İç Cephe - Ayaklanmalar

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    Amasya Genelgesi ile ulusun bağımsızlığının, yine ulusun azim ve iradesiyle kurtarılacağı ilkesinin ortaya konması, Erzurum ve Sivas kongreleri ile bu yolda, siyasi, askeri, idari örgütlenmeye ve ulusal bilinçlenmeye doğru gidilmesi karşısında, tahtını tehlikede gören Padişah daha başlangıçtan itibaren bu mücadelenin amansız düşmanı olmuştu. Bu sebeple İngilizlerle işbirliği yapmaktan geri kalmamış ve İngilizlerle en iyi anlaşan Damat Ferit Paşa'yı Sadrazam yapmıştı. Onun aracılığı ile de daha kongreler aşamasında M. Kemal'i, daha doğrusu ulusal örgütlenmeyi engelemek için her yola başvurmuştu. İngilizler Padişah aracılığı ile bu örgütlenmeyi boğmayı başaramayınca, Anadolu'daki ulusal hareketi etkisiz duruma sokmak için İstanbul'da Meclis toplanmasına razı olmuşlardı. Oysa bu Meclis Misak-ı Milli'yi kabul etti.Bunun üzerine, önceleri zayıf olan ayaklanmaları, daha sistemli ve güçlü bir silah olarak kullanma yoluna gittiler. İstanbul Hükümeti ve Padişah bu konuda İngilizlerle tam bir işbirliğine girdiler. Bu ayaklanmalar 1919 yılı sonunda dağınık ve etkisiz idiler, Fakat T.B.M.M.'nin açıldığı tarihlerde büyük tehlike durumuna geldiler.

    Osmanlı Hükümeti ve İngiltere, uzun savaş yıllarının, Türk Ulusu'nun üzerinde yarattığı bıkkınlıktan ustaca yararlandılar. Osmanlı Devleti'nin askerliği kaldırdığı ve vergilerin affedildiği propagandaları yapılıp, T.B.M.M.'nin halk gözünde otoritesini yıkmaya çalışıyarlardı. "Şeyhül-İslam Fetvası, Padişah Fermanı ve Hükümet Bildirisi" ile halkın dini ve geleneksel bağlılık duyguları Ulusal Mücadele'ye karşı kışkırtıldı.

    İç ayaklanmaların nedenleri, bu ayaklanmaların bastırılması için başvurulan yöntemlerin de sebepleri olacağından önemlidir. Bu nedenleri özetlersek: Uzun savaş yılları yokluk, umutsuzluk yaratmış, asker kaçaklarının çoğalmasına yol açmıştır. Özellikle asker kaçakları, ayaklanmaların insan gücünü oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyordu. Ulusal Mücadele, vatan savunması için bu yoksul ve bıkkın halka ağır fedakarlıklar yüklediği için halkta, bunlardan kaçma eğilimi doğuruyordu. Halife-Padişah'a olan dinsel ve geleneksel bağlılık bu makamı meşru tanıtıyor ve Ulusal Mücadele'yi gayrı meşru gösterenlerin etkili olmasına yarıyordu. Hürriyet ve İtilaf Partisi ve Hükümet M. Kemal'i ittihatçı ve bolşevik olarak tanıtıyorlardı. Padişah iradesi olmadan asker ve vergi toplandığı, bunun kanuna aykırı olduğu ileri sürülüyor, Yunan ordusunun Halife ordusu olduğu propagandaları yapılıyordu.

    Ayaklanmalar İngilizler tarafından hazırlandığı ve yerli kaynaklarca beslendikleri için, bastırılması çok zor oluyordu. İsyancıların kuvvetli olduğu bölgelerde, halk onların Padişahı temsil ettiğine ve bu durumun sürekli olacağına inanıyordu. Bu sebeple bir çok yörede, halk ayaklanmaya katılıyor ve destekliyordu. 1920 yılının ilkbaharından yalnız dış düşman tehlikesiyle değil, ayrı bölgelerde birbirini izleyerek çıkan ayaklanmalarla uğraşıldı. Ayaklanma hareketleri Ankara'nın yakınlarına kadar geldi. Telefon ve telgraf telleri kesildi. İhanet, cehalet, kin, taassup bütün ülkeyi korkunç bir biçimde kapladı. Ayaklanmaların Ankara'yı bir çemlıer içine aldığı bir sırada, Yunanlılar da 22-23 Haziran 1920'de batıdan saldırıya geçtiler. İçten ve dıştan gelen saldırılar birbirinden uzak olmakla beraber, bir merkezden yönetiliyorlar ve sistemli bir biçimde T.B.M.M.'nin çökertilmesine çalışılıyordu. Hükümet bir dış saldırıya kuvvet gönderse, iç ayaklanmayı bastıramıyor, iç ayaklanmaya kuvvet gönderse dış saldırıya karşı koyamıyordu. Bu sebeple Ulusal Mücadele'nin en buhranlı yılının 1920 yılı olduğu açıkca ortada idi. İç güvenlik en önemli sorun olmuştu. Ayaklanmaların bastırılmasında, özellikle Kuva-yı Seyyare Komutanı Çerkez Ethem ve Koçkiri Ayaklanmaları'na karşı Merkez Ordusu kuruldu. (Merkez Ordusu, Karadeniz Bölgesi'nde çıkan Pontusculuk hareketine karşı Anadolu'da asayiş ve güvenliğin sağlanması amacıyla 9 Aralık 1920'de 3. Kolordu lağvedilip, onun yerirıe kuruldu.). Kuvvet yoluyla ayaklanmaların bastırılması mümkün oluyor, fakat başka bir yerde yeni bir ayaklanmanın çıkmasına engel olunamıyordu. Bu durum, henüz ulıısal birlik ve bilinçlenmenin gerçekleşmemesinden kaynaklanıordu. M. Kemal Paşa, yayınladığı bildirilerle halkı yardıma çağırıyor, fakat etkili olmııyordu. Bu yüzdeıı, ceza önlemlerinc başvurulması zorunlu oldu. Daha Sivas Kongresi sırasında sert önlemler alınmıştı. Fakat yeterli olmamıştı. Batı Cephesi'ndeki ayaklanmaları bastırmakla görevli 56. ve 61. Tümen Komutanlarına, bozguncu, asi, kışkırtıcı görevini yapamayan askeri ve sivil görevlileri, suçlarına göre tart, hapis, idam gibi her ceşit cezaları uygulamak için olağanüstü yetkiler tanındı. Fakat bunlar da yeterli olmadılar. İç ayaklanmalar çok sert önlemlerle güçlük!e bastırılabildi.

    Ayaklanmaları tek tek ele almadan önce bir liste halinde gösterelim

    1- Şeyh Eşref Ayaklanması (26 Ekim-24 Aralık 1919) Bayburt'un Hart kazasında, şeriat düzeni kurmak amacıyla oldu.
    12- Bozkır Ayaklanmaları (27 Eylül-1 Ekim ve 20 Ekim-4 Kasım 1919) da Konya'nın Bozkır kazasında oldu.
    13- Anzavur Ayaklanmaları (1 Ekim-25 Kasım 1919 ve 16 Şubat-16 Nisan 1920) arasında iki kez olmak üzere, İngiltere'nin Çanakkale Boğazı Bölgesi'nde güvenliklerini korumak için teşvik ettikleri bir ayaklanmadır.
    14- Ali Batı ayaklanması.
    15- Düzce Ayaklanmaları (13 Nisan-31 Mayıs ve 8 Ağustos-23 Eylül 1920 arasında) Osmanlı Hükümeti'nin bölgedeki Çerkezleri kışkırtması sonucu çıktı. Bu ayaklanmalar sırasında Ahmet Anzavur Geyve ve Adapazarı'na, Kuva-yı İnzibatiye de İzmit'e geldi.
    16- Yenilıan Ayaklanması (14 Mayıs-12 Haziran 1920).
    17- Yozgat Ayaklanmaları (15 Mayıs-27 Ağustos ve 5 Eylül-30 Aralık 1920) arasında Çapanoğulları'nın düzenlemesi ile çıktı.
    18- Zile Ayaklanması (Mayıs-21Haziran 1920) arasında Osmanlı Hükümeti'nin çıkarcıları elde edip çıkardığı bir ayaklanmadır.
    19- Konya Ayaklanması (2 Ekim-15 Kasım 1920) arasında, asker kaçaklarını yanlarına toplayan ve İstanbul'dan yönetilen çıkarcılar aracılığı ile çıktı.
    110- Cemil Çeto Olayı ve Milli Aşireti Ayaklanması (Haziran-Eylül 1920) Doğu Anadolu'da Kürtçülük kışkırtması ile çıkan bir aşiret ayaklanması idi.
    111- Koçkiri Ayaklanması (6 Mart-17 Haziran 1921) Kürdistan kurulması için Koçkiri Aşireti'nin çıkardığı bir ayaklanmaydı.
    112 Pontusçuluk hareketi, Ulusal Mücadele'nin başından sonuna kadar süren ve tarihi Rum Pontus Devleti'nin yeniden kurulması amacına dayanan Karadeniz'in orta ve doğu bölgelerinde çıkan ayaklanma olaylarıdır. Bu bölgede çalışan İstiklal Mahkemeleri'nin kurulmasının en büyük etkeni bu olaylarlardır.

    Bu ayaklanmaların özellikle bazıları T.B.M.M.'nin açıldığı tarihte bir merkezden sistemli birbiçimde yürütülmüş, olağanüstü tehlikeler yaratmışlardı. Bu ayaklanmalara daha sonra, Demirci Mehmet Efe ve Ethem'in Ayaklanmaları da eklendi. Bir yanda düşmanla, bir yandan da bu ayaklanmalarla mücadele edilmek zorunlu idi. Bazen aynı anda bir kaç yerde birden ayaklanma çıkıyordu. Bu ayaklanmaların bir merkezden yönetildiğini ve İstanbul Hüküineti'nin bunları kışkırttığını M. Kemal Paşa şöyle belirtiyordu: "İstanbul'da Damat Ferit Paşa Hükümeti ve İstanbul'da, bütün yıkıcı ye hayin örgütlerin kurduğu birlik ve bu birliğin Anadolu içindeki bütün ayaklanma örgütleri ve bütün düşmanlar ve Yunan ordusu, el birliği ile bizi yıkmak için çalışmaya başladılar. Bu Ortak saldırı siyasasının yönergesi de Padişah-Halife'nin, içinde düşman uçakları da bıılunan her türlü araçlarla yurda yağdırdığı Huruc-u alessultan (Padişah'a Karşı Ayaklanma) fetvası idi." Yine M. Kemal Paşa'nın belirttiği gibi Sivas Kongresi ve sonrası döneminde, Ali Galip ve Şeyh Eşref olayları gibi tek olaylar bulunurken, B.M.M. nin açıldığı tarihe kadar geçen sekiz ay içinde ayaklanmaların ulaştığı boyutlar, bu süre içinde ne kadar büyük hazırlıklar yapıldığını gösteriyordu.

    1919 YILI AYAKLANMALARI

    Bozkır'da Zeynelabidin Ayaklanması (27 Eylül-4 Ekim 1919)

    Mondros Ateşkesi'nden ve özellikle İzmir'in işgalinden sonra, Konya yöresinde de ulusal hareketi destekleyen girişimler ortaya çıkmıştı. M. Kemal Paşa Samsun'a çıktıktan sonra, diğer komutanlarla olduğu gibi, Konya'da bulunan Cemal Paşa ile de görüşerek, ulusal harekete desteğini sağlamıştı. Cemal Paşa Konya ve çevresinde gerekli askeri önlemleri almış, halkı bilinçlendirmeye ve noksan askeri kadrolarını tamamlamaya çalışıyordu. Ancak Cemal Paşa bir çağrı üzerine İstanbul'a gidince, yerine vekalet eden Albay Selahattin Bey'e bir telgraf çeken M. Kemal Paşa, oradaki kuvvetlerin başından kesinlikle ayrılmamasını, Ali Fuat Paşa ile devamlı haberleşmesini ve olumsuz hareketlere karşı tedbirli olmasını bildirdi. Selahattin Bey, her türlü önlemin alınmakta olduğu yanıtını verdi. Fakat bir süre sonra o da İstanbul'a gitti. Bu iki komutanın Konya'dan ayrılmalarını fırsat bilen ve Damat Ferit Paşa'ya bağlı bulunanVali Cemal Bey, daha önce başlatmış olduğu olumsuz ·propagandaları arttırarak, Konya ve çevresine egemen oldu. Askeri otoritenin kalkması üzerine, Konya'da Vali Cemal Bey'in yönetimi M. Kemal Paşa'ya karşı çıktı ve hapishanedeki eşkiya ve katilleri serbest bırakıp, silahlandırarak çevrede korku ve dehşet yarattı. Diğer yandan İstanbul ile devamılı ilişkide bulunuyor ve aldığı emirleri aynen uyguluyordu. Konya'da bulunan İtalyan işgal kuvvetleriyle de yakın ilişki kurarak onları ve Konya halkını ulusal harekete karşı kışkırtıyordu. Konya'ya İstanbul'dan atanan Ali Sait Paşa, buraya geldi. Vali'nin tutumu karşısında etkili olamayınca Vali'nin görevden alınması için Harbiye Nezareti'ne başvurdu. 19 Eylül 1919'da Nazır Şefik Paşa verdiği yanıtta Konya'da bulunan askeri kuvvetlerden Padişah'a bağlı olanların yardımı ile ulusal amaca çalışan komutanların ve Padişah'ın emirlerine karşı hareket edenlerin en sert şekilde cezalandırılmasını bildirdi. Bu durum karşısında Ali Sait Paşa da 25 Eylül'de görevinden ayrılarak İstanbul'a gitti. Konya'da ulusal harekete karşı çıkan Vali'nin kuvvetlenmesi üzerine Heyet-i Temsiliye, buraya Albay Refet Bey'in gönderilmesine karar verdi. Konya halkı bu haberi duyunca vatanseverlerin çabasıyla Vali'ye karşı birleşmeye başladılar. Bu durumu gören Vali Cemal Bey 27-28 Eylül gecesi İstanbul'a kaçtı. Halktan ileri gelenler Mehmet Vehbi Efendi'yi (Müderris) Vali Vekili seçti ve Konya Temsil Heyeti'ne bağlandı.

    Konya'da ulusal iradenin egemen olduğu bir sırada, Ulusal Mücadele'ye karşı, gericiliğin ve Padişah'ın etkisi ile ilk isyan hareketi Konya' nın güneyinde Bozkır'da çıktı. Büyük önemi olmamakla beraber diğer ayaklanmalara örnek oldu. Bu ayaklanma Vali Cemal Bey ve İstanbul'da İngiliz Papazı Frew ile işbirliği yapan Zeynelabidin ve arkadaşlarının kışkırtmasıyla çıktı. Kışkırtıcılar çevrelerine topladıkları, çoğu silahsız bin kadar adamla Bozkır'ı bastılar ve jandarmaların silahlarını alıp, Askerlik Şubesi'ni ele geçirerek buradaki tüm silah ve cephaneyi ele geçirdiler. Karşı çıkmak isteyen vatanseverler öldürüldüler. Birçok ev yağma edildi ve yakıldı. Üzerlerine gönderilen ulusal kııvvetlere saldırdılar. Konya'dan gönderilen Nasihat Heyeti'nin görüşmeleri olumlu sonuç verdi. Bozkır'a ulusal kuvvet gönderilmeyeceği garantisi verilince asiler 4 Ekim'de dağıldılar. Fakat bıı olay İstanhul Hükümeti ve İngilizlere büyük cesaret verdi.

    Zeynelabidin'in İkinci Ayaklanması (20 Ekim-4 Kasım 1919)

    Bu ayaklanmanın yarattığı tehlike üzerine, bir daha böyle olaylara fırsat verilmemesi için Temsil Heyeti önlemler almaya başladı. Afyon'da bulunan Yarbay Arif (Karakeçeli) Bey'in kuvvetleri Seydişehir'e kaydırılarak Konya'nın, Bozkır yöresinden tehdit edilmemesi sağlanmak istendi. Bu hareketleri öğrenen Zeynelabidin 70 silahlı ve 200 silahsız adamla, Hoca Abdullah, Hoca Sabit, Hoca Abdülhalim Efendiler'in yönetiminde 20 Ekim'de ayaklanarak Bozkır'ın yakınına gelip Kaymakamı çağırdılar ve ulusal kuvvetleri istemediklerini bildirdiler. Kaymakam, yaptıklarınının doğru olmadığını ve bu kuvvetlerin nizami kuvvetler olduğunu söylemesine rağmen etkili olamadı. Asiler Valiliğe telgraf çekerek, ulusal kuvvetler geri alınmadığı takdirde eylemlerini sürdüreceklerini bildirdiler. Valilik dağılmalarını isteyince Bozkır'a ikinci kez girdiler. Memurlar ilçe dışına çıkartıldı ve telgraf hatlarını kesliler. Üzerlerine gö·nderilen Yarbay Arif Bey'in birliğine ateş açtılar ve ellerine geçen üç eri çok çirkin bir şekilde öldürdüler. Çarpışmalarda yenildiler ve kaçtılar. 27 Ekim'de asilere son darbe vurulması düşünülürken, Delibaş isimli bir asinin Çumra'ya yürüyeceği duyulunca, Çumra'ya hareket eden birlik, yolda pusuya düştü ve esir edildi. Asilerin üzerine gönderilen yeni kuvvetler asileri yendi ve 2 Kasım'da Ulusal kuvvetler asilerin merkezlerini ele geçirdi. Fakat Konya ve yöresinde olaylar burada kapanmadı.

    Birinci Anzavur Ayaklanması (1 Ekim-25 Kasım 1919)

    Konya'nın Bozkır kazasında çıkan ayaklanmalarla hemen aynı tarihlere rastlayan bir sırada Marmara'nın güneyinde Ahmet Anzavur'un Ayaklanması da Ulusal Mücadele'ye karşı çıkan çok önemli bir ayaklanma idi. Aslen Bigalı olup, Emekli Jandarma Binbaşısı Anzavur, Sarayla bağları dolayısıyla Saltanat ve Hilafeti korumak istiyordu. Saray ve Hükümet'in hiyanetinin yalnızca bir aracısı idi.

    İngilizlerin elinde bir kukla durumunda bulunan Padişah ve Osmanlı Hükümeti'nin adamı olan Anzavur, ulusal silahlı direnişin "Kuva-yı Milliye"nin önemli bir yöresi olan Ayvalık'ta Yunanlılara karşı savaş başlatılması üzerine, bu bölgede İngiliz çıkarlarını sağlamak için Padişah'ın emri üzerine ayaklandı. Çanakkale Boğazı'nın İngilizler için güvenliğini sağlamak ve Ayvalık yöresinde Yunanlılar'a karşı savaşan ulusal kuvvetleri arkadan vurmak amacıyla, Biga-Gönen-Manyas ve bu yöredeki Çerkezler üzerindeki nüfuzu göz önüne alınarak buraya gönderildi. 25 Ekim'de Gönen-Manyas arasında dolaşarak ulusal kuvvetler aleyhinde propoganda yapan Anzavur yöredeki eşkiya ile birleşti ve 2 Kasım'da Susurluk'a geldi. Burada bulunan askeri birlik kendisine karşı koymadı. Halkı kendisiyle birleşmeye çağırıp, "Ulusal hareket için toplanan paraların hesabını görmek için Balıkesir'e gideceğini ve isteyenlerin kendisine katılabileceğini" söyledi. Buradaki subayların çekingenliği dodolayısıyla 40 kadar er kendisine katıldı.

    Anzavur ve onunla işbirliği yapan eşkiyanın yarattığı tehlike üzerine, Bursa'dan Yarbay Rahmi Bey komutasında 170 kişilik bir birlik gönderildi. Karacabey'de eşkiya ile çatışan bu kuvvetler burada duruma hakim oldu. Diğer yandan Anzavur'un üzerine başka küçük kuvvetler de gönderildi. Fakat yöredeki silahlı direniş üzerine bazı birlikler esir düştü. 5 Kasım'da Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey, Manyas'ta Anzavurla görüştü ve cephede görev verilmesini isteyerek Hamdi Bey'i kandırdı. Hamdi Bey Anzavur'a inanarak, Albay Kazım (Özalp) Bey'e, Anzavur sorunun kapandığını bile bildirdi. Oysa Anzavur gittikçe kuvvetlendi. 12 Kasım'da 300 kişi ile Susurluk'a tekrar geldi, Yunanlılarla savaşacağını söyleyerek halkı kandırırken, adamları kışlayı basarak, silahları ve topları ele geçirdiler. Bunun üzerine Albay Kazım Bey ve Rahmi Bey kuvvetleri Anzavur'u sıkıştırdılar ve Anzavur, Susurluk'ta elde ettigi topları bırakarak kaçtı. Bu bölgeyi temizlemek üzere Çerkez Ethem görevlendirildi. Çerkez Ethem'e Gönen'den tehdit telgrafları gönderen Anzavur, Ethem'in 23 Kasım'da Gönen'e girmesi üzerine kaçtı. Bu harekatı sırasında ulusal kuvvetler arasında işbirliği ve program olmaması Anzavur'un kurtulmasını kolaylaştırdı. Adamları dağılan Anzavur Ethem ve Rahmi Bey'in kuvvetlerine peşpeşe yenilerek kactı.

    Ali Batı Ayaklanması (11 Mayıs-18 Ağustos 1919)

    Diyarbakır yöresinin önemli olayı, Midyat güneyindeki aşiretlerinden birinin reisi olan Ali Batı'nın, yöreye hakim olarak, İngilizlerin kışkırtmasıyla, Kürdistan kurmak fikirlerinden de yararlanarak çıkardığı ayakma idi. Padişah'ın izni ile hareket ettiğini yayan Ali Batı üzerine askeri birlikler gönderildi. 18 Ağustos'a kadar sürekli çarpışmalar sonunda ölü olarak ele geçen Ali Batı'nın başlattığı ayaklanma bastırıldı.

    1920 YILI AYAKLANMALARI

    1919 ylı ayaklanmaları dağınık ve birbirinden uzak girişimlerdi. Bu bakımdan çabuk bastırıldılar. Meclis-i Mebusan'ın toplanması dikkatleri ve önemi bir süre için İstanbul'a çekti. Bu sayede Heyet-i Temsiliye'nin ve M. Kemal hareketinin etkisini ve gücünü kaybedeceği zannedildi. Fakat Meclis-i Melbusan'ın "Misak- Milli" kararlarını alması, İstanbul'un işgali ve Ankara'da ulusal iradeyi temsil edecek bir meclisin toplanacağının anlaşılması üzerine 1920 yılının ilkbahar aylarında, bir merkezden ve planlı bir biçimde yönetilen bir dizi ayaklanma patlak verdi. İngilizler ve İstanbul Hükümeti, kuvvet gönderemedikleri için ulusal örgütlenmeyi önleyemiyorlardı. Bu sefer Türk'ü Türk'e düşürmek yöntemine başvurarak ayaklanma çıkartma yoluna daha planlı bir şekilde giriştiler. Bu bakımdan 1920 yılı ayaklanmaları çok tehlikeli boyutlara erişti.

    İkinci Anzavur Ayaklanması (16 Şubat-16 Nisan 1920)

    Bu ayaklanmaların en büyüklerinden birisi "İkinci Anzavur Ayaklanması" oldu. Bu ayaklanma, bu bölgede ortaya çıkan çeşitli huzursuzluk sebepleri ve İngilizlerle ilişki kuran bir kısım çıkarcının etkisiyle çıktı. Anzavur'da bu durumdan yararlanarak bu ayaklanmanın başına geçti.

    Anzavur'un birinci ayaklanması sırasında adı geçen Hamdi Bey, 27-28 Ocak gecesi Fransız askerleri tarafından korunan Gelibolu Yarımadası'nın Akbaş cephaneliğini basmış ve buradaki cephaneliği Biga'nın Yenice mevkiine taşımıştı. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey burada ulusal örgütlenmeyi genişletmek için çalışmaya başladı. Bu sırada Biga yöresinde Kara Ahmet adında biri hükümet içinde hükümet gibi davranıyor, halktan zorla para topluyordu. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey, Kara Ahmet'i tutuklayıp 10 adamıyla Biga Cezaevi'ne hapsetti.

    Akbaş'dan getirdiği cephane ile ulusal birlikler kurmak isteyen Hamdi Bey, Askerlik Şube Başkanı'nın da yardımı ile 500 gönüllü genç topladı. Emrine 190. Alay'ın 2. Taburu da verildi. Başka birlikler de emrine gönderildi.

    Hamdi Bey'in emrindeki kuvvetlerin çoğalması, bunların beslenme, giyinme gibi birçok noksanlıkların ortaya çıkmasına yol açtı. Gereken parayı halktan sağlamak yoluna giden Hamdi Bey'in bu yola başvurması halkı huzursuz etti. Pomaklar Hamdi Bey'e cephe aldılar ve kendilerinden olan Kara Ahmet'in hapiste bulunması da onları kışkırttı. Bu durumda, sinmiş zannedilen elebaşıları Akbaş olayını hazmedemeyen İngilizlerle ilişki kurdular. Bu fırsattan yararlanan Anzavur da Çerkez köylerinde dolaşarak olumsuz propogandaya yeniden başladı. Pomaklardan Gavur İmam ve Çerkezlerden Şah İsmail adındaki iki kişi çevrelerine topladıkları 200 silahlı ve 1.000 kadar baltalı ve bıçaklı adamla 16 Şubat 1920 günü Biga'ya saldırdılar. Kışlada bulunan, eğitimsiz ve aslen Pomak olan erler dağılınca asiler ilçeyi kolayca ele geçirdiler. Hamdi Bey'in arkadaşı Kani Bey Biga Cezaevi'ne giderek, hapiste bulunan Kara Ahmet ve adamlarını öldürdü. Biga'nın işgalini duyan Ahmet Anzavur 17 Şubat'ta ilçeye gelip, ayaklanmanın yönetimini eline aldı. Asiler intikam almak için Kani Bey'i saklandığı yerde sardılar ve Kani Bey cephanesi bitene kadar savundu. Cephanesi bitince öldürüldü ve ölüsü balkondan sokağa atıldı. Olaylarla ilgisi olmayan Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey'i ve üç eri de öldürdüler. Üsteğmen Rıza Bey'i de vücudunu hedef gibi kullanıp bıçak atarak öldürdüler.

    Bu durum karşısında Yenice Cephaneliği'ni korumak ve buradaki birliklere haber vermek üzere oraya gitmek üzere yola çıkan Hamdi Bey, Eminoba Köyü'nde köylüler tarafından tanındı. Hamdi Bey'i yakalayan asi köylüler, Hamdi Bey'i yürüterek geri götürdüler. Hamdi Bey memleketin işgal altında olduğunu, millet ve memlekete kötülük ettiklerini anlatmaya çalıştıysa da öldürdüler. Anzavur bir bildiri yayınlayarak, Hamdi Bey'in cezalandırıldığını ve diğer isyancıların da aynı şekilde cezalandırılacaklarını bildirdi. Diğer ölülerle beraber hepsini Belediye bahçesine attılar. 18 Şubat 1920'de Biga'ya gelen iki İngiliz subayına cesetleri gösteren Şah İsmail İngilizlerle beraber İngiliz gemisine gitti ve 5.000 İngiliz altını ile geri döndü.

    Asiler Yenice'deki cephaneliğe saldırdılar, 800 asi 21 Subat'ta Yenice Köyü'ne girdi. Buradaki ulusal kuvvetler çekilmek zorunda kaldı. Komutan Rıza Bey çekilmeden önce cephaneliği havaya uçurdu. 14. Kolordu Komutanlığı Çanakkale'deki jandarma taburunu görevlendirmek istedi, fakat İstanbul Hükümeti bu birliğin yerinden ayrılmasına izin vermedi. İstanbul bu ayaklanmayı, her fırsatı kullanarak destekliyordu. İstanbul'dan kendisine bağlı subay ve para yollayıp, İngilizlerin yardımı ile ayaklanma genişletilmeye çalışıldı.

    Bu tehlikeli durum üzerine ulusal kuvvetlerden çeşitli birlikler, noksan kadro ve silahlarıyla görevlendirildiler. Yarbay Rahmi Bey Karacabey'e geldi. Yarbay Süleyman Sabri bir beyanname yayınlayarak, Yunan işgalini ve Anzavur'un ihanetini belirterek hainlerin cezalandırılacağını bildirdi. Ulusal kuvvetlerin yığınağı tamamlanınca 2 Mart'da Gönen'de toplandılar. 72 subay, 1252 er, 3 top, 16 mtf., 538 hayvandan oluşan bu kuvvet Anzavur'la çarpışmaya başladı. Takip Kuvvetleri Komutanlığı 3-4 Mart gecesi asilerle çarpışmasını yoğunlaştırdı. Biga köylüleri askerle çarpışmak istemeyip Anzavur'u terk ettiler. 5 Mart'ta bir İngiliz savaş gemisi Bandırma'ya geldi ve ulusal kuvvetleri korkutma gayretinde bulundu. Anzavur'un İngilizler ile işbirliği içinde olduğu açıkça görülüyordu. Çarpışmalar 8-12 Mart arasında daha da yoğunlaştı. Ulusal kuvvetlerin bazı birliklerinin eğitimsiz ve disiplinsiz olmaları yüzünden bunlardan yararlanılamadı. Bigalılar da ulusal kuvvetlere ateş açınca bastırma harekatı zorlanmaya başladı. Ulusal kuvvetler uzun çarpışmalardan sonra Gönen'e çekildi. Nisan başında Sait Paşa başkanlığında bir Nasihat Heyeti İstanbul'dan Biga'ya gönderildi. 14. Kolordu Komutanı, İstanbul'a çektiği telgrafta, bu heyette bulunan Albay Mirza ile Em. Bnb. Hüseyin'in ayaklanmanın kışkırtıcıları olduklarını bildirdi. Bunun üzerine 3 Nisan'da Şehzade Cemalettin başkanlığında yeni bir nasihat heyeti gönderildi. Ayaklanmayı hazırlayan ve kışkırtan İstanbul Hükümeti'nin gönderdiği Nasihat Heyeti'nden olumlu bir sonuç beklenemezdi.

    Gittikçe kuvvetlenen Anzavur 4 Nisan'da Gönen'e saldırıya geçti ve kolaylıkla Gönen'i aldı. Ulusal kuvvetler yöre halkının da direnmesi dolayısıyla yenildiler. Yarbay Rahmi Bey ve emrindekiler kahramanca döğüştüler ve şehit oldular. Gönen'i yağmalayan Anzavur, Balıkesir'e doğru ilerlemeye başladı. Fakat yağmacılıkla tatmin olan bir çok adamı kendisini terk ettiği için kuvvetleri azaldı. Balıkesir'de bulunan 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey, Balıkesir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de yardımıyla 350 gönüllü topladı. Söke, Akhisar cephelerinden gelen gönüllülerle 600 atlı oluştu. Bütün kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 2000'e ulaştı. M. Kemal Paşa bir bildiri yayınlayarak, ülkeyi işgal eden düşmanların "Ulusal birliği bozmak için, kışkırtıcılık ve bölücülük yaptığını, Ferit Paşa Hükümeti ve Anzavur araaracılığı ile Biga-Gönen dolaylarında ayaklanma çıkarttıklarını, hainlerin cezalandırılması için komutanlara, hapis, idam gibi her çeşit cezayı uygulama yetkisi verildiğini" bildirdi.

    Anzavur ayaklanmasını bastırmakla görevli kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 15 Nisan'da Balıkesir'den hareket ettiler. Anzavur kuvvetlerini Yahyaköy'de 16 Nisan'da ağır bir yenilgiye uğrattılar. Anzavur yeni bir çarpışmayı göze almadığı için İstanbul'a kaçtı. Kuvvetleri dağıldı.

    Birinci Düzce Ayaklanması (13-Nisan-31 Mayıs 1920)

    Birinci Dünya Savaşı içinde eşkiya olaylarının yoğunlaştığı yerlerden birisi de Düzce yöresiydi. Burada devlet otoritesi gücünü kaybetmişti. Bazı Çerkez ileri gelenleri daha Kasım 1919'da Kuva-yı Milliye'ye karşı koymaya başlamıştı. Düzce yargıcı ve jandarma komutanı haydutlar tarafından öldürulmüş, silah deposu yağmalanmıştı. Bunun üzerine burada sıkıyönetim ilan edildi ve Binbaşı Mahmut Nedim Bey komutasında kurulan "Asayiş Müfrezesi" Kasım ayı sonunda Düzce'ye gelerek 79 kişiyi tutukladı. 1 Aralık 1919'dan, 31 Ocak 1920'ye kadar İzmit, Düzce, Bolu, Hendek, Zonguldak, Ereğli dolaylarında 335 kişi tutuklandı. Fakat Mahmut Nedim Bey hem Ankara, hem de istanbul yanlısı görünüyor ve kararsız davranıyordu. Ankara'nın kendisine güvenmesi ve onun bu kararsız durumu, yörede İstanbul Fetvası ve Padişah Fermanı'nın çok etkili olmasını, hainlerin, Mustafa Kemal'in ikinci Padişah olmak istediği ve Padişah iradesi olmadan asker topladığı propogandalarıyla yıkıcı olayları hazırladı. Anzavur ayaklanmasının bastırılması için uğraşıldığı bir sırada Düzce'de yeni bir ayaklanma patlak vermek üzereydi.

    Bu kışkırtmaların sonunda 13 Nisan1920'de Düzce'nin Ömerefendi Köyü'nde toplanan Abaza ve Çerkezler silahlı olarak "Asayiş Müfrezesi" direnmeden asilere teslim oldu. Küçük rütbeli subaylar direndilerse de sayıları 4.000'e ulaşan asiler Düzce'yi aldılar. Asi elebaşılarından Berzek Sefer Bey Düzce Kaymakamı Maan Ali Bey (Emekli Binbaşı) Jandarma Komutanı,Koç Bey de Belediye Başkanı oldular. Bolu Mutasarrıfı kendilerini yatıştırmak istediyse de, verdikleri yanıtta istanbul'un vereceği karara göre hareket edeceklerini bildirdiler. 14 Nisan'da Beypazarı halkı da "Padişah nerede ise biz oradayız" diyerek ve cephaneliği ele geçirip resmi makamları baskı altına alıp, postaya el koyarak tavrını belirtirken, isyancılar 18 Nisan'da Bolu'yu da işgal ettiler. Isyancılar Padişah'a bağlı olduklarını ve Kuva-yı Milliye'ye karşı olduklarını bildirdiler. Bu durum karşısında Ankara'dan bir birlik gönderildi. Beypazarlılar bu birliğe karşı koydular. Beypazarı Müftü ve Belediye Başkanı Ankara'ya telgraf çekerek, asilerin kaçtığını ve ayaklanmaya katılanların aflarını istediler. B.M.M. bu isteği dikkate alarak ikinci birliğin hareketini durdurdu. Asiler verdikleri söze bağlı kalmayıp, ilk gelen birliğe saldırdılar. Bunun üzerine Gevye'de 24. Tümen Komutanı Yarbay Mahmut Bey 18 Nisan'da başladığı ileri harekatına devam ederek Hendek'e geldi. Fakat halk kendisine tepki gösterdi, köylere giden birçok Hendekli askerler aleyhine çok çirkin propogandalar da bulundular. 22 Nisan'da Hendek'de durum bu noktaya gelmişti. Düzce'ye doğru yola çıkan Mahmut Bey Nüften (Nuhveren) Boğazı'nda pusuya düşürüldü. Kendisi de Çerkez olan ve kan dökülmesini istemediği ve asi Çerkezlerin sözüne inanadıgı için ateşi durdurdu. Fakat bu davranşı başta kendisi olmak üzere bazı subayların öldürülmesine ve tümenin dağılmasına, asilerin üstün gelmesine yol açtı. Safranbolu'da "Biz Padişah'ı isteriz" diyen asiler duruma egemen oldular. Hendek'deki asiler Adapazarı'na yürümeye hazırlanırken, nasihat için gönderilen Adapazarı ileri gelenlerinden Sait ve Kazım Beyler asiler tarafından öldürüldüler. Bu gelişmeler üzerine, asileri desteklemek isteyen İngilizler, Şile'ye asker çıkardılar.

    Ayaklanma her geçen gün yayıldı ve Ankara'yı endişeye düşürmeye başladı. Olay yalnızca asilerin sayıları ile sınırlı kalmamış halk da Ulusal Mücadele'ye karşı çlkmaya başlamıştı. Ankara bir yandan askeri önlemler almaya başlarken, diğer yandan nasihat için Nilletvekili Hüsrev ve Osman Beyleri gönderdi. Fakat asiler tarafından rehin alındılar. Naısihat Heyeti olumlu sonuç alamayınca, Çerkez Ethem, Binbaşı Nazım, Kaymakam Arif, Binbaşı İbrahim (Çolak İbrahim) komutasındaki birlikler ile Ali Fuat Paşa ve Refet Bey emrindeki birlikler ayaklanma yöresine gönderildiler. 25 Nisan'da Beypazayı alındı 2 Mayıs'da da Göynük alındı. Fakat bu sırada 14 Mayıs'da Yenihan'da da ayaklanma çıktı. Ayaklanmaları fırsat bilen Anzavur, Eskişehir-İstanbul yolunu ele geçirmek için Geyve Boğazı'ndaki ulusal kuvvetlere saldırdı. İsyanın bu badar güçlenmesi üzerine Damat Ferit Paşa 20 Mayıs 1920'de İzmit'e geldi. Fakat bu tarihten itibaren isyan ezilmeye başladı. Anzavur'un attan düşerek yaralanmış olduğu haberi Damat Ferit'i sarstı. Damat Ferit İngilizler'e başvurarak, 10.000 kişinin silahlandırılmasına izin verilmesini ve bıı sayede üç haftada "Milliyetçiler"i yeneceğini söyledi.

    Kuva-yı İnzibatiye

    Düzce ayaklanmasının başladığı ve geliştiği bir sırada, İstanbul Hükümeti yeni bir ihanet hazırlığı içindeydi. İstanhul Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla M. Kemal Paşa başta olmak üzere bütün ileri gelen milliyetçilerin gıyaben idama mahkum edilmeleri, Damat Ferit için yeterli değildi. Milliyetçilerin Anadolu'daki üstünlüğünü yıkmak için yeni bir askeri kuvvet kurulmasını uygun gördü. 8 Nisan'da İngifiz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck'le, Anadolu'da, sözde Milliyetçi denilen hareketin bastırılması sorununu görüşürken, İngilizler'den yardım istedi. Amiral, İngilizler'in fiili yardım yapamayacaklarını, fakat kurulacak bir kuvvete yardım edeceğini bildirdi. Bunun sonunda 18 Nisan'da, "Kuva-yı Milliye eşkiyasını tenkil amacıyla" Harbiye ve Dahiliye Vekaletleri'ne bağlı olarak "Kuva-yı İnzibatiye" kuruldu. Subay ve erlere maaş verilerek kurulan bu kuvvet için 1.250.850 lira ödenek kabul edildi. Komutanlığına Süleyman Şefik Paşa atandı. Görevleri için ayrı bir kararname çıkartıldı. Kuva-yı İnzibatiye'ye İttihat ve Terakki'nin iktidarı zamanında Enver Paşa tarafından tasfiye edilmiş subaylar alındı. Şefik Paşa'ya çok geniş yetkiler tanındı. İngilizler'in de yardımıyla kurulan Kuva-yı İnzibatiye, 8 Mayıs'da İzmit'e geldi. Süleyman Şefik Paşa, karargahını İzmit'te demirli olan Yavuz zırhlısında kurdu. Kuva-yı İnzibatiye, İzmit'te bulunan güçlü bir İngiliz tugayı ve savaş gemilerinin sağladığı güvence ile Sapanca'ya doğru ilerlemeye başladı.

    Kuva-yı İnzibatiye'nin kuruluşu yanı sıra, İstanbul Hükümeti, "Anadolu Fevkalade Müfettişliği" adında bir örgüt kurdu ve başına 28 Nisan'da Müşir Zeki Paşa getirildi. Müfettişliğin görevi, Anadolu da Padişah otoritesini egemen kılmak ve Padişah adına asayişi sağlamak idi. Zeki Paşa, M. Kemal Paşa'ya bir temsilci ile mektup göndererek, kendisini Birinci Dünya Savaşı'ndaki başarılarından dolayı takdir ettiğini beiirttikten sonra, Anadolu'daki ulusal hareketin Müslümanların birbirini öldürmesine yol açtığını, memleketi kurtarmak isteyen Hükümeti ve Padişah'ı güç duruma soktuğunu ileri sürüp, B.M.M. tarafından kurulan Hükümetin lâğvedilmesini, ordunun ve ulusal örgütlerin İstanbul Hükümeti'ne boyun eğmesini ve anlaşma sağlanana kadar çatışmanın durdulmasını istedi. Bu mektubun yanıtı 30 Mayıs'ta yollandı ve 5 Haziran'da Çekirge'de, görüşmeye hazır olunduğu bildirildi. Fakat İstanbul Hükümeti temsilcileri Çekirge'ye gelmediler.

    Yığınağını tamamlayan Kuva-yı Milliye 23 Mayıs'ta Sapanca, Adapazarı, ve Hendek'e taarruza başladı. Çerkez Ethem birlikleri Sapanca ve Adapazarı'nı aldılar ve suçlular sert şekilde cezalandırıldılar. 25-26 Mayıs'ta Hendek'i alan Ethem, Düzce'ye dogru yürüdü, diğer yandan Refet Bey'de aynı yere taarruza geçti. Kuva-yı İnzibatiye'nin yenilgisi de asilerin umudunu kırdı. Rehin milletvekillerini yollayarak Refet Bey kuvvetlerinin Düzce'ye girmesi, Ethem'in girmemesi koşuluyla teslim olacaklarını bildirdiler. Genelkurmay, asilerin, İngilizler'den ve İstanbul'dan yardım geleceğini umarak bu yola başvurduklarını "şehit edilen komutan ve erlerin hesaplarının sorulmasını, ancak halka kötü davranılmamasını, subay ve memurlardan ihanet edenlerin asla af edilmeyeceğini" bildirdi. Asilerin Ali Fuat Paşa'ya başvuruları da dikkate alınmadı ve Ethem kuvvetleri 26 Mayıs'ta, hiç direnme görmeden Düzce'ye girdi. Ayaklanmayl kışkırtmış ve idare etmiş olanlar idam edildiler. Refet Bey kuvvetleri de 31 Mayıs'ta Bolu ve Gerede'ye girdiler.

    Kuva-yı İnzibatiye ise henüz yok edilmemişti. Kuva-yı İnzibatiye'nin İzmit bölgesi komutanı Suphi Paşa ile Ali Fııat Paşa arasındaki haberleşmeyle, silah, cephane vc teçhizatı ile Kuva-yı Millîye'ye yapılan saldırı sonunda, birliklerin çoğu dilrenme göstermeden Kuva-yı Milliye tarafına geçtiler.Fakat topçuları ateş açtılar. Kuva-yı Milliye, topçu ve onlara yardım eden İngilizleri İzmit'e çekilmek zorunda bıraktılar. İstanbul Hükümeti ve İngilizler, M. Kemal Paşa kuvvetlerinin İstanbul'u işgal edeceğini zannettiler. İngilizler Ali Fuat Paşa'ya başvurarak, Türkiye'nin içişlerine karışmayacaklarını ve Kuva-yı İnzibatiye'nin diğer birliklerinin İstanbul'a gönderildiğini bildirdiier. Kuva-yı Milliye İzmit'in boşaltılmasını isteyince anlaşma olmadı. İngiliz uçakları Kuva-yı Milliye'ye saldırdı. 14-15 Haziran gecesi Kuva-yı Milliye İzmit'i ele geçirmek için saldırdı, fakat Ermeni çetelerinin savunmaları dolayısıyle başarı sağlayamadı, İngilizlerin kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ateşi karşısında da geri çekildi. İstanbul Hükümeti ise yeniden 5.000 kişilik bir kuvvet kurulması için İngilizlerden izin istedi. İngiliz Askeri Temsilcisi'nden "Mustafa Kemal'i tedip" için Bursa, Balıkesir, Çanakkale illerinden iki tümen kurulmasına yardımcı olması istendi.

    İkinci Düzce Ayaklanması (8 Ağustos-3 Eylül 1920)

    Birinci Düzce ayaklanmasını bastıran kuvvetlerin bir kısmı Yozgat ayaklanmasını bastırmak için, düzenli ordu birlikleri de 22 Haziran'da başlayan Yunan saldırısını durdurmak için cepheye gitmek üzere Düzce'den ayrıldılar. İngiliz ve Yunanlıların Adapazarı yöresinde birlikte hareketleri, İstanbul Hükümeti'nin yeni kışkırtmaları ve ulusal kuvvetlerin uzaklaşmış olması üzerine 300 kişilik asi Düzce'yi işgal ettiler. Bunlar Kuva-yı Milliye'nin Çerkez ve Abazaları yok edeceklerini kadın ve kızları "Cariye" yapacakları propogandası ile ayaklandılar ve çevre halkı yeniden kışkırttılar. 27 Ağustos'ta ulusal kuvvetler tarafından yenildiler ve 23 Eylül'de de ayaklanma tamamen sona erdi. Fakat buradaki bazı hainlerin Yunan ve İngilizlerle işbirligi uzun süre sürdü.

    Yenihan'da Postacı Nazım Ayaklanması

    Bu arada, Yenihan da Postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa'nın ayaklanmasi, Halife ve Padişah adına genişlemiş ve yayılmıştı. 14 Mayıs'ta 700 kişilik bir asi grubu halkı isyana kışkırttılar. Yakınlarda bulunan Sivas ve Tokat'ta yeterli askeri kuvvet yoktu. Bu sebeple ayaklanma Sivası tehdit edecek duruma geldi. Asilei Zile'ye de saldırdılar. Zile Kalesi'ne çekilmiş olan askeri birlikler, halkın asileri desteklemesi sebebiyle teslim oldular. Ayaklanmayı Beşinci Tümen bastırmakla görevlendirildi. M. Kemal Paşa, gönderdiği emirde, suçsuz olanların kasabayı terketmelerini ve ulusal kuvvetlere sığınmalarına izin verilmesini, bu çağrıya uyulmazsa kasabanın topa tutulmasını bildirdi. Komutan kasabada 2.400 kişinin bulunduğunu, evlerin ahşap olması sebebiyle bu emri bir süre uygulamadı. Fakat verilen sürede asiler teslim olmayınca kasabayı topa tuttu ve 12 Haziran'da Zile asilerden temizlendi.

    Yozgat'ta Çapanogulları'nın Ayaklanmaları (15 Mayıs-21 Ağustos 1920)

    Ayaklanmalar B.M.M.'nin otoritesine karşı büyük bir yangın gibi yayılıyordu. Düzce-Bolu'da çıkan ayaklanmalar sürerken Yozgat yöresinde de ayaklanmalar başladı. Burada yaşayan Çerkezler Osmanlı Hanedanı'na bağlılıklarının etkisi sebebiyle, daha başından beri Ulusal Mücadele'ye karşı hoşnutsuz idiler. Fakat yine de ayaklanmanın patlak vermesinde en önemli etken Osmanlı Hanedanı'na bağlı Çapanoğulları'nın kışkırtıcıliğı oldu. Yozgat Mutasarrıfı Necip Bey, Heyet-i Temsiliye'nin emirlerini dinlemiyordu. Mutasarrıf, Allah'dan, Padişah'dan ve onların kanunlarından başka birşey tanımayacağını bildirmişti. Ankara'da Meclis'in toplanmasını da Padişah'ın arzusuna ve kanunlara aykırı olduğunu ileri sürerek Ankara'ya telgraf göndermişlerdi. Mayıs ayı ortasından itibaren Çapanoğulları tarafından ayaklanma hazırlıkları yapıldığı duyuldu ve Kuva-yı Milliye burada önlem almaya gerek gördü. Antep'te bulunan KıIıç Ali Bey 80 kişilik bir birlikle Yozgat'a getirildi ve Çapanoğulları gözetim altinda tutulmaya çalışıldl. Ancak Vali Yahya Galip Bey bu önlemleri yerinde bulmadığı gibi Çapanoğulları'nın evlerine konan nöbetçileri de kaldırdı. Fakat Ankara tutuklanmalarını isteyince, Mutasarrıf kaçmalarına fırsat verdi. Çapanoğulları'ndan Celal, Edip, Salih, Halit Beyler yörenin azılı eşkiyasından Aynacıogulları ve Deli Ömer'i yanlarına alarak ayaklandılar. 14 Haziran'da Yozgat'ı işgal ettiler. 23-24 Haziran'da Boğazlıyan da asilerin eline geçti. Ayaklanmanın bu kadar kuvvetlenmesi üzerine, mezhep kışkırtıcılığı propogandaları yaygınlaştı. Tehlike gittikçe büyüyünce, Çerkeş'de bulunan Refet Bey hemen Çankırı'ya yollandı. Cerkez Ethem, M. Kemal, Fevzi Paşa'lar ve İsmet Bey ile görüştü. Ankara'nın elinde yeterli kuvvet olmadığını gören Ethem, Paşalara karşı tehdit dolu bir şekilde konuşup, sert biçimde eleştirdi. Fakat ayaklanmayı bastırma önerisini kabul etti. O yokken Batı Cephesi sorumluluğunu Fevzi Paşa yüklendi.

    Ayaklanmayı bastırmak üzere Genelkurmay Başkanlığı'nca 19 Haziran'da görevlendirilen Ethem, 23 Haziran'da Yozgat'a geldi. Ulusal kuvvetlere karşı silah kullanan Ermenileri de cezalandırdı. 25 ve 27 Haziran'da asiierle yapılan çatışmada, asiler büyük kayıp verdiler ve dağıldılar. Suçlular sert şekilde cezalandırıldılar. Alevi dedesi Galip Dede, asi olduğu halde cezalandırılmadığı için, asilerin bundan sonra Alevileri aldatmaları mümkün olmadı. Galip Dede, bütün gereksinimini sağladığı 400 kişilik bir kuvveti Kuva-yı Milliye'nin emrine verdi.

    22 Haziran'da Yunan saldırısının başlaması üzerine Ethem Bey çağırıldı. Ayaklanmanın elebaşılarının yakalanmadan Ethem kuvvetlerinin geri çağırılması, af edilmiş olan bir çok asinin fırsat bulmasına yol açtı. 500 kişi 5-6 Eylül gecesi Kuva-yı Milliye emrinde çalışmayacağını söyleyerek birliklerini terk ettiler. Bunun üzerine asiler de çevrede ayaklandılar. Asiler Amasya ile Tokat arasında yağmaya başladılar. Kırşehir'in bazı köylerinde de jandarmaya karşı direnme görüldü. Bunun üzerine Eskişehir'de bulunan "İkinci Kuva-yı Seyyare" (Ethem Kuvvetleri) ayaklanmayı bastırmakla görevlendirildi. Asilerle yapılan savaşlar kazanıldıysa da kökleri kazınamadı. Küçük gruplar halinde soyguna devam ettiler. 19 Ekim'de Akdağmadeni'ni bastılar. Fakat zamanla güçleri azaldı ve 30 Aralık 1920'den sonra dağıldılar.

    Konya'da Delibaş Ayaklanması (2 Ekim-l5 Kasım 1920)

    Konya Valisi Cemal Bey'in zamanında hazırlanan kötü ortam, Bozkır ayaklanmasının bastırılmasına rağmen yok edilememişti. Anadolu'nun yüzyıllardır dini ve geleneksel bağlarıyla Padişah'a bağlı yaşamış olan halkı, M. Kemal Paşa'nın yeni bir savaş getiren "Ulusal irade" sine bağlanmadı. Büyük devletlerin kuvveti karşısında durulamayacağı, bu sebeple direnmenin yarardan çok zarar getirecegi görüşü üstündü. Yunan ordusunun Anadolu'yu da Millicilerin direnişi sebebiyle işgale başladığı, ısrar edilirse bir gün Konya'nın da işgal edileceği ileri sürülüyordu. Propogandalar ve diğer yerlerdeki ayaklanmaların da etkisiyle MayıS 1920 de Konya'nın Pınar Köyü'nde ayaklanma hazırlıkları yapıldığı duyuldu. Konya'da birçok kişi tutuklandıysa da M. Kemal Paşa tarafından af edilmişlerdi Bu olaydan sonra aleyhte propogandalar daha da arttı. Milliyetçilerin ceplerini doldurmaktan başka amacı olmadığı, Padişah'ın İngilizlerle anlaştığı, zaten galiplerin kuvveti karşısında durmanın olanaksız olduğunu yayıyorlardı. Diğer yandan askerliğin kaldırıldığı ve vergi toplanamayacağını da belirtiyorlardı. Bu propagandalar Konya yöresini her geçen gün, için için patlamaya hazır bir duruma getiriyordu. Bu arada Konya'dan bir heyet Batı Cephesi'ni gezdiler ve dönüşte, "Kuva-yı Milliye'nin köyleri soyduğu"nu ileri sürdüler. Konya'nm askeri ve mülki yönetiminin dikkatsizliği sonunda, Bozkır ayaklanmasında yakalanamamış olan Delibaş Mehmet, çevresine topladığı 500 asker kaçağı ile 2-3 Ekim 1920'de Çumra'yı bastılar. Vali Haydar Bey hemen önlem alma yoluna gitti ve askeri yardım istedi. Fakat yetersiz askeri kuvvetin fedakarca direnmesi sonuç vermedi ve asiler Konya Vilayet Konağı'nı, Postane, Jandarma Okulu ve Askeri Lise'yi işgal ettiler. Vali ve yeni yöneticiler atadılar. Asiler Akşehir ve Beyşehir'de de duruma hakim oldular. Bütün Konya ve Isparta yöresi asilere katıldi. olayın önemini gören Ankara, Konya'ya askerî birlikler yolladı. Delibaş anlaşma yolunu aradıysa da, kabul edilmedi ve 6 Ekim'de ulusal kuvvetler Konya'ya girdiler. Asiler, Halife adına şavaştıklarını söylüyorlardı. Fakat ulusal kuvvetlerin karşısında peşpeşe yenildiler, 16 Ekim'de Bozkır asilerden temizlendi.Delibaş Mersin üzerinden İstanbul'a kaçtı. Ankara'yı bir kez daha büyük tehlikeye düşüren bu ayaklanma 15 Kasım'da tamamen temizlendi. Suçlular mahkemelerde cezalandırıldılar. Daha sonra buraya gelen Konya İstiklal Mahkemesi asıl suçluları cezalandırdı. İstiklal Mahkemesi ayaklanma ile ilgili hazırladığı raporda, bir iki kaza dışında bütün Konya ve yöresinin ayaklanmış olduğunu kabul ediyordu. Bunların kanunen idamı gerektiğini, fakat bu kadar ağır bir cezanın elebaşılarına uygulanması gerektiğini belirtiyordu. İstiklal Mahkemesi, suçları ağır olanların başkalarına ibret olması ve suçun tekrarına engel ve suçlunun hak ettiği cezanın verilmesi görüşüyle, olayla ilgili olanları üç gruba ayırdı:

    1- Zorla ayaklanmaya katılanlar
    2- Cahil, kandırılmış ve fikir yönünden etkisi olmayanlara "ılımlı" cezalar
    3- Kişisel ve mali yönden halka etki eden ve bu yolla ayaklanmayı kışkırtanların "şiddetli" cezalandırılmalarına karar verdi. Delibaş ise İstanbul'da yeni emirler alıp Konya'ya döndüyse de, yanındakiler tarafından öldürüldü.

    Cemil Çeto Olayı

    Mondros Ateşkesi'nden sonra Doğu Anadolu'da Kürtçülük çalışmaları gösterenler olmuştu. Bir yandan İngilizler bunu kışkırtmış, bir yandan da bazı aşiret reisleri de bu yolda çalışmışlardı. Şeriatın kaldırılmak istendiği ileri sürülerek kışkırtıcılık yapılırken, kürtçülük propogandaları da etkili oluyordu. Fakat yine de büyük bir çoğunluk bunlara kapılmadı. 1920 Mayıs ayında Hıdranlı Aşireti Reisi Hüseyin Paşa Garzan çevresinde "Kürt Teali Derneği"nin bir beyannamesini dağıttı. Bu beyannamede, İtilaf Devletleri'nin Kuva-yı Millîye'yi dağıtacağı ve bir Kürdistan kurulacağı belirtiliyor, silahlanarak, hazırlıklı bulunulması isteniyordu. Hüseyln Paşa'yı misafir eden Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çeto, başka aşiretleri de kürtçülük için kışkırtarak Garzan yöresinde güçlenmeye başladı. Reşkotan aşiretini de kendi yanına çekmek istedi ve hatta kendisine katılmazlarsa zarar görecekleri biçiminde tehdit etti. Fakat Reşkotan Reisi bu tehdide aldırmadı ve Hükümete sadık kaldı. Cemil Çeto harekete geçtiyse de,askeri birliklerin önlemleri karşısında dağıldılar ve Cemil Çeto 4 oğlu ile 7 Haziran 1920'de teslim oldu.

    Milli Aşireti Ayaklanması

    Bir başka kürtçülük olayı da Milli Aşireti'nin ayaklanması oldu. Osmanlı Devleti Kürtlere karşı daima hoşgörülü davranmış ve devletin önemli mevkilerine bile getirmişti. Gerek Meşrutiyet döneminde gerekse B.M.M.'nin açılmasından sonra Meclis'e seçilmek hakları vardı. B.M.M.'ne katılan Yusuf Ziya Bey, Cibranlı Halit Bey'le dostluk kurdu. Halit Bey, Haziran 1920'de Kürt aşiretlerini, "birlik halinde bulunmadıkları için altı yüz yıldır Türk eğemenliğinde yaşadıklarını şimdi kurtuluş gününün geldiğini ve silahlanarak harekete geçmeleri için kışkırtıyordu. Ankara'da kurulan Hükümet'in Padişah'ı tanımadığı ve bu Hükümet'in Yunanlılar tarafından ortadan kaldırılacağını yayıyordu. Bu yolda yapılan kışkırtmalar bazı aşiretleri etkiledi. Yüzyıllardır bir arada yaşayan, birbiriyle kültür ve kan bağı ile bağlı olan aynı soydan gelen bu yörenin halkı arasına da İngiliz etkisiyle kışkırtıcılık tohumları saçılıyordu. Bu propogandalardan etkilenen Milli Aşireti, güneydeki İtilaf Devletleri ile ilişki kurdular ve Fransızlar'ın Urfa'ya ikinci kez saldırdıkları sırada, fırsattan yararlanarak, ayaklanıp Siverek'e doğru yürüdüler. Fakat burada bulunan Beşinci Tümen 19 Haziran'da üzerlerine gidince, asiler Suriye'ye kaçtılar. Suriye'de yeterli derecede hazırlanan asiler 24 Ağustos'ta 3.000 atlı ve deveti, 1.000 yaya kuvvetle Viranşehir'e girdiler. B.M.M.'ne karşı harekete geçtiklerini ilan ettiler. Dersim ve Elazığ yöresindeki bütün aşiretlerin başı olduklarını iddiaya başladılar. Fakat bu yöredeki aşiretler bu iddiaları yalanladılar. "Din ve kan kardeşi" kabul edilen Türk ve Kürtlerin alın yazılarının aynı olduğunu, İngiliz ve Fransız parası ile sokulmak istenen düşmanlığın yıkılması için çalışacaklarını açıkladılar. Bu durumda Beşinci Tümen, Hükümete bağlı aşiretlerin de yardımıyla asileri ikinci kez yendi ve "Milli Aşireti" tekrar çöle kaçtı.

    Koçkiri Ayaklanması

    Hafik (Koçhisar) , Zara, İmranlı, Suşehri, Refahiye, Kemah, Divriği, Kangal, Ovacık, Kuruçay çevresinde 135 köye ve iki bin kilometre karelik bir alanda 40.000 nüfusu olan Koçkiri aşiretinin ayaklanması Ulusal Mücadele için önemli bir tehlike oldu. Bölgede Türkçe ve Kürtçe konuşanlar bir arada yaşamaktaydılar. Aşiret 16 köyde bütün nüfusa sahipti, fakat bazı yerlerde Türklerle iç içe yaşıyorlardı. Yaşadlkları köylerin bir özelliği de, bu köylerin çoğunun isimlerinin "Erkek, Salur" gibi Oğuz Türklerine ait oluşu ve bu isimlerin yüzyıllardan beri yaşadığı idi. Kendi içinde ve dışa kapalı yaşayan ve hükümete bağlı olan Aşiret Başkanı ö1ü Mustafa Paşa'nın oğlu Haydar Bey'in ayaklanma girişimleriyle huzursuzluk başladı. Haydar Bey, Mondros Ateşkekesi sırasında "Kürt Teali ve Teavün Derneği" (Kürt Yüksetme ve Yardımlaşma Derneği)ne girmiş ve bu derneğin şubesini kendi yöresinde açmıştı. Paris Barıs Konferansı'na, hağımsız Ermenistan ve Kürdistan tezleriyle başvuran Ermeni Boğos Paşa ile Kürt Şerif Paşa anlaştılar. Haydar Bey, Seyit Abdülkadir Bey'le haberleşiyordu. Haydar Bey Divrıği Kaymakamlığı'na atandıysa da, oraya gitmedi. Ailesiyle Tunceli'de (Dersim) yerleşti. Haydar Bey, bölgedeki eşkiya Alişir'i yakalamakla görevlendirildiyse de, olayı anlaşma ile çözdü. Ankara ise bir yandan düşman, bir yandan da iç ayaklanmalarla uğraşıyordu. Bu sebeple buraya yollayabileceği kuvveti olmadığı için bu sonucu olumlu karşıladı. Asker kaçaklarını ve eşkiyayı yakalamak için 14 Şubat 1921'de İmranlı'ya gelen 6. Süvari Alayı'na karşı yoğun bir propoganda başladı. Asker kaçaklarını yakalamaya başlayan bir bölüğe asiler saldırdılar, bölük Zara'ya kaçtı. Bundan cesaret alan asi lideri Zalim Çavuş, İmranlı'da bulunan Alay Komutanlığı'na, kasabayı terk etmelerini bildirdi. Kasabada Bucak Müdürü olan Haydar Bey ise bütün hareketin planlayıcısı olduğu icin, olayların gelişmesini seyrediyordu. Alay, tehdide boyun eğmeyince asiler kasabaya saldırdılar. Alay ağır kayıp verdi, cephanesi de tükenince asilere teslim oldu ve asiler İmranlı'ya girdiler. Haydar Bey esir edilen subay ve memurları misafir etmek bahanesiyle fakat gerçekte rehin almak için evine götürdü. Diğer yandan asiretlere mektup yazıp her kabileden 50 atlı istedi. Fakat bir mektubu Hükümet'in eline geçince durum anlaşıldı. Haydar Bey'in adamı Alişan 500 silahlı ile yardıma geldi.

    Sivas Valisi bölge şeyhlerine ve aşiret başkanlarına çağrı yaparak, olayın yatıştırılmasına yardımcı olmalarını istedi. Fakat aşiret bakanları ve şeyhleri, ordunun bir süredir sayım yaptığını, hükümetin Ermenilere yaptığı gibi, Kürtleri de yok etmek niyetinde olduğu endişesiyle Koçkiri Aşireti'nin ayaklanmış olduğu yanıtını verdiler. Yalan propogandaların ne kadar etkili olduğu görülüyordu. Bunun üzerıne asilere nasihat etmek ve bu asılsız iddialara inanmamalarını sağlamak için tanınmış kişiler gönderildi. Fakat asiler zaman kazanmak için oyalama yapıyorlardı. Bunun üzerine yörede 10 Mart 1921'de sıkıyönetim ilan edildi.

    Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa "Sefer yetkisi ile" ayaklanmayı bastırmakla görevlendirildi. Yayınlanan bildiri ile tenkil harekatının asilere karşı olup, halkın can, mal, ırz ve namus güvenliğinin Hükümet'in teminatı altında olduğunu bildirdi. Asilere 48 saatlik teslim olma süresi tanındı. Teslim olmayanların ve Hükümet kuvvetlerine silahla karşı koyanların, mallarına el konacağı, evlerinin yakılıp ve yıkılacağı ilan edildi. Komutanlık halka zarar gelmemesi için gereken bütün önlemleri de aldı. Asi lideri Alişan, hükümete yardım eden köylüleri öldürterek korku yaratmaya ve kürtçülük hareketini güçlendirmek için Türklere karşı kıyıma girişti. Ayaklanma 8 Nisan'a kadar daha da yaygınlaştı. Koçkiri, Dersim Aşiretleri Hükümet'e bir nota göndererek, bölgeye, bir Kürt vali atanmasını, aksi halde ayaklanmanın Dersim'den başka, Erzincan, Van, Diyarbakır ve Erzurum'a yayılacağı tehdidinde bulundular.

    Bu durum karşısında Merkez Ordusu 11 Nisan 1921'de tenkil harekatına başladı. Halkın da katıldığı bu harekat ile asilerin Fırat'ın doğusuna çekilmelerine fırsat verilmedi. Asi köyleri ele geçirildi. 13 Nisan'da Çakşur'da asiler ağır kayıp verdiler. Giresun Alayı da tenkit harekatma katılınca asiler her yerde ağır yenilgiye uğradılar. 22 Nisan'da asiler hemen her yerde temizlenmişlerdi. 23-27 Nisan arasında hemen bütün asiler yakalandılar. Kaçan asi şefleri halk kuvvetleri tarafından sıkıştırıldı. Balaban Aşireti de kendilerine yardımı reddetti. Asiler, askeri birliklere teslim olmaya başladılar.

    Asilere karşı en büyük çatışma 28 Nisan'da Çırageldi'de yapıldı. 28. Süvari Alayı ve Giresun Alayı birlikte saldırıya geçtiler. 1 Mayıs'a kadar süren çarpışmalarda asiler ve hükümet kuvvetleri ağır kayıplar verdiler. Fakat sonunda asiler ağır bir yenilgiye uğradılar ve Haydar Bey ile ileri gelen 56 kişi aman diledi. Dersim asilerinden 400 kişilik bir kuvvet 21 Mayıs'ta yeniden saldırıya, yağma ve öldürme olaylarına başladı. 17 Haziran'a kadar süren çatışmalarda asiler yenildiler. Haydar Bey'in kardeşi Alişan ve 32 asi şefi teslim oldular ve yargılanmak üzere Sivas'a gönderildiler.

    Bu ayaklanma İkinci İnönü Savaşı'nın başladığı bir tarihte patlak vermişti. Yunan saldırısı ile Koçkiri Aşireti'nin aynı tarihlere rastlaması, bunun planlanmasında düşmanların nasıl programlı çalıştıgını göstermektedir. Kürt bağımsızlığını kışkırtanların amacı, Yunan saldırısı sırasında, Yunan ordusuna üstünlük sağlamak amacıyla Dersim yöresinde ayaklanma çıkarıp, Türk ordusunu sıkıştırmak idi. Gerçekten çok tehlikeli bir sırada ordunun önemli bir kısmı bu ayaklanmanın üzerine gönderildi. Ayaklanmayı bastıran Nurettin Paşa, önlem olarak bu iki şiretin dağılıp, Türk köylerinin yanlarına yerleştirilmesini önerdi. Fakat Meclisteki bu yörenin milletvekilleri bunu kabul etmediler. Bu ayaklanma da kapanmış kabul edildi.

    Pontus Sorunu

    M.Ö. 281'de Samsun-Trabzon arasında bir Pontus Krallığı kurulmuş fakat Romalılar buna M.S. 63'de son vermişlerdi. Bizans zamanında ise Kommen Ailesi, 1203 yılında bir Kırallık kurmuşlardı. Selçuklular zamanında ise Sinop ele geçirildi. Trabzon kuşatıldı ve Türklerle Pontus ilk kez mücadeleye başlamış oldular. Daha sonra Türklere, Moğollara vergi vererek varlıklarını sürdürdüler. Uzun Hasanla anlaşmış olan Pontus Krallığı'na, Fatih Sultan Mehmet 1461'de son verdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküntüye başlaması sonucu, bünyesindeki çeşitli Hristiyan azınlıklar gibi, bu bölgedeki Rumlar da "Pontus Devleti"ni yeniden kurma çalışmalarına başladılar. Bunda dış etken oldukça büyüktü. Merzifon'daki Amerikan Koleji öğretim ve idare kurulunun çalışmalarıyla 1904'de "Pontus Derneği" kuruldu. Çalışmalarını arttırarak kısa zamanda Anadolu'da yaygın bir örgüt haline geldi. Ayrıca "Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti" adıyla, terörcü ikinci bir dernek daha kuruldu. 1920 yılında Pontus çetelerinin tehlikesi karşısında Merkez Ordusu kurulduktan sonra, Koleje yapılan bir baskında, Pontus haritaları ve buranın Yunanistan'a katılmasına ait çeşitli kitapIar ele geçti. Durum, Kolejin Amerikalı yöneticisi White'ın yazmış bulunduğu bir mektubun ele geçmesiyle açıkça anlaşıldı. Mektupta Müslümanlık, Türklerin liderliğinde, Hristiyanlığın en büyük düşmanı olarak gösteriliyor ve Türkiye'nin parçalanması amaçlanıyordu.

    Pontusçular bastırdıkları haritalarda, merkezi Samsun olmak üzere, Batum'dan İnebolu'ya ve Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve Erzincan'ı içine alan topraklar üzerinde Pontus Devleti kurmak istiyorlardı. Yunan "Megalo İdea" sının genişliği ve Türkiye için ifade ettiği tehlike açıkça ortadaydı. Bir yandan Ege Bölgesi'ni, diğer yandan Doğu Karadeniz'i de ele çeçirmeye çalışıyordu. Yunanlıların sistemli çalışmaları ile son elli yıl içinde Samsun çevresine 30.000 Rum getirilmişti.

    Birinci Dünya Savaşı'nda burada yaşayan Rumlar Yunanistan ve Rusya yararına casusluk yaptılar, Türk cephesi gerisinde düşmanlıktan geri kalmadılar. Ruslar Trabzon'u işgal edince, Rusları coşkuyla karşıladılar ve Trabzon Metropoliti Hrisantos şehir yönetimini ele geçirdi. Bu fırsattan yararlanan Rumlar serbestçe silahlanmaya başladılar. Rus ordusuna katılan Rumlardan bir gönüllü tümen kuruldu. Ancak 1917 Bolşevik Devrimi üzerine bu tümen de dağıldı. Mevcudu 12.000'e varan bu tümen, biraz daha çalışarak iki üç kat artabilirdi. Nondros Ateşkesi sırasında bu tümenin dağılmış olması İstiklal Savaşı başlangıcında büyük bir şanstı.

    Rusların çekilmesinden sonra Pontusçuluk yine gizli duruma geldi. Paris Barış Konferansı sırasında Rumlar çok yoğun bir propandaya giriştiler. Samsun yöresinde Müslümanların Hristiyanları katlettikleri iddialarını ileri sürdüler. Diğer yandan yalan nüfus üstünlüğü iddialarında da bulunuyorlardı. Hatta buradaki Rumların, bu katliamdan kurtulmak için, Bolşevik tehlikesine rağmen Rusya'ya göç ettiklerini ileri sürüyorlardı. Troçki'ye de bir mektup yazarak, Pontus Cumhuriyeti'nin kurulması için yardım istediler.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında, seferberliğe gelmeyen veya kıtalarından kaçan Rumlar dağlarda çeteler kurmuşlardı. Yalnızca Bafra yöresinde ll Rum köyunden 1.500 silahlı Rum çetecisi çıkmıştı. Rumlar Türk köylerine saldırarak öldürme ve yağmaya başladılar. Mondros Ateşkesi'nden sonra ise Yunanistan'dan getirilen silahlar ve destek sayesinde kuvvetlendiler. İngilizler de kendilerini destekliyordu. Bundan yararlanarak Türk köylerine saldırıları çoğaldı. Yalnız Samsun yöresinde 700'den çok Türk'ü öldürüp, yağma ve tecavüzde bulunmuşlardı. Rumlar'ın bu şekilde saldırıları karsısında Türkler de kendilerini korumak için çeteler kurdular. Bunların en önemlisi, Topal Osman Ağa çetesiydi. Bu daha sonra İstiklal Savaşı'na büyük yararları dokunacak bir kuruluştu.

    Bunlara karşı alınan önlemler yetersiz görüldüğü için 24 Nisan 1920'den sonra Merkez Ordusu kuruldu. 10.000 kişilik ordu 1921'de tenkil (bastırma) harekatına başladı. Samsun'daki Metropolit ve papazlar, yıkıcı çalışmaları yüzünden İstiklal Mahkemesi'ne verildiler. Merkez Ordusu'nun mevcudu 1922'de 20.000'e çıktı. Pontus tehlikesi ancak Şubat 1923'te kesinlikle ortadan kaldırılabildi. 10.886 çeteci yakalandı ve 11.188 asi öldü. Geri kalan Rumlar Yunanistan'a göç ettiler. Bu bölgede çalışan İstiklal Mahkemesi Pontus olayına katılmak ve kışkırtmacılık suçundan üçü Müslüman 174 Rum'u idam etti.

Sayfayı Paylaş