Halk edebiyatı ve göstermeye bağlı edebiyat 10. sınıf ders notları

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde Özel Üye Esra tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Özel Üye Esra

    Özel Üye Esra Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.272
    Beğenileri:
    465
    Ödül Puanları:
    83

    Halk edebiyatı ve göstermeye bağlı edebiyat 10. sınıf ders notları olan var mı? Salı günü yazılım var. Ne ders notlarım var ne de ders notları alacak bir arkadaşım. Yardım ederseniz çok sevinirim.
  2. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Halk edebiyatı ve göstermeye bağlı edebiyat 10. sınıf ders notları olan var mı? Salı günü yazılım var.
    Genişletmek için tıkla...

    TÜRK HALK EDEBİYATI

    Türk Edebiyatının başlangıcından günümüze kadar halk arasında gelişen yabancı etkilerden kısmen uzak kalan edebiyattır.

    Halk Edebiyatının Genel Özellikleri:

    Ø Nazım birimi dörtlüktür. Hece ölçüsü kullanılır. (Bazen aruz kullanılır)

    Ø Genellikle yarım kafiye kullanılır. Redif yaygındır.

    Ø Koşma, semai, Türkü, mani gibi nazım şekilleri kullanılır.

    Ø Dil sadedir, içten bir söyleyiş hakimdir. Sanat ve süs ikinci plandadır.

    Ø Aşk, tabiat, ayrılık, ölüm, yiğitlik eleştiri, din vb. konular işlenir.

    Ø Konular yerlidir, soyut düşünce pek yoktur.

    Ø Genellikle saz eşliğinde, özel bir ezgiyle söylenir.

    Halk edebiyatı üç bölüme ayrılır:

    1. Anonim Halk Edebiyatı:

    ü Söyleyeni bilinmeyen eserlerden oluşur.

    ü Destan mani türkü, ninni, bilmece, karagöz, ortaoyunu, masal vb. nazım ve nesir şekillerinin kullanılır.

    ü İslâm öncesi Türk ed. özelliklerini sürdürür.

    2.Aşık Edebiyatı:

    ü Âşık adı verilen halk şairlerinin eserlerinden oluşan halk edebiyatı koludur. Koşma , koçaklama, ağıt vb. eserler bu edebiyata aittir. Aiık edebiyatında usta-çırak geleneği vardır. Aşıklar köy köy gezerek eserlerini, köy odalarında, kahvelerde, şenliklerde halka dinletirler.

    ü Toplumun hayat tarzı bu geleneği beslemiştir. Her dönemde yetişen usta ozanlar vardır. Günümüzde de bu edebiyat sürdürülmektedir.

    En Önemli Aşık Edebiyatı Şairleri:

    Karacaoğlan: 16-17 asırda yaşamıştır. Güney Anadolu bölgesinde yetişmiştir. Halk ed.nın en güçlü ozanlarındandır. Sade bir dille ve hece vezniyle söylemiştir. Güzellik, coşku, doğa şiirlerindeki önemli konulardır. Daha çok koşma ve semai türünde eser vermiştir. Köroğlu: 16. asırda yaşadığı söylenir Bolu Beyi ile yaptığı mücadele ile bilinir. Haksızlıklarla mücadele etmiş. Şiirlerinde de bu konular ve kahramanlık duygusu işlenmiştir. Daha çok koçaklama türünde eser vermiştir.

    Kayıkçı Kul Mustafa: 17. asırda yaşadığı söylenir. Yeniçeri ocağından yetişmiştir. Daha çok Destan ve Türkü şeklinde eserler vermiştir.

    Aşık Ömer: 17. asırda yaşamıştır. Divan şiirininden etkilendiği için şiirleri sade değildir.Aruz vezni ile de yazmıştır. Koşma, nefes, destan, semai vb. türlerde eser vermiştir. Şiirlerinde zamanın aksaklıkları ile ilgili taşlamalar da vardır.

    Gevheri: 18-19. asırlarda yaşamıştır. Divan edebiyatından da etkilenmiş. Divan ed. nazım şekillerinde de eser vermiştir. Hece vezni ile koşma, türkü taşlama vb. nazım şekillerini kullanmıştır. Aşk, gurbet, ayrılık konularını ince bir duyarlılıkla işler.

    Dertli: 19. asırda yaşamıştır. Hem hece hem de aruz vezni ile şiir yazmıştır. Şiirlerinde divan ve tasavvuf ed.kültürünün izleri görülür. Koşma ve semaileri asıl kişiliğinin görüldüğü nazım şekilleridir.

    Dadaloğlu: 19. asıda Toroslar’da yaşamış Avşar Türklerine mensup bir şairdir. Şiirlerinde içli, özlü, yiğitçe bir söyleyiş hakimdir. Aşk, doğa, savaş konularını işler. Daha çok, semai, varsağı, koşma ve destan türlerinde yazar.

    Erzurumlu Emrah: 19. asıda yaşamış, medrese eğitimi almış, divan ve tasavvuf ed. kültüründen etkilenmiştir. Divan ed. nazım şekillerini de kullanmış. Daha çok koşma ve semai türünde başarılı eserler vermiştir.

    Bayburtlu Zihni: 19. asırda yaşamış, medrese eğitimi almış, divan ve tasavvuf ed. kültüründen etkilenmiştir. Divan ed. nazım şekillerini de kullanmış. Divanı ve Sergüzeştname adlı bir mesnevisi vardır Hece ile yazdığı aşık tarzı şiirlerde daha başarılıdır.

    Aşık Veysel: 20 asıda yaşamıştır. Küçük yaşta gözlerini kaybettiği için kendini sazına vermiştir. Şiirlerinde aşk, yurt, toprak sevgisi dikkat çeker. Şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır. Halk şiirinin son büyük ustası olarak anılır. Şiirleri Ü. Yaşar Oğuzcan tarafından Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitapta toplanmıştır.

    3.Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı:

    ü Halk şiirinin özelliklerini taşıyan ancak konu olarak dini içerikli şiirlerin oluşturduğu edebiyattır.

    ü Anadolu’da 12. asırdan itibaren gelişmiştir.

    ü Bu edebiyatın mensupları genellikle bir tarikata mensuptur.

    ü Amacı insanlara tasavvuf düşüncesini benimsetmektir.

    ü Zaman zaman aruz vezni ve divan ed. nazım şekilleri kullanılır.

    ü Konu olarak, Allah aşkı, dünyanın geçiciliği, insan sevgisi, ölüm, ahıret, güzel ahlâk vb. işlenir.ü Genel olarak korkutucu değil sevecen bir yaklaşım vardır.

    ü İlâhi, nefes, nutuk, deme, şathiye, devriye gibi nazım türleri kullanılır.ü Şiirlerin çoğu bestelidir.ü Bu edebiyatın kurucusu Hoca Ahmet Yesevi, en güçlü temsilcisi Yunus Emre’dir.

    En Önemli Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı Şairleri:

    Ahmet Yesevi: 12. asırda yaşamış, Tasavvufun esaslarını anlatan hece vezni ile dörtlük halinde yazdığı Hikmet’lerini bir Divan-ı Hikmet adı altında toplamıştır. Bu şiirlerin dili Doğu (Çağatay) lehçesidir.

    Mevlânâ Celâleddin Rûmî: 13. asırda yaşamıştır. Tasavvuf edebiyatının en büyüklerindendir. Aynı zamanda âlim ve filozoftur. Şems-i Tebrizî adlı filozoftan etkilenmiştir. Eserlerini Farsça yazmıştır. Mesnevi adlı eseri tüm dünyada hâlen okunmaktadır. Divan-ı Kebir, Fih-i Ma Fih, Mektuplar, Rübailer, Mecâlis-i Sab’a adlı eserleri de vardır. Eserlerinde İslâm düşüncesi, vahdet-i vücut felsefesi, insan sevgisi gibi konular işlenir.

    Sultan Veled: Mevlânâ’nın oğludur. Mevlevîliği halka yaymak için çalışmış ve Türkçe şiirler yazmıştır. Mesnevi şeklinde İbtidanâme, Rebabnâme isimli eserleri vardır.

    Hacı Bektaş Veli: 13. asır tasavvuf şairidir Ahmet Yesevi’nin işaretiyle Anadolu’ya gelip yerleşmiş, büyük bir Türk mutasavvıfıdır. Yeniçeri ocağında yaygın olan Bektaşilik, talebeleri tarafından kurulmuştur. Makalât isimli eseri bilinmektedir.

    Hacı Bayram Veli: 15. asır tasavvuf şairidir. Bayramiye tarikatinin kurucusudur. Hece vezni ile yazılmış ilâhileri günümüzde de okunmaktadır.

    Yunus Emre: 13. asır tasavvuf şairidir. Tasavvuf edebiyatının en güçlü şairidir. Tapduk Emre dergâhında yetişmiştir. Şiirlerini hem aruz hem de hece vezni ile yazmıştır. Divan’ı ve Risaletü’n Nushiyye adlı mesnevisi vardır.

    Eşrefoğlu Rûmi: Yunus Emre’nin etkisinde kalmış bir şairdir. İlâhileri günümüzde de söylenmektedir.

    Seyyid Nesimi: 14. asır şairidir. Şiir ve düşünceleri şeriata aykırı bulunduğu için öldürülmüştür. Tebriz’de yaşamıştır. Farsça ve Türkçe Divan’ı vardır.

    Kaygusuz Abdal: 15.asırda yaşamıştır. Yunus Emre’nin izinden gitmiştir. Bektaşi şiiri geleneği kurucularındandır. Nükteli, alaycı bir üslûbu vardır. Hem aruz hem de hece veznini kullanmıştır. Nefes’lerinin yanında Budalanâme adlı bir nesir eseri vardır.

    Pir Sultan Abdal: 16. asırda yaşamıştır. Alevi geleneğine mensup bir şairdir. Osmanlı Devletine karşı bir ayaklanma düzenlemeye kalkıştığı için Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından isyancılarla beraber öldürülmüştür. Alevi geleneği inanışlarını nefes’ lerinde coşkulu olarak dile getirilmiştir. Zaman zaman Osmanlı Devletine karşı söylemleri de göze çarpar.

    Ahmet Fakih: 13. asırda yaşamıştır, Çarhname adlı 100 beyitten oluşan tasavvufi bir eseri vardır

    Aşık Paşa: Tasavvuf düşüncesini yazmak amacı ile yazdığı Garipnâme adlı mesnevi tarzındaki eseri ile ün kazanmıştır.







    Göstermeye Bağlı Edebi Metinler

    Göstermeye bağlı edebî eserler tiyatrolardır.



    Olmuş ya da olması düşünülmüş birtakım olayların sahne üzerinde, gerçeğe uygun bir şekilde oyuncular tarafından gösterilmesine tiyatro denir.


    Tiyatro türü, Yunanlıların MÖ 6. yüzyıldaki dinsel törenlerinden (Bereket tanrısı Dionysos adına düzenlenen şenliklerden) doğmuştur.

    Tiyatronun ögeleri:



    Tiyatronun seyirci, oyuncu, sahne, eser, dil ve ifade gibi öğeleri vardır.

    Tiyatro eserlerinde oyunun temeli konuşmaya dayanır. Bu bakımdan tiyatroda konuşma üslubu ağır basmaktadır.



    Tiyatro eserinin diğer temel özelliği okunmak için değil, oynanmak için yazılmış olmasıdır.



    Tiyatro türünü iki grupta ele alabiliriz:



    1- Geleneksel Türk Tiyatrosu: Çağlar boyunca sürüp geldiği ve doğrudan doğruya Türk kültürünün ürünü olduğu için geleneksel Türk tiyatrosu adı verilen tiyatro türleri Karagöz, orta oyunu, meddahlık ve köy seyirlik oyunlarıdır.



    2. Modern Türk tiyatrosu: Türk edebiyatında ilk tiyatro eseri örneği Tanzimat Döneminde Batı etkisiyle verilmiştir. İlk tiyatro eseri, Şinasi'nin "Şair Evlenmesi" adlı oyunudur.



    Modern tiyatro eserleri konularına göre üçe ayrılır:



    TRAJEDİ

    İlk tiyatro türünün adıdır. Klasik dönem trajedisinin özellikleri şunlardır.

    Manzum olarak yazılır.
    Konularını mitoloji ve tarihten alır.
    Oyun kahramanları soylu kişilerden seçilir.
    Trajediler erdem ve ahlâk temeli üzerine kurulur.
    Vurma, yaralama, öldürme olayları sahnede gösterilmez; konuşmalarla duyurulur.
    Sade, açık, anlaşılır bir dil kullanılır. Halk diline yer verilmez.
    Üç birlik kuralı (Konunun bir günle, bir mekânla ve tek bir olayla sınırlandırılması ) uygulanır.


    KOMEDİ

    İnsanların ve olayların gülünç yanlarını göstermek için yazılan tiyatro türüdür. Klasik komedyanın özellikleri şunlardır.

    Kişilerde ya da toplumda görülen aksaklıklar, gülünç taraflar sergilenerek seyirciyi hem güldürmeyi hem de düşündürmeyi amaçlar.
    Kişiler toplumun her kesiminden olabilir.
    Her türlü olay sahnede canlandırılır.
    Konuşma dili kullanılır.
    Nazım ve nesirolabilir.
    Üç birlik kuralına uyulur.
    Yalnız güldürme amacı güden komedilere vodvil (entrika komedisi), abartılı hareketlerle sivri esprilerle güldürmeyi amaçlayan komedilere fars (kaba güldürü), gerçekte güldürücü olmayan bir olayı gülünçleştirerek işleyen komedilere parodi, yergiye dayanan komedilere satir, bir kişinin karakterini ortaya koymak için yazılan komedilere karakter komedisi denir.


    DRAM

    Dramlarda, trajedilerde işlenen acıklı olaylarla komedi oyunlarında işlenen güldürü unsurları bir arada işlenir.

    Bu türün özellikleri şunlardır:

    Hem acıklı hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi bir arada bulunur.
    Olaylar tarihten ve günlük olaylardan alınır.
    Kişiler toplumun her kesiminden olabilir.
    Üç birlik kuralına uyulmaz.
    Nazım ya da nesir şeklinde olabilir.
    Kahramanlar ait oldukları çevrenin diliyle konuşurlar.
    Perde sayısı sınırlı değildir.
    Başlıca dram çeşitleri şunlardır.

    Melodram: Heyecan verici, acıklı ve duygusal olaylara dayanan müzikli drama

    melodram denir.

    Feeri: Masalımsı oyunlara feeri denir.


    GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

    Çağlar boyunca sürüp geldiği ve doğrudan doğruya Türk kültürünün ürünü olduğu için geleneksel Türk tiyatrosu adı verilen tiyatro türleri şunlardır:



    Karagöz

    Bir beyaz perdenin arkasına konulan bir ışıkla ve bu ışığın önünden geçirilerek perdeye yansıtılan şekillerle oynanan bir perde oyunudur.

    Oyunun kahramanlarından Karagöz, saf ve temiz ruhlu, olayların gülünç taraflarını büyük ustalıkla yakalayan, zeki, okumamış fakat irfan sahibi Türk halkını temsil etmektedir.

    Hacivat ise medrese tahsili görmüş, sofu, görgülü, yabancı kelimelere sıkça yer veren bir tiptir.

    Karagöz oyunu, seyircileri güldürmeyi fakat güldürürken düşündürmeyi amaçlar.

    Dört bölümden oluşur:

    Giriş (Mukaddime): Hacivat'ın müzik eşliğinde perdeye geldiği kısımdır. Bu bölüm, Hacivat ile Karagöz'ün kavga etmesine kadar sürer.

    Muhavere (Söyleşme): Oyunun ana tipleri olan Karagöz ve Hacivat arasında geçer. Bu bölüm yanlış anlaşılmalarla gelişir. Olmayacak bir olay gerçekmiş gibi anlatılır, sonra bunun bir rüya olduğu anlaşılır.

    Fasıl: Asıl oyunun bulunduğu bölümdür. Bu bölüme Zenne, Tuzsuz Delibekir, Efe, gibi tipler de katılırlar.

    Bitiş: Oyundan çıkartılacak dersin söylenip, kusurlar için özür dilendiği bölümdür.


    Orta Oyunu

    Dört bir yanı seyircilerle çevrilmiş bir meydanda, herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan oynanan oyundur. XIX yüzyılda Karagöz ve meddah oyunlarının gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.

    Oyunun kahramanlarından Pişekar, Karagöz oyunundaki Hacivat'ın; Kavuklu da Karagöz'ün karşılığıdır.

    Ortaoyunu dört bölümden oluşur:

    Giriş: Pişekârın müzik eşliğinde oyunu takdim ettiği bölümdür.

    Tekerleme: Pişekârla Kavuklu arasında geçen ve Kavuklu'nun gerçekleşmesi mümkün olmayan hayalî bir olayı ( genellikle rüyayı) olmuş gibi anlattığı kısa konuşmadır.

    Fasıl: Asıl oyunun ortaya konulduğu bölümdür. Bu bölümde Pişekâr ve Kavuklu'nun yanısıra zenne, Kayserili, Külhanbeyi, Cüce ve Kambur, Laz, Arnavut, Çelebi, Rumelili gibi oyunun diğer kahramanları da yer alır.

    Bitiş: Pişekâr ile Kavuklu, kendi aralarında kısa bir konuşma yaptıktan sonra "Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola" diyerek bir sonraki oyunun adını ve yerini belirtirler ve oyun sona erer.

    Karagöz oyunundan tek farkı, Karagöz oyununun perdeye yansıtılan gölgeler tarafından, orta oyununun ise canlı kişiler tarafından sergilenmesidir.

    Gerek Karagöz oyunu, gerekse ortaoyununda konu ve olayın ana hatları bellidir. Fakat yazılı bir metin olmadığı için oyuncular kendi yetenekleri doğrultusunda doğaçlama olarak oyunu sergilerler.


    Meddah

    Bir tek kişinin bir olayı veya hikâyeyi seyirci önünde hareket ve taklitlerle canlandırması sanatına meddahlık denir. Bu sanatı sergileyene de meddah denir.

    Meddahlık hareketten çok ses taklidi, jest ve mimiklere dayanan bir sanattır. Meddah her türlü insan sesini, ağlama, gülme gibi her türlü duyguyu, hareketi, doğayla ilgili türlü durumları başarıyla taklit eder.

    Aksesuar olarak kullandığı mendil ve sopasıyla bir iskemleye oturarak söze, nükteye ve taklide dayanan hünerini sergiler.

    Günümüzdeki stendapçılara modern meddah denilebilir mi? Tartışınız.



    Köy Seyirlik Oyunları

    Yılın belli günlerinde, düğünlerde, bayramlarda, kutlama törenlerinde oynanan köy oyunları davardır.

    Bu oyunlarda da ana öge taklittir ve yazılı bir metin bulunmaz. Oyuncular da halktan insanlardır. Oyun belli bir olay seçilerek hiç hazırlık yapılmadan sergilenir. Amaç birlikte eğlenerek hoş vakit geçirmektir.

    Köy oyunlarının Karagöz ve orta oyunundan farklı yönü, oynadıkları yörelerin özelliklerini taşımalarıdır. Yöre insanının yaşayış biçimi, gelenekleri, mizah anlayışı oyunlara büyük ölçüde yansır.

    Modern tiyatro ile geleneksel Türk tiyatrosu arasındaki farklılıklar:

    1. Modern tiyatro, bir metne dayanılarak hazırlanır. Geleneksel Türk tiyatrosunda ise metin yoktur, tespit edilmiş bir olay vardır ve bu olay metinsiz ve hazırlıksız olarak sahnede canlandırılır.

    2. Modern tiyatroda, sergilenmeden önce defalarca prova yapılır. Geleneksel Türk tiyatrosunda ise prova yapmadan sahnelenme söz konusudur.



    Bunlar yeterli mi sizin için?
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  • Özel Üye Esra

    Özel Üye Esra Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2009
    Mesajlar:
    1.272
    Beğenileri:
    465
    Ödül Puanları:
    83
    Çok sağol. Dualarım seninle. Allah senden razı olsun.
  • Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Çok sağol. Dualarım seninle. Allah senden razı olsun.
    Genişletmek için tıkla...

    Allah hepimizden razı olsun..
    Sen de sağ ol.. : )
  • Konu Durumu:
    Mesaj gönderimine kapalı.

    Sayfayı Paylaş