günlük

Konu 'Dil ve Anlatım 11. Sınıf' bölümünde look tarafından paylaşıldı.

  1. look

    look Üye

    Katılım:
    7 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    hocamız beş gün için günlük yazmamızı istedi yardım edebilecek olan var mı?
  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Arkadaşım bunun ne yardımı olucak bu kadarda abartmayın ya.sadece 1 gün içerisinde yaşadıklarını anlatıcaksın bukadar!!
  3. öğrenci9

    öğrenci9 Üye

    Katılım:
    20 Aralık 2009
    Mesajlar:
    111
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    1 .O günkü, o günle ilgili.
    2 .Üzerinden gün geçmiş veya geçecek:
    "On günlük çocuk. Sekiz günlük gezi."- .
    3 .Her gün yapılan, her gün yayımlanan, her gün çıkan:
    "Günlük gazete."- .
    4 .isim Günü gününe tutulan hatıra, günce, muhtıra.
    5 . isim, edebiyat Günü gününe tutulan anı yazısı veya bu yazıları içine alan eser, günce.
  4. öğrenci9

    öğrenci9 Üye

    Katılım:
    20 Aralık 2009
    Mesajlar:
    111
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    İyi Kötü her gün yanımızda olan en yakın sırdaşımız şüphesiz günlüklerimizdir. Özellikle lise döneminde okuyan gençler günlük tutmaya çok özen göstermekteler. Peki hayatımızın önemli bir parçası olmayı başarmış günlüklerin genel özellik ve örneklerini hiç merak ettiniz mi? Eğer ettiyseniz bu yazımızı okumanızı tavsiye ederiz…

    Türk edebiyatında “günlük” terimini ilk kez Falih Rıfkı Atay kullanmıştır. Kısaca günlük, bir kişinin düşüncelerini, duygu ve gözlemlerini günü gününe yazdığı ve o günün tarihini koyduğu yazılardır. Günlük bir tür anıdır. Ancak günlük günü gününe yazılır, anı ise olayların yaşanmasından sonra kaleme alınır. Bir edebiyat türü olarak asıl kimliğini 1940’tan sonra kazanmaya başlayan günlük türünün başlıca özellikleri şunlardır:Kısa yazılardır.Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.Yazarın hayatından izler taşır.İçten ve sevecendir.Ruzname de denir.Türün ünlüleri, Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu, Nurullah Ataç,İlhan Berk, Salah Birsel’dir.Divan edebiyatındaki “vakayinameler” bir tür günlük sayılır.Kimi roman ve hikayelerde “günlük”, bir anlatım biçimi olarak kullanılabilir.Anlatımda “iç konuşma” tekniğinden yararlanılır.
    Türk edebiyatında “günlük” terimini ilk kez Falih Rıfkı Atay kullanmıştır. Kısaca günlük, bir kişinin düşüncelerini, duygu ve gözlemlerini günü gününe yazdığı ve o günün tarihini koyduğu yazılardır. Günlük bir tür anıdır. Ancak günlük günü gününe yazılır, anı ise olayların yaşanmasından sonra kaleme alınır. Bir edebiyat türü olarak asıl kimliğini 1940’tan sonra kazanmaya başlayan günlük türünün başlıca özellikleri şunlardır:

    Kısa yazılardır.
    Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
    Yazarın hayatından izler taşır.
    İçten ve sevecendir.
    Ruzname de denir.
    Türün ünlüleri, Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu, Nurullah Ataç,İlhan Berk, Salah Birsel’dir.
    Divan edebiyatındaki “vakayinameler” bir tür günlük sayılır.
    Kimi roman ve hikayelerde “günlük”, bir anlatım biçimi olarak kullanılabilir.
    Anlatımda “iç konuşma” tekniğinden yararlanılır.
    Bazı Günlük Örnekleri :

    ALİ CANİP YÖNTEM’DEN
    Cuma, 5 Mart 1920

    Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Bey’le Cafer, Ömer’i ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.

    Cumartesi, 6 Mart 1920

    Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömer’in odasına girdim. Bitap yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane… Ben Canip’e gideceğim!” demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer!” diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı?” dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip!” dedi, yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39,2” şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi?” Kafasını salladı “Git, git!” dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum. Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var?” dedim. “Sizi Tıbbiye’den istiyorlarmış. Rıdvan Beyler’de bekliyorlar” cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!…
  5. öğrenci9

    öğrenci9 Üye

    Katılım:
    20 Aralık 2009
    Mesajlar:
    111
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    28 Aralık Çarşamba

    Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeye gör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor… Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak,” demişti. “Haydi haydi,” demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek. Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.

    On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osman’ı yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam”ı özlüyordu.

    (Anılarda Görmek)

Sayfayı Paylaş