Hz Muhammed (sav)

Konu 'Din Kültürü 11. Sınıf' bölümünde adj+ tarafından paylaşıldı.

  1. adj+

    adj+ Üye

    Katılım:
    18 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    216
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    19

    hz muhammed

    hz muhammed adaletli

    hz muhammed kolayacı

    hz muhammed höşgörü
  2. Moderatör Bahadır

    Moderatör Bahadır Süper Moderatör Yönetici Süper Moderatör

    Katılım:
    27 Şubat 2012
    Mesajlar:
    535
    Beğenileri:
    159
    Ödül Puanları:
    43
    Yer:
    Adana
    Öncelikle forum kurallarına uyarsan sevinirim.
    1-Hz Muhammed (sav) Adaleti

    İnsan ilişkilerinde en temel ahlaki değerlerden biri de adalettir. Adalet, özetle her şeyde hakkı gözetmek ve hak edene hakkını vermektir. Adalet kavramının zıddı ve karşıtı ise haksızlık ve zulümdür. İslam’ın en çok üzerinde durduğu konulardan biri de adalet ve insanların haklarının korunmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)’tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.”(Maide suresi, 8. ayet.) buyurmuş ve Müslümanlara her zaman adaletle davranmalarını emretmiştir.

    Adalet hem toplumsal hem de bireysel ilişkilerde en temel ahlaki değerdir. Toplumun huzuru ve düzeni adaletle sağlanır. Hakkı gözeten bir adalet anlayışı, fertlerin güven içinde yaşamalarına imkân tanır. Haksızlık ve adaletsizlik ise, huzursuzluk ve anarşiye zemin hazırlar. Yüce Allah, Hz. Muhammed’in adaleti gerçekleştirmek üzere gönderildiğini haber vermekte ve “…Eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet! Allah adil olanları sever.” (Maide suresi, 42. ayet.) buyurmaktadır. Peygamberimiz, adaletle hükmeden ve herkesin hakkını gözeten bir insandı. O, her zaman adaletli olmayı kendine prensip edinmişti. İnsanlar arasında inanç farkı gözetmeden herkese eşit davranırdı. Adaleti ve temel hakların korunmasını toplumsal barışın kaynağı olarak görürdü.

    Hz. Muhammed, peygamberlikle görevlendirilmeden önce de haksızlıkların karşısında durmuştur. İslamiyet’ten önceki Arap toplumunda, adaletsizlik ve haksızlık çok yaygındı. Peygamberimiz, adaleti sağlamak üzere kurulan Hılful Fudul (Erdemliler Birliği) adlı topluluğa katılmıştır. O, bu yolla birçok kimsenin haksızlığa uğramasını önlemeye çalışmıştır.

    Peygamber eferndimiz hayatı boyunca, toplumda adaleti hâkim kılmak için mücadele etmiş, gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimler arasındaki muamele ve hükümlerde adaletin en güzel örneklerini vermiş, adaleti temel hakların ve özgürlüklerin korunması, toplumsal huzurun ve barışın sağlanmasının teminatı olarak görmüştür.

    Bedir savaşında alınan esirler arasında Peygamberimiz’in amcası Hz. Abbas da vardı. Hz. Abbas'ın elleri bağlanmıştı. Esirler, fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Hz. Abbas'ın Allah Rasûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Allah Rasûlü: “Hayır, asla böyle bir şey olamaz Onun ödemek zorunda olduğu fidyenin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz” Buharî, Megâzî, 53. buyurdular.

    Yine bir gün, Peygamberimiz’in küçük torunları Hasan ve Hüseyin aynı anda Peygamberimiz’den su istediler. Peygamberimiz önce Hasan'a sonra da Hüseyin'e su verdi. Bunun üzerine Hz. Fatıma, "Babacığım suyu neden önce Hasan'a verdin. Hasan'ı daha mı çok seviyorsun” diye sordu. Peygamberimiz: “Hayır, ilk önce suyu Hasan istedi" cevabını verdi. Sevgili Peygamberimiz torunlarını severken de adaletli seviyor, hak geçirmiyordu. “Bağış ve ihsanlarınızda çocuklarınıza adaletli davranınız. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım” Ahmet bin Hanbel, Müsned, I/101.

    Adaletsizliğin toplumsal huzuru bozacağını bilen peygamberimiz, hakkı gözetme ve adaleti gerçekleştirme konusunda çok titiz davranmıştır. O, güçlülerin zayıf insanları ezmesine izin vermemiştir. Hukuk kurallarını uygularken kişiler arasında ayrım yapmamıştır. Medine’de yaşanan şu olay, bunun en güzel örneğidir: Soylu bir kabileye mensup olan bir kadın hırsızlık yapmıştı. Bazı kişiler peygamberimizden, kadının zengin bir aileden olduğunu ve cezalandırılmamasını istemişlerdi. Bu talep karşısında çok üzülen peygamberimiz, ayağa kalkarak tarihe geçen şu cevabı vermiş ve “Ey insanlar! Sizden önceki milletler, aralarında zengin, varlıklı biri hırsızlık yaptığında ona dokunmazlar; zayıf, güçsüz biri hırsızlık yaptığında ise onun cezasını verirlerdi. Allah onları bu yüzden helak etti. Allah’a yemin ederim ki, bu suçu kızım Fatıma da işlemiş olsaydı onu da cezalandırırdım.” (Buhari, Hudud, 11.) buyurmuştur. Bizler de peygamberimiz gibi haktan ve adaletten yana olmalıyız. İnsanlar arasında ayrım yapmamalı, bütün işlerimizde adaleti gözetmeliyiz.

    2-Hz Muhammed Kolaylaştırıcıdır.

    Peygamberimiz her konuda insanların yükünü hafifletmeye çalışmış, onları insana zor gelen ağır yükümlülüklerle sorumlu tutmamıştır. Aslında İslam’ın metodu da budur. İslam dini kolaylık dinidir. İslam’daki ibadet ve sorumluluklar normal bir insanın kolaylıkla yapabileceği türdendir; ağır ve karmaşık değildir. Bu ibadetler içinde ayrıca çeşitli zorluklar karşısında bazı kolaylıklar tanınmıştır. Uzun yolculuklarda namazın kısaltılması, orucun kazaya bırakılabilmesi gibi…

    Peygamberimizin kolaylaştırıcı misyonuna Kuranıkerim’de şöyle değinilmektedir:

    “İşte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Araf 157)

    Ayette sözü edilen ağırlıklar ve zincirler, önceki toplumlara emredilen bazı ağır yükümlülüklerle, insanların kendiliklerinden icat ettikleri ruhbanlık uygulamalarıdır.
    Peygamberimiz ruhbanlığı yasaklamış, bu konuda eğilim gösterenleri uyarmıştı. Örneğin ashaptan bazıları etli yemek yememek, kadınlarla evlenmemek ve sürekli oruç tutmak konusunda Peygamberimizden izin istemişlerdi. Amaçları ruhani bir hayat yaşamak, bu dünyadan tamamen uzaklaşmaktı. Peygamberimiz onların bu istekleri geri çevirmiş ve kendi hayatını örnek vererek ona göre davranmalarını istemiştir.

    Peygamberimiz bir konuda iki seçenek arasında kaldığında, toplumu için kolay olanı seçerdi. Bir keresinde namaz kıldırmaktaydı. Arka saflardan bir çocuğun ağlaması duyuldu. Bunun üzerine namazı kısa tuttu. Yine bir gün bazı insanlar gelerek imamlarının namazı çok uzun kıldırdığından şikayet ettiler. Peygamberimiz imama: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” dedi.

    Peygamberimiz “İşlerin en hayırlısı orta yol tutmaktır” derdi. Ramazan dışında bazı günler oruç tutar, bazı günler tutmazdı. Herhangi bir konuda kendisinden izin isteyenlere mümkün olduğunca esnek davranır, gönüllerini hoş tutardı. Peygamberimiz şöyle derdi:

    “Bakın, ben Allah’a hepinizden daha saygılıyım. Bununla birlikte oruç tuttuğum günler de olur, tutmadığım günler de… Namaz da kılarım, uyku da uyurum. Kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden yüz çevirmiş olur.”

    Peygamberimiz bu sözüyle şu mesajı vermek istemiştir:

    Ticareti, ev hayatını, insan ilişkilerini, kazanç elde etmeyi tümden terk ederek kendinizi dünyadan soyutlayıp bir köşede namaz ve Allah’ı anmakla uğraşmanız doğru değildir. Allah’ın sizden istediği de bu değildir. Allah’ın size emrettiği ibadetleri yerine getirin. Alışverişinizi helal bir şekilde yapın, kazancınızı temin edin, insanlarla adaletli ve hoşgörülü bir şekilde ilişki içinde bulunun, uykunuzu düzenli uyuyun. Ailenizi meşru bir şekilde kurun ve güzelce yürütün. Hak ve adalete dikkat ettiğiniz sürece yaptığınız her işten, her çalışmadan sevap kazanırsınız.

    3-Hz Muhammed'in Höşgörüsü

    Şefkat ve merhamet insanı yücelten ulvî duygulardandır. Merhametin gücü şiddet ve öfkenin gücünden her zaman üstün gelmiştir. Dünya sevgi ve merhamet üzerine kuruludur. Allah’ın 99 güzel isminden biri Rahman biri Rahimdir; her ikisi de O’nun ne kadar çok merhametli olduğunu anlatır. Merhametin kaynağı olan Yüce Rabbimiz, bize elçi olarak gönderdiği peygamberinin kalbini de merhametle doldurmuş ve ona:
    “–Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)
    buyurmuştur.

    Daha önce, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) başarılı olmasının sırlarından biri, onun güvenilir biri olmasıydı demiştik. Başarısının bir başka sırrını da Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim’inde şöyle açıklıyor:
    “–...ve (Ey Peygamber!) senin izleyicilerine yumuşak davranman Allah’ın rahmetinin bir eseriydi. Çünkü, eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, doğrusu senden koparlardı. Artık onları hoş gör ve bağışlanmaları için dua et.” (Âl-i İmran, 159)

    Gerçekten de Hz. Muhammed’in (s.a.v.) insanlara merhametle yaklaşımı, kırıcı ve sert davranmaması, onları kopması mümkün olmayan bağlarla kendine bağlamıştı.
    Peygamberimiz o kadar merhametliydi ki Müslümanlara olmadık kötülükler yapan, eziyetler çektiren putperestleri bile, eline pek çok cezalandırma fırsatı geçmesine rağmen, affetmiş; onları yenip ortadan kaldırmaktansa kendine çekip kazanmayı hedeflemişti. Bedir Savaşında aldığı esirleri, Müslümanlara okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmış, yıllar sonra Mekke’ye zaferle döndüğünde İslam’ın en azılı düşmanlarını affettiğini ilan etmiştir. Peygamberimizin gönlünden akan bu merhamet seline karşı, putperestlerin lideri olan Ebu Süfyan bile duyarsız kalamamış, sonunda o da şahadet kelimesini söyleyerek Müslüman olmuştur.

    Kendisi hem yetim hem de öksüz olarak büyümüş olan ve bir çocuk için anne-baba hasretinin ne demek olduğunu çok iyi bilen Peygamberimiz özellikle öksüz ve yetimlerin üzerine titrerdi. O şöyle derdi:
    “–Kim bir fakir aile veya kimsesiz çocuk bırakırsa onu bize (Allah ve Resulüne) bırakmıştır.”
    “–Merhamet etmeyene (Allah tarafından) merhamet edilmez.”

    Rahmet Peygamberi, sadece insanlara değil, diğer canlılara da merhametle davranılmasını isterdi. Yük hayvanlarına gücünün üstünde yük vurulmamasını emrederdi. Daha önce yaşamış toplumlardan bir kadının, bir kediyi hapsederek açlıktan ölmesine sebep olduğu için cehennemlik; bir adamın da susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe, kuyuya inerek ayakkabısıyla su çıkarıp ona içirdiği için cennetlik olduğunu anlatır, hayvanlara karşı merhametli olmalarını çevresindekilere emrederdi.

    Hoşgörülü olmak, insanların kusurlarını, küçük hatalarını görmemek, affedici olmak demektir. Hatasız kul olmaz; hepimiz, unutarak, bilmeden veya içimizden gelen dürtülere kapılarak bazı yanlışlar yapabiliriz. Peygamberimiz, insanoğlunun bu özelliğini olduğu gibi kabul eder, kamuyu ilgilendiren suçlar hariç, meydana gelen kusur ve hatalarda affedici davranırdı.

    Sevgili Peygamberimiz insanların işlemiş olduğu günahların her tarafta anlatılmasını hoş karşılamaz. Allah’ın örttüğü bir hatanın insanlar tarafından açığa çıkarılmasını kınardı. Aksine eğer bir Müslüman’dan bir kusur meydana gelmişse, onu gören kimsenin, bu ayıbı örtmesini ister bu konuda şöyle derdi:

    “–Kim bir Müslüman’ın bu dünyada bir ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun bir ayıbını örter.”

    Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.), günah işlemenin sıkıntısını çeken ve bu sebeple kendisine gelip ne yapmaları gerektiğini soran insanları daima hoşgörüyle karşılamış, onlara ceza vermek yerine, günahlarına kefaret olacak bir hayırda bulunmalarını tavsiye etmiştir. Zengin olan kimselere fakirlere yardımda bulunmasını, köle sahiplerine kölelerinden bazılarını özgür bırakmasını, bunlara gücü yetmeyenlere oruç tutmalarını tavsiye etmiştir.

    Her insanın aldığı eğitim ve sahip olduğu kültür bir değildir. Bir toplumda yaşayan birine göre normal olan bir hareket, bir başka toplumda yaşayanlara göre çok aykırı bir hareket sayılabilir. İnsanların bu farklılıkları hoşgörüyle karşılamaları gerekir. Peygamberimiz ve ashaptan bazıları mescitteyken dışarıdan, çölde yaşayan bir bedevî geldi ve durup dururken mescidin bir köşesine küçük abdestini bozdu. Orada bulunan ashap o adama çok kızdılar. Onun üzerine yürümek isterlerken Peygamberimiz onları engelledi. Peygamberimiz çöllerde yaşayan bedevîlerin tuvalet adabı olmadığını, bu hareketin onun gözünde sıradan bir iş olduğunu biliyordu. Bir kırba su istetti ve kirlenen yere döktürdü. Olay da böylece kapanmış oldu.

    Bu konuda bir başka olay da şöyle meydana gelmiştir:

    Rafi adında bir küçük çocuk ensardan birinin hurma ağaçlarını taşlamıştı. Bahçe sahibi onu yakalayıp Hz. Peygamber’e getirdi ve ondan şikayette bulundu. Sevgili Peygamberimiz çocuğu yanına çağırdı, başını okşayıp sordu:

    “–Çocuğum, bunu neden yaptın?” Rafi çok utanmıştı. Kısık bir sesle:

    “–Çok açtım, karnımı doyurmak için yaptım” dedi. Peygamberimiz şefkatle:

    “–Yavrum, bir daha ağaçları taşlama, altına dökülenleri toplayıp ye; Allah seni böylece doyurur.” dedi.

    Peygamberimiz, Allah’ın emri üzere, başka dinden olanların inançları konusunda da hoşgörü sahibiydi. Fethettikleri yerlerde savaşçı olmayan din adamlarına kesinlikle dokunmamış, onların ibadet ettikleri yerlere el sürmemiştir. Hiç kimsenin zorla herhangi bir dine sokulmaya çalışılmaması Allah’ın ve Peygamberimizin emridir. Peygamberimiz zorlayıcı değil, ikna ediciydi.

    Hz. Aişe annemiz şöyle anlatmıştır:

    “Ben Hz. Peygamber’in kendi şahsına yapılan bir haksızlığın öcünü aldığını hiç görmedim. Yalnız Allah’a hürmetsizlik ifade eden durumlar hariç. Eğer Allah’a hürmetsizlikte bulunmuşsa biri, Allah’ın elçisi bu konuda insanların en öfkelisi olurdu.”

Sayfayı Paylaş