Hukuk Alanında Yapılan Devrimler

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 11. Sınıf' bölümünde s(c) tarafından paylaşıldı.

  1. s(c)

    s(c) Üye

    Katılım:
    15 Aralık 2009
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Konu: Hukuk Alanında Yapılan Devrimler


    İnkılap Tarihi Proje Ödevi için lazımdır.
  2. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    HUKUK ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR1- Seriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
    2- Türk Medeni Kanunu (17 5ubat 1926)Dini hukuk sisteminden ayılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.
    Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :
    Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın - erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.
    Hukuk Alanında Yapılan Devrimler:
    1- Şeriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
    2- Türk Medeni ve Borçlar Kanunu (17 Şubat 1926)
    3- Ceza Kanunu (1926)
    4- Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (1927)
    5- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (1929)
    6- İcra ve İflas Kanunu (1923)
    7- Kara ve Deniz Ticareti Kanunu (1926, 1929)
    Dini hukuk sisteminden ayrılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.

    Hukuksal Devrimler
    Hukuk alanında yapılan ve bir bütün olarak “Hukuk İnkılabı” olarak nitelendirilebilecek inkılapların temel amacı laik, demokratik, akla ve bilimsel esaslara v eşitliğe dayalı bir devlet ve toplum sistemi ile yaşam biçimi oluşturmak; bunları korumak ve geliştirmek için gerekli “aklı hür, vicdanı hür” nesilleri yetiştirebilmektir.

    a- Hukuksal Devrimlerin Nedenleri
    Dine ve dini örfe dayalı bir hukuk sistemine dayalı Osmanlı Devletinde tüm kuralların İslam hukukuna uydurulması her zaman esas olmuştur. Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman tebaya İslam hukuku,gayrimüslimlere de kendi hukukları uygulanmakta idi. Bu durum devletin vatandaşlarının kanun karşısında eşit olmamalarını ve din bazında farklı kurallara tabi tutulmaları ile sonuçlanıyordu.
    Devlet konularının yanı sıra toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları eski Türk gelenekleri ile İslam hukukunun yoğrulması sonucu ortaya konan örfi kurallarla düzenlenmişti. Ticaret, ceza ve usul hukuku alanlarında Tanzimat sonrası Fransa’dan çeşitli kanunlar alınmış; ancak devletin teokratik yapısı ile bu durum çelişkilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
    Ayrıca hukuk sistemindeki çok hukukluluk esası, yeni çağın hukuki ihtiyaçlarının karşılanmasında yaşanan sorunlar ve yukarıda yer verilen aksaklıklar, bağımsız ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine ait yeni bir hukuk sistemini yerleştirmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

    b- Hukuksal Devrimlerin Gelişimi
    Hukuki inkılapların ön şartını oluşturan siyasi inkılapların tamamlanmasının ardından mevcut hukuk sisteminin yenilenmesi amacıyla çalışmalara başlanmış 1923 yılında Adliye Vekaleti nezdinde komisyonlar kurulmuştur.
    1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu bazı değişiklikler yapılarak Türk Medeni Kanunu olarak yürürlüğe girdi. Bu kanun seçilirken basit dili, açık, hakime geniş takdir yetkisi veren karakteri ve Avrupa’da kabul edilen en yeni, liberal, kadın-erkek eşitliğine dayanan aile düzenini içeren ve demokratik bir devletin ihtiyacını karşılayabilir olması özellikleri etken olmuştur. Bu kanun ile topraklarımızda yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere ayrı hukuk uygulamaları da sona ermiş; yüzyıllar sonra bu topraklar üzerinde hukuk birliği sağlanmış; azınlıklara verilen hukuki ayrıcalıklar da kaldırılmıştır.
    Yeni medeni kanun, evlenme, boşanma, miras, velayet, hak ve fiil ehliyeti gibi konularda kadın-erkek eşitliği, tek eşlilik ve medeni nikah usulü getirmiş böylece tüm vatandaşlara aynı medeni hakları sağlamıştır.
  3. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    HUKUK ALANINDA YAPILAN DEVRİMLER
    1- Şeriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
    2- Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926)
    a) İsviçre medeni kanunu ve borçlar kanunu ile diğer kanunların kabulü (1926, 1929)
    b) Türk kadınına eşit haklar tanınması
    1923'de Cumhuriyetin İlanı ile ve onu izleyen devrimci reformlarla başlayan bu dönem, laikleşme ve modernleşme yönündeki hukuk reformları eski ile yeni, Batılı olanla Doğulu olan, laik olan ile dini olan arasında bir uzlaşma idi. Onun için yüzeyde kalan ve opportünist olan reformlardı. Bu sebeple sürüp gitmesi imkansız olan bağdaşmaz bir ikiliğe meydan verilmişti.
    Atatürk'ün, daha önce görüldüğü üzere, laikliği gerçekleştirmek için yaptığı köklü reformlar arasında Türk Sosyal hayatının bütününü kavraması itibariyle en derin ve geniş etki yapan, gerçekten devrimci bir mahiyet taşıyan, Türk toplumuna batılı bir toplum karakterini kazandırmak gayesini güden büyük eseri İsviçre Medeni Kanunu ile Borçlar Kanununun kabuludür.Atatürk'ün devrimci reformları, bildiğimiz gibi, Batı medeniyetinin bütünlüğüne ve bölünmezliğine inanan bir dünya görüşünün gerçekleşmesini sağlama gayesini güden ve bundan dolayı bağdaşmaz bir ikiliğe asla müsaade etmiyen reformlardır. Zira, gene bildiğimiz gibi, Atatürk için, insaniyetçi bir milliyetçilikle tek uzlaşabilecek olan kayıtsız şartsız Batılılaşma idi. «Muasır medeniyet seviyesine ulaşmamız»ın mutlak şartı bu idi. Kayıtsız şartsız Batılılaşmanın mümkün olması ise radikal bir laikleşmeye bağlı idi, yani yalnız sosyal, hukuk ve politik müesseseler yönünden değil, düşünüş ve duyuş yönünden de laik olan bir toplumun yaratılması lazımdı.Atatürk'ün, laikliği gerçekleştirmek için yaptığı reformlar arasında büyük devrimci bir reformun da yer alması, gayet doğal ve gerekli idi.
    Bu büyük devrimci reform İsviçre Medeni Kananu ve Borçlar Kanunun kabulüdür. Saltanatın ve Halifeliğin kaldırılması (1922, 1924), laiklik temeline oturtulan öğretim birliğinin sağlanması (1924), Şeriat mahkemelerinin lağvı (1924) tekke ve zaviyelerin kapatılmasından (1925) sonra laikleşme ve Batılılaşma yönündeki gelişimi tamamlamak, hukuk düzenindeki bağdaşmaz ikiliği ortadan kaldırmak gerekli idi.
    Hukukun, bilhassa özel hukukun, laikleştirilmesi yönünden Türkiye'deki durum diğer İslam memleketlerinden çok farklı ilerici bir karakter taşımaktadır. Bütün İslam memleketlerinde gerek kişilerle Devlet, gerekse kişiler arası ilişkilerde İslam hukuku kuralları esas olmak değerini muhafaza ettiği halde memleketimizdeki dini hukuktan laik hukuka geçiş hareketi İsviçre Medeni Kanunu ile Borçlar Kanununun kabulünden sonra tamamlandı.
    Atatürk 1924'de «Hukuku medeniyede, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. Hukukta idarei maslahat ve hurafelere bağlılık milletleri uyandırmaktan men eden en ağır kabustur...» diyordu. Böylece hukukun toplum hayatındaki büyük önemini açıklıyordu.
    5 Kasım 1925'de Ankara'da Hukuk Mektebinin açılış töreninde, " Büsbütün yeni kanunlar getirerek eski hukuki esasları temelinden sökmek teşebbüsündeyiz ve yeni hukuki esaslarla elif besinden tahsile başlıyarak bir yeni hukuk neslini yetiştirmek için bu müesseseleri açıyoruz." demesi hukukun laikleştirilmesi gerektiğinin açık, azimli bir işareti idi. Ayrıca Lozan Antlaşması ile de yeni bir hukuk düzeni kabul etmeyi taahhüt etmiş bulunuyorduk.
    İsviçre Medeni Kanunu ile Borçlar Kanununun kabulü Türk hukuk düzeninde süre gelen ikilik yerine birlik yaratıyor ve Türk Hukukunun İslam Hukuk sisteminden Romano-jermanik Avrupa hukuk sistemine geçişini sağlıyordu. Böylece yabancı bir hukukun blok halinde kabul edilmesi Avrupa hukukçularmı şaşırtan bir hukuk devrimi idi. Medeni Kanun ile Borçlar Kanununun almmasım 1926 da Ceza Kanunu, 1929 Ceza Usulü, 1926 Kara ve 1929 deniz ticaret kanunlarının, 1927' de hukuk usulü ve icra ve iflas kanunlarının alınması ile Türk hukukunun laikleşmesi yanında daha ziyade modernleşmesi istenmiştir.
    İsviçre Medeni Kanunun tercih sebebi, diğer medeni kanunlara kıyasla demokratik bir espriye sahip olması ve daha pratik bir karakter taşınması özellikle hakime tanıdığı geniş yetki sebebi ile Türkiyenin özel şartlarına daha kolay intibak etme imkanını vermesidir.Medeni kanunun en belirgin nitelikleri ise esas itibarları ile klasik liberal ve ferdci bir dünya görüşüne bağlı olmakla beraber sosyal ve halkcı bir eğilimi de taşıması, tam manasiyle laik olması ve kadın-erkek eşitliğine saygı göstermesidir. 0 halde İsviçre Medeni kanununun alınması Atatürk'çü dünya görüşüne en uygun düşen devrimci bir reform olmuştu.
    Atatürk, kadının siyasi haklar ile ilgili olarak, 1931'deki bir konuşmasında, "Türk kadınları memleketin mukadderatım millet n***** idare eden siyasi ziimreye girmek arzusunu açıklamakla, memleketin, milletin vatandaşlara yüklediği vazifelerin hiç birinden kendilerinin uzak bırakılacağını düşünemezler. Çünkü vazife karşılığı olmayan hak yoktur." diyor.
    Atatürk'e hakim olan bu anlayışın Türk kadınına insan olarak 1926'da Medeni Kanun ile erkekle eşit medeni hakların tanınmasından sonra ona vatandaş olarak da sahip olması gereken hakların tanınması neticesine götüreceği açıktı. Nitekim 14 Temmuz 1930 tarihli Belediye Kanunu ile kadınlara belediye seçimlerine, 1934 tarihinde Köy Kanununda yapılan bir tadil ile de köy seçimlerine katılmaları sağlanmıştır.
    Kadınlara mahalli ve idari seçimlere katılma hakkının tanınmasının siyasi seçimlere de katılması ile sonuçlanacağıda tabii idi. Halbuki 1876 Kanunu Esasisi kadınlara yasama meclisi seçimlerine katılma şöyle dursun, onlara temsil edilme hakkını bile tanımıyordu. Çünkü "her 50 bin erkek nüfus için bir mebus seçileceği" esasını koyuyordu. 1921 ve 1924 Anayasalarına göre de kadınlar siyasi seçimlere katılmak hakkından mahrumdu.
    Fakat Atatürk devriminin kadınlara siyasi seçimlere katılma, hatta, seçilme hakkını tanıyacağına şüphe yoktu. Gerçekten 1934'de Malatya milletvekili Başbakan Ismet İnönü ile 191 arkadaşı tarafından yapılan teklif üzerine kabul edilen iki kanunla mebus seçimi kanununun bazı maddeleri ile 1924 Esas Teşkilftt Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek kadınlara da seçme ve seçilme hakları verilmiştir

Sayfayı Paylaş