Heykeltraşlar

Konu 'Kültür-Sanat' bölümünde Toгgαи tarafından paylaşıldı.

  1. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38

    Alexandre Calder
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Babası heykelci, annesi ressam olan Alexandre Calder, mekanik alanına ilgi duyduğu için on yedi yaşında Stevens înstitute of Technology'ye girerek, betimsel geometriye yatkınlığıyla dikkati çekti. 1918 yılında deniz kuvvetlerinde görev aldı; bir yıl sonra mühendis olup, iş hayatına atıldı. 1920'de başladığı desen çalış*malarını 1926'ya kadar sürdürüp, o tarihte kendini bütünüyle resme adamaya karar vererek Art Student's League'e yazıldı: Başıboş bir yaşam sürüyor, çeşitli meslekleri deniyordu. 1927 yılında Paris'e giderek bir yandan oyuncak yapımıyla uğraştı, bir yandan da telden ve tahtadan yaptığı çeşitli kahra*manlar, nesneler ve hayvanlardan oluşan "sirk"iyle çeşitli gösteriler düzenledi.

    Bu arada, Miro'yla tanışıp ağaçtan heykeller yapmaya girişti. New York ve Paris'te düzenlediği "sirk" gösterileriyle (Man Ray, Desnos, Fernand Leger'nin ilgisini çekmişti) ve gene New York ve Paris'te açtığı sergilerle yavaş yavaş ün kazanma*ya başladı. 1930 yılında Mondrian' la tanışarak büyük ölçüde etkilendi. "Hareketli Mondrian'lar yapmak isterdim" diyerek iki yıl sonra, Marcel Duchamp tarafından "mobiller" (devingenler) diye adlandırı*lacak olan, elle ya da elektrikle hareket ettirilebilen otuz heykel sergiledi.

    DEVİNGENLER

    Calder'in 1933 yılında yaptığı ilk de*vingenler, havanın en küçük hare*ketiyle kıpırdıyorlardı. Sanatçı daha sonra, kesilmiş çelik levhalardan büyük boyutlu ve hareketsiz heykel*ler gerçekleştirdi (bunlar da Arp tarafından "stabil" diye adlandı*rıldı). 1940-1952 yıllarında New York'taki Museum of Modern Art' m (Modern Sanatlar Müzesi) düzenle*diği (1943) toplu sergiyle, Paris'te açtığı sergiyle (1946) ve Venedik İkiyıldabir Sergisi'nde kazandığı bü*yük ödülle (1952) kendini kabul ettiren Calder'in sanatsal etkinlikle*ri, hem çok sayıda, hem de çok çe*şitlidir: Heykeller; guvaş çalışmala*rı; taşbaskılar; mücevher örnekleri; vb. 1967 yılında çok sayıda dev stabil yapan (sözgelimi Montreal'de 22 m yüksekliğindeki İnsan) sanatçı, Roma Operası için devingenlerle bir bale hazırlamış (1968), 1971'de Fransa'ya (Sache) yerleşip, kendine dev bir atölye yaptırmıştır. Calder'in devingenler, stabiller, vb. çok çeşitli yapıtları, "betimleme" ve "belirtme" kaygısından bütünüyle kurtulmuş bir ozanın, bir geometricinin, bir mizahçının ortak bakış açısını yansıtır. Bununla birlikte, mekanikten değil doğadan hareket ettiğim söyleyen Calder, mekanikte*ki "kaldıraçlar ve teraziler gibi çok yalın öğeler"den yararlanmaktadır. Sanatının ve araştırmalarının gelecekçilerle (fütüristler) ve Marcel Duchamp'la başlayıp "hareketi" betimlemeye yönelen, sonunda da kinetik sanatla, hareketi yapıtın gerçek oluşturucusu haline getiren modern sanat dalma bağlandığını söyleyen Calder, gerçeküstücülük, soyut sanat ve bazı çok yeni araştır*malar arasında bağlantıyı sağla*maktadır,
  2. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ali Hadi Bara
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Türk heykelcisi (Tahran, 1906-İstanbul, 1971).Küçük yaşlarda ailesiyle Türkiye'ye göç eden Ali Hadi Bara, 1923'te Güzel Sanatlar Akademisi'ne yazıl*dıysa da, çok kısa bir süre sonra öğrenimini yarıda bırakarak demir*yollarında çalışmaya başladı. 1925' te Akademi'ye dönerek heykel öğre*nimini tamamladı. 1927'de açılan devlet sınavını kazanarak Paris'e gidip, Julian Akademisi'nde Charles Despiau'dan özel dersler aldı. Üç yıl sonra Türkiye'ye dönerek, Akademi' ye öğretmen yardımcısı ve kitaplık görevlisi olarak atandı; ama okul*daki daha yaşlı öğretmenlerle anla*şamadığı için, iki yıl sonra görevden uzaklaştırıldı. Bir yıl sonra, Akade*mi'de Mahir Tomruk'tan boşalan modelaj öğretmenliğine getirildi. 1949'da yaz tatilini geçirmek için gittiği Paris'te hastalandı ve iznini bir ay uzattı. Paris'te edindiği yeni izlenimlerle, figürden ve gelenek*sel tekniklerden bütünüyle uzak*laştı.1950'de Türkiye'ye döndüğünde, o zamana kadar Belling'in yönetimin*de bulunan heykel atölyeleri ikiye ayrıldı ve birinin yönetimi, Zühtü Müridoğlu'yla birlikte Hadi Bara'ya verildi.

    KLASİK HEYKELCİLİKTEN MODERN HEYKELCİLİĞE

    Hadi Bara, bir yandan Charles Despiau ve Aristide Maillol'a uza*nan klasik kökenli heykel geleneğine bağlanırken, bir yandan da modern ve soyut araştırmaları izlemiş, bu yönleriyle, yeni kuşağa yol göster*mekte etkili olmuştur. Zühtü Mürid*oğlu'yla birlikte gerçekleştirdiği Be*şiktaş'taki Barbaros Anıtı ile Zon*guldak'taki Atfı Atatürk ve İnönü anıtları, klasik kökenli heykel gele*neğinin ilgi çekici örnekleridir.Bar*baros Anıtı, Türkiye'deki anıt hey*kelciliğinin tarihle bağlantısını or*taya koyduğu için, bu alandaki ilk girişimlerden biri sayılabilir. Ama gerçek önemi, zengin bir etüd aşa*masından sonra gerçekleştirilme*sinden ileri gelir İstanbul'da, Harbi*ye'de Orduevi bahçesindeki Atatürk heykeli ile bir kompozisyon anlayı*şını yansıtan Adana Anıtı da, aynı etüt ve yorum bilincinin ürünleri*dir. Adana Anıtı, aynı zamanda, sol ve sağ cephesinde yer alan heykel topluluklarıyla Ulusal Kurtuluş sa*vaşını simgeler.

    Hadi Bara'nın,1930 yıllarından baş*layarak grup sergilerine verdiği ba*ğımsız heykel çalışmalarında, hey*kel sanatını, kişisel yaratıcı etkin*liğin ölçüsü olarak benimsediği de görülür. 1928-1929 yıllarında Pa*ris'te katıldığı grup sergileri bu bilinçlenmenin temelini oluşturmuş, genellikle resim alanında kişisel yaklaşımlara olanak veren Müsta*killerin grup sergileriyse, Hadi Bara'nın heykeldeki öncü yaklaşım*ları için ilk verimli ortamı yaratmış*tır. 1936'daki sergiye verdiği Mareşal Fevzi Çakmak büstü (günümüzde istanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndedir), Türkiye'de yabancı sanat*çıların başlatmış oldukları bir hare*kete, yöresel katkı niteliği taşır. Fevzi Çakmak, bu büst için Hadi Bara'ya poz vermiş, böylece, mode*le dayalı büst yapımı konusunda da ülkemizdeki ilk örneklerden biri oluşturulmuştur. Bir eşi Galatasa*ray Lisesi bahçesinde bulunan Tevfik Fikret büstü ile Ahmet Rasim ve Atatürk büstleri de, bu etkinliğin ilgi çekici uzantılarıdır. Ali Hadi Bara'nın 1950'li yıllardan sonra geliştirdiği heykelleri, geleneksel-akademik heykel anlayışının bütünüyle geri plana itildiği yeni bir aşamanın ürünleridir. Alçı ve demir tellerden oluşan bu heykellerde, çağdaş heykel estetiğine gereken ilgiyi göstermeye çalışan soyut bir anlayış ağır basmakta, geometrik üsluplaştırma söz konusu estetiğin belirleyici niteliği olarak değer kazanmaktadır. Bu soyut heykelle*re, uzay çağının esinlediği oluşum*lar gözüyle de bakılabilir. Yeryüzü ile gök boşluğu arasındaki teknik iletişimin birer simgesi gibi görünen heykel araç ve gereçlerinin üst düzeyde alaşımını konu alan soyut heykeller, çağdaş Türk heykelcili*ğine yeni anlatım olanakları sağla*malarının yanı sıra, anıt heykelci*liğine bağlı katı biçimciliğin aşılma*sında da etkili olmuşlardır.
  3. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Benvenuto Cellini
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Bir çalgı yapımcısının oğlu olan Benvenuto Cellini, babasının etki*siyle müziğe yöneldiyse de, sonra*dan resmi yeğledi. Çok genç yaşta, bir kavga sonucu altı aylık bir süre için Floransa'dan sürüldü; bir yıl kadar Pisa'da kaldıktan sonra Roma'ya bir yolculuk yapıp Floransa' ya döndü. Çeşitli sanatçılara çırak*lık ederek geçimini daha on dokuz yaşında rahatça sağlamaya başla-mışken,bir düello yüzünden yeniden, doğduğu kentten ayrılmak zorunda kaldı. 1523'te yeniden Roma'ya gide*rek Papa Clemens VII nin dikkatini çekti ve onun tarafından korunmaya başlandı. Roma'nın Bourbon başko*mutanı tarafından kuşatılması sıra*sında yiğitçe savaştı. Roma'da büyük ün kazanarak, sefahat içinde yaşamaya başladı ve sinirli mizacından ötürü, birçok ki*şiyle düello etti. Sonunda, düşman*larının kurduğu bir komplo sonu*cu, Papalık hazinesinden hırsızlık yapmakla suçlanarak tutuklandı. Kaçmayı başardıysa da yakalandı ve bu kez San Angelo kalesinin kor*kunç zindanlarına kapatıldı. Bir süre sonra, François Fin elçisi Jean de Monluc'ün girişimiyle serbest bı*rakıldı ve kral tarafından Frunsa'ya çağrıldı. Heykelciliğe, İtalyan oku*lunun Vinci, Andrea del Sarto ve Primatice tarafından temsil edildiği Fransa'da, Gürleyen Jüpiter adlı yapıtıyla başladı (ama bu arada, altın ve mineyle, bir kuyumculuk başyapıtı sayılan François I'in Tuzluğu' nu yaptı).

    Paris'te de gerek kıskançlıklara yol açan yeteneği, gerek kibirliliği ve küstahlığıyla birçok kişiyi kendine düşman eden Cellini, Primatice'ninve Etampes düşesinin baskıları sonu*cunda siparişlerini iptal ederek bu görevi Primatice'ye veren kral tara*fından, İtalya'ya geri gönderildi. Floransa'ya dönünce, Cosimo II'itin gözüne girmeyi başardı ve kendini bütünüyle heykel yapımına adadı. Ama bu kez de Cosimo dei Medici'' nin sıradan bir sanatçı olan başdanışmanı Bandinalli'nin kıskançlığıyla karşılaştı. Tutuklanmak istenince bir manastıra girdiyse de (1558), çok geçmeden manastırdan ayrıla*rak evlendi ve bir heykel üstünde çalıştığı sırada zatürreden öldü. Heykelcilik alanında kuyumculuk alanındaki kadar başarılı olamayan Cellini, herşeyden önce hayranlık uyandıran bir oymacı olmuş, değerli madenleri işlemede eşsiz bir kusur*suzluğa erişmiştir. Ayrıca, Anılar'ı XVI. yy'daki yaşam ve sanat etkin*likleri konusunda değerü bir belge oluşturur.
  4. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Bernini
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    İtalyan mimar, heykelci ve ressam (Napoli, 1598-Roma, 1680). Heykelcilik alanında ilk temel bilgi*leri heykel sanatçısı babasından alan Bernini, çok geçmeden barok anlatımlı bir sanata yöneldi:Scipione Borghese'nin villası için yaptığı ilk heykeller. Zorlamasız doğal bir dehanın yapıtları olan heykellerinde (Amaltei Keçisi'nden Apollon ve Daphne grubuna kadar) ve bütün yapıtlarında kendine özgü tumturak*lı üslubunun damgasını vurdu; barok sanatın örnek yapıtlarını or*taya koyarak Yeni Klasizm'in doğ*masına kadar, XVII. ve XVIII.yy. Avrupa heykel sanatını büyük ölçü*de etkiledi. Barok üslubunda mezar anıtlarını (sözgelimi Papa Alexander VII'nin mezarı) ilk yapan sanatçı oldu; dekoratif çeşmeleri yeniledi (Borghese villasında ve Navona alanında): Dinsel konulu heykellerde abartılı bir anlatımcı*lığı denedi (Azize Teresa'nm Vecdi). Cizvit kiliselerine seyircide coşku ve hayranlık uyandıran kutsal figürler yaptı. Bernini, mimarlık alanında gelenek*sel denge ve birlik ilkelerinden ayrıl*mamış, kurallarını Eskiçağ ve Röne*sans ustalarında bulduğu klasik anlayışa saygı duymuştur. Bu alandaki başlıca yapıtları arasında Barberini, Chigi ve Odescalchi sarayları ve San Andrea al Quirinale kilisesi sayılabilir.
  5. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Constantin Brancusi
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Birçok sanat tarihçisinin döneminin en büyük heykelcisi saydığı Constantin Brancusi, on bir yaşında, ailesiyle oturduğu çütlikten ayrılarak Craiova'da değerli, abanoz kap*lama eşyalar yapan bir mobilyacı*nın yanında çıraklık etmeye başladı; bir yandan da yöredeki Uygulamalı Sanatlar Okulu'ndaki dersleri izle*yerek, heykelcilik alanındaki eşsiz yeteneğiyle dikkati çekti. 1902 yılın*da, Bükreş Güzel Sanatlar Okulu'nu bitirince, Paris'e yayan gitmeye karar verdi. 1904'te Paris'e ulaşa*rak, kısa bir süre için Güzel Sanat*lar Akademisi'ndeki dersleri izledi; ama çok geçmeden sanatını büyük ölçüde etkileyecek olan Rodin'in öğütlerini dinleyerek akademiden ay*rıldı. Ne var ki, Rodin'in birlikte ça*lışma önerisini de,"büyük ağaçların gölgesinde hiçbir şey yetişmez" di*yerek geri çevirdi. Tek başına, romantizm, anlatımcılık, duyguculuk akımlarına karşı bir sanat geliş*tirdi ve soyutlamaya yönelen ilk sa*natçılardan biri oldu. Brancusi'nin sanatı, kendini mutlağı aramaya daha iyi verebilmek için, önceden hazırlanmış her türlü eğili*mi yadsıyan bir "karşı çıkma" sanatıdır. Yapıtlarını her türlü gerçekçi ayrıntıdan arındırmış, ko*nu edindiği düşünceleri ya da biçim*leri geometrik yapılara indirgemiş bir sanatçı olan Brancusi, yineleme*li ritimlere son derece önem vermiş (Sonsuz Sütun ve Adem ile Havva adlı yapıtları, bu eğilimini yansıtan anlamlı örneklerdir), tıpkı bir res*samın yaptığı gibi, büyük bir titiz*likle seçtiği gereçlerin duyumsal niteliklerini vurgulamıştır. Yüzeylerin parlatılmasına da büyük özen gösteren (çok sık işlediği Yavrukuş teması bunu açıkça kanıtlar) sanat*çı, heykellerini taşıyan altlıkları karşıtlık yaratabilecek gereçlerden oluşturarak, sözgelimi cilalı beyaz mermerden bir heykeli siyah kadi*feden bir yastık üstüne yerleştirerek ya da oturtmalık yerine aynalar, parlak çelik levhalar kullanarak, özel etkiler yaratmayı başarmıştır.
  6. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Donatello
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    XV. yy. heykel sanatının en büyük ustalarından olan ve Donatello adıy*la tanınan Donato di Betto Bardi Brunelleschi'yle bir süre Roma'da kaldıktan sonra Floransa'ya döndü. 1443-1453 arasında Padova ve Veneto'da çalıştı. Ghiberti ve Verrochio'nun yanı sıra Floransa okulunun başlıca temsilcisi olan Donatello, klasik sanat ile gotik sanat arasındaki yolu ilk çizen usta*dır. Yapıtlarında doğrudan doğruya modern çağın temel sorununu (este*tik yoluyla ruhsal anlatıma ulaş*mak) ortaya koyan Donatello'nun sa*natında, Cosimo dei Medici için mermerden yaptığı ilk Davut hey*keli ile tunçtan yaptığı ikinci Davut heykelinin (Floransa'da Bargello Müzesi'nde) ayrı bir yeri vardır. Başlıca yapıtları arasında, Roma dönüşünde yaptığı çok sayıda pey*gamber heykeli (özellikle Zuccone adı verilen, kendisinin de başyapıt saydığı heykel), Prato katedralindeki alçak kabartmalar ve vaiz kürsüsü ile katedralin ünlü Cantoria bölümü (koro yeri), Or San Michele' nin süslemeleri, Aziz Marcus ve Aziz Georgius heykelleri, tunçtan Judith heykeli (Palazzo Vecchio ala*nında) , bir keşiş görünümünde Vaftizci Aziz Yahya (1415; Uffizi Müze*si) heykeli, ağaçtan bir Azize Maria Magdalena heykeli (Floransa Vaftizhanesi), ***na'daki vaftiz kurnası*nın tunçtan kabartmaları, Sant' Antonio bazilikası mihrabı (sanatçı, bu yapıtında yeni bir teknik olan ve schiacciato diye adlandırılan basık ya da düz kabartma tekniğini uygu*lamış, onun tunca uyguladığı bu tek*niği, daha sonra Duccio mermere uygulamıştır), Padova'da Santo ala*nındaki komutan Erasmo da Narni' nin anıt heykeli (Gattamelata, 1447) sayılabilir.



    Çağının sanatçılarını (Mantegna' dan Verrocchio'ya kadar) ,büyük öl*çüde etkilemiş olan Donatello, Flo*ransa sanatını Kuzey İtalya sınırla*rına kadar yaymayı başaran sanat*çıdır.
  7. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Germaine Richier
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Montpellier Güzel Sanatlar Okulu'ndaki öğreniminden (1922-1925) sonra Paris'te Bourdelle'in kişisel atölyesin*de çalışmaya başlayan(1925) Germaine Richier, Max Kaganovitch galeri*sinde açtığı ilk kişisel sergisinden son*ra 1934'te Blumenthal heykel ödülü*nü kazandı. O sıralarda üslubu, kla*sik bir esin biçiminin ötesine geçemi*yordu. Sekiz yıllık bir çalışmadan son*ra, 1944'e doğru sanatçı kendine öz*gü kesin çalışma biçimini buldu; bu*nun "zayıf" ya da "güçsüz" anlatım*cılık olarak nitelenmesi, yonttuğu hac*min bazı bölümlerine uyguladığı aşırı incelikten kaynaklanıyordu.


    Bu aşırı incelik merakına, gelişmesi*nin sonucu olarak nitelenebilecek, ke*narları tırtıklı, ****kli, pürtüklü biçim*lerden oluşan bir yapı ya da daha doğ*rusu "birdenbire belirme" denk dü*şer; heykelci bazen söz konusu biçim*leri, aralarına gerdiği tellerle birbi*rini bağlamış ve böylece, belirmekte olan bir biçimden, hacimli, soyut bir biçime geçişi sağlamaya çalışmıştır. Hayali düzlemlere dayalı olan bu hacimli biçimin işlevininse bir çeşit "kazanma" hareketi içinde çevrede*ki uzama egemen olma, sahip çıkma olduğu sanılır (Örümcek; Çift; vb.). 1950'de Germaine Richier'nin Assy Kilisesi için gerçekleştirmiş olduğu İsa Heykeli büyük bir skandala yol açmış ve inanç sahibi pek çok kişinin kültür alanındaki konformizmi ile sa*natçının özgürlüğü arasında var olan karşıtlıkla ilgili olarak ardı arkası ke*silmeyen tartışmaların başlamasına neden olmuştur.

    Bir yıl sonra, Sao Paulo ikiyıldabir sergisinde heykel ödülünü kazanan sanatçı, 1956'da Paris'teki Art Mo*derne Ulusal Müzesi'nde düzenlenen sergi sayesinde büyük ilgi gördü. Richier'nin yaratıcı gücü en iyi nesnelerdeki insanbiçimcilikte (Su , tunçtan, 1953-1954), karma düşüncede (Karın*ca, tunçtan, 1953) ya da bir değişim anında (Fırtına, 1947-1948; Kasırga 1949) kendini belli eder. Düşselliğin gereklikleriyse sanatçının heykelini hiçbir biçimde gerçek yaşamdan koparmaz. Biçimler bir çeşit gerilim içinde tükenir ve yeniden doğarlar (Boğa Güreşi, tunçtan. 1953). Söz ko*nusu gerilim, '"dipleri boyalı kurşun" yığışımları, renkli camlar (1952) ya da çokrenkli büyük alçılar (At, 1957-1958) arasından, kimi zaman, "kaygıyı" kendi tuzağına düşürmek üzere bir oyun görünümüne bürü*nür.
  8. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Gürdal Duyar
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Türk heykelcisi (İstanbul, 1935). Orta öğreniminin bir bölümünü Hay*darpaşa Lisesi'nde yaptıktan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nün lise sınıflarına denk düzeyinden sanat öğrenimine başla*yan Gürdal Duyar, Akademi'deki ilk yıllarında Belling'in, atölye bölümündeyse, Ali Hadi Bara'nın öğren*cisi oldu. 1959 yılında Akademi'yi bitirince, serbest sanatçı olarak çalışmayı yeğledi. Anıt heykellerin yanı sıra, büstlerde yoğunlaşan bir dizi çalışma gerçekleştirdi (bu yön*deki çalışmaları, günümüzde de sür*mektedir).

    SANATI

    Gürdal Duyar'ın bir heykel sanatçısı olarak izlediği yol, aynı kuşağın başka sanatçıları için de genellikle geçerli olan iki alanı kapsar. Birbi*rini bütünleyen bu iki alandan birin*cisi, Atatürk heykellerini konu alan anıt heykelciliği, öbürüyse, yaratı*cı dinamizmin daha serbest koşullarda ortaya çıktığı özgür etüdlerdir. Daha çok ikinci alanda başarılı çalışmalar yapmış olan Gürdal Duyar'da, heykel formu, modernizmin uçlarında gezinmeyen, doğal bi*reşimlere ve araştırmalara yönelik, içten bir duyarlığın ürünüdür. Son*radan yakın dostlarının ve çevresi*nin renkli kişilerini de işlediği büst*lerine en belirgin örnek, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde yer alan kadın başıdır. Gerek bu büs*tünde, gerek aynı türe giren başka çalışmalarında, malzemeyi zorlama*dan, model aldığı kişinin kişiliğini, yapısını ve yüz çizgilerini, rahat bir biçimlendirme içinde veren sanatçı, heykelin, bir anlamda geleneksel atölye disiplinine bağlı yönünü, kendi sanatçı yeteneği doğrultusun*da geliştirmeyi amaç alır. Yenilik özentileriyle pek ilgilenmeyip, ken*dini malzemenin akışı yönünde diz*ginleme gereği duymaksızın, yaşam*la özdeş bir açıklığa gitmeye yönelir. Anıt heykelciliğinde de aynı yolu de*nemekten yana olan Gürdal Duyar, bunun en belirgin örneğini, Cumhu*riyet'in ellinci yılı nedeniyle sanat*çılara ısmarlanan heykel programı içinde ortaya koymuştur: İstanbul Karaköy alanına dikilmesi tasarla*nan, ama dönemin Adalet Bakanlı*ğı tarafından "müstehcen" bulun*duğu için dokuz gün sonra yerinden kaldırılarak Yıldız Parkı'na taşınan Güzel İstanbul heykeli, klasik anıt heykelciliği anlayışına bir tepkiyi de yansıtır. Bu heykelinde, uygarlıkla*rın ve doğal güzelliklerin beşiği olan bir kenti, simgesel bir kadın figürüyle özdeşleştiren, böylece yorumsal anlatımı ön planda tutarak, klasik eğilimlerin dışına çıkmak isteyen sa*natçı, aynı çabanın bir benzerini, sonradan tartışmalara yol açan ve dikilmesi engellenen Kayseri Ata*türk anıtında da göstermiştir. Günü*müzde M.T.A. Enstitüsü (Ankara) bahçesindeki Atatürk ve Madencilik adı heykel kompozisyonu da, böyle bir anlayıştan kaynaklanır. Uşak, Burhaniye ve İskenderun Atatürk anıtlarıysa.bu konudaki anıt heykel*ciliğinin gereklerine uyar, bununla birlikte, sanatçının Atatürk'ü, hem büyük kurtarıcı ve devlet adamı ni*teliği, hem de insancıl görüntüsü içinde yansıtmayı ilke edinmiş olma*sı nedeniyle, özgün bir yan da taşırlar
  9. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Hakkı Atamulu
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    Türk heykelcisi (Nevşehir, 1912). 1934'te İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne giren Hakkı Atamulu, önce Mahir Tomruk'un yanında çalıştı; sonra Rudolf Belling'in atölyesine geçti. Akademi' yi bitirdikten (1938) sonra, Belling'in önerisine uyarak, sanatını geliştir*mek amacıyla Almanya'ya gitti, Frankfurt ve Berlin'de Garbo ve Arnobrekker'le çalıştı. Yurda dönünce 1946'da Nijat Sirel'le birlikte Malat*ya'daki Atatürk ve İnönü heykelleri*ni gerçekleştirdi. 1951'de projesini Yavuz Görey'in çizdiği İstanbul Üni*versitesi bahçesindeki üçlü figür grubunu yaptı. 1960'ta doğduğu yöre olan Derinkuyu'ya yerleşti. Be*lediye başkanı olarak 1972'ye kadar çalıştığı bu ilçede, heykellerden oluşan bir açık hava müzesi oluştur*maya çalıştı. Özellikle 1971-1972 yıl*larında 10 non-figüratif (soyut), 5 fi*güratif heykel içeren ve aralarında 9,70 m yüksekliğinde taştan Atatürk heykelinin de yer aldığı bir Kültür Sitesi'nin oluşturulmasında büyük çaba harcadı.

    ANIT—HEYKELLER

    Açılışı 23 Temmuz 1965'te yapılan Erzurum'daki Atatürk ve Erzurum Kongresi adlı anıt-heykel Hakkı Ata*mulu'nun en tanınmış yapıtıdır. Kaidesinde bir kabartma frizi halin*de Erzurum Kongresi'nin konu alın*dığı, Atatürk'ü ayakta asker ünifor*masıyla temel figür olarak anıtlaş*tıran bu heykelde, sanatçının konu*ya bağlı kalmakla birlikte, soyut et*kilere de büyük ölçüde açık olduğu görülür. Bütün akademik nitelikleri*ne karşın, özellikle Atatürk heyke*linde sert ve geometrik biçimlere, ayrıntıdan uzak temel işlevlere önemli yer verilmiştir. Ayrıca, Nev*şehir'deki Atatürk'ü at üstünde gös*teren taş heykel ile gene Nevşehir' deki Damat ibrahim Paşa heykelin*de de, söz konusu özelliklere rastlanır. 1946'da açılışı yapılan Damat İbrahim Paşa heykeli, bronz malze*menin etkileyici havası ile Osmanlı tarihinin ünlü bir kişisini yansıtan tarih bilinci arasında, zorlamasız bir dengenin bulunduğunu ortaya koyar. Gene bronza dökülmüş olan Malatya'daki İnönü heykeli de, yük*sekliği 6 m'yi bulan anıtsal görkemiyle, Cumhuriyet Türkiyesi'nin çağ*daşlık savaşını yansıtır.

    Hakkı Atamulu'nun figür özelliğini koruyarak ve malzemenin olanakla*rına bağlı kalarak heykelde ölçülü ve sınırlı soyutlamalara gitmesi, Ru*dolf Belling'in bir katkısı olarak yorumlanabilir. Ama sanatçıda, ay*nı dönemin anıt tasarımcılığını belli ölçütler üstüne oturtan geleneksel düşüncenin de etkili olduğu tartışma götürmez: ayrıca, çağdaş heykel kavramını doğup büyüdüğü yöreye götürmüş olması da, sanatçının kişi*liği açısından ilgi çekici bir özellik*tir.
  10. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    İhsan Özsoy
    Heykeltıraşlar - Heykeltraşlar
    İlk öğrencisi olduğu Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) Heykel Bölümü'ne girişi bir raslantı sonucu gerçekleşen (okulun çevresin*de gezinirken, müdür Osman Hamdi Bey'le karşılaşmış ve okula girmek is*teyip istemediği yolundaki bir soruya olumlu yanıt verince, Heykel Bölümü'nün başında bulunan Oskan Efendi' nin atölyesine kaydını yaptırmıştı) İh*san Özsoy, dokuz yıl süren öğrenimin*den sonra burayı birincilikle bitirdi ve 1891'de uzmanlık için Paris'e gönderildi. Orada Osman Hamdi'nin öneri*sine uyarak, önceleri J.-B. Gustave Deloye'nın yanında bir süre çalıştıysa da sonradan Güzel Sanatlar Okulu'na geçti. Burada Arthur Soldi'den ve Thomas'dan ders aldı. 1895'te öğre*nimini bitirince yurda döndü. Bir ar*kadaşıyla özel bir heykel atölyesi aç*tıysa da, toplumun heykel sanatı kar*şısındaki olumsuz tutumu nedeniyle, atölyeyi kapatmak zorunda kaldı. 1897'de eski adı Asâr-ı Atika olan Ar*keoloji Müzesi'nde eski eser onarımın*da çalıştı. Oskan Efendi'nin Akade*mi'deki görevinden emekliye ayrılması üzerine, onun yerine heykel atölye*si öğretmenliğini yürüttü. Bu görevi*nin yanı sıra, 1912'de Kız Sanayi-i Ne*fise Mektebi'nin heykel bölümünde de çalıştı. Arkeoloji Müzesi'nin ünlü ya*pıtlarından İskender Lahdi'nin onarı*mında, Oskan Efendi'ye yardım etti, 1933'te de Akademi'deki görevinden emekli oldu.

    SANATI

    İhsan Özsoy'un günümüze kalmış olan heykellerinin sayısı oldukça azdır. Türkiye'de heykel sanatının gelişme*sinde, bu dalla ilgili eğitim ve öğreti*min canlanmasında önemli katkıları bulunan Özsoy'un, şimdi İstanbul Re*sim ve Heykel Müzesi'ndeki iki port*re heykeli (Kerime Salahur ve Nimet Hamm büstleri) bu sanatçının, daha çok bu türde çalışmış olabileceği izle*nimini vermektedir. Kadıköy Süreyya Sineması sahnesinin üzerine yaptığı dans eden çocuklar frizi ve bu frizin iki tarafına yerleştir*diği iki genç figürü de, ondan günümü*ze kalmış sayılı yapıtlardan biridir. Büstlerinde doğaya bağlı ve bir ölçü*de akademik anlayış, onun kendi dönemindeki yetişme koşullarıyla ve eği*tim ilkeleriyle yakından ilgili görüle*bilir (Paris'ta Deloye'nın atölyesini bırakmasında başlıca neden, kendisi*ne doğadan çalışma olanağının veril*memiş olmasıydı).İhsan Özsoy, bu yüzyılın başında emekleme dönemini yaşayan çağdaş Türk heykel sanatının öncülerinden biridir.

Sayfayı Paylaş