım halının,
    ve üstünden bir çok kez geçilmiş yürüdükçe...

    bir şiirdi aslında gözlerin,
    çekmecede sakladığım
    ve okudukça kendimden bir parça bulduğum,
    şimdi nemli,
    mürekkebini dağıtmış gibi,
    üzerindeki kalıntılar ve bir parça kırıntılar...

    kırgın değilim,
    kaygılıyım,
    "adını"
    okumam yazmam nerde bulamıyorum...
    ve
    her taşın altına,
    bir günümüzü sakladım,
    kaldıramıyorum...

    biraz gömüldüğü yerden çıkardığın testin gbiiyim,
    içimde değerli şeyler,
    ve modernizm içinde hiç bir kuruluşta geçmiyorum,
    beş kuruş dahi etmiyorum bir antikacının ellerinde...

    beni geri götür,
    yokluğum hissinde,
    uygun bir dil de anlat hüzün filosuna,
    gideceğimiz yere vardık..
    ve geldik de..
    emanete ihanet ettim de,
    de işte bir şeyler,
    güzelliğinden kaynaklı olsun dediğin,
    doldur gözlerimi,
    çünkü ağlarken,
    arşimet yanımda halt ediyor...

    iki yürek birbiriyle şakalaşırken,
    el şakası yapıyor ayak ucunda aşk taşıyan kadın,
    el şakası yapma,
    ciddiye alıveriyor yüreğim...
    ve iki göz,
    çocuklar gibi sulu şaka yaparken,
    trajikomik adında damlalar türüyor düştüğü yerde...
    annemse beni,
    şaka yapar gibi,
    gözlerindekini sevinçtendir dediğim hüzün de,
    uğurluyor limandan...

    daha doğrusu,
    tanrının hesaba katmadığı bir labirent koynunda öldük,
    bir kapı aşka diğeri ayrılığa çıkar kandırmacasında,
    kapıdan ölümüne girdik...
    bir yandan sahili peşine takmış gemi,
    diğerinde kıyılarına kırmızı sürülmüş iki adet balıkçı teknesi...
    peşkeş çekiyor,
    devasa köpek balıklarına...

    birinden ağ lamak atılıyor
    diğer ikisinin boynu bükük...

    yıldızların kuyruğundan birbirine bağlanmış,
    bir gemiyi öylece asıp sallandırıyoruz,
    adı ma vi ay..

    gece gelmesin diyoruz,
    güneş eteğini toplayıp gitmesin üstünden,
    yeni bir lisan olmasın ayrılıkça şarkılar söylemek...

    en hüzünlü boyalarla süslenip,
    rengarennk suratımızla iki palyaço,
    ve yalnızlık oyunu diye bir gösteri hiç olmasın...

    ayrılıkça bütün dillerde,
    ağlamaklı halde ağa takılan balıklara,
    zaten yoktun,
    zaten dolacaktı gözlerin,
    diyebilmeli,
    denizin ortasına saklanan akvaryum...

    yüzümden tanınmayan mimik yok,
    seni tanımayan harf,
    adının geçmediği sokak kalmadı...
    ve el,
    ve yürek,
    savaşa çevirdi şakayı,
    çocuklar gibi,
    yıkılmayı yeğliyorum...
    tamam,
    sen kazındın...

    şimdi dilediğin adamdan alabilirsin barışını,
    dilediğin adamın kucağından alabilirsin çocuğunu,
    dilediğin adamın koynunda kırbaçlayabilirsin gecenin sırtını...

    dilediğin adam,
    sanada,
    hayırlı yolculuklar diliyor...

    zaten yoktun,
    zaten yoktum,
    kalemle gözlerini var ettim,
    şimdi aynı kalemlerle var ettikçe yok oluyorum,
    kağıdın yanına kalem yerine,
    kibrit bırakıp gidiyorum,
    döndüğümde,
    ağıt yanmış oluyor..

    ki
    biraz daha nefes almayı kolaylaştırırdın istesen,
    gırtlığıma bir iki şiir kıstırmasaydın,
    doymadım lila,
    biraz daha noktası eksik bunun...
    gidişinin yazılarak tarifi, onu yaşamaktan kolay,
    ve bu yüzden,
    her gidişin biraz daha yalan,
    biraz daha noktasız...

    yavaş yavaş azaltıyorum tariflerini,
    harf harf eksilterek ve yakındır gidişin,
    elimde çırılçıplak kalacak,
    sen çığlık attıkça,
    ben utanacağım...

    ondan sonrası,
    elimdeki utancı,
    gözlerinle örtme vaktidir...

    izlerinle,
    anlaşma vaktidir...

    kendimle,
    savaşma vaktidir...

    ve senin,
    benden gizli sevişme vaktindir...

    ben yosun kaplamalı gemilerimle,
    dümeni kırdığım yerde,
    bir dümen çevirip,
    yine hüznü oynarım...

    bir yıldız daha uzaklaştığı vakit,
    dilediğin adamı,
    geri dilerim içinden...

    belki de,
    bu yüzden,
    küçüklüğümün kağıt gemilerinden yadigardır,
    saçlarımın,
    yosun kokusu...

    "o'sun..
    ıslanıp eridikçe,
    yeniden yaptığım kağıt gemim..
    üzerine üçüncü dünya savaşı diye karaladığım,
    o kağıt gemim..
    yine bat gözlerime,
    yine demir al..
    ne olacak,
    bende kağıt çok,
    çocukluğumdaki gibi
    yine yaparım...

    ki tek dileğim,
    maviliğin içinde önüme çıkmasın gözlerin,
    dümeni, kendi haline bırakır,
    güvertede soyunurum...
    deniz bunu sevişmek zanneder,
    ben gözlerini,
    güneşi şahit tutar,
    aforoz ederim...


    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  5. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    diyorum ve,
    sonra bir gün,
    bir masada denk geliyoruz seninle.
    ve ikimizde bu masada bardağız,
    senin içinde su var,
    benim içimde rakı...

    başkalarının ellerindeyiz,
    önce,
    seni içime karıştırmak için boynunu büküyorlar,
    sonra içlerine karıştırmak için şerefe kaldırıyorlar bizi...
    diğer bardaklarla selamlaşıyoruz,
    kırarcasına vuruyorlar,
    ve kırılmasak da,
    eh.
    inciniyoruz...

    hadi.
    fon
    dip...

    Şiir çok hoşuma gitti ama en çokta yukarıya yazdığım kısmı :)
    Genişletmek için tıkla...

    Gökhan İnesi kraldır. Her yazdığı etkilemiştir beni. Bu yüzden de burada da paylaşmak istedim onu tanıtmak. :) Keyifli okumalar.
    Özlem bunu beğendi.
  • Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Başlıksız

    Bu köprüler,
    köprüler sağlam aslında, insanlar ağır...

    üstünde obezit hüznün çocukları,
    ehliyetsiz araçlar,
    radyosun da arabesk söyleyen kadın,
    ve gişe memuruna hakaretten yargılanan tanrı...
    otostopa mecbur kılınmış mendilci kızlar,
    dudakların da insanlık marşı,
    çok,
    çok duyarlı köprüler...
    istese dalgalanabilir,
    ki sesi çok değişik kızın,
    onların ki ölümüne saygı duruşu...

    ve gemiler hafif aslında, balıklar,
    balıklar çok ağır...

    ve sen,
    tanrının affı...

    hoşçakal derken bile çok güzel sesin,
    bu,
    bu bende ki suskunluk,
    tüm içtenliğimle,
    ve iyi dileklerimle,
    köprünün yıkılışına,
    ölümüne saygı duruşum...

    bu arada bende,
    seni biletsiz cehenneme geçirmeyen,
    beni bileksiz alan,
    gişe memurunun ta a....

    çok fenayım tanrım, çok fiil, çok yüklem...
    boşver içinde ki imgeleri,
    koyduğum başlık,
    şiirini sevmedi...



    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  • Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Sökük

    Sökülmeye değecek kadar kalmadı bir şey,
    birşeyleri arama hala içimde,
    ve
    sökülmeye değmeyecek kadar fazlasın tenimde...

    kalbimi merak ediyorsan çalışıyor mu diye,
    merak etme , ölmüyorum, ölemiyorum...

    susup ağzımı kapasam,
    kokun yüzünden burnumu tıkasam yine nefes alıyorsun.
    derimi söküyorum üzerimden yine aynı, yaşıyorsun...

    bunu anlatıyorum herkese, soruyorum ne yapmalıyım?
    anı yaşa diyorlar!
    küfür gibi geliyor suratıma gülücükleri,
    sonra anı yaşamaya başlıyorum,
    o an'dan başlıyorum ilk,
    ayrıldığımız o an'dan..
    yeniden yaşıyorum gidişini,
    yeniden izliyorum...

    saçlarının savruluşunu izlemenin,
    acı vereceğini bilirim annemden...
    bu yüzden,
    yine gözlerimi kapatıyorum,susuyorum, burnumu tıkıyorum..
    kandırıyorum herkesi yine kanıyor burnum diye!
    ve gözlerimi kapatıyorum,
    nefes alacak yerin kalmıyor ölüyorsun...
    oysa,
    içimde öl istemedim,
    benim için de, öl istedim biraz...

    ve sana hayatım deme sebebini geçte olsa anladım,
    sen hiç,
    istediğim gibi gitmiyorsun...

    artık;

    ben adamı gözünden tanırım,
    görmüşlüğü varsa seni...


    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  • Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Son Görev

    İki sandalyeli mezarlık, iki küfürbaz ağaç , masa ve çay.
    En dip deminde anılar yaşar, analar yaşarır göz ucumuzda...

    Aralamak artık mümkün değil geçmişi,
    Mümkün olan bir şey varsa karalamak.
    Na mümkün ölmek , ve ne mümkün sevmek...
    Paslı bardağı , avucunun en hüzünlü yanıyla tut şimdi,
    Kırılsın pası, bırak biraz avuçların kirlensin,
    Hüzün kanasın,
    Peçete veren de olmasın , yaranı saran da,
    Herkesin acelesi olsun...

    İçine tükürdüğümüz hasretlere benzesin bu mualla,
    Kasım da kar yağsın, şam'da akşam meltemi intihar etsin gözümüzün önünde!
    Kaçalım korkudan ne dersin?
    Artıklarını toplayalım kaçarken gidenlerin,
    Ve anıları da satalım, anasını satayım...

    Bağıralım, sen de bağır iki sandalye..
    Masanın sesi soluğu kesilsin, mezarlık resitali , önemli bir ceset toplantısı,
    Yetişemesin, trafiğe takılsın aşk...
    O çekilin acelem var diye bağırarak eşlik etsin bize,
    Biz kanımızla trafiği tıkamaya devam edelim,
    Herkesin acelesi olsun, kimse kimseyi duymasın mesela...

    Bütün yaralar sen uyuduğun zaman kanasın,
    Hatta bu yaraların kanamasına olsun göz yumuşun,
    Sen dahil bütün kadınlar uyusun,
    'Seni seviyorum' diyerek arala gözlerini intera,
    Kimsenin kimseye aşkı anlattığın da inandıracak delili olmasın,
    Uykusuz intiharlar,rüyalarında neyi sakladıklarını söylemesin kimseye...

    Ve en büyük delil olsun ellerine bulaşmış gereksiz bir hasret,
    Hala cesedimin bir yanında eskimeyen bir yüzün var,
    Farkına varma hiç, uzağa var sen,
    Gözlerinde fer kalmayan adamlar neden dayak yediğinde değil de,
    Alnının ortasına bir hoşça kal yediklerinde ağlarlar billinmesin...

    Çocukluk hiç beceremediğim bir rol,
    Babil'in bahçelerinde asmalardan şarap toplamak kadar saf,
    Oysa amaç çocuk kalmak hayatta ,
    Büyümenin tadını bilmeden , istemeden , anneye karşı gelerek..

    " İlk çocuk olduğum da yirmiki yaşındaydım, sen uyuyordun... "

    Ve ölmek;
    Daha önce hiç yemediğin bir halt,
    Minnacık ellerinle jiletten yapılma halteri kaldırmak,
    Uzak bir yerde hayalini kurduğun toprak motifli bir gelecek...
    Yaşam içinde sürekli koşturmak ,ve nereye koştuğunu kestiremediğin,
    Yeri geldiği zaman öleceğiz dayatması değil gırtlağımızı rahatsız eden şey,
    Yeri ve zamanı gelmeden ölmeye başlamak...

    Gel;
    Yeri değil ölmenin , yeri değil...

    İki sandalye, masa ve çay,
    Birine sensizliğim oturuyor , birine benliğim...
    Masanın altına sakladığım densizliğim,
    Küfürbaz ağaçların dibine döküyorum çay kaşığıyla adını şimdi..
    Bardağı kan doldurur , kin doldurur , olur ya ben yokken şeytan doldurur,
    Sen sırtında onca ihanetle yorgun gelirsin,
    Bir bardak çay bıraktım masaya...
    Şimdi ben ,
    Def olup giderken,
    Gömüyorum ağacın dibine sol kolumu,
    Giderken koparıp gittiğini de ,
    Sen göm olur mu?



    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  • Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Coğrafyaşk

    Varlığın ;
    inançlarımın ortasına dikilen,
    nazi almanya'sının haçlı bayrağıdır şimdi...

    benim olmuşluğun ;
    senin yanında savaşa katılan osmanlı gibidir biraz...

    yokluğun da;
    sol elim yavuz'dur , ağzımın ortası mi-dilli...

    senin olmuşluğum ;
    filistin'de vurulan çocuk gırtlağında diyarbakır türküsü,
    ve sığ sular içinde ikimizi bağlayan,
    salaş bir istanbul boğazı gibidir sevgili...


    Gökhan İnesi
  • Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Bazen Unutuyorum

    O kadının unuttuğunu biliyorum artık,
    hem o kadın, hiç düşünmezdi kendini , gerçi o bunu bilmiyordu.
    olduğu gibi kendini, içimde unutmasına ben de kızdım tabi.
    ama buna ben izin verdim.
    ulan ne çok babama benzedim,
    hem izin verip hem kızıyorum.
    o kadar olmaz be dedim,
    yuhh sana dedim,
    zaten ben hep derim.
    ama artık önemsemiyorum, dediklerimi de unutuyorum iki dakika sonra...
    bu kadının yüzünden hakim bey...
    ne hakimi yahu, neyse.
    ne demiştim?
    ha demiştim ki , zaten ben hep derim böyle...

    iki kadeh rakı ile akordunu yaptıktan sonra gırtlağımın,
    tahtası çürük kemanda kendi kendine bir şeyler söylemeye başlıyor.
    ona da kızarım, kall eşlik ederim .
    hatta iki kadehin üstüne meze olsun diye ,
    şarkı bile söylerim.
    kavga ederiz bazen şarkı beni söyler,
    ki bazıları var arasında dinime imanıma bile söver.
    üstümü başımı yırtar bazen de şarkılar.
    üçüncü kadehe saygısızlık olmasın diye,
    gider üstümü başımı değiştiririm ben...
    kollarımı kaldırırım ve yüzümü eğerim yere doğru,
    boynu dar yoksa giyemiyorum kazağı.
    yere takılır gözlerim bir süre, yere atılırım.
    o halı,
    halı desenleri,
    garip şekiller,
    bu halıyı ne zaman almıştım ben?
    dedim ya unutuyorum,
    sen bu halıya mı basarak gitmiştin?
    kollarımı indiriyorum kaldırdığım yerden,
    kaldığım yerde kolumu da unutabiliyorum...
    ulan sen yoksa bu kapının mı kolunu kırdın giderken?
    duvardaki saatte ne garip bu aralar,
    bazen o ***** da bana benzemeye çalışıp unutuyor kendini.
    hep aynı yerde takılıp kalıyor,
    sen o saatte mi gittin? hatırlamıyorum ki...
    dedim ya ben de takılıp kalıyorum yere.
    kafamı vurduğumdan olsa gerek hatırlamayışım...
    bazen ayağımı takıyorum telefon kablosuna, sesin düşüyor.
    bazen de seninkilerin dizini kırıp sesine takıyorum ayağımı,
    en azından benimkiler senden daha yavaş gidiyor,
    birden gitti mi sesin, sesim kesiliyor,
    sonra onu da unutuyorum ya neyse, saçmalık bu...
    bazen akvaryumda iki balık var, onları seyrediyorum,
    canları sıkkın öyle geziyorlar, kıyamıyorum onlara da rakı veriyorum.
    bir süre sonra birbirlerini sevdiğini söylemeye başlıyorlar, ah delilik bu...
    gerçi onlar da benzedi bana , hemen unutuyorlar,
    kalkıyorum zar zor,
    ayakkabılığa bakıyorum sonra, buradan mı aldın sen ayakkabılarını?
    ben yalın ayağım da bu ayakkabılık bile sarhoş olmalı...
    almış üzerine bir sürü ayakkabıyı giymeye çalışıyor, vay ***** vay!
    o öyle mi olur hiç dedim hepsini attım üzerinden.
    bizim mahalle buna cinnet diyor, anlamıyorlar!
    ayakkabılık bile bana benzemiş, bir sürü bağ dolamış boynuna intihar ediyor...
    ki ben bunu onun yüzüne de söyledim, bak yavrum! birden fazla intihar gerçekten giyilmiyor.
    neyse işte kadın bazen sarhoş oluyorum , elimde değil...
    kısık sesli küfürler ediyorum , kemanlar balıklar şarkılar hep birlikte kor oluyoruz,
    akordu yapabildiğim zaman koro olduğumuz da oluyor,
    ama merak etme iyiyim sevgilim, anormal bir durum yok.
    içiyorum bildiğin gibi...
    bilmediğin gibi sarhoş oluyorum,
    bazen açamıyorum rakı şisesini ve kendimi,
    şişeyi kafasından bıçaklarken yakalıyorum...
    kendi kendime kumar bile oynuyorum artık...
    herşeye bir kulp bulmuyorum,
    intihar etmeyi falan da bıraktım...
    kumar blöf işi sevgilim,
    söyle bakalım ne var elinde,
    beni elinde as!
    neyse bazen bir iki harf de unutuyor olabilirim,
    benim elimde as var,
    ulan bak yine unuttum!
    benim elimde aşk var!
    -heh, oldu...

    gülme, biliyorum kaybedeceğim...
    hem ben bazen kaybettiğimi bile unutuyorum...




    Gökhan İnesi
    Özlem bunu beğendi.
  • Sayfayı Paylaş