Hisarcılar ve toplumcular

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde sinemmmm tarafından paylaşıldı.

  1. sinemmmm

    sinemmmm Üye

    Katılım:
    27 Ekim 2007
    Mesajlar:
    286
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    16

    - Hisarcılar ve toplumcular akımına bağlı olanlar kimlerdir? ve bunların özellikleri nelerdir? bunlar hakkında bilgi verir misiniz ?
  2. gulhan

    gulhan Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    429
    Beğenileri:
    127
    Ödül Puanları:
    16
    HİSARCILAR

    Hazırlıklarına 1949 yılı sonlarında, "eski şiirimizden, millî kültür ve edebiyatımızdan kopmadan yeni ve güzel bir şiir sergilemek, o yıllarda şiirimizi çıkmaza sokanlara ve yozlaştıranlara karşı çıkmak ve tavır almak'" parolasıyla başlanan Hisar dergisi, ilk sayısını 16 Mart 1950'de yayımlamıştır.

    Yayın hayatını iki dönem halinde sürdüren Hisar dergisi, birinci yayın döneminde (Ocak 1957'ye kadar) 75; ikinci yayın döneminde de (Ocak 1964'ten Aralık 1980'e kadar) 202 olmak üzere toplam 277 sayı çıkmıştır.
    Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakan-lığı'nın dokuz dalda açtığı yarışmalarda, şiir dalında "Kuşlar ve İnsanlar" kitabıyla birincilik ödülünü kazanan Hisar’ın kurucu şairlerinden Mustafa Necati Karaer, derginin çıkış gerekçelerini şöyle anlatır:
    Garipçilerin başlattığı şiir akımının "yalana dolmaları" karın doğurmasa bile, şiirden nasibi olanları şiirden ve edebiyattan uzaklaştırıyor ve hareket devam ediyordu. Bu durum karşısında yapılacak tek iş, tek çare, inandığımız yolda bir edebî dergi çıkarmaktı. Öyle bir dergi ki, Türk şiirini yıkmak isteyenlerin karşısına bir kale gibi dikilsin, taklitçiliğe sapma¬dan millî kültürümüzden güç alsın ve "geçmiş'le "gelecek" arasında bir köprü olsun. İşte, kendi inançlarımız ve sanat anlayışımız doğrultusunda bir fikir, sanat ve edebiyat dergisi çı¬karma kararımız, özetle belirtmeye çalıştığım ihtiyaçtan doğmuştur (1983: 41).

    Hisarcılar, derginin ilk sayısında yayımlanacak bir bildiriyle "neler yapacaklarını açıklamak" yerine, zaman içerisinde "neler yapacaklarını gösterme" nin daha doğru olacağına inan. 26 Aralık 1966'da Ankara Radyosu'nca hazırlanan bir programda derginin sanat anlayışını ve belli başlı ilkelerini ortaya koyan açıklama, derginin kuruluşundan 17 yıl sonra yapılır. Hisar’ın kuruluşunun, sorunlarının, dil anlayışının ve sanat ilkelerinin tanıtıldığı programa dergiyi temsilen Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Sâmanoğlu ve Nevzat Yalçın katılmışlardır.

    "Radyoda Hisar Saati" programında açıklanan bu ilkeler, daha sonra Hisar dergisinin 113. ve 114. (Şubat, Mart 1967) sayılarında da topluluğun bir tür geciken bildirisi olarak dört madde halinde yayımlanmıştır:

    1. "Sanatçının Dili Yaşayan Dil Olmalıdır". Aksi takdirde, ister es¬ki, ister yeni olsun, ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır. Türk sanatına ve kültürüne olumlu katkıda bulunamaz.
    Bu ilkeyle ilgili olarak Hisarcıların, özellikle Birinci Yeni ve ikinci Yeni sanatçılarına yönelttikleri eleştiriler şöyle sıralanabilir: Ağza alınmayacak kadar kaba ve çirkin kelimeleri bol bol kullanmak, dil akışına uy¬mayan uydurma kelimeleri inatla ve ısrarla kullanmak, büyük harf-küçük harf kurallarına boş vermek, noktalama işaretlerini kaldırmak, cümle tekniğine kulak asmamak.

    2. "Sanatçı Bağımsız Olmalıdır". Zira, onun eseri, siyasî sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir.

    3. "Sanat Millî Olmalıdır". Çünkü kendi milletinden kopmuş b' sanatın milletlerarası bir değer kazanması beklenemez.

    4. "Sanatta Yenilik Asıldır". Ne var ki, bu yenilik arayışı eskinin ret ve inkârı şeklinde yorumlanmamalıdır. Dünden kuvvet alarak yarın da kolay kolay eskimeyecek bir yenilik anlayışı ilke edinilmiş; mutlaka serbest şekilli şiir yazmak, şiiri nesre ve hikâyeye yaklaştırmak, heceyi ve aruzu ölü vezinler olarak görmek gibi ısrarcı yaklaşımların doğru olmadığı savunulmuştur.

    Toplumcu Gerçekçi, Garip ve ikinci Yeni gibi şiir hareketlerini de açlığı ve sefaleti dile getirdikleri, gençliğin şehevî arzularını kamçıladıkları, amaçlı olarak aile ve diğer toplumsal kurumları hiçe saydıkları iddialarıyla eleştirmişlerdir.

    Hisarcılar, Türk şiirinde görülen yenilik hareketlerinde sanatçıların "dil, şekil ve konu" karşısındaki tutumlarını belirleyen iki kutup olduğunu savunurlar (bkz.: Karaer 1960: 37-38): Bu kutuplardan birini, her faklılaşma ve değişmeyi şiirde yenilik sayanlar oluştururken; diğerini de, -tek başına kendilerinin temsil ettiğine inandıkları- bu görüşün aksini iddia edenler oluşturmaktadırlar.
    Hisarcılara göre şiir dilinde yenilik; şiiri ölü kelimelerden ve terkiplerden kurtarıp sadeleştirmekle, dili basitliğe düşürmeden yaşayan halk diline göre geliştirmekle mümkündür. Uygarlığın ve kültür seviyesinin bir bakıma ölçüsü olarak gördükleri dili kısırlaştırmamak gerektiğine inanmışlar; ancak, masa başında kelime uydurulmasına da karşı çıkmışlardır. Ya¬bancı dillerden alındığı artık fark edilemeyen ve Türkçe karşılığı olmayan kelimelerin çekinilmeden kullanılması gerektiğini savunmuşlardır.

    Bu gruptaki şairler; vezin konusunda bir dayatmaya karşı olmuşlar, şiir olarak kalabildiği müddetçe aruzu da, heceyi de, serbest şekilli şiiri de kabul ettiklerini belirtmişlerdir. Şiirin şekil özellikleri yönüyle, aruzda ve hecede alışılmış kalıpların çerçevesinden kurtulup yeni söyleyişlere ulaşmasını hedefleyen Hisarcılar, muhteva özellikleri yönüyle de, şiirin konu¬sunun sınırlandırılamayacağını, şiir feda edilmemek şartıyla her konunun işlenebileceğini savunmuşlardır. Zira sanatın her şeyden önce bir hürriyet meselesi olduğunu, ancak, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman mut¬lak hürriyet rüzgârı esmediğini belirterek, "hürriyet perdesi arkasında oynanan maksatlı oyunlara pabuç bırakmayacaklarını" da her fırsatta dile getirmişlerdir.

    Hisarcılar, gecikmeli olarak ilân ettikleri bu ilkelere otuz yıllık yayın hayatı boyunca sıkı sıkıya bağlı kalmışlar ve kendilerini, diğer topluluklara karşı (toplumcu gerçekçiler, Birinci Yeniciler, Maviciler, İkinci Yeniciler) Türk şiirini ve dilini koruyan yegâne "kale" olarak görmüşlerdir.
  3. gulhan

    gulhan Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    429
    Beğenileri:
    127
    Ödül Puanları:
    16
    Standart Toplumcu Gerçekçilik
    Toplumcu Gerçekçilik
    İnsanı toplumsal ilişkileri içinde ele alan, toplumsal gerçekleri devrimci doğrultuda ve Marxist yaklaşımla yansıtmayı amaçlayan edebiyat akımı. Toplumcu Gerçekçiliği, eleştirel gerçekçiliğin bir ileri aşaması olarak değerlendirenler vardır. Onlara göre edebiyatla toplumun yapısı, üretim ilişkileri arasında sıkı bir bağ vardır ve toplumdaki gelişmeler edebiyatı da etkiler. 20. yüzyıl siyasal, ekonomik ve toplumsal değişikliklere neden olmuş, 1. ve 2. Dünya Savaşı devrimci patlamalara neden olurken gelenek ve töreler sarsıntıya uğrayarak sınıflararası çelişkiler de derinleşmiştir. Gelişmeler edebiyatın siyasallaşmasına neden olurken içerik yönünden ülkeden ülkeye farklılık göstermiştir. 1934'te Rusya'da toplanan "Sovyet Yazarlar Birliği Birinci Kurultayı"nda sanatın toplumsal gerçeği yansıtması gerektiği, bu yansıtmanın da devrimci doğrultuda olması gerektiğini karara bağlamıştır. Toplumdaki aksaklıkları, çarpıklıkları saptamak yetmez önemli olan bunun nasıl gösterileceğidir. Balzac, Stendhal, Dickens, Flaubert, Zola, Maupassant, Tolstoy gibi yazarlar toplumun türlü yaralarına parmak basmışlar, bu yaraları gerçekçi bir anlatımla yansıtmışlardır. Ancak yaraların nasıl sarılacağını, iyileştirme yollarının neler olduğunu gösterememişlerdir. Siyasal boyutun ağır bastığı bu anlayış başlangıçta sanatçıyı ve edebiyatı belirli kalıplar içine sokmuş; günlük yaşamdan ya da tarihten alınan basmakalıp düşünceler ve propagandacı örnekler ortaya çıkmıştır. Kısacası komünist parti edebiyatı oluşmuştur. Kısa süre sonra sert kurallara bağlı kalmanın edebiyatta yaratma gücünü kısırlaştırdığı belirtilmiştir. Sovyet yazarlarının yirminci kurultayında toplumcu dünya görüşünden ayrılmamak koşuluyla sanatçının yaratma eylemine özgürlük tanınmıştır.

    Çağdaş ve toplumcu gerçekçiliğin ilk koşulu sanatçının gerçek yaşamla bağını kesmemesi ve içinde bulunduğu somut koşullara sırt çevirmemesidir. Edebiyat ürünlerinin yaşamın zenginlikleriyle beslenmesi, insanın bilinç ve duyarlılığını tarihin gelişim sürecine göre biçimlendirmesi büyük ölçüde buna bağlıdır.

    Maksim Gorki, çağdaş ve toplumcu yazarların başında gelir. Gorki, bu akımın estetik ilkeleri üzerinde durarak dünya edebiyatını etkilemiştir. Yapıtlarında kapitalizmin insanlar üzerindeki baskıları, onu nasıl köleleştirip insanlık değerlerinden uzaklaştırdığını eleştirel bir dille işlemiştir. Öte yandan insanın kendi kendisinin efendisi olabilmesi için savaşması gerektiğini anlatmış, eserlerinde Rusya'nın iç ve dış yapısını aktarmıştır.

    Gorki'nin gerçekçiliğe getirdiği toplumcu yaklaşım diğer Rus yazarları da etkilemiştir. Leonid Maksimoviç Leonov, Aleksandr İsayeviç Soljenitzin, Konstantin Simonov, Cengiz Aytmatov ve Mihail Şolohov, büyük yazarın ardından gelerek dünya edebiyatına değerli katkılarda bulunmuştur. Türk edebiyatında ise toplumcu gerçekçi yaklaşım içinde olan yazarlar vardır. Kimi yönleriyle Sadri Ertem, Sabahattin Ali, R. Enis, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar, Orhan Kemal, İlhan Tarus gibi yazarların yanı sıra Köy Enstitülü yazarlarından Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu'nun gerçekleri sergilemede Toplumcu Gerçekçi bir çizgi izlediği söylenebilir.

Sayfayı Paylaş