Harun Tolga Peker ~ Şiirleri ve sözleri.

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Hera. tarafından paylaşıldı.

  1. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.

    Kalbi kırılmış birinden, seni tamamlamasını isteyemezsin.

    Harun Tolga Peker
  2. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Seninle hayallerimiz ve düşüncelerimiz farklı olabilir lakin kalbimiz aynı oranda büyük. Ne ben seni fazla sevebilirim ne de sen benden fazla nefret edebilirsin, ki ben ne kadar içime attıysam, o kadar büyüttüm seni..

    Gördüğün gibi biri değilim ama dokunduğunda içini parçalayan biri olmak isterdim. İçimde uçurumlar var, yüksek binalar, topuklu ayakkabı sesleri ve uykusuzluk. Sen içinden çıkamadığım bir durumsun, çıkmaz sokağın sonundaki duvarsın, elini uzatsan aşacağım tüm engelleri, tabiatı kucaklayacağım, yüzüne dokunacağım kimsesiz çocukların, tanrıyla daha iyi anlaşacağım, rakıyı bırakacağım, sana tutunacağım, söz veriyorum sana sarılacağım..

    Bizi yeryüzünde yan yana görmek isteyenler var, gökyüzünde. Kuşlar var, kanadını yalnızlıktan uçağa çarpmış kuşlar. Tanrı var, bizi iki nokta gibi yan yana getiren ve şimdi sayı doğrusunun iki farklı ucu yapan. Bekliyorum, senden ve tanrıdan vazgeçmeyeceğim..

    Her an seni düşünüyorum. Seni düşündüğüm her anı fotoğraflaştırmak isterdim. Bakıp bakıp ağlamak, ağlayıp ağlayıp içmek, ama ben rakıyı bıraktım, benim seni bıraktığım yerde ellerini uzatmanı bekliyorum.

    Yüzümde gördüğün yüz benimdi, şimdi yok, dönemiyorum. Gel lütfen,sınıfın ortasında arkadaşını rezil ettikten sonra pişman olan çocuğun yanakları gibi kızarsın gururun yüzü, seni seviyorum...

    Harun Tolga Peker
  3. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Çok bekleyeceksin, az bile gelmeyeceğim sana...

    Harun Tolga Peker
  4. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Gün gelir birine kalbinizi açarsınız, biraz zaman geçer içinize atarsınız, ve en son elinizde boşluk, kalbinizde acı, gözünüzde yaş kalır..

    Harun Tolga Peker
  5. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    O gün bana sarılsaydın belki hava ılıklaşır, sahilde çay içerdik.

    Kapalı havalarda açık konuşmak cesaret ister. Bu yüzden sen gözlerime bakıyordun, demir halatları kopan bir asansör içimde ki boşluğa düşüyordu, parmak uçların elimin üzerinde emekliyordu, uzay içimde ki boşluğa düşüyordu, susuyordun..

    Seninle ben gri bir pazar gününün utangaç çocuklarıydık. Ben kalabalığın ortasında seni kaybetmekten korkuyor, sen kalabalığa göğsünü gerip yol açıyordun, elini tutsaydım keşke.
    Affet insan sevdiği kişinin yanında olduğunda aklını kullanamıyor.

    Çünkü sen başını öne eğmiş bana doğru yürüyordun, merhametliydin. Gözlerinde ki yorgunluğu gülüşünde saklamaya çalışan bir anne gibiydin. İlk dokunuş, iki ülke arasında ki savaş kadar soğuktur ama senin avucunun içinde yeni doğmuş bebekler vardı, ısı vardı, huzur vardı, heyecan vardı. Eline ilk dokunduğumda evimi terk etmeye karar verdim..

    Uzaklık bir öykü birimidir canımın içi ve seni o kadar çok seviyorum ki buna sen bile inanmıyorsun.
    Keşke o gün ben sana sarılsaydım, belki hava daha çok soğur, sana da daha fazla sarılırdım..

    Harun Tolga Peker
  6. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Sesin kalabalıktı, senin soluğunu dinledim ben..

    Harun Tolga Peker
  7. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    İçimizi açacağını zannettiğimiz insanlar hep içimizi acıttı ve sevgi denilen duygunun her acıyı örteceğine inanarak büyüdük, çünkü inançlı insanlardık, çünkü acıtılmaya ve unutulmaya meğilli insanlardık..

    Harun Tolga Peker
  8. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Sanki bir kamyon şiir yüklemişler yüzüne
    Öyle hüzünlü gülüyorsun
    Öyle anlamsız bakıyorsun ki
    Sanki ben Farsça bir cümleyim

    Seninle anlaşmamız lazım
    Bir kağıt üzerinde ya da iki kalp arasında
    Seni kırarsam
    Bana darılabilirsin bu makuldür
    Seni öpersem
    Avuç içini yanağıma yapıştırabilirsin
    Bu suçtur

    Belki bir gün bir filmin aynı yerinde ağlarız seninle
    Ya da birbirimize sarılamadan sen kendi yolunu çizersin
    Ben o yolun kenarında bir tabela olurum ne olduğum önemsiz
    Nasılsa bir gün bir araba bana çarpar

    Düşün işte beni düşün ulan
    Yalnızlığımı anla
    Yalnızlığına ağla
    Çok mu şey istiyorum senden bu kara parçası yüreğimle
    İki cümleyi bir araya getiremezken şiir yazıyorum sana
    Saçların kadar kısa şimdi hayat
    Ağzından dökülen olumsuz bir cümle kadar uçurum

    Fazla bir şey istemiyorum senden
    Elimi tut
    Bana sarıl
    Beraber ölmeyeceksek de
    Beraber olalım
    Saçların kadar kısa hayat..

    Harun Tolga Peker
  9. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Aşk; beklenmeyen ve bekletmeyendir.

    Harun Tolga Peker
  10. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.610
    Beğenileri:
    806
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Kan Falı \ Dördüncü Bölüm

    Sinirli olduğu vücudunu görebildiğim yerlerinden anlaşılabiliyordu. Kulakları kızarmış, dişlerini sıkmış, ağzında sert bir cisim varmış gibi mırıldanıyordu, ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmiyordu, kaybetse ben bulur saklardım o güzelliğin bir parçasını ömrümün sonuna kadar.

    Beresini yanındaki koltuğa koydu, montunun sol cebinden sol eliyle sigarasını çıkardı ve torpidonun üzerinde duran çakmağını sağ eliyle aldı, o birkaç saniye arabayla bir ilgisi yoktu, sanki arabayı Tanrı kullanmıştı. Ben arka koltukta oturmuş, Tarlabaşı’nın tarihini düşünüyor, travestilerine bakıyor, pezevenklerle göz göze geliyor ve bir çiçek satıcısının genç bir çocuğa verdiği, içinde minik renkli birkaç hapın bulunduğu pakette bakışlarımı sonlandırıyordum. Baş pilotum, sigarasından nefesler almaya devam ederken, arabaya binerken topladığı saçlarını tekrardan özgürlüğüne bıraktı ve siyah lastiği çıkardığında insanı rahatlatan, ak ve pak bir sabun kokusu yayıldı arabanın içine. Kokunun etkisiyle az kalsın; ‘’lütfen bu sokaktan saha dön, çocukluğuma inelim’’ diyecektim ki ani bir fren sesi ve arkasından baş pilotumdan gelen klasik müzik türünde bir küfür;

    -Önüne baksana lan sarhoş ****** çocuğu.

    Şaşkınlığımı, önümüzde elinde bir şişe şarapla duran, üzerindeki ceketi pişmanlıklarıyla yamamış, tozdan sakallarının rengi değişmiş, gözlerinde ki yorgunlukta ‘’az kaldı öleceğim, sen olmazsan bir başkası’’ diyen yaşlı adamla gizledim. Tekrardan hareket ettik, ve ben gözlerimi dikiz aynasından onu gözlerine yansıtarak sordum, onu tanımak adına ilk temas;

    -Her zaman böyle sinirli mi olursun, senin böyle şeylere alışkın olman gerekmez mi?

    Soruyu ona sorduğumun farkına, gözlerimizin dördüncü kez birleştiği dikiz aynasına baktığında anladı ve mahkeme duvarı suratı ile sakin bir ses tonu eşliğinde bir soru sorarak cevapladı;

    -Evet, her zaman böyle sinirliyim, söylediğin gibi işte alışkanlık, bu durumlara da alışığım küfür etmeye de.

    Ben muhabbet açmak için yer arıyorken, o muhabbeti sert bir kapıyı yüzüme çarpar gibi kapatıyordu. Ama bu sefer o kapıyı aralık bırakmıştı ve birkaç saniye sonra sordu;
    -Sen hiç küfür etmez misin?
    -Ederim tabi ki.
    -Mesela, en çok hangi durumlarda küfür edersin ?
    -Sadece aşık olduğumda.

    Sustu. Sanırım bu kez istemeden de olsa kapıyı ben kapatmıştım ama sakin ve sessizce, insanın uykudan uyandığı anda ki sersemlikle.

    Unkapanı köprüsünden geçerken, intihar etmeyi düşündüm, radyoda Fikret Kızılok’dan bir harmanım bu akşam çalıyordu. İnsan yıllardır tanıdığı birine aşık olabilirdi, ilk gördüğü birine de aşık olabilirdi ama birkaç saat önce terk edildiği birini de özleyebilirdi. Kendimden midem bulanıyordu şuan, baş pilotum bir sigara daha yakarken, anlamadığı bir konu hakkında soru sormaya çekinen bir öğrencinin cesaretini kırıp soruyu sorması gibi sordum;

    -Bir sigarada ben içebilir miyim?

    Beklemediğim bir hareketle karşılaştım ve sağ elinde ki paketi bana doğru uzattı gözlerini yoldan ayırmadan. Sigara paketini avucundan alırken, sağ elimin dört parmağı avucunun içine değdi, o an; idam sandalyesine oturtulmuş, vücuduna elektrik verilen bir mahkumdan farkım yoktu. İç organlarım birbirine karışmış, ayaklarım yerden kesilmiş, gözlerim karıncalaşmış ve dünya denen ekran bulanmıştı.

    Etkilenmek ve aşık olmak arasında ki o ince çizginin üzerindeydim şuan, kırk üç numaralı ayakkabılarımla, yumruk büyüklüğünde ki kalbimle, ve hayvanat bahçesi büyüklüğünde ki aklımla. Gideceğim yere yaklaşmıştık, birkaç yüz metre sonra inecektim ve belki bir daha hiç göremeyecektim saçlarının kokusuyla beni çocukluğuma indiren kadını, ilk gördüğümde kalbimi elleriyle çıkarmaya çalışan kadını, mücevher gözleriyle beni aydınlatan kadını.

    -Hala yakmadın sigaranı, dedi güven verici bir sesle.

    Bazen sadece bir sese güvenirsin, bir cümleye inanırsın ve bunun için hiçbir neden aramazsın. Bu ismini bilmediğim kadın, benim güvenim olma yolunda ilerliyor, inancımı toplama konusunda son sürat gidiyordu. Paketten bir dal sigara çıkardım ve yakmadım. Balat Devlet Hastanesi yazan ışıklı tabelayı gördüğümde, ayrılık vaktinin sadece birkaç metre sonra geleceğini fark ettim. Bir gece de iki ayrılık fiziğimi bozmaz ama psikolojimin ağzına sıçabilirdi.

    Son kez gözlerimi dikiz aynasına diktiğimde, gözlerini suretim ortasında buldum. Geç kalınmışlık ağlamak için müthiş bir nedendir.

    -Müsait bir yerde inebilir miyim? diye sordum.

    Hayır, inemezsin dese, o taksinin içinde onunla dünyayı dolaşabilir, ömrümü onunla birkaç metrekarelik alanda sonlandırırdım. Hastaneye birkaç metre kala durdu ve taksimetrede yazan miktarı cebimden çıkartmış ona uzatırken iki soru sordum;

    -Adını öğrenebilir miyim ve bir daha seni görmek istesem, desem beni yine tersler misin?

    Şaşkınlığı için onu affettim, böyle bir şey bana sorulsa üstelik elinde bir miktar para ile, küfrü basardım. O hiçbir tepki vermedi, ne adını söyledi ne de diğer sorumu cevapladı. Parayı verip, hayal kırıklığımla beraber arabadan indim ve hastaneye doğru ilerlemeye başlamıştım ki, kadife sesiyle arkadan seslendi;

    -Elif, adım Elif…

    Harun Tolga Peker

Sayfayı Paylaş