Hey Onbeşli Şiiri Ve Hikayesi.

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde HaYaT SéRSéRi tarafından paylaşıldı.

  1. HaYaT SéRSéRi

    HaYaT SéRSéRi Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2011
    Mesajlar:
    2.006
    Beğenileri:
    1.061
    Ödül Puanları:
    114
    Yer:
    uçurumun dibi.

    ONBEŞLİ TÜRKÜSÜ VE HİKAYESİ

    Hey onbeşli onbeşli
    Tokat yolları taşlı
    Onbeşliler gidiyor
    Kızların gözü yaşlı

    Aslan yarim kız senin adın Hediye
    Ben dolandım sen de dolan gel beriye
    Fistan aldım endazesi onyediye

    Gidiyom gidemiyom
    Az doldur içemiyom
    Sevdiğim pek gönüllü
    Koyup da gidemiyom

    (TRT Dörtlüğü)
    Gidiyom gidemiyom
    Sevdim terkedemiyom
    Sevdiğim pek gönüllü
    Gönlünü edemiyom

    Aslan yarim kız senin adın Hediye
    Ben dolandım sen de dolan gel beriye
    Fistan aldım endazesi onyediye

    Giderim ilinizden (elinizden)
    Kurtulam dilinizden
    Yeşil baş ördek olsam
    Su içmem gölünüzden

    Aslan yarim kız senin adın Hediye
    Ben dolandım sen de dolan gel beriye
    Fistan aldım endazesi onyediye



    Taş döşeli dar yollardan şakırtılı at arabalarının gelip geçtiği demlerde,

    Tokat bir dağ içindeyken
    Gülü bardağ içindeyken
    Yüzü kaleye bakan ahşap evlerden
    birinin şenliğiydi Hediye

    Adı gibi Haktan Hediye, üç eteği sırma işleme, başı Tokat işi yazmalı,yazmasının ucu pembe oyalı Endamı fidandan narince, boyu gül ağacı misali küçücek, alımlı, edalı bir kızcağız Tokat eşrafından kendi halinde bir ailenin evdeki tek çocuğu

    Kınalı Kazova üzümlerinin toplanıp pekmez yapıldığı, içi sırlı küplere asma yaprağı basıldığı aylarda Tahtoba köyünün saygın ailelerinden birinin oğlu Hüseyin görüverdi onu Tenhada buluştular, iki gencin yüreciği birbirine ısındıÇok geçmedi aradan, Tahtoba'dan dünürcüler geldi Hediye kızın evine Köy ağasıbabanın biricik oğlu Hüseyin'e istediler onu "Yaşı küçücek," dedi anası "Baba ekmeği yemedi doyuncaya dek" Bekleyeceklerini söyledi oğlan tarafı "Bizim oğlumuz da yeni yetme Söz edelim, aht verelim, bekleyelim Gül yanaklı Hediye bu yaz gelinimiz olur"

    Tez büyür kuzu misali kız kısmı da, yuvadan kuş misali kanatlanıp tez uçanımakbuldür Hele talibi Tahtoba'nın efendilerindense, bol haneye gelin gidecekse, anasının babasının adını saydıracaksa fırsat kaçırılmaz "Oldu," dedi büyükleri Hediye'nin ak ellerini bu bahar kınalayacaklardı Madem insan evladıydı isteyen, hayır işte acele etmek en güzeliydi Verdiler Hediye'yi bıyıkları yeni terlemiş Hüseyin'e Şerbetini içtiler, sözünü kestiler Tahtoba'nın ağası koçlar kurban etti, Hüseyin, endazesi on yedi kuruşa mor kadifeden fistanlık kumaş aldı Hediye'ye İpek bürüğe bürüdüler genç kızıBoynuna gümüş hamaylılar, alnına Hamidiye paralar taktılar Nişan gecesi Tokat'ın kadınları toplandı kız evinde, bakır tepsilerin arkasını tıkırdatarak oynadılar

    Kış gelmeden yaprak küpleri basıldı, erik ezmeleri, tarhanalar, sebze kuruları,setikler, yarmalar hazırlandı Bahar başında toplanıp yazıda kurutulmuşmadımaklar çıkınlandı Kasım yağmurları Yeşilırmak'ı coşturmadan tahtaları kararmışahşap evlerin dış kapıları kapandı Baba evinde artık misafir muamelesi gören Hediye çeyiz telaşına düştü Kış boyu kafesli pencerenin önündeki sedirde oturup yoldan geçen herkesi "Belki Hüseyin'dir" ümidiyle süzerek küçük ellerinin ak parmaklarındaki iğne ile al yazmaları renk renk, çiçek çiçek oya ile çevirdi

    Kiraz ağaçları tomurcuğa dururken ürkütücü, korkutucu bir haber yayıldıortalığa Ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, memleketin her köşesinden yine delikanlıları istiyordu Bu kez sıra yaşı on sekize yeni basmışdelikanlılarda Şehirden, şehire köyden köye haber uçuruldu Sırtını kayalara dayamış Tokat da titredi bu havadisle Bin üç yüz on beş doğumlular kışlada toplanacaklar Karayağız Türkmen delikanlılarıkalktı geldi, kara zıpkalı Karadeniz uşakları, ince yapılı dil bilmez Çerkes gençleri beşer onar gruplar halinde akın etti çevre köylerden Kimini Çanakkale'ye yazdılar, kimini Filistin'e, Yemen'e İllerini, köylerini bırakıp bilinmedik diyarlara doğru sürdüler atlarını Kara tren vagonlarına doluştular Gözü yaşlı duacı analarla sabırlı yavuklular kaldı geride Ardından bir maşrapa su döktükleri delikanlıları için yanaklarından süzülen gözyaşlarınıyazmalarının ucundaki gül oyalarına sildiler Geride kalan kalbi kırık yavuklular içlerindeki yangını türkü yaptı, on sekizlik yiğitlerin ardından ağlayarak söylediler

    Hey on beşli, on beşli
    Tokat yolları taşlı
    On beşliler gidiyor
    Kızların gözü yaşlı

    Tahtoba köyünden bölüğe çağrılan gençlerin arasında Bey oğlu Hüseyin de vardıAl atını topuklayıp ayrıldı köyünden yaşıtlarıyla birlikte Tokat'ta, Örtmeliönü'ndeki kararmış tahtalarla kaplı evciğin kapısını çaldı önce Sözlüsünün ana babasının elini öptü Göz ucuyla baktı utançtan yüzü kızaran Hediye'ye "Vatan borcunu ödeme zamanı, sağlıcakla kalın Dua edin çocuklarınız için Döner gelirsem, ahdimdeyim, çift davullar çaldırıp toy yaparım" dedi onlara Sonra helallik dileyip ayrıldı Hediye'nin evinden Başını çevirip tekrar tekrar ardına bakarak sürdü atını

    Gidiyom gidemiyom
    Seni terk edemiyom
    Sevdiğim pek küçücek
    Koyup da gidemiyom

    Boynunu büküp asker yolu bekleyen bir sürü genç kızdan biriydi artık Hediye Her gece dua ederek baş koyduğu yastığını sabaha kadar gözyaşlarıyla ıslattıGünleri saya saya, aylar sonra yerine varabilen sarı zarfların içinden bir hayır haber alma ümidiyle bekleyerek geçirdi mevsimleri Hasretini nakış nakışdöktü iğne oyalarına, dantel perdelere, kilim tezgahlarında dokunan cecimlere Tokat'ın çıplak dağlarını bembeyaz karlar örttü önce, sonra karlar çağıl çağıl eridi, kuru ağaçlar canlandı, tomurcuklandı, yapraklandı Asmalar gözyaşı gibi salkım salkım üzümlendi Kah Batmantaş Köyü'ne bir ateş koru gibi kara haber düştü, kah Yatmış'a, kah Hanpınarı'na Salavatlarla uğurladıklarıdelikanlılarının toprağa düştüğü haberini alan kara bahtlı analar, kara çatkılıyavuklular, dul kalan tazeler maşrapalarla su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla ıslattılar

    Memlekette yangın düşmedik ocak kalmadı

    Eli yüreğinde uyandı her sabah Hediye Komşu kadınlara rüyalarını tabir ettirdi Mahzun mahzun yollara bakıp bir haber bekledi kara yağız Hüseyin'inden Uçup giden turnalardan haber umdu Sabah esen serin rüzgara selam asıp yolladı

    Çok mu uzaktı bu Yemen dedikleri yer?

    Şu çıplak dağların ardına gitse bulur muydu yarini?

    Buluverse al kanlı yarelerini sarar mıydı pembe çevirmeli ipek mendiliyle?

    Gece gündüz binbir kuruntuyla içi içini yedi Bir o değil, koca Anadolu'nun anaları, yavukluları vakti belirsiz bir dönüşün ümidiyle dua edip bekliyordu Bekleyiş derde dönüştü Gelen her şehadet haberiyle kavuşma ümidi biraz daha kırıldı Analar, askere gitmiş babalarını soran bebelerine "Az kaldıdönecek" derken ciğerleri sızım sızım sızılar oldu

    Seneler geçiverdi yüzlerde çizgi bırakarak Yiğitsiz kalmış evleri bekleyen köpekler yabancıya ürümez olmuştu artık Dağlarda eşkıyalar peydahlandı Asker kaçakları, arsızlar, hırsızlar kol gezmeye başladı ortalıkta Bir gün falanca köyden baskın haberi geldi, bir gün filanca köyden Ansızın uğratmışlar evleri Para eder her şeyi toplamışlar, cepheye gitmiş yiğidinin yasını tutan taze gelinleri dağa kaldırmışlar, ıssıza çökertmişler Hükümet baş edemiyormuş artık onlarla Şehirlerde kasabalarda kimse kimsenin selamını almaz olmuş Güven diye bir şey kalmamış

    Hediye'nin anasıyla babası yanlarına çağırdı kızlarını Utana sıkıla açtılar endişelerini ona

    "-Kara yazgılı kızım, bilirim beklediğin var ama işte seneler geçti Dört kış, dört yaz bitti bir haber yok Tahtobalı Hüseyin'den Böyle susup beklemekle olmaz Haberini alıyoruz, nice yiğitler de şehit oldukları halde evlerine haber uçurulmazmış Kim gitti de geri geldi ki bu Yemen denilen ilden? Devletimiz her gün il il geri çekilirmiş Askerden hayır haber beklemenin manası yok Biz artık kocadık, sana sahip çıkamayız, namusundan endişeliyiz Yazma ustası Emin Efendi sana talip oluyor Erkeğin yaşlısı olmaz Emin Efendi zengin bir tüccardır Oğlu uşağı yok, koca evde bir fidai başın olacak Biz gitmenden yanayız Git evini ocağını kur Yuvanı bil sen de Dönüp dönmeyeceği bilinmeyen bir yavukluyu beklemekle olmaz"

    Bahtsız Hediye yaşın yaşın ağlayarak çıkardı parmağındaki söz yüzüğünü Ana babasının isteğine olmaz diyecek kız yoktu ya o zamanlar, kötü yazgısınıkabullenip oturdu Hediye Birkaç hafta sonra sessiz bir törenle Dimorta Hanı'nda yazmacılık yapan altmışına gelmiş Emin Efendiyle nikahladılar onu Son güne kadar Hüseyin'in döndü haberini alma ümidiyle bekledi kızcağız Türküler mırıldanıp pencere kafeslerinin önünde ağladı, ağladı

    Gidiyom işte ben de
    Bir arzum kaldı sende
    Ayva oldum sarardım
    Din iman yok mu sende

    Çifte davullu toy hayallerine yandı Hediye Gelin kınası görmemiş küçücük elleriyle sildi gözyaşlarını Yüzünü birkaç kez görüp yüreğine nakşettiği Hüseyin'in yasını tutmasına fırsat olmadan, sırma işlemeli al bindallı giymeden gelin olup Emin Efendi'nin evine girdi

    Rengarenk Tokat bezlerine tahta kalıplarla desen vuran yazma ustalarındandıEmin Efendi Uzun beyaz sakallı, yün papaklı, vaktinden önce çökmüş bir koca esnaftı Yamrı yumru elleriyle yazmaları desenledikten sonra Meydan Camisinde namazını eda etmeden evine gelmeyen bir yalnız adam Önceki evliliğinden olan çocuklarının her birinin şehitlik haberi gelmişti çeşitli cephelerden Değil Hediye kızın tazeliğini, dünyayı armağan etseler içinde ölen yaşama sevinci dirilesi değildi

    Hediye kız bu kocamış erin evinde vakitsiz ayazlarla çiçekleri dökülmüş bir kiraz ağacı gibi mahzun ve kederli Hediye kadın olup çıkıverdi

    "Hayalde gör, düşte gör hele bir de düş de gör" demiş ya eskilerİnsanın işi bir kez ters gitmeye görsün, nasıl da yağar başına belalar yağmur misali Yüzünü güzel yaratmıştı Mevla ama talihi kötüydü Hediye kızın Yaşlı da olsa kadrini kıymetini bilen, başına kapak olan, namusuna sahip çıkan erini Azrail alıp götürdü çok geçmeden Daha evleneli bir yıl olmadan dul kaldıHediyecik
    Aniden uçuverdi Emin Efendi

    Bir öğle üzeri kapıyı çalan kalıpçı çırağı "Yenge, Emin Emmi öldü!" diye haber getirdiği zaman felaketi bir çığlıkla karşıladı Tokat'ın örfüydü ya, cenazeyi hemen hazırlayıp bekletmeden defnettiler

    Vakitsiz açılan güllere döndü Hediye Tazecik yüzünü zamansız soldurdu kötü kaderi Şad olup gülmeden yas bağladı, gelinlik giymeden dul kaldı Çiçek açmadan hazan olmuş dallar misali, yeşillerden allardan soyunup karalara büründü Tokat'ın orta yerinde Yeşilırmak çağıl çağıl akarken, Hediye kadın gözyaşıakıtıp oturdu köşesinde

    Ölüm acısı geçip yasını unutmadan yalnızlıkla başbaşa kaldı bahtsız kız Emin Efendi'nin malının mülkünün idare edilmesi gerekliydi Yaşlı adamın bıraktığıçarkı tek başına çevirmeliydi Yuvasını bırakıp babaevine dönse evini ocağını ne yapacak? İyi kötü benimsemişti yeni hayatını Hem babaevine sığmadığı için evlendirmemişler miydi onu Kocasından kalan malın mülkün icarıyla geçinip giderdi İbadet edip ölümü beklemekti bundan sonra ona düşen

    Ne Haktan, ne hükümetten korkusu kalmamış azgın çeteler koymadı Hediye'yi yasıyla başbaşa Şehrin kıyısında kocaman bir konakta tek başına yaşayan bu taze dulda çokça para olmalıydı Hem kimi kimsesi yok Koruyanı, sahip çıkanıbulunmayan bu kadıncağızın malına mülküne el koymak kolaydı

    Ay karanlık bir gecede koca evin çift kanatlı kapısının önüne vardılar Bakır kapı tokmağını tıklattılar yavaşça Masum kadın kapıyı açmaya korkunca omuzladılar hep beraber İçeri daldılar azgın kurt misali Sepet sandık dağıttılar, feryadına kulak vermeyip sırtladılar Hediye'yi Hoyrat eller dağdan dağa dolaştırdı onu Zorla sahip oldular, kirli elleriyle birbirlerine sundular, kalaylı siniler üzerine çıkartıp el çırparak oynattılar Nice zaman sonra gönülleri geçti kızdan Bastıkları başka köylerden başka talihsiz tazeleri görünce bir sabah atın arkasına atıp Tokat'a getirdiler onu Tan yeri kırmızıbir utanç içindeyken Takyeciler Camii'nde sabah namazından çıkan yaşlılar kaldırıma düşmüş bir kız buldular Üstü başı yırtılmış ağlayan biçarenin başına toplanıp konuştular da biri el uzatıp "kalk" demedi

    Tokat yolu kaldırım
    Düştüm beni kaldırın
    Sevdiğimin uğruna
    Vurun beni öldürün

    Yazmacı Emin Efendi'nin hanımı Hediye'nin adı kötü kadına çıktı gayri

    Yemen'den Çanakkale'ye nice kez ciğer delici kurşunlara uğrayıp ihaneti, zulümeti, açlığı, hastalığı yaşayıp da geri dönen olur mu?

    Hak Teala kulun alnına ölümü yazmayınca olur işte

    Gözü yaşlı Anadolu'nun "Giden gelmiyor" diye türküler yaktığıcephelerde kah vuruşarak, kah esir düşerek seneler geçiren Hüseyin dağın taşın çiçeğe büründüğü bir bahar başında çıkıp geliverdi memleketine Tahtoba'dan savaşa yollanmış bin üç yüz on beş doğumlu yirmi delikanlıdan bir o sağkalmıştı Yüzü yaylaya bakan, içinden boz bulanık seller akan köyün girişinde madımak toplamaya koyulmuş tazeler tanıyamadı gelen bu hırpani kılıklı adamıKöpekler seğirtti üzerine Köyün yamacında durup dağa taşa ünledi sesinin yettiğince "Benim ben Memleket aşırı diyarlarda vuruşmaya gönderdiğiniz Hüseyin'im ben Hak alnıma yaşa yazmış, kaderde size kavuşmak varmış, döndüm Emmi dayı kızları, yad el değil bu gelen Bey oğlu Hüseyin'im ben" Köyün genci yaşlısı kuşattı çevresini, boynuna boğazına sarılıp ağlaştılar Ardına düşüp eve götürdüler onu Yolun otu çiçeği sarıldı yorgun ayaklarına Ağsıvayla sıvanmış bahçe duvarının önünde yabancı bir erkeği görünce yaşmaklanacak oldu Hüseyin'in anası Sonra sekiz yıldır ağlaya ağlaya ferini tükettiği gözlerinden çok yüreğiyle tanıdı oğlunu Kollarını açıp "oğlum" diye öyle bir inledi ki dağ taş yankıya durdu Tahtoba köyü şenliğe başladı o gün Savaşa yolladıkları yirmi civanın yerine geriye dönen bu bitkin genç için toy vuruldu, düğün kuruldu, kurbanlar kesildi Anası başındaki kahır kasnağını çıkardı,bacıları al güllü elbiseler giydi, duyup öğrenen herkes görmeye geldi

    Seferberliğe giden de geri gelirmiş demek

    Bekledi Hüseyin Susup bekledi birilerinin Hediye'den bahsetmesini Ne anası, ne bacısı adını anmadı gelinlerinin "Yoksa ahdini bozup kocaya mı verdiler sözlümü?" diye bir kuruntu zihnini yakıp geçti Olamazdı ama, söz vardıortada Hem ailesi verecek olsa da yavuklusu çiğnemezdi yar hatırını Dayanamadı,töreyi bozup sordu sonunda

    -Ana, Hediye'm nasıl?

    Gözlerini oğlundan kaçırıp başını iki yana salladı anası Birilerine ilenerek döğündü

    -Hediye'yi sorma oğul Kız kısmı bunca sene durur mu? Uçurdular yuvadan, alıcıkuşlar kaptı onu

    Anlayamadı Hüseyin Nişan yapıp, şerbet içip söz vermişti Hediye'nin ana babası,nasıl uçururlardı yuvadan Anasının ağzından daha fazla laf alamayacağını anladıÜzerine fazlaca gidemedi ama binbir türlü kuruntuyla geçirdi geceyi İçi içini yedi sabaha kadar Memleketini bıraktığı gibi bulmuştu da insanlar ne denli değişmiş, ne denli kocamış ve eksilmişlerdi

    Sabah Tokat'a giden bir at arabasına binip Örtmeli önü'n deki ahşap eve geldi Kalbi pıtır pıtır atarak sekiz yıldır kavuşmayı düşlediği yavuklusunun evini seyretti uzaktan İşte bir çok şey bıraktığı gibi duruyor Gözeler şarıldıyor yol ortasındaki arktan Hediye'nin bahçesindeki kirazlar da çiçek açmış Evin kafesli penceresinden yavuklusu onu seyrediyordur belki de Siyah perçemleri lal yanağını gölgeliyordur Öyleyse ne demek istemişti anası? Bakır kapı halkasınıvurdu elleri titreyerek, içerde ses soluk yok, bir daha denedi, yine cevap veren olmadı Geri çekilip pencerelere baktı, kimsecikler görünmüyordu

    Karşı evin önünde kendisini seyreden bir adama sordu

    -Evdekiler nerede?

    -O evdekiler buradan ayrılalı çok oluyor

    -Nereye gittiler ki?

    -Geyras'ta bir çiftliğe

    -Ya Hediye?

    -Hediye'ye ne olduğunu bilmeyen mi var Tokat'ta Kötü yola düştüydü yosma El elinde eğlence olduydu Laf söz ettiler çevreden Gözümle görmedim ama birileri alıp götürüyormuş bazan Ana babası utancından terk etti buraları zaten Hediye de alıp başını gitti Dedikoduya dayanamadı dediler Hatta giderken söylediği mani kızların dilinde

    Gidiyom elinizden
    Kurtulam dilinizden
    Yeşil baş ördek olsam
    Su içmem gölünüzden

    Can alıcı kurşunlara uğradığında bu kadar yıkılmamıştı Hüseyin "Er başına iş gelir" demiş ya atalar Böylesi iş de gelirmiş demek Eli ayağıkesiliverirmiş insanın, yıldırım çarpmışçasına yanarmış demek

    Karşısındaki adamın anlattıklarını duymuyordu artık Sekiz yıldır yüreğinde muhabbetini sakladığı, uğrun uğrun hasretini çektiği yavuklusunun sesi kulaklarında çınlıyordu Savaşa giderken vedalaşmaya geldiğinde pencerede beliren gölgesiyle hatırlıyordu onu Cephede üzerine top mermisi düşüp parçalanan dostları geldi gözlerinin önüne O mahşerin içindeyken bile ölümü istemeyen delikanlı böyle bir haberle ölüden beter hale gelirmiş demek

    -Ah dönmez olaydım sılaya Başımın üzerinde vızlayan kurşunlardan biri yüreğimi parçalasaydı keşke Canlı canlı kumlara gömülen dostlarımın içinde ben de olaydım Geri dönmeye sevinmek ne gafletmiş meğer, diye inledi

    Ardını döndü konuştuğu adama Yedi düvel düşmanın yıkamadığı yiğit, omuzlarıdüşmüş bir şekilde döndü köyüne

    Aslan yarim kız senin adın Hediye
    Ben dolandım sen de dolan gel beriye
    Fistan aldım endazesi on yediye
    Az mı geldi gönderdiğim hediye

    Bundan böyle Hüseyin'e bahtsız yiğit dediler "Sevdiceği hoyrat ellerde dolaşırmış, yarine haram olmuş" dediler Örtmeli önü'nün nazlı güzeli, yüzü hiç gülmeyen bir kadın olmuş Sekiz yıldır hasretini çeken yavuklusu kan kusar olmuş da yabanın destursuzu safasını sürermiş

    Aldı başını gitti Hüseyin Hediye gibi onun da nereye gittiğini bilen çıkmadı

    Suyun kayayı yeşerttiği yerde durur Tokat

    Granit dağın üzerine kurulu kalesine çıkıp seyran edenler Yeşilırmak boyunca envai çeşit renk cümbüşünün arasında kurulu bu şehre hayran olur zaten Abdest alıp kıbleye yönelmiş yeşil elbiseli bir mümine benzer Tokat Yollarından ığılığıl sular geçer, sabahın seherine sessizliği fısıldayan dereler susmaz Ummadık bir köşeyi dönünce karşılaşıverirsiniz pınarlarla, çeşmelerle

    Al başını gez sokak sokak Bu unutkan şehrin kararmış, köhne hamamlarını, kırk badalını, saathane meydanını, kayalara oyulmuş kalesini, semercilerini, bakırcılarını, saraçlarını dolaş Su sesine, taze ekmek kokusuna bırak kendini Yüzünde günah izi olmayan ak yazmalı nineleri seyret Hediye kızın hikayesini sor onlara

    Neden Tokat'tan yar sevenin yüreği yağ içindedir? Yeşil baş ördekler neden su içmez pırıltılı derelerden?

    Bereketli elleriyle kızgın saç üzerinde çökelekli gözleme yapan reyhan kokulu Türkmen kadınları bir türkü mırıldanır ki nağmesini duyan, içi gençlik dolu bir kızın mutluluk bestesi sanır onu Bilinmez ki dünyanın yedi köşesinde gök ekin misali tutam tutam biçilen Anadolu evlatlarının yasıdır bu türküde anlatılan Çok değil iki nesil önce al fistanlı bir yosma, çakır gözlerinden akan kanlı yaşı gelin kınası görmemiş elinin tersiyle silip söylerdi bu türküyü Irmaklar gibi çağıl çağıl ağlardı söylerken O da kayıplara karıştı Tokat'ın yitirdiği yağız yiğitlerle beraber Hediye, Haç Dağı'nda yatan kırk kızlar kadar meçhul artık

    -Üfleme ateşi sönmüş külleri oğul Kabuk bağlamış yaraları kakşatma Sus, bilen olmasın Hediye'nin hikayesini İçleri kıpır kıpır olarak ünlesin kızlar Varsın onu bir cilveli yosmanın türküsü sansınlar Hangi yarayı sarmadı zaman, hangi gözyaşı kurumadı toprağa düşünce? Yitirdiğimiz hangi canın yası bizimle kaldıki? Kapat bu bahsi balam, ört kimsenin bilmediği ayıbı Hediye namuslu bir kadındı

    Cepheden dönen Hüseyin bir daha yavuklusunun yüzünü görebildi mi? Gördü ise nerede karşılaştılar ve savaşın kolsuz kanatsız bıraktığı bu insanların yaşamında bundan sonra ne oldu? Bütün bunları bilmiyoruz yahut bildiklerimizi söylememek belki en iyisi Türkülerde bilmemiz gereken kadarı söylenir zatenŞurası kesin ki onların kara bahtını Tokat'ın ipek bürüklere bürünmüş fidanlara benzeyen kızları türkü yapıp söyledi Tarihler yazmadı savaşa giden gençlerin geride bıraktığı yüreği yaralı kızların acısını Onların hatırasını yaşatacak anıtlar dikilmedi hiç bir yere Kara sevdalı gençlerin her biri yaşadı, kocadı,dünyayı terk etti ama halkın hafızası o felaket günlerinde solup gitmiş gülleri canlı tuttu O gün bu gündür Tokatlı bir güzele vurulana derler ki;

    Tokat bir dağ içinde
    Gülü bardağ içinde
    Tokat'tan yar sevenin
    Yüreği yağ içinde

Sayfayı Paylaş