Hilmi YAVUZ Şiirleri

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Özel Üye Elif tarafından paylaşıldı.

  1. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0

    "A "ile başlayan şiirleri
    Akşamın Yarısında

    herkes öteki gibi duruyor... akşam
    da durduğu yerde durmuyor artık;
    yolcu yolu kuşatıyor durmadan;
    kapanıyor 'Zaman' denen karanlık...

    hiçbir şeyde yok gibi ve herşeyde var;
    sıkışmış birileri ara yerde;
    kalbim! durma yetiş eski yazlara!
    nedense bir durgunluk var saatlerde...

    herşey nasıl da bütündü bir zaman:
    şimdi bahçe eksik, güllerse yarım;
    kar yağar, hüzün bile yok... ve nerdesiniz,
    âh, evet nerdesiniz, yok saydıklarım?


    Ani-sonnet

    aynalar dolaşıyor, bu kentin aynaları;
    sözlerim sisli sözler ve aşklar kırılmada;
    aşklardan isteniyor, ah, orda olmaları...
    kendini odalara benzeten odalarda,
    aynalar göğe ağar, bu kentin aynaları;
    kimi dilerse onu göstererek, buyurgan
    kimbilir hangi yazda bırakmış anıları?
    sen sidre, sen son ağaç, yeşil döşek ve yorgan...
    bilirsin, kalp gözüne ayn'a gerek... -ve soru-
    lar uzuyor isra'da... akşam çürük ve sarı
    lambalar yükseliyor, sırlarla, göğe doğru;
    ve toplanıp geliyor gece yolculukları...

    ah, aşklar paslanıyor, kent saklarken onları;
    bencileyin hep ayna yerine koyuyor anıları...
    Ay Doğar

    ay doğar
    bir ay doğar umarsız gözlerinden
    bir ay batar bedir allah
    karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime
    iflah olmaz bir silâh

    ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara
    ya beni öldür allah

    dünyada
    nerede olursa olsun dünyada
    senin umarsız gözlerin
    kanlı bir avuç zehir
    bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir
    ya da

    senin umarsız gözlerin
    mahzun eşkiya ateşleridir
    tutuşur rüzgârlı bayırlarda

  2. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    B ile başlayan şiirleri
    Baki'ye Rübai

    Ey bakışlar ustası umutlar pehlivanı
    Sen anlattın bir gülde anlatılmaz olanı
    Biz bir hüzne başlarken sana çıraklık ettik
    Uçurduğun kuşlardır şimdi Bâki Divânı


    Bedreddin

    1. bedreddin

    mübalağa akşam olur

    güz, nefti dolaklarını kuşanır da gelir
    yaprağın fetrete düştüğü zaman

    sen ey yaz günlerini
    top top ak çuhaya tebdil eyleyip
    ve bir solgun gülümseme olarak
    eğnine giyen saman

    buyur otur
    şeyhim
    samanyollarının ılık sedirine uzan
    uzun, görklü ve sof
    yüzünü bizden yana döndür
    bize buğdayın ateşini
    gözlerin tımarını
    ve hüznün varidatını anlat

    elini elimize dokundurmadan

    sen ki öldüğü yere
    bir kök sümbül bırakır gibi
    usulca sevdalar bırakan
    ovaların ve kartalların müsahibi

    ne zaman diye sorma, ne zaman
    yaprağın fetreti gülün kıy*****
    gülün kıyamı ağacın isyanına
    dönerse işte o zaman

    mübalağa akşam olur
    güz, nefti dolaklarını çıkarır da gelir

    elini elimize dokundurmadan

    Ben İçin Sonnet

    benim yüzümdür işte, mağrur, kalın, şizofren;
    unutmak ve aynayla, aşklarla azalmada;
    ben gideli beridir hilmi yavuz ile ben
    bazen burdayız işte, bazen de ürkünç oda
    içimize kapanan kapısıyla bugün de
    bir ben'e açılıyor, ah, yıldızlı ve çorak

    bir çökelti gibiyim ben kendi belleğimde...

    nereden açılırsa orasından akacak
    ur mu, ben mi, çıban mı? kötücül, irinli, pis...
    bıçak, bisturi, makas beni deşin ve yarın
    çıkarın ne vardıysa: teslis, teslis ve Teslis...

    bana çivilidir, isa'yla çarmıh neyse;
    aşksa bir iç kanama... gül, gülden içeri'yse...
    Beyazıd Paşa

    8. beyazıd paşa

    gün akşamlıdır devletlim
    elbet biz de ölürüz

    gözüm hep o asılmışta kaldı

    sanki karanfil zülfünü dökmüş de
    şimşir topuzlu bir gürz
    indirilmiş gibi tanyerine
    kanlıydı kartal kanadı
    bir tarikat değneği gibi
    pürüzsüz ve düz
    bir beden, asılmış

    gözüm hep onda kaldı

    susan yazdı, konuşan güz
    usuldu, uzundu denizin boyu
    sanki tüy bacaklı bir tazı
    ya da kırmızı ve koyu
    bir masaldı,
    tarçından ve suçsuz
    bir beden, asılmış

    gözüm hep onda kaldı

    gün akşamlıdır devletlim
    elbet biz de ölürüz.

    Birinci Mehmed

    7. birinci mehmed

    bedreddin yaşıyor mu hala?

    Ben ki yazmalara ve bala
    hükmedendim; ihaneti gül diye
    resmedendim; denizin gönderine ölümü
    çektirendim ben, lala

    bedreddin yaşıyor mu hala?

    dersin ki onu, mülhidlerini
    ormandan ayırmak olası değil
    boynu laleden geçilmez
    saçları taflandır ve çağla
    ve alnı ak ketende yaban çileği
    gibi dağılan onlardı, lala

    bedreddin yaşıyor mu hala?

    Kuşlarla akan ipeği
    göllerde uçan çiniyi
    ve sevdayı, umarsız kına çiçeği
    gibi bölüşen onlardı, lala

    bedreddin yaşıyor hala

    Börklüce Mustafa

    2. börklüce mustafa

    biz ki sevdamızı, alaca
    kıl bir heybe gibi sunduk
    aba terlikle denizi yürüyenlere
    şavkımız dağlara vurunca

    börklüce mustafa, yonca
    ve hançerlerin piri
    ölümü masmavi bir hamayıl
    gibi boynunda taşıyıp
    gözleriyle bir acıya kalebent
    olmanın korkunç şiiri

    dövülüp tavını bulunca

    şerez çarşısına, ince
    kıvrık ve celali
    bir ayışığı gibi girmek
    ve sesiyle sayağa ve tunca
    sancağı buğdaysı, türküsü ebruli
    bir isyan diye işlenmek

    ve devrilmek, birbiri ardınca

    biz ki sevdamızı, alaca
    kıl bir heybe gibi sunduk
    aba terlikle denizi yürüyenlere
    gölgemiz dağlara vurunca

    Bütün O Aşkları Yazdı Da Ne Oldu

    Bütün o aşkları yazdı da ne oldu
    Gülleri çocukları denizleri tuttu da elinden
    Hep bir ceviz yaprağı gibi belirdi ince yüzü
    Bırakılmış gemilerin su kesimlerinden

  3. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "D" ile başlayan şiirleri

    Deprem

    sen benim kalbimin
    bakıcısısın
    güldeki karanlık yazıdan
    bir mesel
    söylemek üzre olan
    sussam, razı değil dile
    söylesem, derin ve geleneksel
    bir hüzündür, dolaşır
    elden ele

    ah bedenin, zakkum bedenin!
    bir dağyolu tadında
    ve ben o yolu
    kalbiyle bilen
    yüzün gizemdir senin, yokluk!
    acı, sessizce yedi dildedir
    sevdalar kimdedir, kandedir
    ve depremler
    senin neren?

    kalbim buluşmamızdır, ey ceren!

    Eklenme Tarihi: 15.05.2007

    Devrim

    Bir gülün açılması devrimdir
    Bildiğin anladığın bir devrim
    Kimbilir nereye varmışlığımız
    Bir av sonu ağırlayan gözlerim
    Seni anmak öyle kolay değildir
    Denizler: biraz çocuk kalmışlığımız

    Bir gülün açılması devrimdir
    Bildiğin anladığın bir devrim
    Gecede bir bozkır kalmışlığımız
    Bakışları ağırlayan seslerim
    Sana bakmamak öyle kolay değildir
    Simgeler: en çocuk yanlışlığımız

    Divan Edebiyatı Beyanındadır

    Kuş sananlar yanıldılar
    Bir bakıştır dedi kimi
    Belki de bir bakış kuşu
    Kimseler bilmiyor hala
    Güzelliği yaz iklimi
    Çiçek boyunca susuşu
    Uçardı azala azala

    Kaldı eski gazellerde
    Uçarı gözlere talimli
    Usulca yaklaşır sevmeye
    Kuş dediğin de neresi
    Bakışları gül resimli
    Bir süâra tezkiresi
    Yazılır azala azala

    Hilmi anladı gizini
    Giderdi hep hava üzre
    Bakış mülkünce osmanlı
    Issızlığı bir elinde
    Öbür elinde divânı
    Geçmiş bir gül saatinde
    Okunur azala azala

    Dize

    Taşırdı yaz kuşları kaygısız
    Solukların kabuğunu teninde
    Vebadan kırılmış boş kentlerinde
    Diz dize oturuyor bakışlarımız

    Son kuşun son yaprağa usulca
    Değip geçerken anlattığı giz
    Bir hüznünde konaklamış gibiyiz
    Diz boyu bozgunlardan çıkınca

    Sen ey bakışların yolgeçen hanı
    Çılgınlığa yazla gelen ilk konuk
    Adlarına deniz vuran soyluluk
    Dize gelir önünde güllerin en yabanı

    Doğu 1310

    işte solhan ve işte kocaman
    dağlarıyla karaba
    ve gülleriyle hısım
    olduğumuz palu
    gözleri korkunç bir deprem
    hem aslı, hem kerem
    gibi yanan suvar:
    ibrahim talu
    işte akşam ve işte çapakçur
    ve çapakçur'da akşam
    bir divanıharp gibi kurulur
    ağır giden bulut müfrezeleri
    hem bulanık hem firari
    yağmur
    ve bir vur emri gibi ansızın
    bir akar suya doğrulur
    hınıs'tan kopan süvari:
    ibrahim talu

    işte caneşeren köyü ve kar
    kar, palandöken dağlarında
    bir isyan bastırır gibidir
    işte hörmek köyleri çevrilmiş
    duvar
    bir kurt yüzüdür, ince
    sivrilmiş
    cibran ovası
    sanki mevzi almış
    gibi kar
    hem başıbozuk, hem seferi
    hörmek;ten inmiş iniş
    ölümü savuran süvari:
    ibrahim talu

    II
    bingöl dağlarının eteklerinde
    kuytu meşeler vardır
    o kuytu meşeler ki
    germiş kartala kanat
    ya da bir avcı kolu
    olup tek sıra
    ve sanki tütüne ve bakıra
    bir küf gibi musallat
    hamidye alayları

    işte dicle işte fırat
    ve acı su boyları
    sanki yazdan kapanmış
    sarp ve heybetli
    dağ yolu
    yanında üç ince patika
    üç küçük oğlu
    ve sanki süvari değil de
    ilk kez eyer vurulmuş
    bir kısrak gibi tedirgin
    ibrahim talu

    kış kararlı, ova dingin
    ibrahim talu, sağır
    bir acıya dökülen tunç
    ve giderek daha belirgin
    korkunç
    bir kızıl çadır olup
    savrulan yalım
    işte hoyrat ve zalim
    ağır
    bir yangın

    binüçyüzondu ve sen
    ibrahim talu
    ağıtlardan bir kış
    solgun ve mücerret
    ölümü sürmeli bir tüfek
    gibi omuzuna asmış
    o sürmeli tüfek ki
    tetiği kartal
    namlusu aşiret
    kabzası yanmış

    Doğunun Bebeleri

    doğunun bebeleri taş bebek
    değildir; say ki onlara cefa
    ince yaralı bir gömlek
    ve ninniler en çok akşamları zor
    say ki onlar ağlarken lor
    say ki gülerken çökelek

    doğunun bebeleri taş bebek
    değildir; yaşmaklı siirt'i
    kınalı van'ı
    sılayla gerdeğe girercesine
    geçip gurbetin çobanı
    ölüm, güz üşüşür yüzlerine
    ay, gecenin şark çıbanı
    Doğunun Diyalektiği

    su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
    yaprağı akarına bırakmak

    günün yaşmağını örtünür bir tekke nefesi
    gibi usulca açılır toprak
    sesin kendini güle
    ve gülün kendini sessizliğe dönüştürmesi
    gibi kendi kendini yağmalayarak
    odur şafağı dönüştüren ölüme
    bu yağma sanki yıkık hanların
    bir yazından bac alınan erguvanların
    üzerinde bir dağ, örneğin nurhak
    olup geçmiştir
    ölüm hangi denizleri gezmiştir
    bilinir ama mutlak
    bir büyük hasretle kolan vurarak
    çıkar kalbimin önüne
    bir doğudur ki o gülerken bile bozlak
    hep susmuş, evet, ve nasıl ki sevdayı
    gök ekinler gibi tırpanlıyarak
    yeni sevdalar üretmiş, ve susmak
    yeniden gök ekinler göğertmiş
    göğertecek de,
    gurbeti sılaya bağlayarak

    su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
    yaprağı akarına bırakmak

    doğunun bebeleri taş bebek
    değildir; acıyı trahom,
    gündüzü emek
    gülüyse bir gelecek için kullanır
    say ki anaları ova, babaları dağ
    ve emzikleri tüfek

    Doğunun Geçitleri

    çok uzun anlatmak gerekti
    ve biz, sadece ima ile geçtik

    'yol verin sevdaya'
    gördük ve yol verdik
    acıdan kalkıp acıya
    varan bir yol gibi
    kendini göstere göstere
    bir cihannuma ile geçtik

    ve kalbimiz bize sahip çıkmadı
    dağdır, kızılca kopup
    ve döne döne düştü
    döner dağdan sonbahar
    hüzne geçit yok, ziganalar

    ve kop'tan bu dönüşleri
    bir sema ile geçtik

    ateştir eski geceler
    'tut ve yan, tut ve yan
    kül ol, gülümüzden'
    şairler akşamdır, ateşgedeler
    ve biz kendi külümüzden
    bir huma ile geçtik

    bir hayal olmadadır göl şimdi
    göründü elele göl ve giz
    gördük, bir kuğuya yolcu olduğu
    yerde kayboldu nergis
    ve biz, öyle ki, bu yolculuğu
    bir rüya ile geçtik

    çok uzun anlatmak gerekti
    ve biz, sadece ima ile geçtik

    Doğunun Gurbetçileri

    acı biziz, biziz yine
    bir büyük bozguna yol olduğumuz

    artık ne acem bahçesi
    ne acem mülkü
    ne de yaprakla
    örtülü havuz
    bir kaçgün sonbahar ile talan edilip
    su yıkılıp, hüzün çürüyüp
    ve yol sefili dağlarımızdan
    bir ipek uçurum diye devrilip
    sel gittiyse kalan kumuz
    biz bir talanla başladık kendimize
    bundan böyle acının
    ekmek ve tuz
    konaklardan geçer yolumuz
    ölüm çarktır, sevda direk
    uçsuz bir gurbete bağdaş kurduğumuzda
    ve mahsus selam diye söylenerek
    bir ağıda durulur mektubumuz

    acı biziz, biziz yine
    bozguna bağlıyız, yola mahkumuz

    Doğunun Gurbetleri

    akşam en güzel masaldır
    iyi anlatılırsa

    doğru olan herşeyde biraz
    öfke, biraz yılgınlık vardır
    der, bir kıssa
    cam incelince şarap da incelir
    yaşam acıdan kırmızıya
    ölüm hüzünden beyaza
    ve bir gül gelirse
    bu yol ayrımından gelir
    mutlaka ve nasılsa
    kendi elimizle kurduğumuz gurbetten
    daha zor bir sürgün yoktur
    yaşasak da yaşamasak da
    umuda ve sonbahara hüküm ki:
    gülün saltanat devrinden
    ne sevdikse bugünden
    ve ne kaldıysa dünkü
    acıyı yakuta döndürsün
    hüznü döndürsün elmasa

    akşam en güzel masaldır çünkü
    iyi anlatılırsa

    Doğunun Kadınları

    biz batan güne sahip çıktığımızda
    ay, bitlis'te sarı tütün
    ya da bir akarsu imgesi
    gibi yiğit ve bütün
    bir ağıttı
    kadınlarımızda
    onlar hüznü bir çeyiz
    çileyi ince bir nergis
    ve gülerken bir dağ silsilesi
    taşırlar
    ve birer acıdan ibarettiler
    kayıtlarımızda

    kadınlar ki alınlarımızda
    doğuyu mavi bir nokta
    ve yazgıları çok uzakta
    bir nehir yoluna
    karışırlar
    ölümleri duvaktan beyaz
    ve ahlat, ercis, adilcevaz
    üzerinde geçen bir kederle
    yarışırlar
    ve birer yazmadan ibarettirler
    sevdalarımızda

    biz bir yazın ayağında
    en küçük bir gurbeti bile
    içi titreyerek okuyan
    ve bir gülü tersinden dokuyan
    umutlarımızda
    başlığı kınadan turaç
    bebesi doğuştan kıraç
    ve bir ninniyle darılıp
    bir türküyle barışırlar
    ve birer hasretten ibarettirler
    mektuplarımızda

    Doğunun Kalıtı

    biz üç güzel kardeştik ve ölüm,
    ölüm en gencimizdi bizim

    bize doğunun büyük şiiri kaldı

    o bir nehir gibi ve kendimizin
    nice ipek yollarına dökülüp
    ve derin kollarına bir gonca
    gül diye kapanıp ve tiftik,
    safran ve kilim gibi onca
    acılardan sonra, mağrur ve yitik
    bir külliyeye benzer gurbetimizin
    gide gide sonuna geldik

    biz üç güzel kardeştik
    ve ölüm, en gencimizdi bizim

    bize doğunun büyük şiiri kaldı

    sonra derviş defterimiz kapandı
    gün kara koyun, gece oğlaktı
    ve göçebe bir çeşme olan ikizim
    şiiri bir oba gibi kaldırıp
    dağ taş demeden, dizlerimizin
    bir bir büküldüğü baharat yollarından
    korkunç bir ağıt diye geçirip
    bizi düzlüğe çıkardı

    bize doğunun büyük şiiri kaldı

    Doğunun Ölümleri

    ölüm bir aşirettir doğuda

    ayışığı gülden hoyrat
    gölleri güzelden talandır
    ve asi , durak bilmez ağıtlarıyla
    uçsuz bucaksız turnalarını
    kat kat gırbete durmuş evvelbaharla
    sevdası göçer olandır
    ve bu nasıl bir serencamdır
    satılır umudu beye
    hasreti bir meta gibi
    ve alınandır
    ve tuzdan, bozkırdan ninilerini
    bir çığlık gibi mengeneden mengeneye
    sokup çürüten rüzgardır

    türküsü ki eşkiyaya geniş
    ve bir kekliğe dardır
    ovayı çelen bakışlı
    ve bir fişekliğe dizilmiş
    gibi omzu kuş nakışlı ağaçlarıyla
    acıya pusu kurandır

    ölüm bir aşirettir doğuda

    Doğunun sevdaları forunda mevcut
    Doğunun Sonsözü

    bir gece çölemerik üzerinde
    bakır bir bilezik gibi hilali
    gördü
    ezik çiğdemleriyle elazığ
    acı dağlarıyla ergani
    dersim pulumur, horasan
    ibrahim talu'nun oğlunu gördüler
    ve bir keçe kilimi andıran elleriyle
    göğü bir beşik gibi sallayan
    fatma'yı zeynel'in ayalı
    kimse bizim sevdamızı anlatamadı
    ne mem u zin hikayesi
    ne de ahmede hani
    yaylalar kelepçeydi asi fırat'a
    en büyük mahpushane dağlardı
    ve dicle, fırat'ın helali
    çoktandır akşam denen sanata
    alışmış olmanın acısı
    kavuşmuş olmanın hayali
    ile akardı
    köpüğünü kanata kanata
    bir gece diyarbekir'den hozat'a
    ayın kızıl bir karpuz gibi
    çatladığını gördü
    bir heybenin morardığını
    ve ölümün bir zerdali
    ağacı olup köpürdüğünü
    nazif ergin, müfettiş-i umumi
    muğlalı paşa ve vali

    işte doğunun dünü, bugünü
    yaşamış olmanın tuzu, ekmeği
    ve yarını, acının düğünü
    gibi duyursun bizlere
    açsın bir yufka gibi umudu
    türküleri yeniden yoğursun
    közlesin ağıdı, melali

    Doğunun Soruları

    hangi umut, hangi sevda, hangi dağ
    ve hangi-

    dağ, allahuekber dağlarıdır
    sevda, nazımınki

    ve ozan bir garip derviş işte
    acısı gevaş'ta, ağıdı muş'ta
    kendini yollarla bezemiş

    mendili boydan boya meneviş
    bir büyük akşamın külü
    sabrı, hasreti doğulu

    ve ölüm, bir kır yoksulu
    gibi gök ekin arıyor sanki

    hangi umut, hangi sevda, hangi dağ
    ve hangi-

    Doğunun Şairleri

    işte doğu, ki sen ki sanki
    pirsultan ile baki efendiyi
    sırmalı bir çiğdemde birleştirerek
    rumeli kılan dize
    işte doğu, hil'ati güzün
    ne zaman giydiysek o kadar hüzün
    ve ağır, ürkek ve beyaz
    bir sülüne benzeyen örtümüzün
    kat kat altındaki sağır bir hırka gibi
    ölümdür, dar gelir eğnimize
    işte doğu, ki orda herşey
    kendini yineliyor batarak
    orda herşey batıdan batıyor
    ve bir ayışığı dahil olup gülümsememize
    o doğu ki daim düşen bir yaprak
    yahut utangaç bir yakut ile
    tartıla tartıla incelen sözün
    çıkarır nakışını gözlerimize
    o doğu ki simyacısıdır
    siyaseten katledilmiş bir gülün
    yahut bir çilehaneye benzeyen yüzümüzün
    ve sevgili, gam sultanıdır orda
    yani doğuda, solgun bir melametle doğan
    büyük boynu gecenin ve gündüzün
    ve şairler ki sevda askerleridir
    kızıl bir kadife kadar mağrur
    yahut bir şayak kadar hırçın
    ve vakur
    gönlümüzün
  4. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "E" ile başlayan şiirler

    Eros ile Thanatos

    sana sari bir yaz gönderdim
    onu bir Zaman gibi koynunda sakla
    önce kuytular göle çekildi
    ayrilik, ayrildigin yerde degildi
    herkes, artik, elbette
    dag’dır biraz
    ve sarı yaz senin perden

    suya gömdün yaprağın adını
    bir kentin hüznüne benzedin birden
    aşklar kimliksizleşti: süslü zamanlar!
    sen ki kendi kendinin özleminden
    sıkılırdın... sorardın:
    ‘olur mu,
    anlamak aşklari eski güllerden?’

    işte bir söyleyişin solgun yüzü:
    artik ne bir anidan arta kalanlar-
    dan söz var! ne bir şey!
    -boşuna!..
    ölüm, olmak’tır ve bir söz kanar;
    yalnız yalnızlıklardır bizden olanlar!
    onlardı, gittiler... daha gelmeden...

    bense akşam oldum artık
    ve akşamlar, benim gövdem...

    Eylül

    eylül! daha çocukluğumdan
    beri size bakardım ben
    bir yazın azalmakta olan
    sözcüklerinden nasıl da
    ansızın sökülürdünüz
    bahçelerle ve kül
    dolardı içim... eylül!

    eylül! kırılgan mevsim!
    cam hançeri güzün
    dağılırdı kalbimde
    birden gecenin ve gündüzün
    perdesiyle örtülürdünüz
    tenhâyla ve tül
    dolardı içim... eylül!

    eylül! unuttum sizi
    dağ kızarır yol sararırdı
    ve ben dönüşlere bakardım
    o aman vermez belleğin
    paramparça güldüğünüz
    aynalarla ve gül
    dolardı içim... eylül!



  5. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "G" ile başlayan

    Geçmiş

    Gide gide nereye vardım
    Karlı bozkırda koşup koşup
    Bodur bir ağaç kaldı belleğimde
    Gümüş yüzükler gibi incelmiş

    Babam didinirmiş hababam
    Fincan çekilirmiş sırtına
    Uzun ırmakları yorgunluğun
    Oturma odamızdan geçermiş

    Derken gökyüzü girmiş araya
    Derken giriş o giriş
    İbrişim örülü bencilliğimi
    Büküp eğiren hep kelimelermiş

    Bir çağ adı gibi hep anılacak
    Diye düşünmüştüm ama değilmiş
    Ey özenle dokunulmuş sırmalı kumaş
    Bir kez bile giyilmeden eskimiş

    Gide gide nereye vardım
    Karlı bozkırda koşup koşup
    Bodur bir ağaç kaldı belleğimde
    Gümüş yüzükler gibi incelmiş

  6. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "İ" ile başlayan

    İnançsız

    Açılır gecesi inançsızların
    Tanrı sarı bir çiçektir
    Ormanın içinden atlılar
    Geçerken çocuklar ölecektir

    Denizin gözlerinden tuzlu
    Bir sıkıntı vurur karalara
    Uzakta olduğumuzu köprülerden
    Atlar nereden bilecektir

    Mavi kuşlar çiziyor biri
    Eli değdikçe camlarına
    Avcılar doğrultup namlularını
    Nasılsa bir bir düşürecektir

    Yorgun yıkılmış ölü
    Bir yaz büyütür karnında
    Soyunup toprağa yatınca
    Kadınlar göklerle sevişecektir

    Açılır gecesi inançsızların
    Tanrı sarı bir çiçektir
    Ormanın içinden atlılar
    Geçerken çocuklar ölecektir
  7. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "K" ile başlayan şiirler

    Kalp Kalesi

    kalp kalesi! ben sana
    sürgün, sen bana hüzün
    dayanır mı hüsn ü aşk bu
    kırgındır yollar döndükçe
    burçları bengisuyunda Aşk'ın
    ve kimbilir hangi soyunda güzün

    kalp kalesi! sen yaslı Söz'ün
    kopar zincirlerini
    hem oğlun hem mahpusun
    olan Söz bu! hem gece
    hem gündüzün kanadını aç
    atım, geç ateşi ve... Hüzün

    kalp kalesi! her dize
    bir gizli bahçedir
    sevda senin hisarın
    ah çeken kılıcın
    bir düğüm olan adın
    sonunun başındadır yaz
    ve güller çözülsün

    Kanto

    Denizdir en güzeli martıların
    Martıların birazında ak köpük
    Martıların martıların en güzeli
    Aşktır

    Nerde bir deniz buldumsa soyundum
    Sonsuz kumsallar aldı yöremi
    Kumsalların kumsalların en güzeli
    Aşktır

    Sen bir çocuksun annesi ezik beyaz
    Sen bir çocuğu anlamak için birebir
    Annelerin annelerin en güzeli
    Aşktır

    Kaside

    Ay karanlık gibi durma öyle gel
    Sensiz bir şey duyulmuyor sevişmemizden

    De ki halkın gözleri al gelincik sürüyor
    Uğrular geçiyorken güz şölenlerinden

    Bu hüzünler benim mi diye baktım ki tamam
    Akıyor yakut bir ıssızlık kentlerimizden

    Yanardı mürted lambası ta sabaha değin
    Karanlık kilimlerin kan işlemesinden

    Hilmi Elbet sürersin günleri bir yangına
    "Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden"

    Kış Meditation'ları

    Ürkek ayak sesiyle kış
    Geyikler çizen sesimdir
    Her kelime bir resimdir
    Sanki bakmaya asılmış

    Beyaz deriz ama neden
    Duyduğumuz karlı tarla
    Görüntü çeken atlarla
    Aşılmaz yollar kapanmış

    Kuşlarımı koymak için
    Bir gök resmi bulamadım
    İlkel bir dil benim adım
    Onunla gül çizmek varmış

    Kimlik Sonnet'si

    ben aynada büyüdüm, aynalar ise bende:
    acıları gezerken, sözlerimizle ikiz:
    birlikte olduğumuz, ah, o ürkünç bedende
    bakarken kendimize, sevişen günlerimiz
    birer birer görünüp dibe çöker...ah, kısır
    bir yolculuk bizimki... hani durak, yol nerde?
    hangimiz ötekine giz oluruz ya da sır?
    ayna tende dağılır, ten aynada yiter de
    fırtına saatlerde aşklardaki ince kum
    üstüme yığılırken, akşamları kederle
    -ve sanki sevişirmiş gibi ikindilerle,
    o dökülüp düşerse kırılan ben olurum...

    kimliğim oldu benim, çoktan geçtim adımdan,
    ah, başka bir şey değilim aynalarımdan

    Koç Salih

    5. koç salih

    ey can hüması, bize bu rüzgardan
    bir sayfa okur musun?

    sen umuda bak ve onu güzel eyle

    ey tanyerini kızıl bir harmaniyeyle
    boydanboya örten uzun bedevi
    bize altın lengerlerde ölüm sun
    sonra bir dudağı yerde
    ve bir dudağı gökte bir devi
    sanki sen doğurmuşsun
    gibi acıyan memelerle
    bizi emzir

    gün döner, ay irişir, ey can hümasi
    bize bu rüzgardan
    bir sayfa okur musun?

    şimdi gök, suskun develerle
    ve mahzun
    ağır ağır konup kalkan kervandır
    çölü, yeni doğmuş bir bebek
    gibi koynunda uyutup
    bir lalenin perçemini keserek
    okşa onu, ey can hüması ve öp
    ve onu kanayan geceyle uyandır

    ölümün bir toy gibi kurulduğunu
    hiç görmemişiz hayli zamandır
    Kuşma

    Döner kapılardan girip çıkardı
    Tıkabasa kuşla dolu bir adam
    Ha dese ölümsüz olacakken tam
    Tezgah kurup kuşbazlığı yeğledi

    Yemeyip içmeyip cimri kerata
    Habire bir açlığı biriktiriyor
    Gün aşırı gömlekler diktiriyor
    Almaz oldu nişanları ceketi

    Ya iğreti ya bayramlık bilinmez
    Yüzünü herkeslerden gizledi
    Mermer anıtlara hayranlığından
    Ağzı açık bankaları gözledi

    Zarif duyarlıklar mı, o eskidendi
    Kuşbazlığın envâını denedi
    Metelik etmezken *****lığının
    Şimdi yükseliyor hisse senedi


  8. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "L" ile başlayan

    Lavinia İçin Sonnet

    sana da yaş yaraştığı söylenir, öyle değil!..
    birden bir dal kırılır, hani düşer ya suya,
    sen o akarsusun... akma!.. kendine eğil,
    orda gördüğün dalı,. ey solgun lavinia,
    sanki tanır gibisin... belki eski yerinden
    göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu
    usulca büyüttündü, akarak ta derinden;

    anımsa, öpüşlerdeki taşı, çakılı, kumu...

    nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;
    ah! al götür, al götür... bırakma bir kuytuda;
    sen onu bıraktıkça ona yaraşırım şimdi
    yaş... ansızın köpüklerle sevişen bir duyguda...
    kırık... o yaz aynalarda dürülsün diye güya
    sana yaş değil elbet, yaz yaraşır lavinia...

  9. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "M" ile başlayanlar

    Mevlana Hayder

    9. mevlana hayder

    ölüm, uysal bir mesnevi gibi
    aktı gider, döne döne

    güneş de batarken sararır

    acılar kaldıysa dünden bugüne
    elbet sorulacak bir hesap vardır
    ve hüznü bir kirmen gibi eğirip
    yükleyip türküleri tuza ve yüne
    ve ilkyazı bir garib efsane
    diye söyleyenler, yaşatanlardır

    ölüm, uysal bir mesnevi gibi
    aktı gider, döne döne

    ve gel zaman, git zamandır
    söz yanar, cönk üşür, yaz morarır
    saçları çil kuşu, sesi nar tane
    ve ürkek bir kilim gibi seğirip
    ve nasılsa bir gülü edip bahane
    gözleri mahzunidir, karacaoğlandır

    güneş de batarken sararır

    ölüm uysal bir mesnevi gibi
    aktı gider, döne döne

    Musa Çelebi

    6. musa çelebi

    devlet solgundu

    güya ki yaprağın biri
    düşmüş de, ağaç
    kökünden sarsılmış gibi

    elmalar akikti, üzümler canfes
    ve ölümü bir hasbahçe belleyip
    musa çelebi
    nicedir sırmalı bir düşü
    yağlı bir kemend gibi
    boynuna dolamış

    devlet solgundu

    ve halk, yakut bir atlas olarak
    susuşu karakalem, gülüşü miri
    ve ansızın sedef bir orak
    biçmiş gibi gülüşü, yahut ki
    acının kol demiri
    şrak göğsüne vurulmuş

    güya ki yaprağın biri
    düşmüş de, ağaç
    kökünden sarsılmış gibi

  10. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    "N" ile başlayan

    Nazım Hikmet

    10. nazım hikmet

    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız

    biz ki sessiz ve yağız
    bir yazın yumağını çözerek
    ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
    ovayı köpürte köpürte akan küheylan
    ve günleri hoyrat bir mahmuz
    ya da atlastan bir çarkıfelek
    gibi döndüre döndüre
    bir mapustan bir mapusa yollandığımız

    biz, ey sürgünlerin nazım'ı derken
    tutkulu, sevecen ve yalnız
    gerek acının teleğinden ve gerek
    lacivert gergefinde gecelerin
    şiiri bir kuş gibi örerek
    halkımız, gülün sesini savurup
    bir türkünün kekiğinden tüterken
    der ki, böyle yazılır sevdamız

    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız

Sayfayı Paylaş