Hiç Düşündünüz mü ?

Konu 'Bilgi Köşesi' bölümünde asena53 tarafından paylaşıldı.

  1. asena53

    asena53 Üye

    Katılım:
    26 Nisan 2009
    Mesajlar:
    68
    Beğenileri:
    16
    Ödül Puanları:
    0

    Uyurken beynimizde neler oluyor?

    Uyanık ve hareketsiz durumdaki bir insanın beyni saniyede 10 kez salınım yapan 'alfa' dalgaları yayar. Hareketli bir insanın beyni ise salınımı iki kez fazla olan 'beta' dalgaları yayar.
    Uyku sırasında ise beyin salınımları çok daha az olan iki tür dalgayı 'teta' ve 'delta' dalgalarını yayar. 'Teta' dalgalarının salınımı saniyede 3.5 ila 7 arasında olup 'delta' dalgalarınınki saniyede 3.5'tan azdır. İnsanın uykusu derinleştikçe beyin dalgaları da yavaşlar. İnsanda en derin ve uyandırılmasının en zor olduğu uyku zamanında beyin artık 'delta' dalgaları yaymaya başlamıştır.
    İnsanlar her gece uykudayken 3-5 kez REM uykusu denilen bir safha yaşarlar. Gözlerin öne ve arkaya hızla titrediği hatta kollar bacaklar ve yüz kaslarında seğirmelerin yaşandığı REM uykusu sırasında beyin dalgaları uyanık bir insanınki kadar hızlanır. Rüyalar bu evrede görülür. Normal uykudaki bir REM veya rüya bölümü 5 ila 30 dakika sürer.


    Neden esneriz?
    Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinememektedir. Önceleri insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülen esnemenin sonradan solunum olayına kısa bir destek verdiği ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.
    Sadece insanlar değil birçok canlı türü de esner. Ancak yapılan araştırmalarda hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri insanların ise tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.
    Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Bu yemek yiyen bir insanı görünce acıkmaya benziyor. Bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner oturumu kapatır artık gecenin başladığı herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.


    Saçlarımız niçin uzuyor?

    Vücudumuzdaki kılların her biri topraktaki çim gibi derimizin altındaki kendi torbasında yetişir ve büyür. Bu torbalardaki yeni saç hücreleri kılların köklerini oluşturur. Yeni hücreler oluştukça eskilerini torbalardan dışarı iterler ve bu hücreler dışarı itildikçe canlı olma özelliklerini kaybederler yani ölürler ve de kıllarımızın ve saçlarımızın bizim görebildiğimiz kısmını
    oluştururlar.
    Vücudumuzun hangi kısmında olduklarına bağlı olarak kıl torbasında belirli bir sürede yeni kıl hücreleri üretilir. Bu süreye 'büyüme süreci' denir. Sonra büyüme bir süre için durur. Buna da 'durma süreci' denir. Bu sürecin de sonunda kılların yine büyüdüğü 'büyüme süreci' gelir ve bu böyle devam eder gider. Durma sürecinde kıl kopar ve alttan gelen bir yenisi yerini alır. Yani bir kılın veya saç telinin ulaşabileceği en uzun boyutu bu büyüme sürecinin uzunluğu belirler.


    Nasıl sarhoş olunuyor?

    İlk yudumla birlikte alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.
    Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.
    İçmeye devam edilirse beyindeki görme denge konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için kalp kası zorlanır ve nabız artar. Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.


    Niçin gıdıklanıyoruz?
    Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.
    Bir insan gıdıklanınca derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beyinin gıdıklanmaya tepkisi kaşınmaya olan tepkisi gibi gönülsüz yapılan bir tepkidir.
    Gıdıklama ile kan basıncı artarken nabız ve kalp atışı hızlanır beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.
    İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler ayak altı avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.
    İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyanlara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda tepki gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.


    Renklerden nasıl etkileniriz?


    Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği kesinleşmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.


    Yapılan deneylerde pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları kırmızı turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği nabzın ve solunumun hızlandığı terlemenin çoğaldığı mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.
    Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan odayı daha yüksek sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.


    Niçin uyuyoruz?


    Kimse bilmiyor! İşte çeşitli teoriler:
    Uyku insana kaslarını ve diğer dokularını onarma yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.
    Uyku insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme gereksizleri unutma ve arşivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.
    Uyku enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde 4-5 kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan anahtarı kapatarak enerji tasarrufu yaparız.
    Uyku bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcanmasını kısarak beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.
    Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?
    Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da 'hipotalamus'.
    Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var. Çevre ısısının artması ile beyin ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır.
    Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.


    Alkolün ne kadarı trafikte zararlıdır?
    Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7 kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.
    Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anl***** gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki trafikteki yasal limiti aşar. Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur çünkü hesaba göre kanında 40( (60x06)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.
    İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 05 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.



    Banyodan sonra ellerimiz niçin buruşur?


    Bütün vücudumuz çoğu ancak çok dikkatli bakınca görülebilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde 'sebum' adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.
    Sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısıyla koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.
    Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için bükülür yani büzüşür.


    Karagözlülerin çocuğu nasıl mavi gözlü olabilir?

    Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır.
    Ancak bir taraftan mavi göz diğerinden kahverengi göz genini aldı ise koyu renk göz geni hakim gen olduğu için çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.
    Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir.


    Kanımız kırmızı iken damarlarımız niçin mavi?


    Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup damarlarda taşıyarak hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.
    Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.
    Damarlarımızın mavi renkte görünmesi vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.




    Suyun altında niçin bulanık görürüz?



    Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.
    Gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir. Işık havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.
    Işığın sudaki hızı gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kırılamaz görüntü retinada tanı odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.
    Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retinada net olarak odaklaşır.


    Niçin hıçkırırız?


    Süratli yemek yenildiğinde yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir.
    (Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan) Diyafram süratle büzüşerek çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da 'hıck' şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.
    Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz.


    Nasıl ve niçin hapşırıyoruz?


    Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır hem de içindeki toz burada filtre edilir.
    Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz duman parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu burnumuzdan önce bir salgı gelir.
    Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan ******lar da...


    Tırnaklarımız nasıl uzuyor?


    Genel anlamda tırnaklarımız saçlarımızla ortak bir özellik gösterir. İkisinin de görülen kısımları ölü hücrelerden oluşmuştur ve kompozisyonlarındaki ana madde keratindir. Tırnaklarımız parmaklarımızı mekanik dış tehlikelere karşı korurlar. Özellikle el tırnaklarımız parmaklarımız için çok önemlidir.
    Onlar olmasaydı derimizin yumuşak tabakası ile eşyaları tutup kaldıramazdık. El ve ayak tırnaklarımız derimizin altındaki tırnak diplerine çok yakın köklerinden çıkarlar. Burada tırnak çok inceleşir ve yarım ay şeklinde beyaz bir renk alır.
    Kökteki hücreler ölü bir hücre olan keratin üretirler ve yeni hücreler üredikçe ölü tırnağı dışarı doğru iterler. Bu nedenle de aynen saçlarımız gibi tırnaklarımızı keserken de acı duymayız. Tırnaklarımız derimize her iki yandan elastik fiberlerle bağlıdırlar. Bu sayede yanlardan bağlı oldukları halde uzadıkça rahatlıkla ilerlerler. Derideki yatakları ile irtibatı biten tırnaklar beyazlaşır ve kesilmeyi beklerler.


    Erkek ve kadınların el yazıları farklı mıdır?


    El yazısına bakarak yazanın kadın mı yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu yazanın kişiliği karakteri hissi durumu açıklığı akıl durumu enerjisi motivasyonu korkulan ve savunması hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez.
    Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.
    Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.


    Niçin her insanın sesi farklı?



    Sesimizin oluşmasının ana nedeni şüphesiz ses tellerimizdir. Ses tellerinin boyu sesimizin kalınlığını belirler. Ne kadar uzunsalar ses o kadar ince çıkar. Kadınların erkeklere göre avantajları ses tellerinin daha uzun olmalarıdır.
    Tabii ki ses tellerimiz sesimizin tınısını tek başlarına belirleyemezler. Dudağımız dişlerimiz dilimiz olmasaydı ortaya anlaşılmaz rahatsız edici bir gürültü çıkardı. Konuşurken nefes veririz. Bu nefes konuşmanın karakteristiğini etkileyen en az 11 noktadan geçer.
    Ayrıca kişinin karakteri havanın akışı ve hızı ağız ve dudak yapısı da konuşmada etkin faktörlerdir. Ancak tüm konuşma olayının organizatörü beyindeki bir bölgedir. Burada düşüncenin ana yapısı oluşturulur kulak ve gözlerden gelen sinyallerle birleştirilir ve boğaza sinyal olarak gönderilir.
    Bu bilgiler Tamer Korugan'ın "Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi-1" isimli kitabından derlenmiştir
    kimki_bu, fatma selen, melek193250 ve diğer 5 kişi bunu beğendi.
  2. rapgirl

    rapgirl Üye

    Katılım:
    5 Nisan 2009
    Mesajlar:
    754
    Beğenileri:
    222
    Ödül Puanları:
    0
    Niçin gıdıklanıyoruz?

    Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.
    Bir insan gıdıklanınca derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beyinin gıdıklanmaya tepkisi kaşınmaya olan tepkisi gibi gönülsüz yapılan bir tepkidir.
    Gıdıklama ile kan basıncı artarken nabız ve kalp atışı hızlanır beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.
    İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler ayak altı avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.
    İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyanlara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda tepki gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.



    benim birçok arkadaşım gıdıklanıyor bende nadiren o zaman ki psikolojime göre ama çok az;)

    niye gıdıklandıklarını merak ediyorlardı demek ki bu yüzdenmiş
  3. ezg!!

    ezg!! Üye

    Katılım:
    27 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Paylaşım için tesekkurler:)
  4. asena53

    asena53 Üye

    Katılım:
    26 Nisan 2009
    Mesajlar:
    68
    Beğenileri:
    16
    Ödül Puanları:
    0
    ÖnemLi değiL :)
  5. tikkysam

    tikkysam Üye

    Katılım:
    11 Eylül 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    hiç düşünmedim ama maşallah sen bizim için bayağı bi şey düşünmüşsün paylaşımın için sağol ;)
  6. Loadinq

    Loadinq Üye

    Katılım:
    27 Ekim 2009
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    0
    Çok Güzel Bir Paylaşım Okunması Gereken Bir Konu :)
  7. pelinsu55

    pelinsu55 Üye

    Katılım:
    24 Eylül 2009
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    uyku hakkındaki bilgileri öğrendiğim iyi oldu.paylaşımın için sağol.
  8. asena53

    asena53 Üye

    Katılım:
    26 Nisan 2009
    Mesajlar:
    68
    Beğenileri:
    16
    Ödül Puanları:
    0
    Hepinize okuduğunuz için teşekkür ediyorum...;)
  9. emrekacar

    emrekacar Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    Teşekkürler,merak edenlere güzel bir araştırma olmuş.:)
  10. fatma selen

    fatma selen Üye

    Katılım:
    9 Mart 2010
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    ..güzelmiş bu:)

Sayfayı Paylaş